14.Bölüm

Keyifli okumalar okurcanlarım…

                                        🦅

Akşam eve döndüğünde içindeki vicdan azabından kurtulmak istiyordu. Babası normalin altında bir ilgisizliğe sahipti belki ama muhteşem bir annesi vardı. Babası ve abisi evde değildi. Baba oğulun neler yaptığını Allah bilirdi.

Salona girdiğinde annesini elinde bir kitap ile bulmuştu. Bu kitabı kaçıncı kez okuduğunu annesinin de bilmiyor olduğuna emindi. En sevdiği kitaptı. Kızını gören Şenay hanım kitabı kapatıp Efruz’u izledi.

“Ne derdin var?” dedi kitabı kucağına bırakırken. “Benim kızım böyle bakınca altından hep bir şeyler çıkar.” İki gri göz birbirine bakıyordu.

Ağır aksak adımlarla annesinin yanına gelip oturdu. “Bir şey diyeceğim de seni kırmaktan korkuyorum.” dedi alttan baktığı gözleriyle. Kesin kırılacaktı annesi. Kızmayacaktı ama kırılacaktı.

Dudağını büktü Şenay hanım. “O kadar önemli yani… E hadi söyle bakalım küçük hanım, sonrasını düşünürüz.”

Suçlu suçlu kadının yanında yerini aldı. Ellerini birbirine kenetledi. Gözleri annesini buluyor ama hemen kaçıyordu. Dudakları kımıldadı Efruz’un ama tek kelime çıkmadı. Göz bebekleri suçlu suçlu annesi üzerindeydi. “Ben…”

“Kıvranma Efruze. Ne diyeceksen tek seferde.”

Tek seferde… Acısız ölüm. İçine sıkıntılı bir nefes alıp arkasına yaslanırken, “Ben evlendim,” dedi elleri yüzünü kapatırken. Göz kapakları bile oynamayan Şenay hanım öylece Efruz’a kilitlenmişti. Annesinden ses çıkmayınca ellerini hızla çekti yüzünden. Kalbine indirme olasılığı ne büyük ihtimaldi. Gri gözleri büyüyerek annesi üzerinde gezindi.

“Anne.” dedi şoka girmiş kadının elini tutarken. Şenay hanım gözlerini kırpıp kızına baktı. “Ne zaman?” dedi usulca. Kiminle diye sormadı ki, tahmininde yanılmayacağını biliyordu.

Ellerini annesinin elinden alıp kucağında birleştirdi. Başını önüne eğdi. “Bir ay kadar oluyor.”

“Neden ama?”

“Nedeni yok. İsviçre’ye peşimden geldi. Zaten öncesinde evlilik teklifi etmişti. Evlenelim dedi ben de kabul ettim.”

“İsviçre’de mi evlendiniz?” Tane tane konuşan Şenay hanım sakinlikle soruyordu sorularını.

“Hayır. İstanbul’da evlendik. Ben İsviçre’ye gittikten üç gün sonra geri döndüm. Onunla  birlikte…”

“Erva’da biliyordu değil mi? Annenizden gizli iş çevirdiniz.”

Başını kaldırıp annesine baktı. Suçlu bakışlarını annesinin haklı, kızgın ve sakin bakışlarına dikti. “Erva’da geldi bizimle İstanbul’a. Ertesi gün geri döndü. Özür dilerim anne.”

“Bence de dilemelisin Efruze. Seni istediğin biriyle evlilikten men ettiğimizi hatırlamıyorum. Neden böyle bir yola girmiş olduğunuzu merak ediyorum. Hamile misin?”

Başını sağa sola salladı Efruze. “Bana evlenmeden elini bile sürmedi. Şimdi de değilim. Ben gidince arkamdan gelecek kadar seviyor beni. Bende onu seviyorum.”

“Bu bir açıklama değil ki kızım.” dedi Şenay hanım mantıklı bulmamıştı. “İsteseydin zaten evlenirdin.”

“Açıklaması yok anne. İstedik sadece. O şimdi Ankara’da, dönünce babamla konuşacağız. Kartal bana bıraktı, istersem söyleyebilir ya da hiç evlenmemişiz gibi tekrardan düğün yapabiliriz.”

“Ah Efruze… Ben ne diyeceğimi bilemedim.  Senden de böyle bir çılgınlık beklenirdi.” dedi önüne dönen kadın. Efruz annesinin omzuna başını yasladı. “Kızdın mı bana?” dedi beş yaşındaki haliyle.

“Hayır, kızmadım ama çok şaşırdım.”

Annesine daha çok sokuldu. Kollarını balık etli kadının bedenine sardı. “Erva’ya da kızma olur mu?”

“Onun için söz vermiyorum. Bunca yıl size anneden çok arkadaş olmak için elimden geleni yaptım ama kızlarım bana yalan söylemiş. Kırıldım açıkcası.”

“Çok özür dilerim annem. Öyle ani bir rüzgar esti ben bile anlamadım. Seni çok seviyorum. İnan ki seni kırmak istemedim. Affet kızlarını.”

“Evlilik çocuk oyuncağı değildir Efruze. Ve sen bir anda karar verdim diyorsun. Sevgi elbette önemli ama sen ölünceye kadar yanında olacak birini seçiyorsun. Buna emin olmak için zaman gerekir. Anlaşmak gerekir, tanımak, tartmak… Evet Kartal Sipahi iyi bir iş adamı ama nasıl bir eş!”

“Bunların hiç birini önemsemedim ki. İlk defa aşık olan biri ne anlar bu dediğin şeylerden. Sadece yanlışı bile onunla yaşamak istedim. Yanlışsa eğer…”

“O da doğru. Biz babanla birbirimizi çok sevmedik ama iyi anlaştık. Bunun tersi de olabilirdi. Sevdik mi, sevdik… Belki kendimizce ama sevdik işte. Seni anlamam için gözü kara aşık olmam gerekiyor Efruze. Ben hiç gözü dönmüş bir sevda yaşamadım.”

“Gerçekten de gözüm dönmüştü. Bugün olsa yine yapardım. Affet beni ama bu değişmeyecek. Bir gün her şey ters giderse bile pişman olmayacağımdan eminim.”

“Bu iyi bir şey tabii. O genç adamı hiç tanımıyorum. Yani kişilik olarak. Hep duyduklarımız var aklımda. Kızımı mutlu edecekse ben de görmezden gelebilirim bu yaptığınızı. Ama bir daha bana yalan söylemek yok!”

“Söz! Asla! Affettin mi bizi?” dedi annesinin yanağını öperken.

“Edeceğim. Bir torun sahibi olunca.” Gülümseyen Şenay hanım kızının saçlarını okşadı. “Çok istiyorum Efruze.”

“Ben de. Annem kadar güzel bir anne olabilmem için sana her zaman ihtiyacım olacak. Ben ne anlarım çocuk bakmaktan.”

“Öğrenirsin.”

Efruze başıyla onayladı. “Bir şey daha diyeceğim; Kartal’ın anne ve babasıyla tanıştım.” Geri çekilip annesin yüzüne baktığında kadının şaşkın bakışlarına gülümsedi.

“Evet yaşıyorlar. Ama bu ikimiz arasında kalsın. Kartal bunun bilinmesini istemiyor.”

“Neden?”

Efruz annesine her şeyi tek tek anlatmaya başlamıştı. Şenay hanımın her duyduğu ile değişen yüz ifadelerine aldırmadan konuşmasını tamamlamıştı.

“Demek kayınvalide ve kayınpederin bir de görümcen var.”

“Evet. Annesinin bahçesini görmelisin, her yer renk renk çiçek… Çok hoş biri. Babası da sert görünüyor ama bence değil. Kız kardeşi ise dünya tatlısı biri. Dini nikahımızı babası kıydı. Benden hoşlandı. Yani bence.”

“Güzel. Kartal Bey dürüst biri olduğunu da ifade etmiş. İstese senden de saklayabilirdi. Bu gözümde bir artıya dönüştü.”

“Öyle… Son bir şey daha diyeceğim.”

Şenay hanım göz devirdi. “Bu gecelik yetmez mi?”

“Bu benimle ilgili.”

“Peki, söyle bakalım.”

“Anne … ben şirketten ayrıldım. Babam istifamı kabul etti. Ve bunu Kartal istedi.”

İlk defa kaşlarını çattı Şenay hanım. Bunu pek anlamamıştı. “Kartal bunu senden neden istedi? Orası senin babanın şirketi. Buna hakkı olduğunu düşünmüyorum.”

“Uygun görmesem ben de kabul etmezdim. Anne Koray beni rahat bırakmıyor. Şirkette sürekli ensemde geziyor. Sürekli saçma sapan şeylerle canımı sıkıyor. Kartal bundan haberdar nasıl bilmiyorum ama aklımı okuyor sanki. Sonrası; Babamın bana şirkette hiç ihtiyacı yok. Yönetim de bile değilim zaten. Boşa kürek çekiyor gibiyim şirkette. Kendi işimi yapmaya karar verdim. Küçük bir yer açarım belki. Bahçe mimari… iç mimar da bulurum.”

“Kendi işini yapma konusunda Kartal ne düşünüyor peki?”

Annesine gülümsedi. Kızını damadına veren anne her şeyi merak ederdi. “Bana destek olacağını ve başaracağımı düşünüyor.”

“Güzel… Bunu da beğendim. Koray’a gelirsek; O çocuktan hiç haz etmiyorum. Evlendiğini duyduğunda umarım başına bela olmaz.”

“Umursamıyorum onu. Ona defalarca söyledim ama beni takmıyor. Tutturmuş, onun olacakmışım onun çocuklarını doğuracakmışım daha neler neler…”

“O halde ayrıldığın çok iyi olmuş. Kocan akıllı bir adam, benim kızımı hak edecek gibi…”

Efruze kahkaha attı. “Diktatör kaynana Şenay olma yolunda emin adımlarla ilerliyorsun anne.”

“Hadi oradan.”

🦅

İşsiz bir Efruz’un yapacaklar listesinde yapacağı ilk iş kuracağı küçük bir yerin araştırmaları yer alıyordu. Sabah erken kalkmak yıllardır yaptığı yegane şeydi. Buz gibi soğuk suyunu içer ve meditasyon yapmak için en uygun ve sessiz yeri tercih ederdi. Saat öğlene geliyordu ve aklı ihaledeydi. Abisi kendisini arayacaktı. Aklını meşgul etmek için bilgisayarının başında araştırmalarına devam ediyordu.

Önce bir mekan tercih etmesi gerekiyordu ki, ondan başlamıştı. Kiralık veya satılık iş yerlerinin bir listesini çıkarmıştı. Kocası döndüğünde birlikte karar verebilirlerdi. Kalemi alnına dayadı. En son dün akşam üzeri konuşmuşlardı. Kartal bu saat olmuş ama aramamıştı. Aramak istemişti ama nedense ‘bana ulaşamayabilirsin’ dediği aklına gelmişti. Aramaktan vazgeçmişti. Elbette kendisini arardı.

“Kim derdi sen evleneceksin de kocandan bir beklentin olacaktı Efruze.” dedi kendi kendine. İçindeki cazgır kadın arada bir baş gösteriyordu. Bir erkekten bir şeyler beklemek cazgır kadının kanına dokunuyordu. Kartal aklına ve kalbine hücum edince bu düşünceden cayıyor ‘ben onun karısıyım’ diye tekrar ediyordu. Kartal’ın eşi olmaktan mutluydu da arada bir damarı tutuyordu.

Kaldı ki çok seviliyordu. Bunları görmemesi gerektiğini hissettiren bir adamı vardı. 24 milyon küsur liralık arabayı hurdaya çıkardığında bile ses etmemişti Kartal. İçindeki delibozuk kadınla uzun süre atışacak gibi hissediyordu. 

“Eğer kızım olursa bir gün evleneceğini hatırlatarak eğitmeliyim, benim kadar zorlanmamalı.” Sesli düşüncesini yine kendisi onaylamıştı. “Her şey olabilir ama bir gün bir erkeğin kadını olacağı da bir gerçek. Gerçi annesi ben olunca umarım yani…”

Kendi kendine olan sohbetten telefonun sesiyle ayrıldı. Abisi arıyordu. Heyecanla açtı. Her şeyi, bir çok şeyi normale döndürecek haber telefonun diğer ucundaydı.

“Aldınız mı?” dedi başka bir söze gerek görmeden.

“Alamadık Efruze.” diyen yıkılmış ses tonuyla donup kalmıştı.

“Kim aldı?”

“Sipahi holding.”

🦅

Sabaha karşı döndükleri Kolordu  Komutanlığında üzeri çıplak vaziyette kolundaki kurşun sıyrığını saran doktoru izliyordu. Atılan dikişin acısını hissedemeyecek, kurşun yarasını kafasına takamayacak kadar Efruz ile doluydu.

Bandajı sarıp geriye çekildi Doktor. “Giyinebilirsin.”

Kılıç’ın tuttuğu gömleği ağır hareketle giydi. Arkadaşının önüne geçip düğmelerini iliklemeye başlayan Kılıç bir yandan da onun durgun haline üzülmüyor değildi. “Seni anlayacaktır.”

“Anlatırsam evet. Buna izin verirse tabii.”

“İlla ki verecek. O vermese de sen bir yolunu bulursun.”

“Neden bu kadar zor olmak zorundaydı?” dedi Kartal. Yüzü solgun kalbi durdu duracakmış gibiydi.

“Aşk bahçesinde bir çarkıfeleğe bindin, Efruz’da seni çeviren kişi oldu ve okun ucu çok boktan bir yerde durdu.”

“Nasıl da aydınlandım, teşekkür ederim.”

“Ne dememi isterdin? Her şey kader mi?” Son düğmeyi de ilikleyip geriye çekildi Kılıç. Göz göze geldiler.

“Bana Selin’den hiç bahsetmedin.” dedi Kartal.

“Bahsedecek bir şey olsaydı ederdim.”

“Harun’a sana ne derken öyle görünmüyordu.”

Arkasını döndü ve kapıya yürüdü Kılıç. “Güzel kız.” dedi sadece.

“Ben de yedim.”

“Ben de yememiştim zamanında.” deyip kahkaha attı Kılıç.

🦅

Araçlarına binmek ve evlerine dönmek için binbaşının gelmesini beklemeye  başlamışlardı. Beylerin hepsi takım elbiselerine tekrar bürünmüştü. İçlerinde yara alan tek kişi Kartal’dı ve aklı karısında olduğu için dalgın ruh hali dikkatsizlikle sonuçlanmıştı.

Bütün mallar ele geçirilmişti. Latif ve Kamil şu an salya sümük ağlıyor olabilirlerdi. Başlarına geleceklerden zerre haberleri yoktu. Beyler Kartal’a yaklaştı. Ellerinde birer büyüklü küçüklü karton çantalarla.

“Bizden yengemize…” dedi Tamer.

Kartal şaşkındı. İnce düşünceli dostlarına tebessüm etti. “Gerek yoktu.”

“Adettendir.” diyen Tamer beş büyüklü küçüklü kutuyu arkadaşının eline verdi. “Bir ömür mutlu olun.”

“Amin.” dedi Kartal. “Teşekkür ederiz. Darısı başınıza…”

Tamer hariç hepsi, “Amin” demişti.

Binbaşının gelmesiyle elindekileri arabaya bırakıp döndü Kartal. Recep binbaşı Kartal’a döndü. “Aşık adamla bir daha ringe çıkmayalım, değil mi?” dedi ima ile. “Kolun nasıl?”

“Kolu iyi binbaşım ama karısı sınırı aşmadan biz kaçsak.” dedi Kılıç.

“Evet o mesele… İşin zor Sipahi. Karına güveniyorsan evliliğini kurtarmak adına bizden biraz çıtlat ama abartma. Sonuçta bu son işin olmayacak. Kiminle evli olduğunu bilsin. Diğer meseleye gelirsek; Babası sen de Latif bende. Yarın bu iş bitecek ve hazırlığını ona göre yap.”

“Emredersiniz binbaşım.”

“Bol şans.” deyip arkasını dönen Recep binbaşı postallarını vura vura yürüdü. “Size de beyler. Vatan size minnettar. Kendinize iyi bakın.” diye bağırdı.

Ardından sırıtan adamlar bir ağızdan bağırdı. “Sağ olun binbaşım.”

Birbirleriyle vedalaştıktan sonra hepsi kendi araçlarına binip kendi şehirlerine doğru yola koyuldular.

🦅

“Efruz!” İsyan etti Selin sonunda. Dünden bu yana gözleri koyu griye dönen arkadaşını sakinleştirmediği gibi kaçıp geldikleri İzmir’de başka bir uçakla başka bir şehire kaçmayı planlayan kıza hayretle bakıyordu.

“Bana Efruz deme! Bilerek yaptı. Babam ona tamah etsin istedi. Bunun başka bir açıklaması var mı Selin? O ihale ile düze çıkacağımızı biliyordu. Bunu sana daha kaç kez anlatacağım?  Ona bir aydır bu ihaleyi beklediğimi defalarca söyledim ama o ne yaptı; Aldı. Zenginliğine biraz daha para katmak için bana lazım olacak parayı cebine indirdi. O almasaydı hiç bir şey kaybetmezdi ama biz battık.”

“O senin kocan. Nereye batıyorsun? Şu dediklerin sadece öfkenden geliyor. Efruz  sakinlikle düşünsen daha mantıklı kararlar vereceksin.”

Efruz ellerini havada salladı öfkeyle. “Kocamsa kocam boşarım olur biter. Mantık mı aradım şimdiye kadar?  Benim için çok önemliydi bu sen de bunu anla.”

“Canım benim anlıyorum ama Kartal seni bırakır mı? Hem nereye gideceğiz? Eliyle koymuş gibi bulur seni.”

Kimliğinde yazan soy ad ile sistemde çıkan soy ad birbirini tutmadığı için çıkan sorundan yurt dışına çıkamıyordu. Biraz aklını toplaması için Kartal’dan uzaklaşması şartı. Lakin öfkesinin dineceğini hiç sanmıyordu. Onu gördüğünde ne diyeceğini nasıl davranacağını da bilmiyordu. Korkuyordu. Kartal’ın onu tatlı diliyle kandıracağını biliyordu. Adı gibi emindi, bir bakışıyla bile yola gelecekti Efruz. Bunu istemiyordu. Ona kanmak istemiyordu. Bu kandırılmak istemediği bir konuydu.

İnatçı ve kural tanımaz ruhu onu ele geçirmişti. Dönmek istemiyordu. Onu görmek hiç istemiyordu. Nefesini salıp arkadaşına baktı. “Biraz nefes almaya ihtiyacım var. Onun beni bulmak isteyeceğini düşünmüyorum. Onu görmek istemiyorum Selin. Öyle kızgınım ki anlatamıyorum bile. Kocam babamı batırdı gibi bir şey çıkıyor ortaya. Babam ile abim umrumda bile değil. Erva daha eğitimini bile tamamlamadı. Ne yapacak, orada kalamaz hangi parayla? Eğitimi yarım kalacak hayallerine ulaşamayacak ve ben bunu sindiremiyorum. Annem bu yaştan sonra ne yapacak? Halleri ne olacak? Ben Efruz Sipahi’yim diye zenginliğin dibine girerken aileme Kartal mı bakacak?”

Bu şekilde söylenince insanın içine oturan bir kaç ayrıntıyı kabul etti Selin. Efruz’a sarıldı. “Keşke bir konuşsaydın Efruz. Belki de bunların hiç biri olmayacak. Acımasız biri değil ki Kartal. Kocanı benden iyi tanıyor olmalısın.”

Sıkıca sarıldı Selin’e. Ağlamak istemiyordu. Öfkesi izin vermiyordu zaten. “Acımasız olmadığını biliyorum. Bu durum bana ağır geliyor. Kabul edebileceğim bir şey değil. Yapmamalıydı…”

Geri çekilen iki dost birbirlerine baktılar. Selin arkadaşının dağılan saçlarını geriye itti. “Biraz aklını toparlayıp konuşursunuz değil mi?”

“Bilmiyorum.” dedi Efruz başını olumsuz anlamda sallayıp. “Bilemiyorum. Bu durum değişmeğecek sonuçta.”

“Kızım sen bu adamı seviyorsun. Yapamazsın, gitsen bile senin içinde Kartal.”

“Sevgi her şey değil. Gözümü kapatıp sadece Kartal’ın kadını olarak yaşayamam ben.”

“O seni bırakmaz Efruz.”

“Zorla yanında tutacak kadar zorba olamaz ya.”

“Kedinin kuyruğuna basarsan tırmalar seni. Sen onun eşisin ve bu yaptığının kuyruğuna basmaktan hiç farkı yok.”

Uçak anonsu doldurdu etrafı. Konuşmaya son verdirdi. Elindeki biletlerden birini Selin’e uzattı. “Al, bu benim adıma olan. İstanbul havaalanından geri dönersin. Ben de senin adının yazdığı bilet ile Erzurum’a, Dilay’ın yanına gideceğim. Beni bulması imkansız. Hesabımdaki tüm parayı da çektim. Kartla da işim olmayacak.”

Selin caydırmak için bir kez daha ağzını açacak olduğunda Efruz durdurdu eliyle. “Hiç bir şey söyleme. Seni seviyorum Selin. Arayacağım.”

                               🦅

İstanbul’un soğuk ve sert havası Selin’in yüzünü talan ederken trençkotuna iyice sarıldı. Yarım saat sonra kalkacak ilk uçakla geri dönecekti ve hava almak için çıkmıştı kapalı alandan. Havada geçirdiği zamanda tek düşündüğü Efruz’du. Beklediği bir buçuk saat diliminde de yine Efruz’u düşünüyordu.

Yüzü duvar gibiydi. Aklı karmaşık… Ne düşüneceğini bilemiyor sadece Efruz’un iyi olup olmadığı zihninde dönüp duruyordu.

“Selin hanım.” dedi sert bir ses. İrkildi. Arkasını döndü hızla. İki tane çam yarması tabirine uyan siyah giyimli adamı gördü.

“Evet.”

“Bizi Kartal Bey gönderdi. Uçak sizi bekliyor.”

Bağlı olan kolları gevşeyip iki yanına düştü. Adamları şaşkın bakışlarıyla uzun sayılacak bir süre izledi. ‘İstanbul… Kartal… Uçak… Efruz! dedi içinden. Beni bulan onu bulmaz mı? Bulmuş bile olabilir.’

“Size nasıl güveneceğim?” Telefonu çalmaya başladığında omuzları çöktü. Elindeki telefonun ekranında Kartal Sipahi yazısı vardı. Soğuk havaya içindeki ateş gibi nefesi salıp açtı.

“Kartal Bey.”

“Ne diyorlarsa yap.” diyen ses kesilmiş hat düşmüştü. Telefona boş boş bakındı. Kedinin kuyruğuna basmamış resmen ateşe vermişlerdi. Acımasız değil dedikleri adamın sesi katili andırıyordu.

İki adamın ortasından geçerek önden yürüdü. Yapacağı bir şey yoktu…

Nereye gittiğini bile bilmiyordu. Uçak inişe geçtiğinde korkmalı mı bilemedi Selin. İndiğinde ise Antalya’da olduğunu anlamıştı. Aracın kapısı açıldı onun için. Burada arabası vardı. “Nereye gidiyorum hem benim arabam burada. Neden sizinle geleyim?”

Kadına bakmayan adam sert ses tonuyla konuştu. Selin bu adamın sesinin bir an gerçek olup olmadığını düşündü. Ürkütücü bir kalınlığı vardı.

“Merak etmeyin. Evinize geri döneceksiniz. Bize verilen emir bu. Şimdi binin.”

Başına bir şey gelip gelmeyeceğinden pek de emin değildi artık. İşler ciddi manada sarpa sarmıştı. Arabaya binmekle kaçıp gitmek arasında kaldı. “Hayır binmeyeceğim.” dedi adamın elindeki kapıyı çekip kapattı.

“Ben kendim dönerim evime. Rahat bırakın beni.” Tek adım attığında adam önünü kesti. “Binin!”

“Hayır. Çekil.”

“Size zarar verecek değiliz. Binin!”

“Hayır dedim değil mi?”

Şoför koltuğundan inen diğer adamı fark etmedi Selin. Arkasındaki adamı mı önce hissetti yoksa beline dayanan silahı mı kavrayamadı. Kedinin kuyruğunu değil, kalbini yakmışlardı ki Kartal bunları yapıyordu. Gözlerini kapatıp dişlerini sıktı. Etrafta insanlar vardı. Karşı gelse vurulur muydu? Bilemedi. Aklı karışmakla birlikte korkmayada başlamıştı. Neyin içine düştüğünü bilmiyordu ama belli ki iyi şeyler olmayacaktı.

Sinirle dönerek arabanın kapısını açıp girmek için eğildiğinde başını arabanın üst bölümüne vurduğunda iki adamın da gözleri önünde rezil olmanın acısı bir yana başındaki acıyla gözlerini yumdu. Eli alın kenarına giderken arabaya hırsla binerek kapıyı da kırarcasına çekti. Adamlar ön koltuğa yerleşip yola çıktıklarında telefonunu çantasından alıp Efruz’u aramak istedi.

Kapalıydı.

Ne helde olduğunu bilmek için deliriyordu. Kesin Kartal’ın yanındadır diye düşündü. Tırnaklarını yiyerek biten yolculuktan sonra bilmediği bir eve gelmişti.

“Kim var burada? Ben neden buraya geldim?”

Adamlardan tek bir söz bile çıkmadı. Onların görevi tamamlanmıştı. Açıklama yapma hakları yoktu. “İçeri girip bekleyin.”

Selin adamlardan bir şey öğrenemeyeceğini bir kez daha anlayarak eve doğru yürüdü. Onu karşılayan temiz yüzlü kadın salona davet edip bir şey isteyip istemediğini sordu.

Açtı ama hissi yoktu. Stresten gerilmiş bedeninin en son ihtiyacı yemekti. “Bir şey istemiyorum.” dediğinde kadın yanından ayrıldı. Trençkotunu çıkarıp koltuğa bıraktı. Ailesine gezmeye gidiyorum deyip Antalya’dan ayrılmıştı. Şimdi geri dönmüştü. Elini alnına götürüp ovaladı. Başına bunların geldiğini babası duysa Kartal’a neler yapardı düşünmek bile istemedi.

Hava kararıyordu. Dışarıyı izlemeye koyulduğu dakikalar geçmiyordu. Oturdu. Kalktı. Başını elleri arasına aldı. Zilin sesiyle ayağa fırladı. Birinin gelip buna son vermesini beklemiyor muydu zaten? Salon kapısından içeri giren Kılıç’ı gördü.

“Kılıç Bey.” dedi heyecanla.

Kılıç yüzündeki samimi gülüşüyle ağzı içinde homurdandı. ‘Kılıç diyen dilini yiyeceğim.’ Aynı gülüşüne bir de yaramaz bakışlar katan Kılıç kıza doğru yürüdü.

“Sakin ol Selin. Sorun yok.” dedi gelip karşısında durdu kadının.

“Efruz nerede? Ne oluyor ben hiç bir şey anlamadım. Siz bizi nasıl buldunuz?”

“Boş ver o kısmını. Efruz hala Erzurum’da. Saklandığını sanıyor.”

Selin’in gözleri büyüdü. Ne tür bir adamlardı bunlar… “Kartal beyin onu almaya gittiğini düşünmüştüm.”

“Kartal şu an daha önemli işlerle meşgul.”

Kaşlarını çattı Selin. “Karısından daha önemli ne işi olabilir ki?”

“Karısının ailesi olabilir mesela. Bu da önemli bir konu.” Kızın alın kenarına gözü takılan Kılıç dişlerini sıktı. “Kim yaptı bunu?” Adamlarından biriyse fena can yakabilirdi. Elini ufak şişliğin üzerine dokundurdu. Selin put misali çakılı kalmıştı karşısında. Adamın sıcak tenini alnında hissediyordu. Erkeksi kokusu kendine çarptıkça ruhu ısınıyordu.

“Ben kendim çarptım.” dedi geriye çekilip. Arkasını dönüp nefes aldı. Koltuğa oturup tepesindeki adama kaldırdı başını. “Siz beni kaçırdınız farkında mısınız? Hem de silah zoruyla.”

“Öncelikle bana Kılıç demelisin. Bu sana bir dersti. Kartal’ın selamı var sana. Bana kalsa asla izin vermezdim ya neyse… Silah konusundan haberim yok ama hesabını sorarım.”

“Ne dersi?” dedi Selin kaşlarını birleştirip.

“Bir daha Efruz istedi diye ona yardım etmeyeceksin.”

Gözleri kısılan Selin ayağa kalkıp adama doğru bir adım atıp işaret parmağını Kılıç’a çevirdi. “Bana emir veremezsin! Siz kimsiniz ki benim arkadaşıma yapacağım şeye karışıyorsunuz?” Sesi yükselmiş ve sertleşmişti Selin’in. İyi kız tavırları da bir yere kadardı.

Kılıç dudaklarını birleştirip başını yana eğdi. “Uuv sert oldu bu.”

“Dalga mı geçiyorsun benimle? Bana kimse karışamaz. Ben Kartal’ın hiç bir şeyi Efruz’un ise en yakın dostuyum. Bana bu ayaklar sökmez. Gideceğim ben.” deyip adamın yanından geçerken Kılıç kızı kolundaki tutup kendine çekti.

“Ne diyorsam o Selin!” dedi arkadaşı sayesinde yanlış yerden başlamak farz olmuştu Kılıç’a.

Selin kolunu çekti ama kurtaramadı. “Bana baksana! Ben arkadaşını satacak birine benziyor muyum?” Kılıç’a yaklaştırdı yüzünü. “Fizan’a derse giderim.”

Kızın kendinden emin çıkan sesini görebilecekmiş gibi dudaklarına odaklanan adamın içi yanıyordu. “Öyle değil.” dedi tükenmiş sesiyle. Bu açıdan aklı dağılıyordu. Dirseğinden tuttuğu kızı koltuğa yönlendirip oturmasını izledi. Selin’in gözleri çakmak çakmaktı.

Kolunu ovuşturdu Selin. Acımış olduğunu fark eden Kılıç kızın önüne diz çöktü. Selin’in tuttuğu yerden onun elini çekip kendi eliyle kapattı az önce tutuğu yeri. “Canını yakmak istemedim.”

Adamın yakınlığı ile aklı karışan Selin sesini çıkaramadı. Gözleri kendi kolunda olan adamı yan profilini izledi. Kendine bakmadan konuşan Kılıç’ın dokunup baktığı yerler alev alıyordu.

“Onlar karı koca Selin. Efruz için aşılmaz gibi görünen şeyler Kartal için lafı edilecek konular bile değil.”

“Değil mi? Kartal çok zengin ama Efruz öyle değil. Konu edilemez elbette.”

Selin’in gözlerine çevirdi kendi gözlerini. “Konumuz para değil. Söz konusu Aşk!”

Gözlerinin içine baka baka ‘Aşk’ diyen adamın çekiminden çıkmak istiyordu. Başını çevirdi. “Yani,” dedi.

“Onlar kendi işlerini yoluna koyabilir. Bunun için biz destek olabiliriz ama kaçması gibi işlere yardım etmemeliyiz. Bu iyi gibi görünebilir ama Efruz’a iyilik etmedin. Aksine Kartal ikinci kez ardına bakmadan giden karısıyla hiç iyi şeyler düşünmüyor.”

Selin korkuyla Kılıç’a döndü. “Ne demek şimdi bu?”

“Bilmediğin şeyler var. Efruz’un da öyle…”

Selin yerinden kalkmak için hareket ettiğinde kadını belinden tutup geri oturttu.

“Zarar verecek! Ne yapacak?”

Telaşa kapılan kadının haline gülümsedi. “Daha neler… O sevdiği kadına zarar vermez.”

Selin bundan emin değildi. Yüzü endişeyle gerilmişti. “Efruz’la konuşmak istiyorum.”

“Sonra.”

“Şimdi! Nerede?”

“Seni evine bırakacağım.” deyip kalktı. Selin’de ayağa kalktı. “Nerede?” diye bağırdı.

“Erzurum’da. Selin lütfen. Evine bırakacağım ve sen bu gece Efruz’a ulaşmayacaksın. Bunu onun iyiliği için yap.”

“Hangi iyilik? Hiç bir şeyi tam anlatmıyorsun. Bilmediğim ne? Ona ne yapacak?”

Kılıç sessizce kadını izliyordu. Elbette haklıydı soruları. Ama dersini iyi alması bir daha ne olduğunu anlamadan kaçması için arkadaşına da yardım etmemeliydi.

“Konuşsana! Ben neden buradayım? Bu mu yani, bana dersmiş … çocuk mu eğliyorsunuz siz? Siz kimsiniz? Ne tür adamlarsınız? Resmen kaçırıldım ve burada arkadaşıma yardım etmemem için özel ders alıyorum. Bu nasıl saçmalık?”

“Sen anlamamışsın ki.” dedi Kılıç.

“Ne anlatın ki?”

Kılıç ceketinin eteklerini geriye iterek ellerini beline yerleştirdi. “Neden gitti Efruz?”

“Neden ihaleyi aldınız? Babası batıyor ve kocası bunu bile bile ihaleyi aldı. Kartal Efruz’un iflasını kendi eliyle verdi.”

“Babası iflas etmiyor.” dedi Kılıç.

Selin büyüyen gözleriyle susmuştu.

“Babası o ihale ile neler yapacaktı biliyor musun? Bilmiyorsun. Efruz’da bilmiyor kendi bildikleriyle açık kapatıyor.”

“Nasıl?” dedi zorla Selin. 

“Nasılsa öğreneceksin. Kamil Duman bir vatan haini. O ihaleyi alsaydı parasıyla kaç tane masumun canını yakacaktı, bilmiyorsun. Kartal şimdi Kamil Duman’ı kurtarmak için canını dişine taktı. Efruz’a söylemedi. Neden, onu da bilmiyorsun.  Nasıl desin Kartal çok sevdiği karısına ‘baban bir vatan haini’ denir mi? Dese miydi? Yıksa mıydı dünyasını başına?”

Gözleri dolan kadının akmaya hazır yaşları görmek hem de kendi sözleriyle… Sesi kesilen Selin’e bir adım attı. Ellerini kadının kollarına yerleştirdi. “Bak, her şey yoluna girecek. Kendini üzmene gerek yok. Hepimiz Efruz için uğraşıyoruz evet bu doğru ama birinin ona gerçeği göstermesi gerekiyor. Belli ki Kartal’a güvenmiyor belki bundan sonra aralarında geçecek olan konuşmalarda bile hep bir güvensizlik olacak. Bunun olmaması için ben arkadaşımı sen arkadaşını doğru istikamete yönlendirebilir veya hiç karışmayabiliriz. Güven insanın kendi içinde oluşan bir duygu. Efruz’a hiç bir şey söylemeyeceksin. Kocasına güvenmeyi öğrenecek.”

Kendini yorgun hisseden Selin ardındaki koltuğa usulca geri oturdu. Parmak uçlarıyla gözlerini sildi. “Ama…” dedi Kılıç’a bakıp.

Adam tekrar kızın önünde diz çöküp yaklaştı. “Aması yok. Efruze kendi güvenecek. Sürekli birilerinin gelip ona doğrusunu söylemesi onlara zarar veriyor. O kahrolası duygu gelişmiyor. Kendi öğrenecek ve bir gün olur olmaz bir şey duyduğunda ‘Kartal yapmaz’ diyebilecek.”

Başını kucağında birleştirdiği ellerine indirdi Selin. Kılıç haklıydı. Efruz haklıydı. Kartal haklıydı. Bu oyunda haksız kimdi? Herkesin kendince haklı olduğu bu oyunda haksız olan kimdi?

Elleri üzerindeki sıcak teması hisseden teninin altında ateş yanmaya başlamıştı. Adamın ela gözlerine baktı. Ayağa kalkan Kılıç elinin içindeki elin sahibini de kaldırdı. “Evine bırakayım artık seni. Biraz dinlen kendine gel.” Diğer eliyle Selin’in trençkotunu ve çantasını alıp kapıya yürüdü. Selin elini tutup kendini çeken adama bakıyordu kaşları havada.

“Sabahtan beri ya havadasın ya yolda. Delisiniz siz. Ben sizin yerinizde olsam elime bir beyzbol sopası alır Kartal’ın beynini patlatırdım. Kaçmanın çare olmadığını kimse öğretmedi mi size?”

“Elimi bıraksaydın.”

Kılıç durup geriye döndü. Birleşik ellerine baktıktan sonra Selin’e çevirdi gözlerini. “Bunu istediğimi sanmıyorum.”

“Ne istediğini sormadım.” dedi Selin çenesini havaya kaldırıp. Elini çekti ama kurtaramadı.

“Güzel… Sen fazla soru sorma. Bana bırak.” Dudağının kenarı yukarı kalkan Kılıç’a dişleri sıkarak baktı.

“Gidelim.” diyen adam kızı ardı sıra çekerek evine bırakmak için araca bindirdiğinde elini sertçe çekmişti Selin.

Evinin önüne gelene kadar da tek kelime etmemişlerdi. Kılıç yanında oturan güzel kadına arada kaçak bakışlar atarak gülümsemişti.

“İyice dinlen güzel kız.” dedi ona dönerek.

Selin tek kelime bile etmeden çıkmıştı arabadan. Hırsla yürüyen kadının ardından iç çekmişti Kılıç. Ağzı içinde mırıldandı.

“Sen sevda mısın?”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!