24.Bölüm

Keyifle okuyun…

🦅

Gece yaşananlardan annelerine bahsetmemişlerdi. Kadının durduk yere ürkmesini ve evham yapmasını hiç biri istememişti. Ama babalarının haberi olmak zorundaydı. Kahvaltı masasını toplamaya yardım eden Efruz’a göz ucuyla baktı.

Dün geceden beri sessizdi. Tek bir soru bile sormamıştı. Bu bile Kartal için gelişmeydi. Efruz onu çözmek için çaba harcıyordu. Düşünüyordu ve artık fevri ataklara girişmiyordu. Tabii bunun İzmir’e kadar süreceğini de biliyordu Kartal. İzmir’deki eve vardıklarında hatta belki yola çıktıklarında inci tanesi gibi dökülebilirdi kadın.

Başörtüsünü bağlayan annesi yanlarına kadar gelmişti. Bir yere gittiği belli olan kadına döndü Kartal. “Nereye anne?”

Kadın durup oğluna gülümsedi. “Şemsi kadına, süt alıp geleceğim oğlum.”

Efruz kocasıyla annesi arasında geçen bakışmaya dokundu göz ucuyla. Bir tedirginlik daha sardı etrafını. Dışarıda bir şeyler dönüyordu. Dün gecenin öylece kapanacak olmadığı açıktı.

“Gitme,” dedi Kartal. Söylemesi gerekiyordu. En azından üzeri kapalı anlatacaktı. Kimi, nereye kadar engelleyebilirdi?

“Neden?” dedi annesi.

“Neden?” dedi babası Ensar Bey. Oğluna kaşlarını çatmıştı.

Kartal soluğunu bırakıp karısıyla göz göze geldi. Elinde tepsiyle dönen Asude’de öylece bakıyordu ailesine.

“Oturun konuşalım,” dedi en sonunda Kartal. Kadının yüzüne endişe çökmüştü. Sessizce oğlunun karşısına oturdu. Efruz’da onun yanına. Asude de elindeki tepsiyi masaya bırakıp Efruz’un yanına abisinin karşısına oturdu.

“Ne oldu?” Ensar Bey’in sesine de endişe bulanmıştı.

Babasına döndü Kartal. “Dün gece birileri bizi takip etmiş, benim haberim yoktu. Binbaşı, Tamer ve Savaş geldi,” dedi annesinin büyüyen gözlerine içli bir ses eklendi. Kadın en içten gelen sesiyle iç çekti.

Annesine baktı Kartal. “Hepimiz iyiyiz görüyorsun anne. Endişe etme,” diyebildi. Kadın bakışlarını kaçırıp sessizliğini korudu. Herkes iyiydi ama iyi kalabilecek miydi? Kadının tek endişesi evlatlarıydı.

“Kim?” dedi babası ama Efruz’un yanında fazla bir şey sormak istemiyordu. Gelinin hâlâ pek çok şeyi bilmediğini biliyordu.

“Geçenki yakalanan malların sözde sahipleri olduğunu düşünüyoruz.”

Efruz kaşlarını çatarken Ensar Bey anladığını belirterek başını salladı. Daha fazla bir şey sormadı.

“Evin etrafında polisler var, sizin güvenliğiniz için. Ama bizimle gelmenizi istiyorum, Antalya’ya. Gidince gözüm arkada kalacak. Her an aklımın burada olmasını istemiyorum.”

“Olmaz!” Ensar Bey kati bir sesle konuşmuştu. “Benim evim yurdum burası. Ecele kapımız açık. Annen yaşayamaz oralarda. Onun işi toprak.”

“Baban doğru söylüyor Kartal. Ben bir yere gitmem. Olamam ben oralarda.”

Bunu tahmin ediyordu elbette. Ne kadar diretse de gelmezdi anne babası. Kardeşine kaydı gözleri. Yeterince baba ocağında kalmıştı. Genç yaşında meslek sahibi biriydi Asude. Babasının kanatları altından çıkmak zorundaydı. Yaşananları da kendine minnet saydı Kartal. “O halde Asude benimle gelecek!” İzin istemedi. Fikir beyan etti ve sesiyle de ne kadar net konuştuğunun farkındaydı.

Asude’nin havalanan kaşları ve açılan ağzına Efruz gülmek istemişti. Kendisini düşünce Asude’nin hali komik gelmişti gözüne. Sabah evden işe diyerek çıkıp soluğu Paris’te almış biriydi o. Kız abisiyle gideceğini öğrenince şok geçiriyordu.

“Güzel olur. Ben de yalnızım evde. Arkadaşlık ederiz birbirimize.” Efruz’da kendi düşüncelerini beyan ederek arkasına yaslandı. Kocasının, ‘Öperim seni’ bakışlarını gördü.

Ensar Bey sessizce kalktı masadan. Hiç bir şey demedi. Otoriter bir baba idi ama oğlu da kendi kadar katıydı. Oğlunu her şeye rağmen seviyordu. Her zaman arkasında durmuştu. Kızı evinin içinde saksıdaki fesleğen gibiydi. Ha kurudu ha kuruyacaktı. İki iyi evladı veren Rabbine ne kadar şükretse azdı. “Asude bilir,” dedi uzaklaşırken.

Ama özlerdi kızını. Hiç ayırmamıştı ki yanından. Her sabah karşılıklı oturup kiminle kahve içecekti? Okudukları kitapları kiminle tartışacaktı? Şimdiden yüreğine bir taş oturmuştu.

Hatice hanım kızına bakarken gözlerinin dolduğunu fark edince yerinden kalktı. “Ben gidip sütü alayım. Sırtımı dayamışım devletin polisine. Ecel gelsin bulsun, en fazla şehit olurum.” Kocası kadar içlenen Hatice hanım çareyi kaçmakta bulmuştu. Kızı gidecekti! Buna emindi. Kim kalmayı seçerdi?

Kapıyı çekip çıkan annesinin ardından kardeşine döndü Kartal. “Gelmek istiyor musun diye bile sormayacağım Asude. Bu kadar yeterli. Geç bile kaldın. Şimdi gitmesen zaten bir gün evleneceksin. Alışmaları gerekiyor bu duruma. En azından artık alışmalılar.”

Kendini toplayan genç kız yengesine çekinerek baktı. Kim görümcesini yanında isterdi ki? Ayıp olmasın diye öyle konuşmuş olabilirdi Efruz. “Abi siz yeni evlisiniz. Benim ne işim olur sizin yanınızda?”

“Benden mi çekiniyorsun Asude?”

“Çok normal değil mi Efruz?” dedi Asude.

“Düşüncene saygı duydum ama buna gerek yok,” dedi Efruz, gülümseyerek. “Abin beni eve kapattı. Bahçeden başka gün yüzü göremiyorum. Bütün günü yemek yaparak geçiremiyorum. Arkadaşlarım da çalışıyor. Sürekli beni görmeye gelemezler. Sabah çıkıp akşam eve gelen bir kocaya sahibim. Beni ne kadar rahatsız edebilirsin ki? Bana kalırsa sen bana nimet olursun.”

Parmakları uzun su bardağının üzerinde geziniyordu Kartal’ın. Kırılmış gibi bakıyordu bardağın içindeki suya. Başını kaldırıp karısına döndü. “Babamın çiftesini getir de ver yengene Asude. Tek seferde kolay ölüm olsun bana,” dedi Kartal, dudağının ucunda minicik bir sırtıma eşliğinde. Efruz’a asla ama asla kızamıyordu.

“Yalan mı?” deyip üste çıktı Efruz. “Ben! Beni Efruze’yi eve kapattın.”

“Keyfimden yapmadım. Sen de görüyorsun.”

“Ben hiç bir şey görmüyorum paşam. Her şeyin üzerini ziftle kapatmışsın.”

Konuşma hararet kazanırken Asude boğazını temizleyerek kalktı masadan. “Ben size birer kahve yapayım madem öyle…”

Birbirlerine hırsla bakan karı kocanın onu duyduğundan emin değildi. Sessiz adımlarla uzaklaşmaya başladığında abisinin söze girdiğini duymuştu.

“Kapatmadım. Sen ne görmek istiyorsun, ben onun peşindeyim,” dedi Kartal. Sinirli değildi ama gergin bir çıkış vardı sesinde.

“Sen benim ne görmemi istiyorsun? Karanlık çöktü Kartal Bey. Ben hiç bir şey göremiyorum. Kör olsam algılarım açık olurdu ama göz görüyor ve kulakta duymak istiyor.”

“Neyim ben senin gözünde?” dedi adam ciddi bir yüz ifadesiyle.

“Koca! Ben aldım ben bastım nikahı. Kocasın. Başka?”

Kadına ciddi ciddi bakarken yüz ifadesi değişti ve tebessüm etti Kartal. “Hayatında yaptığın en iyi alışveriş bendim, itiraf et,” diyerek ciddiyete son verdi. Kurşuni bakışlar birer mermi edasında saplanıyordu gözlerine.

“Kendini beğenmiş.”

“Koca değil hem o dediğin, kocam olacaktı. Trip atma bana Efruz. Burası yeri değil.”

“Neden? Annen baban yok. Gayet de yeri.”

“Değil dedim. Koca sözü dinle.”

“Atarım. Hem de en hasından.” Ayağa kalkıp adama parmağını salladı. “Şimdi de atıyorum al işte. İzmir’e vardığımızda evi başına geçireceğim.”

“İzmir olur bak. Öpmek için çok müsait. Sen trip attıkça…” dedi kadını baştan ayağa şehvetle sürerek iç geçirdi adam. “Trip atarken kesinlikle yatakta olmalısın. Hatta benim altımda ve adımı orada istediğin kadar bağıra çağıra söyleyebilirsin.”

Kadının gözleri dehşetle açılırken ağzı aralandı. Parmağı havada kaldı. Hemen parmağını indirdi. Adamın sözleri üzerinde alev etkisi yapıyordu ama bunu göstermeyecekti. “Yok sana yatak falan. Rüyanda görürsün.”

“Sen öyle zannet.” Elini havaya kaldırıp açtı Kartal. “Beş dakikada eritirim seni. Kartal diye inlersin kollarımda.”

Dişlerini birbirine bastırdı Efruz. Ellerini beline yerleştirdi. Keşke onu bu kadar iyi tanımasaydı kocası. Bunlar hep şehvetin oyunlarıydı. Adamın önünde duran su bardağını gözüne kestirdi. Birkaç yudum alınmış su, bardakta olduğu gibi duruyordu.

Arkasını dönerek elini havada savurdu. “Biraz soğursun,” dediğinde Kartal’ın geriye itilen sandalyesinin ve parçalanan cam bardağın sesine kahkaha attı. Bardağı kocasının kucağına devirmişti. Haliyle suyu da ısınan yerlerine…

Kartal ayağa hızla kalktığında üzerine baktı. Su nasıl dökülmüştü? Adamın kısık bakışları bir üzerine bir yerde kırıklar içindeki bardağa bir de uzaklaşan karısı üzerinde gidip geldi. “Nasıl oldu bu?”

“Sakarsın sen. O yüzden oldu,” diye bağırdı Efruz.

Aklının ona oyunlar oynamadığına emindi. Bardağa dokunmuyordu bile. Karısının imalı sözleri… Bardağın devrilmesi… Bunları düşünecekti. Aklı almamıştı ama düşünecekti.

                                    🦅

Öğlen yemeğini yapma görevini üstlenmişti Efruz. Gitmeden maharetlerini sergilemek istemişti. Seve seve yapacaktı. Siyah ve uzun saçlarını tepesinde toplayan Asude’ye bakındı. Karışık desenleri olan, kenarları oyalı yeşil bir tülbenti başına güzelce dolamıştı genç kız. Ellerini de beline atıp yengesine döndü. “Sana da bir tülbent getireyim mi?” diye sordu.

“Olabilir, neden olmasın,” diye yanıtladı Asude’yi. Efruz’da saçlarını güzelce topladı. Asude’nin ışık hızıyla gitmiş ve gelmiş olmasıyla elindeki kırmızı desenli tülbente baktı. Kırmızı…

“Beğenmedin mi?” diye sordu Asude. “Başka getireyim istersen?”

“Yok. Beğendim,” dedi zorla. Neden kendini zorladığını bile düşünmedi. Uzun ama çok uzun zamandır mavi, beyaz ve gri dışında toka bile kullanmıyordu. Denemek istedi kendini, belki de eskisi gibi hissetmezdi. “Sen tak,” dedi.

Asude tülbenti üçgen şekilde katlayıp eğilen Efruz’un başına itina ile yerleştirdi. Uçlarını ters ederek geçirip kızın tepesinde güzelce bağladı. Efruz derin nefes alıp kıza belli etmeden gülümsedi.

“Soracağım unutuyorum Efruz,” dedi Asude, patlıcanları kabuklarından ayırmaya başlamıştı. Efruz’da patateslere uzanmıştı. “Neyi?”

“Neden sadece mavi, beyaz ve gri giyiyorsun? Yani evet bu seni ikinci görüşüm ama üzerinde başka bir renge rastlamadım. İtina ile hep aynı renklerdesin. Takılarında bile aynı renkleri görüyorum. Bunun bir sebebi var mı?”

Derin derin soluyordu Efruz. Başının üzerindeki rengi unutmak istiyordu. Midesinde bir kımıldanma baş göstermeye başlamıştı. “Keşke bilseydim Asude. Kendimi bildim bileli dediğin üç renk dışında başka bir renk giyemiyorum.”

Asude durdu ve kıza döndü. “Ama neden? Beğenmiyor musun? Sevmiyor musun?”

“Hayır, aslında çok seviyorum. Mesela ben beyaz tenli bir kadınım, bana kırmızı, sarı ve mor çok yakışıyor ama kendimi kötü hissediyorum giydiğimde. Ne kadar denediysem başaramadan çıkarmak zorunda kaldım. Sadece bu üç renk bana kendimi iyi hissettiriyor.”

Asude kızın başındaki kırmızı tülbente baktı. “Şimdi nasılsın?”

Midesindeki kımıldanma, fokurdamaya dönmüştü. Fokurdama ciğerlerine baskı yapıyor, nefes almasını engelliyordu. Nefesi kesilen kadının ayakta kalma gücü azalıyordu.

Patatesi ve bıçağı tezgaha sertçe bıraktı. Ellerini tezgahın kenarlarına sıkıca bastırıp tutundu. Gözlerini kapatıp hızlanan soluğunu dizginlemeye çalıştı. Asude, Efruz’un tek adımda yanına geldi. “Neyin var?” dedi telaşlı gözlerle kızın kolunu tutmuştu.

Elinin tersini ağzına kapattı Efruz. Efruz’un teni soluk beyazdı, ama şimdi gerçek kireç rengine çalan yüzüyle gözleri büyüdü Asude’nin. “Efruz!”

Midesi alt üst olan Efruz kurşuni gözlerini Asude’ye çevirdiğinde kız korkuyla başını geriye çekti. Kurşuni hareler kırmızıya dönüyordu adeta. Efruz ağzını dahi açamıyordu ki kıza tek kelime edebilsin.

“Abi,” diye bağırdı can havliyle. “Anne baba!” Sesi evin içinde kilise çanı kadar kuvvetli yankılanmıştı kızın.

Koşarak gelen Kartal mutfak kapısında, babası ve annesiyle birlikte durdu. Karısının kendine dönen kırmızı bakışlarıyla dehşete kapıldı. Geriye çıkan Asude abisine yer vermişti.

“Efruz,” dedi Kartal, ama yüreği sökülmüştü. Sandalyeyi çekip Efruz’un arkasına bıraktı Asude. Kartal karısını oturttu ama Efruz’dan tek kelime alamıyordu. Hatice hanım ve Ensar Bey sadece izliyordu ama endişe içindeydiler. Efruz gözlerini kapattı. Bir eli ağzında diğeri hâlâ karnındaydı. Bu kadar insanın içinde kusmak istemiyordu. Elini kaldırabilse başındakini çıkaracaktı ama ona dokunmak dahi istemiyordu.

Asude uzman edasıyla izlediği sahne ve Efruz’un az önce anlattıklarını iki saniyede aklından geçirdi. Efruz’un başındaki kırmızı başörtüsünü hızla çekip çıkardığında Kartal kardeşinin ne yapmaya çalıştığını kısık gözlerle izledi.

Bir külçe misali omuzları çöktü Efruz’un. Elini ağzından çekip kocaman açtığı gözleriyle ciğerlerini havayla doldurdu. Gözlerini kapatıp arkasına yaslandı. Midesi rayına girmeye devam ederken gözlerini açmadı.

“Doktora!” dedi Kartal doğrulup Efruz’un elinden tutmuştu. Kaldırmak istemişti. Efruz elini geriye çekti. Gözlerini usulca araladı. Gözlerinin rengi eski haline geliyordu.

“İyiyim ben,” dedi zorla. “Sadece…”

“Bu iyi halin mi kızım? Olmaz böyle doktor şart,” dedi Ensar Bey.

“Evet kızım. Yüzünün rengi gitmiş,” dedi Hatice hanım.

“Abi,” dedi Asude. Kartal’ın bakışları kardeşine döndü. “Efruz bunu takınca fenalaştı,” diyerek elindeki kırmızı tülbenti gösterdi.

“Nasıl yani?” dedi Kartal. Anlamamıştı. Düşünemiyordu. O gözlerin kırmızıya dönmüş rengini nasıl unutacaktı? Kendisi bile bilmiyordu.

“Mavi, beyaz ve griden başka bir şey kullanamıyormuş. Biz de onu konuşuyorduk birden fenalaştı.”

Oysa o sadece o üç rengi sevdiğini düşünmüştü. Kartal’ın bu konudan haberi yoktu ve olmamasına üzülmüştü. Karısını tam anlamıyla ne zaman tanıyacaktı? Kocasının dalgın bakışlarından neler düşündüğünü anlayabiliyordu Efruz. “Söylemedim daha önce biliyorum, ama çok önemli bir şey değildi. Kullanmayınca gayet iyiyim.”

“Bu normal bir durum değil Efruz. Senin bir uzmana görünmen gerekiyor. Hayatımda hiç böyle bir şey görmedim. Hocalarımdan bile duymadım. Çok değerli bir hocam var seni onunla tanıştıracağım,” dedi Asude.

Efruz gülümsedi. “Ben gayet iyiyim ve uzmanlık bir sorun olduğunu sanmıyorum. Yine de teşekkür ederim.”

“Sana öyle geliyor. Gözlerini görmedin,” dedi Kartal. “Kesinlikle o uzmana gideceğiz.”

“Abim doğru söylüyor.”

“Abin çok biliyor. Yirmi yedi senedir böyleyim ve gayet sağlıklıyım. Yemek yapacaktık biz,” dedi tamamen düzelen midesinin rahatlığıyla ayağa kalktı, ama bacakları hâlâ titriyordu. Bunu hissettirip boşuna yaygara koparmak istemiyordu. “Elindekini kaybedersen daha iyi olacağım. Bir müddet görmesem iyi olur,” dedi Asude’ye.

Kız irkilerek arkasına sakladı elindeki kırmızı tülbenti. “Ben de görünce sorun olmuyor mu? Ben taksam mesela…” deyip kızı konuşturmaya çalıştı.

“Sonra… Şimdi değil. Sadece bende olmasın kafi,” dedi, patatesi tekrar eline aldı. Ensar Bey, Hatice hanım ve Kartal öylece izliyordu. Hiç birinin aklı fikri almamıştı. Ama Efruz şimdi çok iyi görünüyordu. Annesi ve babası çıkarken, Kartal mutfak masasının kenarında duran sandalyeye oturdu. Çıkmayacaktı. İzleyecekti ve düşünecekti. O sevdiği gözlerin o hale nasıl geldiğini bulacaktı, belki bir gün…

🦅

Yemek yenmişti ve üzerine kahve içiliyordu. Az sonra İzmir’e gitmek için Burdur’dan ayrılacaklardı. Efruz sabahtan bu yana kocasına göz ucuyla bile bakmamıştı. Tüm hünerlerini sergileyen kadını arada girip çıkıp makas almış saçlarına dokunmuştu. Her seferinde kendini geri çeken kadını gülüşüyle ödüllendirmişti. Aklı hâlâ dökülen su da ve o kırmızı gözler arasında yer değiştirip duruyordu.

Bir süre oturduğu yerden kalkmamış ve düşünmüştü. Düşen ödül… Suya düşen Payidar ve bu su bardağı… Sinema salonu H8… Düşünüyordu ama aklına da mantıklı bir şeyler gelmiyordu.

“Antalya’ya dönünce seni aldıracağım Asude,” dedi Kartal. Asude başını sallamakla yetindi. Annesi ve babası tek kelime etmemişti bu konu üzerine.

Kocasına sırtını dönen kadın kayınpederine baktı. “Kartal bana Mevlana hayranı olduğunuzu söyledi.”

Ensar Bey’in ilgisini çeken konu gülümsemesine neden oldu. “Bence herkes hayranıdır onun. O bir bilgeydi. Bir efsane…”

“Kesinlikle öyle. Benim onunla tanışmam çok dolaylı oldu. Gerçi efsaneyi herkes tanır ama ben içine girmiş bulundum. O yüzden Tasavvuf Edebiyatı okumayı seçtim.”

“Dolaylı derken?” dedi Asude.

Efruz Asude’ye döndü. “Yani elbette onu tanıyordum ama bir arkadaşım sayesinde kendimi içinde buldum. O kadar ilgimi çekti ki, kendimi sınava girerken hatırlıyorum. O dünya çok farklı bir dünya. Bu söz Mevlana’ya ait diyerek geçmek gibi bir şey değil. Onun bize verdiği nimetlerden az da olsa kapabilmekti niyetim.”

“Niyetin güzel ama ne kapmak istedin?” dedi Ensar Bey. “Düşünceleri gibi mi?”

“O da var ama ben sahip olduğu yetenekleri kapmak istedim ama tabii ne haddime.”

“Sen parapsikolojiden bahsediyorsun,” dedi Asude.

Kartal’ın kaşları havaya kalktı. Parapsikoloji! Efruz’a döndü ama sessiz kaldı. Daha neler çıkacaktı altından merakla beklemeye başladı.

“Evet. Duyduğumda durdum ve bunun üzerine çok fazla düşündüm. Çok araştırdım. İlgim çok fazla büyüdü ve sonunda mezun oldum. Dekoratörlük asıl mesleğimdi ama onu gözüm görmez oldu bir süre sonra. Zaten onu bitirmiştim. İşim de vardı. Ben de bu alana ağırlık verdim. İçine girdikçe hayran oldum.”

Gelini yüzünde tebessümle izleyen Ensar Bey dudaklarını büktü. “Benim oğluma fazlasın kızım sen. Gökte mi buldu seni?”

Kartal göz devirirken Efruz kocasına sakladığı gülüşüyle dönüp baktı. “Asude git babamın çiftesini getir. Temiz olsun,” dedi genç kadın.

Asude kahkaha atınca Kartal gözlerini küçültüp kardeşine baktı. Asude susarak ağzına hayali bir fermuar çekti.

“Baba,” dedi Kartal. Ensar Bey oğluna bakmıştı.

“Baba, sorsana gelinine doğa üstü güçleri var mı yok mu?” dedi ima ile dönerek kadının kocaman olan gözlerine sırttı. Kartal karısının yaptıklarıyla şimdiki sohbeti birleştirmişti. Başının üzerinde yanan bir lamba bile hayal etmişti. Kondurma kısmını bile düşünmeden ortaya atmıştı düşüncesini. Efruz’un hareketlerini izleyecekti ki bakışları doğru bir yol izliyor olduğunu söylüyordu.

“O da ne demek?” dedi Hatice hanım.

“Yok daha neler,” dedi babası Efruz’a dönüp devam edecekti ama kızın kurşuni bakışları kendini bulduğunda o gözlerdeki endişeyi fark etti. “Var mı?” dedi hayretle.

Boğazını temizleyen Efruz gülümsedi. “Çalışıyorum. Bir gün olacak gibi.”

Hatice hanımın bakışları gelini üzerinde yoğunlaştı. O tam olarak anlamıştı. “Ne çalışıyorsun kızım?”

Asude’nin de bir anda dikkatini çeken konuyla tıpkı babası gibi kızda yoğunlaşan bakışların halini analiz ediyordu. O bir psikologdu. Onun işi insanlardı. Bir anda tedirgin olan kızın ellerini aniden masanın altına indirmesi kaçak bir hareketti. Çünkü elini koyacak bir yer bulamamıştı Efruz endişeden.

“Düşünce gücü anneciğim,” dedi Asude. “Düşünerek bir şeyler yapmak diyeyim de kafan karışmasın.”

Kadın anlamamıştı ama üstüne de söz etmemişti. Kadın belki Efruz’un doğa üstü güçlerini anlamamıştı ama Efruz’da onun ne kadar güzel peynir, yağ ve yoğurt yaptığını anlayamıyordu. İkisi de çalışılsa başarılabilecek türden şeylerdi ve kimse kimseden üstün değildi. Kayınvalidesine gülümsedi.

“Bu çok değerli bir yetenek,” diyen kayınpederine döndü. “Gerçekten başarılı olmanı çok isterim.”

“Umarım,” diyerek konuya nokta koydu Efruz. Kocası öyle bir şey demeseydi konu kendini ifşa etmeye kadar gelmeyecekti. Yalan söylemek istemezdi ama burada masayı kaldırıp ters çevirirse bu insanların ona ne gözle bakacağını bilmiyordu. Kardeşi, annesi, Selin ve Hümeysa dışında bunu bilen yoktu.

“Biz artık kalkalım. Gece yarısı olmadan varsak iyi olur.”

Kocasının sözüyle bir nefes verdi ama her şeyde olduğu gibi bu konuda da onu rahat bırakmayacaktı. ‘O bardağı devirmeyecektin Efruz’ diyen iç sesi pişmanlıkla yanmasına sebep olmuştu.

‘Kısasa kısas’ dedi içindeki kadın. ‘Nereye kadar saklayacaktın ki? Artık ikimizin de bilinen-bilinmeyen sırlarımız var.’

Vedalaşıp yola çıktıklarında ikisi de sessizdi. Hava kararmak üzereydi ve uyumak istiyordu. Kartal’ın bir kelime bile etmemesini istiyordu. Birbirlerine kaçak bakışlar atıyorlardı ama yine de konuşma gerçekleşmiyordu.

“Annem arkaya yastık ve battaniye bıraktı. Uyumak istiyorsun belli ki,” dedi Kartal.

“Annen harika bir kadın. Elbette istiyorum ve geçiyorum,” deyip ayakkabılarını ön tarafta çıkarıp boşluktan arkaya geçti. “Bu saatte uyumak zor olacak gibi ama uykum var. Zorlarsam uyurum.”

Dikiz aynasından arkaya göz atıp yola döndü Kartal. “Uyu tabii. Bence de pek zor olmayacaktır senin için tatlı cadı.”

Yastığı eliyle kabartıp başını bırakırken işittiği sözlerle durdu. Göz kapaklarını kaldırıp aynaya baktı. Kısa bir an bakışma yaşandı aralarında. Kartal kaşlarını kaldırdı. “Tatlı cadı. Burnunu da kıvırıyor musun?”

Kocasına kaşlarını çatıp gözlerini kısarak baktı. Duyularını kullanmak artık o kadar kolaydı ki, Kun bilse ne çok sevinirdi. Yüzünde sinsi bir sırıtmayla başını yastığa bıraktı. Örtüyü de üzerine çekti. “Bana bakacağına yola bak kocaman çukur var önünde.”

Ve Kartal’ın elinin altındaki araç küçük bir sarsıntıyla o çukura girdi ve hızla geri çıktı. Sessizce ettiği küfürleri duyuyordu Efruz. Kıkırtısına engel olamamıştı. Örtüyü başına kadar çekti. “Beni İzmir’de uyandırırsın.”

Gözleri kısık adam yola bakarken başını aşağı yukarı salladı. “Uyu bi’tanem. Uyu sevgilim. Uyu benim güzel hatunum… İzmir’e kadar uyu yarın sabah sana çok geç olacak.”

Örtüyü hızla üzerinde atıp doğruldu Efruz. Aynaya baktı. Arada bakan adama sertçe cevap verdi. “Önce sen başlarsın diye düşünüyordum ben. Senin benden gizlediklerinin yanında benimkinin esamesi okunmaz.”

“Senin esame dediğin şey ne acaba?” dedi Kartal sırıtarak.

“Kendini bana unutturmaya çalışma Kartal. Bu gece sabah çok geç olacaksa önce sen öteceksin. Ben romantik bir prensle evlendim ama altından neler çıktığını bile bilemiyorum. Nesin sen? Polis mi? Mit mi? Bu çok fazla oldu. Mafya mısın yoksa? Yer altı dünyasından mısın?”

“Hiç biri değilim,” dedi Kartal rahat bir tavırla.

“Ben de inandım,” deyip başını yastığa geri bıraktı. “Rahat bırak beni. Uyuyacağım.”

“Hay hay romantik presin hırçın prensesi.” Kartal gülümsüyor, Efruz sinirden köpürüyordu.

“Gecenin sonu nerede bitecek ben şimdi onu düşünüyorum Efruz.”

“Sus!” diye inledi kadın.

Omuz silkti Kartal. “Koltuk mu yatak odası mı?”

Yattığı yerden dişlerini sıktı Efruz. Gözlerini kapatıp sinirle iç çekti. “Kendimi banyoya kilitleyeceğim. Öğrendiklerimden sonra seni görmek istiyor muyum, uzun süre düşüneceğim.”

Öğrendiklerinden sonra kendinden başka kimi görmek isteyecekti? Kartal, Efruz’un büyük bir yıkım yaşayacağını biliyordu. Keşke hiç bilmeseydim, diyeceği şeyleri duymaya ne kadar hazırdı karısı kestiremedi ama artık son raddeye gelmişti Kartal. Bundan sonrası gizlemek değil yalan kere yalan söylemek olacaktı.

“Hadi uyu.”

🦅

En az bir saat kadar uyuyabilmişti. Uykuya da o kadar zor dalmıştı ki, kendini zorladığı için başına ağrı girmişti. Gururundan kımıldamamış sesini çıkarmamıştı Efruz. Kocasıyla konuşmak istemiyordu. Ne konuşacağını bile bilmiyordu. Sorular sormak onu sarsmak anlat diye haykırmak İstiyordu.

Daha fazla tahammül edemiyordu. Bilmediklerini öğrenmek için deliriyor, kendini sakin tutamıyordu. Mecburen örtüyü üzerinden attı ve doğruldu. Başını sağa sola yatırıp ağrısının geçeceğini umdu.

“Günaydın.”

“Ne kadar kaldı?” dedi kendini ön koltuğa atarken.

“İki saat.”

“Kenara çek birazda ben kullanayım. Çok sıkıldım. Başım da ağrıyor biraz.”

Kartal karısına baktı kısa bir an. “Emin misin? Başım ağrıyor dedin. Kullanabilecek misin?”

“Eminim,” diyen kadın çözdüğü saçlarını açarak eliyle kabarttı. Tokadan kurtulan saçlarından yayılan kokusu kocasına kadar gitmişti. “Açık bırakayım azıcık, hafifler belki. Tepemde bir dünya taşıyormuşum gibi hissediyorum. Gerçekten biraz kesebilirim.”

Kartal elini uzatıp bir tutam saçı parmaklarına dolayıp oyalandı. Bunu gerçekten çok seviyordu. Efruz’un saçlarına hayrandı. “Baş ağrısı yapıyorsa kes tabii ki.”

Arabayı kenara çekip dörtlüleri yaktı Kartal. Kapısına uzandığında Efruz’da kendi kapısını açtığında arkalarında duran siyah bir aracın da onlarla durduğunu fark etti. Arabaya bakarken Kartal yanına ulaşmıştı. “Bizi korumak için buradalar.”

Efruz başıyla anladığını ifade ederek şoför  tarafına dolandı. Düşüncelerinde ayaklanma hissetmişti Efruz. Bir başına sakin bir hayatı vardı ama birden tepetakla olduğu düşüncesi onu rahat bırakmıyordu. Hırkasını çıkarıp arka tarafa fırlattı. Askılı beyaz elbisesinin eteğini toplayıp oturdu. Etek uçlarını bacakları üzerine kadar çekti. Saçlarını geriye savurdu. Derin bir nefes verdi. “Oh be,” dedi. “Biraz işe yaramak lazım. Sevmedim ben bu işi. Ben amaçsız yaşayamıyorum. Bir şeyler yapmam şart. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum sonra…”

İki saattir araç kullanan adam sırtını esnetip karısına döndü. “Amaçsız olduğunu nereden çıkardın?”

Kontak düğmesine dokunan Efruz gaza bastı. Aracı yola çevirdi. Şimdi daha iyiydi. En çok da sevdiği şeyler arasında hep kocasının eserleri dolmaya başlamıştı. Kartal onu kasmıyordu. Her hangi-konu ne olursa olsun beş dakika sonra hiç olmamış gibi davranıyordu. Bu huyunu da Efruz’a seve seve öğretiyordu.

“Ekmek elden yaşıyorum ne zamandır. Nereden çıkarayım ki…”

“Olsun o kadar, benim eşimsin.” Kadına çevirdiği gözlerini üzerinde gezdirdi. “Bana çok yakıştın Efruz.”

Efruz adama bakmadan tek kaşını kaldırdı. “Ben mi? Bence sen bana yakıştın. Ne kadar da kibirlisin.”

Kartal uzanıp kadının saçından bir tutamı yine parmaklarına doladı. “Biz güzel olduk, kabul et.”

“Biz bir şey olduk ama ne olduk ben daha kavrayamadım ki.”

“Kafanı bunlara çok yorma, önümüze ne geldiyse onu yaşadık.”

“Bunu nasıl yapıyorsun?” derken adama baktı.

“Neyi?”

Direksiyonu sıktı parmakları arasında. Hissettiği ufak bir dalgalanmayla hislerini dinledi. “İleride kaza olmuş,” dedi. Kartal yola döndü hızla. Yol boş görünüyordu. Aldırış etmeden tekrar karısına döndü.

“Neyi nasıl yapıyorum?”

“Beni ben olarak sevmek, bu sendeki hiç normal değil. Seni günlerdir elimden geldiği kadar itiyorum ama sen bana sokuluyorsun.”

Kartal hafifçe gülümsedi. “Seviyorum. Sen farkında değilsin ama bana hiçbir şey yapmıyorsun. Kendini buna zorluyorsun ama hiç başarılı değilsin.”

“Beni gaza mı getirmeye çalışıyorsun sen?”

“Hayır, gerçekler bunlar. Sen beni seviyorsun. Aslında ne var biliyor musun? Sen de benim gibi sevdiklerinden kaçamıyorsun. Nefret duyguların yok.”

“O kadar emin olma. Babamdan yeteri kadar ediyorum, ama senden neden edemiyorum, tez konusu.”

“Ben nefret edeceğin biri olabilirdim ama değilim. Babana da nefret yerine, kızgın olabilir misin? Onlar senin kanından insanlar. Ne kadar nefret edebilirsin ki?”

“Aramızı da yap istersen tam olsun. Çok nefret ediyorum. Abimi hep sevdim bu doğru, bir gün aramızın ne olacağını bilmiyorum, ama babam… Babamla aramda hiç sevgi bağı oluşmadı. Yani oluşmamış olmalı yoksa hissederdim. Ben onun kızıyım sonuçta.”

“Bu dediğine inanmamı bekleyebilirsin,” dedi Kartal önüne dönerken.

“İlla ki beklersin. Beni paket gibi attı önüne.”

“Efruz…” dedi Kartal sıkılmış ses tonuyla.

“Sorun sende bitti Kartal. Beklemediğim bir şeydi belki ama seninle son buldu. Bunun için sana teşekkür bile edebilirim. Kartal karısına dönerken şaşkındı. Anlamamıştı.

“Anlamadım.”

“Bir yaz tatilinde üç ayımı Çin’de geçirdim. Türkiye’ye hiç dönmeden okuluma geri döndüm. O yıl hiç gelmedim. Annem geldi yanıma ama babam gelmedi. Ve beni bir kez bile aramadı. Bu hep böyleydi, baba kız ilişkimiz hiç olmadı. Ama nefret edecekte bir şey yapmamıştı. Babaydı yani, adı vardı kendisi yoktu. Küçüklüğümde boyuna çıktığım, saçlarımı okşayan biri hiç olmadı. Eve geldiğinde ona koştuğum veya sarıldığım hiç bir anı yok zihnimde.”

Duydukları karşısında şok yaşamıştı Kartal ama bunu hissettirmek, onu üzmek istememişti.

Efruz onu hissetmiş, aklından geçenleri az çok okumuştu. “Konuşamıyorsun… Senin babana taban tabana zıt biri değil mi? Ama işin aslı daha garip; Ben hiç üzülmüyordum. Umursamıyor, aklıma bile getirmiyordum. Daha doğrusu aklıma gelmiyordu. Bir kız çocuğu için baba profili çok önemli olmalı. Selin’in babasına olan tutumu çok başkaydı. Ben onları hiç yaşamadım. Ve bu beni zerre kadar üzmedi.”

Karısına baktığında düşüncelerin en derinine batmıştı Kartal. Efruz babasının yaptığı yapacağı hiçbir şeye üzülmemişti. Onu Koray’a resmen satacağını öğrendiğinde bu düşüncesi devam edecek miydi… “Erva?”

“Erva biraz daha yakındı. Ama bak yakındı diyorum. Erva yakındı ama babam ona da bu şekilde davranıyordu. Evin küçük kızıydı o, sanırım hiçbir zaman kabul edemedi babamızın umrunda olmadığımızı. Bir süre sonra o da benim gibi takılmaya başladı. Annemiz bize yetiyordu. Abim babamdan çok anneme ve bize düşkündü. Babam ona da el attı. Kendine benzetti, umursamaz birine dönüştürdü onu. Babam onu etrafında istiyordu, bizi değil.”

“Abin için üzgünüm. Tam da babanın istediği gibi biri olmuş, ama yine dediğime geliyorsun; nefret etmiyorsun ondan.”

Efruz başını sağa sola salladı. “O beni evden gönderdiğinde nefretin ne olduğunu tattırdı bana. Bu ikimiz içinde en iyi olan oldu. Başka şekilde olmalıydı belki, belki ucunda sen olmamalıydın. Seninle bunları yaşamamalıydık. Konu ne olursa olsun babam kadar suçlusun. Senin bana göstermiş olduğun iyimserliği ondan görüyor olsam, pişmanım dese bile senin şansın neden bilmiyorum; Binelerce kat daha fazla. Çünkü ben babamı hiç sevmedim. Ama seni seviyorum. Eğer onu sevmiş olsaydım belki de onu affederdim.”

“Bir babanın neden sevilmeyeceğini ben asla bilemeyeceğim. Ve bir babanın neden evladını sevmediğini de… Suçlu olduğumu kabul ediyorum ve yaptığımla övünmüyorum. Sen güvenmedin kaçtın, ben sana güvenmek istedim ama olmadı, o günlerde.”

Kaşları çatıldı kadının. Kocasına dönüp baktığında Kartal’ın kara gözleri de ona baktı. “Şimdi?” dedi Efruz.

“O zaman olmadı diye vazgeçmiş olsaydım, şimdi boşanmış olurduk. Seni seviyorum ve sevmek o kadar basit bir duygu değil. Bir gün ikimizde başaracağız. Ben senin bana olan sevgine güveniyorum. Gerisini ikimiz inşa ettik ve edeceğiz. Belki bilmiyorsun ama içimizde güveni arızalı olan bir tek sen değilsin. Ve seninkinin bir nedeni yok ama benim var.”

“Bu doğru. Sevmek gerçekten de kolay bir duygu değil. Aynı sahada top koşturuyoruz, beni sevgine güvendiriyorsun. Ve bana anlatsaydın seni dinlerdim,” dedi Efruz, kocasına bakarak. “İhaleyi bana açıklasaydın, gitmezdim. Hem nasıl bir sorunun olabilir ki?”

“Açıklayamazdım. O an çok karışık bir döngünün içindeydim. Karım kim olduğumu bilmiyordu ve…”

“Ve?” dedi Efruz. Merakı misli misli artarken.

“Sabır! Her şeyi anlayacağım,” dedi bedenini kadına çevirerek oturdu. “Sana daha önce de sormuştum ama mantıklı bir cevap vermemiştin. Hatta cevap bile vermemiştin. Neden benim dönmemi beklemek yerine kaçıp gittin?”

“Seni görmek istemedim. Sözlerin beni çok çabuk etkisi altına alıyor ve ben buna uymak istemiyordum. Ne diyeceğini hiç merak etmedim. Kalmış olsam, bu şekilde yine bu olduğum yerdeki kadına çevirecektin.”

“Kaçmak çözüm değilmiş demek ki,” dedi Kartal, tekrar sırtını koltuğuna vermiş, akıp giden yola bakmıştı.

“O an senden uzak olmak çare gibiydi. Beni getirmeseydin de çare olarak kalabilirdi. Sen neden beni babamdan o şekilde aldın?” Gözü yoldaydı ama zihni açık ve net Kartal’ın kartları açışını izliyordu.

“O şekilde…. Babanla o konuşmayı zaten yapacaktık. Ve baban benim istediğim her şeyi yapmak zorunda kalacaktı. Bunu öğreneceksin. O konuşmanın o güne denk gelmesi benim değil, senin kaçıp gitmiş olmandan kaynaklanıyor. Sen zaten benim eşimdin ve evine gelecektin. Öyle veya böyle gelecektin. Terk edilmiş bir adamın can acısı da diyebilirsin, olanlara.”

“Bunu öğren, şunu öğren…” derken yüzünü buruşturdu Efruz. “Bana anlatmak istediğin şey; Sana yanlış yapmamam mı? Hep böyle tehlikeli mi olacaksın? Efruz’un başı dertte mi yani?”

Kartal belirgin bir biçimde gözlerini aracın tavanına dikip ardından Efruz’a doğru başıyla dönerek devirdi. “Sen beni seviyordun, evine o yüzden döndün, döndürüldün adına her ne diyorsan. Beni sevdiğin sürece de benimle olacaksın. Bu da ölene kadar sürecek. Beni istemeyen bir kadını evine getirmedim. Seni orada bırakacağımı düşünmen hata idi. Girdiğin çıkmazında debelenen bir Efruz’dun. Ne kadar tehlikeli olabilirim?”

“Adın, lakabın ve aşkın yeteri kadar tehlike arz ediyor. Ama senden korkmuyorum.”

“Bak şuna… Neden korkasın benden?” diyen adamın sesi ciddi ciddi sitem doluydu.

Omuz silkti Efruz. “Öyle işte. Bil diye dedim.”

“Konuyu değiştirsek mi, tatlı cadım? Hiç iç açıcı değil ve çok gereksiz.”

Yola bakarak kısa bir an göz devirdi. “Al sana konu; Bak!” dedi Efruz. Sağ tarafında elli metre sonra bir aracın takla attığını, etrafında ambulans ve polislerin olduğu kazayı işaret etti. Kartal ona baktığından dolayı görememişti ki, başını çevirip baktığında umursamadığı sözlerin doğruluğunu görünce gözleri büyüdü.

“Demiştim,” diyen Efruz omuz silkti. “Bana hiç güvenmiyorsun kocacığım.”

“Nesin sen?” dedi hızla kadına dönüp. “Bunu anlayamıyorum.”

“Benim de anlayamadığım çok şey var. Sordum söylemedin, otur çöz şimdi.”

“Öyle mi?” dedi Kartal, elini açık bakacakların üzerine koyup derinlere doğru çıkmaya başladı. Elini adamın elinin üzerine koyup bacaklarındaki baskıdan kurtuldu.

“Bir kaza da biz mi yapalım, dikkatimi dağıtma.”

Kartal gülümseyerek geri çekildi. “Dikkatini dağıtacak başka zamanlar da bulurum.”

“Ona ne şüphe…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!