10.Bölüm

Yol bitmek bilmemişti ya da bana öyle gelmişti. Lüks bir siteydi ve durduğumuz eve baktığım iki katlı ama oldukça büyük görünüyordu. Tek kelime etmeden buraya kadar gelmiştik, neden geldiğimi bile bilmiyordum.

“İyi misin?” diye sordu.

“Bunu neden soruyorsun?”

“İyi olup olmadığını merak ediyorum. Herhangi bir ağrın var mı?”

“Yok!” dedim sertçe. “Senin sorunun var, benim burada ne işim var?” bir kolunu direksiyona verip bana döndü. “Size zarar gelmesini istemiyorum, kaldıramayabilirsin ama ben bunu yapmak zorundayım. Saklanan tek bir şeye daha tahammülüm yok. Bak, komik gelecek ama bana güvenmeni istiyorum. İçeri duyacaklarının bizimle bir ilgisi yok ama nasılsa bu yolda bana patlıyor.”

Ne geveliyordu ne duyacaktım? Ve neden bu her neyse ona patlıyordu? “Sana artık nasıl güveneceğimi bilmiyorum, öyle bir gün gelecek mi ona da emin değilim. Bana diyeceğin her şey de artık soru işareti uyanıyor, sana nasıl güveneceğim, Barlas? Beni kırdın, değersiz hissettirdin; parçaladın! Sen benimle oynadın! Sana nasıl güveneceğim? Sana güvendim ve sen hiç acımadan bana sormadan hamile kalmamı sağladın. Bak bunu için bile senden kaçabildiğim kadar uzağa gidebilirim çünkü benim bu bebeğe zarar vermeyeceğimi biliyordun, beni bununla yanına zincirledin. Ama bilmediğin bir şey var; ben aptal değilim.”

“Gerçekten bunların hepsini ben yaptım. Dediklerinin hepsi doğru ama Roman Güzeli ben bilemedim sana bu denli âşık olacağım, tüm bu pislikleri yapacağım. Seni gördüm hem de ilk gün pişman oldum. Eğer sen benim tahminlerimdeki kadın olsaydın seni asla bir daha aramazdım. Bir yolsa çıktım, yanlış sokağa saptım ve ondan sonra tüm yolları karıştırdım. Sen aptal olmayacak kadar akıllı bir kadınsın, bu oyunun günahı ve şeyi benim.”

Belki doğruyu söylüyordu, nasıl inanacaktım? Elimi tutup sıktı. Karanlık aracın içinde ona baktım, kahve gözleri ışıl ışıldı. “Bir pislik olduğum için özür dilerim, ama baba olacağım için çok mutluyum, annesi sen olduğun için çok daha mutluyum. Umarım bir kızımız olur ve sana benzer.”

Elimi elinin içinden usulca çektim. Ne hissedeceğimi kestiremiyorum, babası o olduğu için ne kadar mutluydum? Onu seviyor olmam neye yarıyordu? Aracın kapısını açıp soğuk havaya karıştım. Kapısını kapatıp yanıma geldi, sırtımdaki eliyle beni evin giriş kapısına getirdi. Zile bastığında ses kalbimde çınladı. Benim burada ne işim vardı? Geldiğime, ona izin verdiğime binlerce kez pişman olmuştum. Kabanıma beni koruması için yalvarır gibi sarıldım.

“Raja… Korkma!” dedi, korkum dışarından anlaşılıyordu.

“Burada olmamam gerekiyordu.”

“Sakin ol, buradasın çünkü bu olmak zorunda. Bir günü daha senden bir şey gizleyerek geçirmeyeceğim.”

“Her an senden nefret edebilirim, bunu da hesap ediyor musun?”

“Ediyorum, ama kaçacak yerim yok. Ben her nefret tohumunu söküp atacağım, Raja, lütfen sakin ol ve bebeğimize bir şey olmasına izin verme!”

“Sen bebeğini düşünüyorsun ben, kalbim daha ne kadar kırılır ne kadar parçalanırım onu düşünüyorum.”

“Ben ikinizi de seviyor, önemsiyorum. Size bir şey olmasını asla istemiyorum.”

Kapı aralandığında Zeliha ablayı görmek burada tanıdık var hissi vermişti. Gülümseyerek kapıyı ardına kadar açtı. Beni içeri âdeta itiyordu çünkü ayaklarım geri gidiyordu. Omuzlarımdan kabanımı alışına bile tepki gösteremiyordum. Kalbimin üzerinde bir ağırlık vardı. Etrafıma bakınmaya yeltenemiyordum. Bana elini uzattı, burada Barlas’ın olması bile güven vermiyordu ama ondan tutunacak dalım yoktu. Bu aile sonsuza kadar bebeğimin aile olacaktı. Saçma bir kıskacın içinde çırpınıyordum, beli etmemem gerekiyordu, ben de bebeğime bir şey olmasını istemiyordum. Soluğumu bırakıp elini tuttum. Olmamam gereken bir yerdeydim, kaçmak ister ya insan tam o andaydım; ama ben elini tutuyordum. Nereye gidiyordun ey hayat…

Kocaman bir salona girdim, klasik mobilyalar dikkat çekecek kadar çoktu. Kasvetsiz ve şıktı. Oturdukları yerden kalkan aileye göz atıyorum. Savcı Türker, annesi olduğunu varsaydığım Eylül Hanım ve Ebru olduğunu sandığım Berrin.

“Hoş geldin, Raja,” dedi babası, dilimi yutmak, kimseyle konuşmak istemiyorum. Başımı sallayarak teşekkür ediyorum. Annesi yanıma geldiğinde Barlas elimi bıraktı. Tıpkı oğlu ve kızı gibi kahverengi gözleri, gülen yüzüyle hoş birine benziyordu. Berrin güzelliğini annesinden almıştı, çok belli oluyordu; zarif bir bedeni tatlı bir sesi vardı. Ellerimi tutarak sıktı. “Seni burada görmek çok güzel, Raja. Tanışmak bugüne kısmetmiş, evine hoş geldin,” dedi, bu ailenin iyimserlikle bir sorunu vardı.

Kendimi tebessüme zorladım çünkü çok kibardı. “Teşekkür ederim,” diyebildim. Berrin usulca ve suçlu ifadesiyle yaklaştığında annesi yana kaydı.

“Şey… Ben Berrin, en masumları olarak sayarsan sevinirim, üzgünüm.”

Göz ucuyla Barlas’a bakıyorum ama onun suratında keyif alan ifadeye göz deviriyorum. “Evet, Berrin bir sen bir de ben çok masumuz. Ben de çok üzgünüm.”

Berrin kocaman gülümsüyor. “Güzel laf sokuyorsun, seninle anlaşabiliriz,” dedi, gülmek istesem de bunu yapmadım. Barlas’ın bozulan keyfi benim keyfini yerine getirmişti.

Annesinin hemen öne kaymasıyla açılan alana oturmamı istedi. Koltuğun yerleşirken daha çok yabancı hissettim.

“Nasılsın? Dün bayıldığını öğrendim,” dedi annesi.

“İyiyim, tansiyonum düşmüştü,” demekle kalmak istiyordum, burada durup hamileliğimle ilgili konuşmak istemiyordum. Barlas yanıma oturdu ve derin bir soluk aldı. “Biz henüz hiçbir şeyi konuşmadık, buraya gelmesi için ısrar ettim,” dedi, elim saçıma gitti. Kulağımın arkasına sıkıştırdım bir tutamı, peki ben buraya ne için gelmiştim ve ne duyacaktım, birisi artık konuşmalıydı.

“Evet,” dedim. “Ben buraya neden geldiğimi, getirildiğimi merak ediyorum. Kim anlatacak?”

“İyisin değil mi?” diye soruyor annesi, az sonra kalpten gidecek bile olsam, “Elbette iyiyim,” dedim.

“Raja,” dedi babası, hızla başımı savcıya çevirdim.

“Geçmiş vardır, geçmeyeninden ve o geçmiş bugüne bir şeyleri taşır. Bu gece onu öğreneceksin. Senden tek isteğim bu konunun oğlumla aranızda yaşanan hiçbir şeyle ilgisi olmadığını göz önünde tutman. Bunu yakın bir zamana kadar biz de bilmiyorduk, Nisan’ın ölümüne çok yakın bir tarihte öğrendik. Barlas’ın bu konuyla ilgisi yok ve senin bilmen acele eden de kendisi çünkü senden başka bir şey daha saklamak istemiyor.”

Sırtımı koltuktan alırken gerginliğim hat safhaya ulaştı. “Sayın Savcım, beni daha çok gerdiğinizi bilmenizi isterim. Ben Nisan Hanım’ı tanımazdım bile, benim sizin veya onun geçmişiyle ne ilgim olabilir? Bana burada ne dönüyor kim anlatacaksa bir an önce konuşabilir mi?” Barlas’a döndüm ama ayakucuna bakıyordu. O kişi Barlas değildi, anlaşılıyordu.

“Ben anlatacağım,” diyen gergin bir ses topuk sesleri arasında arkadan yaklaşıyordu. Bu sesi tanımıyordum, başımı arkama çevirirken odada çıt sesi dahi çıkmıyordu. İncelemeye ayaklarından başlıyorum. Zarif uzun bacakları siyah bilekten bir pantolonla kapanmıştı. İnce narin beli dar yeşil bir kazakla çevrelenmiş, üst bedenini sarmıştı. Koyu ve uzun kumral saçları, ince yüzü, buğday teni ve yeşil olduğuna yemin edebileceğim gözlerini görüyorum. Gözlerim açılabildiği kadar açılıyor ki kuruluğu hissediyorum. Nutkum değil tüm dünya etrafımda tutuluyor. Bana birkaç adım mesafede duran kadına bakarken aynaya bakmıyorsam bu kadın kimdi? Gözlerimiz asla ayrılmıyor, ses çıkmıyor, kimse kıpırdamıyordu. Kendime bakıyor olmamın delice saçmalığına kapılıyorum. Karşımda duran, bana nemli gözleriyle bakan kadın benim diğer yarım gibiydi.

“Merhaba, Raja,” dedi, ben öylece ona bakıyordum. Tepki veremiyor, sesimi bile çıkartamıyordum. Bu her neyse beni delirtmeye uğraşıyorlardı. Ayağa fırlarken Barlas yanımda kıpırdadı. Salonun ortasına geri adımlarla gittim. “Bu da ne?” dedim. “Beni delirtmeye mi çalışıyorsunuz?”

“Hayır!” diyen Barlas kalkıp yanıma geldi. Bana dokunmak istedi ama geri çıktım. “Dokunma bana!” derken sesim ilk kez duyduğum katılıkta çıkmıştı.

O kadın bir adım daha atıp kalktığım koltuğun yanında durdu. “Ben Ebru Donka Öztürk. Nisan Sarman’ın kızıyım…” dedi ve sustu.

O kadının kızı benim diğer yarımdı. Deliriyordum.

“Sen benim kardeşimsin!” dedi tek nefeste. Gözlerim bir kez daha dehşetle aralandı. Donka bir Roman adıydı ve bu adının Donka olduğunu iddia eden kadın bana benim kardeşimsin diyordu. İnanılmaz bir gerginlik tüm bedenimi sardı, kaskatı kesildim. Düşünce yetimi her an kaybetmek üzereydim çünkü her şey aklımın almayacağı kadar saçmaydı. Ama bu kadın benim kopyamdı, asla bir kardeşin birbirine benzemeyeceği kadar benziyordu.

“Barlas…” diyebildim. “Ne demek istiyor?” Sorum tamamen istemsizdi. Biri çıkıp bana bunun çok saçma bir oyun olduğunu söylemeliydi.

“Raja, sakin ol. Lütfen,” dedi.

“Barlas! Bana çok benziyor, hayal görüyor gibiyim.” Sesim titriyor, gözlerim yaşadığım tüm çaresizlikleri bir kenara bırakıp en acı hâlinde akmaya başlarken bedenim gevşiyor, sözler beynimdeki tüm hücrelere ulaşıyor ve tüm odaları talan ediyordu.

Donka bana yaklaşmıyordu ama benim gibi ağlıyordu. Kendimin ağlayan yansımasını izliyordum. Benim kardeşim yoktu! Babamın ve annemin tek çocuğu bendim. Sadece ben!

“Raja,” diyen savcı yanıma yaklaşıyor ama döneniyorum. Kilitlenmiş gibi Donka’ya bakıyorum.

“Barlas!” diyorum, az önce dokunmasını istemediğim adama yaklaşıyorum, burada ondan başka kimsem yokmuş gibi. “Gitmek istiyorum,” dedim, Barlas beni göğsüne yaslarken tek istediğim tüm bu insanlardan kaçmaktı.

“Tamam, gidiyoruz.”

“Hayır, gitme!” diyerek öne çıktı Donka. “Lütfen, Raja konuşabiliriz. Ben sana her şeyi anlatabilirim. Dokun bana, ben gerçeğim.”

Karşımda çaresizce çırpınıyordu, her sözüyle bana daha çok yaklaşıyordu. “Yaklaşma bana!” dediğimde olduğu yerde kaldı.

“Yeter Donka. O hamile! Daha sonra tekrar konuşabilirsiniz, anında seni kabullenmesini bekleme!” Barlas’ın her sözüyle milim milim geriye çekildi. Ayakta olan teyzesine sarıldı.

O kimin kızıydı? Ben kimin kızıydım? Bu insanlar benim tam olarak neyimdi? Binlerce soru zihnimde kasırga gibi dönüyordu. Ruhum, bu kocaman salonda havada savruluyordu.

Barlas’ın kolları arasında çıkıp arabaya bindirildim. Bedenim hem soğuktan hem de yalnızlıktan titriyordu. Aklımdaki en keskin soru Donka’yla nasıl kardeş olduğumdu.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!