10.Bölüm

Ona doyması ne mümkündü, baktıkça bakasını getiren kadındı Efruz. İç çekerek kapı koluna uzandı Kartal. “Yemeğe gidelim önce.” dedi Efruz’dan alamadığı gözleriyle.

“Olur. Açım zaten. Bugün bir şey de yemedim.”

İncecik bedende gezdirdi kara ateşlerle yanan gözlerini. “Daha ince olmanı beklemiyorum. Diyet yapmıyorsun değil mi?”

“Hiç yapmadım bu güne kadar, sadece iştahım yok.”

Kapıdan birlikte çıktıklarında Kartal kimseden çekinmeden kolunun altına aldığı karısıyla asansöre ilerliyordu. Holding boşalmıştı zaten. Etrafta kimseyi göremiyorlardı veya öyle sanıyorlardı. Aşk gözlerini pembe bir duvarı boyayıp önlerine set niyetine çekmişti.

Birlikte konuşarak bindikleri asansör kapandığında onları izleyen bir çift gözden habersizlerdi. Gözleri kısılmış kadın bir köşede hayretler içerisindeki bakışlarla onları izlemişti. Elinde olan telefonuna çevirdi dikkatini sonra. Telefonun diğer ucundaki başka bir kadın hemen açmıştı telefonu.

“Seherciğim.”

Holdingde personel müdürü olarak çalışan Seher, telefonun diğer ucundaki Canan’a anlatacaklarını sıralamaya başladı. Duyacakları kadını memnun edecekti. Dedikodu, magazin camiasında  sudan önce gelirdi.

“Canan, ne gördüğüme inanamayacaksın!” dedi Seher büyük bir heyecanla.

“Ne?” diyen Canan yerinde doğrulmuştu hemen. Canan için ekmek ve su gibiydi bilmediği ve duyacağı taze dedikodular.

“Kartal Sipahi ve Efruze Duman! biraz bekledi ve” az önce sarmaş dolaş holdingden ayrıldı.” dedi . Seher rahatlamış sesiyle asansöre ilerledi. İçinde tutmak ona göre bir şey değildi.

Canan’ın gözleri bir an büyüyüp ardından öfkeyle kısıldı. “Ne diyorsun sen?”

“Gördüğümü şekerim. Kartal’ın yeni gözdesi Efruze Duman. Hallerine bakacak olursa bayağıda ileri. Asansöre bindiğinde öpüyordu Efruze’yi. Şenay’ın haberi var mı sence?”

Kartal’ı yıllar önce terk eden sevgilisi Mine’nin en yakın dostuydu Canan. Kartal ile çok ilgisi hiç olmamıştı ama ondan nefret ediyordu. Ona göre en yakın dostu Kartal yüzünden çekip gitmişti buralardan. O günden bugüne Kartal dendiğinde nefreti gün yüzüne çıkıyordu.

“Demek öyle.”

“Öyle canım. Dedikoduyu sana yükledim gerisini sen halledersin.”

Canan sinsice sırıttı. “Sen merak etme hayatım, ben ne yapacağımı bilirim. Sen yine görürsen haber ver bana. Öpüyorum ve çok teşekkür ediyorum. Hafta sonu seninle kafede buluşur bir kahve içeriz.”

“Oldu canım.” Seher asansöre binip holdingden ayrılırken, Canan neler yapacağını düşünmeye başlamıştı. Kartal’dan intikamını Efruze’nin adını çıkararak çok güzel alacaktı. “Az bekleyelim.” diye mırıldandı kendi kendine. “Bakalım neler yapabiliriz.” Aklına Mine gelince gözleri özlemle dolmuştu. “Ah arkadaşım neden gittin ki. Senin koltuğuna başkaları oturuyor.”

İçindeki kıskançlık duygusunun gerçek sebebini bir tek kendisi biliyordu yine. O dönemin en gözde bekarları hem de en yakın dostlarıydılar. Mine’nin gidişiyle her şey tepe taklak olmuştu. Dişlerini sıktı. Öfkeyle yerinden kalktı. “Elimden geleni yapmazsam ben de Canan değilim.”





Her akşam buluşuyor gözlerden uzak yerler seçerek özlemlerini az da olsa dindiriyorlardı. Kartal onun iki dudağından çıkacak ‘tamam konuşalım’ diyeceğini anı bekliyordu. Ama Efruz inatla konuyu açmıyordu. Önlerindeki hafta ortası olacak olan ihaleyi bekliyordu Efruz. Bir ihtimal Kartal’dan medet ummadan babasının düzlüğe çıkacağını umut ediyordu.

Abisi Aydın ise sürekli Kıbrıs’a gidiyor ve her gittiğinde büyük meblağlar kaybediyordu. Artık evde kavgalar baş göstermeye başlamıştı. Efruz delirecek kadar öfkeleniyor ama babası umursamıyordu. O da kendisi gibi ihaleyi beklediğini düşünüyordu. Bu denli bir özgüvene inanamıyordu kız ama elinden gelen bir şey de yoktu. Ellerinde çok az şey kaldığını gördükçe kan beynine sıçrıyordu. İhaleyi aldıkları takdirde bankadan kredi çekmeleri olağandı.

Bu da yetmiyormuş gibi Koray sürekli karşısına çıkıyor olmadık saçma sapan şeyler söylüyordu. Bunların hiç birini Kartal’a söyleyemiyor olması kendi içinde daha da sorunlara neden oluyordu. Kocası onun her halini okuyordu. Konuşmamasına içerliyor yine de ses etmiyordu.

“Yarın bir törene katılacağım.”

Efruz açık olan saçlarını sol omzuna topladı. “Ödül alıyormuşsun, hiç söylemiyorsun da.” dedi gözlerine kadar gülerek.

“Öyleymiş. Çok sevdiğim bir şey değil biliyorsun. Bir de konuşma yapacağım, şimdiden stres basıyor.”

“Ne kadar da mütevazi bir kocam var.”

“Geleceksin değil mi?”

“Tabii ki kaçırır mıyım? Sevgili eşim ödül alacak ben gitmeyecek miyim?” dedi ayıplarcasına bir bakışla.

Uzun uzun seyretti karısını. “Eşin seni çok özledi.” dedi masaya doğru eğilip. “Eşim beni özlemiyor mu?”

Efruz’da dirseklerini dayadığı masadan kocasına yaklaştı. Başını yana yatırdı. Adamın köşeli yüz hatlarına, çekici siyah gözlerine baktı sevgiyle. “Teşekkür ederim.” dedi aniden.

“Ne için?”

“Anlayışın için.”

“Çok sabrım kalmadı Efruz.” dedi tükenmiş  sesiyle. “Dayandığıma bakma. Seni daha evimize bile götüremedim. Oraya her şey yoluna girdiğinde gelmeni istiyorum. Misafir gibi girip çıkmanı istemiyorum.”

“Olacak elbet.” Gözlerini masaya indirdi Efruz. “İhaleyi beklediğimi biliyorsun. Haftaya iyi veya kötü bir sonuç elde edeceğiz.”

“Kötü sonuç çıkarsa peki?”

Efruz kocasına döndü tekrar. “Babamın damadı olmaya hazırla kendini. Sen kaşındın.”

Ellerini iki yana açtı Kartal. “Ben hazırım kraliçem, tacını takmana az kaldı.”

“Dalga geçme.” Gülümseyerek başını çevirdi Efruz. “Gerçi biraz kulak kabarttım camiadaki dedikodulara. İlginç şeyler öğrendim. Doğruysa tabii.”

“Konu neydi?”

“Sen tabii ki. Başkasını neden merak edeyim?”

Kaşları havaya kalktı Kartal’ın. “Ee, ney mişim?”

“Ne değilmişsin ki. Meğer ne çok talibin varmış. Seni kızları için bulunmaz damat pozisyonunda görenlerin sayısı oldukça yüksek. Bir tacı hak ettiğim doğrudur. Evliliğimiz gün yüzüne çıktığında çok fazla düşman sahibi olacağım gibi.”

Gözlerini kısarak karısına yaklaştı. Yanağına düşen bukleyi parmağı arasında dolandırdı. “Varsın düşman olsunlar, kimin umurunda. Bu arada ben hiç araştırma yapmadım. Senin peşinde kimler vardı, buna bir el atacağım? Bende dostumu düşmanımı bilmeliyim.”

Efruz’un bir anda yok olan neşesinin sebebini de tahmin etmeye çalıştı Kartal. “Koray değil mi?”

Başını sallamakla yetindi Efruz. “Hasta O! Normal değil.” dedi kocasına.

“Hiç önemli değil. Ne olursa olur, benim kadınıma dokunmadığı sürece canı sağ kalacak.” Kocasından kaçırdığı bakışlarını Kartal’ın yakaladığını biliyordu. Bu adamdan hiçbir şey kaçmıyordu. Her şeyi yüzünden okuyordu.

“Canını sıkıyor biliyorum.”

“Fazlasıyla.”

“Şirketten ayrılmanı istiyorum.” dedi hem Koray’dan uzak durması hem de oluşacak diğer sorunlar için Efruz’un şirketten bir an önce ayrılması şartı.

“Onunla dip dibe çalışman kötüydü şimdi benim için işkenceye dönecek çünkü her an aklımın sende kalması… bırakmalısın Efruz.” diye bitirdi sözlerini. Daha çok söylemek istediği vardı ama kendini tutmuştu.

“Bırakacağım ama nasıl olacak bilmiyorum. Abime de babama da bariz bir iyiliğim dokunmuyor. Beni dinlemiyorlar ki zaten. Kendi işimi yapabilirim, belki.”

Kendisiyle aynı fikirde olan karısının elini tutup dudaklarına götürdü. Öptüğü eli avucunun içine aldı. “Bence de yaparsın. Her zaman yanındayım.”

“Senin gibi bir kocayı hak edecek ne yaptı bu Efruz?”

“Ya ben, ben ne yapmış olabilirim.”

“Kader.”

“Kader.”

İkisi birden aynı anda söyledikleri aynı sözlerle birbirlerine bakıp gülümsediler. “İyi oyuna geldik kabul et.” dedi kocasına.

“iyi ki de oyuna geldik.”





Selin, Hümeysa ve Efruz geceye katılmak için kuaförde birlikte hazırlanıyorlardı. Uzun saçlarını düzleştirip tek omzunda sekil verdirmişti Efruz. Açık mavi tercih ettiği elbisesini de giyince adı gibi göz kamaştırıcı olmuştu.

Selin’de tenine ve gözlerine yakışan yeşilden vazgeçmeyip tercihini o yönde kullanmıştı. Tüm Antalya bu geceye hazırlanıyordu. İş dünyasının önde gelen isimlerinden kadınlar birbirleriyle şıklık yarışında olacağı bir geceydi.

“Damgamı vuracağım diyorsun Efruz.” dedi Selin. “Birileri fena kıskanacak. Koluna da takamayınca…” dedi tek kaşını kaldıran ve arkadaşına ima ile bakan Selin. “Geberecek.”

Heyecanla ellerini elbisesi üzerinde gezdirdi. Aynada kendine bakarken bile Kartal’ı görüyordu sanki. “Olsun artık ne yapalım.”

“Çok yaklaşma kocana.” diye fısıldadı Hümeysa. Etrafı kadın kaynıyordu. “Dedikodunun hası dönecek bu gece. Yarın yerel magazinde boy boy fotoğraflarınız çıkarsa hiç şaşırmam.”

“Doğrular…” dedi Selin. Memnuniyetsiz yüz ifadesiyle onlara katıldı Efruz. “Sabır,” dedi içinden.

Duman ailesinin de gecede hazır bulunmasıyla ailesinin masasına oturmak istememişti Efruz. Masalar rezerve edilmişti ama Kartal’a attığı bir mesaj ile arkadaşlarının da toplandığı bir masaya geçmişlerdi. Annesinin yanında kocasına nasıl aşkla bakacağını düşünmüştü hep.

Kocasını uzaktan görüyordu yine. Ne zaman yan yana oturacaklarını merak ediyordu. Karısı olarak yanı başında yer almak istiyordu artık. Sıkıntılı bir nefes verip kendi gibi genç iş arkadaşlarına döndü mecburen.

Kızlar birbirinden güzeldi bu gece. Aralarında konuşup gülüşüyorlardı. Hümeysa’da boş durmuyor uzun uzun cümleleriyle onları kahkaha boğuyordu.

“Nerelerdesin Efruze, hiç ortalarda görünmüyorsun?” Sibel’e döndü Efruz. Kıstığı gözleriyle kendinde bir şeyler arayan Sibel’e eğreti bir tebessüm etti. “Ev ve iş.” dedi.

“Ah yapma hepimiz çalışıyoruz ama sen hiç yoksun. Bunalımda falan değilsin, değil mi?”

Hümeysa’nın kaşları havalanırken Selin’de masaya dirseklerini dayamıştı. Efruz’un sahte gülüşünün altından ne çıkacağını merak etmişlerdi. Sibel’e kaldırdığı çenesiyle gri korkusuz gözleriyle kıza cevap verdi. “Bunalımda olmam için bir neden olduğunu da nereden çıkardın?”

“Kaç yaşına geldin Efruze, yanında birini göremiyoruz. Hep yalnızsın. Canına tak etmiştir belki, diye düşünüyorum.” dedi Sibel, tüm samimiyetsiz tavrıyla.

“Ah canım benim, sen beni neden bu kadar düşünüyorsun? Güzelliğime yakışacak bir kral bekliyorumdur belki. Zamanımı çerezlerle geçirmek istemiyorum. Özel bir kadının beklediği özel bir adam vardır,” dedi kıza gözlerini açarak. “Belki…”

Sibel, Canan tarafından gönderilmişti. Hiç kendini bozmadı. Efruz ile Kartal arasındakileri görmek istiyordu Canan. Elindeki tüm kozları oynayacaktı. Bakışlarını Kartal’a çevirdi Sibel. “Kral demişken …” dedi bakışlarının gittiği tarafa baktılar göz ucuyla Efruz. Selin’in gözleri büyürken Hümeysa nefesini tutmuştu. Kartal oldukça yakında oturuyordu.

“Kartal Sipahi ödül alacakmış.”

“Hıı öyleymiş,” dedi Hümeysa. Konunun başka bir yöne gitmesini isteyerek. “İş adamı sonuçta.”

Efruz’un deli damarları boynunda atmaya başlamıştı. Sibel’in kocasını gözüyle soyan bakışlarına aldırmadan edemiyordu. “Ee,” dedi Sibel’e bakıp sert sesiyle.

Sibel yine rahat tavrıyla Efruz’a döndü. “Çok hoş adam. Bayılıyorum Kartal Sipahi’ye.” Bakışları yine Kartal’a kayan Sibel devam etti. “O geniş omuzlar… O geniş beden… Kim bilir ne eğlenceli geceler yaşayabiliriz.”

Diğer kızlarda Sibel’i dinliyor ama katılmıyorlardı konuşmaya. Selin ve Hümeysa’nın gözleri Efruz üzerindeydi. Efruz’un koyulaşan bakışlarını biliyorlardı. İkisi de içlerinden hayır, diyordu.

“Ah,” dedi Sibel. “Kartal’a bir erkek çocuk doğurmak istiyorum. Adam kral bende bir veliaht prens versem ne güzel olurdu.”

O geniş omuzlarda Efruz’undu, büyük beden de. Çocuğu da o verirdi koynuna da o alırdı. O Kartal’ın kadınıydı. Boynundaki şah damarı tik tak atıyor gözleri bir an olsun Sibel’in üzerinden ayrılmıyordu.

İç çeken Sibel içi alkol dolu bardağına uzandığında keyfi oldukça yerindeydi. “Neyse. Bu gece şansımı deneyeceğim.”

Ne olduğunu anlayamadan bardağı ters dönen Sibel ufak bir çığlıkla yerinden sıçradı. Turkuaz rengi elbisenin üzerinde kocaman sarı bir leke oluştu. Başını kaldırıp kızlara baktı şaşkınca biraz da öfkeyle. Efruz’un tek kaşı havaya kalkmış gülümseyen bir suratla kendine olan bakışlarına gözlerini belertti.

“Bu şekilde ilgisini çekemezsin sanırım.” dedi Efruz. “Hay Allah nasıl oldu o? Sende sakarlık var mıydı, şekerim?” dedi arkasına yaslanırken. Selin yüzünü yana çevirmişti, güldüğünü görebiliyordu Efruz. Hümeysa’da ufak bir kaş çatışla, “Ay canım çok kötü oldu. Hadi git hallet istersen.” dedi.

Elindeki peçeteyi hırsla masaya fırlattı Sibel. “Lanet olsun,” diye mırıldanıp uzaklaştı.

Kulağına eğildi Selin. “Etkilendim. Senin devirme gücün var mıydı? Ben sadece nesneleri küçültüp büyüttüğünü biliyordum.” Geri çekilip kızın yüzüne bakarak cevap bekledi. Efruz dudaklarını büktü.

“Varmış. Bende şimdi fark ettim. Nasıl olduğunu anladım ama çok kolay oldu.” dedi, ardından omuz silkti. “Hak etti.” Selin başını sallayarak yerine yaslandı. Onun da gözleri bir hedefi bulmuştu bu gece. Kartal’ın yanında oturan Kılıç’ın üzerindeydi. Kaçamak attığı bakışlarıyla arada yakalanmıyor değildi. Neyseki Kılıç’ta kendini ele veriyordu kadına olan cekici bakışlarıyla.

Efruz rahatlamıştı. Kocasının kaşlarını birleştirmiş bakışına ‘sorun yok’ bakışları attı.

Yılın en iyi iş adamı ödülünü vermeden önce konuşma yapan adamı dinliyorlardı. Kartal’ın yaptığı işlerden bahsediliyordu. Efruz pür dikkat dinliyordu. Bilmediklerini duyuyor, duydukça kocasıyla içten içe gurur duyuyordu. Bu yıl yaptırdığı okulları öğrendiğinde parlayan bakışlarını bir an kocasına uzatmıştı. Kartal ise bahsedilenlerden hiç memnun değilmiş gibiydi. Ayağa kalkmış olan Kartal ve Kılıç’ın arkasından geçerek gidişlerine şahit olduğunda anlam veremedi Efruz. Herhalde bir sorun çıkmıştı diye düşündü.


Sessiz, onları kimsenin duyamayacağı bir yere geçtiklerinde Kartal telefonuna gelen şifreyi baştan okudu. Bu bir uyarıydı. Arabasının nerede olduğunu öğrendiğinde ikisi birlikte arabanın içine girdiler. Gizli bölmeden gizli işlerini hallettikleri telefonu ve tek kullanımlık hatlardan bir tane alarak telefona takıp ezbere bildikleri numarayı aradı Kartal.

“Kartal.” diyen tok sese, “Binbaşım.” diye karşılık verdi.

“Karın,” diye başlayan cümleye kaşlarını çattı Kartal. Kılıç onu izliyordu.

“Kamil Duman’ın kızı olduğunu bize söylemedin. Babasının kaçakçı olduğunu biliyor mu?”

Dişlerini sıkarak gözlerini kapatıp açtı Kartal. “Hayır bilmiyor.” dedi usul bir tonda.

“Elimizdeki kanıtlar öyle demiyor ama.” dedi Binbaşı.

“Ne kanıtı?” dedi şaşkınca.

“Paravan şirketler üzerinden kaçırdığı paralar Efruze Duman adına yurt dışında bir bankada.”

Bir babanın kızına bunu nasıl yaptığına inanmak istemedi Kartal. Kızını bile bile ateşe atan bir babaya bunun hesabını ağır soracaktı. “Bilmiyor, buna eminim.” diyebildi.

“İhaleyi sen alacaksın. Yolundakileri çek! Özellikle Kamil Duman’a ve Latif Sencer’e kaptırmak çok sakıncalı. O ihalenin paraları masumların canını yakmasın.”

“Peki Binbaşım.” dedi ama şimdiden gerilmişti Kartal. Karısıyla işi arasında kalacağı bir günün olacağını tahmin bile etmemişti.

“Eşinin adını temize çıkarman için sana dört gün veriyoruz. Aksi takdirde beş gün sonra yapılacak baskında önce karın yanacak. Üç gün sonra Ankara’ya seni ve Kılıç’ı bekliyoruz. Yanında olduğunu biliyorum. Git şimdi ödülünü al.”

“Emredersiniz Binbaşım.”

Telefonu kapatıp sim kartı kırdı Kartal. Kırık sim kartını da yine yerine bıraktı telefon ile birlikte. Arabadan inip yine yerlerine dönerken Kartal kısaca anlattı Kılıç’a. Kılıç’ta arkadaşı gibi şaşırmıştı ve Kamil Duman’a en güzel küfürlerini yollamıştı.





Kocasını yerine otururken gördüğünde gülümsedi. Ama Kartal’ın yüzünden anladığı kadarıyla bir sorun vardı. Daha sonra sormayı not etti aklına.

Sibel’in boşalttığı yere baktı ve güldü. Gitmişti ve dönmemişti. Birden biri gelip oturdu Sibel’in yerine. Baktığında Canan olduğunu görünce gülümsedi.

“Nasılsınız kızlar? Merhaba demek istedim.” dedi tüm içtenliğiyle.

“İyiyiz Canan, sen?” dedi Efruz. Diğer kızlar da katılmıştı.

“Çok güzelsiniz bu gece.” diye başlayan cümleleri sıraladı Canan. Konuşmayı da dinliyor ama arada da Canan’a karşılık veriyordu Efruz. Kocasının adını duyunca Kartal’ın sahneye çıkışını izledi. Eline verilen camdan olduğu belli olan uzun, saydam gökdelen biçimindeki ödülü alışına gülümsedi. Gururla dolmak böyle bir şeydi. Efruz kocasıyla içten içe gurur duyuyordu.

“Bu adamdan nefret ediyorum.” dedi Canan. Efruz’un başı aniden Canan’a döndü. “Kimden?” dedi bilinçsizce.

“Kartal Sipahi’den tabii ki.” dedi Canan.

Selin göz devirdiğinde Hümeysa’da bıkkınlıkla arkasına yaslandı.

“Neden?” dedi Efruz. Seveni varmış ama nefret edeni de varmış, dedi içinden. Kocası hakkında konuşulanlardan sıkılmıştı.

Canan çenesiyle ödülü kürsüye bırakmış konuşan Kartal’ı işaret etti. “Onun yüzünden en yakın arkadaşım buraları terk etti. Karnında bebeği ile hem de!”

Efruz’un omuzları kalktı. Gerilmişti. Ne anlatmak istediğini anlayamamıştı ki kadının. “Anlamadım.” diyebildi. 

Canan sahte bir iç çekişle devam etti. “Mine… En yakın dostum onun sevgilisiydi.”

Efruz yutkundu.

“Kumar masasında kaybetti Mine’yi. Kumar masasında sattı. Karnında bebeğiyle! Çok üzüldü Mine. Kahroldu. Çok seviyordu ve güveniyordu ona. Çok uzun yıllar oldu ama ben unutamıyorum. Aşkını kalbine gömerek kaçtı gitti buralardan.”

Duydukları kalbine saplanırken kocasına çevirdi kurşuni gözlerini. Konuşurken etrafı tavaf eden Kartal’ın bakışları kendini görmüyordu. Beyninde dönüp duran cümlelerin ağırlığı gözlerine çekiç darbesi yapıyordu. Bir yanı hayır inanma diye inliyorken kadın tarafı ağır basıyordu. Karnında bebeğiyle… Kumar masasında kaybetti… Kumarda kaybetti…

Efruz’u inceleyen Canan amacına ulaşmış olmasıyla gülümsedi. “Pelin’den de ayrılmış. Oysa onu da çok seviyordu. Sıra kimde acaba? Şimdi kime takacak kancasını merak ediyorum. Size abla tavsiyesi bu adamdan uzak durun. Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de o’dur. Kartal Sipahi güvenilecek biri değil. Karnındaki bebeğini ve sevdiği kadını kumar masasına yatıran adamdan kimseye hayır gelmez.” Yerinden kalktı Canan. “Neyse tatlı kızlar size doyum olmaz, görüşürüz.”

Selin ve Hümeysa ağızları bir karış açık bakmıştı arkasından. Diğer kızlar aralarında fısıltıyla konuşmaya başlamışlardı çoktan.

Efruz’ un gözleri dolmuş, yüreği karışmıştı. Kocası hakkında duydukları ağır gelmişti. Kocası üzerindeki bakışları kendiliğinden yoğunlaşmıştı. İçinde üzüntü, keder ama en çok kırılmış bir kadın baş göstermeye başlamıştı.Kaybedişleri olan biriyim ben… Bu şekilde kaybettiğini hayal dahi etmemişti. Kendini ucuz hissetmişti. Çabuk kapılan ucuz bir duygu dalgası geçmişti içinden.

“Sindir,” dedi kendine. “Yalandır. Yapmaz o öyle bir şey.” Kocasının sözleri tekrar ve tekrar doldu aklına.”Kayıpları olan biriyim ben.”demişti Kartal. Ne kaybettiğini anlatmıştı ama bunlardan bahsetmemişti.Bir bebek yoktu düşünceleri arasında. Hiç olmamıştı da. Kumarda sevdiği kadını kaybetmek!!! Satmak!

Kocasıyla bakışları kesişti. Bir an durakladı Kartal. Karısının bakışlarındaki garipliği fark etmişti. Hemen topladı kendini. İçini bir korku sarmıştı. Teşekkür etmeye girişmişti ki kürsünün üzerindeki ödülünün hareket ettiğini farketti. Ödülün kendiliğinden devrildiğini anında yakalamıştı zihni. Düşecekken yarı yolda tuttuğu ödülü elinin içinde ufak bir sızıya neden olmuştu. Birkaç adamın kürsüye yaklaşmasıyla doğruldu Kartal. Gözlerini karısının üzerinden alıp eline çevirdiğinde kana bulanmış eline baktı. Birisi ödülü elinden alırken Efruz’un ardına bakmadan koşar adım salonu terk ettiğini gördüğünde onu nelerin beklediğini az çok tahmin edebilmişti.

“İyi misiniz Kartal Bey? O nasıl düştü anlam veremedim.” İş dünyasından tanıdığı adamın sözlerini zor toparlıyordu aklı. Yanına gelen Kılıç’a sert bir bakış attı. Kılıç’ta ona onu anladığına dair.

“Önemli değil. Ben hallederim. Size iyi geceler lütfen devam edin.” Adama bakmadan sarf ettiği sözlerin sonuna doğru da çıkışa yürümeye başlamıştı. Elinin içinde kalınca bir peçete vardı. Kılıç vermişti peçeteyi ve sertçe yumruk yapmıştı Kartal. Kan akacaksa bile kendine yol bulamayacaktı.

“Ne oldu anlamadım.” dedi Kılıç’a.

“Ben anladım.” dedi Kılıç keyifsiz sesiyle. Kartal’ın durup ona döndü ama Kılıç kendine bakan kadına kaydırdı gözlerini.

“Sakin ol. Dışarı çıkalım.”

Acı bir nefes girdi ciğerlerine. Karısı çekip gitmişti. Sebebini bilmiyordu. Bir de durduk yere devrilen ödül vardı. Aklı karışmaya çok müsaitti.

Tam önünü döndüğünde Canan çıktı karşısına. Gözlerini kıstı Kartal. Kadının zafer gülüşü sinirlerini daha da bozmaya yetmişti. “Tabii” dedi kendine. Masada fark etmişti Canan’ı.

“Çekil.”

“Ne o, o da mı terk etti seni?” dedi Canan. Kartal’ın gözleri daha da ufaldı ve kadının göz bebeklerindeki zafer çığlıklarını gördü.

“Ne anlattın ona?”

“Sadece gerçeği.”

“Gerçeği söylemiş olsaydın gitmezdi.”

“Giderdi. Hangi kadın olsa giderdi. Senden öyle nefret ediyorum ki elimden geleni ardıma koymadım, koymayacağım.” Yanlış yerdeydiler. Kartal dişlerini sıkmakla yetiniyordu. Bir kadına el kaldırmışlığı hiç olmamıştı. Olmamasını istiyordu. Ama bu kadına dokunmak değil canını almak istiyordu.

“Bence de öyle yapmalısın çünkü geri döneceğim ve sana bunların hesabını soracağım. Öfkem taze kalmalı Canan. Elinden geleni ardına koyma. Koyma ki ben seni doğduğuna pişman edebileyim.”

Canan’ın gözlerinden bir ürperti gelip geçti. “Ben emelime ulaştım Kartal. Ne halin varsa görebilirsin.” Canan son sözünü söyleyip adamların yanından hızla uzaklaştı.

“Bunun nereden haberi olmuş?” diye mırıldandı Kılıç. Başını çevirdiğinde Kartal’ın çoktan kapıya varmış olduğuyla gözlerini devirip adımlarını hızlandırdı. 

“Bırak ben kullanırım.” Durup başını gökyüzüne kaldırdı. Açtığı siyah Porsche’nin kapısını hızla geri kapattı. “Ona inandı.”

“Ne duyduğunu bilmiyoruz Kartal. Peşin hükümlü olmamakta fayda var.”

“Ne duyduğunun ne önemi var? Ona inandı.” dedi sıkılı dişleri arasından. “Bana, kocasına sormayı denemeden çekip gitti.”

“O bir kadın. Bak! Her şey olabilir. Kıskanmış olabilir. Bilmediği şeyleri gerçekmiş gibi hissetmiş olabilir. Hata sende ona Mine’den bahsetmeliydin.”

“Ona neden yıllar önceki gönül maceramı anlatayım, hem de üzeri küf tutmuş bir konuyu?”

“Arabaya bin. Konuşarak çözeceğimiz şeyleri içinden çıkılmaz hale getirmeyin.” Kartal’ı yolundan çekip aracın kapısını açıp bindi Kılıç. Öfkeyle diğer kapıyı açıp bindiğinde kapının yerinden çıkacağını sandı Kılıç.

Sessizce yol aldıklarında burnundan soluyan adama kısa bakışlar atıyordu Kılıç. “Elin nasıl?”

Elini daha sert sıktı Kartal. “Bilmiyorum.” dedi.

“Nasıl oldu, neden düştü o zımbırtı?”

Ödülün hareket ettiğini gördüğüne emindi Kartal. Ama nasıl ve neden olduğunu bilemiyordu. “Bilmiyorum.”

“Nereye gidiyoruz, adresi söyle bari?”

Efruz’u sürekli aradı ama açan olmadı. Her uzun çalışlar kalbine çöken öfke ve hüzün dalgasıyla kavruluyordu. Selin’i aramaya karar verdi. İkinci çalışta açılmıştı telefon.

“Kartal Bey.”

“Sende mi?”

“Evet.”

Telefonu kapatıp Selin’in evini tarif etti Kartal. Her şeyden önce kendisiyle konuşmasını isterdi. O şekilde çekip gitmesini aklı almıyordu. Hiç mi güven verememişti Efruz’a? Hiç mi kendini tanıtamamıştı? Burun kemerini sıktı. Onu neyin beklediğini bilmiyordu ama bildiği bir şey vardı; Efruz giderken onu kırmıştı. 





Salonun ortasında dönüp duran arada oturan sonra aklına gelenlerle tekrar yerinden ok gibi fırlayan arkadaşını izliyordu  Selin ve Hümeysa. Gözlerinden akıttığı yaşlarda cabasıydı Efruz’un.

“Nasıl yaptım ben onu, nasıl?” Elleri havada Selin’e bakıyordu. Hümeysa arkadaşının haline olan üzüntüsünden bir köşede gözleri dolu dolu bakıyordu. “Aşkım yeter,” diye mırıldandı Hümeysa.

“Elini kestim. Kendimi kontrol edemedim.” Elinden çekilen ödülle kanı görmüştü Efruz. Kendini kontrol edememişti. Bu hep oluyordu ama daha önce kimseyi yaralamamıştı.

Kendi kendine dövünen arkadaşının omzundan tutup kendine çevirdi Selin. “Bu mu sorun? Ufak bir kesik, ölmeyecek Efruz. İçindekileri anlat bize.” diye çıkıştı sesini yükseltip.

Efruz aslında Kartal’a kızmak bağırmak istiyordu. Duyduklarının gerçekliğini bilmek istiyordu ama kalbi ikilemde kalmış gibi söz konusu etmeye de korkuyordu.

Durdu ve gözlerinden akmalarına izin verdiği yaşları sildi. “Bebek dedi. Kumar masasında sevgilisini kaybetti dedi.” dedi dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini yüzüne kapatıp içinden geldiği gibi ağlamaya başladı.

“Doğru olup olmadığını bile bilmiyoruz Efruz. Yanlış yaptın! Önce Kartal ile konuşmalıydın.”

“Anlamıyorsun Selin, Canan’ı dikkatle izledim. Yalan söylemiyordu. Tek bir kez bile sesi titremedi, gözlerini kaçırmadı. O kadar doğal bir dille anlatıyordu ki, gerçekleri söylüyordu.”

“Saçmalıyorsun Efruz. Yalan makinası bile yalanı inanarak söylediğinde yakalayamıyor. Sen onun her dediğine nasıl inanırsın?”

“Kendini benim yerime koysana. Biri geliyor ve evlendiğin adamın geçmişiyle ilgili sana bunları söylüyor, sen ne düşünürdün? Kartal kendisi sürekli söylüyor ‘kayıpları olan biri o’ bir kaçı yalan bile olsa karnında bebeğiyle bir kadın vardı ortada, bunlar yalan olamaz.”

“Efruz,” dedi Selin. “Sen onu seviyorsun. Öyle bile olsa ne değişir. Sen onun karısısın.”

“Ne yapmalıyım peki? Bir gün beni de başka bir masada yem olarak kullanmasını mı bekleyeceğim.”

Hümeysa yerinden kalkıp Efruz’un yanına diz çöktü. “Hayatım her şey yıllar önce olmuş besbelli. Kartal’da değişmiş olamaz mı? Birini hatalarıyla severiz.”

Gözlerinden akan yaşlar hız kazanmıştı. “İçimde bir şeyler kırıldı Hümeysa. Delicesine inandığım güven kuşunun kanadı kırıldı.” diye inledi.

Zil çalıyordu ama ardı ardına inen yumruk sesleri de zile eşlik ediyordu. Üçü birden başını kaldırdı. “O geldi. Lütfen makul ol. Zora sokacak bir şey söyleme. Her şeyin bir açıklaması vardır.” Selin yerden kalkarak yeşil gece elbisesinin eteklerini toplayıp kapıya koştu.

Gördüğü Kartal daha öncekilere benzemiyordu. Teni öfkeden kararmış gibiydi. Kendine hiç bakmayan adam salona doğru hızlı adımlar atıyordu.

“Merhaba.”

Sesle irkildi Selin. “Ah,” dedi korkuyla. Kartal’a öyle odaklanmıştı ki Kılıç’ı fark etmemişti. “Üzgünüm sizi göremedim. Lütfen içeri girin.” Kılıç’ın ardından kapıyı kapatıp önden yürüdü.

Salonun ortasında beş kişi birbirlerine bakıyorlardı. Efruz yaşlı gözlerini silmiş kendini sıkıyordu. Kartal sakin olmaya teşvik ettiği ruh haliyle karısına bakıyordu.

“Bizi yalnız bırakın.” dedi kısık ve sert sesiyle. Efruz yutkunarak gözlerini kaçırdı. Ama Kartal gözlerini bile kırpmıyordu.

“Ben eve gitmeliyim. Ararım.” diyen Hümeysa Selin eşliğinde evden ayrıldı. Kılıç bir anda yanında bitmişti. “Böyle geçin Kılıç Bey.” diyerek eliyle kütüphane olarak kullandığı odayı işaret etti Selin.

Eline kaydı bakışları Efruz’un. Sımsıkı yumduğu elinde kanlı peçeteler görünüyordu. Elinden usulca adamın gözlerine kaldırdı bakışlarını. Buz gibiydi, siyah buz. Ona aşkla bakan adamın gözleri değildi. İttiği göz yaşlarıyla yutkundu tekrar.

“Neden gittin?” diyen sesin soğukluğuyla üşüdüğünü anımsatan ürperti geçti teninden. “Duyduklarım ağır geldi.” dedi.

“İnandın mı?”

Ne diyeceğini bilememenin karmaşıklığı içinde ellerini saçlarına götürüp dağılan saç tellerini toplamaya çabaladı. “Yalan dersin…” diyebildi.

Kartal’ın sıktığı dişleriyle yanak kasları dalgalandı. “Ben yalan dersem sen inanacaksın bana, öyle mi?” dedi sesini yükseltip.

“Ne bekliyorsun?” Efruz da ona bağırdı. Adamın öfkeli sesi onu daha da geriyordu.

“Hiç değilse ilk önce bana gelmeni beklerdim, çekip gitmeni değil. Gittin çünkü her kelimesine inandın. Gittin çünkü bana güvenmedin. Gittin çünkü yaşadığımız her şeyin yerine duyduklarını koydun.”

“Bana anlatmalıydın. Bu kadar sarsılmazdım. Bilirdim. Ona, yalan derdim.”

“Yine diyebilirdin ama sen en kolay olan yolu seçtin. İnanmayı!”

Efruz dişlerini sıkarak derin nefes aldı. Göz yaşlarını salmıştı artık. “Karnında bebeğiyle onu kumar masasında sattığını söyledi.”

Kartal’ın gözleri bir an büyüyüp kısıldı. Canan’ın canı yanacaktı. Yemin etti orada. İlk defa ağladığını gördüğü karısına içi gitse de bu konunun önemi tüm hayatlarını etkileyecekti.

“Ben o kadar adi biriyim. Sana söylemiştim. Ben çok yanlış yaptım demiştim sana. Buna neden şaşırdın?”

Efruz yerine çakıldı. Ruhu bedenini terk etmişti sanki. Yer ayakları altında kayıyordu. Hemen yanındaki mobilyanın kolçağına tutundu. “Öyle mi?” diye mırıldandı. 

“Öyle.” dedi Kartal içi kan ağlayarak. Bir kez güvenmemişti, bile isteye başkasına inanmıştı. Onu ikna etmek için kılını bile kımıldatmayacaktı. Efruz kocasına güvenmeyi öğrenecekti.

Elini alnına götürüp ovaladı Efruz. Başı dönüyor gibiydi. Kocasının sözleri Canan’ın sözlerinden daha ağırdı. Kocasına kaldırdı inatçı çenesini.

“Beni hangi masada bırakacaksın?” dedi yüreğinden kan damlarken. Tüm yaşananlar kırılmış, saçılmıştı.

Kartal karısına doğru yaklaştı. Kadının başına gelip üstten baktı. Çenesi seğiriyor gözlerinden öfke akıyordu.

“Sen, sana duyduğum güvene ihanet ettin. Ama seni masada bırakmayacağım. Tam tersini yapacağım. Sen de bana güvenmeyi öğreneceksin.”

Arkasını dönüp giden adamın kapıyı çekişiyle kendini yere bıraktı. Ellerini yüzüne kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!