23.Bölüm

Asude için teorilerinizi buraya alırım, okumaya başlamadan önce.

Tamer mi?

Savaş mı?

Bence baya eğleneceğiz bu iki güzel adamla da 😉

Keyifle okuyun…

🦅

Kocasının eli omzunda kuvvetli bir baskı uyguluyordu, ama olan bununla sınırlı değildi. Ensesindeki soğukluk elini oraya götürmesini sağladı. Bir kaç damla terin sıcak ortamda akması gerekirken buz gibi ensesinde neden belirdiğini anlayamadı. Parmaklarına bulaşan neme inanamadı. Oysa salon oldukça normal bir sıcaklıktaydı, ama neden bir nahoş bir havaya bürünmüştü, bilemedi. Ne terliyor ne de üşüyordu.

Bir ürperti bedeninden gelip geçmişti. Tüyleri havalanmış, kadını bulunduğu ortamdan bir an ayırmıştı. Öte yandan, Kartal’ın kolları omzunda o kadar sert duruyordu ki elini ensesine bırakabilmek için adamın kolu atında ezilen saçlarını çekmeye mecbur kalmıştı. Kartal onu fark etmiyordu. Adama döndürdüğü gözleri kısıldı.

Kartal’ın çenesi seğiriyordu. Ekrandan yayılan ışıkla gördüğü kadarı, ona boyun damarlarının da kendini ifşa edecek kadar belirginleşmiş olduğunu gördü. Bir şeyler oluyordu ve Efruz bunu hissediyordu. Neden ve nasıl bu hisse kapıldığını ise sorgulayacak kadar bile aklı yerinde değildi. Karmakarışık olan hissiyatı ve ensesindeki ecel teri olarak adlandırdığı buz soğukluğu ona net bir şekilde bir şeylerin yolunda olmadığını anlattı.

“Kartal?” dedi, ama adam onu duymadı. Düz bir şekilde ekrana bakıyordu ama sanki başka bir yerde gibiydi Kartal. Kadının ensesindeki soğuk ürperti git gide buz kütlesine dönmeye başlıyordu. Dikkati dağılıyordu Efruz’un. Kalbinde bilemediği bir sıkışma yaşıyordu. Bir telaş, bir korku… Ne olduğuna karar veremiyordu Efruz. Kocasına sokuldu farkında olmadan. Asude’ye baktığında, kızın filme odaklanmış haliyle iyice şüphe kapladı içini. ‘Ne oluyor?’ diye, kendi kendine mırıldandı.

Arkasındaki koltuklardan birinde gerilim sinyalleri alıyordu. Bunu da sıkışan kalbi ve daralan nefesinden anlıyordu. Kötü titreşimler arkasından geliyordu. Gözlerini kapatarak içindeki seslere ve titreşimlere odaklandı. Yedinci sıradan koltuk H8. Bir kalp atışı. Bu neydi şimdi? Buz kesen bedenini kocasına yaklaştırdı.

“Kartal!” dedi, yanında olduğunu hatırlatan bir kıpırtıyla adamın boynuna doğru sokuldu. Kartal o an düşüncelerinden sıyrılmıştı. Başını kendi bile anlayamadığı bir hızla kadına çevirip indirmişti. Göz göze gelip öylece kalmışlardı. Karanlık da bile birbirilerini çözen karı koca sessiz bir sohbetin içine dalmış gibiydi.

“Çıkalım mı?”

Çıkamazdı. Buraya kadar girmiş ise düşman, yerinden kalkmaması gerekiyordu. Ne olacağını bilemezdi ve yanında en sevdiği iki kadın vardı. Birinin saçının teline zarar gelse iç savaşı çıkaracak öfke dolanıyordu damarlarında. Fakat Efruz’un neden çıkmak istediğine anlam verememişti.

“Neden?” diye sordu, sokulan kadının kulağına yaklaşıp.

“Bilmiyorum. Bir şey var burada; Korkuyorum sanki.”

Başını kaldırıp karısının gözlerine baktığında orada gerçek bir endişe gördü tam da o an. Tekrar kaç saniye daha karanlıkta göz göze geldiler bilmiyorlardı. Kartal en sonunda kollarına geri çektiği kadını göğsüne sardı. Garip bir düşüncenin de içine girmişti. Efruz neyi nasıl anlamıştı?

Kardeşinin üzerinde olan eliyle onu da kendine çekti. Nasıl olupta Efruz’un salondaki tehlikeyi sezmiş olabileceği merak konusu olarak aklını meşgul etmiş, ama çabuk sıyrılmıştı. Arkasında bir şeyler dönüyordu ama ne olduğunu bilemiyordu. Efruz’u bırakmak istemiyordu. Ayağa kalkamıyor, cebindeki telefona ulaşamıyordu çünkü ne olacağını kestiremiyordu. Yanında silahı yoktu ki kimi nasıl koruyacağı da endişe sebebiydi. Yanında Korumaların olması şu an için önemini kaybetmişti. Kendilerinden, Savaş ve Tamer’den ziyade insanlar vardı salonda, kim kimdi? Aklını kaçırma noktasına ulaşıp kaçıyordu.

Karısının kulağına eğilip fısıldadı. “Telefonunu çıkar Efruz.” Dikkat çekmemek için kot pantolonunun cebindeki telefona ulaşamıyordu. Ama Efruz çantasından rahatlıkla alabilirdi.

Kucağında duran minik, omzundan astığı çanta gözleri önündeydi. Efruz normal şartlar altında bin tane soru sorar ve belki de vermezdi telefonunu. Ama şimdi değişik bir durumun içinde olduğunu açıkça anlamıştı. Git gide artan soğukluk ve kocasının gözlerinde gördüğü korkunun bir anlamı olmalıydı. Emindi. Kesinlikle bir şeyler ters gidiyordu. Minik bir hareketle çantasını açıp içinden çıkardığı telefonu kocasına uzattı.

“Mesaj bölümünü aç, ben ne dersem yaz,” dedi göğsünde sokulu duran kadını arkasından gören olamazdı. Ellerini her iki kadından da alamıyordu. “Işığını iyice kapat,” demeyide ihmal etmedi.

İlk önce ışığı sonuna kadar kıstı Efruz. İtiraz etmeden açtı mesaj bölümünü. İlk olarak fısıldanan numarayı yazdı. Kocasının sözlerini anında ve hızla yazmaya başladı, ama şimdi daha çok karışcağı ortadaydı. Sorularını daha sonraya saklayacaktı. Önce bu gergin ortamdan çıkmalıydı.

“Kaç kişi? Kim? Ne tarafta?”

Yazıp yolladı Efruz. Telefonu avuçları arasına sıkıca hapsedip gelecek cevabı dev ekrana bakarak geçirdiler. Titreşen avucuyla, gelen  mesajı kocasına gösterdi.

“Bilmiyoruz. Toplam sekiz kişi var salonda, biz hariç. İkisi korumaların geriye altı kişi kaldı. Kızlardan birine az sonra salondan çıkmasını söyle. Dışarıda sivil bir ekip var. Onu koruyacak. Dışarı çıkan kızın peşinden kalkan olursa bana bırak ve sen sakın kalkma! Kaç kişi olduklarını bilmiyoruz. Her kimse bize canlı lazım.”

Mesajı okuyan Efruz’un gözleri aklına gelen şeyle açıldı. Ona neler olduğunu bilmiyordu. Ama her ne oluyorsa iyi şeylere gebe kalacak gibiydi. Kocasına sokulup fısıldadı.

“Kim var burada bilmiyorum, ama yedinci sıradan H8’de oturan kişi.” Efruz kendini tutamıyordu. Merak iyiden iyiye sarılmıştı kalbine. Kocasından alamadığı gözleri soru doluydu ama Kartal’ın gözleri hâlâ korku taşıyordu. Ve bir de şok…

Kocası kendine öyle değişik bakıyordu ki, onun kendisini şu an anlamayacağını biliyordu. “İnan bana,” dedi. “Yedinci sıra H8. Hissediyorum.”

Üç saniye kadar nefes almamış, kadının ‘İnan bana’ diyen parlaklarına gözlerini bile kırpmadan bakmıştı.

“Yaz,” dedi Efruz’a. Böyle bir şeyi ilginç buluyordu. Fazla ilginç… Tehlikeyi sezen kadın bunu da sezmiş olamazdı. Ama öyle büyük bir inançla bakıyordu kurşuni gözleri, onlara inanmamayı aklından geçirmesi bile yersizdi.

“Bana dediğini yaz,” diye fısıldadı.

“Yedinci sıra H8’de oturan kişi.” Yazıp yolladı Efruz.

Efruz’u gönderemezdi. Hiç bir şey bilmiyordu ve muhtemelen panik yapacaktı. Asude her bilgiye sahipti ve soğuk kanlı olacağına da emindi. Kartal, Asude’ye doğru eğildi. Başını kızın başına yasladı. Arkasından kim baksa hoş bir anı paylaştıklarını düşünürdü.

“Bir dakika sonra kalk ve dışarı çık! Adı Savaş ve Tamer olamayan hiç kimseye güvenme!”

Kızın elindeki mısır tanesi havada kaldı. O abisini bilirdi. Neden diye sormasına bile lüzum yoktu. Korkması için bir nedeni de yoktu. Abisi onu korurdu. Mısırı ağzına atıp parmaklarıyla zafer işareti yaptı.

Efruz kızın soğuk kanlı haline kaşlarını çattı. Ona ne dediğini duymamıştı ama Asude duruma her an adapte gibiydi. Ciddi sorularla kaynayan beynini susturmak istiyordu Efruz. Bu gecenin sorunsuz bitmesi için dua etmeye başlamıştı.

Asude mısırını yanındaki boş koltuğa bırakıp çantasını aldı. Ayağa kalkıp, “Ben birazdan geliyorum,” diyerek yavaş adımlarla çıkış kapısına yürüdü.

Kartal gözlerini kapatıp bir nefes bıraktı. Efruz’u da çıkarabilseydi keşke salondan. Tek kalırsa daha kolay olacağını biliyordu. Yanında Efruz varken her şey fazlasıyla zordu. Gözü kenara kaydığında tanımadığı bir adamın basamaklardan indiğini gördüğünde nefesini tuttu. Kapıdan çıkan adama bakarken yerinden kalkacağı anda Savaş inip kapıyı hızla açıp çıktı. Gözlerini kapatıp açtı. Bir kaç soluk aldı. Savaş onu koruyacaktı. Kardeşinin başına bir şey gelmesine asla izin vermezdi Savaş.

Tamer arkasındaydı. Bu iyiydi ama başka biri olup olmadığını bilmemek… Beklemeye karar verdi. Kardeşi güvendeydi nasılsa. Efruz’u kendine iyice çekip tek bir sahne bile yakalayamadığı filme döndü.

🦅

Kapıdan çıkar çıkmaz etrafına bakındı Asude. Ne yapacağı açıktı. Çantasında bir şeyleri arama bahanesine gizlenerek lavaboların olduğu yöne ilerledi. Burayı avucunun içi kadar iyi biliyordu. Yavaş adımlarla yürüyordu. Gece olması etrafta sükunet sağlamıştı. Tüm algılarını açmıştı. Kim? Kimler? Aramıyordu.

Abisi onu dışarı göndermiş ise bir bildiği muhakkak vardı. Adım sesleri işitti ardından. Dönmedi. Kadınlar tuvaletinin kapısını açıp içeri girdi. Kapının arkasına geçip çantasındaki spreyi çıkardı.

Adamı takip etmek için ardından salondan çıkan Savaş, lavabolar tarafına dönen adamın gizlice peşinden ilerledi. Gelip geçen basit biri gibi devam etti. Köşeyi döndüğünde Asude tuvalet kapısından içeri girmişti. Adam etrafına bakınıyordu. Ellerini cebine atarak hızlı adımlar attı.

Sözde yanında geçip, erkekler tuvaletine girecekmiş gibi görünüp adamın yanına kadar geldi. Adamda onun gitmesini bekliyormuş gibi ağır adımlar atmıştı. Adamın tam arkasında durdu. Ellerini cebinden çıkartı ve kafatasının tam ortasına sert bir yumruk indirdi. Adam anında yere yıkılmıştı. Beyin işlevini kısa süreliğine durdurmuştu bu yumruk. Peşinden gelen sivil polisler sessizce, tek kelime etmeden bakış anlaşmasıyla adamı kaldırıp yangın merdivenlerine sürüklemeye başladılar. Gerisini Binbaşı düşünecekti…

Bir kaç dakika kadar sessizce bekledi. Kabinlerin boş olduğu belliydi. Kimse gelmiyordu. Bulunduğu yerde tek başınaydı ve bu sıkıcıydı. Kapının kolu indi birden. Yavaş falan değildi. Hızla inen kapının kulpuyla hazır ola geçti. Erkeğe ait olduğunu ilk anda fark ettiği parmaklar kapının kilit yerinden tutmuştu. Kalbi hızla atmaya başlamıştı. Bedeni içeri giren adama doğru tuttuğu spreye basmak üzereydi.

“Yapma!”

Adamın dediğini yapacak değildi ama eli bir anda tutulup havaya kaldırılmıştı. “Sen öyle zannet,” deyip adamın bacağına sert bir tekme attı. Savaş acıyla yüzünü buruşturdu. Kızın elindeki spreyi tek hamlede ele geçirdi. “Yapma dedim.”

Asude elinden alınan spreyi umursamayarak Savaş’ın saçlarına yapıştı. “Kimsin sen de benim peşimden geliyorsun?” deyip adamın saçlarını var gücüyle çekti. Karşısında ona zarar vermeye gelecek olan kişiyi bulmuş olsaydı, bunları yapmaya fırsatı olacak mıydı… Bunu yaşamadan bilemeyecekti ama çabuk pes etmeyeceğide aşikardı.

Özenle taranmış koyu kumral saçlar kızın elinde dağılmıştı. “Bırak!” diye bağırdı. Önceliğinin kadın olmasıyla birlikte o Kartal’ın kız kardeşiydi. Ama bu nasıl kadındı?

Boştaki eliyle adama tokat attı Asude. “Bırakacağım da azıcık eğlenelim,” diyerek tırnağını adamın yüzüne geçirdi. Ani girişimler karşısında hem şaşkın hem de bir kadının bu denli çevik olacağını düşünememişti.

Yüzünde hissettiği acıyla dişlerini sıktı. Boğazından çıkan boğuk, sinirli bir hırıltı kızın dikkatinde değildi. Adamın saçlarında olan elini çekip rast gele salladı elini. Nereye denk gelirse savurdu. Adamın gömleğinden firar eden üstten bir kaç düğme ile iyice delirdi Savaş.

“Yeter! Ben abinin arkadaşıyım.” Kızı iki bileğinden birden tutmuştu. Çılgınlığı dışarı vuran kızın durulmaya başlayan bakışlarıyla karşılaştı. Kızın bileklerini serbest bıraktı hemen. Ne hale gelmişti… Hem de onun gibi karizmatik bir adamı bir kadın bu hale getirmişti. Ve yüzünde ince bir sızı hissetmesi tam olarak neydi bilemiyordu.

Kızdan bir adım uzağa geçti. Bordo şalın çevrelediği yüze baktı. Abisine benziyordu. Hem de her yönden… Asude kanmamıştı ama sıkışmıştı. Nereden bilecekti bu adam abisinin arkadaşı? Çantasıyla Savaş’a uçarak vurmaya başladı.

“Abim sana git kandınlar tuvaletine gir mi dedi?”

Savaş göz devirip kendine gelen çantayı havada yakaladı. “Asude!” diye bağırdı. Çanta havada ikisi arasında kalmıştı. Asude durmuş, kendine son yirmi yedi yılda adıyla seslenmiş gibi sert çıkan adama baktı. Nidası samimi gelmişti ama hâlâ güvenebileceğini sanmıyordu.

“Adın?”

“Savaş.”

Adı Savaş ise barışa imza atabilirdi. Çantasını sert bir hareketle çekti. Adamın sıkıntıyla verdiği nefese içinden gülümsedi. Adamı ne hale getirmişti. İnce bir çizgi halinde iki uzun kan sızıntısına baktı yanağında. Acıyor olmalıydı ama nereden bilebilirdi ki. Yakası açılmıştı. Gömleğinin üst düğmeleri yeri boylamıştı. Saçları darmadağın olmuştu adamın.

Çantasını boynundan geçirdi. “Tamam, inandım. Peşimdeki siz miydiniz?” dedi gerginliğini belli etmeden. Bilseydi ki adam bu tavrına tav oldu, Asude tek söz bile etmezdi. Kızın cesur davranışı hayranlık uyandırıcıydı. Yüzündeki acı ise kıza eziyetler etmek için bir bahaneydi.

“Hayır. Ben peşindekinin peşindeydim. Şimdi buradan çıkıyoruz. Güvenli bir alana geçeceğiz.”

Adamı baştan ayağa inceledi Asude. Uzun boyluydu. Koyu kumral saçlarında gezindi bakışları. Kumral bir ten ve parlayan koyu kahve gözleri güven vericiydi. “Tamam,” diyebildi. Adamın açtığı kapıdan geçtiğinde kapının önündeki adamlarla duraksadı. Kızın bir adım geriye çıkması Savaş’ın göğsüne çarpmasına neden oldu.

Çarpmasaydı keşke… Savaş kızın bedenini kendine yaslanmış halini algılayınca bir adım gerilemek zorunda kaldı. “Onlar bizden. Rahat ol,” dedi, bu inatçı kız sinir bozucuydu. “Ne bu güvensizlik anlamıyorum ki?” diye ağzı içinde homurdanan adamı duymuştu Asude.

“Ne bekliyordunuz?” dedi sert bir tonda.

“Hiç bir şey. Önden lütfen.” Eliyle kıza yolu gösterdi Savaş. Kız haklıydı. Hakkını daha sonra verecekti ama içeride hâlâ arkadaşı ve eşi vardı.

🦅

Filmin ilk yarısı bitene kadar yerlerinden ayrılmayan ve tek kelime konuşmayan Efruz ve Kartal yanan ışıkla nefes verdiler. Asude’nin Savaş’ın yanında olduğunu Efruz’a gelen mesajla öğrenmişlerdi. Tamer hâlâ içerideydi.

Salonda başka birinin varlığından sadece şüphe ediyorlardı. Filmi izlemek için salonda bulunan beş kişiden biri veya daha fazlası onlara zarar vermek isteyen olabilirdi de olmayabilirdi de. Beklemek en iyisiydi.

Salonda ikisi kalmıştı, bir de arkada oturan Tamer. Bir kişi vardı ellerinde. Görünen sivil insanlardı. Kimse kalkmak, zarar vermek gibi bir girişimde bulunmamıştı. Tamer önlerinde durunca Efruz başını kaldırdı.

Kocasının göğsünde duran eli Kartal’ın avuçlarına alınmıştı. Ayağa kalkan adamla o da kalktı. Dizlerindeki uyuşukluk oturmaktan değildi. Böylesi bir gerginliği hiç yaşamamıştı.

“Çıkalım,” dedi Tamer. Önden giderken Kartal ve Efruz’da Tamer’in peşinden ilerleyip dışarı çıktılar. Alışveriş merkezinin yangın merdivenlerinden aşağı inmeye başladılar. Efruz başını aşağı bakmak için eğdiğinde onlarca adamın kendilerini beklediğini görünce kiminle evli olduğunu ilk kez sorgulamaya başladı. Kiminle evli olduğunu bilmiyordu. Bunu kavramıştı.

Sessizce adım atıyordu ama içi kaostan farksızdı. Son basamağı da aşıp önlerinde duran siyah minibüse önden bindi Efruz. Asude ve bilmediği biri karışlıklı oturuyordu. Yine sessizce Asude’nin yanına oturdu. Kartal da yanına oturup sıkıca elini kavradı. Tamer’de Savaş’ın yanına oturduğunda sürgülü kapı kapandı ve araç hareket etti.

Keskin bir bilinmezlikti Efruz’un içi. Şimdi Kartal ona ne diyecekti?

“Asude?” dedi Kartal.

“İyiyim abi. Sorun yok.” Büyük bir sükunetle cevap vermişti Asude. Küçücük bir gülüşü de esirgememişti abisinden.

Kartal cesur kardeşine tebessüm etti. Karısı pek sakin görünmüyordu. Aslında sakin görünüyordu ama gergin bir sakinliğin girdabında olan kadının elini sıktı.

Açıklayacak oldukça fazla şeyi olmuştu birden. Bu şekilde öğrenmiş olmasını istemezdi ama olan olmuştu. Efruz’un elini sıkıca kavramakla yetindi şimdilik. İlginç bir şekilde Efruz ona karşı durmuyordu. Bunun ne kadar iyi olduğunu kestiremedi Kartal. Fırtına öncesi gibiydi hali…

Tamer yanındaki Savaş’a döndü. Kaşları çatılan adam başını eğerek dikkatlice inceledi. “Sana ne oldu? Yüzün de çizilmiş. Kıymetli saçlarından pulluk mu geçti Savaş?”

Savaş gözlerini Asude’ye çevirdi. Kızın eğlenen tavırlarına dişlerini sıkıp baktı. Kısılan gözleri kızın üzerinden bir süre ayrılmadı. Tamer gülümseyen Asude’ye döndüğünde Kartal ve Efruz’da kıza bakıyordu.

“Asude!” dedi Kartal. Efruz elini ağzına kapatıp kahkahasını bastırdı.

“Ne yapabilirim abi? Adını en son söyledi,” dedi kız alayla.

“Pençelerini geçirmişsin Asude. Abi kardeş size MaşAllah…”

“Yenge haklı,” dedi, Savaş. Elini uzattı Efruz’a. “Tanışmadık, ben Savaş Keskiner.” Kocasından elini kurtaran Efruz samimiyetle adamın elini sıktı. “Efruz.”

“Efruze,” diye düzletti Kartal. “Adı Efruze.”

“Evet, Efruze ama Efruz diyebilirsiniz.” Kocasının kıskaçlık ettiğini aklının ucuna getirmeden söylemişti Efruz.

“Yok. Onlar Efruze der bence. Öyle değil mi?” diyerek arkadaşlarına sert sert ve imalı baktı Kartal. Efruz’da kocasına döndü kısa bir an. Yok artık! Dercesine büyüttü gözlerini. Ama Kartal ona aldırmadı.

Savaş arkadaşına yan ve ters bir bakış attı. Yüzü hâlâ acıyordu. Doktora gitmesi şart olmuştu. Mikrop kapabilir belki de iz kalabilirdi. Tamer Efruz’a elini uzattı. “Tamer Yalçın. Tanıştığıma memnun oldum, Efruze.”

“Ben de memnun olmuş olabilirim, burada neler döndüğünü anladığımda,” derken, Tamer’in elini bırakıp arkasına yaslanıp kocasına ima ile baktı. Arkadaşları anlıyordu ki, Kartal karısına tek kelime bile anlatmamıştı. Tamer ile birlikte Savaş da arkalarına yaslandılar.

“Benim doktora geçmem gerekiyor. Yüzüme bir baksınlar.”

“Önce Binbaşı’yı görmeliyiz. Sonra sana eşlik ederim,” dedi, Tamer.

Başıyla onayladı Savaş. Gözleri ara ara Asude’ye kayıyordu. Bu canının yangını nasıl geçirebilirdi, bilseydi keşke. Karşısında baya baya eğlenen kızın yüz hatlarına bakıp sinirden deli oluyordu ama belli de etmek istemiyordu. Karizma fena yerlerdeydi.

                                  🦅

Recep Binbaşı’nın karşısında durmuş anlattıklarını dinliyordu Kartal. Efruz ve Asude arabada bekliyordu.

“Sana söyleyemezdik Kartal. Bu konunda bizi anlamalısın.”

“Ecel terleri döktüm Binbaşım. Anlamak istemiyorum. Bana söylemiş olsaydınız daha sakin olabilirdim. Yanımda karım ve kız kardeşim…” Kartal yaşadığı anların sıkıntısıyla başını sağa sola salladı. “Efruz’a hiç bir şey söylememiştim. Neyin içinde olduğunu merak ediyor şimdi.”

“Yapamazdık. Böyle olması gerekiyordu. Adam bize sağ olarak hiç şüphesiz gerekiyordu. Bir kişi mi yoksa daha fazlası mı bilemezdik, Kartal. Şüphe çekmemek için bu şekilde davrandık. Sana söylemiş olsaydık, bize engel olacaktın. Babanın evinin etrafında adamlarımız var. Sizi korkuyorduk, hiç bir şey olmadı. Asude’yi de muhtemel kaçıracaklardı. Pek tabii buna izin verecek değildik. Siz benim için kıymetlisiniz. Sen ve silah arkadaşların da aynı şekilde. Ne sen ne ailen zarar görmedi görmeyecek.”

“Ne demek kaçıracaklardı?” dedi Kartal hiddetle. Aklıma mıh gibi bu cümle kazınmıştı. Onları izleyen Savaş ve Tamer’e döndü. “Ve benim bunların birinden bile haberim olmadı.”

“Sakin ol,” dedi Savaş. “Olmayacaktı öyle bir şey. Onlar istiyor diye olacak değildi. Biz boşuna mı varız?”

“Nereden haberiniz oldu?” dedi Binbaşı’ya dönüp.

“Bu öğlen üzeri… açıkcası sana açıklamayacak vaktimiz de yoktu. Kılıç’ın da haberi yok. Digerleri de yurt dışında olduğundan bu şekilde devam ettik. Latif’in yanına köstebek yerleştirdim. İçeriden senin peşine düştü. Canını yakmak isteyecekti. Salondan çıkan Asude’yi alacaklardı. kardeşine karşılık da parayı isteyeceklerdi. An kolladı. Kolladığını sandı.”

“İntikam mı alacak aklı sıra?”

“Bir seçenek elbette. Bir şekilde Kamil Duman’ı kurtardığını biliyor. Tahmin yürütmeyi bile geçti. Adam ortalığıydı ve değilmiş gibi sütle yıkandı. Efruze’nin üzerindeki paranın da elinden uçtuğunu biliyor. Fena öfkeli senin anlayacağın.”

Binbaşı’nın karşısında küfürlerini dizemedi. Gözlerini kapatarak bedenini yana çevirdi. Burnundan derin nefesler aldı. Bu bir di, belki bunun ikincisi de olacaktı.

“Karını ve kardeşini alıp eve dön. Ve hiç bir şey için endişe etme,” dedi, Recep Binbaşı.

“Yarın İzmir’e geçeceğim ben. Ailemi nasıl bırakacağım şimdi Binbaşım?”

“Aileni Antalya’ya yanına almanı öneririm. Burada kalmaları elbette sorun değil ama senin gözünün önünde olurlarsa sen rahat edersin.”

Annesiyle babası bunu kabul etmeyecekti. Adı gibi biliyordu ki annesi Antalya’da asla nefes alamazdı. Babası için ise durum farklı değildi.

Asude…

“Elimden geleni yapmaya çalışacağım.”

“Bir şey soracağım,” dedi Savaş. “Düşünceli gözleri Kartal’da durdu. “Bana gönderdiğin mesajı dikkate alarak saydım. Biletime baktım, harfleri sıraya dizebilmek için hızla gözden geçirdim ve adam gerçekten de orada oturuyordu. Sen bunu biliyor muydun diyeceğim ama …” dedi aklı karışmıştı. Elini saçına götürüp iyice karıştırdı Savaş. “Bu nasıl oldu?”

Tamer ve Binbaşı Recep’te merak ederek Kartal’a döndüler. “Bu da ne demek?” dedi Binbaşı.

Kartal bilmiyordu ki anlatsın. “Bilmiyorum. Efruz öyle hissetti.”

Adamlar boş boş birbirlerine bakarak konuyu kapattılar. Üzerine denecek başka bir sözleri yoktu.

Efruz aracın siyah filmli camından karartı gibi gördüğü adamları izliyordu. Issız bir yerdi ve tek bir far bile yanmıyordu. Etrafları siyah giyimli elleri silahlı adamlarla doluydu. Ürperiyordu. Böyle bir an yaşamamıştı. Kocası ünlü ve çok zengin biriydi evet ama bu sanki biraz farklıydı. Bu bir düşmanın varmış değil de çok fazla düşmanın varmış havası veriyordu. Kendi düşüncesine acı bir tebessüm etti. Ha bir di ha daha fazla… Düşman düşmandı.

“Karıştın biliyorum,” dedi Asude küçük pencereden Binbaşı’yı özlemle süzerken.

Kısacık bir an sese dönüp tekrar gölgeleri izlemeye başladı. “Sende durum bendekinden daha iyi. Neler döndüğünü biliyor olmalısın.”

“Bu konuyu abimle konuşman gerekiyor sanırım.”

Efruz olumlu anlamda başını salladı. “Konuşacağız…” Kartal ile tanıştığından bugüne kadar hep ters giden bir şeyler vardı. Bu gece olanlar açıkça seriyordu önüne. Daha önce karmaşık düşünceler ve hızlı gelişen olaylar arasında bu fikrine önem vermemişti. Ama şimdi netti; Kartal aslında bildiği biri hiç olmamıştı.

Yaklaşan adamların gölgeleri kapının önünde son buldu. Sürgülü kapı açıldığında Tamer ve Savaş belirdi.

“Tekrar görüşmek üzere Efruze,” dedi Tamer.

Efruz samimiyetle gülümsedi. “Elbette. Eve de beklerim.”

“Kartal’dan gelmeyen davet yengeden geldi. Elbette en kısa zamanda geleceğiz.” Tamer memnuniyetle gülümsedi.

“Kendine iyi bak Efruze,” dedi Savaş. Efruze teşekkür etti. Savaş’ın bakışları Asude’ye kaymıştı. “Ben doktora gidiyorum. Umarım yüzümde iz kalmaz.”

Asude adamın yüzündeki kan izinin hâlâ duruşuyla bu sefer kendini suçlu hissetti. Şimdi düşündüğünde adam düşman olabilirdi ama değildi ve Savaş’ın yüzüne kendi izini bırakmıştı.

“Üzgünüm Savaş bey,” diyebildi.

“Önemli değil demeyeceğim Asude. Zira yüz her şeydir,” deyip kıza ters baktı.

“Bence faça size yakıştı. Evet yüz her şeydir ve siz bana dua bile edersiniz belki.”

“Dua mı?” dedi Savaş safça.

“Evet dua. Evli misiniz bilmiyorum ama kadınlar façalı erkekleri severler.”

Tamer kahkaha attığında Efruze’de gülmüştü. Abi kardeş ağızları bir gibiydi. İyi laf yapmakta üzerlerine kimi tanıyacaktı Efruz bir an düşündü.

Savaş’ın dudakları öfkeden düz bir çizgi halini aldı. Açıp bir laf edecekti ki Tamer kolundan çekince, kıza dile getiremediği sözlerin gözlerinden akmasını sağlarcasına ters baktı.

“Yürü Savaş, yürü,” diyen Tamer adamı çoktan uzaklaştırmıştı.

“Hem yüzünü façala hem laf çarp! Asude iyi misin?” dedi Efruz.

“Bilmeden oldu. Aslında bilerek ama nereden bilebilirdim ki?”

“İyi işte öğrendin ama bir özrü çok gördün. Ben abinin Lamborghini gibi bir bebeğini parçaladığımda uyuyamamıştım. Vicdan yapmıştım. Sen adamın yüzünü dağıttın.”

Efruz’un yüzüne düz baktı. Bir kaç saniye düşündü. “Haklısın. Ben birde psikoloğum. Allah beni iyi etsin e’mi!”

Bedeniyle aracı dolduran kocası kapıyı kapatıp kızların karşısına oturdu. Kızlar arasında geçen muhabbet son buldu.

“Eve gidiyoruz.”

“Gidelim,” dedi Efruz kocasına bakarak. “Uyuyacağım. Bu geceyi sonraya saklayacağım. Annenle babanın yanında konuşmak istemiyorum.”

“Bence de karıcığım. Senin bu güzel yaklaşımların beni mest ediyor,” dedi gülümseyerek. Sanki hiç bir şey olmamış gibiydi Kartal. Tüm gece stresten kavrulmamış gibi. Kısa mesafeyi uzun koluyla aşıp karısını bileğinden tutup hızla yanına çekti. Efruz buna itiraz etmemişti. Edeceği zamanı bile saklıyordu.

Koluna omzunu dolayıp göğsüne soktuğu kadının saçlarına öpücükler bıraktı. “Film güzeldi ama…” dedi, tek bir sahne bile hatırlamıyordu. Asude kahkaha atınca bozulan sinirleriyle Kartal ve Efruz’da gülümsemişti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!