Sabah erkenden Selin’e uğrayıp üzerini değiştirmişti Efruz. Hiç vakit kaybetmeden de şirkete geçmişti. Kartal onu bırakır bırakmaz uçağına doğru yola çıkmıştı. Efruz yapacağı şeyden dolayı biraz gergindi ama kocasına söz vermişti. İçinden bir ses onu dinlemesini bir diğer seste aksini söylüyordu. Dünkü o güzel günün onda bıraktığı hislere dayanarak Kartal’ın istediğini yapacaktı. Ama neden kalbinin aksi yöne gitmesini engellemek bu kadar zordu o da bilemiyordu.

Şirketten bugün ayrılacaktı. Babasının yokluğunu fark edeceğini bile sanmıyordu ya neyse… diyordu. Yazılı istifasını masaya bıraktı. Arkasına yaslandı. Dün geçirdikleri harika günü hatırladıkça yüzünde tatlı bir gülüş meydana geliyordu. Çok güzel anlatmıştı Kartal gerçek aşkın ne olduğunu ne olmadığını. Bir konuda da ona hak veriyordu. Ayrı kaldıkça aralarındaki sorunlar çoğalacaktı. Her gün olmasa da birileri gelip deli saçması şeyler diyecek ve araları bozulacaktı. Kartal Sipahi alelade biri değildi. Bulundukları yerin göz bebeğiydi. Ve pek çok kadının istediği bir adamdı.

“Ah, sen gül… her zaman.”

Sesin midesinde oluşturduğu bulantı ile gözlerini devirdi. “Defol git Koray.” dedi. Koray yine ona hiç aldırmadan masanın Efruz olan tarafına dolandı. “Çok güzelsin bugün. Ayrı bir güzellik var üzerinde. Neye borçluyuz?” dedi masanın kıyısına oturtarak.

“Sana ne! Seni ilgilendirmez.”

Yüzünü sahte şekilde buruşturdu Koray. “Cık cık hiç yakışmadı bu o güzelliğe o sözler.”

Efruz koltuğunu geriye iterek ayağa kalktı. “İşlerim var. Beni rahat bırak.”

Koray masının üzerinde duran beyaz kağıda baktığında kaşlarını çattı. Yakından bir kaç kelime seçiliyordu. Doğrulup eline aldı kağıdı. Efruz almaya çalıştı ama geriye çekilmişti Koray.

“Bırakır mısın?”

Koray ona cevap vermeden okuduğu satırlarla kaşlarını çatıp Efruz’a döndü. “Bu da ne demek? Babanın şirketinden istifa mı ediyorsun?”

“Koray gerçekten canımı sıkıyorsun. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Sana açıklama yapacak değilim.”

“Yapacaksın Efruze! Sen hâla tam anlayamadın ama senin için aklımı kaçırıyorum, artık farkına var! Neden yapıyorsun bunu?” deyip kağıdı masaya fırlattı Koray. Efruz kağıdı alıp Koray’a salladı.

“Sen de fark et artık Koray; ben seninle olmayacağım. Seni de senin hastalıklı sevgini de istemiyorum. Hastasın sen! Dünya üzerinde bir sen bir de ben kalsak arkama bakmadan kaçarım yanından. Anla artık! Seni. Sevmiyorum. Benim için delirmen zerre kadar umrumda değil.”

Efruz’un sesi odadan dışarı taşıyordu. Koray dişlerini sıkarak kadını kolundan yakalayıp kendine çekti. “Senin ne istediğin benim umurumda mı sanıyorsun? Ben, seni istiyorum ve alacağım. Sen de bana itaat edeceksin. Bunu kafana sok. İstifa etmen de umrumda değil. Çalışmak yerine bana kendin gibi güzel çocuklar doğurabilirsin.”

Kolunu çekip kurtardı Efruz. “Oldu, ayaklarını da yıkamamı ister misin? Hayallerinin üzerine soğuk su iç iyi gelir Koray. Sonra da git kendine başka bir köle bul.”

Koray’ın yüzü eski yumuşak haline büründü. “Ne kölesi prensesim, sen benim evimin en nadide çiçeği olacaksın. Öyle şeyler getirme aklına.” dedi. Efruz adamın pişkin halini gözlerini büyüterek izledi.

“Sen normal değilsin Koray.”

“Değilim. Her neysem sayende aşkım.” dedi kıza bir adım yaklaşıp. Efruz iki adım geriledi. “Bu konuşmanın da bir öncekilerin de ve bir sonraki olacakların da hiç bir anlamı yok. Rahat bırak beni, eğer yaşamak istiyorsan.”

Kapıyı açan Aydın’ın şaşkın bakışlarına aldırmadan abisinin yanından hızla çıktı. Üst kattaki babasının odasının kapısında durdu. Sekreterinin yerinde olmadığını görünce kapıyı vurup girdi. Babası masasında, bilgisayarın başında çalışıyordu. Kızını görünce de devam etti işine. “Yüzünüzü gören cennetlik Efruze hanım.” dedi Kamil bey ima ile. 

Onunla da tartışmak istemiyordu Efruz. Masaya yaklaştı. “İşlerim vardı baba. Sana bunu getirdim.” Elindeki istifa belgesini masaya bıraktı. Kamil bey eline aldığı kağıdı okumaya başladığında kaşları havalandı. Kızına baktı. “Neden istifa ediyorsun?”

“Kendi işimi yapacağım. Burası bana göre değil. Alışamadım.” dedi ayakta bekliyordu ve bir yalanı daha derin bir nefesle bıraktı.

Kamil bey kızını izledi. Ona çok ihtiyacı yoktu. En azından şirkette. Kağıdı kızına uzattı.  “Sen bilirsin. Gerekli yerlere ver ilişkini kessinler.” dedi.

Efruz gülümsedi ve hiç şaşırmadı.  “Teşekkür ederim babacığım.” deyip hiç bir duygu kırıntısına yer vermedi içinde. Kocasının sözleri çınladı kulağında ‘Efruz Sipahi olduğunu unutma!’

                                         🦅

Uçaktan indiklerinde onları bekleyen helikoptere bindiler. Kılıç sabah erken saatte Kıbrıs’tan gelmişti. Birlikte Ankara’ya hareket etmişlerdi. Uçuş boyunca Kartal’ın sessiz haline dokunmamıştı. Antalya’ya geldiğinde sorduğu “Ne yaptın?” sorusuna “İyiyiz,” cevabını almıştı Kılıç. Sevinmiş olsa da önlerindeki süreçten ne çıkacağı merak ve endişe konusuydu.

Sessizliğini helikopter içinde de sürdüren adamın haline daha fazla dayanamamıştı Kılıç. “Bu kadar endişe etmen sana bir şey kazandırmayacak. Biraz rahatla.”

Gökyüzünden çektiği bakışlarını arkadaşına değdirip yine sonsuz gibi duran maviliğe çevirdi. “Söylemesi kolay… Döndüğümde her şey başka olacak ve ben neyi nasıl açıklayacağımı bile bilmiyorum.”

“Doğruyu söylersin.”

Kartal arkadaşına kısık gözleriyle uzun süre baktı. “Ona devletin gizli birime ait biri olduğumu mu söyleyeceğim? Yoksa babasının bir hain olduğunu mu?”

Kılıç ensesini kaşıdı. “Gerçekten de çok boktan iş.” dedi. “Ona bir şey olmayacak bunu biliyorsun.”

“Ona bir şey olmayacak ama bize bir şeyler olacak.”

“Kartal, O senin eşin. Eminim bir yolunu bulursunuz.”

“Onu tanımıyorsun. Fevri çıkışlarıyla derin düşünmüyor. Kestirip atmak onun için çok kolay.”

Kılıç’ın kaşları havalandı. “Efruze mi fevri? Hadi canım sende… Kız bir melek kadar uysal.”

Kartal başını sağa sola salladı. “Öyle görünüyor ama değil. Kendisi de söyledi; O istemediği sürece kimse ona bir şey yaptıramaz. O gece olanları düşünmedin mi hiç?”

Gözlerini dolandırdı etrafında. Düşündü bir süre ama bilemedi Kılıç. “Sadece kıskanç bir kadındı.”

“Bana söylemedi ama biliyorum; Annesi ona bir şeyler anlatmış olmalı. Veya başka biri … biliyorum. Bana geldiğinde o kadar uysaldı ki, hiç bir şey duymamış gibiydi.”

“Kendi gelmek istemiş olmaz mı?”

“Olabilirdi, eğer gerçeği öğrenmek isteseydi. Ama bana dediği tam olarak şu; Gerçeği bilmek istiyor muyum, sanırım hayır. Hangi kadın duyduğu şeylerin üzerini kapatır, hiç açıklama beklemeden.

“Seven kadın.” dedi Kılıç. Ama kendisi de inanmamıştı sözlerine.

“Kendini kandırma. Böyle bir konuyu kurcalamak en çok seven bir kadının yapacağı şey.”

“Çıkış yolu arıyorum, sana yardım etmek için.”

“Çıkış yolunu nasıl bulacağız Allah bilir. Ben dönmeden ihale olacak ve babası alamayacak. İşte bu sonumuzun başlangıcı olacak.”

“Kasma bu kadar sonuçta değişmeyecek bir şey var o da birbirinizi seviyorsunuz. Bunu ne değiştirir ki…”

“Hiç bir şey elbette. En azından umuyorum ki öyle olur.”

                                        🦅

Kasvetli odanın içerisindeki siyah cam masa etrafında toplanan beş adam birbirlerine takılarak tatlı sert atışmakla zaman geçirip binbaşı, Kılıç ve Kartal’ın da gelmesini bekliyorlardı. Parmakları cam masaya ritmik şekilde vuran Tamer arkadaşlarının sulu bir o kadar da ona cıvık gelen konuşmalarına katlanmanın azabını yaşıyordu. Kahve rengi gözlerini kapatan Tamer, eliyle başını ovaladı. Konu hiç ilgi çekici değildi onun için. Aşkta neydi ki Tamer için; Zevkli bir kaç dakikadan ibaretti.

Harun kahkaha atarken başı arkaya düşmüştü. “Ne diyorsun sen? Bizim Kartal hem de.” deyip bir kahkaha daha atmıştı. Bir esmer harikası olan Harun’un koyu yeşil gözleri gülerken kısılıyor ve ona çok çekici bir hava katıyordu. Uzun yüz hatları ve siyah gür saçlarıyla Harun yakışıklılığın ötesinde yaşıyla gelen karizma sahibiydi.

Metehan başını sağa sola salladı. “Yakmış abayı. Kız bunun Lamborghini’sini parçalamış.” Ellerini kumral saçlarına daldırıp karıştırdı Metehan. Ela gözleri bile ışıldıyordu adeta. Beyaz teniyle ve ela gözleriyle bir erkek güzeliydi Metehan. “Kartal’ı da kaybettik.” dedi ardından.

Bulut bir elini diğer eline vurdu. “Vay canına yandığım sevda. Sen gel bir de kaçakçı kızı sev!” dedi hiddetle. Siyah saçlarının çevrelediği koyu kahve gözleri bile şaşkındı. Hafif yanık teniyle bir bütün karizması kadınlar için tam bir tehlikeydi. “Alsın şimdi hayrını görsün, nur topu gibi derdi oldu.”

Savaş’ın tek kaşı havaya kalkmış beyleri süzüyordu. Yüzünde yaramaz pırıltılar dolanıyordu. Kara gözleri ışıl ışıldı. Esmer teni koyu kumral saçlarıyla o da yanında durduğu beylerden az aşağı değildi. “Hatice’ye değil neticeye bakınız conconlar. Adam aşık olmuş. Biz olabildik mi? Olmadık. Hala o yatak sen bu koyun ben geziyoruz.” dedi. Derince bir iç çekti. “Baldızları falan da var mı ki?” dedi ıslık çalarak tavana bakmıştı.

Tamer yüzünü buruşturdu. “Ne boş boğaz adamlarsınız. Size ne. Kartal’la bacanak mı olmak istiyorsunuz? Kapatın konuyu vıcık vıcıksınız, bünyem kaldırmıyor.” dedi bıkkınlıkla arkasına yaslandı.

Harun Tamer’e pis pis sırıttı. “Hababam sınıfındaki Hürrem hoca gibisin Tamer. Bir aşk düşmanlığın olsa da bulunca üzerine atlayacaksın diye korkuyorum.”

“E niye korkuyorsun ki? Ne var atlasın işte.” Temer’e bakan Metehan konuşmasına devam etti. “Belki bu sert irkek halleri de kaybolur.”

Tamer sesli bir ‘of’ çekti. Bu adamlarla uğraşmak cidden zordu.

Harun, “Korkuyorum çünkü adam iri, yengenin belini kırar maazAllah.” dedi.  Tamer sinirle onları izlerken beyler kahkaha tufanına yakalanmış gibi gülüyorlardı.

“Kes!” dedi Tamer. “Zevzek herifler. Belini kırarmışım… Siz çok kırdınız belli oluyor.”

“Ha yani bulacaksın bir gün inanıyorsun?” dedi Bulut.

Tamer göz devirdi. Ne dese kâr etmezdi bu adamlara. “Siktirin gidin…”

Kapının açılmasıyla hepsi toparlanıp ayağa kalktı. Binbaşının önden girmesiyle selam verdiler. Arkalarından gelen dostlarını görünce tokalaşıp birbirlerine sarıldılar. Yerlerine oturan beylere döndü binbaşı. “Dosyalarınızı okuyun geliyorum.” deyip odadan tekrar çıkınca Harun sandalyesini Kartal’a yaklaştırdı. “Kanka evlenmişsin. Cık cık,” deyip dudak büktü. “Hiç haber vermiyorsun. Alındık.” dedi.

Ciddiyetini bozmayan Kartal, “Ani oldu biraz.” dedi kısaca.

Bulut’un gözleri büyüdü. “Ufukta yeğen mi var?” dediğinde Kılıç kahkaha attı. Kartal’ın ters bakışıyla sustu Kılıç.

“Yeğen falan yok Bulut.” dedi Kartal. “İleride inşAllah.”

“Tüh be amca olacağım diye heyecanlanmıştım bir an. Neyse çalışmalara devam edin.” diyen Bulut’a göz devirdi Kartal.

“Kartiş,” dedi Savaş. “Baldız var sende? Sendeki aşktan bizde nasiplensek ya ha kanka.”

Kartal arkadaşına bakıp hafifçe gülümsedi. “Bir tane var. Bir tane de yarı baldız var.” dedi Selin’i kast ederek. Anlayan bir tek Kılıç’tı. Gözleri kısılmıştı genç adamın. Harun ve Savaş yerlerinde doğruldular.

“Aramızı yapsana Kartiş.” dedi Savaş.

“Baldızım bacımdır. Ben bacımı sana layık görmüyorum Savaş.”

“Aşk olsun Kartiş.”

“Yarı baldız ne oluyor?” diye sordu Harun.

“Arkadaşı…”

“Hiç değilse tanışsaydık. Yengemiz şahane biri olmalı ki seni evliliğe ısındırmış hatta kaynatmış. Kardeşleri de öyledir değil mi?” dedi Harun.

Karısının gri gözleri gözlerinin önüne gelince istemeden gülümsediğinde Metehan işaret parmağını Kartal’a kaldırdı. “Aptal aşık sırıtışı.” diye yüksek sesle güldü.  Kartal umursamadı. Daha geniş gülümsedi cevap olarak.

“Ee arkadaş baldız diyorduk.” dedi Harun.

“Sana ne Harun!” diyen Kılıç’ın sesiyle gözlerini kısan beyler ağır çekimde Kılıç’a döndüler. Biri de Kartal’dı.

Kılıç’ın kendinden emin ve tehlikeli bakışlarıyla karşılaşan Harun uzun süre baktı adama.

Metehan elini masaya sertçe vurdu. “Konu kapandı beyler. Baldız da gitmiş elden.”

Harun’a tek kaşı havada baktı Kılıç. “Duydun zilin sesini.” dedi Harun’a bakarak.

Alt dudağını dışarı saldı Harun. Alınmış çocuklar gibi sarkıttı. “Peki.” dedi.

Tamer her ne kadar sinir olsa da gülümseyerek izlediği tabloyu sevdiğini hissediyordu. Dostlarını çok seviyordu. Onların bu şımarık halleri bu odaya ve birlikte oldukları anlara mahsustu. Dışarıda hepsi ciddi ve sert iş adamlarıydı.

“Neyse,” dedi Savaş. “Kalan bir baldız var.” dedi arkasına yaslandı. “Yengeye selamlarımızı iletirsin.”

Binbaşının odaya girmesiyle önlerindeki hiç açmadıkları dosyaları okumaya başladılar. Kırklı yaşlarında olan ve devletine tüm ömrünü adayan Recep binbaşı bir askere yakışan atletik adımlarıyla dev ekrana yaklaştı.

“Hepiniz neden burada olduğunuzu biliyorsunuz. Aylardır izini sürdüğümüz silah kaçakçılığı üzerinde çalışıyoruz. Her ne kadar yakalanan mallar elimizde olsa da bir türlü arkasındaki isimleri bulamamıştık ki, bulduk.” Ekranda beliren resimlere odaklandılar.

“Latif Sencer. Antalya’lı iş adamı. Ortağı Kamil Duman.”

Kayınpederini karşısında suçlu konumunda görmesiyle sıkıntısı ikiye katlanan Kartal’ın verdiği nefesi hepsi duymuştu.

Recep binbaşı, “Kendisi Kartal’ın kayınpederi oluyor.” dedi adama bakarak. Eliyle alnını ovalayan Kartal’dan aldığı gözlerini ekrana çevirdi. “Bu da Efruze Sipahi.” dedi gülerek.

Tamer’in kaşları havaya fırlamıştı. Bulut’un ağzı açık kalmış, Savaş şaşkınlıkla çenesini sıvazlıyordu. Bulut elini yanağına vermiş Efruz’un resmine bakıyordu. Harun’da dudak bükmüştü. Metehan çenesini tutmamıştı. “Bu adam niye evlenmiş belli oldu. Yenge peri masallarından düşmüş dünyaya.”

Kılıç oralı olmazken Kartal dişlerini sıktı. “Binbaşım.” dedi inlercesine.

Binbaşı çarpık gülüşüyle Kartal’a döndü. “Karını özlemişsindir diye düşündüm.” dedi. Kartal’ın kendisine cevap vermeyeceğini bildiğinden devam etti. “Her neyse. Yeni Sipahi olan Efruze Duman, Kamil Duman’ın kızı. Kızın hiç bir şeyden haberi yok. Ama yurt  dışında bir bankada dehşet bir rakam ile tabir edilecek para, hesabında kuzu kuzu yatıyor. Bu para babasının ülkesine ihanetinden kazandığı para. Kendisini güvenceye alan bir baba ve ilk seferde yanacak Efruze Sipahi, idi.” dedi Kartal’ın gerilen suratına bakarak.

“Ne yaptın?” dedi binbaşı Recep. Bildiği şeyleri arkadaşları önünde de tekrar etsin istedi.

“Hesaptaki para duruyor gibi görünüyor ama kasa boş. Başka bir hesaba nakli gerçekleşti.” dedi Kartal.

Ekrandaki resim değişip yerine tekrar Latif Sencer’in fotoğrafı belirdi. “Efruze üzerindeki hesapta bulanan para sadece Kamil Duman’a ait değildi,” dedi binbaşı.

Tamer kaşlarını birleştirdi. Arkadaşlarının aklındaki soruyu sordu. “Başka kime ait?”

“Latif Sencer.” dedi Kartal.

“Evet, Kartal dogruyu söylüyor.” dedi Recep binbaşı.

“Ama neden? Efruze ile Latif’in ilgisi nedir?” dedi Harun. “Akraba mı bunlar? Yoksa neden o kadar parayı başka birinin adına yatırsınlar.”

Kartal gözlerini sıkıca kapattı. Öyle bir pisliğinin içindeydiler ki kendisi bile şaşırıyordu. Ekranda Koray’ın fotoğrafı yansıdı. “Koray Sencer, Latif’in oğlu. Ve deli gibi Efruze’ye tutkun.”

Arkadaşlarının bakışlarını üzerinde hisseden Kartal. Onlara dönmediği gibi dişlerini sıkarak gözlerini masa üzerindeki açık dosyaya indirdi. Beyler soru sormadan binbaşıya döndüler.

“Latif ve Kamil’in tahmin ettiğimiz planı şu; Efruze ile Koray’ın evliliği! Bu şekilde para otomatikman Sencer’lere geçecekti. Latif oğlunun adına hesap açmamış ama Kamil kızını bu yolda feda etmiş.”

Tamer arkasına yaslandı. Beyler derin bir nefes verdi. Metehan söz aldı. “Ve bir prens gelir kızı kurtarır.” dedi usul bir sesle.

Kartal istemsiz gülümsedi. Ya Efruz’u o gece görmemiş olsaydı…. Ya bunların hiç birinden haberi olmadan uzun vadeye dayalı bir ilişkileri olsaydı… Efruze bir mal gibi Koray’a satılsaydı. Başını salladı. “Aynen öyle,” dedi Metehan’a.

“Efruze artık evli olduğuna göre bunlar geçerli olmayacak.” dedi Tamer. “Para gitti bunu öğrenen Latif, Kamil’i sağ bırakır mı?”

“Latif’i alacağız ama Kamil için bir kereye mahsus görmezden geleceğiz. Kartal’ın bu güne kadar devletine yaptığı, görevlerideki başarıyı göz önüne aldık. O kısmını Kartal kendisi halledecek. Fakat oğlu Koray için hiç bir şey yapamıyoruz. İşlerden, kirli işlerden çok uzak. Didik didik ettik ama hiç bir şey bulamadık.” Binbaşı eli arkasında askerlerine döndü.

“Sizin görevlerinize gelirsek, pas tutmuşsunuzdur diye düşündüm. Sahaya inmek istersiniz her halde.”

Adamların yüzünde hınzır ifadeler belirdi birden. İstemezler miydi? Nadir katılıyorlardı zaten operasyonlara. Onlar sadece birer iş adamıydı. Asker ya da polis kimlikleri yoktu. Kaderin bir araya getirdiği bir grup vatanseverdi.

“Bende öyle düşünmüştüm. Yarın gece!”

                                        🦅

Sivil kıyafetlerden arınan beyler üzerlerine geçirdikleri özel hareket giyimleriyle keyifleri oldukça yerlerindeydi. Özlemiş olduklarından sürekli birbirlerine bakıp sırıtıyorlardı. Askeri helikoptere binmek için binbaşı Recep’i beklerken Kartal arkadaşlarından uzaklaşıp Efruz’un tatlı sesini son kez duymak istemişti. Yarın ne olacağını bilmiyordu.

Kadınım, diye kayıt ettiği numaraya bakarken bile içi titriyordu. Bir kaç çalıştan sonra ancak açılmıştı telefon.

“Hayatım,” diyen kadınının aşk dolu sesiyle gülümsedi.

“Güzelim.”

“Ta kendisiyim. Hallettin mi işlerini, dönüyor musun?”

“Maalesef, yarın sabaha karşı ancak döneceğim. Sen ne yaptın?”

Soluğunu tazeleyen Efruz kendisine bakan arkadaşları üzerinde gezdirdi gözlerini. “Kızlarla birlikteyim ve artık işsizim.”

Şükür çekercesine başını gökyüzüne kaldırdı Kartal. “Üzülmedin ya?” dedi.

“Üzülmek mi?” dedi Efruz gülerek. “Bana bakacak bir kocam var sonuçta aç kalacağımı sanmıyorum. Neden üzüleyim ki?”

Kartal’ın tatminkar gülüşüyle arkasından sesler duyunca döndü. Harun ve Metehan birbirlerine omuzlarını vermiş kendisini izliyorlardı. “Gördün mü Metehan adam harbi aptal aşık.” dedi Harun. Metehan, “Görmez miyim adamın otuz iki dişi görünüyor.” dediğinde Kartal olanlara bakıp göz devirdi.

“Kartal.”

Efruze’nin sesiyle arkasını döndü arkadaşlarına. “Buradayım. Az Sonra bir kaç kişinin boynunu kıracağım.” derken tekrar dönmüştü Harun ve Metehan’a.

“Ne boynu, kimin boynu?”

“Evlendiğimi duyan arkadaşlarım benimle kafa buluyor.”

Kahkaha attı Efruz. “Kıyamam sana. Ne diyorlar?”

Adım adım uzaklaştı Kartal. “Aptal aşık olmuşum.” dedi gülüşü nefesine yansımıştı. Hattın diğer ucunda eriyen kadını göremiyordu Kartal. “Demişlerse doğru olabilir.” dedi Efruz.

“Sanırım öyle. Kendimi göremiyorum.”

“Arkadaşların bekar mı?”

“Evet.”

“Hm.”

“Bende bekardım Efruz. Hepsi birer prenses bekliyor. Sandığın gibi bir şey olmaz.”

“Ne sandım ki, aşk olsun kocacığım.” dedi Efruz sesini yumuşatırken. Selin ve Hümeysa başını bilmiş bilmiş sallıyordu Efruz’a.

“Peki.” dedi Kartal biraz sessiz kalmıştı. “Muhtemelen bir sonraki gün görüşeceğiz. Kendine iyi bakmanı istiyorum. Bana ulaşamayabilirsin, telefon çekmeyebilir. Arazilere bakacağım.”

“Olur. Senden telefon beklerim. Sen de kendine iyi bak.”

“Seni sevdiğimi unutma. Ne olursa olsun unutma!”

“Kalbimde seni taşırken nasıl unutabilirim. Dönüşünü bekleyeceğim.”

Telefonu kapatıp cebine atan Kartal arkadaşları tarafına yürüdü. Yarın Efruz delirecekti ve Kartal’a ulaşamayacaktı. İşte o zaman Efruz, Efruz olmaktan çıkacaktı. Biliyordu. Karısını tanıyordu. Öfkeyle oturacaktı ama sonlarının sonunda ayrılık yoktu. Bir şekilde onu ikna edecekti Kartal.

“Çok siktiri bokluk bir işin içinde olduğunu biliyorsun. Bu suratın da ondan böyle.” dedi Tamer.

Kartal başını salladı. “Hem de nasıl bilsen…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!