11.Bölüm

Sabaha kadar ağlamıştı. Yanından ayrılan adam sevdiği adam değildi. Yüreğine oturan özlemi ayrı kanatmıştı, sözleri ayrı… Düşündükçe deliriyordu. Bir çocuğu vardı belki de bir yerlerde…  Kimdi masada bıraktığı kadın?

Nasıl bir aşık sevdiği kadını kumarda kaybederdi… Kendine olan yaklaşımıyla duydukları birbirlerini tutmuyordu ama kurt düşmüştü bir kez yiyip bitiriyordu içini.

Kartal’ın sözleriyle ayrı bir ikileme düşüyordu ‘Bana güvenmedin’ ‘Sana duyduğum güvene ihanet ettin’ sözleri yüreğine oturmuş büyük sancıydı. Çok ağrıyordu kalbi. Acıyı bu denli ilk defa yaşıyordu. Hayattan soğutan, nefret ettiren acı kavuruyordu hem ruhunu hem bedenini.

Onun öylesine sarf  ettiği sözler de bambaşka acıtıyordu, gidişi başka… Oysa isterdi ki böyle olmasın, yalandı desin. Ben seni çok seviyorum, sadece bir hata idi. Dememişti onun yerine oda kendi yaptığı gibi çekip gitmişti. Bu aşka kim ihanet etmişti şimdi?

Belki bir kez kendi yerine koysaydı anlardı Kartal ama koymamıştı. Güneş doğarken oturduğu yerde sızıp kalmıştı. Uykuya dalarken bile Kartal’ı çok sevdiğini hissediyordu.

Selin kapının pervasıza dayanmış arkadaşına bakıyordu. Ağlamaktan tükenmişti sonunda. Elindeki ince örtüyü yavaşça üzerine örttü Efruz’un. Kılıç ile olan konuşmalarını düşünmek için terasa çıktı. Dün gece onlar yalnız kalsın diye başka bir odaya geçip beklemişlerdi.

“Canan.” demişti Kılıç. “Ne anlattı?”

Çalışma masasına yaşlanmış olan Selin kollarını göğsünde bağlamış Kılıç’a dönmüştü. “Hamile birini kumar masasında kaybettiğini. Adını da söylemişti aslında kadının.” Selin düşünmek için sustuğunda Kılıç, “Mine,” demişti.

“Doğru mu bunlar?”

“Değil desem kim inanacak?”

“Benim inanmam gerekmiyor elbette. Yine de ağır bir itham. Hangi kadın olsa bir ‘ama’ der.”

“Amalar iyi değildir Selin.”

“Amalar önemlidir Kılıç Bey.”

“Sadece ikileme düşürür.”

Selin karşısında kendinden emin duran adamı baktığında hiç bir şeyin gördüğü gibi olmadığını düşündü. “Doğru değil, değil mi?”

Kılıç başını evet anlamında salladığında Selin derin ve içli bir ‘of’ bıraktı dudaklarından. Kılıç kadının zeki görüntüsüyle gözlerini kıstı. “Eruz’a kızmıyorum. Aralarındaki bağ çok farklı.”

“Büyük aşkların büyük sınavları olur derlerdi de inanmazdım.” dedi Selin.

“Sınav olmayınca aşk büyük olmuyor mu?”

Selin omuz silkti. “Olur elbette ama bazı aşklar böyle. Hümeysa çok mutlu ve hiç sorunu yok. Ama kader herkese aynı yemeği sunmuyor.”

Kartal’ın daire kapısını çarpmasıyla öfkeli bir çıkış, sonuçsuz bir konuşmaları olduğunu ikisi de anlamıştı. Kılıç’a kapıya kadar eşlik etmişti. Sesi evi inleten arkadaşının yanında almıştı soluğu.

                                         🦅

Kollarını kocasının boynuna dolamış ve eğilmiş boynuna öpücükler bırakıyordu. Saçlarında gezinen ellerin onu adamın dudaklarına yönlendirmesine izin vermiş ve sevdiği adamın öpücüğüyle iyice sokulmuştu Kartal’a. Kalbi dört nala koşuyordu. Hiç durmadan Kartal için atıyordu. Ona olan sevgisi Yusuf’a aşık Züleyha gibi çaresizdi. Dünyaları bir yana koyardı kocasını bir yana. Geriye çekilmiş gri gözlerini gülümseyerek kısmıştı. “Seni öyle çok seviyorum ki hiç bir şey umrumda değil. Bir tek sen olmalısın bu dünyada.” dedi Kartal’a.

Kartal gülümseyerek elini  önüne düşen saçları itmek için kaldırdı. “Bende seni seviyorum.” dedi.

Adamın gülümseyen yüzü bir anda buz kütlesine dönemeye başladığında Efruz geriye çekildi.

“Ama benim bir oğlum var. Ve sevdiğim başka bir kadın.”

Ateşe değmiş gibi kalktı Kartal’ın kucağından. Gözleri sel olup akmaya başlamıştı. “Yalan!” dedi Efruz.

“Yalan olsa bile inanırsın sen.” diyen adamın bakışları ve sesi kara kışlar gibiydi. Ayağa kalkıp arkasını dönüp uzaklaşan Kartal’ı ileride kara gözlü bir erkek çocuğu ve yüzünü seçemediği bir kadın bekliyordu. Kartal onlara ulaştığında kadının ve çocuğun elini tutarak uzaklaşmaya başlamıştı.

“Gitme!” diye bağırdı.

Kartal duymadı. İlgilenmedi.

“Kartal… Gitme!”

“Efruz,” diye sarstı arkadaşını. Terastan çığlığını duyarak koşar adım gelmişti. Uykusunda bile ağlayan kızın haline Selin’in de gözleri dolmuştu. “Uyan, canım.”

Gözlerini zorla açan Efruz her şeyin bir rüya olduğunu anlayınca Selin’e sarılıp daha şiddetli ağlamaya başladı. “Bırakıp gitti beni. Hem de oğluna, o kadına. Yalan olsa bile inanırsın sen dedi.” Hıçkırıkları arasından tane tane dökülmüştü kelimeler.

Elleriyle Efruz’un yüzünü sildi Selin. “Saçmalama çocuk falan yok! Başka kadın da yok. Kartal seni bırakır mı? Sen onun karısısın. Ölürde bırakmaz seni. Geçecek bu anlar Efruz. İnan bana hepsi geçecek. O seni kendi canından bile çok seviyor. Bunu ben görüyorum sen de görüyorsun. Bu sadece her ilişkide olabilecek  şeyler.”

“Beni anlamasını beklerdim ama o ne yaptı; Ona sormadığım için ona güvenmediğimi çıkardı kendince.”

“O da kendince haklı Efruz. Sende öyle. Şüphe farklı bir şey. İçine bir kez girdiğinde yer bitirir. Kendini daha fazla üzme lütfen. Konuşacaksınız ama biraz sakinleşince.”

“Elimde değil,” dedi Efruz dudaklarından bir hıçkırık daha firar ederken.

“Biliyorum canım, biliyorum.”

                                    🦅

Aynı saatler içinde güneşin doğuşunu izlerken oturduğu kayalığın üzerinde uçsuz bucaksız gibi görünen ufuk çizgisindeydi kara gözleri. Evinin bulunduğu uçurum sayılacak olan kayanın ucunda oturmuş saatlerdir düşünüyordu. Efruz diye inleyen kalbini duymazdan geliyordu. Sindirmeye çalışıyordu. Haklılık aramıyordu ki onu haklı görebilsindi. Geçmişinde pek çok hata yapmıştı. Diyetler öde öde bitmiyordu ama gerçek aşkın diyetini hiç bir şeye benzetemedi.

Mine’yi tanıdığı güne ilk defa lanet etti. Oysa o kadın geçmişindeki tatlı bir hatıradan ibaret olmuştu geçen yıllar içinde. Birgün önüne bu şekilde çıkacağını tahmin edemezdi. Kendi hatasını aradı. Mine’yi anlatmayı hiç düşünmemişti. Ne demeliydi ki Efruz’a. ‘Bir kız vardı ben onu sevmiştim ama o beni yeteri kadar sevmemişti. Bir gün çekip gitti ve bitti.’ Bunların hiç birisi Efruz ile aralarında geçenlere dahil değildi. Mine’nin sevgisiyle Efruz’un ki boy bile ölçüşemezdi. ‘Onu sevdim ama seni daha çok sevdim’ mi diyecekti? Gerek var mıydı? Kartal’a göre buna hiçbir gerek yoktu.

“Çocukmuş.” dedi kendi kendine mırıldanıp. “Allah korumuş beni.” diye ekledi.

Ne yapacağını biliyordu. Ne yapmayacağını da. Verdiği tüm emirleri geri çekecekti. Kendine zerre kadar güvenmeyen, bunca zaman kendini ispat edemediği kadına her gün ama her gün kendine güvenmeyi öğretecekti. Evet belki ezecekti Efruz’u ama bu ezilme sadece aşka boyun eğdirerek olacaktı. Yerinden kalktı. Kendinden emindi. Güven bir kez kendini sarsmıştı. Hat yerinden oynamıştı. Bir sonraki depremde yıkılması kaçınılmazdı. Demek ki temeli sağlam atamamıştı Kartal. Atardı. Yeniden inşa ederdi ama Efruz olmadan bir gün bile nefes alamazdı. İçindeki kırgın adamı nasıl iyi edeceğini bilmiyordu. Ve içi karmaşık karısını nasıl dize getireceğini… Ruhu özgür kadınının ruhunu teslim alacaktı, artık. Bunu da ondan bir süre uzak kalarak yapmaya karar vermişti. O kendinden emindi ama Efruz değildi. Önce Efruz kendini ölçecekti. Kartal’da ona göre yol çizecekti.

Biliyordu ki; Yol çivi ile döşenmişte olsa çıplak ayakla gidecekti. İstiyordu ki böyle olmasın. Onun yerine çiçekler döşesin…

                                         🦅

Selin işe gitmemişti. Hümeysa’da erkenden gelmişti. Sürekli ağlayan arkadaşlarını ne dedilerse sakinleştirmeye yetmemişti. Selin’de Hümeysa’da biliyordu ki Efruz’u iyi edecek tek kişi Kartal’dı. Fakat o da ne arıyordu ne de çıkıp geliyordu. Gri gözlerinin beyazı kırmızıya dönmüştü artık. İçinde pişmanlık duyguları bas bas bağırıyordu. Bir diğer yanı da kendini haklı görmekle yine ikilemde kalıyordu.

Zilin sesiyle ayağa fırladı Efruz. Kocasının gelmiş olabileceği düşüncesiyle kalbi kanat çırpan kuşlar gibi havalanmıştı. Kapıdan giren kişinin annesi olduğunu görünce ilk önce gözlerini kaçırıp daha sonra yerine sakince oturdu.

Şenay hanım kızının haline bakınca durumun düşündüğünden daha vahim olduğunu görmüştü. Kızların şaşkın bakışları altında gelip kızının yanına oturdu. “Artık gizlemesen de anlatsan Efruz. Dün geceden beri kendimi zor tuttum gelmemek için. Annene bu eziyeti neden yapıyorsun güzel kızım?” Sevgiyle tutuğu kızının elini yine şefkatle sıkmıştı.

Selin, Hümeysa’ya işaret edip anne kızı baş başa bıraktılar. Gözlerinden akan yaşları elinin içiyle sildi. “Özür dilerim.”

“Seviyorsun sen benden özür dileme! Tüm gece seni takip ettim. Kartal Sipahi ile aranda ne var diye sormayacağım bile. Adamın sana olan başkalarını da gördüm ve çıkıp giderken senin arkandan bakışını da. Bana dün gece ne olduğunu anlat. Elli küsur yaşında kandınım, eminim size yardımım olacaktır.”

Annesine çevirdi gözlerini. Ona evlendiğini söyleyemezdi. En azından bu durumda. “Kısa süredir birlikteyiz.” dedi.

“Birlikteyiz?” dedi Şenay hanım.

“Vakit geçirdik biraz. Anlaştık. Birbirimize uyumluyduk.”

“Güzel… peki uyumluyduk ne demek? Artık öyle değil misiniz?”

“Bilmiyorum anne. Dün gece onun hakkında birkaç şey duydum. Canan masama geldi. Önce havadan sudan şeylerden bahsetti. Sonra Kartal hakkında benim kaldıramayacağım sözler sarf etti.”

“Ve sen ona inandın.” dedi Şenay hanım gözlerini devirip. “O kadını nasıl tanımazsın Efruz? Ne söyledi?”

“O an inanmak o kadar kolaydı ki, hâlâ da aklımda binlerce soru işareti var.”

“Peki o nerede?”

Efruz yutkundu. “Ona güvenmediğim için çok kızdı.” dedi hıçkırıklarını gizlemeden ağladı. Kızını göğsüne sardı Şenay hanım.

“Ağlamayı kes ve bana ne olduğunu anlat bakalım.”

Efruz gözyaşları arasında annesine her kelimeyi anlattı. Şenay hanımın bilmiş bakışları nedense hiç şaşırmış gibi değildi.

“Kartal Bey uzun yıllardır burada yaşıyor. Hatta çocukluğunun burada geçmiş olduğu söyleniyor. Zenginliğe kavuştuğunda herkesin dikkatini çeken biri oldu her zaman. Canan, camianın en tehlikeli kadını. Bunu nasıl bilmezsin Efruz.”

Efruz’un kaşları havaya kalkmıştı. Annesine meraklı bakışlar atmıştı. “Sen de mi biliyorsun yoksa?”

“Kızım, dedikodu dediğin şey konuşulup sonra tozlu raflara kaldırılır. Sonra yeri gelir çıkarır ortaya serersin. Hepimiz buraların, aynı çevrenin insanlarıyız. Sen o zamanlar daha on dört on beş yaşında ergendin. O dediği kadının adı Mine. Mine Sayar. Sayarların büyük kızı. Çocuk konusunu bilemiyorum tabii ki. Ama olsa duyardık, tabii kürtaj olduysa bilemem. O kız bir gün buralardan çekip gitti. Hâlâ bekar olduğunu biliyorum. Canan’da bunun en yakın arkadaşlarındandı. Siz gizlendik sanmışsınız demek ki. O bir şekilde sizi öğrenmiş ve böyle bir plan yapmış olmalı. Başarılı da olmuş. Siz aranızı düzelte durun onu ben hallederim.”

Efruz başını önüne eğdi. “Her şeyi berbat ettim, nasıl düzelteceğim? Hem anlattıklarının arasında onu haklı çıkaracak bir şey de yok.”

Şenay hanım kızına göz devirdi. “Nereye gitti benim zeki kızım? Sayarlar zaten çok zengin. O zaman da zengindi. Sence Minen’nin babası kızının kumar masasına yatırılmasına izin verir mi? Hem de Kartal’ın o zamanki basit haliyle. Mine kendi isteğiyle gitti. Aralarındaki ilişkiyi kim bilebilir ki net olarak?”

Ellerini yüzüne kapattı Efruz. Kadınlık hisleri bir anda her şeyi tepe takla etmişti. Kıskanmış mıydı? Fazlasıyla… Canan’dan önce konuşan Sibel’in de gerginliği birleşip tüm duyduklarını gerçek gibi algılamasına neden olmuştu belki de. 

“Eminim aynı şeyi Kartal duysa söyleyenin ağzına bir yumruk atar sonra da sana gelip belki kızar bağırır ama hesap sorardı. Doğrusu bu çünkü. Elini kestiğini de fark etmedim sanma.” dedi Şenay hanım kızına göz kırpıp.

“Ben anlamadım nasıl oldu.” diyerek kendini savundu Efruz.

“Ben anladım ne olduğunu, gözün döndü. Eşyaları hareket ettirmen evet güzel bir özellik ama bilinçsizce yaptığın şeyler birine zarar verirse sen üzülürsün.”

“Bu ilk defa oldu.”

“Çünkü ilk defa aşık oldun ve sistemin birbirine girdi. Düşüncelerine yön vermek senin işin. Her neyse. Olur böyle şeyler dememi bekleme Efruze. Belki kendince haklıydın belki değildin. O da seni çok seviyorsa bir orta yol bulunacaktır. Artık ağlama ve kendine gel. Kartal Sipahi’den bahsediyoruz; O genç adam buraların en iyi iş adamı. Öyle çapkın vari biri de hiç olmadı.” Kızının narin bedenini süzdü Şenay hanım. “Benim çırpı bacaklı kızımda ne bulduğunu Allah bilir.”

“Anne.”

Şenay hanım kızına aldırmadan ayağa kalktı. “Akşama eve gel Efruze. Baban ve abin seni sormuyor olabilir ama ben yalnızım. Bu gidişle ben de kumara başlayacağım. Dışarı çıkmayı ve sahte yüzler görmeyi sevmediğim için evde yalnızlık çekiyorum. Belki evlenir gidersin ona üzülmem. Birkaç torun topalak fena olmazdı. Sakin bir hayat her zaman güzeldir.” Kızının şaşkın bakışlarına aldırmadan yanağından öperek evin çıkışına doğru yürüyen kadının ardından yine şaşkınlıkla bakmıştı Efruz.

Nefesini dışarı salmıştı. Gözlerini kapatıp kendini koltuğa iyice yaydı. Şimdi biraz daha sakindi. Hatta fazlaca iyiydi. Annesinin ardından odaya giren kızlarda Efruz’un yüzündeki gevşemeyi görmüşlerdi.

Peki kocasına ne diyecekti şimdi?”

Ilık bir duş aldı. Soğuk bir bardak su içti. Daha sakindi. Çok daha sakin. Boş bir odaya geçti. Düşüncelerini toplamak için her zaman yaptığı şeyi yapacaktı. Meditasyon…

                                         🦅

“Değiştir.” dedi karşındaki adama.

“Ama Kartal Bey siz dediniz ihaleyi Duman şirketi alsın diye.”

“Şimdi de vazgeçtim Hamit. İhaleyi kimseye bırakma. Bu bir emirdir! Hele ki Sencer’lerin ve Duman’ların almasına asla izin verme!”

Hamit sıkıntıyla alnını kaşıdı. Ne dese kâr etmeyeceği belliydi. “Peki efendim.” dedikten sonra odayı terk etti.

Omzunu duvara dayamış elleri cebinde kaşları havada bakan Kılıç diliyle cık cık çekti. “Sonra,” dedi.

“Sen neden hala buradasın? Kıbrıs seni bekliyor olmalı.” Kartal’ın öfkesi dinmek yerine kadına duyduğu özlemle artıyordu.

“Kovsaydın bari.” diyen Kılıç Kartal’ı zerre kadar takmıyordu.

Burun kemerini sıktı Kartal. “Git Kılıç. Biraz yalnız kalmaya ve düşünemeye ihtiyacım var.” dedi sakin ses tonuyla.

“Uçak hazır beni bekliyor aslında ama aptalca bir şey yaparsın diye gidemiyorum.”

Burnundan çektiği elini sertçe masaya vurdu. Kılıç yine etkilenmemişti. Gözlerini bile kırpmamıştı.

“Ne istiyorsun, ona gidip bana inanmasını mı sağlayacağım? Ayaklarına kapanıp ben öyle biri değilim, hiç olmadım mı diyeceğim.”

Yerinden doğrudan Kılıç dostunun karşına geçti. “O senin karın. Gerekirse evet, yapacaksın.”

Kara gözlerinden kara bulutlar geçen adam gözlerini kıstı arkadaşına bakarken. “Bu sefer hallettim diyelim; Ya bir sonraki? İnsanlar hiç susmaz. Bir gün biri çıkar ve başka bir şey daha söyler, yine arkasını dönüp giderse … yine bana inanmazsa… Sormak bile istemezse… Biz sevmeyi çok güzel bildikte güvenmeyi beceremedik der ve giderse… Göz mü yumacağım? Hep aklımda ya bir gün yine patlarsa bir şeyler… Ya Mine bir gün çıkıp gelirse ve ona yalanlar anlatırsa? Efruz diyecek mi benim kocam öyle biri değil, yapmaz diyecek mi?”

Kahretsin ki Kartal doğruyu söylüyordu. Başka bir şey duymak istemedi. Yine de aklından geçenler ile işleri çıkmaza sokacağını biliyordu arkadaşının.

“Demeyecek! Gözleri kör bile olsa hissederek güveni tatmadan ruhum huzur bulmayacak. Hayatta başıma neler geldiğini en iyi sen biliyorsun. Ben en büyük darbeleri en çok sevdiklerimden aldım. Ama bu … bu en ağırıydı. Çünkü; En çok Efruz’u sevmişim bu hayatta, şimdi anlıyorum. Ve fark ettim ki en büyük acı en sevdiğinden gelince bir başka oluyormuş. Canım acıyor…”

                                        🦅

İki gündür kendinde değildi. Eli sürekli telefonundaydı ama aramaya cesaret edemediği gibi içinde de kırgınlık baş göstermeye başlamıştı. Bu kadar mıydı? Bir, hatta ilk tartışmada bu şekilde mi olacaklardı… Zaman geçtikçe hatasını kabul etmeye başlamıştı. Kartal’ın aramamasını da onu kırdığına bağlıyordu. Özlem, hasret içini kavuruyordu ama bir adım da atamıyordu.

Huyu değildi belki. Belki ilk kez yapacağı bir şeydi. Kendini kötü hissetmek istemiyordu. Kocasıydı sonuçta… Nerede olduğunu bile bilmiyordu. Evinin tam adresini bile bilemediği bir adamla evliydi. Duyduklarına nasıl inanmasındı…

Başını iki yana salladı. Yine bir çelişkinin içine çekiliyordu. İçindeki şüpheler hiç bitmeyecekmiş gibiydi. Onu önüne geçilemez bir aşkla sevmesinin içindeki karmaşayla hiç ilgisi yoktu. Körü körüne bir sevda onun suçu muydu…

Yüreğindeki ağır titreşimin nedenini biliyordu. Son iki gündür farkındaydı. Efruz, Kartal’a hastalık derecesinde bağlı hale gelmişti. Nasıl yapmıştı Kartal bunu? Bu soruyu kendine sürekli soruyordu. Tüm hatalarıyla sevebiliyordu. Duydukları gerçek olsa bile üzerine bir sünger çekip onun yanında ölümü bekleyebilecek kıvama getirmişti Kartal onu. En nihayetinde kendinden uzun yıllar önce yaşanmış olanlardı. Birlikte oldukları zaman dilimlerinde tek bir kötü hareketini veya sözünü ters bir bakışını bile hatırlamıyordu Efruz. “O kötü biri değil,” dedi kendi kendine. “Kötü şeyler yaşamış biri.”

Yerinden kendinden emin bir şekilde kalktı. Hâlâ da kendini çok hatalı görmüyordu ama bir yolunu bulup kocasıyla aralarındaki sorunu aşabilirlerdi. Evliydiler ve ayrılmak gibi bir şey söz konusu değildi. Yüreğinde taşıdığı aşk buna asla izin vermezdi. Umuyordu ki Kartal’da kendisi gibi düşünüyor olsundu.

Arabasına bindiğinde ilk iş olarak kocasını aradı. Kapatacağı anda bir kadın açtı telefonu. Gözleri büyürken telefonu kulağından çekip ekrana baktı.

“Efruze hanım benim Simge.” diyen sesle gevşedi. Kartal’ın sekreteriydi ama yine de neden telefonu Simge açmıştı?

“Kartal nerede?”

“Kendisi bir toplantıda efendim. Bir süre daha sürer toplantı. Aradığınızı aradığınızı söylerim.”

“Söyleme ben geliyorum.”

“Peki efendim.”

Ona giderken bile bir şüphe düşmüştü yüreğine. Bilerek mi Simge’ye açtırmıştı telefonu? Kendisi konuşmak istememiş miydi? Bir kez oynamıştı taşlar yerinden. Kendisine kızdı hemen. Belki de gerçekten toplantıdaydı. Yine karışmıştı içi. Ne olacakta eskisi gibi olacaklardı…

Kısa süre sonra Kartal’ın odasının önüne gelmişti. Simge masasında çalışıyordu. Genç kız kendisini görür görmez ayağa kalktı. “Hoş geldiniz. Kartal Bey odasında. Aradığınızı ben söylemedim ama telefonuna bakmış olabilir.”

“Sorun yok Simge, teşekkür ederim.” Kapıyı tıklatma gereği bile duymadan yavaşça açıp içeri süzüldü. Başını koltuğuna dayamış sessizlik içinde dinlenen adamı gördüğünde onu ne kadar özlediğini bir kez daha anlamıştı. Kalbinin hızla atmasının başka bir sebebi olamazdı. Kalbi diğer yarısını görünce varlığını belli edercesine çırpınıyordu.

Başını çeviren Kartal karşısında Efruz’u görünce gözleri bir an parlamış, inanamamıştı. Doğrulup ayağa kalktı. Belki yüzünde bir gülümseme yoktu ama Efruz’a kötü davranmak gibi bir düşüncesi de yoktu. Kendinden tepki bekleyen deli gibi sevdiği kadına doğru ağır adımlarla yürüdü. Birkaç adımda Efruz attığında ortada buluştular. Birbirlerine baktıklarında ikisi için de geçerli olan tek şey delice bir hasretti.

Kartal’ın yanına gelirken bile bile bağladığı saçlarına baktı genç adam. Üzüntüyle bakan kurşuni gözlere… Ona diyemediği o kadar çok şey vardı ki kendisi bile içinden çıkamıyordu şimdi. Tek bir söz etmeden birbirlerinin göz bebeklerinde derin bir sohbete başlamışlardı. İkisinden biri öne çıkıp bir şey diyemiyordu.

Yıllarca beklemişti bu kadını. Böylesine bir aşkı, tutkuyu… Bu kadar karmaşık olmamalıydı.

Elini kaldırıp kadının çıplak omzundan tuttu. Diğer elini de Efruz’un ensesine bırakıp göğsüne çektiği kadın süzürlercesine sokuldu kocasına. Ellerini adamın sırtına sıkıca bastırıp kokusuyla kendine gelirken gözlerini de sıkıca yummuştu. “Üzgünüm,” diyebildi Efruz. “O anda aklımdan öyle şeyler geçti ki, bilsen şaşırırsın.”

Dudaklarını kömür karası saçlarda gezdiren Kartal başını kaldırıp derin soluk aldı. “Üzgün değil kendinden ve benden emin olmanı beklerdim.” dedi.

“Beni anlaman mümkün değil Kartal. Ben bir kadınım ve söylenenler içimi nasıl kavurdu bilemezsin. Bu sana güvenmediğim için değil belki de …” sessizlik hakim olmuştu bir anda ikisi arasında.

Sözlerin devamını merak etmişti Kartal. Karısını kendinden ayırdı. Gözlerini kaçıran Efruz’u elinden tutup odanın içindeki uzun koltuğa yönlendirdi. Yanına oturup yan döndü. “Belki de?”

“Kıskandım,” dedi sesini alçaltıp.

Kaşlarını çattı Kartal. “Bunun için hiç bir neden yok.”

“Sana öyle geliyor. Senin başka bir kadını sevmen ve ona dokunman bir de çocuk sahibi olman.” dedi o anlar aklına gelince öfkeyle gözlerini yumdu Efruz. “Sanki sen hep bana aitmişsin gibi düşündüm. Hiç kimseyi sevmemişsin gibi… Hayatında hiç kimse olmamış gibi. Bu izlenimi bana sen verdin. Belki bencilce belki de değil ama en çok kıskandım.”

“Çocuk falan yok Efruz.” dedi kadının şakağına dudaklarını bastırıp.

“Olduğunu düşünmek o kadar canımı yaktı ki. Senin karın benim, dedim. Çoçuğunun annesi ben olmalıydım başka kimse olamaz gibi net bir düşünce yerleşti kalbime, aklıma. Aksi daha çok öfkelenmeme neden oldu. Sonra …” dedi adamın gözlerine kaçamak bakışıyla. “O gece sabaha karşı uykuya daldım ve bir erkek çocuğu geldi rüyama. Beni bırakıp o kadınla ve çocukla gittin.” Son sözleri boğazına yumruk oturmasına neden oldu. “Ve beni hiç aramadın. Gerçekten benden vazgeçtiğini düşündüm ve sen hiç gelmedin. Aramadın bile.”

Kartal sıkıntılı bir nefes verdi. “Yine yapıyorsun Efruz. Sen benim karımsın, kadınımsın biz seninle ayrı gibi görünebiliriz ama gerçekten evliyiz. Ben, seni bırakmayacağımı her zaman hissettirmedim mi?”

“Benim bir kadın olduğumu unutuyorsun. Az önce de anlattım, değil mi?”

“Kıskaçlık başka bir şey bana güvenmemen başka. Bunu nasıl aşacağız? Peki seni buraya getiren nedir? Geleceğini hiç düşünmemiştim.”

Efruz başını adamın göğsüne bıraktı. “Lanet olası bir aşk var içimde, ona söz geçiremiyorum. Hâlâ gerçekleri bilmiyorum, bilmek istiyor muyum, sanırım hayır. Hayatın da yanlış şeyler yaptığını hep söyledin ama bunların arasında bir kadın hiç geçmedi ama seni kimseye veremem. Geçmişinle seni takas edemem, edemedim. Bu yeterli mi?”

İçindeki sorunları atarcasına nefesini tazeledi Kartal. Kötünün iyisi denecek yerdelerdi. Yine de şükür etti. Kollarını kadının bedenine dolayıp saçındaki tokayı çıkardı. Sırtına dökülen saçları elleriyle karıştırdı. “Zaman gösterecek yeterli mi, değil mi.”

“Böyle konuşmanın nedeni var mı?”

“Biz ayrı kaldıkça bunlar hep olacak. Belki evliliğimiz ayyuka çıksa bile olacak. Dostum az ama düşmanım çok. Sen de benimle birlikte düşman kazanacaksın. Büyük başın derdi de büyük olur.”

“Hakkından gelebilirim sanıyorum. En azından artık idmanlıyım. O, Canan’ın da hakkından annem gelecek.”

Kartal şaşkınlıkla Efruz’u göğsünden çekip kadına baktı. “Annene bizden mi bahsettin?”

“O gece oradan öyle çıkınca ertesi sabah Selin’e geldi. Anlamıştı zaten, kendisi söyledi ama evlendiğimizi bilmiyor.”

“Ne dedi peki?”

“Senin gibi birinin onun gibi çırpı bacakları olan kızında ne bulmuş olabileceğini merak etti.”

Birkaç günün sıkıntısı sesinden yüksek sesli bir kahkaha ile çıkmıştı Kartal’ın. “Gülme! Benim bacaklarım çırpı değil.”

Sesini ve yüzünü eski haline getiren Kartal karısının dudaklarına yaklaşırken bir elini de Efruz’un eteğinden yukarı kaydırdı. Kartal’ın dokunuşuyla içinde sıcak hisler boy gösterirken kocasına sokuldu. “Elbette ki değil. Benden iyi kimse bilemez. Bilemeyecekte. Ellerim gayet memnun bacaklarından. Acaba diyorum bu gece benimle mi kalsan?” Kendi tenini kadının dudaklarına akıl alıcı biçimde sürten adama diyebileceği tek şey vardı.

“Olur.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!