11.Bölüm

Barlas…

Donka hazır veya değildi, benim umurumda da değildi. Onu zorlamıştım çünkü saklanacak her bir şey bana, bize zarar veriyordu. Ona bu şoku bu hâlinde yaşatmak istemiştim ama kaçınılmaz sonları ertelemeyecek kadar çıkmazdaydım. Tamamen dağılmıştı, yanımda sessizce oturuyordu. İzin verirse toplamak için elimden ne gelirse yapacaktım. Arabamı evimizin önünde durdurdum ya nerede olduğunu fark etmiyor ya da umursamıyordu.

“Raja,” dedim, elini tutmaya korkuyordum. Başını kaldırıp bana çevirdi, açık ışıktan gözlerine kan indiğini fark ettim. Boş bakıyordu, ruhu çekilmiş gibi, beni tanımıyor gibi. Bakışları aracın dışına, evimize döndü. “Bu gece yalnız kalmanı istemiyorum, yarın seni evine bırakırım.”

Benimle aynı fikirdeydi ki aracın kapısını açıp adımını dışarı attı. Ben de evin anahtarını alıp, çıkıp hızla yanına ulaştım. Tepki vermiyordu, bu beni daha fazla korkutuyordu. Fazla sessizlik çetin bir fırtına getirirdi.

İçerinin sıcak havası karşıladı bizi, üzerindeki montunu alıp konsola bıraktım. “Başım dönüyor,” dedi, eli alnına ulaşmıştı. Ceketimi hızla çıkartıp bir yere fırlattım, onu kucağıma alıp üst kata çıkmaya başladım. Başını omuzuma bırakmıştı, gözleri kapalıydı. Işıkları açmadan yatağımıza bıraktım, anından benden kurtulup cenin pozisyonu aldı. Onu bu şekilde görmek acı veriyordu, bana kızgındı, babasına ve aklındaki soruların hepsine kızgındı. Etrafındaki insanların ona yıllardır söylediği yalanların tüm acıları benim gözlerimin önünde yaşanıyordu.

Ratri gerçeği biliyordu, Gunnar gerçeği biliyordu, Emrah abisi, Reyhan ablası gerçeği biliyordu. Babası ondan saklamıştı ve Raja tüm bu insanların arasında en masum canlıydı. Kendi yaşanmışlıklarıma onu katmamam gerektiğini bilmem gerekirdi ama bunu yapamayacak kadar nefretimi kazanmış canlılardı kadınlar…

Raja beni kovsa bile gitmeyecektim. Kravatımı çekip attım, evin içi oldukça sıcaktı ama dolaptan bir örtü alıp üzerine kapattım. Ağlamıyor, sızlanmıyor ve hiç tepki vermiyordu. Yanına uzanıp katı bedenini çözmek için bacaklarımı kullandım, başını omuzuma kendisi bıraktığında rahat bir soluk bıraktım. Yanındaydım ve bunu hissediyordu, istiyordu.

Kendine geldiğinde ne öğrenmek istiyorsa hepsini tek tek anlatacaktım. Bana olan kırık güvenini demirden parçalar hâline getirene kadar uğraşacak, asla pes etmeyecektim.

Tuttuğum eli göğsümde duruyordu, bir süre önce düzenli nefes almaya başlamıştı. Kendine geldiğinde bunun içinde beni suçlayacaktı ama hiçbir önemi yoktu. Şu ânı ona yardım ederek, destek olarak geçirmek bana yetiyordu.

Başını yastığa bırakıp usulca kalktım, saat çok geç değildi ve o hamileydi. Mutlaka yemek yemesi gerekecekti, biraz daha uyumasına müsaade edecektim. Kumral saçları yatığa dökülmüş, masum yüzü uykuyla iyice bebekleşmişti. Yüzü her zamankinden daha solgundu, güçlü bir kadındı ama çalışmasını asla istemiyordum. Buna şiddetle karşı çıkacağında da çok emindim. Konuşmamız gereken o kadar çok şey vardı ki hangisinden başlayacaktık? Nasıl uzlaşacaktık? Daha çok onu nasıl ikna edecektim?

Aşağıya indiğimde yerdeki ceketimin cebinde olan telefonumun sesini duyuyorum. Arayanın annem olduğunu görüp hemen açıyorum. “Anne.”

“Neredesin oğlum, bir saattir arıyorum; bittim meraktan?”

“Uyuyor, eve getirdim, biraz başı dönüyordu. Donka nasıl?”

“Çok kötü, Berrin eve götürdü bu gece yanında kalacak. Sana bolca güzel sözleri var, Barlas.”

“Çok umurumda! Bir gün olacaktı, bir zaman sonra bana dua edecek. Kendine geldiğinde konuşma hakkım olan şeylerin dışındakileri bile anlatacağım.” Annemin sitemle inleyişini duyuyorum. “Sen iyice zıvanadan çıktın, Barlas, sonunda ben öfkeyi ele alacağım göreceksin.”

“Hiç umurumda değil, anne. Raja konuşmak isteyinceye kadar Donka bir daha ortalarda görünmesin.”

“Sanırım bu doğru, ama öyle bir gün gelecek mi?”

“Mutlaka gelecek, Raja mantıklı bir kadın. Kabullenme aşamasını geçtiğinde görüşmek isteyecektir.”

“Barlas, ona iyi bak.”

Üzerimi değiştirip, duş alıp çıktığımda bile hâlâ kımıldamadan uyuyor oluşuna bile kıyamıyorum; ama artık uyanması ve bir şeyler yemesini istiyorum, buna ihtiyacı var. Dizimi yatağa verip güzel yüzüne elimi bırakıyorum, odayı saran leylak kokusu bile beni nasıl mutlu ediyor. Dün eve geldiğimde bu odada onun parfümünü buldum ama Raja gibi kokmuyordu. Her şey onunla güzeldi, parfümü bile.

“Raja…” Saçlarını geriye ittim. “Raja uyan.” Gözlerini zorla araladı, elini gözlerine kapattı. Odanın açık ışığı rahatsız etmişti.

“Bir şeyler yemek zorundasın.” Elini yüzünden çektiğinde bana sapladığı bakışları yüreğimi titretti. Her an karşı koymaya her an kaçıp gitmeye meyilliydi ama buna izin vermeyeceğimi bilmiyordu.

“Beni evime bırakır mısın?” derken doğrulmaya çalıştı, ona izin verdim ama daha başını kaldırır kaldırmaz gözleri kapanıp başı tekrar yastıkla buluştu.

“Bırakmam! Hâlâ başın dönüyor, hamilesin ve bu bebek sana iyi gelmiyor.”

Gözleri hızla açıldı, bana ok gibi döndü. “Ne yapmamı önerirsin?”

“Doğurmanı öneriyorum, Raja, ne biçim konuşuyorsun? Bu gece de bundan sonraki geceler de burada kalacaksın!” Eğer gücünü toplayacak kadar iyi olsa bu sözleri bana yedireceğine emindim.

“Buna sen karar veremezsin!”

“Bak, bunları neden karnın doyunca konuşmuyoruz? Anlaşılan bebeğimiz seni sömürüyor, babası olarak sana iyi bakmak benim görevim değil mi?”

Yüzünü buruşturup yana çevirdi. “Ne baba ama… Annesine anlatmadığı binlerce yalanı olan ve daha binlercesi daha olan bir baba!”

Bana her yalancı deyişi acıtıyor, haklı olsa bile ama bunu görmeyeceğim. Elinden tutup kaldırdım, çok hâlsizdi. “Seni seviyorum, bu tüm yalanlarımın üzerini kapatabilir. Sen beni sevmiyor musun?” Oturdum ve yüz yüze geldik. “Sana baktıkça anımsayacağım şeyler her şeyin önüne geçti.”

“Ben kendimi öne çekeceğim, bu savaşa hazırım.”

“Ben savaşmak istemiyorum, Barlas. Ben bu çocuğu doğurup tüm yolları ayırmayı düşünüyorum.”

“Anlamadım?” Ne demek istediğini anlamdım ama anlamamak için direniyordum.

“Evet, hamileyim ve evet senin de bebeğin. Evet, seninle evleneceğim çünkü başka çarem yok.  Hayatımı bir yalancıyla geçirmek istemiyorum. Bebek doğunca boşanacağım, evlilik sözleşmesi istiyorum.”

Gözlerim kısılıyor, çenem kasılıyor. Ben bir it bir piç olabilirim ama bunu yapmayacak kadar da adamdım. “Sen benimle kafa mı buluyorsun?” Katı sesimle tanıştı, başı bana hızla döndü. Gözlerimin içine bakarken onun da gözleri kısıldı. “Sen benimle buldun, hâlâ buluyorsun. Ben bu akşam neler neler duydum, Hâkim Bey ama ben bulmuyorum sana olacağı söylüyorum.”

“Sen hayal kuruyorsun, biz seninle evleneceğiz ve boşanma olmayacak!”

“Ben seninle bir hayal kurdum bu doğru, ama sen hepsini üzerime yıktın! Boşanma yoksa evlilikte yok. Bebeğe soyadını verirsin.”

“Sana vereceğim, sana!”

“İstemiyorum ben, kendine sakla.”

“Raja! Seni de bebeğimi de istiyorum ve alacağım.”

“Ben senin oynadığın bir oyuncaktım, Barlas. Bir bakarsın hevesin de geçer, sana nasıl inanacağım nasıl güveneceğim? Adım başı yalansınız, hepiniz yalansınız.”

Derin bir soluk alıp, kendimi sakinleştirici komutlar verdim. “Bu gece olanlar benim sorunum değildi, ben senin için erkene aldım çünkü senden gizleyeceğim başka bir şeyim olsun istemedim. Senden bir şey saklamıyorum. Beni anlamak zorundasın, Raja.”

“Nasıl senin sorunun değildi? O kadın bana doğruları söylüyordu, bana nasıl benzediğini sen biliyordun, o senin kuzenin!” dedi ve durdu, gözleri alev alarak büyüdü.

“Raja?” Donuşu ürkütücüydü. “İyi misin?”

“Sen benim kuzenim misin?” derken bakışları bulutlandı, doldu ve az sonra boşalacağını biliyordum. “Ben kimim?” dedi, yanaklarından gözyaşları iniyordu. Yaptığımız saçma tartışmayı unutmuştuk, o kadar karışmıştı ki bir it olarak bunu kendi çıkarlarıma kullanacaktım, ama onun için üzgündüm. Kolundan tutup kendime çektim. Başı göğsüme yaslanırken, saçlarını okşadım.

“Dün kimsen hâlâ o Raja’sın, baban kimse o, annen kimse o ve benim kuzenim değilsin. Donka benim kuzenim, teyzemin kızı ama babanın da kızı. Senden büyük, aslında Raja, bu hikâyedeki yalanların en büyüğünü o yaşadı.”

Başını kaldırıp baktığında, gözleri zümrütten yapraklar gibi titriyordu. “Babamın kızı?” dedi titreyen dudaklarıyla. “Benden büyük mü dedin?”

Ellerini tutuyorum, hafifçe gülümsüyorum. “Çok uzun bir hikâye, bunu kimden dinlemek istersen seni ona götürürüm.”

İki eliyle yüzünü silip, saçlarını geriye attı. “Tamam.”

“Canın bir şey istiyor mu?”

“Ne?” dedi ayağa kalkmaya çalıştı, hâlsizliği her an artıyordu. “Hamilesin ya canın bir şey istiyor mu?” Bana bakıp göz devirdi. “Sadece doymak ve iyi hissetmek istiyorum.”

Ben de ayağa kalkarken başımı sağa yatırdım. “Eh, yani daha çok zaman var, mutlaka canın bir şey ister. Bana söylersin değil mi?”

Bana dönerek gömleğinin en üst düğmesini açtı. Öyle öldürülmez Raja, çek vur. Bir sonraki düğmeye uzandı, açtı. “Seninle işim bittiğinde bebeğimin babası olarak kalacaksın, anılara yer yok, Barlas Hanya. Kendini bana çok alıştırma!”

O, konuşurken ben onun açtığı düğmeleri takip ediyordum. Kesinlikle beni tanımıyordu, tanıştıracaktım. Pantolonun ilik üzerinden parmağımı takıp kendime çekerken gözlerim kısıktı. O güzel yüzü burnumun ucundaydı. “Kendini sonsuz birlikteliğe hazırlasan iyi edersin, bebeğimi annesiyle birlikte istiyorum ve alacağım.” O güzel sımsıkı kapanmış dudaklarında dilimi gezdirdim. Raja için yanıyordum, hep yanacaktım. Başka bir tadı, çekimi ve bana kattığı çok başka bir tutkusu vardı. Raja benim çıkmazımdı.

Kapalı ağzı tek zorlamamla aralandı, beni içeri alırken onun da beni arzuladığını biliyordum; her zaman olduğu gibi dokunuşlarımla eriyordu, usta bir yalancıydım ama o bunu yapamayacak kadar dürüsttü; tüm bedeni ve ruhuyla. Bu kadın benimdi, benim olarak kalacaktı.

Onu bıraktığımda gözleri çakmak alevi gibi yanıyordu. Bana karşılık vermiş olmasına kızgındı, onu sıcacık bıraktığım için de kızgındı. Daha fazlasını istediğini biliyordum, o benimdi ve ben onun her hâlini ezbere biliyordum.

Son iki düğmesini gözlerinin içine bakarak açtım, omuzlarından aşağı çektim. Buğday teni parlıyordu, çamaşırından taşan dolgunluklar tüm bedenimi ısıtıyordu, ruhum yanıyordu. “Görüyor musun? Bizim yeni anılara ihtiyacımız var, benim sana ihtiyacım var, senin bana ihtiyacın var. Bebeğin hem anne hem de babasına ihtiyacı var.”

Kendi içinde savaştığını görebiliyordum, yeşil gözleri alev alıyor kısılıyor ve duruluyordu. İçi karmakarışıktı. Hiçbir şey söylemeden arkasını dönerek banyoya girdi. “Dikkat et!” diye bağırdım, yüzümde o piç gülüşümle. Bu tavırları mantıklı Raja’dan daha çekiciydi.

Dışardan daha önce sipariş ettiğim yemekleri hiç olmadı kadar iştahla yedi, ben onu izledim. Kendine geleceği yerde koltuğa yığılıp kalmıştı. Sıcak çayını kırmızı kupada çayını önüne bıraktım. Çaya ve bana baktı, kırmızı kupa bile onunla anlam kazanıyordu. Dün geldiğimde o bile yalnızdı şimdi kupa bile evindeydi.

Gözleri kapalıydı ama uymadığını biliyordum, iç muhakeme yapıyordu. Aklında neler döndüğünü bilmek isterdim, sorsam bana ne kadarını anlatacağını bilmiyordum. “Konuşmak ister misin?” dedim ayakucuna otururken.

“Herkes bana yalan söyledi, bunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yok,” dedi, ama o zeki bir kadındı. “Etrafımdaki herkes benden gerçeği sakladı. Ratri biliyor olmalı, Gunnar da. Reyhan abla biliyor mudur ya da Emrah abi?”

“Hepsi biliyor, Ratri ona gittiğimiz akşam bana ayar çekerken kim olduğumu biliyordu. Teyzem onunla çok sık görüşürdü. Ratri teyzemi çok severdi, teyzemde onu.”

Acı bir gülüşle doğrulup bacaklarını altında topladı. “Bana herkes yalan söylemiş, sen bile ama sen neden senin yanındayım onu bile bilmiyorum.”

“Birine tutunmak zorundasın ve o kişi benim, hayatımızın bir ortaklığı var ve o bebek değil. Neden kabul etmiyorsun, yanımda rahatsın.”

“Kendini bu kadar beğenmesen mi?”

“Raja… Her şey olabilirim ama aptal değilim. Biz birbirimizi seviyoruz evet, güvenini sarstım ama bunu geri kazanmak için her şeyi yapmaya hazırım.”

“Ben bir şey yapmanı istemiyorum, sana bir daha nasıl güveneceğimi bilmiyorum, bunun için kendini çok zorlama. Bazı şeyler geri kazanılmaz, benim için güven de onlardan biri. Barlas, aşk her şey değil! Burada olmam seni yanıltmasın, evet, bir süre hep yanında olacağım ama buna kendini kaptırma. Etrafımda herkes yalan söyleyebilir, babam, sevdiğim insanlar… Ben herkesten kaçıp sana güvenmek isterdim ama ilk önce sen yanılttın. Şimdi ben kendime çizeceğim yolda çocuklu bir anne olmayı seçiyorum, boşanmış!”

Çarpık bir gülüşle yaklaştım, kendini geriye çekti. Kulağının dibine kadar girdim; leylak kokusunun beni alt etmesine izin vermeyecektim. “Sana bir şey diyeceğim,” diye fısıldadım. Taş kesildi, nefes alışları hızlandı. “SENİ. YATAĞIMDA. KUCAĞIMDA. YANIMDA. İSTİYORUM.” Hafifçe geri çekildim, gözlerini sımsıkı kapatmıştı, durmadım. “Benimle evlenir misin?”

Geriye çekildim ve onun teslim oluşunu izledim. Omuzları inerken derin soluğunu sesli bıraktı. Başı önüne düştü ama hemen kaldırıp yeşil ve öfkeli bakışlarını bana çevirdi. “Evet, kahrolası evet! Başka seçeneğim varmış gibi soruyorsun.”

Gülüşüm büyüyordu, sözlerine aldırmayacak kadar seviyorsam suç benim miydi? O, çok sevilesiydi, ben de onu seven şanslı piç. “Yıldırım nikâhına ne dersin?”

Ellerini öfkeyle havaya açarak bana olan öfkesiyle bağırdı. “Allah derin ne diyeceğim, malum hamileyim baharı bekleyip kır düğünü yapacak hâlim mi kaldı?”

“Kır düğünü mü istiyordun, olur düğünü yazın yaparız.” Bana dönen bakışları hem öfkeli hem de kırgındı, işte bu beni yaralardı. Ayağa kalkıp tüm öfkesini kusmaya hazır hâl aldı.

“Ben bir kadınım, aptal! Benim hayallerimle alay ediyorsun. Beni benim istemediğim bir hamileliğe zorladın sırf seninle olayım diye şimdi karşıma geçmiş bana neler söylüyorsun. Yirmi yedi sene beklediğime inanamıyorum sen bir faciasın.”

Sözlerinin bir kısmı doğruydu ama onunla alay etmemiştim. “Alay değildi, Raja, ciddiydim. Bebek doğunca yapabiliriz.”

“İstemiyorum!” diye bağırdı. “Tüm hayatımın içine ettiniz hem de sülale boyu.” Parmağını kaldırıp salladı. “O sözleşme olacak yoksa bu nikâh asla kıyılmayacak.”

“Tamam,” derken ayağa kalkıyorum, sırf sakinleşsin diye kabul etmiyorum. Başka seçeneklerim her zaman olacak ama Raja haklı. Hayatını alt üst etmiştim, ediyorduk da. “Sakin ol! Öyle istiyorsan öyle olacak. Ama benim de bir şartım var!”

“Sen bana şart koşacak yerde misin Barlas? Kabul etmezsem beni bırakacak mısın?”

Kadınların aklının farklı çalıştığına şahitlik ediyordum, inanılmazdı. “Hayır, tabii ki istediğim şey zaten senin için, kendim için bir şey istemiyorum.”

Saçlarını geriye itip, kollarını göğsünde bağladı. “Konuş!” Onu taklit ederek kollarımı bağladım, bir adım yaklaştım, ona tepeden baktım. “Bebek doğana kadar çalışmanı istemiyorum.” Kaşları kalktı. “Yoruluyorsun kabul et, uykun geliyor, başın dönüyor hâlsizsin. Sadece bunun için istiyorum.”

“Para kazanmam gerekiyor, bunu kabul edemem.”

“Gerekmiyor,” dedim ve işi şımarıklığa vurmaya karar verdim. Kollarımı çözerek omuzuna attım, yan dönünce az önce kalktığımız koltuğa geri oturduk. “Şimdi biz anlaşmalı evleniyoruz, doğru mu?”

Göz devirdi, başını yana yatırıp ofladı. “EE?”

“Maaşını ben her ay yatırırım, ayrıca bu dediğine kimse inanmaz. Benimle evlenince değişecek şeylerden biri de artık her zaman zengin bir kadın olacağın gerçeğine tekabül eder; boşansak bile.” Hiddetle karşı çıkacağını düşünürken omuzları indi, bu bir kabullenişti. “Senden nefret ediyorum!” dedi, etmediğini biliyordum. “Çok güzel, sevgilim. Demek ki hâlâ sevilme ihtimalim var, nefret sevginin sırdaşıdır. Kabul mü?”

“Bana bu soruyu sorma! İtiraz edebilecek konumda değilim.” Daha sakindi ve ben bu bebeği gönderene tüm şükürlerimi yolluyordum. “Bir de şey diyecektim,” dedim, bana dönerken hayattan soğumuş gibi bakıyordu. “Bu boşlukta neden hâkimlik sınavına çalışmıyorsun, çok vaktin olacak. Eğer istersen bence çok güzel olabilir.”

“Sen beni avukat olarak beğenmiyor musun da hâkim olayım istiyorsun?”

“Ne akalası var, Raja, ben seni avukat olarak sevdim ayrıca bir kadını beğenmenin mesleği mi olur? Senin neyin var?” Biraz garip davrandığını şimdi fark ediyorum. Kendisi de fark ediyordu ki bakışlarını kaçırdı, arkasına yaslandı. “Ben uyusam iyi olacak,” dedi. “Hâkimlik fena fikir değil düşüneceğim.”

“Son bir şey,” dedim, ayağa kalkıp bana uzatmadığı elini yakaladım. Onu kaldırırken itiraz etmedi. “Yarın cumartesi ama sabah erkenden bir doktora gidelim mi? Hani kalp atışı falan oluyor ya, dinlesek mi? Sürekliliği olan bir doktor buluruz, annem bilir, ona sorarız.”

Durup bana döndü, bakışları hayatı gibi karışıktı. “Sana inanamıyorum, Barlas gerçek bir pişkinsin ama gidelim.” İşaret parmağını göğsüme bastırdı. “Ayrıca seninle uyumayacağım, bu evde oda çok.” Arkasını dönüp merdivene yürüdü, kolundan tutup durdurdum. Bedenlerimiz birbirine çaptı, bakışlarımdaki tutkuyu görebilseydi bana bunları söyleyebilir miydi?

“Seni nasıl özlediğimi biliyor musun? Her bir kıvrımını her bir zerreni? Sana baktıkça ayaklanan bedenimi çözebiliyor musun? Tutkulu sevişmelerimizi, adımı sayıklamanı ama en çok tenindeki leylak kokusunu?”

Bakışları titriyordu, kadın oluşuna lanet ediyor olabilirdi ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyordu; o da beni özlüyordu ve istiyordu. “Sen başıma belasın,” dedi, gülümsedim.

“Ama sen ol demiştin,” dedim dudaklarını kapatırken. İnce bedeni kendiliğinden sokuldu, o gelirdi de ben onu almaz mıydım? Raja benimdi, benim kalacaktı. Her adımda yıktığım tuğlaları yerine sağlam dizecek, onu asla yanıltmayacaktım. Yeter ki o beni sevmekten vazgeçmesin, bana küçük de olsa bir yol açsın.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!