15.Bölüm

Keyifle okuyun…

                                         🦅

Siyah takım elbisesi içinde kusursuz görünen adamın içinde kaynayan katran kazanları fokur fokurdu. Etrafa sıçrayacak bir damla katran kül edecek kadar kızgındı. Dışarıdan duruşu dingin denizler gibiydi. Konuşmuyor yemiyor içmiyor, sadece düşünüyordu.

Gitmişti. Efruz onu ikinci kez dinlemeden kaçıp gitmişti. Bu seferki daha başkaydı. Bir kızgınlıktan ötesiydi. Vazgeçiş gibiydi. Karısın kendini yeteri kadar sevmediğini düşünüyordu Kartal. Bu nasıl sevgiydi…

Kendi içindeki aşkla Efruz’un aşkının bezerliğini tartıyordu sürekli. Kara gözlerini yumdu. Sıkıca. Elleri cebinde bir noktada duruşunu hiç bozmuyordu. Ofisindeki koskoca odada yüreğinin bu odaya hatta kainata sığmadığını hissediyordu. Kalbi gözleri kadar kararmamıştı bu gece.

En yüksek yerinde Efruz oturuyordu. Onu nasıl bırakırdı? Böylesi bir aşkı nasıl hiç yaşanmamış sayardı? Kurşuni gözleri kara gözler özlerken hem de. Elleri o beyaz ten için can çekişirken… Kalbinin yanında attığını hissettiği kadını bırakır mıydı? Bırakmazdı. Elini sürecek adamın canını alır kalbini sökerdi.

Açılan kapı sesine dönmedi. Gözlerini açarak geniş camlardan sehri izlemeye devam etti. “Ne yaptın?”

Ürkütücü dik duruşuna sessizce ilerledi Kılıç. Onun gibi yaparak ellerini cebine attı ve o da şehrin ışıklarına daldı. “Selin’e silah uzatman hoşuma gitmedi.”

“Buna mecburduk.”

“O bir kadın Kartal. Bu yaptığına çok kızgınım.”

Arkadaşına şaşırtıcı bir sakinlikle döndü Kartal. Kılıç onun bu halinden hiç etkilenmiyordu. O da ona çenesini kaldırdı.

“Benim ne kadar kızgın olduğum hakkında bir fikrin yoksa susabilirsin. Bir kadına zarar verebileceğimi düşünmüş olman ayrıca sorun.” dedi katılaşmış sesiyle.

“Senin içindeki kızgınlıkla Selin’in hiç bir ilgisi yok. Kendini kontrol edersen iyi bir şey yapmış olursun. Bu yaptığın değil Selin’e hiç kimseye hiç bir kadına yapılacak bir hareket değildi.”

Kartal gözlerini yumarak manzara geri dönüp açtı. “Haklısın.” dedi Kartal. “Daha sonra özür dileyeceğim.”

Kılıç bu konuyu sonraya ertelemenin akıllıca olacağına karar verdi. “Biliyorum ama yine de sevmedim.” dedi elini saçına daldırıp derin bir nefes aldı. “Uçak hazır bekliyor. Karını almaya gitmeden önce biraz delirsek mi?” dedi, barut gibi olan adama ateşi uzatmaktan vazgeçerek.

Başıyla onayladı Kartal. “Neredeler?”

“Kaybolan paraların acısı yüreklerine oturdu. Lüks bir yerde yemekteler. Babaları da yanlarında. Bir taşla dört kuş vuracağız.”

Ellerini cebinden çıkarttı Kartal. Kirpiği bile emindi yapacaklarından. Hiç bir zerresine ‘ama’ izni vermiyordu. Vermeyecekti. Sessizce odanın kapısına yürüdü. Adımları bastığı yeri bile ürkütüyordu. Bu gece olacaklar için ömür boyu pişman olmayacaktı.

                                         🦅

Koray’ın yüzündeki acımasız gizli gülüşü ne Aydın ne de Kamil bey fark edemiyordu. Koray istediğini elde etmişti ve sona çok az kalmıştı. Efruze onun olacaktı artık. Saplantı haline getirdiği kadın artık rüyalarını değil, yatağını süsleyecekti. Efruze’nin ne düşündüğü zerre kadar umrunda değildi. Efruze bir kadındı ve Koray bir erkek, önünde sonunda yola geleceğini de düşüncelerine ekliyordu Koray.

“Kamil amca bu kadar dert etmemelisin.” dedi sahte bir üzüntüyle. “Biz hala ayaktayız ve sizi asla yalnız bırakmayacağız.”

Latif oğluna uyduğunu gösteren baş işaretliyle, “Koray doğru söylüyor Kamil. Hiçbir şey kaybetmedik. Önümüzde daha çok ihale olacak. Birkaç gün sonrada başka sevkiyatlarımız var biliyorsun. Bundan sonra daha dikkatli olacağız. Anlaşılan o ki adamlarımız arasında köstebek var. Gizliliğe iki kat önem vereceğim ve köstebeği bulacağım. Senin kadar bende kaybediyorum üstelik. Neyse ki, Efruze’nin adına açtığımız hesapta torunlarımıza bile yetecek kadar paramız var.”

Kamil bey sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Dünden bu yana gülmüyordu ve hep gergin geziyordu. “Sizde olmasanız.” dedi, oğluna döndü. “Kumara biraz ara ver.”

Aydın babasına hiç dönmedi. “Elimde değil baba. Kazanacağım biliyorum.”

“Ne kazanacaksın Aydın? Ne ile oynamayı düşünüyorsun? Ne kaldı geriye? Efruze’nin hesabındaki paraya hiç güvenme! O hepimizin kurtuluş bileti.”

Aydın omuz silkti. “Battı balık baba…” dedi.

“Gitme üzerine Kamil amca. Aslında güzel oynuyor ama işte şans her zaman vurmuyor.” dedi Koray. Aydın dan alacağı hiçbir şey kalmamıştı aslında. Bundan sonrası umrunda bile değildi. Aydın ne hali varsa görebilirdi. Dibe vurdukça Koray dan para dilenmesi bile işine gelecekti nasıl olsa.

Koray babasına göz kırptı. Hadi başla artık demekti bu. Latif hafifçe gülümseyip Kamil’e döndü. “Kamil, ben ne diyorum biliyor musun?”

“Nedir?” dedi Kamil bey yemeğini yemeğe devam ederken.

“Efruze ile Koray’ı evlendirmeliyiz bence. Paramız taçlanır ve akrabalık bağı ile ayrılmaz oluruz.”

Kamil’ in kaşları havaya kalkarken gözleri Koray’ı bulmuştu. Önüne dönen Koray sözde bir utangaçlık sergiliyordu.

“Nasıl?” dedi şaşkınlıkla Aydın. “Aranızda bir şey mi var?”

Koray bu soruya cevap vermeyince Latif tekrar devraldı sözü. “Yok elbette. Koray senin kızına yanlış yapar mı hiç? Ama neden olmasın? İkisi de genç ve evlilik yaşlarındalar. İki köklü aileyiz ortakken akraba neden olmayalım ki?”

Kamil arkasına yaslandı. Latif Sencer ile akraba olmak! diye düşündü. Onun kadar zengin bir adama neden kızını vermesindi ki? Geleceğini garanti altına almanın en kolay yoluydu bu. Böylelikle batmaktan sonsuza dek kurtulurdu. Batmış sayılmazdı ama… Aması vardı işte olayların. Bir kaçakçı olduğunu gizleyecek bir şirkete ihtiyacı vardı. Ve o şirket ellerinin arasından kayıp gitmek üzereydi.

Kızına sormayı aklının bir ucundan bile geçirmedi. Efruze, Koray’ı neden istemesindi ki? Genç, zengin ve yakışıklıydı Koray. Kızına daha iyisini nereden bulacaktı? “Bu fikri sevdim. Bence uygundur.” dedi Kamil. “Kızımı sana vermeyeceğim de kime vereceğim Latif? Efruze bir Sencer olabilecek en nadide kişi.” Kendi kızını peşkef çekerken övmeyi de ihmal etmemişti.

Latif gülümseyerek başını salladı. “İşte bu kesinlikle doğru. Efruze gibi bir gelinim olması benim için büyük onur.”

“Benim için hiç uygun değil!”

Bir anda başlarında biten adamın ürkütücü sesiyle dördü de başlarını kaldırmıştı. Kartal Sipahi ve Kılıç Kayacı elleri ceplerinde tüm sertliklerini kuşanmış vaziyette karşılarındaydı.

Dört adamda karşılarında olan iki adamın neden yanlarına geldiğini ve neden ‘benim için uygun değil’ gibi bir cümle kurduğunu merak etmişti.

“Kartal Bey?” dedi Latif.

Kartal onlara hiç bakmadı. Başını kaldırdığında restorantın müdürüyle göz göze geldi. Gelmeden hemen önce konuştukları adama baktığında adam yutkunmuştu. Antalya’nın ve hatta Türkiye’nin sayılı zenginleri arasında yer alan adamın ne istediğini bilmeyen müdür başını eğerek ‘hoş geldiniz’ işareti yaptı.

Kartal cebinden çıkardığı elini havaya kaldırıp işaret parmağıyla havada daire çizdi. ‘Boşalt burayı’ işaretliyle adamın gözleri büyüdü ve itaat etmemek gibi bir düşüncesi olmadığı için garsonları harekete geçirdi.

Kartal’ı sessizce izleyen dört kişi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Etrafa saçılan garsonlar çok da dolu olmayan restorantın içinde yemeklerini yiyen müşterilere bir kaç şey fısıldıyorlardı. Aydın, Koray, Kamil ve Latif etraflarına bakınmaktan vazgeçip Kartal ve Kılıç’a döndüler. “Ne oluyor Kartal Bey?” dedi Latif.

Ne Kartal ne de Kılıç tek kelime etmediler. Gitmek için ayaklananları izliyorlardı. Koray ayağa kalktı. İşine balta vuran bu adamın derdinin ne olduğunu merak etmişti. “Ne saçmalıktır bu? Neyin peşindesiniz?”

“Bir şeylerin peşinde olmak senin işin Koray.” dedi Kılıç. Koray şaşkınlıkla gözlerini kapatıp açtı. Ne diyordu bu adam? “İkinci bir saçmalık duyuyorum.”

Son bir kaç kişi de çıkınca adamlara döndü Kartal. İçindeki sancının tarifi yoktu belki ama yüzünden bu anlaşılmıyordu. “Demek sizin kızınızı istiyor Kamil bey.” dedi üstten bakışlarıyla.

Kartal’ın ne zamandan beri başlarında olduğunu ve ne duyduğunu bilemedi Kamil, ama bu iş hoşuna gitmeye başlamıştı. “Evet, Kartal Bey. Sorun nedir?”

Koray bu konuşmanın sonunun nereye varacağını delice bir hırsla merak ediyordu ve hiç hoşuna gitmemişti. “Size ne bundan?” dedi Kartal’ın kısa bir an kendine dönen bakışlarından kaçamadı. Kendi dengesiz bakışları Kartal’a korku vermiyordu.

Ama Kartal muhattap olarak Kamil’i seçmişti. Bir kez ona baktı tekrar. “Siz karar verin Kamil Bey; Koray Sencer’e karşı Kartal Sipahi.”

Kamil tam da duymak istediği şeyleri işittiğinde hafifçe sırıttı. “Kızımı istiyorsunuz, doğru mu anladım?”

“Evet.” dedi Kartal duruşunu bozmadan.

Koray’ın kanı çekildi. Dengesiz karakteri bedenini ele geçirmeye başlamıştı. “Bu yaptığınız çok ahlaksızca.” dedi Koray.

Kılıç kahkaha attı. “Siktir git! Ahlaksızcaymış… Aylardır kumarhanemde Aydın’ı soyduğunu bilmiyor muyum sandın?” Aydın şaşkınlığını gizleyemedi ve ağzı bir karış açık ayağa kalktı.

“Ne?”

“Ne ya… Seni aylardır soyuyor. Sevgilim dediğin ucube de bunun adamı.”

Latif elini alnına koyduğunda Kamil de ayağa kalkmıştı. “Neler duyuyorum Latif?” diye bağırdı Kamil, ama Latif’ten ses söz çıkmadı.

“Geberteceğim seni Koray.” diyen Aydın Koray’a haddini bildirmek için masayı dolanacaktı ki babasının sesiyle olduğu yerde kaldı. “Aydın!”

“Sizin için ne fark eder Kamil bey, ha Koray ha Kartal?” dedi Kartal tükürür gibi bir ifade ile. Kızını az önce Koray’a satan adama.

“Belki hiç bir şey,” dedi Kamil.

Eğer sevdiği kadının babası olmasaydı bu iğrenç adama neler yapabileceğini düşündü bir an. Belki de saf bir ölüm temizlerdi bu dünyayı bir kötü babadan daha. “Anlaştık o zaman.” dedi Kartal.

Latif hırsla ayağa fırladı. “Onu kabul edersen bitirim seni Kamil.” diye bağırdı.

Kamil’in gözleri kısıldı. Canciğer arkadaşı onu bitirmekten bahsediyordu. İki arada bir derede kalmıştı şimdi. Bir tarafta çok zengin biri diğer tarafta hakkında çok fazla şey bilen başka biri.

“Kartal Sipahi’nin arkasında olduğu adamı bitirmek sana mı kaldı Latif?” dedi Kartal.

Koray ellerini yumruk yapmış burnundan görünmez kırmızı dumanlar çıkartıyordu. “Efruze senin olamaz.” dedi, Kartal’ın üzerine yürürken. Üzerine gelen adama bir adımda yaklaşıp elini boğazına attı Kartal. Koray olduğu yerde kalırken nefesi de kesilmek üzereydi. Koray’ın elleri Kartal’ın kolunu kavramıştı. Kartal ondan daha iri ve güçlü biriydi. Koray onunla başa çıkabilecek güçte değildi ki gafil avlanmıştı Koray.

Dişlerini gıcırdatarak Koray’a yaklaştı. “Onun adını ağzına alırsan nefes almak için makinalara ihtiyaç duyacak hale getirim seni.” Latif bir adım attığında Kılıç önünü kesip onlara ulaşmasını engelledi.

“Nereye Latif? Oğlunu sen eğitmedin bize düştü iş. Kal orada!” diye sesini sertleştirip Latif’in yutkunmasına neden oldu.

Nefesi zar zor ciğerlerine ulaşan Koray’ın suratı mora dönerken iterek bıraktığı adam yere çökmek zorunda kalmıştı.

Aydın ve Kamil şaşkınlık içinde izledikleri şeylere seslerini çıkartmıyorlardı.

“İtibarını ve kaybettiğin tüm paranı sana geri vereceğim Kamil bey. Sen de karşıladığında kızını vereceksin.” dedi katı sesiyle.

Koray eli boğazında nefesini düzeltmeye çalışırken öfkeden kuduruyordu. Onca emeği, planları boşa gidiyordu ve o hiç bir şey yapamıyordu. Birkaç kez nefesini ve vücudunu eski haline getirebilmek adına öksürdü ama Efruz’un elllerinden uçuyor olması düzelmeyen nefesi iyice zorluyordu.

Aydın, sahnelenen gösteriye sadece şaşkındı. “Efruze sizi tanımıyor, seni isteyeceğini nereden çıkardın?” dedi Kartal’a.

Karısına zarar vermek istemiyordu Kartal. Onun ailesi önündeki çizgisini bozmak, adını karalamak istemiyordu, bu yüzden de bu yolu seçmişti. Karısı olduğunu söylemeyecekti. “Onu tanıdığı için mi kabul edeceğini düşündün?” dedi Koray’ı işaret ederek.

Aydın yerde dizleri üzerindeki Koray’a baktı. Karşındaki adam haklıydı ama bunu söylemek istemedi. “Bu doğru değil.” diye inat etti Aydın.

“Oynadığın kumarla kardeşini bu masaya sen getirdin Aydın Duman. Şimdi bana neyin doğru neyin yanlış olduğunu mu anlatmaya uğraşıyorsun? Kaç liranız kaldı? Sıfır! Her şeyi kaybettin.”

Kartal’ın sözleri içinde öfke bulutlarının toplanmasına yol açmıştı Aydın da. Haklı olduğunu bilmek daha da öfkelenmesine neden oluyordu. “Bu sizi ilgilendirmez. Sizin burada bu sözlerle ne işiniz var? Nasıl bir oyun bu?”

“Oyunu sen oynarsın ve hep kaybedersin Aydın.” dedi Kılıç.

“Yeter!” diye bağırdı Latif. “Efruze ile ilgili söylediğin her şey bir saçmalıktan ibaret. O benim gelinim olacak. Senin hiçbir şeyin olamaz.” diyerek Kartal’ın üzerine yürüdü.

Çenesi havada bir milim bile kımıldamadı Kartal. “Bir de Kamil beye soralım.” dedi, sessizce dinleyen ve zevkten dört köşe olan adamın yüzünden okunuyordu keyfi.

“Hak eden alır.” dedi Kamil bey.

Kartal dişlerini sıktı. Adamın yüzünü dağıtmak tanınmayacak hale getirmek istiyordu. Kendini tutması her saniye zorlaşıyordu. Sevdiği iyi yürekli kadının babası olamazdı bu adam. Efruz gibi masumluğu yüzünde taşıyan kadının babası nasıl olurdu bu adam…

“Demek beni satıyorsun Kamil.” diyen Latif Efruze’nin kime gideceğini de anlamıştı. “Bu senin sonun olur Kamil.”

Kartal kaşlarını kaldırıp Latif’e döndü. “Öyle mi? Nasıl yaparsın? Kaçakçılıktan mı tutuklatırsın, yoksa Efruze üzerinde olan parayı mı istersin?”

Dört adamın da gözleri fal taşı gibi açılıp ağızları aralanmıştı. Şaşkınlıktan dilleri lâl olmuştu. Koray nefesini düzeltip ayağa kalkmıştı. Bu adamın bunları nereden bildigini düşünüyordu hepsi de.

“Sen…” dedi Latif, başka bir şey diyemeden restorantın içine polisler doluşmaya başlamıştı. Kılıç ve Kartal hiç kıpırdamadı yerlerinden. Latif ve Koray birbirlerine bakış attılar. Korku şu an için her yerlerini sarmıştı.

Kamil ve Aydın en çok korkan taraftı. Aydın sertçe yutkunurken Kamil’in eli ayağı titremeye başlamıştı. İrice boylu orta yaşlı adamın yanlarına emin adımlarla gelmesiyle hepsi de yerinde kıpırdandı.

“Hayırdır başkomiserim?” dedi Kartal.

Adı, Zeki olan başkomiser Kartal dan aldığı gözlerini Latif üzerinde topladı. “Latif ve Koray Sencer, hakkınızda gözaltı emri var.”

Yanlarında olan polislere el işareti yaptığında polislerden biri Koray’a diğeri Latif’e arkadan yanaştı. Paniğe kapılan Latif ve Koray’ın yüz hatları korkuyla renk ve şekil değiştiriyordu. “Anlamadım, neden?” dedi Latif, arkasındaki polis çoktan kelepçeyi Latif’in bileklerine geçirmişti.

“Baba, bir şeyler yap.” diyen Koray’ın suratı beş yaşındaki çocuk kadar çaresizdi. Kişilik değişiklikleri kendini gösteriyordu Koray’ın. Duruma göre değişen ruh halini herkes görebiliyordu.

“Ben saygın bir iş adamıyım komiserim. Bu yaptığınız anlayamıyorum? Hangi gerekçeyle bizi bu hale getiriyorsunuz?” Latif, Kamil’e döndü. Kendisi ateşe doğru yürüyordu ama neden Kamil rahattı? Neden ona kelepçe takılmıyordu?

“Şubeye gidince öğrenirsin Latif. Götürün!” Emrini alan ekip arkadaşları iki adamı da sessizce dışarı çıkardıklarında başkomiser Kartal’a dönüp imalı bir bakış atarak tek kelime etmeden uzaklaştı.

Aydın ve Kamil giden polislerin ardından tuttukları nefesleri saldılar. Aydın sandalyesine çökerken Kamil eliyle alnını ovaladı.

“Senin de onlarla gidiyor olman gerekiyordu öyle değil mi?” dedi Kartal, Kamil’e.

Yaşlı adam başını kaldırıp kısa bir an baktı. “Senin derdin ne bilmiyorum ama altından başka ne çıkacaksa hemen şimdi konuş.”

Kartal omuz silkti. “Kızın! Onu istiyorum. Karşılığında da senin, yani Efruze’nin ailesinin itibarını korumak. Başka bir isteğim yok.”

Sandalyesini çekip oturdu Kamil. “Sen de başka bir şey var. Kızımı tanıyor musun?”

“Bir kaç kez gördüm diyelim.”

“Kızım seni istemezse beni yakacak mısın? Az önce olanların aynısı da benim başıma mı gelecek?”

“Evet, hiç şüphesiz.” dedi Kartal umursamaz bir sesle. “Ne oldu köşeye mi sıkıştın? Az önce Koray’a veriyordun kızını, hem de ona sormadan. Tam olarak veriyor da denemez aslında, sen kızını satıyordun.” derken sesi daha da kalınlaşmıştı. Yüzüne bakan her kim olsa korkardı Kartal dan.

Onun sevdiği kadını, karısını az önce babası olacak kişiliksiz resmen satıyordu.

“Senin yaptığının farkı ne? Sen de satın alıyorsun.”

“Benimki pek öyle sayılmaz. Bu da seni ilgilendirmez.

“Kızım seni istemezse ne olacak?”

“Orasını bilmem ben. İkna mı edersin yoksa ağlar sızlar mısın, sen karar ver. Ya da en kolayı şöyle yap; Seni Kartal Sipahi’ye sattım dersin. Senin nasıl bir pislik olduğunu öğrenir. Kendini satan adamdan nefret edeceği için bana sığınacağı kesin.”

Aydın şoka girmiş gibiydi. Tek kelime etmediği gibi harekette etmiyordu. Olanlara inanmamak için kendiyle tartışma halindeydi. Az önce kendisi de hapse gitmek için tutuklanacaktı. Üstelikte beş parasız kalmaya ramak kalmıştı. Şimdi Sencer’ler ile olan ortaklığı bitmek zorunda kalacaktı. Onlar bitirmese kendileri itibar için uzak duracaklardı. “Hepsi benim yüzümden.” diye mırıldandı. Başını elleri arasına aldı.

Kartal kısık gözleriyle Aydın’a bakıyordu. Kişiliksiz bir adamdı Aydın, tıpkı babası gibi.

“Sen hiç bir şey yapmadın Aydın, kendine gel.” diye bağırdı Kamil Duman. Kartal’a döndü. “Kabul ediyorum.”

Keşke etmeseydin, diye geçirdi içinden Kartal. Efruz zaten onun karısıydı. Neyi varsa yoluna sererdi ama babası keşke kabul etmeseydi… “Yarın akşam bir araba göndereceğim.” dedikten sonra arkasını dönerek bulunduğu yeri terk etmek için adım attığında Kamil’in sesiyle durdu.

“Anlaşma…”

Yan dönerek adama baktı. Kızı umrunda bile değildi bu adamın. Kendi yaptığı da sadece karısına kızgınlığındandı. Güvenilmeyen bir kocadan Efruz bunları da beklerdi her halde.

“Kartal Sipahi ile konuştun ve bitti. Seni ararım.”

Güvensizce yerinde kıpırdadı Kamil. Ama tek kelime edemedi. Adım adım uzaklaştı Kartal. Çıktığında nemli havayı ölüyormuşçasına soludu. Arkasından gelen Kılıç’a seslendi. “Gidemem.” dedi, yorgun ruh haliyle. “Onu görürsem vazgeçerim her şey başa sarar. Gidip getirir misin?”

Kılıç başıyla onay verdiğinde, beklemeden arabaya binip uzaklaştılar.

                                    🦅

Sobanın karşısında ufak camdan dışarı sızan alev kümelerini izliyordu. Erzurum’un köylüğünde öğretmenlik yapan arkadaşı Dilay’ın yanındaydı. Aklı, Antalya da kocasında…

Dilay elindeki tepsiyle odaya girip kapıyı kapatmıştı. Sobanın üzerindeki çaydanlığı eline alıp bardakları ilk önce sıcak suyla çalkaladıktan sonra doldurup Efruz’a uzattı.

“Al bakalım kaçak gelin.” dedi gülümseyerek.

“Söyleme böyle lütfen.” dedi Efruze. “Kendimi yeteri kadar kötü hissediyorum, bir de kaçak gelin tabiri hiç içimi açmıyor.”

Antalya’da aynı liseden mezun olduktan sonra yolları ayrılan iki arkadaştı onlar. Dilay’ın babası ve annesi de öğretmendi. Antalya’da görev yaptıkları yıllar içinde kızları Dilay da orada liseyi bitirmişti ve Efruz ile sıkı iki dost olmuşlardı. Hatta sıkı, dört iyi dost. Selin ve Hümeysa da buna dahildi.

Dilay kumral küt saçlarına yeşil bir bant geçirip arkadaşına baktı. Açık kahve gözleri kısıldı. “Benden seni haklı çıkarmamı bekliyorsun öyle değil mi?”

Efruz başını sağa sola salladı. “Sanırım hayır. Benim bile aklım karıştı doğrusu. Kartal’ın şimdiye kadar beni bulması gerekiyordu, her ne kadar buraya bulamayacağını bilerek gelsem de bu böyle. Bana çok kızmış olmalı. Ama bende ona kızgınım. Ailemin ipini çekti resmen.”

“Çektiği yerden bağlayacak güce sahip olduğunu sen söyledin. Bunu bu kadar dert edinmeden önce konuşmalıydın. Tatlım … erkeklerin her zaman bilinmeyen bir yönleri vardır. Ve bildikleri ve paylaşmak istemedikleri…”

“Bu haksızlık değil mi Dilay? Ben ona açık olduğumu düşünüyorum. Yani evet, başta çok zorlandım ama ondan bir şey gizlemedim. Apaçık ortada ki o benden bir şeyleri gizledi. Düşündükçe üzülüyorum ve bu aşkıma zarar veriyor.”

“Evet, haklısın. Anladığım kadarıyla bu olanlar da suçlu o gibi. Ama Efruze her şey  tamam da kaçmak neden? Yüz yüze daha kolay halledilebilecek bir şey bu.”

Efruz gözlerini kaçırdı arkadaşından. Sobanın ufacık camından sızan alevlere döndü. “Korkum da o ya. Bir bakışıyla bile aklımı karıştırıyor. Sözleri kitaplardan fırlamış gibi. Kendine has bir ses tonu var ve ben o konuştukça kendimden geçiyorum, ben olmaktan çıkıyorum. Bir dokunuşuyla beni avucunda döndürüyor sanki.”

Dilay arkadaşına gülümsedi. “Aşkın bu denli halini de hiç duymamıştım. Ama sana kötü bir şey yapmıyor veya söylemiyor ya da seni yanlış bir yola çekmiyor, değil mi?”

“Evlendik.” dedi Efruze. “Daha nasıl bir etkisi olabilir üzerimde?”

“Zorla olmadığına eminim. Sende onu seviyorsun. Bunun için herhangi bir taraf tutmaya lüzum yok. Üzme boşuna kendini. Eminim o da seni bulamayınca deliye dönmüştür. Hem belki de bu işte kimsenin bilmediği şeyler vardır.”

“Nasıl?”

“Bilemiyorum.” deyip dudak büktü Dilay. “Anlattığın adamın kötü bir şey yapma ihtimali yok gibi.”

Efruze başını iki yana salladı. “İnan bana şu an onun iyi yönlerini düşünemeyecek kadar hırsla doluyum. Nefret ile aşkın tam orta yerindeyim. Ne düşüneceğimi bile bilmiyorum.”

“Ona geri döneceğine bahse girerim.” deyip göz kırptı arkadaşına Dilay.

“Bilmiyorum.”

“Evet biliyorsun. Canım sen yirmi yedi yaşındasın. Ben seni on beş yaşından bu yana tanıyorum. Sen erkeklerden nefret ederdin. Onların, kadınları sadece kullandığını düşünürdün. Duygusuz insanlar tabirlerin de vardı. Ve sen kalktın evlendin. Bu basit bir şey olamaz.”

Efruze’nin aklı lise yıllarına uzandığında gülümsedi. “Bana diyene bak, sende hepsine burun bükerdin.”

Dilay omzunu silkti. “Karşıma, kalbimi çalacak bir ergen çıkmıştı da ben mi teptim? Hepsi de bir kızı öpmeyi dünyanın en önemli olayı olarak görüp övünen basit erkeklerdi.” Küt saçını geriye savurdu Dilay. “Benim duygularım pahalı canım.”

Dilay’ın haline kırık bir kahkaha attı Efruz. “Bu Allah’ın dağında anlayan var mı peki?”

“Yok, nerede? Hem burası ufak bir köy. Hemen dedikodu başlar. Ardından da evimin önünde ciğerci kedisi gibi erkekler beklemeye başlar. Sanırım şehirlerin kim kime dumduma hali bazen işe yarıyor. Burada çok iyi aile babaları var ama bir o kadar da berbat erkekler… Küçük bir yerde yaşayınca insanları daha iyi tanıma fırsatı buluyorsun. Erkeklerden nefret ettim desem yeridir. Kırsal hayatta kadına emeği kadar değer veriliyor, gerisi yok. Sonuç fiyasko anlayacağın. Neyseki yarım dönemin sonunda buradan gideceğim.”

Ona Antalya’ya gelmesini, eski günlerdeki gibi eğlenip buluşup konuşacaklarını söylemek istedi Efruze ama kendini neyin beklediğini bile bilmiyordu.

“Belki gelirim.” dedi Dilay. Arkadaşının yüzünden okuduğu ifadeye cevap olarak. “Nasipte varsa neden olmasın.”

Efruze gülümseyerek elini tuttu. “Güzel olur.”

Ve kapının usulca vurulma sesini sadece Dilay duymuştu. “Kapıda biri var.” dedi yerinden hızla doğrulup. Efruze ayağa kalktı. “Bu saatte gelen olur mu sana?” dedi endişeyle.

“Çok değil. Bazen araba lazım olur, hasta falan varsa. Telaş yapma hemen.” deyip odanın kapısını açıp çıktı. Efruze de peşinden yürüdü. Eski tahta kapının ardından birbirlerine baktılar. “Kim o?” dedi Dilay.

“Kılıç Kayacı. Efruze’yi almaya geldim.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!