20.Bölüm

Keyifle okuyun…

🦅

“Bebek yapacağız.”

Çorbayı yutmak için büyük bir yutkunma yaşadı. Kocasına dönmüş büyük bakışlara gülümseyen adama göz devirdi. “Ne bebeği Kartal? Beni bıraksan seni şu dakika boşarım, sen kalkmış bebek diyorsun. Biz, biz seninle anne baba olacak insanlar değiliz. En azından şu an… Gerisi olacak mı onu bile bilmiyoruz.”

Karısının suyuna gitmeye karar verdi Kartal. Başka türlü zaten yola gelmesi birkaç kavga ve barışma ile geçecekti kesin. “Anne!” dedi eğlence barındıran bakışlarla kadının ince bedenini süzüyordu. “Ne kadar yakışacak sana… Kendin kadar güzel kız çocuklarımız… Erkek çoçuklarımız… Sana sımsıkı bir sevgiyle bağlı, amaçsız sevgilerini sunacak küçük minicik bir bebek. Cam gibi kurşuni gözleri var, belki siyahta olabilir, minicik elleriyle senin yüzüne dokunuyor; seviyor seni ve tabii sende onu… Birlikte kahkahalar atarak evin içini şen sesinizle dolduruyorsunuz.”

Kartal anlatırken bile içi kaynamıştı sanki. Kolarında küçük bir kız çocuğu ya da erkek… Babası kadar yakışıklı, kendi gözlerine sahip esmer bir bebek. “Kız olursa kesin halasına benzer.” dedi içinden geçirdiği sözleri birden dışarı aktarmıştı. Kartal genişçe gülümserken Efruz suyuna uzandı. “Benim aklımı karıştırma, ne alaka şimdi bebek?” diyerek Kartal’ın çorba kasesini kenara alıp adamın tabağına balığı bıraktı.

“Seni tehlikeden uzak tutacak tek şey bebek! Anne olduğunda benim ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksın.”

“Mantıklı konuşuyorsun ama ben anlatamıyorum, sanırım.”

“Anlıyorum seni, anlamadığım nedir?”

“Beni bu eve nasıl getirdiğini unuttun mu?”

“Seni kendime aşık ettiğimi unutmadığım gibi evet, hatırlıyorum.”

“O halde önce sorunlarımızı konuşabiliriz.”

“Sorunumuz, sana olan aşkımdan büyük değil. Boşanmak gibi bir şey varsa ancak ben ölünce nikahımdan kurtulabilirsin, ben yaşarken bunu unut!” dedi kadının kurşuni gözlerine bakıp. “Mesele bir imza ya da verilmiş bir söz değil, senin olmadığın bir hayatı artık yaşayabileceğimi sanmıyorum, ya sen?”

İştahı tamamen kapanan Efruz arkasına yaslandı. “Birlikte yaşamak ve ya evli olmak, sorun bunlar değil. Beni sevdiğini biliyorum, başka türlüsü aklıma gelmiyor, ama bende taşlar oturmuyor bunu görebiliyorsun. Bu karmaşaya bir çocuk getirmek bizi daha iyi yapmayacak.”

“Karmaşa senin beyninde Efruz, benim ve senin kalbinde değil. Seni buraya zorla getirdim bununla övünmüyorum ama yanımda zorla oturmuyorsun; Buradasın çünkü beni seviyorsun çünkü hayatına benden başkasını almayacağını da biliyorsun. Aklınla kalbin ayrı yöne koşuyor belki bunda haklısın evet, bir kaç şeyden haberin yok, bilmek istiyorsun ama bunları ben söylersem bana ne kadar güveneceksin bilmiyorum. Ben, bana koşulsuz şartsız güvenmeni istiyorum.”

Önüne gelen saçlarını eliyle arkasına atıp kollarını masanın üzerinde birleştirdi Efruz. Kocasına kaldırdı gözlerini. “Senden bir zarar görmedim, ihale için belki fevri hareket etmiş olabilirim, ama bana hiç bir şey söylemeden bunu yapman aklımda başka bir soru-cevap uyandırmadı. Benim yerimde kim olsa sana kızabilirdi. Bu sana güvenmediğimi sergilemez. Sadece kızdım, ben ihaleye gireceğini bile bilmiyordum.”

“Bilsen ne değişecekti?” dedi Kartal.

“Bana başta söylemiş olsaydın, sana bunun nedenini sorardım ve belki sende bana açıklama yapardın, bunların hiç biri de yaşanmamış olurdu.”

Binbaşıdan emir gelmemiş olsa girmeyecekti ve bunların hiç biri olmayacaktı. Bunda suçu olmadığını da nasıl anlatacağını şu an için bilmiyordu. Diğer yandan; Babasının kaçakçı olduğunu, şirketi batırdığını, Efruz’un üzerine kara para geçirdiğini ve kendisini Koray’a sattığını nasıl söyleyebileceğini düşündü Kartal. Baban bir hain, baban aslında tam bir şeref yoksunu diyebilecek miydi? Ben seni kurtardım, anneni, kız kardeşini hatta abini ve babanı… Diyemezdi.

“Haklısın sanırım.” diyebildi. Yemeğinin yarısını yemiş ve doymuştu. “Kalkalım mı? İmzalaman gereken dosyalar var.”

Kaşlarını çattı Efruz. “Ne gibi ve neden?”

“Okursun, hadi gel çalışma odasına geçelim.” Elini uzattığında Efruz geri çevirmedi. Gülümseyen Kartal eliyle kalmayıp kolunu karısına sardı. “Çok inatsın biliyorsun, değil mi?”

“Bence sana öyle geliyor, ben makul biriyim.”

“O halde bebek konusunu gece daha detaylı konuşabiliriz.”

“Hayır.”

“Evet evet, babam belki tamamen beni affeder ve belki evimize bile gelir. Torun sever mi sence? Ama gözleri senin gibi olsun, bence kız olmalı, gerçi Allah bilir ama erkekler kız çocuk seviyor, yani öyle olmalı babam Asude için neler yapmaz ki. Evet, bir kız! Siyah saçları olan, gözleri kurşuni renk, annesi kadar inatçı ve bana kök söktüren ikinci bir Efruz.”

O kadar güzel anlatıyordu ki Efruz ister istemez etkileniyor ve oracıkta onun anlattığı şeylerin hayali gözlerinin önüne geliyordu. “Yapma böyle.” dedi.

“Söz bak, çalışmana engel olmam, asla! Bir kaç tane bakıcı bile tutabiliriz. Yoksa erkek mi olsa… Gözleri senden duruşu benden, o kadar da kötü değilim.”

Başını kaldıran Efruz adamın yakışıklı yüzüne baktı. Fazlasıyla karizmatik biriydi kocası. Şimdi de bir erkek çocuğu hayal ediyordu farkına varmadan.

“Kartal…” diye inledi.

“Söyle güzelim.” Çalışma odasının kapısını açarak eliyle içeri girmesini işaret etti Kartal. Gözlerini devirerek içeri giren kadının arkasından sırıttı. Kesinlikle doğru yoldaydı. Bir gün ikna olacaktı. Efruz’un en güzel tarafı buydu. İkna olmaya açık biriydi.

Masanın üzerinde duran siyah kaplı dosyayı alıp Efruz’a uzattı. Koyu kahve tonlarında olan konforlu okuma koltuğuna geçerek ayakkabılarını çıkarıp bacaklarını koltuğa  uzattı. Kartal’da masasının başına geçerek getirmiş olduğu diğer dosyalara göz atıyordu.

Efruz’un ne zaman hiddetle ayağa kalkacağını da merakla bekliyordu. Birkaç dakika boyunca okuduklarıyla gözleri büyümüş, yanlış okuduğunu düşünerek tekrar tekrar bakmış ve diğer sayfalara hızlıca göz atmıştı. “Bu da ne demek?” dedi yerinde doğrulup. Kendine göz ucuyla bakan adam hiç istifini bozmadan okuduğu kağıda bakmaya devam etti.

“Duman şirketi bundan sonra Erva ve senin olacak. Abin her ikinizin kazancından yarı yarıya hak sahibi olup belirgin bir hissesi olmayacak. Bunu, sizi güven altında tutmak için ayrıca bir madde olarak hazırlattım. Babam ve abin şirket üzerinde hak sahibi olmayıp yine başında kalacak ve para kazanmaya devam edecekler. Akabinde; yönetim benim hazırladığım kurul tarafından mercek altında tutulacak. Baban imzasını attı, Erva ve sen imza atacaksınız.”

Şoka girmişti. Öylece durup gözlerini bile kırpmadan tane tane konuşan adamı dinlemişti. “Bunu neden yaptın?” dedi ayağa kalkıp kocasına doğru yürüdü.

Başını kaldırıp gayet rahat bir edayla baktı karısına. “Senin için, babanın iflas etmesi hoşuna gitmezdi sanırım, artı abinin şirketi yine kumarda kaybetmesini engellemek için. Baban ölene kadar bu şekilde gidebilir, abin sonra dava açarak hisseleri bölme hakkına sahip. Şimdilik itiraz etmedi.”

Gözlerini birkaç kez kapatıp açtı Efruz. Ne kadar da rahat söylüyordu. “Anlıyorum ama… Aslında anlamıyorum. Babam buna nasıl izin verdi? Beni para için buraya göndermedi mi? Bu ne? Nasıl bir çelişki bu?”

Dosyayı bırakıp ayağa kalktı. Uzun boyuyla Efruz’a tepeden bakıyordu. “Baban hâlâ şirketin genel müdürü ve alacağı para ona rahat bir hayat sunacaktır. Nasıl veya neden, çok önemli değil. Senin, Erva’nın, annenin ve hak etmese de abin ve babanın itibarını korumaya çalışıyorum. Tekrar bir yanlışa düşmeleri kaçınılmaz.” dedi, çok sevdiği saçlara ellerini uzatıp kadının arkasına topladı. Kilitlilenmiş kadını dikkatle inceliyordu. “Yeterince makul mü?”

Kendini buraya gönderen babası belirdi birden aklında. Evli olduğunu bilmeden, tanıyor mu tanımıyor mu, ister mi istemez mi, diye sormadan bir tokatla mal gibi satıldığı an belirdi gözlerinin önünde. Babası şirketi elinden kaptıracak, evden gönderdiği kızının üzerine yaptıracaksa neden yaşamıştı tüm bunları? Kalbinde kabaran öfkeyi çıkaracağı yegane insan karşısında duruyordu. Çünkü tek kelime etmiyordu. Adamın ellerini itti yüzünden.

“Nereyi imzalayacağım?” dedi dosyayı masaya bırakıp.

Bir anda tekrar uzaklaşan kadına can çekişerek baktı. Bu işten nasıl kurtulacağı hakkında hiç bir bildiği yoktu. Dosyaya uzanıp sayfaları açtı. Kalem kutusundan bir kalem çekip uzattı. “Adının yazdığı her yeri imzala.” dedi sıkıntılı sesiyle.

Kartal’ın koltuğuna oturup hepsini tek tek imzaladı. Bitince de kapatıp ortaya doğru sürdü. “Bitti. Ben uyuyacağım, sana iyi geceler.”

Ayakkabılarını giyerek odadan çıktığında Kartal hiç bir şey söylemeden onu izledi. Başını iki yana umutsuzca salladı. Gerçeği söylemekle susmak arasında ince bir çizgide yol alıyordu. Söylediğinde her ne kadar yıkılacak olsa da kendine ne derece güven sağlayacağını bilmiyordu. Bu şekilde sessizce içine işlemek istiyordu oysa. Sussa Efruz’da dağılıyordu, kendisi de. Şimdi konuşsa ne yeri ne zamanıydı. Her şey daha fazla kötüye gidebilir, Efruz belki de onu hiç affetmeyebilirdi. Kılıç haklıydı; bindiği çarkın ucu gerçekten de çok boktan bir yerde durmuştu.

Uzun bir süre odada dönüp durup bir karara vardı. Bir süre daha suskunluğuna devam edecekti, ama olmuyorsa onu da kendisini de daha fazla yıpratmaya hakkının olmadığını kendine itiraf etti. Düşünerek çıktığı odasına sessizce girdi. Örtünün altına uzanmış olan kadının uyumuyor olduğuna emindi. Onun kadar hareketli birinin bütün gün evde olup yorulup uyuması aklına sığmıyordu.

Üzerini değiştirip ayakta bir süre onu izledi. Sırtını gördüğü kadınla yatağa küs ya da kırgın girmeyi istemiyordu. Yavaşça yanına uzanarak burnunu Efruz’un saçlarına sokup kokusunu içine çekerek gevşemeye çalıştı ve başarılı oldu. Yatağın içinde kayarak başını kadının çıplak sırtına yasladı. Kollarını Efruz’a doladı. Uyuyor olmasa itiraz edebileceğini düşündü bir an.

Geceyi delip geçerken kalbine de uğramıştı Efruz’un sözleri. “Seni gerçekten çok seviyorum.”

Kartal kıpırtısız kalmış, hareket edememişti. Günlerdir duymadığı cümleyi duyuyordu ve en beklemediği yerdeydi.

“Ama unutamıyorum.” dedi kadın çatallaşan sesiyle. “Neden unutmam gerektiğini düşünürken bile yoruluyorum.”

Doğrulup kadını kendine çevirdi. Gri gözleri parlıyordu Efruz’un. Ağlamış olduğunu fark edince gözlerini yumarak nefesini bıraktı Kartal. Yorgunlukla başını yastığa devirirken Efruz’u da üzerine çekip sıkıca sardı iki koluyla.

“Unutman için elimden geleni yaparım, ama benim yanımda mutsuz olmana katlanamam. Ağlama!” Kömür karası saçları koklayarak öptü Kartal. Daha sıkı çekti kendine, sıkıca sardı. Yerine yerleşen toprak misali sokuldu adama Efruz.

“Mutsuz değilim. Seni anlamaya çalışıyorum, ama pek başarılı olamıyorum, hep bir yerde tıkanıyorum.”

“Seninle bir anlaşma yapalım.” dedi Kartal. Efruz başını kaldırıp baktı. “Ne gibi bir anlaşma?”

“Bu konuyu kapatalım, günü gelinceye kadar da açmayalım.”

“O gün gelecek yani..?” dedi Efruz yüzünü adamın göğsüne yasladı tekrar. Kartal’ın saçlarını okşamasıyla gözlerini kapattı.

“Yapabilir misin?”

“Denerim.” Tatlı bir rehavetin üzerine çöktüğünü hissetti Efruz. Gözleri yavaşça kapanırken ne söylediklerinden pişmandı ne de olduğu yerden.

🦅

Kahve sarı karışımı yeni saçlarına aynada baktığında yüzünün renginin daha da ortaya çıkmış olduğuyla sevindi. Yeşil gözlerine çektiği kalemi iyice belirtti. Dudaklarına renksiz parlatıcıyı da sürüp krem elbisesini giydi Selin. Laf anlatamadığı ama aslında pek de şikayet etmediği adamla kahvaltıya gidecek olduğu için heyecanlanıyordu. Yaşadığı çelişki bile onu seve seve kucaklıyordu. Kalbi şikayetçi değildi zanlıdan…

Adama karşı istemem yan cebime koy havası yapıyor olması Kılıç’ın ısrarcı tavrı hoşuna gittiği içindi. Feth edilmekten haz alıyordu ve abartmaması gerektiğini pekala biliyordu. Dalga verdiği saçları eliyle kabarttı. Artık hazırdı ve zilin sesi kalbini hoplatmaya yetmişti. Heyacanla açtığı kapıda hiç beklemediği adamla burun buruna geldi.

“Aydın.” dedi şaşkınlıkla. Efruz’un abisinin kendi kapısında ne aradığını merak etti.

Aydın genç kızı kaşları havada tepeden tırnağa süzdü. Gözlerindeki beğeni dolu ifadeler kızın gözlerine ulaşınca toparlandı. “Biraz konuşabilir miyiz, Selin?”

“Birazdan çıkmak zorundayım.” dedi Selin. Kılıç geldiğinde Aydın’ı evinde görürse ne düşüneceğini kestiremedi.

“Çok kısa…” diyerek ısrar etti Aydın.

“Tamam, içeri gel.” Kapıyı ardına kadar açıp genç adamı içeri aldı. Kapıyı kapatıp peşinden yürüdü. Eliyle işaret ettiği koltuğa gülümseyerek oturdu Aydın, Selin’de hemen karşısında yerini aldı. “Seni dinliyorum.”

Sıkıntılı hali elle tutulur olmuştu şimdi Aydın’ın. Değişen yüz hatları ve başını önüne eğmesiyle konuyu biraz anlamıştı Selin. “Efruze ile konuşmak istiyorum, ama beni eve almayacaklarını biliyorum.”

“Anladım, ama Efruz istediği kişiyi evine alabiliyor Aydın, hapiste değil.”

“Efruze’nin beni görmek isteyeceğini düşünüyor musun gerçekten?” dedi üzgün gözlerini genç kıza kaldırdı. “Olanların tek suçlusu benim, benim yüzümden oldu her şey. Eğer Koray’ın oyununa gelmemiş olsaydım bunların hiç biri olmazdı.”

“Açık konuşmak istiyorum Aydın, çok üzgünüm ama kendini suçlamakta haklısın. Lakin sadece seni değil pek çok kişiyi kandırdı. Ustaca hazırlamış oyununu. Efruz’a gelirsek benden ne istiyorsun?”

“Evinin telefonu olabilir, cep telefonu olabilir veya benden haber götürebilirsin, bunu yapabilir misin?”

“Telefonlar için bir şey söylemek istemiyorum, ama onu görmek istediğini iletirim.” dedi Selin gülümseyerek.

Aydın genç kıza baktığında bir şey fark etti. Evlerine her gün gelip giden bu kızın güzelliğini daha önce nasıl fark edemediğini sordu kendine. Dönüp bir kez bile alıcı gözle bakmadığı Selin’in bir içim su tabirine en yakın kadın olduğuna gözleriyle şahitti şimdi.

Uzun bakışlardan rahatız olan Selin ayağa kalktı. “Kusura bakmazsan benim verilmiş bir sözüm var ve az sonra buraya gelecek. Seni burada görmezse benim içinde senin içinde çok iyi olur.”

Aydın yavaşça ayağa kalktı. Bu gelecek olan belli ki bir erkekti, onu anlamıştı. İçinden kendi kendine geç kalmış olmasına kızıp içerlendi. “Elbette, seni zor durumda bırakmak istemem.”

“Teşekkür ederim. Senin için Efruz’la konuşacağım.” deyip adama yol açtı. Önden yürüyerek kapıya varana kadar Aydın kızın ince bedenini süzmüştü. Alımlı genç kızın kendine has bir havası vardı ve Aydın’ı etkilediğini bilmiyordu. Kapının kolunu indirip adama döndüğünde kapıda olması gereken son adamı ilk gören kişi Aydın olmuştu. Selin adamın büyüyen gözleriyle döndüğünde kırmızı görmüş boğa misali kulaklarından hayali dumanlar çıkaran Kılıç’ı gördü. Nasıl tepki vereceğini bilemeden Kılıç’ın iki elinini havada uçarken görmüştü. Aydın’ın yakasına yapışan ellere asıldı hemen. “Kılıç yapma!” dedi.

“Senin burada ne işin var lan şerefsiz?” diye bağırdı adama.

Aydın göz devirip yakasındaki elleri indirmeye çalıştı ama pek başarılı değildi. “Selin’le konuşmaya geldim, gidiyorum. Çek ellerini.” Beklenen adamın Kılıç olmasına şaşırmıştı ama belli etmeden hemen toplamıştı düşüncelerini.

“Gelme! Konuşma!” deyip adamı kapıya çevirip itekledi. “Defol git.”

Selin dişlerini sıkmış tek kelime etmeden Kılıç’a bakıyordu. Yanlış yapmış olabilirdi belki Aydın ama Efruz’un abisiydi ve buraya kardeşiyle görüşmesine yardım istemek için gelmişti. Bu olanları hak edecek bir şey yapmamıştı ki; O misafiriydi.

Aydın’ın yüzüne kapıyı resmen çarptı Kılıç. Öfkeyle Selin’e döndü. “Niye eve alıyorsun bunu?”

“Sana ne?” deyip az önce onun için özenle yaptığı saçlarını savurup hızla adamın yanından ayrıldı. Kaşları havada salona doğru yürüyen kızın ardından baka kaldı Kılıç. Ardından yüzünü buruşturarak kızın peşine düştü. “Ne demek sana ne Selin? O bir pislik ve ben senin etrafında görmek istemiyorum.”

Dönüp parmağını adama salladı kız. “Olabilir, ama Kartal’ın kayınbiraderi bu ne demek Efruz’un da abisi. Onun yaptıklarını savunmuyorum elbette, ama benim evimde bu şekilde davranman hiç hoşuma gitmedi.”

“Ne yapmamı önerirdin? Çok medeni bir şekilde elini sıkıp ‘ah gidiyor muydun, kalsaydın’ dememi mi?” dedi sinirle konuşan adam. “Ben… Ben bunu yapacak en son kişiyim? Hem sen yalnız yaşayan bir kadınsın, senin evinde ne işi var bekar adamın?”

Kaşları havalandı kızın. Gözleri kısıldı. “Sen evli misin yoksa?” dedi bir çırpıda.

“Ne evlisi?” dedi gözlerini küçültüp genç kıza baktı. Anlamamıştı.

“Bekar adamın ne işi var demedin mi? Sen nesin peki? Ayrıca burası benim evim ve kimi istersem de onu alırım evime.” deyip kollarını göğsünde bağlayarak yan döndü Selin.

Kız burada haklıydı. Selin baştan sona haklıydı ama bunu kabul edecek bir Kılıç yoktu. Kızın yan profiline bakıp keyiflendi. Kendisi bir deliydi belki ama Selin’de hiç az değildi sanki. “Sinirli Selin çok tatlı oluyormuş.” dedi kızın dibine kadar girip havalı saçlardan bir tutam aldı eline. Az önceye zıt sakin ve sevimli bir ses tonuyla konuştu. Saçlara bakan gözleri arada kızın kalkık minik burnuna kayıyordu.

“Sen beni hep sinirlendir bak ne kadar tatlıyım. En sonunda basarım sana tekmeyi görürsün kim tatlı kim acı.” Eliyle adamın elini itip uzaklaştı. Kılıç dertli bir nefes alıp dişleri arasında mırıldandı. “Efruz’un arkadaşı… Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Nerede benim uysal kızım?”

“Ne bır bır ediyorsun? Ben vazgeçtim, kahvaltıyı iptal et. Sende çek git.” deyip kendini büyük koltuğa öfkeyle bıraktı genç kız. Ayakkabılılarını çıkarıp bacaklarını altına topladı. “Tüm keyfim kaçtı.”

Kıza doğru bir kaç adım atıp karşısında durdu adam. “Ben ne yaptım şimdi Selin?”

“Çok kabasın, maçosun ve gereksiz yere tadımızı kaçırdın.”

“Bunların hepsini şimdi mi yaptım? Vurmadım bile.”

“Vursaydın bir de. Ne gerek vardı adamın yakasına yapıştın?”

“Sen bana Aydın’ı mı savunuyorsun?” diyen Kılıç şimdi gerçekten öfkelenmeye başlamıştı.

“Aydın, Ahmet veya Mehmet, benim etrafımda her zaman birileri vardır. Hepsinin yakasına mı yapışacaksın?”

“Evet.” dedi Kılıç tüm kararlılığıyla kıza tepeden bakarak.

Ayaklarını indirip hızla adamın karşısına dikildi Selin. “Olmaz! Bana güvenmiyorsun demek olur bu.” Söze girecek adamı eliyle susturdu kız. “Hiç bana ‘ben sana güveniyorum ama onlara güvenmiyorum’ falan deme, yemezler. Seni anlamıyorum Kılıç.” dedi tükenen nefesiyle. “Bunlara ne gerek var?”

“Seni kıskandım, ama senin olayı getirdiğin yer bambaşka.” Tane tane sessiz bir tonda sarf ettiği sözlerle kızı etkilemişti ama kendisi işittiği sözlerin ağırlığı altında kalmıştı. “Sana göre biri değilim, bunu mu söylemeye çalışıyorsun?”

Gözleri, aniden kapıldığı paniği ele vermişti Selin’in. Bu şekilde anlaşılmak istememişti ama konuştuğu sözlerin bu kapıya çıkıyor olduğunu yeni fark ediyordu. “Hayır, bu şekilde düşünme!” dedi adama birkaç santim yaklaşıp. Ona dokunmaya cesaret edemiyordu. Aralarındaki gelişmemiş ilişki buna izin vermiyordu.

Kılıç onun gibi düşünmüyordu. Duydukları umrunda bile değildi ama bunu söyleyenin Selin olması dokunmuştu. “Ne şekilde düşünmeliyim? Kaba saba biri olduğumu açıkça izah ettin.”

Tükenen nefesiyle bedeni gevşedi genç kadının. Gözlerini bir saniye kapatıp açtı.  Karşısındaki adamın bakışları onu kırdığını söylüyordu. “Afedersin, ileri gitmiş olabilirim, ama sende hiç başka bir düşünceye mahal vermiyorsun. Yine de amacım seni kırmak değildi.” Adamın yüzünde oluşan ufak sırtımaya kaşlarını çattı Selin. Hiç sağı solu da belli olmuyordu adamın.

“Benim kim olduğumu biliyorsun. Ben kumarhane sahibiyim. Benimle pembe düşler kurmanı yasaklıyorum. Sakın benden kibarlık bekleme, kimseye karşı. Ben sabırsız bir insanım, bir an da öfkelenebilir, hemen değişebilirim de.”

Gözleri ağzı ile açılarak bir adım geriye giden kızın dehşete düşmüş haline gülümsedi Kılıç. “Çok mu şaşırdın, yoksa korktun mu?”

“Hiç biri. Senin bu yüzsüzlüğüne hayret ediyorum. Şu an bana benimle ilişkini bitir diyorsun. Evet, resmen bunu açık bir dille anlatıyorsun.”

Başını iki yana salladı adam. Yüzünde tatlı bir hal, dudakları büzülmüş bakışları sevimlileşmişti. “Ah Selin, sen beni hiç anlamamışsın ki. Ben sana bunları anlattım evet ama; elinde olan mal bu, alışsan iyi edersin, beni böyle seveceksin. Hadi şimdi gidelim kahvaltı edelim. Bugün hafta sonu, seninle çok eğleneceğiz.”

Her an düşünceleri, bakışları değişen kızın bir şoktan çıkıp diğerine girişini gülüşü büyüyerek izliyordu Kılıç. Adam hiç Selin’in hayallerindeki prense benzemiyordu ama zalim öyle güzel gülüp, bakıyordu ki, kızın aklından hayallerine hiç ulaşamayacağı geldi geçti.

“Çok yüzsüz bir adamsın. Seninle geleceğimi de nereden çıkardın? Bu konuşmanın üzerine keyifle vakit geçirmek mi, bırak Allah aşkına. Ben gelmiyorum.” deyip arkasını dönerek koltuğu tekrar oturma çabası boşa çıkmıştı.

“Ben anlatamadım ki derdimi.” deyip eğildi ve yerdeki ayakkabıları eline aldı Kılıç. Doğrulup kızı bileğinden çekiştirmeye başladı. “Beni zorla götüremezsin. Zorba mısın sen? Yıktın hayallerimi Kılıç. Seni hiç böyle tahmin etmemiştim.”

Durup geri döndü adam. Hayır öfkelenmeyecekti. O kendini frenlemekte üstün başarı kazanmış biriydi. “Sen benden hoşlanmıyor musun?” diye pat diye sordu adam. Kız ne diyeceğini bilememişti. Sağına soluna bakınıp dudaklarını ıslattı. Başını yana yatırıp adamın gözlerine bakmaya mecbur hissetti kendini. Kılıç ondan gelecek cevaba göre hareket edecekti. Gözlerini bile kırpmadan kızın yeşil gözlerine odaklandı.

“Hiç bir artın yok.” dedi Selin. Adamın umutları suya düşmek üzereydi. “Ama hoşlanıyorum. Beni nasıl etkilediğini de bilmiyorum. Hep böyle mi olacaksın?”

Adamın gülümsemesi yüzüne dağılırken iyice genç kıza döndü. “Bilmem, belki sen beni değiştirebilirsin.”

“Evet, bu iyi bir fikir. Seni kendi istediğim gibi biri haline getirebilirim.”

Ayakkabıları yere bırakıp kızın giymesini bekledi. “Makul şartlar olursa sevinirim. Ben hâlâ bildigin adamım ve tek değişikliğim sana karşı davranışlarım olur. Bence beni fazla zorlama.” Çantasını ve telefonu alan kızın elinden tutup çıkışa yönlendirdi.

“Kesinlikle sıkılmayacaksın Selin. Hayat benimle o kadar hızlı akacak ki; Benimle uğraşamayacak kadar yorulacaksın.”

“Aksiyon severim.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!