18.Bölüm

Çıplak bedenine doladığı çarşafa iyice sarınıp sarmalandı Efruz. Odanın perdesini havalandıran naif rüzgarı izliyordu. Tahmin ettiği şey olmuştu. Kartal onu dize getirmek için parmağının ucuyla bile dokunsa başarıyordu ve belki de bu hep böyle olacaktı. Ay ışığının aydınlattığı odada tek başına ‘of’ dedi sessizce. Adamın banyodan çıkıp sesini duymasını istemiyordu.

Onunla yaşadığı her anı değerliydi. Nedenini kalbindeki aşka bağlayarak rahatlıyor olsa da kendine de sonrasına çok kızıyordu. Kartal’ın tarafında olan yastığı alıp sırt üstü döndü ve yastığı yüzüne bastırdı. Çığlık atmak istiyordu ama buna da cesaret edemedi. O küstah ve kendini beğenmiş kocasına malzeme olmak istediği son şeydi.

Ne derse ne yaparsa kendini bu şekilde kabul eden adamın derdinin aşk olması ise ona mantıksız geliyordu. Kendisi de aşıktı ama ardına bakmadan gidebiliyordu. Ama Kartal öyle miydi? Kaçıp gittiği yerlerden tutup getiriyordu. Yetmiyor, en sıcak haliyle Efruz’u kollarında eritip hükmünü sürüyordu. Açık ve netti ki; Kartal lakabının hakkını veriyordu. Pençesine düşmüş olan kendini öldürmek istercesine yastığı yüzüne bastırdı.

“Bırak şunu!”

Kartal’ın sert sesi bile engel olamadı. Yastığa daha sıkı sarıldı ama Kartal tek hamlesiyle çekip aldı zavallı yastığı. İkisinin arasında o bile kalmak istemezdi. “Ne yapıyorsun Efruz?” Kartal’ın yüzünü net göremiyordu ama sesini duyması yüzünün halini anımsatıyordu. “Sana ne?” dedi sarıldığı çarşafla yan dönerek.

Kartal gülmemek için iç yanağını ısırdı. Dönmesiyle boşalan yere oturup kadının çıplak omzuna serin ama kadını titreten bir öpücük bıraktı. “Az önce öyle demiyordun ama…” dedi öptüğü yeri okşayarak. Kendine iyice öfkelen Efruz omzunu sarstı adamın elinden kurtulmak için. “Sende ben konuşayım diye tüm hünerlerini sergiliyordun, senlik bir şey değil tamamen tensel bir şey.”

“Konu sen olunca…” İyice yerleştiği yatakta Efruz’u belinden tutup kendine yasladı. Efruz onu iteklemişti ama her zaman içinde beliren çaresiz kadına mecburen uymuştu. O çaresiz kadının tek çaresi Kartal’mışçasına.

Rahat bir nefes alıp verdi Kartal. Çenesinin altında, kokusuyla mest olduğu kadının saçlarını öptü. “Telefonunu denize attım.”

“Sana koymaz yenisi. Tabii bir telefonum olacaksa.”

“Bunda haklısın. Sana istediğin kadar telefon alırım, ama konumuz bu değil. Atmadan önce senin ve benim sosyal medya hesaplarından düğün fotoğraflarımızdan bir kaçını paylaştım. Bizi tanıyan bilen herkes artık evli olduğumuzu biliyor. Gizleyecek herhangi bir şeyimiz kalmadı. Artık gerçek bir Sipahi adına sahipsin. Kimse senin hakkında tek bir söz dahi edemez.”

Bunun gerekli olduğunu Efruz da biliyordu ama bu şekilde olacağı hiç aklına gelmemişti. Yine de bu onu pek etkilemedi çünkü insanları umursamıyordu. Kendi hakkında konuşacak tek bir insan bile umurunda değildi. “Bunu tahmin etmemiştim, ama gerekli olduğunu da biliyorum.” dedi sakinlikle. “Ve teşekkür bekleme.”

“Neden teşekkür bekleyeyim ki?”

Sessizce omuzunu silkti Efruz. Herhangi bir şey söylemedi. Tartışmaktan kaçmıyordu ama yorgundu.

“Tam olarak iki gece önce evlendik. İki gece önce de bir ayımızı doldurduk ama bunu unutmuş olduğunu tahmin ediyorum. Muhtemelen bana sayıp sövmekle meşguldün.”

“Hak ettiysen, ne yapabilirim?”

Konu tekrar eskiye dönüyordu ve Kartal bunu bu gece istemiyordu. “Efruz … Koray senin telefonunu yüzlerce kez aradı ve ben birini bile açmadım.”

Koray’ın adı geçince tüylerinin ürperdiğini Kartal bile hissetmişti. Elini çıplak kolun üzerinde gezdirip sıkıca sarıldı. “Aldığım haberlere göre aklını kaçırmış halde dolanıyormuş ortalarda.”

“Kaybettiğini anlayacaktır bir gün.” diyebildi Efruz her şeyden habersiz.

“Hayır, anlamayacak. Elinden geleni ardında koymayacak. O normal biri değil, bunu sende biliyorsun.”

Efruz kaşlarını çatıp Kartal’a çevirdi bedenini. “Ne demek istedin?”

Elleriyle Efruz’un yüzünü avuçladı Kartal. Alnına taze bir buse kondurdu ve bunu yaparken bile yüreği yerinden oynuyordu, biliyordu ki aynı hissi paylaşıyordu da. Efruz’un teni ona doğru teslimiyetle geliyordu. “O hasta biri ve ben sessizce senden vazgeçeceğini sanmıyorum. O yüzden evden tek başına çıkmanı istemiyorum. Nereye istersen gidebilirsin, ama yanında korumalar olacak, ben olacağım.”

“Böyle bir güvenliğin neden gerekli olduğunu hâlâ anlamış değilim. Biz onunla çocukluktan beri birbirimizi tanırız. Evet hep bana yaklaşmaya çalıştı ve evet ben ondan hoşlanmıyor, zerre kadar güvenmiyorum ama ne yapabilir ki?”

“Sana şimdiye kadar bir şey yapmadı evet. Çünkü sen onun hep elinin altındaydın. Etrafında kimse yoktu ve bu onun için mükemmel bir şeydi. Rakibin yoksa oyunda hile yapmanın da bir anlamı yoktur. Şimdi ben varım, onun baş düşmanıyım çünkü seni ondan aldım, O öyle düşünüyor.”

“Abartıyorsun gibime geliyor.” dedi Efruz, Koray dan hoşlanmamanın dışında yıllar içinde yaptığı taşkınlıklar kendinden nefret ettirmişti ama bunları da göz önüne alamıyordu. Sırnaştık ve aptal biriydi Koray onun gözünde.

Kartal ona gerçeği anlatamadığı için uyum sağlamaya çalışmanın ve Efruz da yegane huy olan ‘Severek yaptır ne istersen yaptır’ kuralına uyacaktı. Ellerinin arasındaki yüze yaklaşıp tutkuyla öptü kadını. Karşılık alması Efruz’a olan hislerini arşa çıkarıyordu. Dudaklarından zorda olsa ayrılıp inatla kendine sarılmayan kadını kollarında sıkıca tuttu. “Seni seviyorum Efruz. Ve ben öyle olsun istiyorum. Sana yaklaşacak, tırnağının ucuyla bile dokunacak olursa öldürüm onu!”

Ne Kartal bir katil olsun ne de Koray ölsün istemezdi elbette. İstediği zor bir şey değildi ve belki de haklıydı kocası. “Ben hiç araba kullanamayacak mıyım?” dedi birden bire. Bir adamın, Kartal’ın karısı olarak özgürlük zincirlerini bir kez demirlenmişti ama şimdi bu bambaşkaydı. Bu bildigin esaretti Efruz için.

“Sonsuza kadar sürmeyecek, güzelim. Elbette kullanırsın, kullanacaksın. Birlikte çıkarız bazen sen kullanırsın.”

İçine sinmemişti ama yapacakta bir şeyi kalmadığına emindi. “Koluna ne oldu Kartal?” Kolundaki küçük bandı fark etmemesi olanaksızdı.

Kartal gözlerini yumdu. Fark etmemesini tercih ederdi. “İş kazası. Önemli bir şey değil.”

“Yine bir şey saklıyorsun.”

“Belki…”

“Bunlar bir gün aleyhine dönecek, biliyorsun. Sen bana ne kadar açık ben sana o kadar net olabilirim.”

“Bir gün anlatabilirim, ama şimdi değil. Önce diğer sorunlara geri dönebilir miyiz?” Konuyu kapatmayı istemiş ve kadının verdiği sıkılmış ruhunun nefesini dışarı vermesiyle başarmıştı.

Hoşuna gitmemişti bu. Hiç hoşuna gitmemişti. Dünyayı gezmiş, türlü deliliklere imzasını atmış bir kadın için Kartal’ın anlattığı her şey lüks bir cezaevinde yaşayan biri için geçerliydi.

“Anlaştık mı?” dedi Kartal. Karısının asi düşüncelerini resmen hissediyordu. Artık onu çok iyi tanıyordu. Her geçen gün daha iyi…

‘Tamam’ deyip yapmadığını, ‘Güveniyorum’ deyip kaçıp gittiğini düşündü Efruz. Ne demeliydi şimdi? Onu ikna etmek tabii ki kolaydı. Yine ‘Tamam’ diyebilirdi, ama demek istemiyordu.

“Efruz, aklından geçenleri okuyabiliyorum.”

“O halde ne düşündüğümü de biliyorsun.”

“Sana bunu tekrar ve tekrar edeceğim. Sen bunu gerçekten yapana kadar bıkmayacağım. Ve sen bir gün beni anlayacaksın. Bana güven Efruz…”

“Mesele güvenmek değil sende bunu anlamıyorsun. Ben kendimi adayamıyorum. Hep bir dürtü gelip konuyor aklıma, kalbime.”

“O tam olarak güven, sende bunu çözemiyorsun.”

Başını kaldırıp baktı adama. “Sen bana aptal mı diyorsun?”

Kartal geceyi yaran kahkahasıyla keyife gelirken, Efruz kıpkırmızı olmuştu öfkeden. Ama Kartal beyaz tenin kızardığını göremiyordu.

“Aptallığıma mı gülüyorsun?” diye çıkıştı.

Kadının yüzünü öpücüklere boğarken kaçmaya çalışan Efruz daha da ateşliyordu adamı. “Erzurum’da bir köye sığınacak kadar zekisin. Seni bulacağımı da biliyordun üstelik. Kılıç hâlâ bitmeyen yollar için öfke nöbetleri geçiriyor.”

Yattığı yerden omuz silkti Efruz. “Sadece gidecek bir yerim vardı. Beni bulacağını biliyordum ama bulmak isteyeceğini düşünmemiştim. Senin yerinde ben olsam arkama bakmadan terk ederdim seni.”

“İyi ki sen, ben değilsin. Çünkü ben karımı terk etmem. Bu fark aramızda sınır ve bunu sen aşacaksın ve diğer konuya gelirsek…”

“Bir müddet dayanabilirim diye düşünüyorum.” dedi Efruz.

“Güzel… Ama o konu değil, diğerinden bahsediyorum.”

“Ah evet, güven demiştin.” dedi bıkkınlıkla başını yastığa bırakırken.

“Evet, her kahraman Türk kandını gibi ‘Benim kocam yapmaz’ diyeceksin.”

Gözleri tavanda olan Efruz kirpiklerini birkaç kez kırpıştırdıktan sonra kahkaha attı. Gülüşünü izleyen adam daha bu dünyadan ne isteyeceğini bilemedi. Sesi yüreğinde dansa kalkmış kadındı O. Adı, dilinde şerbet tadı bırakan kadındı Efruz. Gülüşü, dünyasına güneş getirendi.

Gözleri kartal misali kısılırken Efruz’u saran çarşaftan tek eliyle kurtuldu. Kadının gülüşü kendi dudaklarında kaybolurken yerini yepyeni tutkulara teslim ediyordu. Kar gibi beyaz, kadife kadar yumuşak ve pürüzsüz tenin çekiciliği başını döndürüyordu, aklını kaçırtıyordu. Dağılan ne varsa da toplaması yine aynı kadınla mümkündü.

“Çok beklersin,” diyen kadının sesine nefesini karıştırmıştı. Ne kadar olsa beklerdi…

                                        🦅

Keyfi yerinde olsa da bunu kocasına göstermemekte kararlıydı Efruz. Henüz bilinmeyen denklemde, çözüm kümesi yaparak denklemin kökünü bulacaktı. ‘Bana güven’ diyen adamın hatayı gerçekleri gizlemekte yaptığını ona anlatacaktı. Kendince bir fikirdi bu. Kendinden o kadar emindi ki…

Babası aklına geldikçe yüreğinde bir nefret belirmeye başlamıştı. Dinen öfke nöbetleri yerini koyu bir nefrete bırakmaya başlamıştı. Ama neden Kartal’dan nefret edemiyordu? Babası bunu neden yapmıştı? Gerçekten niyet para mıydı? Kartal babasını zorlamış mıydı? Öyle bile olsa neden zorlamıştı? Bu soruların cevabını Kartal’ın vermeyeceği netlik kazanmıştı. Bunun için bile canı istediği kadar trip atabilir, hayatı burnundan getirebilirdi, tabii evden dışarı çıkabilseydi.

Koray da ayrı bir konuydu Efruz için. Kocasının bahsettiği kadar psikopat olması olası görünmüyordu gözüne. Evet, dengesiz biriydi ama kendisine zarar verecek olması düşüncesine inanması zordu. Çünkü hiç şahit olmamıştı. Yine de bu sefer kocasını dinlemekten alamıyordu kendini. İlk defa aklının bir köşesinde bir titreşim alıyordu, ‘Bir şey biliyor’ Kartal’ın sözleri altında bir şey yatıyordu. Ve lanet bir inada sahip olan adamdan tek laf alamamıştı.

Günlerdir üzerinde olan asırlık toz kalkmış gibiydi. Normal yaşantısında her gün sabah yedide kalkar ve günlük meditasyonunu yapardı. Hayatı günler öncesinde rotasını şaşırmadan önce…

Banyodan çıktığında yatağı bile ‘ben buraların hakimiyim’ dercesine kaplayan adama baktığında ona olan tüm kızgınlığını halının altına süpürecek kadar sevdiğini hissetti. İnsanoğlu unutmaya meyilli ve hevesliydi. Üzüntülerin ardından doğan bir güneş ışığı yetiyordu ve insan unutmak için can veriyordu. Yaşamak için unutmak ya da unutmuş gibi yapmaktan başka bir şey gelmiyordu elden.

Ama Efruz bunları belli etmeyecek kadar bilenmişti.

Saçlarını tepesinde topuz yaparak balkona doğru yürüdü parmak ucunda. Etrafına bakındı ama burası hiç meditasyon için uygun görünmedi gözüne. Her iki yandan evin bahçesine inen merdivenlere yürüyordu ki ayağında ayakkabı olmadığını hissedince dün gece bıraktığı ince babetleri ayağına geçirdi.

Güneş henüz kendini belli ediyordu. Hava bir Antalya’lı için eşsizdi. Bazılarının neme dayanamayan vücudu alışanlar için vazgeçilmezdi. Uzun merdivenden inip ayağını çimlerle buluşturdu. Ev gerçek bir kaleyi andırıyordu. Yüksek ağaçlarda bunu destekliyordu. Taştan yapılmış dış cephenin bazı yerlerini de sarmaşık sarmıştı. Evin içi başka dışı bambaşkaydı. Ve kocası gerçekten de zevkli biriydi.

Kuş sesleri ile yeşilin içinde kendini yalancı cennette zannediyordu insan. Ev çok büyüktü ama bahçesi de evin iki katı genişti. Geçirdiği üç gün boyunca dikkat etmediği ayrıntıları inceliyordu şimdi. Bahçenin içinde tek bir koruma vardı. Kendisini bu eve getiren adam. Başka biri hiç gözüne çarpmamıştı.

“Günaydın Hanım’ım.”

Cemile’nin şen sesiyle döndü Efruz. “Günaydın abla. Bana Efruz demeni istiyorum. Böyle çok resmi oluyor.”

Cemile başını eğip gülümsedi. “Olur, Efruz.” dedi birazda çekingen bir eda ile. “Kahvaltıyı ne zaman hazır edeyim?”

“Bir saate olabilir. Ben…” dedi etrafına bakınıp. “Şuralarda bir yerde olacağım, seslenirsen duyarım.” Konuşarak ilerledi Efruz. Bahçedeki oturma gruplarına yöneldi. Koltuktan bir tane minder çekip yeşil alanın ortasına doğru yürüdü. Etrafında kimseler yoktu ve çok sessizlik iyi bir meditasyon demekti.

Yere bağdaş kurup oturdu. Yaşadığı karmaşık günleri düşünmeyecekti elbette. Zihnini temizlerken kolundaki saati çıkarıp yere, önüne bıraktı. Kartal her şeyi daha önce düşünmüş ve odasında bir kadının ihtiyacı olacak her şeyi bulundurmuştu. Ve her şey sevdiği o üç renkten ibaretti. Tıpkı evin içindeki eşyalar gibi… Kocasına minnettar da değildi Efruz.

                                      🦅

Takım elbisesini kuşanmış tüm çekiciliği ile aşağı indiğinde gözleri her yerde Efruz’u arıyordu. Yatakta yalnız uyanmayı sevmemişti. Güne güzel bir yüz, sevdiği bir yüzü görerek uyanmak istediğini kavrayalı bir ay kadar oluyordu. Karısı şimdi evlerindeydi ama yine yoktu.

Yemek odasına girdi en son. Cemile’yi masayı hazırlamış, bir sanatçının eserine sevgiyle baktığı gibi bakıyordu kadın.

“Abla?”

Cemile yerinden sıçradı. Baş parmağını damağına koyup iç geçirdi. “Efendim.”

“Korkuttum ama Efruz nerede?”

Cemile onun yanına doğru yürüdü. “Bahçede. Bir saattir …” derken ellerini havaya kaldırıp parmaklarını birleştirdi. “Hom, hım varya, ondan yapıyor.”

Kadının taklitçi haliyle kendini tutamadı ve kahkaha attı Kartal. “Ne, anlamadım?”

Cemile de bilmediği için ellerini açıp omuzlarımı kaldırdı. “Şu asortik şeysi işte. Kafa dinliyorlar ya.”

Kartal yine anlamamıştı. Dudaklarını büzüştürüp elleri cebinde bahçeye yürüdü. “Çayları doldur sen.” Cemile başıyla onaylayıp mutfağa yürüdü. Kartal da bahçeye çıktı.

Etrafına bakındı ve sonunda bahçenin orta yerinde yoga yaptığını gördüğü kadına gülümsedi. “Asortik şeysi ha.” dedi bir kahkaha daha atmamak için büyük çaba sarf etti.

Kol saatine bakıyordu. Biraz aklını topladıktan sonra başlamıştı. Kol saati yerden on beş santim yükselmişti. İlk denemeleri hüsranla sonuçlanmıştı ama Efruz hiç vazgeçmemişti. Uzun süredir eşyaları rahatlıkla yerinden kaldırabiliyordu. Öncesinde de küçük nesneleri büyültüp küçültebiliyordu. Şimdi her iki doğa üstü güzelliği de sahipti. İki işaret parmağını birbirine paralel olarak tutmuştu. Havada daireler çizerken kol saati de taklalar atmaya başlamıştı. Hatta bir ara o kadar hızlı dönmeye başlamıştı ki Efruz onları da kontrol altına alabilmek için düşüncelerini hizaya sokmuş ve basarmıştı. Bundan büyük keyif alıyordu. Yıllar önce edindiği bu güçleri seviyordu. Arkadaşı Hai’ye hala minnettardı.

Saat havada takla atarken gözlerini kırpmadan keyifle izliyordu Efruz. Bu da tamamdı. Artık sıradaki gücünü keşfetmeye başlayabilirdi. Ve bundan kocasının hâlâ haberi yoktu. Söyleyecek miydi? Henüz hayır, diye düşündü. Arkasında hissettiği hareket normal birinin algılaması zor bir sesti. Hatta titreşim… Algıları şu an için fazlasıyla ayaktaydı. Havadaki saati hızla elini kaldırıp yakaladı. Yerinden kalkmadı. Koluna takıp kollarını esnettiğinde Kartal’ı karşısında gördü.

Cam gibi gri gözler… beyaz tenin ışıltısı… Kartal’ın baktıkça gözleri kamaşıyordu. Ayakları üzerinde eğilip göz hizasına geldi karısıyla. “Bu güzelliğini sabahları yaptığın yogaya mı borçluyuz?”

“Yoga yapmıyorum ben.” dedi suratını yana çevirip memnuniyetsiz bir sesle ve ifade ile.

“Demek kılıç kuşandın… Peki, hadi gel kahvaltı yapalım bayan trip.”

Astığı suratını buruşturup kocasına döndü. “Zorunda mıyım? Ben belki oruç tutuyorum.”

“Ramazan ayında değiliz, borçların mı vardı Efruz?”

“Her şeyi de bilir MaşAllah. Kocanın ilahiyat okuyanını alırsan böyle olur, hata bende.”

Kartal başını iki yana salladı gülümseyerek. “Kadının tekke edebiyatı okuyanını alırsan da çok bilmiş kesilir başına. Ha bir de gezginini. Dizginlemesi zor oluyormuş…”

“Ah canım, beğenemedin mi?” Adama doğru uzattı başıyla bilmiş bir eda takındı yüzüne.

“Beğendim. Senden aşağısı paklamazdı beni.” Pembe dudaklarından hızla buse çalan adam ayağa kalktı. Öfkeli bakan karısının öfkesini takmamaya kararlıydı. Yine de sevgi dolu sürekli sarılan ve sevgisini belli eden Efruz’u aramıyor değildi. Elini uzattı Efruz’a. “Hadi gel.”

Tribinde orantılı olması taraftarı olan Efruz elini kocasına uzatınca bir çırpıda ayağa çekildi. Takım elbisesi içinde oldukça yakışıklı görünen adamı süzdü. “Nereye?”

“Holdinge.” Efruz’u omuzlarından kavrayıp kolunun altına çekti. Yemek salonuna doğru yürüdüklerinde ondan kaçmak için her hangi bir hamlede bulunmadı Efruz. Bu durumdan memnundu. Kendine hala kızıyor, belki seneler sonra bile fire verdiği huylarından dolayı kızacaktı, ama adamın çekim gücü aklıklara zarardı.

“Ve ben evde kalacağım.” dedi sıkkın bir sesle.

“Sabır! Hem sana iş getiririm belki.”

“Ne gibi?”

“Sendeki yetenek ile bendeki yapılacak evleri birleştirirsek iyi bir ikili olabilirsiniz. Dekoratör olabilirsin ama bir odayı veya bir banyoyu nasıl daha iyi döşenir yapabilirsin, bence. Sonuçta bir kadınsın. Sen ne diyorsun?”

Efruz dudağını büktü. “Denerim…” dedi bayılmıştı oysa bu fikre.

“Akşama da bir süprizim olacak.” dedi Kartal masada yerine otururken. Tek kaşı kalkan ve karşısında oturan kadına gülümsedi. “Sürpriz.”

Kahvaltının sonuna doğru salonun girişinde duydukları ayak seslerine döndüler. Kapı ile yarışacak irilikte olan korumanın adını bile bilmiyordu Efruz. Ama adamın elindekilerin ne olduğunu anlamak için gözlerini kıstı.

“Gel Yavuz, getir onları.” dedi Kartal. Yavuz cevap vermeden yanlarına gelip masanın üzerine ellerindekileri bırakıp saygıyla çıktı odadan.

“Bunlar nedir?”

Kartal ayağa kalkıp masanın ucundaki kutlulara ilerledi. En üstte duran kutuyu alıp Efruz’a yakın bir yere bıraktı. “Bu yeni telefonun.” Diğer kutluya uzandı. “Bu yeni tabletin bu da bilgisayarın.”

Kutular üzerindeki dingin bakışlarını kocasına kaldırdı. “Yeni oyuncakların demiyorsun. Ben yokken bunlarla eğlenirsin hiç demiyorsun.” Önüne dönerek çayından bir yudum aldı. Zoruna gidiyordu ve bunu belli ederken de kırıldığını hissediyordu.

“Bunlar her insanın ihtiyacı olan şeyler Efruz. Bu şekilde düşünmemelisin. Senin olanlar artık seninle değil.” Hemen yanında sandalyeyi çekip oturdu Kartal. Kendine dönmeyen Efruz’un küskün haline kahroluyordu ama şimdilik elinden bir şey gelmiyordu.

“Sen ne biçim kadınsın?” dedi alaylı sesiyle. Alaylı sese döndü Efruz. “Beğenmedin mi?”

Uzanıp bağlı saçında ellerini gezdirdi Kartal. “Beğendim. Kadınlar hediye sever gerçeğini yerle bir ediyorsun Efruz.”

“O kadınlardan olsaydım benimle evlenmezdin. Keşke olsaymışım. Beni bunlarla kandırmaya çalışma. Gözümde tok gönlümde…”

“Biliyorum, sadece seni rahatlatmaya çalışıyorum.” Yavuz’un bıraktığı çantalara uzandı Kartal. Efruz da onu takip ediyordu. Beş ayrı çantayı da yakınına bıraktı. “Bunları arkadaşlarım senin için göndermişti, sen kaçmadan önce.” dedi ima ile.

Siyah karton poşetler üzerinde gezdirdi gözlerini. Ankara’ya gittiğinde telefon konuşmasıyla aralarında geçenleri hatırladı Efruz. “Ankara’da olanlar mı?”

“Evet, aç hadi bende bakmadım henüz.”

“İsteksiz de olsa kutulara uzandı. İçlerinden birini çekip aldı. Büyük ve siyah kadife kutuyu kaldırdığında Kartal’ın gözleri kısılırken Efruz gülümsedi. Taşlı, kendini belli eden setin içinde bir tane de emzik vardı. Kolyeye uzanmadan emziği alıp havaya kaldırdı Efruz. “Arkadaşlarını çok merak ettim şimdi.” dedi kahkaha atarken. Kutunun içindeki kartı aldı Kartal.

Savaş; Yeğenime bir emzikte mi almayalım? Aa benim yeğenim yoktu. Kartiş boş durma.”

“Şerefsiz…” diye mırıldandı Kartal. Kocasının çıkışına bir kahkaha daha attı Efruz. “Bayıldım…” diyerek diğer kutulara uzandı. Bir tane daha alıp açtı. Benzer bir takı setinin yanında ucunda ayva olan bir rozet çıktığında kendini kaybetti Efruz. Kartal ağzının içinde bildiği küfürleri sıraya dizmişti. Ondaki kartı da alıp okumaya başladı Kartal.

Metehan; Ayvayı yedin Kartal…

Efruz’un kesilmeyen kahkahasıyla arkadaşlarına içinden teşekkürlerini sundu.

“Bir akşam yemeğe çağır bu beyleri. Çok merak ettim.” dedi göz altlarını silerken. “Baya eğlenceli tipler sanırım.”

“Olur, çağırayım da benimle bacanak olsunlar.”

“O da ne demek?” dedi ciddi tavrıyla Efruz.

“Baldızımı istiyorlar benden.”

“A’ah o nereden çıktı?” dedi kadın şaşkınlıkla. “Erva ne alaka şimdi?”

“Hepsi bekar beni evliliğe ikna eden kadın olarak asıl onlar seni merak ediyor. Haliyle de baldızıma göz koyma telaşındalar.”

“Aman sende, eniştelik damarın mı kabardı? Kısmetse olur.” dedi ayağa kalkıp. El mecbur telefonuna uzandı. “Hadi canım sana güle güle. Ben yeni oyuncaklarımı açacağım.”

Efruz’un bir anda tam açı dönen haline kaşları havada bakıp kaldı Kartal. Kovulmuş gibi sessizce ayağa kalktı. “Kapıya kadar geçirseydin bari.”

Efruz dik dik bakındı. “Arkadan su da dökeyim mi?”

“Olabilirdi.”

Tekrar yerine oturup kutuyu açmaya başladı. “Hayırlı işler sana.” Aslında istiyordu ama şimdi değildi. Belki sonra… Çok daha sonra. Kartal da bunu görebiliyordu. “Öyle olsun.” diyerek siyah saçlara eğilip dudaklarını bastırdı. “Geç kalmam.”

“İyi olur. Yoksa korumaları birer birer öldürmeye başlayabilirim.”

Arkasını dönerek çıkışa yürüdü Kartal. “Ona ne şüphe Efruz Sipahi…”

Elindeki kutuyu kucağına bırakıp kocasının ardından gülümsedi. “Beni tanıyor.”

🦅

Koktuğunu ters çevirmiş Antalya’nın eşi benzeri olmayan güzelliğine dalıp gitmişti Kartal. Odaya girmiş olan Kılıç’ı yanına gelince fark ettiğinde ne kadar derinlere daldığını anlamıştı.

“Sonuç?” Kılıç dostunun bu düşünceli halinden ne çıkaracağını bilememişti. “Beni seviyor.” dedi koltuğunu masasına çevirip.

“Allah aşkına, ciddi olamazsın.” Arkadaşını alaya alan genç adam masanın etrafını dolanıp karşısına oturdu. “Onu biliyoruz.” dedi.

Birbirine doladığı ellerinde baş parmaklarıyla daireler çiziyordu. “Eskisi gibi bakmıyor mesela. Dokunmuyor, uzak, mesafeli ve inatçı.”

“Bunlar beklenen şeylerdi. Eskiye döneceğine eminim. Zamanla açıklar kapanacaktır, boşuna birbirinizi hırpalamayın.”

Arkasına yaslandı Kartal. Hem mutluydu hem de değildi. İkisinin arasında bir salıncakta ileri geri gidip duruyordu. “Umarım.” dedi sessizce.

“Durduk yere kimse kimseye güvenmiyor Kartal. Bir ay gibi bir süreden bahsediyoruz. Bu çok kısa bir zaman.”

“Haklısın. Saf bir güven için çok erken ama yanlı bile olmayınca… Zamanla taşlar yerine oturur.” Pek çok şey geçiyordu içinden ama konuşmak hiç istemiyordu Kartal. Arkadaşı haklıydı. Bir aylık bir zaman içinde pek çok şey yaşanmıştı. Sabırla güzel günlerinde gelecegini bekleyecekti.

Kapının sesiyle susup konuyu ister istemez kapattılar. Sekreter kapının önünde durdu. “Beklediğiniz misafirler geldi efendim, toplantı salonuna aldım.”

“Geliyoruz.” diyen Kartal’ın ardından saygıyla dışarı çıktı genç kadın. Ayağa kalkıp birbirlerine baktılar. “Hiç hoşuna gitmeyecek Kamil’in.” dedi Kılıç.

“Kendi bilir.” Masasından en sevdiği ince kalemini alıp ceketinin iç cebine bıraktı Kartal. “Kızı kalbimde rehin.”

Kılıç gülümsemekten kendini alamadı. “Evlilik seni şair de etti sonunda. Bende evlenmeliyim.”

“Şair olmak mı istiyorsun?” Kaşları havada bakan Kartal’a, “Hayır, şiir gibi sevda istiyorum.” diye cevap verdi Kılıç.

Adımlarını toplantı salonuna doğru atarlarken Kartal devam etti. “Ama pek yüz vermiyor sanki.” diye takıldı arkadaşına.

“Yüz istemiyorum, komple istiyorum ondan oluyor. Kendisi de etkileniyor ama ah bu kadınlar…” Göz devirdi Kılıç. Kapının kolunu tutup indirdi. “Buyur patron.” dedi eliyle.

İçeri girdiklerinde Kamil Duman, Aydın Duman ve Şenay hanımda yerlerine oturmuş bekliyordu.

İki adama da bakmadan Şenay hanımın yanına yürüdü. “Hoş geldiniz.” dedi hafif bir tebessümle. Aydın ayağa kalkmamıştı. Kamil hiç yeltenmemişti bile. Evlendiklerini öğrendiğinden bu güne koltukları kabarık geziyordu. Kartal Sipahi’nin kayınpederi konumuna yerleşmişti ve bundan büyük keyif alıyordu. Suratında kendinden emin, beğenmiş bir gülümseme varla yok arası duruyordu.

“Hoş buldum evladım, nasılsın?” dedi Şenay hanım.

Kartal baba oğula dönerek konuştu. “Gayet iyiyim.” dedi.

“Tebrik ederim, evlenmişsiniz.” dedi Kamil Bey.

Sert duruşu ve eğreti bakışlarıyla arkasına yaslandı Kartal. Kılıç’ta Şenay hanımın hemen yanı başına oturdu.

“Görüyorum ki çok hoşuna gitmiş.” dedi Kartal.

“Nasıl gitmez, kızım evlendi.”

Şenay hanım otuz yıllık eşine nefretle baktı. “Yazıklar olsun sana Kamil. Kızını gönderirken ne olacağı hiç umrunda değildi.”

Karısına bakan adamın gözleri kısıldı. Zaten neden karısının da burada olduğunu anlamamıştı. “Kes sesini Şenay!” dedi dişleri arasından.

“Doğruları söylüyor, neden sussun? Benim yanımda bu şekilde konuşmazsın ayrıca.” Kartal’ın ses tonundan bile geri adım atan Kamil soruya cevap veremedi.

“Onun burada ne işi var?” Karısını işaret eden Kamil ile kapı açıldığında bir adam girdi içeri. Elindeki iki adet dosyadan birini Kartal’a uzattı. Digerini kendi önüne alıp oturdu.

“Duydum ki boşanmayı reddetiyormuşsun. Hazır imzalar atılacakken onu da aradan çıkaralım dedik.”

Kamil yaslandığı yerden doğruldu. “Bunun seninle bir alakası yok. Bu işe neden karışıyorsun?”

Öne doğru eğilip elini masaya sertçe bıraktı Kartal. “Bu saatten sonra alakası olmayacak tek kişi siz ikinizsiniz.” Aydın’ı göz hapsine alan Kartal’la  genç adam başını önüne eğdi. O kadar pişmandı ki kendini ifade edecek bir söz bile bulamıyordu.

“İleri gitmesen diyorum.” Kamil damadı olan adamla arasındaki resmiyeti de kaldırmıştı.

Kartal önündeki dosyayı eliyle adamın önüne sürdü. “İmzala şunu! Yok imzalamam diyorsan şirketini unut! Hapiste çürümek istiyorsan bu da senin kararın.”

Karısının şen yüzüne bakıp dişlerini sıktı. Daha neler gelecekti başına bilemedi. Görünen o ki henüz yeni başlıyorlardı. Dosyayı hırsla açtı. İmzalanacak yerleri tek tek imzaladı. Kartal elini uzatıp dosyayı kayınvalidesinin önüne sürdü. “Sende imzanla anne.” dedi kendinden yirmi yaş büyük ve eşinin annesi olan kadına başka türlü seslenemezdi.

Aydın kalbinin en derinlerde hissetti kıskançlığı. Kendi annesine başka biri anne diyordu ve annesi de o adama gülümsüyordu. Günlerdir annesini görmüyordu. Kıskanmıştı. Hem de çok kıskanmıştı. İmzayı atan Şenay hanım dosyayı avukata uzattı. “Bittiyse ben kızımın yanına gideceğim.” dedi Kartal’a.

“Henüz bitmedi.” deyip Kamil’e geri döndü. “Erva’nın tüm haklarını alacağım senden. Senin soy adını taşımaktan utandığını söyledi bana. Hatta mahkeme açıldı, yakında haber alırsın. Bundan sonraki tüm eğitim ve gelecekte kuracağı hayatın masrafları bana ait. Oğlunla ne istiyorsan yapabilirsin.” Kayınvalidesine döndü Kartal. “Eklemek istediğin bir şey var mı?” diye sordu yaşlı kadına. Şenay hanım ayağa kalktı. “Yok çocuğum Allah senden razı olsun. Ben gidiyorum, size de Allah yardım etsin.”

Karısının odadan ayrılmasıyla eliyle alnını ovaladı Kamil Bey. Nasıl bir kumpasın içine düşmüştü? Her an daha çok daralıyordu. “Şirketimi ver artık.” dedi sıkıntıyla.

Avukata attığı bakışla dosya açılıp önüne verildi adamın. Kalemi eline alıp keyifle imzalayacağı sırada Kartal’ın sesiyle durdu.

“Şirketin yeni sahibi Efruz Sipahi ve Erva Duman. Kârından beş kuruş istemiyor. Yönetime el koyuyorum. Benim göndereceğim yeni personel ile yeni bir dönem başlayacak.” Kamil’in alnından akan ter damlalarına gülümsedi Kartal.

“Sana iyiliğin en alasını yapıyorum, sadece karımın babası olduğun için. Gözüm kulağım hep sizin üzerinizde olacak. Tek bir hatada ikinizi de yakarım. Latif’in yanında iki tane boş yatak varmış. Birbirinize çay taşırsınız. Ya da vatan haini diye sizi soğuk taşların üzerine şişlenmiş bir şekilde bulmamız çok olağan.” Sakinlikle sarf ettiği sözler onun içini rahatlatıyordu ama Kamil az sonra kalp krizi geçirecek gibi bakıyordu.

“Kaybım olmayacak sonuçta.” dedi sıkıntıyla.

“Kaybedecek neyin kaldı Kamil?” diye sordu Kılıç. Adamın kendine bakan gözlerinde dik dik baktı. “Eşin yok, kızların yok hayatta gülümseyecek bir nedenin yok. Yok oğlu yok. Artık kazandığın parayla bir başına yaşarsın.”

“O benim sorunum. Yıllarca onlar için çalışıp çabaladım. Kendileri beni tercih etmiyorsa onlar için bir şey yapamam.”

“Ulan şerefsiz …” diye çıkışan Kılıç’a Kartal eliyle müdahalede bulundu. “Gerek yok Kılıç, kendini yorma.” Kılıç’ın öfkeli bakışları sıkılı dişlerinden Aydın da nasibini alıyordu. Bu iki adamdan da korkuyordu. “Baba yeter at şunu gidelim.”

Devir teslim ve yönetici imzalarını attı Kamil. Avukat odadan çıkarken yüzü az çok düzelmişti. Ayağa kalkmak için hamle yaptığında Kartal onu durdurdu. “Daha değil.” dedi.

Masayı dolanıp gülerek Kamil’e elini uzattı. “Tekrar görüşmeyelim,” dedi adama şahin gibi kıstığı gözleriyle bakıyordu.

“Kızımla evlisin. Bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum,” diyen adam elini uzattı.

“Öyle mi?” dedi Kartal dibindeki adama. Sol elini kullanıp adamı sağ bileğinden sertçe yakaladığı gibi Kamil’in elini masaya yapıştırdı. Adamın yerinden çıkmaya hazır bakışlarına aldırmadı. Elinde kalsa bile umrunda değildi. “Benim karım senin kızın bile olsa, ona elini süremezsin!” Boştaki eliyle iç cebine attığı ince kalemi çıkarıp tüm gücüyle havaya kaldırıp adamın elinin üzerine sapladı.

Az önce kalktığı koltuğa acılar içinde geri çöktü Kamil. Aydın’ın gözleri şokla küçülmüş aynı anda gelen öfkeyle büsbütün açılmıştı. “Sen manyak mısın be adam, ne yaptın?” deyip babasının eline uzandığında Kartal en sevdiği kalemi soktuğu yerden aynı hızla çıkardı. “Sana onu ikna et dedim. Ağla sızla da dedim, ama vur demedim. Bu sana ilk ve son ikazım. Karıma, kardeşine ve annesine yaklaşacak olursan bir sonraki hançer olur gelir kalbine saplanır.”

Kamil ağzını kocaman açarak acıyla bağırdı. İnce demir kalem batabildiği en derine girmişti. Elinin üzerinde ufacık bir delik belirmişti. Başını koltuğun sırt kısmına yaslayıp bağırtıları inlemeye dönüştü. Aydın delirme noktasına geldiğinde Kartal’ın üzerine ok gibi fırlamıştı ki masadan zıplayarak uçan Kılıç’ın tekmesiyle yana devrildi.

Yerden doğrulup iki adama da baktı Aydın. İnleyen babasına bir çare bulması şartı ve bu adamlara gücü yetmezdi. “Bunun hepsini ödeyeceksiniz.” dedi babasını yerinden zorla kaldırıp odadan çıkarttı. Kılıç kaleme iğrenerek baktı.

“Yazık oldu kaleme.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!