21.Bölüm

İyi okumalar güzel insanlar…

                               🦅

Kocasının banyoda oluşuyla elini uzattığında havalanarak gelen tarağı avuçlarının arasına aldı. Kendi yaptığına yine kendisi gülümsedi. Kartal’ın bunu ne zaman fark edeceğini bilmiyordu elbette, ama ona söylemek-şimdilik -istemiyordu. Kartal karısının dogaüstü güçlere sahip olduğunu bilse ne düşünürdü kestiremedi, ama umrunda da degildi. Sonuçta O da kendinden bir şeyleri gizliyordu. “Kısasa kısas,” diye mırıldandı.

Saçını taramayı kesip göz kalemini düşündüğünde kalem de tarak gibi eline gelmek için havalanmıştı ki banyonun kapısı açılınca havadaki kalemi sinek kovalarcasına bir hareketle yakaladı. Bir nefes bırakıp hiç bir şeyden haberi olmayan adama aynanın yansımasından baktı.

Keyfi yerinde olan kocasının az sonra keyfini bozacaktı. “Benim, babamın evine gitmem gerekiyor,” dedi bir çırpıda. Tişörtünü başından geçiren Kartal’ın kolları havada kaldı ve usulca indi. Bedenini saran tişörtün eteklerini eliyle düzeltirken karısına sert gözlerle bakınmayı ihmal etmedi.

“Neden?” dedi adım adım yaklaşırken. Efruz kalemi bırakıp Kartal’a döndü. “Çünkü bazı kitaplarım ve notlarım orada kaldı ve bunlar benim için gerçekten önemli.” Yıllarca edinmiş olduğu güçleri kelime kelime not almıştı. Okuduğu kitapların bazıları yabancı dildi ve Efruz onları bizzat sahibinden almıştı.

“Yenilerini alırız, notlarını tekrardan yazabilirsin,” dedi Kartal, hiç ikna olmuyordu ve bu ses tonundan belliydi.

“O kitaplar benim için çok değerli, gerçekten. Ben o kitapları kaç ülke gezerek topladım bilemezsin, yani satılmıyor. Eğer satılıyorsa bile bir daha bulmam çok zor ve hemen istiyorum onları.”

Kafası karışmış olan adam kitapların neden bu kadar değerli olduğunu merak etmişti. Her türlü kitaba ulaşmak mümkündü oysa. “Ne kitabı bunlar?”

Parapsikoloji, Psikokinezi, Levitasyon, Astral seyahat ve telepati, Prakamya, İçitritva, Sohtart, Demateryalizasyon, bunların hangisini anlatmalıydı? Anlatabilir miydi onu da bilmiyordu. Kesin karısının bir büyücü olduğunu düşünecekti Kartal. “Hepsi yabancı dil canım, tarih, felsefe, dinler tarihi falan… Çin, Paris, Amerika gibi ülkelerden topladım. Biliyorsun ki ben bir de tekke edebiyatı mezunuyum, sadece meraktan yani, ama onlar benim için çok değerli.”

İkna olmamıştı ama Efruz’u da kıracak değildi. “Evinizde biri vardır sanırım, onu ara toplasın ben aldırırım. Senin gitmeni istemiyorum.”

Ağzını açacağı esnada durdu. İlk önce neyi savunacağını düşündü. Babasını mı? Hayır…

“Söyle, içinde kalmasın,” dedi Kartal. Kızın yine aynı şeyleri düşündüğünden emindi. Dudaklarını sıkı sıkıya birbirine bastırıp kapattığı gözleriyle başını olumsuzca salladı. Tuttuğu soluğunu bırakıp adamın yanından ayrılmak için adım attı. “Tartışmak istemiyorum. Sen bana ceza veriyorsun ama benim buna kanmak gibi dertlerim yok. Dediğin gibi olsun, anneme söylerim O halleder.”

Odadan çıkan kızın peşinden giderek yetişti Kartal. Kamil Duman’ın adı geçince bile deli damarı kalkıyordu. Efruz kırılgan bir yapıya sahip değildi ama çok fazla da zorlamaya gelmiyordu. Merdivenlerin başında yakaladığı kadını koluyla sarıp kendine çekti. “Sana ne diyeceğim,” dedi oldukça sakin bir ses tonuyla.

Kartal’a dönmemişti. Bazen gerçekten onu görmek bile istemiyordu. Bunun nedeninin ne olduğu açıktı; Kartal ile aralarında sessiz bir savaş vardı. Sadece sessizlikten ibaret çığlık çığlığa bir savaş. “Ne diyeceksin?”

“Annemlerin yanına gidelim mi? Oradan da İzmir’deki evimize geçeriz, biraz tatil iyi gelebilir ikimize de, ne dersin?”

“Bu evde tıkılıp kalmaktan iyidir, kabul ediyorum.”

Keyifle gülümseyen adam basamakların bitiminde kızın omzunu bırakıp elini tuttu. Bahçeye hazırlanmış olan kahvaltı masasına doğru sürükledi kadını.

“Peki senin yapman gereken işler yok mu? Senin gibi birinin boş vakti olduğunu hiç sanmıyorum.”

“O işi benim yerime Selin hallediyor,” diyerek Efruz’un sandalyesini çekti. Kızın oturmasıyla kendisi de hemen çaprazına yerleşti. “Nasıl Selin, Selin’le ortak mı oldunuz?” diye sordu ve oldukça şaşkındı. Bir kaç gündür Selin’i görmüyordu ve bildiği bir konu değildi kocasının dedikleri.

“Ortak demeyelim de, olursa hissedar olur ancak.” Kartal sinsi bir gülüşle Efruz’la dalga geçiyordu ve kadın bunu hâlâ fark etmemişti.

Gözleri kısılan Efruz adamı okurcasına baktığında, eğlenen ifadesiyle kendini ele veren Kartal’a göz devirdi. “Sırıtma hemen, dolambaçlı konuştun yoksa anlardım.”

“Hiç şüphem yok.” dedi gülümseyen adam.

“Kes şunu!” Dişleri arasından fısıldayan Efruz önüne döndüğünde Kartal’da gelen uyarı ile ağzına fermuar çekmişti. “Selin ile Kılıç zor hatta çok zıt insanlar, ama olur mu? Olur.”

“Olacak gibi. Kılıç Kıbrıs’a dönemiyor, bu da benim işime gelmiyor desem yalan olur.” dedi Kartal.

“Fırsatçı.”

“Her zaman…”

                                🦅

Kahvaltıdan sonra valizlerini hazırlamak için odalarına çıkacakları anda Kartal’ın telefonuyla ikisi de durdu. Kaşları çatık telefonuna bakan kocasının haliyle son attığı adımı geri aldı Efruz. “Kim?” diye sormaktan kendini alamadı.

“Adamlarımdan biri, sen çık istersen ben geliyorum.” diyerek arkasını döndü Kartal ama Efruz’un gitmek gibi bir niyeti yoktu.

“Nerede? Tamam sen ayrılma peşinden gelsin bırak.”

Kim geliyordu ve neden o gelen kişi rapor ediliyordu. Sıkıntıyla dönen Kartal karşısında hiç gitmemiş olan karısıyla göz göze geldi.

“Kim geliyor?”

Söylemek ve söylememek arasında kalmıştı ama tercihini açık olmaktan yana kullandı. “Koray, eve yaklaşmış birazdan burada olur. Eve girmesi söz konusu bile değil Efruz merak etme,” dedi ama sıkıntısı yüzünden okunuyordu adamın.

“Sen onun peşine birini mi taktın?” Bundan haberi yoktu Efruz’un. Kartal’ın dediği kadar tehlikeli biri olduğunu sanmıyordu ve bu yaptığı saçma gelmişti.

“Bize yaklaşmaması için ve işe yarıyor görüyorsun.”

Kalktığı sandalyeye geri oturdu Efruz. “Geldiğinde içeri al! Ben konuşacağım,” dedi kararlı ve itiraz kabul etmeyen bir tonda.

Kendisinin görmesini istedi. Gördüğünde belki inancı artacak biraz da olsa haklı olduğunu anlayacaktı. Bu ayağına gelen fırsatı geri tepmek istemediğinden, “Tamam.” dedi.

Yavuz’un yanına yürüdü. Bahçe kapısından çıkıp etrafına bakındı. Her zamanki gibi şahin bakışlarıyla etrafı kolaçan eden adam patronunu görünce hızla yanına geldi. “Koray buraya geliyor. Gelindiğinde üzerini arayın! Sen eşlik et, içeri getir.”

Yavuz tek kelime etmeden başını eğdi. Diğer adamlara hazır olmalarını söylemek için yanından ayrıldı. Evin bahçesine geri dönen Kartal uzun zamandır ihmal ettiği dostu Payidar’ın yanına gitmeye karar verdi. Bahçenin büyüklüğünü seviyordu genç adam. Güzelliğine önem veriyor, özen gösteriyordu. İlginçti ki Efruz henüz bu evde iki Kartal ile yaşadığından habersizdi. Öyle görünüyordu, görmüş olsa ya sorardı ya da kesin bir Kartal ile daha yaşamak istemediğini dile getirirdi. Kim bir Kartal ile yaşamak isterdi ki? Eğer kocası bir Kartal sevdalısı değilse…

Belki tanıştırma vakti gelmişti.

Köşede sarmaşıklar arasındaki büyük tel yuvaya yaklaştı. Kapağı her zaman açıktı kafesin, ama Payidar evini çok seviyordu. Yine de uçmak onun doğasında vardı ve çıktığında yükseklerde, gökyüzünün tadını alana kadar inmiyordu.

Payidar Kartal’la küçük oyunlar oynamaya bayılıyordu. Sahibini çok seviyor ve onu adeta anlıyordu. Ciğere bayılıyor ve kendine bir av aramak zorunda kalmadan yemeği önüne geliyordu.  Payidar hayatından oldukça memnundu.

Sahibi gören Payidar kafesinde kanatlarını iki yana açarak selamladı Kartal’ı. “Çok tembelsin Payidar. Benim olmadığım zamanlarda hiç çıkmıyorsun yuvandan.” Hayvanla muhabbet etmeyi bile özlemişti genç adam. Elini kafese daldırıp Payidar’ın bileğine çıkışını gülümseyerek izledi. Adamın kolundan omzuna doğru tırmandığında Kartal küçük dostuna başını çevirdi. “Sen Efruz ile tanışmadın sanırım. Ona küçük bir oyun oynaya hazır mısın?”

Beyaz başını gökyüzüne kaldırdı Payidar. Kancalı gagasını bir kez açıp kapattı. Bu belki bir evetti. Belki de değildi, ama Kartal hayvanın kendini anladığını düşünüyordu. Efruz’un bıraktığı yerde olduğunu düşünerek bahçenin yemek yedikleri tarafını ilerledi ama kadını orada göremedi.

Evin diğer tarafına, havuz başına gitmek için patika yolu takip etti. “Eve mi girdi?” diye kendi kendine sordu. Neyse ki havuz başında şezlonga uzanmış kadının rahat haline şahit oldu. Aslında aklında deli bir karmaşanın olduğundan emindi Kartal. Haklı olarak sürekli içinde olduğu dünyayı düşünüyordu Efruz. İçinden çıkamadığına da emindi Kartal.

Başını yana çevirip Payidar’a fısıldadı. “Uçuyorsun, bu bir emirdir! Havada bir kaç tur atıp Efruz’a doğru iniş al.” Kolunu uzattığında yavru Kartal’da adamın kolunda yerini aldı. “Aferin, sucuğu hak ettin. Hadi git,” dediğinde harekete geçen hayvan, uzunluğu bir metreden biraz fazla olan kanatlarını gökyüzüyle buluşturdu. Kartal’da sırıtarak evin köşesine sindi.

İçinden çıkamadığı düşüncelere yenilerini ekleyerek patlamak üzere olan beynini az da olsa dinlendirmek istemişti Efruz. Güneşin sıcaklığı tüm bedenini gevşetiyordu. Bunu seviyordu ama bronzlaşmaktan da nefret ediyordu. Sadece beş dakika diyerek uzanmıştı. Koray gelinceye kadar ona söyleyeceği sözleri aklında toparlamaktı niyeti. Peşini bırakması için her şeyi söyleyeceğine emindi çünkü bu eve sözde onun yüzünden tıkılmıştı. Kocası da yanıldığını görecekti.

Hırçın bir sesin kulaklarını doldurmasıyla gözlerini açtı. Bu sesi birkaç kez daha duymuştu daha önce. Ama bu sefer oldukça yakından geliyordu. Gözlerini etrafta gezdirdi ama hiç bir şey yoktu. Bir kez daha duyduğu sesle başını kaldırdı. Dehşetle açılan kurşuni gözleriyle yattı yerden hızla doğruldu. Elini gözlerine şapka misali kaldırıp yanılmış olduğunu anlamaya çalıştı. Daha da büyüyen göz bebeleriyle ayağa kalktı. “Kartal…” diye mırıldandı. Elinde olmadan gülümsemişti. “Kartal’ın evinin üzerinde serçe uçacak değil ya,” dedi. İlginç bulduğu için dudaklarını büzdü. “Da neden eve bu kadar yakın uçuyor, aç mı acaba?” kendi kendine sorduğu sorular havada kalıyordu. Bir dakikaya yakın bir süre ellini gözlerine siper edip izledi hayvanı.

Kanatlarını sonuna kadar açmış inişe geçen kartalın kendine doğru gelişiyle bir adım geriledi. Hayvan kendine doğru gelirken korkuyla bir adım daha geriledi. Kartal gizlendiği yerden çıkarak karısına yürüdü. Yüzünde kocaman ve hain bir gülümsemeyle…

Bir kartal ona ne yapabilirdi ki? Yapabilir miydi her hangi bir şey? Gözleri korkudan büyüklüğünü derinleştirirken elini havaya kaldırdı. El ayasını Payidar’a doğrulttuğunda  hayvanın kendine bir kaç metre kala havada takla atarak ve can hıraş bir ötüşle havuza düşmesine neden oldu. Payidar ayaklarını suya değdirip bir acı ötüşle daha kanat açarak havuzun yanına uçtu. Islanan kanatlarını açarak çırptı.

Kocası gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuş bir halde bir adım daha atamadı. Karısı ile havuz kenarındaki Payidar arasında gidip gelen bakışlarını en son yavru kartal üzerinde tuttu.

En fazla gelip Kartal’ın omzuna konacaktı Payidar. Bir kartalın bu hale gelmesiyle adam şok olmuştu. Göğsü inip kalkan karısına çevirdi bedenini. Kendine dönen kurşuni gözlerle abartmış olduğuyla pişmanlık duydu. “Efruz,” diyerek kadının yanına vardığında Efruz’u çekip kendine sardı. “Çok özür dilerim, ben bilemedim. O benim, bizim. Sana hiç bir şey olmayacaktı,” dedi kadının saçlarına öpücükler bırakırken.

Kendini geriye çeken Efruz kocasına inanmazcasına baktı. “Bizim mi, evde Kartal mı besliyorsun! Ve bundan benim haberim bile yok!”

Kızın yüzünü ellerine arasına alan adam dudaklarına minik bir kaç dokunuş daha bıraktı. Efruz’un şaşkın hali karşı koymasına engel olmuştu. “Zararız o, gerçekten. Seni tanıştırmak istemiştim.” Başını hâlâ kanat açan kuşa çevirdi Kartal. “Ama ne oldu anlamadım, beni çok iyi tanır ve yanıma gelecekti, bundan emindim.”

Bu sefer yakalanmış olmasıyla büyüdü Efruz’un gözleri. Kartal’la ilgili her gün yeni şeyler öğreniyor olmasının bir açıklaması var mıydı? Bilemedi ama güçlerine güç katan bir şey olduğu su götürmez bir gerçekti. “Demek ki iyi eğitmen değilsin. Hayvanın yüzesi gelmiş.” dedi.

Alınmış gibi bakan Kartal, Payidar’a döndü. “Sana doğru uçmasını söylediğimde beni anlayacak kadar iyi eğitmiştim. İzle!” diyerek Efruz’dan bir adım uzaklaştı. “Yanıma gel Payidar,” dedi kuşa sevimli bir tonda. Hayvan bir kaç kez daha kanat açıp havalandı ve gökyüzüne çıktı.

Dudağının ucu hafifçe yukarı kalkan Efruz kocasının mat oluşuyla keyiflendi. Payidar artık Efruz’a hiç yaklaşmayacaktı. “Ne oldu paşam, seni dinlemedi?”

Eli başına giden adam kafası karışık bir şekilde düşünerek saçlarını kaşıdı. “Bir sorun var ama ne?”

“Beni korkudan ölürecektin Kartal! En büyük sorun bu!” dedi üste çıkarak hem yalanda sayılmazdı. Kartal karısına dönüp tekrar yüzünü elleri arasına aldı. “Yemin ederim böyle olmayacaktı. Ben sana kıyabilir miyim Efruz…”

Adamın ellerini iterek aralarından kurtuldu. Evin açık sürgülü cam kapısından içeri yürüdü. “Bilemiyorum. Bunu kenara yazdım, gece yastıkla falan boğmazsın inşAllah.” derken kahkaha atmamak için elini ağzına kapattı. Ardından gelen adamın kıskacı altına girdi tekrar. Bedeni kendine hep ihanet ediyordu. Girdiği kolların sahibine kendi kolunu sardı. İçindeki keyifle boş bulunmuştu ama geri çekmekte istemedi. Ona dokunmayı seviyordu.

“Seni nefesimle boğarım Efruz, dudaklarımda can verirsin. Bu ikimiz içinde en iyi ölüm şekli olabilir,” dedi kadının başını tek eliyle kaldırıp dudaklarına iyice sokuldu. Talan edene kadar da bırakmadı. Boynuna dolanan ellerin verdiği hazdan bile haz çıkaran adam devamının kesinlikle yatak odasına bitmesine kararlıydı. Nefesi tükenen kızdan bir kaç milim öteye çekildiğinde fısıldadı. “Bunun gibi.”

Bedeninde ve ruhunda yükselen ateşin varlığı Efruz için tüm özgürlüklerden daha üstün bir duyguydu. Kartal’ı her gün daha fazla sevmesinin bir nedeni olmalıydı. Adam kendine esir ediyordu, bedenine değil ruhuna da takmıştı pençesini. “Öldür beni.” Gözleri kısılan adamın belinde duran eli sıklaşmış kendine karıştırmak istercesine çekmişti kızı.

“Zevkle.” Kartal dokunamadan Efruz canını oracıkta verebilecek kadar tutkuyla saldırdı adamın dudaklarına. Ve aynı hızla geriye çekildi. “Bizim bir misafirimiz gelecekti,” deyip adamın kollarından çıkmaya hazırlandığında Kartal göz devirdi. “Gereksiz biri, kovarız gider,” deyip kızın bileğinden tuttu.

“Zaten gidecek. Cemile ablaya yakalanırsak utançtan yerin dibine girebilirim,” deyip bileğini de kurtardığı anda kadının sesi duyuldu.

“Kartal beyim.” diyen kadının sesi kendilerine yaklaşıyordu. Efruz bilir edasıyla adama göz kırptı. Kadına hakkını teslim ederek soluğunu tazeledi. “Alırım hakkımı nasıl olsa.” Elini havaya kaldırıp parmaklarını büktü. “Bu pençeler seni bırakır mı sanıyorsun?”

Dudaklarını büzen genç kadın, “Cık” dedi dişleri arasından. “Bırakmıyor ne pençeymiş, babanda mı pençe yapardı?”

“Hayır, dedem yapardı. Benim büyük dedem çelik ustasıydı. Şimdi gidip şu gereksiz adamla konuşalım, sözden anlamayacağını bile bile.” Kadının elinden tutup kapıya yürüdüklerinde Cemile çıktı önlerine. “Misafiriniz varmış beyim.” dedi.

“Tamam abla, sağ ol,” dedikten sonra karısını da ardından çekip ön bahçeye çıktılar. Bahçenin içinde bile sayılmazdı Koray. Yavuz kapının önüne dikmişti adamı. Ardında her ihtimale karşı dimdik duruyordu.

İkisinin el ele kendine geldiğini gören Koray dişlerini sıktı. Neden Efruz adamın elini tutuyordu? O buraya zorla getirilmişti. Şiddet  bile görüyor olabilirdi. Hayatından hiç memnun olmaması gerekiyordu. Günlerdir kafayı yemişti Koray. En son çareyi buraya gelmekte, Efruz’u bu adamın elinden kurtarmakta bulmuştu. Efruz isterse yapabilirdi. Efruz Koray’a aitti. Koray bunu biliyor, bunu söylüyordu ve kimse onu bunun aksine inandıramıyordu.

Karşısında duran Koray’a baktı Efruz. Hali perişan bir durumdaydı. Saçı sakalı birbirine girmişti. Kendinden vazgeçmiş bir hali vardı. Onun için üzüldüğünü duyumsadı Efruz. “Neden geldin Koray?” dedi adamın halini incelemekten vazgeçip yüzüne odaklandı.

“Tabii ki seni almaya geldim Efruze.”

Efruz göz devirdiğinde yanında kıpırdanan kocasının Koray’a doğru attığı adımı fark edip adamın koluna sarıldı. “Kartal,” dedi yapmamasını izah eden ifadesiyle. Kartal ona bakmıyordu ki. Dişleri birbirine girmiş adamın, Koray’ı öldürecek bakışlarını fark etti. Adını anmayacaktı Koray. O pis ağızdan sevdiği kadının adı çıkmamalıydı.

Koray kendinden çok emin gülüşüyle Kartal’a sırıtıyordu. ‘Adını ağzına almayacaksın.’ sözleri gelmişti aklına. Koray canına susadığından bi:haber çelişkili ruh haliyle öylece bekliyordu.

“Sen ne hakla beni almaya geliyorsun Koray?” dedi Efruz. Kartal her an zıvanadan çıkabilirdi ve onu burada durduracak bir Allah’ın kulu yoktu. Kocasının önüne geçip sırtını adamın göğsüne yasladı.

Koray’ın silinen sırıtması boş bakışlara dönüştü. “Ne demek ne hakla? Bu adam seni buraya zorla getirdi. Evlendiğinize de inanmıyorum. Söyle sana ne yaptı?” dedi çocukça bir ifade belirmişti yüzünde. Her an farklı biri olabiliyordu. Anlık değişen ruh hallerine Efruz aşina idi ama Kartal dikkatle izliyordu adamı.

“Saçmalama Koray! Kocam O benim. Beni buraya zorla getirmedi. Hem sen bana ne hakla hesap soruyorsun ki? Sana ne! İstediğimi yaparım. Kartal’la evli olmasam seninle mi evlenecektim?”

“Tabii ki evet,” dedi Koray.  “Yalan söylüyorsun, inanmıyorum sana! Evli olamazsın. Sen bu adamı tanımıyorsun bile. Sen… Sen,” dedi inanmaya başlıyordu ve panik hali oluşmuştu şimdi de. Elini ensesine götürüp kaşıdı. Yüzü bir ara öfke daha sonra masum bir hale girdi.

Kartal derin nefes verdi. Susmayı tercih etmesinin tek nedeni karısının Koray konusunda yanıldığını anlaması içindi. Biraz daha perçinlemek istedi içinde bulundukları durumu. Kolunu Efruz’un boynuna dolayıp iyice kendine bastırdı ve yine tek kelime etmedi.

“Ben onu önceden de tanıyordum. Buraya gelişimin başka biriyle ilgisi yok. Bak! Ben sana her zaman benden uzak durmanı söyledim. Seninle benim aramda hiç bir şey olmadı. Ben sana bunu hep anlatmaya çalıştım ama sen anlamamakta ısrar ettin.”

Kıza doğru bir adım attı Koray. Kartal arkasına doğru bir adım geriledi karısıyla. Ve tek kelime etmedi.

“Babandan satın aldı O seni!” diye bağırdı Koray. Efruz gözlerini kapattı. Taş kesilen bedenini hissediyordu Kartal. Daha sıkı sardı. Kollarını sıklaştırdı. “İnanma ona,” diye fısıldadı karısına. Neye inanacağını şaşıralı çok olmuştu. Sorgulamayı da yavaş yavaş bırakıyordu. Kocası ona kraliçe gibi davranırken, her halükarda kulağına aşk sözcükleri sıralarken Koray dünya üzerinde inanacağı son insan bile değildi.

Koray duymuştu bunu. Kartal’a pis pis baktı. Öfke dile gelse ben Koray’ım diyebilirdi. İçine şeytan kaçmış tabirine uygundu yüz hatları. “Babandan satın aldı seni. Her şeyine karşılık seni istedi. Bende oradaydım. Bana inanmak zorundasın,” diye haykırdı Koray.

Efruz hiç bir şey bilmiyordu. Hiç bir detaya hakim değildi. Hiç bir söze, anlaşmaya… Ama bildiği bir şey vardı; Kartal’a güvenen iki arkadaşı, annesi ve bir kız kardeşi vardı. Kendisi de o yolda koşar adım ilerliyordu. Birisi yanılıyor olabilirdi ama hepsi birden yanılamazdı.

“İster inan ister inanma Koray. Ben kocamı seviyorum ve onunla evliyim. Ne olduğu beni hiç ilgilendirmiyor. Evliyim ve mutluyum. Umarım bu seni son görüşüm olur. Hayatımda sana hiç yer olmadı ve hiç olmayacak. Git artık.”

Dişleri birbirine giren Koray ateş saçan gözlerini bir Kartal bir Efruz üzerinde gezdirdi. Burnundan aldığı solukların sesleri duyuluyordu. Yüzü kırmızı bir tona bürünmüştü. “Seni kimse alamaz kızım elimden! Sen benimsin, benim olacaksın!”

Çok farklı bir Koray vardı kadının karşısında şimdi. Bu yüzü ilk defa görüyordu. Bildiği bir ifade değildi bu. Ürktü. Sırtını yasladığı yere, kocasına sokuldu. Kendini saran adamın kasılan kollarının baskısını hissediyor ve bu ona güven veriyordu.

Koray’ın ani bir çıkışla kendine yaklaştığını gördü. Arkasını dönüp kocasına sarılırken Yavuz’un onu tutması Koray’a ait son görüntüydü. Gözlerini sıkıca yumdu ve başını adamın göğsüne sakladı. İki kolu da kızı sıkıca sarmıştı. Tepesine bırakılan öpücüklerle rahatlamaya çalışıyordu ama Koray’ın sesi kesilmiyordu.

“Alacağım seni! Benden kurtuluşun yok! Seni asla kimseye bırakmam! İster evli ol ister olma! Sen benimsin! Ucunda ölüm olsa bile gelip alacağım seni…”

Ses uzaklaşırken nefesini saldı. Yavuz’un kapıdan çıkardığı adamın sesi artık yoktu. İşte Kartal’ın aradığı fırsat ayağına gelmişti ve tam istediği gibi olmuştu. Ama karısının ürkmüş halini görmeseydi keşke… Eğer kendisi en başında bunları fark etmemiş, Efruz’un peşine düşmemiş olsaydı; Efruz korktuğu bu adamın gazabına uğrayacaktı. İçinden şükürler etti.

“Sıkma kendini, korkma! O sana hiç bir şey yapamaz,” dedi kadını kendinden ayırıp yüzünü avuçları arasına aldı. Burnunun ucuna dudaklarını bastırdı. Gri gözlerde gördüğü bakışlara yabancıydı. Efruz korkmuştu… Efruz hiç korkmazdı ki oysa. Hiç öylesi bir bakış hatırlamıyordu Kartal.

“Korkmam şimdiye ait değil,” dedi Efruz. “Ne olduğunu bilmiyorum ama bir an babamın beni ona satmış olacağı hissine kapıldım. Kanım dondu.”

“O çirkin sözü bir daha duymak istemiyorum. Evet, orada neler oldugunu bilmiyorsun ve bilmek istiyorsun. Bileceksin de. Ama zamanı gelince. Yaptığımla övünmüyorum Efruz, sadece terk edilmiş bir adamın kızgınlığıydı. Yanlış bir zamana denk gelen yanlışlıklar silsilesiydi. Sen mal değilsin. Ben sadece karımı babasından aldım. Sen zaten benimdin, ama çirkin söz bize yakışmıyor.”

Başını ikna olduğunu gösteren anlamda sallayıp kocasına tekrar sarıldı. Kartal ise karısının aklına gelenin az daha başına gelecek olmasının korkusunu içinde yaşadı bir kaç dakika. Asıl kanı donan Kartal dı.

“Gidelim, annen bekler bak kaç saat oldu arayalı.”

Karısının siyah saçlarına parmaklarını daldırıp diplerinde gezindi. “Gidelim.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!