19.Bölüm

Keyifle okuyun….

                                        🦅

“Evini çok beğeniyorum Efruze.”

Annesine çevirdiği gözleriyle burukça gülümsedi. “Ev değil, hapishane. Ama çok güzel evet. İnkar edilmez güzelliğe sahip.”

Kahvesinin son yudumunu da içip yerine bıraktı Şenay hanım. “Bazen bazı şeyler olması gerektiği için olur. Bunun için sebepleri çok düşünmemek de gerekir. Kartal’ın bir bildiği vardır. Bir kez olsun itaat edebilirsin, bu sana bir şey kaybettirmez. O asil biri, tıpkı senin gibi.”

“Şuna itaat demesek, öyle deyince bile isyan edesim geliyor.” Ayaklarını karnına çekip oturdu koltukta. “Bir bildiği var kısmına bende inanmaya başladım. Ama bildiklerini benimle paylaşmıyor. Sende biliyorsun öyle değil mi? Bu kadar rahat olmanın nedeni bu. Hatta Selin de biliyor.”

“Ben ona inanıyorum Efruze. Sana kötü davranıyor mu?” Kızını geçiştirmek istedi. Konunun üzerini kapatmak yerine yönünü değiştirmek istedi. Ve bunu kızına belli etmek istemiyordu. Damadına bir söz vermişti. Bir gün Kartal ona gerçeği anlatacaktı ki, en doğru kişi de Kartal’ın ta kendisiydi.

Efruz başını iki yana salladı. “En kötüsü de bu; Davranmıyor. İlk tanıştığım adam neyse şimdiki de o. Bir şeyler çeviriyor ama ne? Yine de bu şekilde ezmesine izin veremem, hoş zaten o kafasına göre yaşıyor benden de ona itaat etmemi bekliyor.”

“Anlatır bir gün…” Konuyu istediği yere getirmek istedi Şenay hanım. “Seni üzmek istemiyorum Efruze. Ben yeterince üzgünüm.” dedi.

“Hangi konuda?” Merak ve endişe karışımıyla gerilip ayaklarını tekrar yere bırakıp annesine yaklaştı.

“Bugün, buraya gelmeden önce babanla boşanma belgelerini imzaladık.” Otuz yıllık eşini bir imza ile bırakmaktan mutlu değildi ama olanlardan sonra onunla da mutlu olmayacağını biliyordu Şenay hanım.

Yerinden kalkıp bir adımda annesinin önünde diz çöküp ellerine sarılıp öptü. “Ben … ne diyeceğimi bilemiyorum anne. Umarım senin için en iyisi olur.” Ailesinin dağılması düşüncesiyle gözleri dolmuştu genç kadının. Aynına benzer bakışlarda annesinden ona akıyordu.

“Üzülme güzel kızım. Hatayı en başında yaptım ben.” Gözleri geçmişe giderken daha fazlası bir hüzünle kavrulmuştu. “Siz daha küçücüktünüz. Erva henüz doğmuştu. İki aylık ancak vardı. O zaman boşanmalıydım aslında.” Gururu ayaklar altına alınmış kadının yaşlı gözlerinden bir kaç damla akmıştı.

“Neden?” diye kaşları çatık sordu Efruze.

“Çok gençtik ve çocuklarımız vardı. Evlilik yürütmenin kolay olmadığını, bazı şeylerin sineye çekilmesi gerektiğiyle büyütüldüm. Ya da hayat bana bu kadarını verdi, önüme koyduğu ile yetinmem gerekiyormuş gibiydim. Saf ve temiz düşüncelerim hiç bir zaman değişmemişti. İnsanları öylesine severdim, o yaşlarda… Bir gece fazlasıyla içmişti. Eve döndüğünde tartışma çıkarmıştı. O zaman ikimizde gençtik. Ben bu kadar yaşlı değildim, O da öyleydi. Yirmi iki yıl öncesi… Erva henüz yeni doğmuştu. Bana hakaret etmeye başladığında sarhoşluğun etkisiyle de konuşmaya başlamıştı. Bir kadını çok seviyormuş ama kadın bu evli diye kendine yaklaştırmıyormuş.” Kadın başını iki yana salladı hüzünlü bakışlarla. Annesini dinleyen Efruze dişlerini sıkıyordu. Böyle bir şey aklının ucundan dahi geçmezdi.  İyi bir baba değildi ama annesine de kötülük yaparken-bağırırken bile- görmemişti. 

“Benim yüzümden asla onunla olamayacakmış, öyle demişti. Öyle sarhoştu ki kendinden geçmesine ramak kalmıştı. Saydı. Küfürler etti. O kadınla oldu mu bilmem… Beni bedenen aldattı mı onu da bilmiyorum. Kalben aldattığı ortada. Sabah uyandığında ona hiçbir şey olmamış gibi dün ile ilgili bir şeyler sormuştum ama O bana her gün anlattığı şeyleri sıralamıştı ve anladım ki tek bir kelime bile anımsamıyordu. Ben sormadım O da anlatmadı başka bir şey. Ayık bir kafayla benden ayrılmak istediğini söylemesini çok bekledim. İtiraz etmezdim ama O bilmediği bir anda ağzından bir şeyler kaçırdığını hiç bilemedi. Daha sonra da tek bir kez bile duymadım. Ne olduğunu bilemedim hiç. Bana bir kez ayrılalım deseydi bırakırdım ama hiç demedi. Neden demedi bilmiyorum. Belki üç tane çocuğu olduğu içindi belki düzgün yaşantısını bozmamak için…”

Öylesine nefret etmişti ki babasından tokat yediği gün bile bu kadar büyük bir nefret hissetmemişti Efruz. Kurşuni gözlerinden akanlara aldırmadı. Annesinin elini bırakıp sarıldı. “Sen buna nasıl dayandın?”

Kızının sırtını sıvazlayan Şenay hanım gülümsedi. “Onun üç çocuğu vardı da benim yok muydu? Belki hiç aşık olmadık birbirimize ama O hatırlamadığı geceden başka bir kötülüğünü de görmedim. Ben sustum O sustu ve yıllar geçti. Bir adamı haddi kadar sevince de aldatılmışsın aldatılmamışsın çok dokunmuyor.”

Kollarını annesinin boynundan alıp beline doladı kadının. Başını annesinin göğüslerine yasladı Efruz. “Ben bunu düşünemiyorum bile anne, bu çok zor bir durum.”

“Zordu. Baban her zaman çok zengindi. Benim ailemden bir annem vardı. Babalarımız tanıştı, evlenin dediler evlendik. Orta halli bir aileydik. Ayrılacak olsam hiçbir mahkeme sizi bana vermezdi. Annem de toprak olunca zaten tek başıma kalmıştım. Biraz da çaresizlik diyebilirsin.”

Diyebilir miydi? Efruz diyemezdi. Ona göre değildi çaresizlik. Annesinin kaybolup giden yıllarına içi acıdı. Geçen ömrün geri dönmeyeceğini elbette biliyordu. Kalan ömründe mutlu olmasını en derinlerden diledi Efruz.

Yaslandığı yerden doğrulup annesine baktı. Yılların yorgunluğu çökmüştü kadının gözlerine. “Burada kal.” dedi. “Bizimle yaşa.”

“İmkanı yok kızım.” diyen Şenay hanım gülümseyerek ardına yaslandı. “Damadım bana müthiş bir ev aldı. Çoluk çocukta kalmadı başımda. Gezip tozacağım artık. Ne işim var yeni evli çiftin arasında?”

“Ev mi aldı?” Şaşkın bir mırıltıyla dökülmüştü sözler dudaklarından.

“Evet. Ah, hiç bana nasıl kabul edersin falan diye başlama! Ederim. O benim oğlum artık sonuçta. Neden etmeyeyim ki?” Elini havaya kaldırıp kızını alttan üste işaret etti. “Ona prenses gibi kız verdim.” Şaşkın kızının yüzünü elleri arasına aldı kadın. “Bakmaya doyulmayacak gözleri var, onu da benden almışsın. Şu feminist ayakların bana sökmez Efruze.” Kızını iki yanağından öperek ayağa kalktığında Efruz da ayağa kalktı.

“Ben artık gidiyorum. Bir akşam yemeğe gelin, oğlumla. Evimi görmüş olursun.”

“Olur.” diyebildi Efruz. Annesini yolcu ettikten sonra bahçedeki koltuğa oturup derin düşüncelere daldı. “Fazla iyi. Neden bana kendisi söylemiyor? Annem söylemese belkide hiç bilmeyeceğim. Bu adam benden hep bir şeyleri gizliyor.” Daha niceleri aklından su gibi akıp geçiyordu. Ne kadar zaman orada oturduğunu bilemedi. Oturmaktan yorulduğunu hissedince ayağa kalkıp mutfağa ilerledi.

Kafasını dağıtması gerekiyordu. Annesinin sözlerinin ağırlığı hâlâ kalbinin üzerindeydi. Üzerine bir de kahraman kocasının yaptıkları vardı. Nasıl bir dünyanın içine düştüğünü ne kadar düşünse de içinden çıkamıyordu. Öyleyse zamanın geçmek bilmediği evde yemek yaparak rahatlayabilirdi. “Kolay gelsin Cemile abla.”

Başını çeviren kadın gülümsedi. “Teşekkür ederim. Anneniz gitti mi?” dedi kadın doğramakta olduğu tavukları küçük parçalar haline getirme işine geri dönüp.

Adım adım kadına yaklaşıp yanında durdu Efruz. “Az önce gitti. Bak sana ne diyeceğim.” dedi kadına. İşine devam eden kadın durmadı. “Buyurun.”

Kadının elinin üstüne elini koyduğunda Cemile’de kesme işini bırakıp hanımına baktı.

“Bugün yemekleri ben yapayım, sende kendine bir kahve al havuz başında iç.” Gözleri büyüyen kadının ağzına bir karış açılmıştı. Öyle ya Efruz kendini işe verdiğinde kimsenin yanında olmaması gerekiyordu.

“Veya başka işin varsa da onları yapabilirsin, ama bugün yemekler benden. Hem korkma ben yıllarca ailemden uzakta yaşadım. Yemek yapmayı biliyorum. Beyini zehirlemem.” deyip gülümsedi.

Bıçağı bırakan şaşkın kadın bir adım geriye çıktı. “Bu ev sizin, mutfakta öyle. Eşinize yemek yapmakta doğal hakkınız. Ben size yardım ederim, havuz başı filan ayıp olur.” Kimsenin olmadığı zamanlarda yapardı Cemile. Bunu söyleme gereği görmedi elbette.

“Yok, ben tek başıma yapmak istiyorum. Hem … hem tavuk değilde balık var mı evde?” dedi kadının daha fazla ısrar etmesine engel olmak için beyaz camla kaplı buz dolabına yöneldi.

“Buzlukta olacaktı.” dedi Cemile. Buzlugu açan Efruz balıkları görünce keyifle gülümsedi. Tek tek poşetlerde dondurulmuş üç tane balık çıkardı. “Birisini sen yersin. Beğeneceksin, eminim.” Mutfağa hakim olma çabasıyla balıkları tezgah üzerine erimeleri için bırakıp baharatları bulmak için bakındı.

“Bilmiyorsun tabii, ben pek çok ülke gezdim. Her tattan anlarım. Yemek benim işim. İnşAllah her baharattan vardır.” dedi porselen takımı gözüne kestirip o tarafa yöneldi.

“Klasik her baharattan var.” dedi Cemile. Efruz kadına gülümseyerek baktı. “Tamam, ben hallederim. Hadi sen dinlen, varsa işini yap. Ama ben çıkana kadar gelme olur mu?”

Genç kadına garip garip bakıp önlüğünü çıkardı. “Siz bilirsiniz.”

İşaret parmağını kaldırıp kadına salladı. “Sen olacaktı o.”

Cemile ilkte demişti ama yine de biraz zorlanıyordu. “Peki.” deyip kapıya yürüdü. Ağzının içinde gevelediği sözlere gülümsedi Efruz.

“Değişik.” diyordu kadın.

Kapıdan çıkınca Efruz koşarak kapıyıda kapattı. Büyük balkon camları vardı ama gözünü dört açardı artık. Camı kapatıp storlarıda indirirse daha da garip görüneceğini biliyordu. Saçlarını çözüp tekrar bağladı. Cemile’nin çıkarttığı önlüğü kendine taktı. Allah’tan beyaz bir önlüktü. Görünürde bir tek o vardı.

Kendini kaybettiğinde sadece düşünüyordu. Olanlar, nedenler ve daha neler göreceğini… Hümeysa bir konuda haklıydı; Kartal’ı bu kadar sevmese onu bu evde tutacak tek şey ayağına vurulmuş bir zincir olabilirdi.  Canına kıyma pahasına bile kimse onu bu eve kapatamaz, emirler veremezdi. Dışarı korumalar olmadan çıkamayacağı gercegini bile çabuk kabullenmişti. Kartal ona neyi nasıl yaptıracağını biliyordu ve bu Efruz’un en korktuğu huyuydu. Bir yerde durması gerektiğinde durmayı nasıl başarabileceğini asla bilemiyordu.

Çorba tenceresinin içinde kendiliğinden dönen kepçeye çevirdi başını. Bu gücünü fark ettiğinde kocasının eline ödülü düşürüp ufak bir kesiğe neden olmuştu. Daha öncesinde sadece ufak nesneleri büyütüp küçültmekle eğleniyordu. Dönen kepçeye bakıp gülümsedi ve arkadaşı Hai’ye dualarını sundu. Fırının kapağına yönelip açtığında lüferlerin ağız sulandıracak görseliyle iyice keyiflendi. Ufak bir çatala ihtiyacı vardı. Kendini yormayı hiç düşünmeden elini çatala doğru uzattığında tezgah üzerinde duran çatal havada süzülerek eline geldi. Çatalı kavrayıp balığın karnında açıp baktı. “Evet, şahane olmuş.” deyip tepsiyi fırına sürdü. Kapağını da kapatıp mutfağa baktı.

Azıcık dağılmıştı ama onun için hiç dert değildi. Elleri belinde tezgah üzerinde göz gezdirdi. Baharatlıklar yavaşça havalanıp yerlerine otururken kirli kaşıklar lavaboya doğru hareket halindeydi. Çorbanın altını kapatmak için düşünmesi yetiyordu. Gaz düğmesi kendiliğinden dönmüştü. Başına varıp içindeki kepçeyi çıkarıp lavaboya, suyun altına tutuğunda tencere kapağı da yuvasını bulmuştu.

“Tatlı!” diye yerinde zıpladı. “Pasta fena olmazdı.” Sesli düşüncesiyle tekrar arayışa girdi mutfakta. Saatlerin aktığını bile fark etmedi. Hava kararmıştı. Işığa ihtiyacı olduğunda anlamıştı ve Cemile onu hiç rahatsız etmemişti. Bedeni yorulmamıştı ama düşünmekten beyni yorulmuştu. Arada kendine geliyor, kendini bu eve kapatan adama yemek yaptığına inanamıyordu. Önlüğü çıkarıp kapıyı açtığında Cemile ile burun buruna gelmişti.

“Hah Cemile Abla,” dedi mahcup kadına bakarak. “Yemekler tamam, dolapta pasta da var. Ama bir şey rica edeceğim.” dedi. 

“Et lütfen. Ben yapacak bir şey bulamadım, öylece bekliyordum. Yoruldun tabii sen.” dedi kadın.

Elini kadının koluna atıp sıvazladı. “Hayır canım, neden yorulayım?”

“Yardım da ettirmedin ki.”

“Sen bırak şimdi bunları… Kartal’a yemekleri benim yaptığımı söyleme!”

“Neden?” dedi Cemile gözlerini açarak.

Bu kadın buraya neden ve nasıl geldiğini tam olarak bilmiyordu. Bunun içinde bu soruları normal geliyordu Efruz’a. “Sen söyleme, yeter. Yemekleri sen yaptın, tamam mı?”

“Tamam,” diyebildi kadın anlamamıştı ama üstlemek onu aşardı.

“İyi, ben bir duş alıp üzerimi değiştireyim. Sende salata yapar mısın? Sosunu hazırladım ama onu yakmak içimden gelmedi. Tezgah üzerinde duruyor malzemeler.” deyip şaşkın kadını ardında bıraktı.

Gri beyaz desenli eteğinin üzerine beyaz sıfır kol gömleğini giydi. Hafif nemli saçlarını arkasına attı. Kendinden bukleli olan saçları zaten kuaförden çıkmış gibiydi. Önlerine gelen saçları toplamak için toka arayışına girdi. “Bu kadar düşünceli olmayabilir.” dedi seslice. “Toka da almış mıdır?”

“Sanırım o kadar düşünceli olabilirim.”

Kartal’ın sesiyle yerinden sıçradı. Gözlerini kapatıp kendini sakinleştirdi. Balkon kapısından gelmiş olduğunu gördüğü adama ters baktı. “Bu evin kapısı oradan değil.” dedi toka arayışına geri dönüp.

Perdenin ucunu geriye itip içeri girdi Kartal. Baştan ayağa incelediği kadının kendisi için özendiğini görmek yüzünde gülümsemeye neden oldu. “Hoş buldum, karıcığım.”

Kutularda bulamadığı tokalar aklından uçup gitmek üzereydi. Kendine doğru yaklaşan adamın yadsınamaz havasıyla ona karşı sürdürdüğü ters tutuma devam etmesi zorlaşıyordu. Çekmeceye yöneldi ve onu duymazdan geldi Efruz.

Kendini duymaz, görmez davranan kadını neden bu denli arzuladığını kendi de bilmiyordu ama şimdi onu öpmek istiyordu. Fakat Efruz hiç öyle görünmüyordu. Soğuk ve mesafeli…

Elini uzatıp kadının bileğini tuttuğunda durmasını sağlamıştı. Efruz tuttuğu nefesini yavaşça saldı. ‘Dokunmasan iyiydi’ diye düşünüp iç geçirip kurşuni gözlerini kocasına çevirdi. “Yüzündeki ifade oldukça hoş bulduğunu ifade ediyor zaten, benim bir şey dememe gerek yok.”

“Evet, seni hoş bulduğumu hiç saklamadım.” Gözlerini, kendisi için eşsiz sayılan bedende gezdirdiğinde bunun kadını da etkilediğini görebiliyordu. “Hoş, güzel, çekici, sade ama şık, Efruz … sen kesinlikle benim için dünyadaki en güzel kadınsın.”

Gri gözlerde oynaşan kıvılcımlar görmek, kulakları da duymak istediklerini ona veriyordu. Efruz direnmekle kabullenmek arasında bocalıyordu. Eli arasındaki bileği bırakıp ikinci çekmeceden bir kutu çıkardı Kartal. Kutunun içindekileri oraya kendisi koymuştu. Anlaşılan o ki Efruz henüz fark etmemişti bu değerli tokaları. Işıltılı taşlarla bezenmiş farklı bir çok tokadan birini aldığında Efruz da kaşları havada onu izliyordu. Kendine dönen adamla yüzünü eski haline getirdi. Kartal’ın elindeki tokayı kendine takmasına izin verdi.

Saçlarından yayılan taze çiçek kokuları kendine geldiği gibi gitmiyordu adama. Şakağına aldığı uzun ve sessiz öpücükle gözlerini kapattı. ‘Adam benim baz istasyonum gibi. Yakınımda olunca ful çekiyorum’ aklından geçirdiği şeylerin saçmalığıyla kendini geriye çekti. “Acıktım, inelim mi?”

“Dışarı çıkalım istersen?”

Adımı havada kaldı Efruz’un. İsterdi belki ama yemekleri kendi elleriyle yapmıştı. Tattırmak istiyordu. İlk defa evinde yemek yapmıştı üstelik. “Yarın çıkarız. Bugün canım istemiyor.” dedi Kartal’a dönmeden.

Gitmek için hareket eden kadının elinden tutup durdurdu. “Sana bir sürprizim olduğunu söylemiştim sabah, unuttun mu?”

Unutmuştu. Kocasına dönüp durdu. “Unuttum.”

“Hadi gel.” Omzundan tutup sarıldığı kaldını aşağı yönlendirdi. “Ne yaptın bütün gün?” dedi laf olsun diye.

“Oturdum. Kalktım. Sonra yine oturdum. Bir ara annem geldi ama bunu biliyor olmalısın. Senden izinsiz eve giremez sanırım.”

“Evet, girebilir ama haberim vardı.”

“Anneme ev almışsın.” Başını kocasına çevirdi ama Kartal önüne bakıyordu. “Kabul etmemek için çok direndi. Annen de senin kadar inatçı. Kabul etmeseydi babasından kalma eve gidecekti, İstanbul’a. Yanında olmasını istersin diye düşündüm.”

Efruz durdu. Kocasının kolunun atından çıkıp ona döndü. “Ama…” dedi annesinin sözlerini hatırlamıştı. ‘Obenim evladım, tabii ki kabul edeceğim.’

“Ama…” dedi Kartal.

Kocasının soru dolu bakışlarına aynı şekilde karşılık verdi. “Hiç.” dedi yoluna devam ederek. “Nerede sürprizin? Özgürlüğüm de var mı içinde?”

Kalçaları üzerinde dans eden siyah saçları izledi Kartal. Sözleri umursamıyordu bile. Bu kadın da ne vardı da kendisini böyle büyülüyordu? Sanki her anına aşık oluyormuş gibi hissediyordu.

“Olabilir.” dedi hızlı bir kaç adımda yanına ulaşıp salona giden yoldan çıkış kapısına çekti Efruz’u.

“Nereye?”

“Bahçeye.”

Göz devirip kocasının adımlarına uydu. Bahçenin büyüklüğü başını döndürüyordu bazen. Karanlıkta ürkütücü bir hal alıyordu büyük bahçe. Henüz her yerini gezmemiş olmasına da ayrı içerliyordu. İnsan evinin bahçesini bilmeliydi. Araçların durduğu yöne yürüdüklerinde onu gördü.

Yakın mesafeye kadar gelmişlerdi. Önündeki şahane şeye baktığında gözleri kocaman açıldı. “Gelmiş.” dedi heyecanla.

Heyecanlı hali Kartal’ı gülümsetmişti. “Evet, bu sabah geldi ve artık senin.”

Elini ağzına kapatıp çığlık atmaktan kurtardı kendini

Elini ağzına kapatıp çığlık atmaktan kurtardı kendini. Gözleri sevinçle parlamış ve büyümüştü. Siyah araca verdiği tüm zararlar ona nasıl da acıyla geri dönmüştü, günlerce vicdan yapmıştı. Ama eskisi kadar iyi görünüyordu Lamborghini. Ellerini ağzından çekip ışıklar altından parlayan siyah kaputa yürüdü. “Çok güzel olmuş. Eskisi gibi.” dedi ince parmaklarını siyah metalin üzerinde aşkla gezdirip. “Aşkım.”

Kartal’ın kaşları havalanıp yüzüne kocaman karizmatik bir gülüş yerleşti. “Efendim.”

“Sana demedim, aramıza girme,” diyen Efruz’un elleri hâlâ arabanın üzerinde geziniyordu.

Gülüşü yüzünden düşen adamın omuzları indi. Kollarını göğsünde bağlayıp iç geçirdi. ‘Bana böyle dokunmuyor bir de aşkıymış’ düşünceleriyle boğuldu. “Eh artık kibar davranırsın belki.”

Hızla Kartal’a dönen kadının kendine kızacak olmasıyla söylediğine pişman olmuştu ki kucağına atlayan kadını sarması hiç zor olmadı. “Ya sen deli misin? Ben ona gözüm gibi bakarım.”

Gülümseme firar etti Kartal’dan. “Bana hep böyle sarılacaksan sana daha iyilerini alabilirim.”

Ona aldırmadan geriye çekildi Efruz. “Bulandırma şimdi.” deyip avucunu açtı. Yüzünde hiç bilmediği bir huyun masumluğu vardı. Gözleriyle yalvarıyordu sanki. “Test sürüşüne çıksak mı?” dedi minnet bekler gibi…

Bu uysal sözleri karısıyla bağdaştıramadı. Onun bu istediği dünyadaki en normal istekti oysa. Cebinden çıkarttığı anahtarı Efruz’un avucuna bıraktı. “Bunu sormana bile gerek yoktu, güzelim. Ve tabii bende geliyorum. Senin arabalarla arandaki ilişki benim hiç hoşuma gitmedi nedense…”

Anahtarı kaptığı gibi yerinde zıpladı. “Onları çok seviyorum. Çok çok…” dedi bebek gibi davrandığı kapıyı açıp içine girdi.  İlk girdiğinde hissettiği mükemmel duygu yine benliğini tümüyle sarmıştı. Direksiyonu okşadı. Gülümsüyor ve güldüğünü fark dahi etmiyordu. Kendini harika ötesi hissediyordu arabanın içinde.

Açılan bahçe kapısından çıkardığı arabayı yola çekip durdurdu. Kocasına bakıp göz kırptı. “Kemerini tak!”

Kartal kemerini takamadan gaza yüklenen karısıyla uzun uzun konuşacak ve bu şekilde araba kullanmayı kendi sağlığı için yasaklayacaktı.

🦅

Cemile’nin çorbaları getirmesiyle göz göze geldi iki kadın. Sessizce, yemeği yapanın kendi olmadığını tekrar ediyordu Efruz. Cemile’den aldığı bakışlarını kocasına yönelttiğinde adamın korkuyla değişen yüz hatlarına gülümsedi. Hâlâ kendine gelememişti Kartal.

Isınan balıkları dumanı üzerinde ortaya bırakıp “Afiyet olsun,” dedikten sonra yanlarından ayrıldı Cemile.

“Ne oldu, korktun mu?” dedi keyifle Efruz.

“Evet.” dedi, kaşığını eline alan Kartal. “Sen bir delisin, sana bir daha araba kullanmak yok. Ya uslu uslu kullanırsın ya da şoförle idare edersin.” deyip çorbasından bir kaşık alarak midesine indirmeye başladı. Daha ilk dakika da anladığı gerçekle çorbaya bakarak gülüşünü gizlemeye çalıştı. ‘Demek yemek yaptın, söyleyecek misin acaba’ diye içinden geçirdi Kartal. Bunca yıldır bildiği elin lezzeti bir yana bu aromayı tanışmıştı. Kendine yemek yapmıştı Efruz.

“Neden ama…” dedi yalancı bir dudak büküşle. “Gayet güzel kullandım.”

“O kadar güzel kullandın ki o virajdan geçip hâlâ nasıl nefes alıyoruz, şaşkınım. Efruz ölebilirdik ya da şu an hastanede her bir yanımız sargılı da olabilirdi. Tehlikeyi seviyor olman bir yana ama bu delilik yapmanı gerektirmez.”

“Sevdiğim şeyleri yapamayacaksam ne anlamı var yaşamanın?”

Kara gözlerini karısına çevirdi. Kadının ruhu bile uçuktu. “Sevdiklerini üzmek istiyorsan haklısın, ama sana bir şey olursa annen ne kadar üzülür, bana bir şey olsa annem kendine gelemez. Bizi seven insanlara bunu yapamayız. Sırf, biz ölümü göze alacak kadar eğelenceyi seviyoruz diye bu yaptığımız düşüncesizlik olur.”

Efruz omuz silkti. Anlamıyordu ve pek anlayacağıda yok gibiydi. “Ben seviyorum, o heyecan duygusunu özlüyorum. Haklı yanların var tabii, takdir yaradanın.”

Kartal kaşığını bırakıp Efruz’a döndü. “Evet, şimdi eminim hatta şu an karar verdim.” dedi. Çorbasını dudaklarına götüren kadın içmeden önce ‘Neye?” diye sorup kaşıktaki çorbayı yutmaya çalıştı.

“Bebek yapacağız.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!