2.Bölüm

Yorulmuştu ve gördüklerinin onu yanıltmış olmasını canı gönülden dilemişti. Kendini kandırmaya kadar varmıştı düşünceleri Kılıç’ın.

“Neredeyse mal varlığının yarısı gitmiş.” dedi Kılıç.

“Ama Koray için aynı şey geçerli değil. O hep kazanmış.” dedi Kartal eli çenesinde dikkatle bilgisayara bakıyordu.

“Hile yapmış olamaz. Krupiyerleri kendim sınavdan geçiriyorum ve onlarca kişi gözetim altında tutuyor. Kaç tane adamım garson diye dolanıyor ortada. Hiç biri mi fark etmedi yani? Aklım almıyor olamaz!” dedi Kılıç başını iki yana sallayarak. Kartal adama göz ucuyla baktı. En nefret ettiği şey kumarda hileydi. Ustası olsa da bu hiç bir şeyi değiştirmiyordu. Kendi mekanında hiç kimse hile yapılmasına izin vermezdi.

“Ya iyi oynuyor yada krupiyerlerinde çatlak var.” Kartal, kumarda asla kaybetmezdi. Zeka en önemlisiydi. Bakışlar… Mimikler… Kendisi bunu biliyordu peki ya Koray? Çok az insan her oynadığı oyunu kazanırdı. Bunun için iyi bir zeka ve donanımlı eğitim gerekirdi.

“Olamaz. Olmamalı.” Dostunun karışmamakta inat ettiği mesele kendine çevrilmişti. Sakin yapısı kendinin bir uydurmasıydı Kılıç’ın. O, öyle biri değildi. Yaptığı iş yeterince stresliydi ve o günün her anını öfkelenerek geçirmek istemiyordu. Kendini sürekli sakin olmaya teşvik ederek hayatını sürdürüyordu. Aslında acıması olmayan, yanlışa tahammül edemeyen ve cezasız bırakmayan biriydi. Adı gibi keskindi. Legal bir iş yapıyordu ve kimseden kaçmıyordu. Oteline gelende belirli insanlardı. Yine de bu günlere gelinceye kadar, canı yanmış ve can yakmıştı Kartal ile.

“Krupiyer ile sınırlı olmayabilir. Adamlarından da olabilir.”

Kartal’ın ağzından çıkanlar ile deli damarı kabarmaya başlamıştı. Yine kendini sakin olmaya, iyi düşünmeye itiyordu. “Belki adam çok zeki.”

Kartal arkadaşına çevirdi koltuğunu. “Hiç kaybetmeyen kaç adam tanıdın?”

“Sen, ben bir de hocamız. Ve bir kaç kişi daha.”

“Sen, ben ve hocamız… Kendine bak, bana bak, bir de az önce karakteri dönen adama bak. Koray’dan bekliyor musun bunu?” dedi Kartal. Artık tükenen sabrı ona gerçeği kabul etmesini söylüyordu.

“Öldüreceğim onu.” dedi dişleri arasından. Gözlerinden kan çıkıyordu adeta.

“Kan yok Kılıç.” Net bir sesle ve yüz ifadesiyle konuştu Kartal.

“Sen öyle zannet. Etlerini kurda kuşa yem edeceğim.”

“Başlama yine. Kurtlarla kuşlarla uğraşacak olsak bu işi Türkiye’de yapardık.”

“Elini sıkıp, aferin mi çekeyim Kartal?”

“Tabii ki Hayır. Önce adamı var mı, varsa kim? Bunlar önemli. Düşünmeden hareket etmememeliyiz. Bence bu işin altından daha çok pislik çıkacak.”

“Dur söyleme.” dedi Kılıç. Elini alnına götürdü. Ovaladı düşündü. Nefes aldı düşündü. Verdi yine düşündü. Kartal onu izledi.

“Ulan ben dolandırılıyorum. Ben… Kılıç Kayacı…”

Kartal başını salladı. “Kim bilir ne zamandır.”

Kılıç koltuğuna yaslandı. “Detaylı bilgi edinelim. Kimsenin haksız yere canı yanmasın. Yarın ilk işim,” durdu ve masasına tekrar dirseklerini dayadı. “Yarın degil şimdi.” Yerinden kalkarak kapıda bekleyen has adamı Erkan’ı içeri çağırdı.

Kartal’ın yanına oturdu. On yıldır yanında çalışan ve güvenini asla suistimal etmeyen adamına baktı. “Koray Sencer ve Aydın Duman ikisi hakkında ne buluyorsan getir. Ev adresine, yemek yedikleri yerlere hatta ne yemek yediklerine kadar, her şeyi istiyorum. İki ailenin birbirine bağlantısı, arkadaşlıkları her ne varsa, anladın mı?”

“Anladım abi, müsaadenle.” Adama ‘çık’ işareti yaptı. Erkan sessizce terk etti odayı. Biraz daha rahattı ama bir köstebek olduğunu aklından çıkaramıyordu.

“Bu otelde mi kalıyor?” diye soran Kartal elindeki kalemi seri hareketle havaya atıp tekrar tutuyordu. Aklından çıkmayan gri gözleri düşünüyordu. Kalem sanki gri gözlermiş gibi odağındaydı.

Kendi iç savaşını veren Kılıç, dostunun sorusuyla ona döndü. “Kim?”

Odak noktası kalem olan adam arkadaşına dönmedi. Hatta yüzünde muzip kıvılcımlar oynaşıyordu. O gözleri unutabileceğini sanmıyordu. “Efruze Duman.”

“Sen baya baya sarmaya başladın.”

“İnkar edebilirim.”

“Bende yerim.”

“Sorma o zaman.”

“Senin bir kadının peşinden koşman çok eğlenceli olacak gibi. Bununla eğleneceğim.”

Her erkeğin geçmişinde kara bir izi olabilirdi. Kartal’da onlardan biriydi. En son kumar oynadığında çok sevdiği kadını kaybetmişti. Kahve gözlü güzel kadın onu terk etmişti. Gençliğinin verdiği umursamazlıkla yaptığı hata koca bir aşka mezar olmuştu. O günlerde hayatının dönüm noktasını yaşamıştı Kartal. Çünkü; Mine gitmişti.

Ve bir daha asla bir kadının peşinden koşmamıştı. Uzun zamandır hayatında olan kadınla aralarında sevgiye dair ilişkileri vardı. Arada aşk yoktu belki ama sadakat vardı,  birbirlerine saygıları sonsuzdu. Kartal kendinden beklemesi ve beklenmemesi gerekenleri en başta izah etmişti ve Pelin onu olduğu gibi kabul etmişti.

Otuz beş yaşında olan Kartal aile kurmayı istememişti. Mine onu terk etmişti ve hayalleri de onunla birlikte gitmişti. Üzerinden on üç yıl geçmesine rağmen onun yerini alacak bir kadın girmemişti hayatına.

Arkadaşının sessiz kalışına daha da üstüne gitme kararı aldı Kılıç. “Unut artık onu.”

Kartal başını sağa sola salladı. “Aklımda değil. Uzun zaman önce bıraktım. Ama vicdan denen şey beni bırakmıyor. Kendi ellerimle, kazanırken kaybettim onu. Pişmanlığım ne aşka ne onun gidişine; sadece kendime.”

“Kendini suçlamayı bırakmalısın. Seni olduğun gibi kabul etmeyecekti o hiç bir zaman. Sen kördün ama ben değildim. O seni her adımda farklı biri yapmaya çalıştı. Kendi istediği gibi birine dönüştürmek istedi. Kaybeden tek kişi aslında kendisi.”

“Onu kumarla kaybettiğim gerçeğini değiştirmiyor Kılıç. Bana giderken hem hayatımı iade etti, hemde pek çok şeyden mahrum bıraktı.”

Kılıç içinden Mine’ye lanetler ederken sessiz kalmayı tercih etti. Kartal’ı düştüğü yerden çıkaramıyordu. Mine gittiğinde kendine gelmesi aylar almıştı. Çok düşünmüştü Mine’yi tutup getirmeyi, gerekirse canına kast edip arkadaşının yanında tutmayı ama o kadından zerre hoşlanmıyordu. Mine, Kartal’a ne kadar yakın olursa aslında arkadaşı daha çok yara alacaktı, bunu biliyordu.

“Evet. Otelimizde kalıyor. Oda numarasını da ister misin?” Bir anda ne çok istedi, Efruz gibi birinin dostunu iyi etmesini. Kızı uzaktan tanıyordu evet ama yaşı ve insaları okuma yönüyle kızın harika biri olduğunu anlamıştı.

“Hayır.”

“Niye sordun ya?”

“Odasına girecek değilim Kılıç. Düşündüm de bu gece burada kalabilirim. Yarın görürüm belki.”

Kaşları havaya kalktı Kılıç’ın. “Gidecek miydin?”

“Evet gidecektim. Sadece seni görmek için gelmiştim ama vazgeçtim. Hafta sonu buradayım. Şimdi yemek yiyebilir miyiz?”

🦅

Güneş gözlüklerinin ardından izlediği kadına her geçen dakika hayranlığı artıyordu. Havuz başında elinde kitabıyla dünyadan soyutlanan kadının şezlongdan taşan kömür karası kıvırıcık mı yoksa kalın dalgalı mı olduğunu anlayamadığı saçlarını izliyordu son yarım saattir. En son ne zaman bir kadından bu şekilde etkilendiğini hatırlayamadı. Saçma bir şekilde yanına gidip konuşmayacak kadar akıllıydı. Aklına koymuştu ve Efruz ile en klişe biçimde başlayabilirdi. Telefonunun sesi bile ayıramadı gözlerini kızın üzerinden.

“Odama.” Kılıç’ın tek kelimesiyle beklediklerinin geldiğini anlayıp yerinden kalktı. Gözlüğünü çıkarıp çıplak gözle izlediği Efruz’a son bakışıyla ayrıldı ve Kılıç’ın yanına gitmek için ilerledi.

“Ortaklar. Latif Sencer ve Kamil Duman. Oğulları da yani.”

Bunu bilmiyordum.” dedi Kartal.

“Bir kaç ay olmuş zaten. Girdikleri son iki ihaleyi kaybetmişler. Koray’ın tuzu kuru. Kamil Duman’dan kat be kat zengin. Ama Kamil’in başı ağrıyacak gibi bu işten. Kaybettikleri az para değil.”

Kılıç’a başını salladı. “Doğru. Oğlu Aydın’da kalan paraları kumarda kaybediyor. Sence de gariplik yok mu?” dedi kıstığı kara gözlerini Kılıç’a çevirdi.

“Çok fazla… Her ne oluyorsa bir kaç aydır gerçeklik kazanmış. Kaybedilen ihaleler ve kumar…” Gözlerini Kartal’ın gözlerine dikti Kılıç. “Koray, Duman şirketinin içini boşaltıyor. Kalan parayı da kumarda kaybettiriyor.”

“Ve…” dedi Kartal.

“Ve’si; sapık Koray sahip olamadığı kadına tuzak kuruyor. Sonunda kızı almak için gücünü kullanacak. Babası beş para etmezin teki sende biliyorsun. Koray neyi nereden vuracağını iyi hesap etmiş. Birde bu adama aptal demiştik. Bence çok zekice bir plan.”

Kartal içinde yeşeren öfkeyle derin derin soludu. “Köstebeği veya köstebekleri bul. Gerisini ben halledeceğim.”

“Nasıl?”

“Orasını bana bırak.”

“İnanılmaz.” dedi Kılıç önündeki dosyaları toparlarken. “Bir kez gördüğün biri için bu çaba fazla değil mi?”

“Olabilir, denemeye değecek kadar güzel.” Kartal’ın gözlerindeki parıltıyı yakalayan Kılıç gülümseyince Kartal’da kaşlarını havaya kaldırıp güldü. “Kurşuni bakışlar…” dedi.

“Kurşuni kurşun olmuş gelmiş vurmuş parçalamış. Pelin ne diyecek bu işe?”

“Henüz bir şey yok. Pelin’le olan ilişkimizi biliyorsun. Aramızda sıkı bağları olan bir ilişki yok. Daha çok dostça…”

“Dostlar sevişmez.”

“Ne demek istediğimi anladın.”

“Ben anladım ama Pelin anlayacak mı?”

“Birbirimize verilmiş sözlerimiz yok Kılıç.”

“Ama onu aldatmadın hiç.”

“Evet. Dediğim gibi belli bir şey yok. Onu aldatmak gibi bir düşüncem de yok. O değerli biri.”

“Peki, öyle olsun. Yalnız dost tavsiyesi; Kadınlar sevmedikleri adamlara dokunmaz. Onun senden beklentisi olduğunu düşünmüyor olman büyük hata.”

Kartal dostuna baktı. Konuşmadı. Diyecek sözü çoktu ama demedi. “Hatadan ibaretim. Ha bir eksik ha bir fazla.”

🦅

“Neler yaptın, anlat bakalım?” dedi Selin.

Efruz iş çıkışı arkadaşıyla buluşmuştu. Hafta sonunu Kıbrıs’ta geçirip pazar akşamına dönmüşlerdi. Abisi yüklü miktarda parayı masada bıraktıktan sonra…

“Delirdim. Abim bizi en sonunda batıracak. Babam dur demiyor kıymetli oğluna. Utanmasa sırtını sıvazlayacak. Çuvalla para kaybetti. Sözde ben engel olabilirim diye gitmiştim ama Cansel beni abimin yanına bile yaklaştırmadı.”

Selin, can arkadaşına baktı. Yanındaki Hümeysa’da dikkatle onu izliyordu. Selin makul olan, Hümeysa ise dibine kadar kurcalayan ve neredeyse hiç susmayan taraftı. “Abini bir odaya kapatalım eşek sudan gelene kadar Allah ne verdiyse … Akıllı olur azıcık insan, bu ne? Hayır kaybediyorsun anladık da neden doymuyorsun? Hadi doymuyorsun neden bir durup arkana bakmıyorsun? Yenilen pehlivan güreşe doymazmış, onun hesabı. Hep o Cansel olacak çiyan yüzden bunlar. Durun! Bence onu kapatalım odaya… Saçlarını keseriz, tırnaklarını dibinden falan da keseriz. Hiç olmadı manikür yapar etlerini yolarız.”

“Yeter.” Selin, Hümeysa’nın durmak bilmeyen çenesine ket vurdu. “Kısa ve öz cümleler kurmayı öğrenemedin bir türlü.”

Hümeysa, Selin’e dudak bükerek baktı. “Aşk olsun.”

Efruz içindeki sıkıntıyla ofladı. “İçimde bir sıkıntı var, daralıyorum bugün.”

“Abini çok takıyorsun kafaya.” dedi Selin. “Ne yaparsan onu durduramayacağın belli.”

“Selin beş parasız kalacağız ve bu kimsenin umrunda değilmiş gibi bir tek ben çabalıyorum, birde annem. Şirkette açık var ve her geçen gün büyüyor. Babam önümüzdeki ihaleye güveniyor ama ya alamazsak?! Biteriz.” Efruz içinden geldiği gibi bir çırpıda anlatmıştı sıkıntısını. En yakın arkadaşları olmamış olsalar asla kimseye dert yanmazdı o. Güven konusunda fazlasıyla takıntılıydı. İki elin parmağını doldurmayacak sayıda kişiye güven besliyordu. Ve nedenini kendi bile bilmiyordu.

Hümeysa işaret parmağını dudağına çarpıp duruyordu. Gözleri yerde kulağı Efruz’da idi. “Gerçekten ciddi bir sorun. Ne olacak peki? Baban da bir şey yapmıyorsa bu işin sonu nereye varacak?”

Selin’de istemeden de olsa Hümeysa’ya katıldı. “Maalesef doğru söylüyor Efruz.” Hümeysa göz devirirken takıldığı yer ‘maalesef’ kısmıydı.

Ellerini gür ve dalgalı saçlarına geçirip gerisine attı. Dirseklerini masaya dayayarak en derinden ‘of’ çekerek kollarını kırdığı masaya başını yatırdı. “Bıktım. Başımı alıp gidesim var. Erva’yı da özledim. Biraz tatil mi yapsam batmadan.” İsviçre’de okuluna devam eden kız kardeşini bir aydır görmüyordu Efruze. Yarım dönemi kalan Erva yık ortasında dönecekti.

“Öyle düşünme Aşkım.” Hümeysa arkadaşının kokunu sıvazlayıp mahsun ifadesiyle güç vermek istedi. “Ne düşüneceğimi bilmiyorum Hümoş. Koray denen serseri desen ayrı dert. Kıbrıs’ta karşılaştık. Beni öpecekti az daha. Laftan anlamıyor.”

Selin ve Hümeysa’nın büyüyen göz bebekleri Efruz’u hedef almıştı. Koray’ın o hali tekrar aklına gelince yüzünü mide bulantısıyla buruştururdu. “Allah’tan Kılıç denen vampir geldi. Elinden kurtuldum. Adama teşekkür edecektim neredeyse.”

“Kılıç kim?” diye sordu Hümeysa.

“Otelin sahibi. Kumarhanenin de tabii. İnsanların kanını emen asalaklar.” dedi Efruz.

Selin başını sağa sola sallayıp Efruz’u ayıplarlarken, ‘cık cık’ etti. “Kumara hasta olanları değilde kumarhane sahiplerini neden aşağılıyorsun? Kılıç Kayacı onların başına silah dayamıyor.”

“Doğrucu davut Selin konuştu.” Kollarını göğsünde bağlayan Efruz bakışlarını açık alanda gezdirdi. Tek tük insanların keyiflerince gülüşmeleri bencilce canını sıkıyordu. Kendisi derdin içindeydi ve herkesin dertli olması hissine kapıldı bir anda.

“Sen tanıyor musun Selin?”

Hümeysa’ya döndü elindeki bardağı bırakan Selin. “Kimi?”

“Kılıç denen vampiri?”

Efruz sinir harbiyle kahkaha attı. “Çok yakıştı bu lakap ona. Birde diğer vampir var.”

“Otelinde kalmıştım bir kaç gün. Buraya da geliyor bazen. İşleri buradan yürütüyorlar. Bahsettiği diğer vampir ile.” diye kısa açıklama yapan Selin’e sıradaki soruları sormak için döndü Hümeysa.

“Kiminle? Ne işi yapıyorlar? Ne ayak bunlar?”

Selin ve Efruz iş dünyasına hakimdiler. Babalarının yanlarında çalışmak onlara pek çok kişiden haberdar olma ayrıcalığı katıyordu. “Kılıç Kayacı ve Kartal Sipahi Nam-ı Diğer Pençe. Ortaklar ve asıl işleri Antalya, yani burada. Orada kazanıp burada büyütüyorlar diye biliyorum. Kılıç Bey orada kalıyor ama Kartal Bey burada. Bir kaç kez yüz yüze geldik Kartal Bey’le.” dedi Selin.

“Pençe derken?” diye sordu Hümeysa.

“Kartal Sipahi girdiği hiç bir işi kaybetmiyor. İhalelerde hep başı çekiyor. Elinden uçan ve kaçan misali.” dedi Selin. “Pençe lakabını almış zamanla.”

Arkadaşını dinleyen Efruz o geceye döndü. Adamın heybetli bedenine, kara gözlerine, siyah saçlarına, kartal bakışlarına… “Çok yakışıklı bir vampir.” dedi içinden taşan kelimelerle.

“Evet hoş biri.” dedi Selin.

“Hoş olduğunu söylemedim.” diye çıkıştı Efruz. Kadınca hissiyatıyla adamı yakışıklı bulması ona göre normaldi.

“Her neyse… Benim gitmem gerekiyor ve arabam serviste beni eve kim bırakacak?” dedi Hümeysa.

“Erken daha evde ne işin var?” Efruz yalnız kalmak istemiyordu. Arkadaşlarıyla uzun uzun konuşmak en sevdiği aktiviteydi onun için. Rahatlıyordu, kendini iyi hissediyordu.

“Evliyim ben şekerim. Unuttun sanırım. Erdal’la yemeğe çıkacağız. Hazırlanmam lazım.”

Efruz’a baktı Selin, canı sıkın dostunun yalnız kalmak istemediğini fark etti. Çantasından anahtarını çıkarıp Hümeysa’ya uzattı. “Benimkini al ben Efruz ile giderim.”

Hiç düşünmeden anahtarı kaptı Hümeysa. Havadan öpücük attı ikisinede. “Aşklarım görüşürüz. Sağ ol bebeğim.”

Gülerek baktılar arkadaşlarının arkasından. “Evlilik ona yaradı değil mi?” dedi Efruz.

“Evet, daha bir aşk böceği oldu. Erdal ile olan aşkı gözlerimi yaşartıyor. Nerede böyle aşklar Efruz? Yaşamadan ölmesek bari.”

“Bilemem nerede… Çok umrumda da değil.”

“Benim umrumda ama. Anne olmak istiyorum. Tabii doğru baba önemli. Yoksa anne olmakta ne var.”

“Peşinde olanlara fırsat ver.”

Selin omzunu silkti. “Aşka fırsat verilmez, Aşk fırsatı kollar ve gelir kalbini söker gider. Sonra Hümoş gibi peşinde avare olursun.”

“Ya gelmezse aşk?”

Elini havada salladı Selin. “Hatırlatma lütfen. O kısmı düşünmek istemiyorum.” Saçlarını iki eliyle toplayıp tek omzuna attı Selin. Karamel rengi saçların uçlarına bakındı düşüncelerini dağıtmak için. Birden aklına lise çağlarındaki bir anısı geldi. Yeşil gözleri ışıl ışıl döndü Efruz’a. “İkinci sınıfta bir çocuk vardı hatırlıyor musun? Sürekli peşimde gezerdi.”

“Tufan.” dedi Efruz gülümseyerek.

“Evet, Tufan. Son şansım o. Onu sırada bekletiyorum. En azından hala beni seviyor olabilir.” dedi kahkaha atarak.

Efruz’u da güldürmüştü. “Evlenmiştir belki.”

“Yok, bekar. Sosyal ağlardan görüyoruz birbirimizi. Türkiye’de değil ama.”

“Selin… Daha neler.” dedi Efruz. Kızı ayıplar bakışlar attı. “Hümoş gibi bizde aşka kurban gideceğiz ben buna eminim.” dedi umrunda olmadığını söyleyen genç kız.

“Hani umurunda değildi?”

“Umrumda değil. Sürekli aşık olacağım adamı mı düşüneceğim? O beni düşünsün bir zahmet. Gelirse ne alâ.”

Uzun sayılacak sohbetin bitmesiyle masadan kalktılar. Kol kola giren ve bitmek bilmeyen sohbetleriyle cafeden ayrılmak üzere uzaklaştıklarında arka masalarında oturan adam kitabını kapatıp masaya bıraktı. Tek kelime bile okumamıştı.

Kitap masada kalabilirdi. O kendi hikayesini yanına almıştı. Kendi yazacak kendi oynayacaktı. Gözlüklerini çıkarıp kadınların ardından sırıtarak baktı. “Eminsen sorun yok kurşuni. Gelirse alır ama. Sonra caymak yok!” Yerinden kalktı gideceği istikamet belliydi Kartal’ın. İstiyordu ve alacaktı.  Aşk istiyorsa, verecekti…



Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!