22.Bölüm

Kahvelerini içtikleri yeşillikler arasındaki kır lokantasında etrafını incelemeye doyamamıştı Selin. Bunca yıllık Antalya’lı olup da burayı bilememesi enteresan gelmişti. Oturdukları yerin altından su geçiyordu. Suyun sesi bile iyi hissetmesini sağlıyordu. Zira karşısındaki adam onu her an sinirlendirmeye meyilliydi.

Zıtlık…

Kılıç bir her şeyiyle açık biri olduğunu açık seçik ortaya seriyordu. Sözleri az ama öz vurguluyordu. Hiçbir şeyden çekinmiyordu. Henüz öpmeye yeltenmemiş olması iyiydi tabii. Böyle bir adam istediğinden emin değildi ama Kılıç’ın yadsınamaz çekimini görmezden de gelemiyordu.

Her kadın sert erkek istemezdi belki ama aşık olabilirdi.

“Aileni tanıyorum,” dedi Kılıç. “Baban çok dürüst bir iş adamı.”

“Öyledir. Tanımadığını düşünmemiştim. Tanımadığın var mı Kılıç?”

“Elbette vardır. İş dünyası diyelim. Herkes herkesi bilir iş dünyasında.”

“Haklılık payın yüksek. Ben seni tanıyordum ama sen beni tanımıyordun,” dedi, Selin sırıtarak.

“Hata senin, otele kadar gel ama bana görünme, olacak şey mi bu?” dedi Kılıç yalandan cık cık ederken.

“Seni tanıyor olmam senden hoşlandığım anlamına gelmiyordu. Neden sana kendimi göstereyim ki? Ben öyle biri değilim.” Omuz silken genç kız yeniden akıp giden suya çevirdi başını.

“Çok nazlısın, seninle ne yapacağımı düşünüyorum.” Adamın yüzündeki gülümsemeyi gördüğünde kaşları havalandı kızın.

“Ben nazlı değilim.”

“Evet öylesin, ama belli etmiyorsun. İsteklerinin altında nazlı bir kadın yatıyor. Yoksa kapris mi demeliydim?”

“Devam et senden soğuyabilirim.”

“Aşık olacaksın ne soğuması!?”

Selin kahkaha atıp adama baktığında Kılıç’ın da gülüyor olduğunu gördü. “Ego yüklüsün. Biraz naif olmayı denesen daha iyi anlaşacağız.”

Kılıç tek omzunu tahta duvara yasladı. İki parmağını da şakağına. “Ama ben buyum. Ne yapacaksın naif adamı Selin? Kaba saba adamlar da güzel sever. Denemek bedava sev beni…”

Çocuk masumiyetine bürünen adama güler yüzüyle bakındı. “En azından olduğun gibisin bu da bir artı. Yalansız…” dedi genç kız. “Olanlardan çıkardığım Kartal ve senin normal insanlar gibi olmadığınız. Bildikleriniz iş dünyası diye üzeri kapatılacak şeyler değil. Bu kimliğin arkasında ne var Kılıç? Yalandan haz etmiyorum bunu bilmelisin.”

Kızın dudaklarında olan bakışlar gözlerine tırmandı. “Yalanla işim yok. Benim işim kumarhane! Hoş sayende gidemiyorum ama batmaz umarım.”

“Kumarhaneden bahsetmiyorum; Siz kimsiniz?”

“Kaçakçı değilim mesela… Mesela uyuşturucu işiyle de alakam yok. Kadın ticareti de yapmıyorum. Kiralık katil hiç değilim. Hatta ben katil bile değilim. Kol bacak kırmışlığım vardır tabii. Legal bir iş yapıyorum sonuçta, başım ağrımıyor.”

“Açıklayıcı olmadı. Kaçakçı değilsin, uyuşturucu işinde hiç değilsin. Kadın ticareti ile alakan yok. Katil de degilsin. Benimi kandırıyorsun, Kamil amcayı ipten aldınız?”

Dirseklerini masaya yasladı Kılıç. Kızı zekasından bile öpecekti. Sinsi bir gülüş takındı yüzüne. “Belki ajanımdır, belli mi olur?”

Selin’in göz bebekleri şaşkınlıkla açıldı. Olabilir miydi? Olurdu. İkisi de normal değildi. Kendisini Ordu havaalanında tak diye bulmuştu. Efruz’u Erzurum’un bir köyünde eliyle koymuş gibi çekip almıştı.

“İnandım,” dedi kız gözleri kısılırken. “Başka açıklaması olamaz. Daha da anlatmak ister misin, istersen dinlerim. Sır tuttuğumu biliyorsun,” diyen kız merakla yaklaştı masaya ama Kılıç’ın daha fazla bir şey anlatacağı yoktu. Kahkaha atarak ayağa kalkıp kıza elini uzattı. “Hem kaprisli hem de meraklı.”

Hırsla adamın havadaki eline baktı ama tutmadı. Yerinden kalkıp çantasına uzandı. “Hem egolu hem benimle alay ediyor. Unutacağım sanma bu dediklerini. Benimle olacaksan açık olacaksın.”

“Seninle olurum valla Selin. Çok güzelsin, aklım hiç böyle karışmamıştı.”

Kızın geçmeyen afrasıyla gülümsedi. Karşında dik dik bakan kız gerçektende büyülüyordu onu. “Hadi elini ver kır gezmesine çıkalım.”

Omuz silkti Selin. Adamı es geçip yürüdü. “Vermiyorum. Sen benimle kafa bulursan her şey biraz zor canım.”

Kendi adımlarının iki misli büyüğünü atan adam kızın yanına ulaşıp kolunun altına aldı. “Çok sertiz. Ah bayıldım bu haline. Sanırım seni hep kızdıracağım.”

Dirseğiyle adamın karın boşluğuna vurdu ama dirseği acımıştı Kılıç bir ah bile dememişti. “Erkeğe şiddet ha!”

“Hep kadınlar mı görecek? Az da siz görün,” deyip çıktı adamın kolundan. Eksilmeyen öfkesiyle adımlarını hızlandırdı. Ama kapıya varamadan Kılıç yetişmiş ve kendini iten kızı tekrar almıştı kollarına. “Selin,” dedi basamakları inerken.

“Ne var?” dedi ve debelenmeyi kesmişti Selin. Adam zamp gibiydi. Bir zampın bu kadar keyifli olması ise Selin’in şansıydı. İçten içe büyük keyif alıyordu, ama itiraz edip bir süre süründürmeden de kabul edemiyordu.

Kızın kulağına doğru eğilip nefesini üfledi Kılıç. “Kalbimde sen varsın.”

Saç diplerinden tırnak ucuna kadar titrediğine yemin edebilirdi kız. Adım atmayı kesmişti ve hâlâ adamın kollarının kıskacındaydı. Gözlerini kapatıp açtıktan sonra başını kaldırdı. “Ne yapayım yani? Ben mi girdim? Sen almışsın içeri. Beni bağlamaz. Her kalbinde olduğumu kalbime alacak değilim. Hem de benimle alay edeni hiç almam.”

“Alacaksın!”

“Almıyorum.”

“Girerim ki.”

“Giremezsin!”

“İddiaya girelim mi?”

“Girmiyorum.”

“Kaybedeceğini biliyorsun, girmezsin tabii.”

“Kendini beğenmiş sende.”

“Aslında seni daha çok beğeniyorum.” Avucunu kızın yanağına yasladı Kılıç. Baş parmağı ile kadife teni okşadı. Selin’in yeşil gözlerine hayranlıkla bakındı. “Çok beğeniyorum, gerçekten Selin.”

Selin başını biraz önüne eğdi. Zordu Kılıç. En azından kendi için zordu. Bildiğini okuyan erkeklerden hep kaçmıştı ama Kılıç’a da yakışıyordu bu halleri. Adamın eli kızın ensesine ilerledi. İpek saçların altındaki teni parmaklarındaki ufak hareketlerle seviyordu. “Sanırım seni yontabilirim,” dedi başını kaldırıp gülümseyen Selin.

“Ne yapabilirsin?” Kılıç gülerek sormuştu çünkü anlamamıştı.

“Yontmak. Yani sana isteğim biçimi verebilirim. Daha az ukala olabilirsin. Belki içinde bir salon erkeği var ve sen bunu bilmiyorsun. Ben onu dışarı dışarı çıkarmaktan bahsediyorum.”

Kızın yüzüne boş boş bakarken içinden gelen ani bir dürtüyle kahkaha attı Kılıç. “Salon mu? Yatak odasına ne dersin?”

Gözlerini deviren kız adamın yine kendini ciddiye almamasıma içerledi. “Ben sana ne diyorum sen ne bana ne diyorsun Kılıç? Bu tavrın çok sıkıcı,” dedi adamın elinden kurtulmak için geriye hamle yaptığında ensesindeki el daha kuvvetle hareket edip kızı göğsüne yasladı. Hâlâ gülüyordu.

Uzun zamandır hissetmediği güzel duyguları kızın yanında yaşıyordu. Her kelimesi doğruydu belki Selin’in, ama Kılıç o istedi diye değişecek değildi. “Ben değişmek istemiyorum.”

Alnını, dayadığı ser göğüsten kaldırdı Selin. Kararlıydı. Dürüsttü. Yalansız biriydi Kılıç. Bu yaşadığı çevrede ve hayatın içinde aradığı en büyük özellikti. Bir erkekten en çok ne beklersiniz diye sorsalar hiç şüphesiz dürüstlük derdi Selin. “Bende değişmem o zaman. Sende benim sana yapacağım naza kaprise katlanırsın. Kısasa kısas!” dedi göz kırparak.

“Ben senden öyle bir şey istemedim. Değişme tabii ki. Ama dersen illa bir şey değişecek; Bu medeni halin olabilir. Sonra beden ölçülerin de olabilir, kilo alırsın mesela…”

“Bak işte bak! Senin ayarın yok mu Kılıç? Zayıfım öyle mi? Beğenmiyorsan başka kapıya.” Adamın elini iterek kurtuldu kıskaçtan. Arkasını dönerek sinirle attığı adımlarıyla arabanın yanına yürüdü.

“Ben sana zayıf mı dedim? O şeydi… Bebek falan…”

Bileğinden yakaladığı kızı ters istikamete çevirdi. “Nereye? Daha doğa gezmesine çıkacağız. Ben sana benim inceliklerimi anlatacağım.”

“Çattık resmen! Kılıç ince olan benim, kütükten kesme olan sensin. Neyin inceliğini anlatacaksın bana?” Adamın kendini yönlendirmesine izin veriyordu ki zaten kurtuluşu da yok gibiydi.

                                    🦅

Orta aynadan arkasındaki araca ara ara göz atıyordu Kartal. Daha önce babasına giderken arkasına koruma ordusu taktığı olmamıştı. Gizlice gider ve yine gizlice dönerdi, ama artık bazı şeyler ayyuka çıkıyordu sanki.

Koray’dan korkmuyordu. Kamil’den tiksiniyordu ama Latif’in eli kolu oldukça uzundu. İçeride olması bir şeyi değiştirmiyordu. Latif’in iş ortaklarının peşine düşmesi an meselesiydi. Her yanı düşmanla kaynıyordu.

Geçtiği yerleri izlediği görünüyordu Efruz’un, ama aklının başka yerlerde olduğunu biliyordu. Belki babası, belki Koray… En çok kendisi bile olabilirdi. Artık soru sormuyordu Efruz. Bu değildi ki ona güveniyor… Efruz içinde tartmaya başlamıştı artık.

Bugün Koray’a cevap verirken bir kez duraksamıştı. O an neler düşündüğünü tahmin etmek zor değildi. Efruz inanmak istiyordu. Kocasına sonuna kadar inanmak… Kafası karışık birine yapılacak tek şey vardı; Güven vermek. Kadının kucağında olan elini uzanıp avuçlarına hapsetti ve kuvvetle sıktı.

“Bu kadar düşünmemelisin.”

“Ne kadar düşünmeliyim onu bile karıştırdım ben. Hatta neyi ne kadar… Metafizik meraklısı biri olarak insanları iyi tanığıma inandım her zaman. Ama aslında hiç birini tanıyamamışım gibi hissediyorum.”

“Metafizik?”

Dilini ısırdı Efruz. “Ya severim ben öyle şeyler.”

“Bunu bilmiyordum. Hiç bahsetmedin daha önce.”

“Uzun yıllardır tanışmıyoruz seninle. Evleneli iki ay bile olmadı. Aklıma gelmemiş.”

Yolu takip eden gözlerini arada kadına kaydırıyordu. Elleri hâlâ birdi. “Sen o yüzden Tasavvuf okudun. Aslında aklına gelebilecek kadar yakın bir konuymuş. Babama bunu söylemelisin.”

Efruz uzun zamandır koltuk başına yaslı olan kafasını kaldırdı. “Baban mı, neden?”

“Babam Hz. Mevlana hayranıdır.”

“Sende bana bunu söylememiştin, ödeştik.”

“Bununla ilgilendiğini bilseydim söylerdim. Yarın akşam İzmir’e geçeceğiz. Bu gece bolca sohbet edebilirsiniz. Seni seviyor,” dedi karısına yan gözle bakarak. “Birde torunu olsa keşke.”

“Yine mi çocuk?”

“Yine derken hiç yapmadık ki,” dedi çapkınca sırıtıp kızın bedeninde gezdirdi bakışlarını.

“Daha yeni evliyiz, bunu ne zaman idrak edeceksin Kartal? Bozuk ilişkili evlikleri çocuk kurtaramaz.”

“İlişkimizin neresi bozuk Efruz? Gayette düzgünüz. Çok fazla düşünüyorsun. Bunu bize yapma!”

“Düşüncelerimi sıraya koyabilirsem, kim kiminle neler karıştırdı … o zaman çocuk için hazır olacağız demektir. Boşuna dillendirip durma.”

“Bunlar senin kendine ettigin eziyetin birer parçası. Bazen, merak ettiğin şeyleri aslında hiç bilmek istemediğini anlarsın. Bunun için de illaki üzülmek gerekir. Üzülme!”

“Beni kimin üzeceğini bilmek hakkım ama…”

“O kişi ben olmayacağım. Bunu garanti ederim. Kendini bana karşı doldurma.”

“Kiminle doldurmamı istersin? Babam! Koray! Bana ne zaman anlatacaksın işin gerçeğini? Beni böyle arafta neden bırakıyorsun?” Efruz’un öfkeli çıkan sesine aldırış etmedi Kartal. Sorular doğruydu. Sorulması gerekenlerdi ama cevabını o şimdi vermeyecekti. Avucundaki eli tutup dudaklarına götürdü. Kadının avuç içini öptü.

“Kalbine sor! O seni en iyi bilen, anlayan… Kimin suçsuz olmasını istiyorsa o suçsuz.”

Cevapsız kalan soruların hırsıyla elini çekip kollarını göğsünde birleştirdi. “Biz bu konuşmayı daha çok yaparız o zaman. Sende bana bir daha çocuk deme!”

“Olur, bebek derim, küçük derim, kız derim erkek derim.”

“Konuşmuyorum seninle. Ne kader yolumuz kaldı?”

“Yarım saat.”

“Yarım saat boyunca susarsan dünyanın en mutlu eşi ben olurum,” deyip Kartal’a sırtını döndü. Adam başını iki yana sallayarak gülümsedi. “Kolay olduğunu hiç düşünmemiştim Efruz.”

“Zor olana pençeni takarsan böyle olur. Ne oldu pençenin tırnağı mı kırıldı?”

“Uzadı uzadı, ne kırılması? Sana batmadan duramıyor.”

Adama döndüğünde gözleri küçükmüştü. Kocasının çarpık gülüşüyle dişlerini sıktı. Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ama vazgeçti. Hırsla yeniden yola döndü. Kartal’ın kahkahasına bile dönmedi.

                               🦅

Hatice annesinin yemeklerine aşık olabilirdi. Kadın el lezzeti denen gerçeği önüne koymuştu. Uzun zamandır bu kadar yediğini hatırlayamadı. Stresten ölmeyecek kadar yediğini o masada fark etti. Temiz hava ve değişen ortamla da keyfi yerindeydi, ama kocasına hâlâ surat yapıyordu. Asude ve Hatice annesiyle keyifle konuşurken kocasına gerekirse soğuk cevaplar vermişti ve bu hiç birinin gözünden kaçmamıştı.

“Efruz’da çok güzel yemek yapıyor.”

Kartal’a döndü ailesi. Hatice hanımın gözleri sevinçle parlamıştı. Gelini iyi birine benziyordu ama onu henüz hiç tanımıyordu. Oğluna yemek yapabilecek kadar iyi olduğunu da şimdi öğreniyordu.

“Sadece bir kez yaptım, anneninki ile boy bile ölçüşemez.”

“Estafurullah kızım, neden öyle olsun? Sende çok güzel yapıyorsundur ki oğlum seni övüyor. Bir veya bir çok kez, demek yeteneğin var.”

Kartal annesini dinlerken karısına bakıyordu. Yüzündeki gülüşü silemiyordu. Sinirli bir kadındı ve bu ona çok yakışıyordu. “Geçen ki balık ve çorba?” dedi tek kaşını kaldırıp. “Enfes olmuştu. Gerçekten de iyi bir aşçısın Efruz.”

Gözlerini kısıp adama döndü Efruz. Demek fark etmişti. Ama nasıl fark etmişti ki? Cemile hanım mı demişti acaba?

“Tabii ki sen yaptın Efruz. Cemile abla ile senin yemeğini ayırt edebilirim.”

“Anlaşılan abime ben yaptım dememişsin,” dedi Asude. “Ama o anlamış.”

Sessizce kendilerini izleyen Ensar Bey’in hatırına çıkış yapamadı Efruz. Anne ve babasının yanında oğulları ile tartışmak gibi bir saçmalık yapmayacaktı. “Ya öyle oldu. Kötü olsaydı üzerime alınmayacaktım. O gün sesini çıkarmayınca bende üzerinde durmamıştım. Malum yeni öğreniyorum…” Masadakilere bakarak hafifçe gülümsedi Efruz.

Kocası halinden büyük haz alıyordu. Kıvranan bir Efruz masumluğu başkaydı. Ailesine karşı kendine geri adım atışına da ayrı bir mutluluk hissetmişti. “Sizi dışarı çıkarayım bu gece. Sinemaya gideriz. Hâlâ vaktimiz var, saat henüz dokuz.”

“Olur,” dedi Asude sevinçle.

“Bence de olur,” dedi Efruz, bulunduğu ortamda yeteri kadar trip atamıyordu kocasına. İzmir’e geçtiklerinde tam gaz devam edecekti. “Sende gelmek ister misin anne?”

Kayınvalidesi gelininden böyle bir soru beklemiyordu. Minnetle gülümsedi. Sevmeye hem de çok sevmeye başlıyordu kadın gelini. “Yok evladım, benim ne işim olur gençlerin arasında. Biz saat on deyince uyuruz.”

Karısına bakarken onu daha fazla sevmesi gerektiğini hissetti Kartal. Kendisi sormamıştı  ama Efruz dile getirmişti.

“Hadi siz gidin geç kalmayın, masayı annenizle biz toplarız.” Ensar Bey bütün sohbet boyunca sessiz kalmış sonunda noktayı koymuştu. Kızlar hazırlanmak için odaya geçtiklerinde Kartal ve babası da dışarı çıkmıştı.

“Sana kızgın,” dedi Ensar Bey, bundan zevk aldığını belli etmeden. Ama Kartal ses tonundaki neşeyi bile anlıyordu babasının.

“Oldukça. Gerçeği bilmiyor, bilmek istiyor ama çözemiyor. Benden kaçtı ve ben onu Erzurum’un bir köyünde bulup eve getirdim. İnsan, hayır aslında erkeklere karşı inanılmaz bir güvensizliği var. Bunu fark dahi edemiyor. Nedenini sorsan bir kaç kelimeden öteye geçemez. Bilindik şeyleri söyleyeceğine eminim. Kendini bulunduğu yere adapte etmek istemiyor, duyguları, düşünceleri ayakta sanki. Kalkıp gidecekmiş gibi… Kaçacakmış gibi… Alışamıyor, aklı sürekli onu tetikliyor.”

Oğlunun sıkıntılı yüzünü yan bakışıyla izlemişti. Sözlerine kulak kabartmış dikkatle dinlemişti. “Sende sana sorgusuz inansın istiyorsun ama o dediğin olacak şey mi? Köre renk anlatabilir misin? Anlatamazsın. Kızın bilmediği bir şeye inanmasını veya güvenmesini nasıl bekliyorsun?”

“Konumuz bu baba. Ben ona gerçekleri anlatsam bile o bir gün başka bir şeye daha inanacak, belki geçmişimde sakladığım bir şeyi tekrar süsleyip önüne sürecek birisi. Bir söz duyacak. Belki hiç ortaya çıkmaması gereken biri gelecek ve ona bir şeyler diyecek. Efruz o zaman da aklında ‘ama’lar’ oluşturacak. Ben bunu istemiyorum. İnsanları sevmekle nefret arasındaki çizgide sürekli. Bir an gelecekmiş de beni bile silecekmiş gibi. Ne kadar üzülse de önünü ardını düşünmeden beni bırakabileceği düşünecesine sahip. Yanımda olmayı seviyor, ama bensiz de yasabilecekmiş gibi…”

Oğluna hak verdi ama sözlerle dile getirmedi. “Sonunuz hayr olsun.”

“Amin,” diyebildi kısık bir sesle. Kapıda karısını ve kız kardeşini görünce konu tamamen kapandı. “Bizi beklemeyin, geç döneriz.” Ensar Bey başını sallamakla yetindi.

En mutlusu Asude olabilirdi. O geceleri dışarı çıkan biri hiç olmamıştı. Üniversiteyi bile Burdur’da okumuştu. Babası ile abisi arasında olanlar en çok ona zarar vermişti. Açık kahve gözleri ışıl ışıldı. Efruz için çok doğal olan gece gidilen sinema keyfi, Asude için büyük heyecandı. “Hazırız,” dedi abisine.

Ensar Bey kızının yüzündeki mutluluğu görebilecek kadar akılı biriydi. Oğlunu kendi haline bıraktığı için hâlâ büyük pişmanlık duyuyordu. Kızını avucunda tutmak istemedi, sadece onun iyiliği içindi ama artık onunda kendi hayatını yaşaması gerektiğini her geçen gün daha iyi anlıyordu. Bu yaşına kadar kendine itiraz etmeyen kızından razıydı.

“İyi eğlenceler,” dedi kızı ve gelinine bakarak gülümsedi.

“Teşekkür ederiz baba.” Efruz söylemişti ama ‘baba’ kelimesinin dilini yaktığını en son fark etmişti. Aniden düşen sevincini kocası da gördü babası da. Kartal’ın kalbi karısı için atıyordu. Bir kendi babasını bir de Efruz’un babasını düşündü. Biri, kızına zarar gelecek diye dizinin dibinden ayırmayan, diğeri üç kuruşa kapının önüne koyan…

“Hadi gidelim,” dedi Kartal. Önden Asude yürüdü. Babasının eve yürüdüğünü gördüğünde Efruz’u kolları arasına alıp saçlarına öpücükler bıraktı. İçindeki üzüntü birgün geçecekti illaki. Efruz’un iki seçeneği vardı.

Ya babasını affedecekti ya da sonsuza kadar silecekti. O gün ruhu refaha erecekti. İğne ucu kadar üzüntüye bulandığında karısı savunmasız bir hale bürünüyordu. Ve yine iğne ucu kadar öfkeye büründüğünde ortalığı ateşe verecek kadar çılgına dönebiliyordu.

Kaçtığı adamın kollarında kendini iyi hissetmesini de sevmiyordu. Bu şekilde olunca onu itemiyor, gerektiği kadar kızamıyordu.

“Bu gece sohbet edecektik değil mi? Mevlana hakkında… Artık yarın ederiz.”

Kocasının ne yapmaya çalıştığını biliyordu. Kartal’ın bu kısa zamanda kendini bu kadar iyi tanıması ne kadar iyi bir şeydi bilemedi. Hiç bir duygusunu saklayamıyordu artık. Adam onu açık kitap gibi okuyordu ama aynı şey kendi için geçerli değildi.

“Olur. Yarın ederiz.”

                                  🦅

Film afişlerinin önünde bakınıyorlardı. Kartal az ileride içecek ve mısır almak için bekliyordu. Gözlerini kızlar üzerinden bir an olsun ayırmıyordu. İkisine baktıkça yüreğini kaplayan sıcaklıkla huzur buluyordu. Çok genç ve güzel bir karısı, genç ve güzeller güzeli bir kız kardeşi vardı. Hayatındaki en önemli üç kadından ikisiydi. Biri elbetteki annesiydi.

Etraflarını saran korumalardan ikisi de bihaberdi. Afişlerin önünde film seçmeye çalışan iki kadının da hiç bir şeyden haberi yoktu.

“Aksiyon,” dedi Efruz.

Asude yengesine baktı. “Sever misin?”

“Bayılırım. Biterim. Kendimi orada hayal ederim.”

“Bende severim, ama ayrım yok. Hepsini severim. En çok komedi. En çok dram. En çok romantik. En çok fantastik. Hangisi denk gelirse. Bazen okuldan eski arkadaşlarımla gün içinde buluşup geliyoruz buraya. Baktık anlaşamıyoruz kura çekiyoruz. Hangisi çıkarsa ona giriyoruz. Belki o yüzden hepsi ilgi alanım.”

“Ayrı ayrı girseniz.”

“O zaman tadı çıkmıyor. Film izlerken daha çok birbirimizle ilgileniyoruz. Bir kez salondan kovulduk mesela. Dramdı sahne ama ben kendimi tutamamış kahkaha atmıştım.”

Efruz gülümsedi. Hiç anlamamıştı. “Neden kahkaha attın?”

“Çünkü arkadaşım çok ağlıyordu. O ağlayınca çok komik ve çirkin oluyor. Bende kendimi tutamadım,” dedi o an aklına gelmişti ve yine kahkaha atmıştı. Efruz’da kızın gülüşüne eşlik etti.

“Sen ne okumuştun, yani ne mezunusun?”

“Psikoloji mezunuyum. Babam izin verse çalışacağım, ama vermiyor. Beni hâlâ çocuk sanıyor. Ona kızamıyorum, ama artık evlenmeyi bile düşünüyorum çünkü gerçekten oldukça baskıcı,” dedi kız hüzünle.

“Hayatında biri mi var?”

Kız başını iki yana salladı. “Hayır. İstesem olurdu ama istemedim de. İstemekle de olmuyor gerçi. İsteyenim çok ama içlerinden birini sevebilsem keşke,” dedi yüzünü afişlere çevirdi Asude.

Efruz kızın durumuna üzülmüştü. Kartal’ın başına gelenlerden Asude’de hakkını almıştı anlaşılan. “Bence yapmamalısın. Sırf babandan kaçmak için istemediğin bir evlilik sonun olabilir.”

Asude gülümseyerek döndü yengesine. “Hayır. İnan öyle bir düşüncem yok. Demek istediğim gözüme kestireceğim biri olursa. Yoksa meraklı değilim. Sende benimle yaşıtsın. Sende yeni evlendin. Demek abim gözüne girmeyi başarmış. Beni de öyle hesap et.”

Kocaman gülümsedi Efruz. “Şimdi oldu. Aynen öyle aslında. Ben evlenmeyi hiç ama hiç düşünmemiştim. Erkekler dendiğinde yüzüm buruşuyordu. Abinin pençelerine takıldım.”

Asude kahkaha attı. “Neyine?”

“Sen bilmiyorsundur tabii. İş dünyasından geliyoruz biz. Abin Antalya’da çok ünlü biri. Lakaplı ünlülerden. Lakabı; Pençe. Bende sonra ögrendim gerçi.”

“Doğrudur. Evet ben hiç Antalya’ya gelmedim. Abim bizi sır gibi saklıyor. Babam öyle istiyor aslında.”

“Biliyorum, biraz bahsetmişti.”

“Seçtiniz mi?” Kartal’ın sesi az ilerilerinden duyulunca unuttukları film seçme işine geri döndüler.

“Aksiyon olsun. Efruz seviyormuş, bende severim.”

Kartal manidar bir bakış attı karısına. “Çok sever, hem de nasıl sever.”

“Beğenemedin mi kocacığım?”

“Beğendim de aldım. Laf etmeye hakkım mı var karıcığım?”

“Yok,” dedi Efruz adamın elindekilere uzandı. “Biz bekliyoruz. Sen biletleri al gel.”

Asude dudaklarını birleştirip, “Uuuu,” dedi. “Çok sert oldu.”

Efruz adama tek kaşını kaldırıp baktığında Kartal’da ona o şekilde baktı. Sessizlikle meydan savaşı veren karı kocayı hayranlıkla izledi Asude. Savaş varsa çiftler arasında; Fırtınalı bir aşk cepteydi.

Kartal karısına baka baka dönüp biletleri almaya gitti. Onun arkasından gülümseyen kızı izledi Asude. “Tam da böyle bir bakış olmalı işte benim yüzümde. O zaman evlenebilirim.”

“Abin tam bir baş belası ama onu seviyorum. Bende tek artısı sevgisi.”

“Olabilir. Abimin eksisi çoktur.”

“Bende sütten çıkma ak kaşık değilim. Neyse… Geliyor.”

Boş salona girdiklerinde bilet numarasının çok da önemli olmadığını düşünerek tam ortada üç koltuk seçerek oturdular. Salonun ışıkları kapanmamıştı henüz. Kartal kapıdan giren adama baktı göz ucuyla. Bu adamlarından biriydi. Arkasından gelende öyle. İri kıyım adamların yüzleri katilleri kıskandıracak kadar soğuktu.

Adamlar arka tarafa geçmek için basamakları aşınca Kartal kollarını açarak kızların omuzlarına sardı. Sağında Efruz solunda Asude vardı. Kızları kendine çekti. “İyi oldu geldigimiz. Buradan sonra nereye gitsek?”

“Buradan çıkınca saat gece yarısı olacak abi. Nereye gideceğiz, ancak eve…”

“Buluruz bir şeyler Asude.”

“Yürürüz. Parka gideriz. Kapanmıştır ama abin açtırır. Hani öyle olur ya hep. Filmin kahramanı kapalı parkı açtırmak için bekçiyi bulur getirir. Ama bekçi ne anlar makinaları açmaktan. Bunlar hep kurgu hatası.” Kendi konuşmalarına yüzünü buruşturdu Efruz. Kocasının omzunda olan kolunu omuzuyla silkti ama adam daha sıkı bastırdı.

“Belki makinaları açan kişi bekçi değildir Efruz. Niye illaki hata arıyorsun?”

“Aramıyorum,” dedi, kocasına sinirle bakıp. “Sen bana ne demek istiyorsun, memnuniyetsiz mi?”

Gülümseyerek kızın başını kendine yaklaştırdı Kartal. Şakağına dudaklarını bastırıp biraz geriye çekildi. “Hayır. Olaya ters yönden bakıyorsun. Parkı açan bekçi olmamalı. Hayal kuruyoruz çünkü. Açabilecek biri olmalı. Ve belki de gerçekten öyle birini bulacağım.”

“Hiç şüphem yok. Kesin bulursun. Sen Kartal Sipahi’sin.”

“Sende Efruz Sipahi’sin. Farkımız nedir?”

Kartal’ın bitmek tükenmek bilmeyen cümleleri ve kendine bir kez olsun öfkelenmemesi hiç zevkli değildi. Eziyet etme hislerini sürdürmekte zorluk çekiyordu. Kendisine kızması hatta bağırması lazımdı ki yaptığının tadı olabilsindi ama adamın sinirleri alınmış gibiydi.

İkilinin sohbetine dahil olmayan kız sadece dinlemekle kalmıştı. Anlaşmak böyle bir şey olmalıydı Asude için. Abisi kesinlikle kadın tribi çekecek biri değildi ama çok iyi anlaştıkları da açıkça ortaydı. ‘Konuşabiliyorlar,’ diye geçirdi içinden. Işık vardı ilişkide.

“Hiç,” dedi Efruz. Daha fazla konuşmak istemiyordu ve pat diye kapatmıştı konuyu. Diline dur diyebiliyordu ama bedenine söz geçiremiyordu Efruz. Kızıyor ama adamın kendine sarılmasına karşı çıkmıyordu. Çıkamıyordu. Bir süre sonra çıkmak istemiyordu. Belki Kartal ona soğuk davransa özlerdi onun sıcaklığını. Fazlasıyla alışmıştı artık.

Işıkların kapanacağını ekranda yayılan fragmanlardan anlamak zor değildi. Son anda açılan kapıdan giren adam kızların umrunda değildi ama Kartal başını dahi çevirmeden baktığı yerde gördüğü adamla gözlerini büyüttü. Ardından anlamak istercesine kıstı.

Savaş, Kartal’a çok kısa bakıp arka tarafa geçmişti. Kapı bir kez daha açıldı ve içeri Tamer girmişti. Tamer, Kartal’a bir kez bile bakmadan basamakları hızla çıkıp arka tarafa geçti. Ve ışıklar kapandı. Salonda ses yükseldi.

Kollarının altındaki kızların omuzlarındaki elleri farkında olmadan tenlerini baskı uyguladı. Yerinden kımıldayamıyordu. Arkasına bakamıyordu. Silah arkadaşlarının burada olmasını gerektirecek tek bir neden olabilirdi.

Kumpas..!

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!