17.Bölüm

İyi okumalar…


Kucağına alıp narin bedeni havalandırdığında önce olanlara daha sonra her şeye lanet etti Kartal. Bu şekilde olmamaları gerekiyordu. Yatağın kenarını dolanıp gözlerini yüzünden ayırmadığı kadını yatağa yatırırken beyaz tenindeki morluk bir kez daha yüreğine oturmuştu. Dişlerini sıkarak karısının yüzüne düşen saçlarını geriye itti.

“Hepsi daha iyi olabilmek içindi.” Dudakları arasından çıkan mırıltı gibi sesiyle konuşarak eğilip morluğun üzerine dudaklarını bastırdı. Birisi ona vurmuştu. Her kim yapmışsa cezasını kat be kat yaşayacaktı.

Solgun yüz hatlarının canlı olduğu anları biliyordu. Efruze ışık gibiydi. Güldüğünde etrafına da ışıklar saçan kadındı O. Göz altları çökmüş ve teni solmuştu. ‘Hepsini aşacağız’ diye düşündü. Ayağa kalkıp doktoru çağırmalarını söylemek için odadan çıktı.

                                      🦅

Odadan bir an olsun ayrılmamıştı. Doktorun muayene edişini sessizlik içinde izliyordu. İşini bitiren arkadaşının kapıya yürümesi ve onu da çağırmasıyla karısına bakarak odadan çıktı.

“Sadece yorgun ve aç olmalı. Sanırım zor birkaç gün geçirmiş. Serum onu biraz kendine getirir. Alacağı vitaminlerle daha iyi olacak.”

Kartal başını salladı. “Ne zaman uyanır?”

“Bu gece uyanmaz. Yarın uyandığında iyi beslenmesine özen göstersin. Bir iki güne kadar eski düzenine kavuşur.”

Kartal Doktora elini uzatıp sıktı. “Teşekkür ederim Hüseyin. Bu saatte beni kırmayıp geldin.”

Hüseyin yemek masasında bıraktığı en bi sevdiği kadını, Esra’yı hatırlayınca işiteceği sözleri düşünüp gülümsedi. “Esra’yı yemek masasında bıraktım ama olsun, beni anlayacağını biliyorum.”

“Buna ben de eminim. Esra anlayışlı bir kadın.”

“İletirim. Çok az görüyoruz birbirimizi. Akademisyen olacağım diye tutturdu.”

Kartal gülümsedi. “Olacaktır. Ondaki o azim…”

Doktoru kapıya kadar geçirdikten sonra çalışma odasına yürüdü. Kapıyı açtığında Selin’in yaşlı gözleriyle karşılaştığında gözlerini kaçırdı Kartal.

“Gitti mi doktor?” dedi Kılıç.

“Evet.”

Selin Kartal’a yaklaştı. “Müsaadeniz olur…”

Sözünü tamamlamasına izin vermedi Kartal. “Selin.” dedi vurgulu ses tonuyla. Selin bir an için ürkmüştü. Daha başlarına nelerin geleceğini bilmiyordu. Düştükleri dar geçitte Selin en çok aklı karışan taraftı.

“Beni ne sanıyorsun, bilmiyorum. Belki haklı olabilirsin, ama Efruz benim karım senin de arkadaşın. Onu görmek için izin istemene gerek yok. Bu evin kapıları Efruz’un istediği herkese açık.”

“Beni yanlış anlamayın lütfen. Sadece aklım karışık. Kötü biri olmadığınızı biliyorum … ama O, O bugün çok üzgündü ve ben o üzülünce …” Susarak başını sağa sola salladı Selin. “Her neyse.” deyip Kartal’ın yanında geçip kapıya ulaştığında Kartal, “Selin.” diyerek durdurdu kadını.

“Evet.” Kartal’a döndü Selin.

“Yüzünde morluk var.”

Selin gözlerini kaçırdı bu sefer. “Şey…”

“Kim vurdu?”

“Babası.”

Selin adamın kararan bakışlarından gözlerini çekip hızla odadan çıktığında Kılıç oturduğu yerden kalkıp arkadaşının yanına ulaştı. “Şerefsiz baba.” dedi öfkeyle.

“Şeref neymiş öğreteceğim ben ona. Koray dan haber var mı?”

“Var. Babası içeride ama o çıktı. Sicili temiz ve işlerle alakası bile yok. Bunu biliyorduk. Yalnız…” dedi Kılıç.

“Kuyruğu yandı, şimdi çatacak yer arayacak.”

“Aynen öyle olacak, ama merak etme. Peşine birini taktım. O nereye bizim adamımız oraya. Attığı adımdan haberimiz olacak. Ta ki O yorulana kadar.” Cebinden çıkarttığı telefonu Kartal’a uzattı Kılıç. “Efruze’nin.”

“O evden hiçbir şey gelmedi öyle değil mi?”

“Sadece bu ve kimliği, ehliyeti. Çantasından almış Yavuz.”

Telefonu alıp cebine soktu Kartal. “Uyandığında neler olacağını kestiremiyorum.”

Kılıç gülümsedi. “Başın fena hâlde dertte dostum. Anandan emdiğin sütü burnundan getirecek.”

Kartal da gülümsedi. “Çok iyi, bende bunu istiyorum. Bakalım bu savaşı kim kazanacak.”

“Kadınlar elbette.” dedi Kılıç. “Onlar her zaman haklıdır.”

Kartal kaşlarını çatıp Kılıç’a baktı. “Son dönemlerde içinden başka biri çıkmaya başladı. Bunu Selin’e mi borçluyuz?”

“Borç!” dedi kahkaha atarak. “Ben borçlu kalmayı sevmem, ödemek lazım. Sence ona ne almalıyım? Yüzük, kolye. Çok yıprandı iki günde. Hem şu silah olayından da özür dilemiş oluruz.”

“Yüzük iyi fikir.”

“Evet. Kadınlar ve mücevherler… bence ikisi de aynı şey. Düşününce öyle çıkıyor. Kuyumcu mücevherini nasıl da koruyup saklıyor. Erkekler içinde kadınlar öyle değil mi?”

Kartal eliyle yüzünü sıvazladı. “Benimki fazla işçilik istiyor o yüzden daha kıymetli.”

“Ödediğin paraları hesap edersek evet öyle…”

“Yine çenen düştü.”

“Acıkmış olabilirim.”

Kapının açılmasıyla Selin bedenini içeri soktuğunda gözler genç kadın üzerinde toplandı. “Yorgun ve çok derin uyuyor.” diyebildi.

“Doktor yarın sabaha kadar uyuyacağını söyledi. İstersen burada kalabilirsin.” dedi Kartal. “Sabah onu görebilirsin.”

“Yarın yine gelirim, teşekkür ederim Kartal Bey.” Çantasına uzanıp aldı Selin. Koluna taktığında Kılıç hiçbir fırsatı kaçırmamak adına söze girdi. “Seni ben bırakırım.”

“Gerek yok. Arabam var, kendim gidebilirim.”

“Elbette gidersin, ama ben bırakmak istiyorum.” Bir adım attığında Selin kısık gözlerini adama dikti. “Gerek yok dedim ya.”

“Bende var diyorum.”

Kartal ikili arasında gezdirdiği gözlerini devirdi. “Size güle güle.” deyip odadan çıktı.

“Niye inat ediyorsun Selin?” dedi Kılıç ellerini cebine atarak.

“Çünkü arabam var ve ben kendim giderim. Seninle gitmek isteyip istemediğimi bile sormadan bana emrivaki yapıyorsun. Bunu sevmedim.”

“Ne seversin sen? Önünde kırılıp döküleyim mi? Salon beyefendisi gibi mi olayım? Conconlu laflar falan mı edeyim?”

Selin adamı baştan ayağa süzüp dudak büktü. “Yok, senden öyle biri çıkmaz.”

“Üzerine bastın. Bunu anladığına göre gidebilir miyiz?”

“Hayır.”

“Sebep?”

“Kendim gideceğim, inat değil mi?”

“Değil, karamelli dondurmam.”

Selin’in gözleri büyüdü. “Neyin neyin?” dedi hayretle.

Kılıç şahane bir gülüş taktı yüzüne. Kalp çarpıntısı yaptıran… şaşkına çeviren. “Karamelli dondurma gibisin.” dedi kıza bir adım atarak dibinde durduğunda etkili bir kokunun burun deliklerinden kalbine sızmasıyla iç çekti. Şaşkın bakan kadına üstten baktı gülüşüyle. “Yakıcı güzelliğinin altında buz gibisin, ama ben seninle buzda yanmak istiyorum.”

Kabul etti Selin. Adam çok çekiciydi ve konuşması her erkeğe has değildi. Böyle sözler pek duymuşluğuda yoktu. Basit komplimanlardan nasibini almıştı hep. Kadınların neden hükümdar erkek sevdiği de açıktı; benimsenmek. İhtiyacı olmasa da altında dinleneceği nefes alabileceği güvenilir bir kanat… Yutkunmasını gizlemek için gözlerini indirip eliyle saçını kulağının ardına sıkıştırdı. “Çok net oldu bu ve fazla istek barındırıyor. Bakalım ben yanmak istiyor muyum? Ayrıca bana soğuk dedin.” Bakışları adamın akıl kurcalayan gözleriyle buluştuğunda tek kaşını havaya kaldırdı. “Bu kadar odun olman gerekmiyor.”

Kılıç’ın dudağının ucu kavislendi. Gözlerini alamıyordu Selin’in yeşil gözlerinden. Ara ara yüz hatlarında da geziniyordu keskin bakışları. “Ama ben dondurma çok severim.”

Kılıç’ın anlamlı bakışlarıyla gözlerini kaçırdı. Yerinde kıpırdandı. İma ettiği şeyler bir an düşüncelerini hızla delip geçmişti. “Gidiyorum ben.” deyip arkasını dönerek kapıya ilerlediğinde gülüşü büyüyerek yüzüne dağılmıştı adamın. “Bende geliyorum. Arabayı ben kullanırım.”

🦅

Arkasında başlayan tatlı atışmaya gülümsemeden edememiş ve adımları elbette karısının odasına doğruydu. Kapıyı açtığında Efruz’un başucunda yanan ışığın oluşturduğu loş ortamla yorgun ve uykusuz olduğunu hatırladı. Kendi de biliyordu ki Efruz’un varlığının yanında olmasının rehavetiydi bu. Huzur dolu birkaç saatten ne çıkardı? Yatağa yanaşarak kadının çıplak kolundaki banda baktı. Çıkan serumun izini kapatmak için takmıştı Doktor.

Belkileri fazlacaydı ama sevdiği kadın kendi evinde kendi yatağındaydı. O sevilesi saçları yatağa saçılmış, Kartal’a en tatlı rüyanın içinde hissi veriyordu. Dudağının ucundaki tebessümden kaçamıyordu her şeye rağmen. Saçlarını elleri arasına alıp uzun süre okşadıktan sonra genç kadının yüzünü izleyerek huzurlu bir uykuya dalmıştı. Yarından umutlu ve her şeye rağmen mutluydu.

🦅

Kirpikleri kendiliğinden hareket haline geçtiğinde hiç zorlanmadan açıldı gözleri. Loş bir mavilik sarmıştı odayı. Tavanın beyaz rengi bile seçilmiyordu. Başının üzerinde tonlarca yük varmışçasına ağırdı sanki. Elini başına götürüp ovaladı. Yüzü buruşmuştu ve aklına doluşan anılarla ağrı yeniden kalbinde belirmişti. Elini indirip başını zorda olsa kaldırdı. Etrafına bakındı, oda boştu. Hiç kimse yoktu. Dün gece bayıldığını anımsadı. Yutkundu ama işe yaramadı. Düğüm düğüm olmuştu boğazı. Gözleri dolmaya başladığında derin bir nefes alarak doğruldu. Üzerindeki beyaz ve ince örtüyü kaldırıp altından çıktı. Ayakları yere değdiğinde kendini çok güçsüz hissetti.

İki yana dayadığı kolundaki bant dikkatini çekmişti. Odanın loş ortamından çok da belli olmuyordu ama fark ediliyordu. Ayağa kalkıp perdeleri açmak istiyordu. Zorda olsa yatağın kenarlarından tutunup sol yanındaki pencereye ulaştı. Ayağa kalkınca başına daha şiddetli bir ağrı saplanmıştı. Nefesi zor alıp veriyordu. Biliyordu ki bunu günlerdir yemek yemediğine borçluydu.

Perdenin bir kanadını çekip açtığında içeri dolan güneş ışığı ile gözlerini kapatmak zorunda kalmıştı. Kapatırken de gözlerinden içeri giren ışığın acısıyla inlemişti. Tülü de çekmek isterdi ama daha fazla ışığa ihtiyacının olmadığına karar verdiğinde arkasını dönerek tekrar yatağa yürüyüp ucuna oturdu.

Başını elleri arasına aldı. Şakaklarını ovalamaya başladığında düşünceler bir bir geçti aklından.

Babası onu satmıştı… Kocası onu satın almıştı… En iyi dostuna silah doğrultmuşlardı… Kendisini Antalya’ya tehditle getirmişlerdi… En acısı da bunu yapan adamın sevdiği adam olmasıydı. Ve şimdi kocasıyla yaşama hayalleri kurduğu bu eve zorla getirilmiş biriydi. Şimdi ne olacaktı? Olmuş olan hiçbir şeyi aklı almıyordu. Düşünmek için nereden başlayacağını bile bilmiyordu. O kadar karışmıştı ki her şey. O kadar değişmişti ki…

Kalbinde acıyla körüklenen adamın hak etmediği sevgi nefesinin kesilmesine neden oluyordu. Kapının usulca açılmasıyla kalbi ağzında atmaya başlamıştı. Onu görmek istemiyordu. Kendini hiç iyi hissetmiyordu. Hazır değildi. Boş bakışlarla başını kaldırdığında aralık kapıdan Selin’in kumral saçlarını görünce yüzünde bir tebessüm, gözlerinde hüzünlü buğular oluştu.

Selin olanca tatlı ve büyük gülümsemesiyle kapıyı ardına kadar açarak arkasından gelen Cemile’ye yol açtı. Cemile, elinde büyük bir kahvaltı tepsisiyle odaya girdi. Selin’de arkadaşının yanına geçip yere diz çöktü. “Nasılsın?”

Efruz konuşamadı. Dudakları düz bir hâl aldı. Gözleri iyice doldu. Cemile onlara attığı kısa bakışıyla gitmesi gerektiğini fark etti. “Afiyet olsun.” deyip odadan çıkınca Efruz gözyaşlarını serbest bırakıp Selin’e sarıldı. “Bilmiyorum Selin.”

Arkadaşına sıkıca sarılıp ağlaması bitene kadar onu sakinleştirmeye çalıştı. “Topla kendini Efruz. Bu sen değilsin. Her şey düzelecek.”

“Unutamıyorum. Bir an siliniyor sanki sonra tekrar aklıma gelince boğuluyorum. İçimde taşan bir volkan varmış gibiyim. Fokurdayıp duruyor, taşıyor.”

Efruz’un saçlarını geriye itti Selin. “Unutmaman gereken tek bir şey var o da Kartal’ın seni çok sevdiği Efruz.”

Efruz gözlerini silip arkadaşına inanamaz ifadeyle baktı. “Bunu nasıl söylersin!? O sana silah çekti. Beni seninle tehdit etti. Babama benim karşılığımda para verdi. Babamın beni satmış olduğunu söylemiyorum bile.”

Selin uzanıp Efruz’un ellerini kavradı. “Bak, ben çok düşünmüyorum bu konuyu. Kılıç benden defalarca özür diledi ve elbette Kartal da… Efruz … biz seninle en başta hata yaptık. Onun bizi bulacağını biliyorduk içten içe. Gitmemeliydik ve kalıp konuşmalıydın.”

“Ne değişecekti?”

“Belki pek çok şey… belki hiç bir şey. Ama kaçmak olmamalıydı. Ve oldu, artık yapacağımız hiçbir şey yok. Diğer konuya gelirsek,” dedi Selin kızın ellerini sıktı. O senin kocan. Onu tanıyorsun, tek yapman gereken güvenmek olmalı. Efruz, bende seni iyi tanıyorum. Sen, içindeki kadına söz geçiremiyorsun. Kurtul ondan, dinleme onu. Kalbinin sesini hiç duymuyorsun.”

Selin’e arayış içinde bakındı. Göz bebekleri birbirlerine odaklandı iki kadının da. “Seni neden anlayamıyorum Selin? Sanki üzeri kapalı bana bunları yaptığı için teşekkür etmem gerektiğini söylüyorsun.”

“Beni anlaman değil, birbirinizi anlamanız gerekiyor. Ben senin dostunum ve sadece senin çok iyi olmanı istiyorum. Bunun içinde çok zorlanmayacağını biliyorum, ama şu içindeki kendini beğenmiş Efruze den kurtulursan elbette.” Selin uzanarak Efruz’un gözyaşlarından artakalan birkaç damlayı eliyle sildi. Kadının yüzünü elleri arasına aldı.

“Efruze inan bana her şey daha güzel olacak.”

Başını olumsuz anlamda salladı Efruz. Yüzündeki elleri indirip gözlerini güneş ışığının içeri vurduğu pencereye çevirdi. “Onu affedecek gücüm yok. Bu evde neden bulunduğumu bile bilmiyorum. Ben olsam kaçan birini ardıma bakmadan terk ederdim. Benimle güzel oynuyor ve hep O kazanıyor.”

“Delirdin mi sen? Canım sen bu evin hanımısın. Kartal Sipahi’nin karısısın. Ne demek burada ne işim var? Evet sen kaçtığın için bunu düşünmen normal ama Allah’tan Kartal senin gibi düşünmüyor olmalı ki seni evine getirdi.”

Arkadaşının bir anda Kartal yanlısı olmasına anlam veremeyerek kaşlarını çatıp ona döndü. “Ne oldu sana? Sende biliyorsun buraya nasıl geldiğimi, ardımda neler olduğunu.”

Selin ağzını sıkı tutacağına dair verdiği sözü hiç aklından çıkarmıyordu. Naifçe gülümsedi. “Ben sevda yanlısıyım ve ikinizin nasıl manyak birer aşık olduğunuzu da gözlerimle gördüm. O inatçı bir adam, unutma lakabı pençe! Sen, erkeklerin hep istediği ama asla ulaşamadığı biriydin ki bunu da O başardı. Aşık olmayabilirim ama gayette görebilecek tecrübedeyim.”

Efruze gözlerini kapatıp açtı. Hâlâ bir şey anlamış değildi. “Nasıl canımın yandığını bilsen aşktan bahsetmeden önce benimle oturup ağlardın.”

“Ben seninle her zaman ağlarım gerekirse. Seni tanıyorum, biliyorum. Onu ne için suçluyorsun? Babana para verdiği için mi? Bu onların kurtuluşu olacak biliyorsun. Babana para vermesinin ve hatta bu şekilde vermiş olmasının nedenini ben sana olan kızgınlığına bağlıyorum.”

“Bana kızmaya ne hakkı var? Bu duruma bizi O getirdi. Sen bizim aramızı yapmaya çalışıyorsun şu an ve bu benim hiç hoşuma gitmiyor.”

Selin başını yana yatırdı. “Eh o da var tabii. Ben senin mutlu olmanı istiyorum. Bu zamana kadar iyi kötü kararlar aldın, fevri fikirlere de kapıldın, ama değişmeyecek bir gerçek var Efruz; Sen bu adamı seviyorsun, onun karısısın. Bu gördüğün ihtişam tahtında oturan tek kadınsın.”

Efruze yüzünü buruşturdu. “Aman ne hoş şeylermiş. Dur gidip koynuna da gireyim tam olsun.”

Selin sinsice dudaklarını kıvırdı. “O bambaşka bir mevzu… Düşünmüyorsun Efruze; Bak ben buradayım. O istemese ben buraya nasıl girebilirdim. Ev kale gibi korunuyor. Senin üzülmeni isteyen biri değil, evet bir şeyler oldu ve buraya kadar işler karıştı ama…”

“Hiç bir şey olmamış gibi mi davranmamı istiyorsun?” dediğinde yüzünde garip bir ifade oluşmuştu Efruz’un. “Ben bunu yapamam. Hiç birini unutamam. Sevmekle nefret arasındaki ince çizgi üzerindeyim.”

“Tabii ki öyle bir şey istemiyorum, ama onu tanı! Gör! Duy! Dinle! Anlamaya çalış. Görünenin ardından her zaman görünmeyen de vardır.”

Kuşkuyla gözleri küçülen Efruze Selin’in yüz hatlarını inceledi. “Sen benden ne saklıyorsun Selin? Neden içimde bir şüphe oluştu?”

Usta bir yalancıyı bile kıskandıracak sakinliğini korudu Selin. Gülümsemedi. “Hiç bir şey saklamıyorum, sadece iyi bir dostun yapması gereken konuşmayı yapıyorum. Ne demeliydim? “Onu boşa! Ayrıl ondan! Terk et! Dünyayı başına geçir’ falan mı bekliyordun benden? Evet bunları söyleyebilirdim de ama Kartal öyle biri değil. Mantıklı hareket etmeye çalışıyorum.” Efruz’un kendine inandığı belli olan yüz hatlarının yumuşamasıyla kadının ellerini sıkıca tuttu tekrar. “O seni seviyor… ben sana güveniyorum Efruz; Sen onun hakkından gelebilirsin.”

“Öyle bir istegim olduğunu sanmıyorum. Ben … ne yapacağımı bile bilmiyorum. Biz onunla çok güzel anları paylaştık ama şu geldigimiz yer her şeyi siliyor. Silinen yerlere ne koyacağım?” Başını kaldırıp odanın içinde gezdirdi Efruz. “Bu evde yaşamak bile istemiyorum, hem de onunla. Ne olacak şimdi? Aynı evi paylaşıp ayrı odalarda birbirimizi hiç görmeden ya da gördüğümüz de düşman bakışlar mı atacağız birbirimize?” Selin’e döndü tekrar. “Selin ben bu evde ne yapacağım?” dedi tüm derdi sesine yüklenmişti.

Selin ayağa kalktı. “Önce yemek yiyeceğiz Efruz. Sonrası için tek başına değilsin. Ortada bir hata varsa yapan taraf yolunu bulacaktır. Uzlaşma sizin gibi çiftler için kaçınılmaz.” Efruz’un karışık iç dünyası aydınlanmış değildi elbette ama kendini daha iyi hissediyordu. Elini tutup kaldıran Selin’e itiraz etmedi.

Cemile’nin beyaz puf üzerine bıraktığı tepsiye yönlendirdi Selin. Tepsiyi alarak oturmasını istedi. Aklında milyonlarca soru cevapsız şekilde dolaşırken birkaç lokmanın hakkını verebilmişti Efruze.

                                          🦅

Duş alıp banyodan çıktığında Selin yatağının üzerinde uzanmış telefonuyla bir bütün halini almıştı. Kendi telefonu yanında değildi. Hiçbir şeyi yanında yoktu aslında. Mecburen büyük beyaz dolaba ilerledi. Neyin nerede olduğunu da bilmiyordu ki. Her şeye yabancı olmak bir kez daha kanına dokunmuş ağlama isteğiyle dolmuştu. Gözlerini kapatarak derin nefes alıp açtı sürgülü kapağı. Açtığı gibi de gözleri büyüdü. Kartal’ın eşyaları üzerinde taşıdığı asaletle karşısında diziliydi. Aklından binlerce cevapsız sorular kümesi daha geçti ve kapağı hızla geri kapatıp diğer kapağı çektiğinde birkez daha şoka uğradı.

Mavi, gri ve beyaz… her şey bu üç renkti. Kendi sevdiği gibi. Bu üç renkten başka giyemediği gibi… omuzları düştü. Aklı çorba olmaktan bile çıkmaya yüz tutmuştu. Soluğunu bırakıp eline ilk gelenleri alıp banyoya tekrar döndü. Bu bile içine oturan bir şeydi. Kocası olan adamın evine isteksiz getirilmesi ve onun yaptıklarıyla düşünüldüğünde onun aldığı kıyafetler sanki batıyordu vücuduna. Beyaz pantolonun üzerine mavi askılı tişörtüne baktığında kendini rahatsız hissetmişti.

Saçları havluyla kurutup arkasına saldı. Solgun yüzüne son bir kez daha bakıp kendi gözlerini kendinden kaçırdı. İçinden kendine bakmak dahi gelmiyordu. Banyodan çıktığında Selin’i hâlâ elinde telefonla görmüştü. “Hayırdır elinden düşmüyor?”

Selin öfkeli bir nefes verip telefonu yatağın üzerine bıraktı. “Katran kazanları kaynıyor Efruz.” Doğrulup ayağa kalktı. Odanın balkon kapısına doğru ilerleyip akşam meltemini hissetmek için çıkan Selin’in ardından çatık kaşlarla ilerledi.

“Ne demek o?”

Büyük, parlak taşlarla döşeli görenin gözlerini kamaştıran güzellikteki balkonun cam korkuluklarına yürüdüler. Önlerinde alabildiğine deniz manzarası vardı.

“Sana ulaşamayan arkadaşlarımız bana ulaşıyor. Laf çabuk dağılıyor tabii.”

“Nereden duymuş olabilirler ki?” dedi umursamaz bir tavırla. “Hiç umrumda da değil ayrıca.”

“Nereden duyduklarını bilemiyorum ama ne duyduklarını biliyorum; Kartal’ın yeni gözdesi, Kartal pençesini takmış eve kapatmış diyorlar.” dedi Selin. Onunda umurunda değildi. Gerçek farklıydı ve kimin ne düşündüğünü ikisi de umursamıyordu.

Efruze omuz silkti. Manzaraya çevirdi bakışlarını. “Belki de doğrulardır. Onlar hep konuşur hiç susmazlar ama annemi üzmezler inşAllah.” Annesi aklına geldiğinde göğsünde hüsranlı bir kabarma oluştu. Sancılı bir ağrı… “Annem … onunla konuşmalıyım. Telefonunu verebilir misin? Benimkini yanıma almama izin vermediler. Nerede olduğunu bile bilmiyorum.”

Koşar adım odaya girip yatağın üzerindeki telefonu kaptığı gibi geri döndü Selin. Şenay hanımın numarasını bulup arama tuşuna basıp Efruz’a uzattı. “Ben konuştum sabah, iyiydi. Sen de sesini duyur daha iyi olacaktır.”

İkinci çalışta açılan telefondan annesinin öfkeli sesiyle yüzü endişeyle gerildi. “Anne?”

Şenay hanım sesini düzelttikten sonra şakın bir sesle konuşmaya başladı. “Anneciğim iyi misin?”

“Olabildiğim kadar iyiyim … sen?”

“Çok iyiyim kızım. Senin de iyi olacağından hiç şüphem yok. Efruze … ” diyen kadın bir süre sesiz kaldı. “Babanı boşamaya karar verdim ve ne oldu biliyor musun? Hafifledim sanki.”

Efruz omuzlarını indirdi. Ailesi dağılıyordu bunca yıldan sonra ve bunun bile sorumlusu Kartal dı. Babasının yapmış oldukları da göz ardı edilemezdi ama bunlar olmayabilirdi Efruz için.

“Anne…”

“Ne bekliyorsun Efruze? Olanlardan sonra, babanın sana yaptığından sonra onunla hâlâ evli kalacağımı mı?”

“Babamın suçsuz olduğunu savunmuyorum anne. Her şey Kartal’ın kabahati. Bunca yıllık evliliğini benim için bitirmemelisin.”

Şenay hanım da ağzını açmamaya yeminli biri olarak kızını ikna etmek için kolları sıvadı. “Kartal benim gözlerimi açtı Efruze. Belki beni şimdi anlayamayacaksın ama bir gün anlayacaksın kızım. Kartal, dünyanın en iyi adamı… Veya cellat bile olsa, ömrü hayatında yapmaması gereken şeyi yaptı Kamil. Hayatımda yeri olamaz artık. Kapatmalıyım Efruze. Kardeşini aramalısın senden telefon bekliyor.”

Annesini haklı gördüğü yerler olsa da üzülmüştü Efruz, ama annesi kararını vermiş görünüyordu. “Ararım. Seni seviyorum anne.”

Şenay derin bir iç çekti. “Ben de seni seviyorum hayatım. Asla üzülme annene güven.”

Telefonu kapatıp Selin’e uzattı. “Erva’yı arar mısın?”

Selin kendi rehberine girip Erva’nın numarasını bularak Efruz’a uzattı. Ama telefon açılmıyordu. Kapatıp arkadaşına verdi telefonu. “Derste olabilir.”

“Annen ne dedi?”

“Boşanacakmış babamdan.” Elleriyle saçlarını topladı Efruze. Tek omzuna atıp arkadaşına döndü. “Neden üzülmüyorum?”

“Çünkü baban sizi hak etmiyor.” Arkadaşının yüzünden geçen hüzün dalgasını hafifletmek adına sarıldı Selin. “Üzgünüm Efruz ama bu böyle. Üzülme lütfen, biliyorum söylemesi kolay uygulaması zor olan üzülmemek. Olacakların önüne geçemiyoruz.”

“Hayatıma girdi ve her şey tepetakla oldu. Bunlar olmasaydı babamın bu yüzünü görmeden yaşayabilirdim. Dağılıyoruz Selin. Abim ve babam yok artık hayatımda. Annem ve babam boşanıyor ben istemediğim bir evde isteyerek evlendiğim adamın yanındayım. Ne kadar karışık olduğunu görebiliyor musun?”

Hâlâ kolunu sıvazladığı arkadaşına gülümsedi Selin. “Çok düşünme bence. Hayat kendi planlarını yapıyor.”

“Haklısın.” Manzaraya döndü Efruz. Selin ile birlikte bir süre sessizce denizi izlediler.

“Alacağınız olsun nemrut suratlı arkadaşlarım.”

İkisi de irkilerek sese döndüklerinde Hümeysa’nın kızgın gözleriyle karşılaştılar. Kıvırcık saçları öfkeden daha da kabarmış gibiydi.

Konuşarak arkadaşlarının yanına yürüdü Hümeysa. “Hiçbir şeyden haberim olmuyor. Kimse bana bir şey demiyor. Beni sattınız, resmen beni unuttunuz. Dünya yıkılsa bir Hümeysa olduğunu hatırlayan yok.”

Hızla aştığı yolu Efruz’a sarılarak tamamladı Hümeysa. “Aşkım neler oldu öyle? Çok üzüldüm. Ama neden böyle oldu?”

Geri çekilip birbirlerine baktı kızlar. Efruze yorgun gözlerini dostuna iletti. “Bilmiyorum Hümeysa. İnan bilmiyorum. Buraya nasıl geldiğimiz hakkında tek bildiğim bir zorba ile evlendiğim gerçeği.”

“Kartal mı zorba? Beni O aradı bu sabah. İki gündür biliyorsunuz şehir dışındaydım. Ne kadar ince bir adamla evlisin bilsen Efruze.”

Efruz kaşlarını çattı. “Ne dedi sana?”

“Senin artık bu evde olduğunu, sana ulaşmamın zor olduğunu… Telefonunun şu an için olmadığını söyledi. Gerçi ben sabahtan mesaj atmıştım sana. Telefonun nerede Efruz?”

Efruz cevap vermeden Hümeysa Selin’e döndü. “Sana da mesaj attım neden dönmüyorsun?” diye çıkıştı.

Selin telefonunu kaldırıp inceledi. Onlarca mesaj vardı telefonda. Uygulamaların üzeri rakamlarla doluydu. Mesajı hemen bulup Hümeysa’ya döndü. “Ben sana demiyor muyum bana mesaj atma. Hangisini okuyayım?”

Efruz Hümeysa’yı kendine çevirdi. “Telefonum Kartal da mı yani?”

“Sanırım. Durduk yere aklına gelmiş olabilir miyim?”

Efruz’un gözleri etrafta dolandı. Bu adam neyin peşindeydi? Kısa bir an düşündü ama her şey gibi bu da bilinmez görünüyordu.

“Ne oldu Efruz?” dedi Hümeysa.

Balkonun uzak köşesinde duran oturma grubuna yürüdü Efruze. Yürüdükçe de yeni fark ediyordu. Evin terasıydı burası ve her iki yandan da uzun merdivenler iniyordu aşağı. Devasa büyüklükte denecek uzunlukta ve genişlikteydi. Bir çok kapı açılıyordu balkona. Şu an hiçbirinin nereye çıktığını bilmiyor ve bilmek istemiyordu.

Karşılıklı oturduklarında Efruze kısa bir özet geçti arkadaşına.  Hümeysa an be an değişen yüz hatlarıyla sessizce dinledi.

“Bunları yapan Kartal Bey mi? Hayatta inanmam.”

Efruze gözlerini devirdi. “Neyine inanmıyorsun Hümeysa? Buraya zorla getirildim. Babamdan beni para karşılığında aldı. Babam da sattı.”

Hümeysa yerinde kıpırdandı. “Canım sen buraya zorla getirilmiş olabilirsin ama benim tanıdığım Efruze istemediği hiçbir şeyi yapmaz! Sen biraz da gönüllüsün ama farkında değilsin. Kocan O senin sen onu seviyorsun. Hem de öyle böyle değil. Kartal kimsenin yapamadığını yaparak seni nikâh masasına oturttu. Senin kalbini çaldı. Baban sana bunu yapmış evet, ama hiç Kartal’ın yerinden bir başkası olduğunu hiç düşündün mü?”

Efruz’un göz bebeklerinden geçen karmaşık bulutlar böyle bir şeyi daha önce aklına getirmemiş olduğunu gösteriyordu.

“Belli ki hiç aklına bile gelmemiş. Eğer gelmiş olsaydı çok da zorla olmadığını anlardın. Eğer bir başkası olsaydı sen tırnaklarınla yeri kazar yine kaçardın ve bu kadar sakin olamazdın. Neyse bunu kenara alıyorum; Seni satın alacak-ki kulağa çok kaba geliyor- seninle evlenmezdi bence. Bir aydır onunla evlisin, sana hiç kötü bir harekette bulundu mu?”

Başını deniz manzarasına çeviren genç kadının aklı daha da karmaşık hale geliyordu. Kartal ile konuşmadan da su durulmayacaktı. “Bulunmadı.”

“Ben buna inanmadım. Başka bir şey olmalı. Onun gibi biri-verdiği değere göre pay biçiyorum- bunu yapması çok zor. Kartal Bey’in bize karşı tek bir hatası olsa ‘evet bu adamda o potansiyel var’ derdim ama diyemiyorum.”

Başını elleri arasına aldı Efruze. “Aklım karışıyor. Olanlarda benim bilmediğim bir şey mi var?”

Sessiz kalan Selin sonunda dilini çözdü. “Var veya yok, bilemeyiz. Eğer varsa bunu bulmak senin elinde Efruz.”

“Ama nasıl?” derken ardına yaslandı Efruz.

“Çok basit. O ne derse ona inanarak ve güvenerek başlayabilirsin. Bunu ancak sen yapabilirsin. Şimdi üzgünsün, belki tahlil edemiyorsun ama bak Hümeysa da onun kötü biri olduğuna inanmıyor.”

Sesizliğe gömülen Efruz’a bakıp sırıttı Hümeysa. “Yeri değil belki ama size bir haberim var. Bugün bulaşalım diye beklemiştim.”

Efruz arkadaşına sessizlik içinde bakındı. Selin öne doğru eğildi. “Neymiş?”

Hümeysa arkadaşlarına gözlerinden parıltılar çıkararak bakıyordu. Kendine dönen meraklı bakışlar heyecanını ikiye katlıyordu.

“Ben hamileyim.”

Efruz ve Selin birkaç saniyeyi dolduran şaşkınlıklarını, attıkları çığlıkla Hümeysa’nın yerinden sıçramasına neden olmuşlardı. Yerlerinden kalkıp genç anne adayının boynuna sarıldılar.

“Teyze oluyoruz…” dedi Selin.

“Allah’ım inanmıyorum ya… Kızım senden bir tane daha mı?” deyip arkadaşına tekrar sarıldı Efruz. Aklı bir an için tamamıyla boşalmıştı.

“Ve ben de, anne…” Hümeysa gururla başını kaldırdı. “Çok değişik bir duyguymuş.”

İkili oturma grubuna üçü de sıkışarak oturdu. Selin ve Efruz ellerini Hümeysa’nın karnının üzerine yerleştirdiler.

“Kaç haftalık?” Soruyu soran Selin’e döndü Hümeysa. “Altı haftalık.”

“Neşesiniz bol olsun hanımlar…”

Efruz ve kızlar başarını sese döndürdüler. Kendilerine gülümseyen Kılıç’a ters bakışıyla önüne döndü Efruz. Birkaç dakikalığına her şeyi unutmuştu ve birden yine aklına doluşmuştu ne varsa.

“Teşekkür ederiz vampir bey.” diye şakıdı Hümeysa. Selin kahkaha atmamak için elini ağzına kapatarak Hümeysa’nın yanında kalkarak eski yerine döndü.

Efruz Hümeysa’nın yanında kalmayı tercih etmişti yerinden kalkmadı ve Kılıç’a dönmedi. Diğeri de bir yerden çıkacaktı az sonra görmeye hazır mıydı? Bilmiyordu.

Kılıç hiç kimseden çekinmeden Selin’in yanına oturup kolunu genç kadının omzuna doladı. Efruz ve Hümeysa’nın gözleri sonuna kadar açılmıştı. Selin göz devirirken adamın kolunu silkeledi ama hiç faydası olmadı. “Kes şunu.”

“Ne oluyor?” dedi Hümeysa şaşkınlıkla.

“Enişten olacağım şeker kız Candy.” Kılıç gülümseyerek Selin’i kendine çekti. Efruz ağzı bir karış açık Selin’e bakıyordu.

“Kendi uyduruyor Efruz, bakma öyle.” Genç adama dönen Selin’e gözlerini belertti. “Bu kendini beğenmiş adamla ne işim olabilir benim? Oyalanıyor kendince.”

Kılıç’ın yüzündeki sevimli gülüş ve dudak bükmesiyle kendi söylediğine bile inanmadı Selin. Bakışlarını kızlara çevirdi. “Neyin neşesiydi az önceki?” diye sordu Kılıç.

Hümeysa’nın eski neşesi geri döndü birden. “Teyze olacaklar da…”

Kılıç bir süre Hümeysa’ya baktıktan sonra geç düşen jetonuyla gülümsedi. “Tebrik ederim.”

“Teşekkür ederim.”

“Sen nasılsın Efruze?” dedi Kılıç.

“Seni görene kadar gayet iyiydim.”

Başını salladı Kılıç. “Anlıyorum seni… Kartal’ı sormayacak mısın?”

“Öldü mü yoksa?” dedi Efruz alaylı bir tavırla ve dediğine pişman olduğunda yüreği bir acıyla kavruldu.

“Yapma, nefret etme lütfen.”

“Tabii istersen ona akşam yemeği falan yapmalıyım, hak etti ne de olsa, öyle değil mi?”

“İki gün sonra yapabilirsin.”

Efruz anlamadığını belirten bakışlarını Kılıç’a çevirdi. “İki gün sonra..?”

“İş için İzmir’e gitti. İki gün sonra dönecek.”

“Gitti mi?”

“Evet, acilen gitmesi gerekti.”

Sessizliğe gömülürken aklında iki koca günün nasıl geçeceği vardı. Tüm soruların cevabı Kartal da idi.  Ve o gitmişti. Karmaşık düşüncelerine bir yenileri daha eklenmişti Efruz’un. Onu görmenin mi, görmemenin mi daha iyi olduğunu şu an için seçemiyordu. İki gün geçmeden de bilemeyecekti.

🦅

Geçmeyen saatler… Uykusunun gelmediği koca bir gece! Öfkesi mi ağırdı, kalbindeki terk edilmişlik mi? Kendisini bu eve kapatan adam iki koca gün boyunca gelmeyecekti. Bu iyi miydi? Hiç bir fikri yoktu. Akşam karanlığı çöktüğünde Hümeysa, Selin ve Kılıç evden ayrılmıştı. Bilmediği bir evde yapayalnız kalmıştı. Odasından sadece balkona çıkmış ve evin hiçbir yerini görmemişti.

Yabancıydı ve bunu ilklerine kadar hissediyordu. Tüm geceyi düşünerek geçirmenin sonucu sabah uyandığında şiddetli baş ağrısıydı. Gece uyumamıştı ama erkenden gözleri açılmıştı. Bir ilaç alması şarttı. Kartal’ın donattığı dolaptan üzerine son derece rahat bir kaç şey alıp giyerek aşağıya inen yolu bulmak için odasından çıktı.

Uzun holün aralarına döşenmiş kapalı kapıları önemsemeyerek merdivenlere yöneldi. Beyaz tırabzanlardan tutunup inerken de evi incelemeye başladı. İki gece önce çıkarken hiçbir detayı görecek gözleri yoktu.

Beyazın tamamıyla hakim olduğu ev içini açıyordu. Şatafattan uzak, modernliğini benimsemiş evi sevebileceğini hissetti. Yolunu bulması hiç zor olmamıştı. Adının Cemile olduğunu öğrendiği kadın dilinde eski bir şarkıyı evirip çevirip aynı yeri mırıldanıyordu. Kapının önüne geldiğinde durdu ve kadını izlemeye koyuldu.

“Susadım çeşmeye gelmez olaydım…”

Kadının söylerken ki dertli sesi ve aynı anda üst üste dizdiği tabakların çıkardığı ses birbirine karışmıştı. Ama Cemile’nin umrunda bile değildi. Kendini öyle kaptırmıştı ki Efruz’u fark edemiyordu.

Kadının bu haline gülümsedi Efruz. “Bölüyorum ama…” dedi ağrıyan başının isyanıyla.

Cemile irkildi ve elindeki tabağı son anda düşmekten kurtardı. “Hanımım,” diyebildi Cemile.

Efruz başını ovalayarak mutfağın bar türü masasına ilerleyip oturdu. Ev baştan ayağa beyazdı, mutfakta nasibini almıştı. Büyük beyaz mutfağın dolapları oymalı ve göz alıcıydı. Uzun bir L şeklinde olan mutfağın ortasında ada tezgahı da büyüklükten nasibini almıştı.

“Efruz diyebilirsin, bana bir ağrı kesici verebilir misin?”

Elindeki tabağı tezgaha bırakıp Efruz’a döndü Cemile. “Veremem.”

Başını kaldıran genç kadın Cemile’nin meydan okuyan haline bakıp kaşlarını havalandırdı. “Neden?”

“Açsınız da ondan. Aç karnına ilaç içilmez. Erken kalkmışsınız bilemedim, ben hemen size kahvaltı hazırlarım.”

İnat edecek kadar bile hali ve isteği olmadığını hissedince itiraz etmedi. Kadının bir anda mutfakta sağa sola dönmesi bile başını ağrıtıyordu sanki. Sessizce yerinden kalkıp mutfaktan bahçeye açılan kapıya yürüdü. Boydan boya sürgülü olan kapının açık kanadından bahçeye çıkmak için önce parlak beyaz taşları ezdi.

Büyük bahçenin her yeri yeşildi. Evin yüksek duvarları ağaçlarla kapatılmıştı. Dışarısı görünmüyordu. Gözlerini gökyüzüne kaldırdığında gün ışığı başına daha şiddetli bir ağrı saplamıştı. İnleyerek kapattı gözlerini. Tekrar mutfağa döndüğünde masanın üzerinizdekileri görünce hayret etti. Ne zaman konmuştu bunlar? Kadın çekirge misaliydi.

“Çay da beş dakikaya olur hanımım. Burada yemek istemezseniz içeri hazırlayayım?”

“Hayır, gerek yok. Kendine de çay alıp bana eşlik eder misin?”

Cemile gülümsedi. “Elbette.”

Birkaç lokma yedikten sonra araya soktuğu ağrı kesiciyi de alınca önündekilere daha fazla dokunmadı. Birden aklına bir şey geldi. Etrafına bakındı. O kadınla, Pelin ile bu evde mi yaşamışlardı?

Yaşının kırk beş olduğunu öğrendiği Cemile’ye baktı. “Cemile abla?” dedi samimiyetle.

“Efendim?” dedi kadın çayını yerine bırakırken.

“Biz evlenmeden önce bir kadın vardı hayatında. O buraya hiç geldi mi?”

“Kadın mı? Ben Beyimin yanında hiç kadın görmedim. Buraya sık gelmezdi ki. Haftada bir belki iki kez. Bir evi daha var merkezi alanda. Orada kalır, yani ben öyle biliyorum. Hafta sonları gece gelip ertesi tüm günü burada geçirir-di. ‘Evlendim’ dediğinden beri hep gelir oldu. Oralara sığamıyor demek ki.”

Delice bir hisle memnun oldu duyduklarından. “Ona Beyim mi diyorsun?”

“Evet ama o bana ‘Abla’ diyor. Sağ olsun çok iyi biridir Kartal Beyim. Kimim kimsem çok aslında ama hiç biri beş para etmez. Kocam öldüğünde yalnız kaldım. Maaş falan bırakamadı rahmetli. Kuru ekmeğe talimdik zaten. Bebeğimiz de olmadı. Allah vermedi bizde isyan etmedik. Beş yıl oldu eşim öleli. Bende iş ararken kader beni buraya getirdi, Beyim’le karşılaştırdı. O gün bu gündür ben bu evdeyim.”

“Üzüldüm. Başın sağ olsun.”

“Dostlar sağ olsun.” dedi kadın içli bir sesle. Efruz üzüldüğünü fark ettiği kadının kocasını hatırladığını düşündü. “Başım daha iyi sanki. Teşekkür ederim. Biraz uzanırsam daha iyi olurum.”

Kadının kendine dönen bakışlarıyla konuyu değiştirmekte başarılı olmasının ardından odasına geri döndü ve bitmek bilmeyecek iki günü nasıl dolduracağını biliyordu. Düşünecekti…

🦅

O sabah Efruz’un yanından ayrılmak öncekilere göre bin kat daha zor olmuştu. Uyandığında kendisini görmesi ve yeniden bir krize girmesi kaçınılmaz sondu. Bunu istememişti. Bu, en son istediği şey bile değildi. Alnına ve yüzüne narin ama uzun öpücükler bırakıp odadan çıktığında saat henüz sabahın beşiydi. Tüm gün holdingde zaman geçirmişti ama aklı sadece evdeydi. Selin den aldığı haberler ile biraz rahat nefes alabiliyordu. Eve dönmemesinin tek nedeni; Öfkesinin biraz olsun dinmesi, sağlıklı düşüncelerle dolmasıydı. Onu kırmak istemediği gibi, ondan da kendine hakim olamayacağı sözler duymak istemiyordu. Ve Efruz şimdi bilenmiş bıçaktan farksız olmalıydı.

Kartal ona her şeyi anlatabilir, ortadaki yanlış anlaşılmayı bir anda silebilirdi. Ama bunu yapması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Birkez daha inanacak ve bir kez daha güvensiz duygulara hapsolacaktı. İlk duyduğu veya gördüğü öylesine bir durumda yine aynı duruma düşeceklerdi. Kartal her seferinde ona kendini izah etmek istemiyordu. Koşulsuz şartsız iki gözü kör, kulakları sağır bile olsa, her hangi bir konuda bile ‘Kartal bunu yapacak biri değil’ diyebilmeliydi ve bunu kendisi en içten duygularla hissetmeliydi.

Uykusuz ve hiçbir iş yapmadan geçirdiği iki gün boyunca, balayı için geldikleri evde her köşesinde anılarla yaşamıştı. Her an arabasına binip geri dönmeyi düşünmüştü. Kendine zar zor hakim olup iki günü onu özleyerek geçirmişti.

Akşamın karanlığı çökmüştü artık. Arabasından çıkıp anahtarı Yavuz’a uzattı. “Durum nedir?”

Yavuz patronuna dikti duygu barındırmayan gözlerini. “Sorun yok efendim. Annesi ve arkadaşları dışında kimse gelmedi.”

“Gözünü kapatma Yavuz. O itin nereden çıkacağı belli olmaz.” Kartal etrafta gezinen adamlara göz atıp Yavuz’a fısıldadı. “Adamları gözlerinin önünden ayırma. Boş bırakma sakın! Bakışını beğenmediğin adamın biletini kes!”

Yavuz başını eğdi. “Merak etmeyin efendim.”

Bahçenin eve giden patika yoluna girdiğinde beklenen zamana geldiğini hissedince içine çöken hüznü nefesiyle dışarı saldı. Özlediği kadın canına okuyacaktı şimdi. Ne derse desin sesini çıkarmamaya kararlıydı Kartal. Yorulduğunda susacaktı nasıl olsa.

Başını kaldırıp üç kat yukarı baktı. Geceye karışmış olan terastan ufak bir ışık sızıyordu. Tekrar nefes alıp önüne döndü. Cemile her zamanki güler yüzüyle karşıladı onu. “Hoş geldin Beyim.”

“Hoş buldum Cemile abla. Efruz nerede?”

“Odasında…”

“Yemek yedi mi?”

“Yediğine yemek denirse… Sana hazırlayayım mı?”

“Yok abla, sağ ol.”

Düşünceler arasında en üst kata çıkmak için evin içindeki asansörü es geçip merdivenlere yöneldi. Kapının önüne geldiğinde bir nefes daha verip kapı kolunu çevirdi. Kararlı şekilde odaya girip kapıyı kapattı. Büyük odanın her yerinde gözlerini gezdirdi. Efruz yoktu. Açık sürgülü pencerenin havalanan perdesi terasta olduğunu söylüyordu. Ayağını taş zemine attığında gördü onu. Saçları gece kadar siyah, beline kadar uzundu. Rüzgâr kendince şekil veriyordu dokunmaya kıyamadığı saçlara… Cam korkulukları sıkı sıkıya tutmuş gibiydi. Ona seslenmeden yanına yürüdü.

Ellerini cebine atarak onun gibi yakamozu izlemeye başladı. Kendine dönmeyen, bakmayan hatta tek söz bile etmeyen kadının hali garibine gitmişti. “Başla…” dedi Kartal.

“İstemiyorum.” diyerek adamın yanında ayrılıp oturma grubuna yöneldi. Ayağındaki ayakkabıları çıkarıp bacaklarını karnına çekip kollarını bacaklarına sarıp oturdu. Kocası da şaşkınlıkla gelip yanına oturdu. “Neden istemiyorsun? Senin şimdi evi başıma geçirmen gerekmiyor muydu?”

“Rica ederim Kartal Bey, ben kimim ki size öyle şeyler yapabileyim?” dedi Kartal o sesin alıngan mı imalı mı çıktığına karar veremedi.

Ama daha çok sesindeki her titreşimden kırılmışlık hissediyordu Kartal. Birden bağırıp çağırmasının daha iyi olacağı fikrine kapıldı. Çünkü canı en az Efruz kadar yanmıştı. “Efruz…”

“Hm, evet, Efruz Sipahi… Kartal Sipahi’nin karısı. Kölesi… Mahkumu… Malı…”

“Efruz…” diye inledi inledi Kartal gözlerini kapatıp.

Efruz hâlâ ona bakmamıştı. Sesindeki kırılmış sakinlikle içindeki yıkıntıları etrafa saçıyordu. “Evet, Efruz işte. En başta beni güzel kandırdın kabul ediyorum. Çok sevgi dolu, aşık adamla bu senin ne ilgin var ki şimdi?”

Kartal şaşkınlıkla ve dizginlediği öfkesiyle bakıyordu. “Seni kandırmak mı? Sen, sana duyduğum sevginin yalan olduğunu mu düşünüyorsun?”

Hızla döndü Efruz. Işık altında gri gözleri hınçla parlıyordu. “Olanlardan sonra ne düşünmemi tercih ederdin?”

Gri saplı oklar kalbine bir bir saplanırken kendi kara gözlerini çekmedi Kartal. “Her şeyi düşünmeni ama bunu düşünmemeni…”

Efruz adamın gözlerinden geçen kara bulutların üzerindeki hüzünleri görebiliyordu. “Bunu düşünmemi sen istedin. Beni bu eve kapattın ve gittin. Günlerdir ne halde olduğumu merak dahi etmedin. Ayağımda bir zincirim eksik onu da yapacak mısın?”

“Seni, seninle baş başa bıraktım farkında değil misin? Seni sevmediğimi seni kandırdığımı nasıl düşünürsün?”

Sorusunu görmezden geldi Efruz. “Neden yaptın?”

“Öyle olması gerektiği için… Sen neden kaçıp gittin?”

“Bu bir cevap değil. Olmasını gerektiren şey neydi? Bir şey var çok belli, herkesi kendi safına çekmişsin. Bir Allah’ın kulu da Kartal kötü demiyor. Annem senden bahsederken gözleri parlıyor. Selin senin tarafında ama bir şekilde de benim tarafımdaymış gibi. Hümeysa bile inanmıyor bana. Erva beni rahatlatmaktan öteye geçmiyor ve tek kötü bir kelime etmiyor hakkında. Benim göremediğim ne var? Bilmediğim nedir? Bizi bu raddeye getiren her ne ise onu duymak istiyorum.”

Kartal önüne dönerek arkasına yaslandı. Işık görünmüştü demek ki. Efruz bir ‘ama’ ya düşmüştü. “Senin yapmadığın şeyi yapıyorlar.”

Efruz dudak büktü. “Neymiş o?”

Ufacıkta olsa keyfi yerine gelmeye başlamıştı Kartal’ın. Karısına çevirdi başını. “Bana güveniyorlar.”

“Ben güvenmiyorum haklısın. Neden yapayım bunu? Babam olacak adamı önce batırdın sonra ben karşılığında zengin ettin. Sana neden güveneyim ki.”

Yaslandığı yerden doğruldu Kartal. Bedenini karısına döndürdü. “Ve ben bunları yaparken sana ‘bana güven’ dediğimi net hatırlıyorum. Sen de  bana ‘tamam’ demiştin, ama arkamı döndüğümde ne gördüm; Karım kaçmış! Neden gittin?”

Efruz önüne dönerek sakinliğini korudu. “Seni görmek istemedim. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama beni yine bir bakışınla bir dokunuşunla etkin altına alacaktın. Kandırılmam kaçınılmazdı.”

Saniyeleri kovalan sessizliğin ardından Kartal Efruz’a yaklaştı. Gidecek yeri olmayan Efruz ondan etkileneceğini adı gibi bilirken yerine sindi. “Sen benden değil güzelim, kendinden kaçmışsın. Söyler misin, bu güvensizliğini kazanacak ne yaptım?”

“Susmak, olabilir mi? Benden bir şeyleri hep gizlediğini fark ettim.”

“Olabilir, belki gizlemişimdir… Bu sebep değil. Ben sana her zaman prensesler gibi davrandım. Yalan söylemedim. Seni aldatmadım. Bilmiyorsan iyiliğin için olduğunu hiç düşünmedin mi? Sormak mesela, hiç aklına gelmedi mi? Ve güvenmek!”

Hayır, elbette hiç düşünmemişti. İçindeki erkek canavarı kadının ona gülüyor olduğunu görüyordu şimdi. Gözlerini çevirdi kocasına. Biraz suçlu biraz pişman bakışlarıyla kocasının nasılda eğlenecek olması fikri bile canını sıkmıştı. “Beni hiç sevmedin.” dedi mırıltı gibi sesiyle. İki gündür ağlamıyordu dolmuşluk hissi gözlerine baskı yapıyordu.

“Söyleme böyle…” Bacaklarına sardığı eline uzandı kadının. Tutmak istedi ama Efruz izin vermedi. Ellerini çözüp kucağına soktu.

“Beni benimle baş başa  bırakırken yalnızlıktan delireceğimi hiç düşünmedin.” Yanağından bir damla göğsüne yuvarlandı. “Ben ne kadar hatalıysam sen de o kadar hatalısın Kartal.”

Tuz gibi dağılan yüreğiyle kadını kendine çekti. Efruz kendini geriye çekti ama işe yaramadı. Fiziksel gücü yetmezken ruhuda yorgundu. “Beynim de binlerce soruyla beni yalnız bıraktın. Bunun için seni hiç affetmeyeceğim.”

“Edersin bence. Ben bir yolunu bulurum.” dedi kadını göğsüne sıkıca bastırıp.

“Güvenmeyeceğim de. Her zaman peşinde bir şeyler arayacağım.”

“Sorun değil, bunun için buradasın.” dedi Kartal. Tam da tahmin ettiği gibiydi Efruz; Asi ve asi…

“Eskisi gibi olmayacak hiç bir şey.” dedi Efruz, özlediği koku, inat damarlarında dolaşmaya başlamıştı. Aklıyla oynuyor kadınsı tarafını ele geçiriyordu.

“Baştan başlarız.” dedi Kartal. “Ne verirsen onu kabul ederim.” Elleri bukleler arasında yol alırken aksini söylemek mümkün değildi. Efruz ne olursa olsun onunla olsun yeterdi ona.

“Seni sevmeyecek bir kadını kabul edemezsin.” dedi Efruz, yalana bin katarak.

“Belki… Ama öyle bir sorunum yok. Beni seviyorsun.”

“Sevmiyorum! Nefret ediyorum senden. Neden karşıma çıktın ki sen?”

Ağlayarak söylediği yalana gülümsedi Kartal. “İyi bir kaçaksın, ama çok kötü bir yalancısın Efruz.”

Kendini geriye çektiğinde Kartal engel olmadı. Elleriyle gözlerini silip yere bastı. “Yalancı da sensin kaçakta… Rahat bırak beni. Ev büyük, birbirimizi görmeden de yaşarız. Madem çok istedin beni, buyur böyle yaşa.” Ayakkabılarını bırakıp yalın ayak odasına yürüdü. Kaşlarını çatarak ardından bakan Kartal da ayağa kalkıp peşinden gitti.

“Ne demek o öyle?”

Efruz ona aldırmadan odanın cam sürgüsünü çekmeye uğraşırken Kartal zamanında yetişip pencereyi kilitlemesine engel oldu. Hırsla arkasını dönüp kollarını göğsünde bağladı Efruz.

“Ne sandın acaba, seninle aynı odayı paylaşacağımı mı?”

Başını havaya kaldırıp derin bir nefes çekti Kartal. Karısının karşısına geçerek durdu. “Bu oda ikimizin ve benim başka bir yerde uyumak,” derken gözlerini narin bedende gezdirip kıvılcımlarını kadına hediye etti. “Ve uyumanın dışında gelişecek güzel anları terk etmek gibi bir niyetim yok, güzelim.”

Ellerini beline yerleştirip başını adama uzattı. “Benim de sana verecek güzel anlarım yok. Ya bana o sakladığın gerçeği açıklarsın ya da sen sağ ben selamet.”

“Hiç bir şey anlatmayacağım.”

“Neden?”

İşaret parmağını Efruz’un göğüsleri arasına bastırdı. “Göremediğin beni seveceksin! İnanacaksın! Güveneceksin! Bilmiyorsan nasıl yapıldığını, öğreneceksin!”

Adamın elini kendi elinin tersiyle itti. “Emir verme bana! Emir almayı sevmediğimi biliyorsun. Sen böyle dedin diye yapmam ben bunları.”

“Ben böyle demediğim zamanda yapmadın Efruz. Kendi aklının dikine gitmekten vazgeç artık.”

Burnunu havaya kaldırdı Efruz. “Yapmıyorum. Vazgeçmiyorum. Ben buyum. Sen bu Efruz’la evlendin şimdi şikayet mi ediyorsun?”

Kadının meydan okuyan haline içi kaynıyordu. Gülmekle öfkelenmek arasında bocalıyordu. Minicik burnunu havaya kaldırmış meydan okuyordu ama bilmiyordu ki kaybedecek. “Hem şikayet ederim hem de severim.” Kadının dudaklarına saldırdığında Efruz geriye düşmeden belinden kavradı Kartal.

İlk ve tek dokunuşla tüm dediklerini yutup yerle bir olan inadına lanet etti. İşte buydu, bu kadardı Efruz’un meydan okuyuşu. Kaçıp gittiği ve korktuğu gerçeğin ta kendisiydi olduğu yer. Kollarını adamın boynuna dolamamak için direnmiş ama kaybetmişti. Hislerinin onu iteklemesiyle kendini ona bastırdı. Ayakları yerden kesilmişti. Belinden kaldırılmış Kartal’a sıkı sıkıya sabitlenmişti. Nefesleri dans edişlerini kestiğinde nefes nefese kaosun ortasında kalmışlardı. “Bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek.” dedi Efruz.

“Bende öyle tahmin etmiştim.” Kartal tekrar dudaklarına uzanıp nefesini içine çekerek kısa ama tutkulu öpücüğüyle kadının aklını almaya devam etti. “Bu odadan asla gitmem, bu bir!” dedi, eziyet veren öpmelerine devam etti. “Sana dokunmadan kendime gelemiyorum, bundan da asla vazgeçmem, bu iki!” dedi, dişlerini sıkıp kendini dizginledi, ama Efruz’un kollarında erimesi bunu gittikçe zor hale getiriyordu. “Seni sevmediğimi bir daha söylersen dilini koparırım, bu da üç.” Öpmesi için yalvaran kurşuni gözlerini kara gözlerle buluşturdu. “Söylememi istiyorsan anlatacaksın bana.” dedi Efruz. “Tüm çıplaklığıyla.”

Ayaklarını yere bastırdığı kadının bluzunun eteklerini kavradığı gibi yukarı kaldırıp çıkardı. Bembeyaz tenin baş döndürücü kadifemsi duruşuyla bakışları koyulaşıp kara alevlerle donattı etrafı.

“Ah benim güzel kadınım…” Ellerini kadının çıplak sırtına yerleştirdiğinde arada kalan dolgun göğüsler Kartal’a daha fazlası için yalvarıyordu. Ellerini çamaşırın kopçasına götürüp küçük bir hareketle açtığında ellerini açılan alana bastırıp gezdirdi. “En sevdiğim şey seni sevmek, en çok da tüm çıplaklığınla…” tekrar ayaklarını yerden kestiği kadının dudaklarına sokuldu. Gece, şehvetin en koyu haline bürünürken sorular ve cevaplar ikisininde umrundan çıkıp gitmişti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!