26.Bölüm

eyifle okuyun…

                                🦅

Kendisi için hazırlanmış odaya girip duşunu almış, üzerine temiz kıyafetler giymişti. Evin içinde kimlerin dolandığını bilmiyordu, o yüzden topuz yaptığı siyah saçlarının üzerine pamuklu şalını doladı. Savaş, “Abin gelene kadar buradayım,” demişti. Kimse yoksa bile onun olduğu kesindi.

İkinci katta olan odasından çıktı. Geldiği yolu takip ederek aşağı indi. Bir gerçek vardı ki, çok açtı. İki saatlik yolculuk üç buçuk saat sürmüştü. Binbaşının gelmesiyle o kalmış Savaş ve kendisi helikoptere binmişti. Abisinin eviydi ama bir yabancıydı. Sessizlik evin içini kuşanmış gibiydi. Evin bembeyaz ışıltısı kesinlikle yengesine ait olmalıydı. Aralara döşenmiş gri halılar, mavi fon perdeler ondan başka kimseyi andırmıyordu.

Araya araya mutfağın yolunu bulmuştu. Adının Cemile olduğunu öğrendiği kadın elindeki akıllı telefonla arasına elli santim sokmuş, gözlerini kısmıştı. Büyük ihtimalle sosyal medyada dolaşıyordu. Kızın mutfağa girdiğini görünce önlüğünün cebine atıp ayağa kalktı. Patronuna birebir benzeyen kıza gülümseyerek bakmıştı Cemile. “Sizin için bir şeyler hazır edeyim. Acıkmış olmalısınız. Savaş Bey siz dinlenirken bir şeyler atıştırdı.”

Asude gülmek istedi. Katıla katıla gülmek. Hayatı boyunca hizmetçisi olan bir evde yaşamamıştı. Yemeğini kendi yapar, kendi önüne koyardı. Bir bardak suyu olsa olsa gittiği restoranda falan istemişti. “Olur,” dedi.

Konuşmaktan yorulmayan Cemile’nin hoş ve tatlı sobetiyle yediği birkaç lokmanın ardından tabağını kendi kaldırmış, makinaya da kendisi yerleştirmişti. Annesi yaşındaki kadına nasıl davranacağı hakkında bir fikri yoktu ama öğrenecekti belli ki.

“Savaş Bey’in istediği çay hazır. Siz de bir bardak içer misiniz?”

“Olur, ama ben kendim hazırlarım,” diyerek malzemelerin yerini sordu. Cemile işaret etti, Asude buldu. Çayları doldurup Savaş’ın nerede olduğunu sordu. Bahçede olduğunu öğrendiği adamın yanına elinde tepsi içinde iki adet çayla ulaştı. Oturma grubunun yerini bile Cemile tarif etmişti. Öğrenecek bayağı bir şeyi vardı.

Ayaklarını hasır orta sehpaya uzatmış, kolları göğsünde bağlı ve gözleri kapalı duran adamı izledi. Bir haftada neler yaşamıştı bu adamla. Bir daha göreceğinden bile emin değildi. Ama görmek istediğinden emindi. “Çay?” dedi geldiğini belli edip. Uyuyor bile olsa uyanmalıydı. Uyanmalı Asude ile tatlı ve son bir sohbet etmeliydi. Abisi birazdan gelecekti.

Savaş gözlerini aralayıp yavaşça doğruldu. Ayaklarını sehpadan alıp yorgunlukla oturur vaziyete geçti. “Hakkını helal et,” dedi Asude. “Benim için zor bir günü sayende atlattım.” Savaş’ın çayını önüne bırakıp kendi çayını aldı. Bardaktaki kaşığı çıkarıp kenara bırakan adamı izledi. Tıpkı kendisi gibi içiyordu.

“Helal olsun. Bu benim görevim. Sen de bilirsin ki bizler gizli askerleriz.”

“Olsun. Yine de yordum seni.”

Çayından bir yudum alan Savaş, kızın tertemiz yüzüne baktı. Işıkların sarmaladığı bahçede her şey görünüyordu. Asude’nin yüzü su kadar saf ve temizdi.

“Abin ve yengen indiler, biraz sonra burada olurlar. Kartal da söyler zaten ama bir süre dikkat etmelisiniz.”

“Silahım her daim yanımda,” dedi Asude gülümseyerek.

Savaş’ın Asude’ye dönen yüzünde kızın kalbini çalan gülüşü belirdi. Asude’nin adını aldığı sakinlik ve sıkıntıdan uzaklık onu terk etti. Savaş’ın gülüşünü göremeyeceği sıkıntılı günlerin hüznünü hissetti. Zorla gülümsedi.

“Yanında olsun, ama kullanmak nasip olmasın,” dedi Savaş.

“Amin.”

Bahçenin büyük demir kapısı açıldı. Ön bahçeye vuran ışıklar Lamborghini’nin yanında durdu. Asude ve Savaş ayağa kalktı. Araçtan inen ve hızlı adımlarla kendilerine gelenlere yürüdüler.

Tüm yol boyunca kardeşine bir şey olmuş olması hissi yüreğini daraltmıştı Kartal’ın. Elini hiç bırakmayan kadından güç almıştı. Kardeşini sapasağlam karşısında görünce derin nefes bırakıp kızı kollarına aldı. “Çok şükür,” döküldü dudaklarından.

Efruz geri çekilen abi kardeşin yanına yaklaşıp Asude’ye sıkıca sarıldı. “Hoş geldin evine. Savaş bize söyledi iyi olduğunu ama abin kendini yedi bitirdi.”

“İyiyim. Hiçbir şeyim yok. Olması ne mümkün…”

Kartal, Savaş’a minnetle baktı. “Sana bir can borcum oldu.”

Savaş muzip bir ifadeyle Efruz’a baktı. “Efruze bu bizim Kartal değil, büyü mü yaptın? Bu duygusallık ne abicim?” dedi silah arkadaşına dönerek.

Efruz ve Asude gülümsedi. Kartal göz devirdi ama kendini gülmekten alamadı. Adama elini uzattı. Savaş elini dostça ve güven vermek istercesine sıktı.

“Senin canın bizim canımız Kartal. Lafı bile olmaz.”

Asude, Savaş’ın canı olsaydı… Canında taşısaydı. Yüreğine oturan hisle ne yapacaktı Asude…

                                   🦅

Masaya göz attı. Üç kişinin harikasıydı masanın ihtişamı. Asude, Cemile ve Efruz’un mutfak macerasıydı. Geçen günler içerisinde Asude alışmıştı. Eve ve bulunduğu ortama kolay adapte olmuştu. Birkaç kez Efruz ve Asude dışarı çıkmış, alışverişin gözünü hatta ciğerini çıkarmaktan geri durmamışlardı. Peşlerindeki koruma ordusuna her geçen gün daha çok alışıyordu Efruz. Asude umursamıyordu ama Efruz yeni alışıyordu.

Kocasıyla aralarından kalkan setlerle her güne gülümseyerek uyanmak paha biçilemezdi. Her sabah dolandığı kolların şefkatiyle, Kartal’ı göğsünde uyurken buluyordu. Ve her gün onu karşısına çıkarana dua ediyordu. İstisnasız her sabah Kartal’ı görüyor ve aklına Koray’ın zulmüne uğramaktan kıl payı kurtulduğunu hatırlıyordu.

Kartal her gün her sabah ona kendi güveninden bir zerre veriyor ve Efruz onu biriktiriyordu. İçinde büyüyen güven tohumlarını kendisini sürekli ikaz ederek büyütüyordu. Çünkü aklından Mine hiç çıkmıyordu. Susturmaya ve bastırmaya çalıştığı isim ve sesler an gelip beyninde çığlık atıyordu.

Derin nefes ve bir sus daha alıyordu kalbinin sesinden. Bazen kendini çekilmez buluyordu. Kocasının ona nasıl tahammül ettiğini bile düşünmüştü. Bulamamıştı. Efruz’un kalbinde aşktan öte bir şeyler vardı. Ve kibrit çöpü kadar kırılgandı… Kibritin ucundaki kükürt gibi tutuşmaya yer arıyordu.

“Efruz,” diye seslendi Kartal.

“Abim geldi.”

Asude’ye dönüp gülümsedi ve koşar adım kapıya yürüdü. Mavi diz altı fakir kol ve bisiklet yaka elbisesinin eteğini düzelterek devam etti. Uzun ve kıvırcık saçlarını eliyle düzeltip geriye attı. Saçındaki pırlanta tokasını yokladı. Taktığı yerde sabit duruyordu. Bu gece evinde tüm dostlarına yemek veriyordu. Avuç içi kadar ve güvenin ant içtiği dostları olduğuna şükür etti.

“Buradayım,” diye seslenip evin giriş kapısına yürüdü. Kapının önünde dikilen adama grilerinin bile güldüğü haliyle baktı. Yaklaşırken, “Eve neden girmiyorsun?” diye sordu.

“Dur orada!” diyen Kartal’ın çıkışıyla durdu.

“Ne oldu ki?”

Kartal genişçe gülümsemiş ve kapının hemen yanında biri daha belirmişti. Kendisine birebir benzeyen ama onun sahip olduğu griler yerine kahve gözleri olan kızı buldu bakışları.

“Erva!” dedi çığlık atarak.

Erva ablasından önce davranıp eve girdi. Kollarını açarak şaşkınlıktan donup kalan ablasına sarıldığında kendine geldi Efruz.

“İnsan bir hoş geldin der. Yok, sen evlenince değiştin abla. Para bozdu seni…”

Efruz kahkaha atarak sıkıca sarıldı kız kardeşine. Geri çekilip birbirlerine baktılar. “Çok özlemişim. Çok şaşkınım,” deyip bir daha sarıldı kardeşine.

“Ben de çok özledim, ondan geldim. Eniştem bana uçak falan yollamadı ama bilesin.”

“Enişten yapmaz öyle şeyler. Senin gelesin gelmiştir.”

“Zorla getirdim Efruz. Gelmeye hiç niyeti yoktu.” Kartal yanlarına gelmiş karısının saçlarına dudaklarını bastırmıştı.

Erva omuzlarını indirdi. “Mecburen geldim. İmzalamam gereken kağıtlar varmış bir de soyadım için mahkemeye başvuracağım.”

Efruz bildiği konuyu unutmak, üzerini sıkıca kapatmak ve bu geceyi kimse için bozmamak adına gülümsedi. “Hadi gel seni Asude ile tanıştırayım.”

Geçen yarım saatin ardından beklenen tüm misafirler gelmişti. Annesi baş köşede yerini almıştı. Elbette bütün gece gençlerin arasında kalmayacaktı ama bulunduğu masa ona hiçbir zaman bulamadığı sıcaklığı sunmuştu. Gidesi gelecek gibi değildi. Otursa, gençleri izlese ve dinlese ona yetecekmiş gibi bir istek vardı içinde Şenay Hanım’ın.

“Son iki misafirimiz daha kaldı ve gelmek üzeredir. Efruz benimle gelir misin karşılayalım,” dedi Kartal, Efruz’a göz kırparak. Kimin geleceğinden haberi de yoktu genç kadının.

“Hemen geliyoruz,” diyen Efruz ayağa kalkıp kocasının peşine düştü. “Kimler gelecekti ve neden benim haberim yok?”

Kartal kadına doğru eğildi. Masada ses oldukça fazlaydı. Kimse onları duyamazdı ama o sanki sessiz olması gerekiyormuş gibi davranıyordu. “Savaş ve Tamer” dedi.

“Güzel… Ama sen neden böyle gizemli davranıyorsun?” Bahçeye çıkarak kapıya yürümeye başladılar. Evin içinden gelen sesler tamamen kesilmişti. Kadını durdurup kurşuni gözlerin geceye karışmış lacivert renklerine baktı. “Savaş ve Erva dersem ne dersin?”

“Nasıl?” dedi Efruz kocasına kaşları havada bakıyordu.

“Savaş iyi biridir. Erva zaten senin bir parçan. Düşündüm de güzel olabilirler. Tanışma olarak düşünelim bu geceyi. İlla ki bir şey olacak değil.”

“Erva bunu duyarsa beynini patlatır. Benim bir parçamsa bir ben değil Kartal. Annem ile malum zat tüm enerjiyi ona harcamışlar. Sevimlidir falan ama… Cık Savaş olmaz! Yine de bilemedim.”

Geceyi inletecek kadar yüksek sesle kahkaha attı Kartal. Efruz’da yandan bakıp gülmüştü.

“Ben olacaklarını düşünüyorum. Her şey onlara bağlı. İsterlerse neden olmasın. Tamer ve Savaş buraya iş için uğramıştı. Birazda o yüzden davet ettim.”

Demir kapı bir kez daha açıldığında tek bir araba girdi bahçeye. Geniş park alanında sönen farlarla, o yöne karı koca el ele yürüdüler.

Savaş gergin, Tamer sakindi. Tamer hep sakindi kimse ona dokunmadığı sürece. Savaş ise daveti kabul ettiği için kendine kızmakla meşguldü. Buraya bir kez daha geleceğini hiç düşünmemişti. Gelmemeliydi belki de. Hatta kesin gelmemeli, Asude’yi görmemeliydi.

“Efruz, Tamer’e eşlik eder misin? Savaş’la konuşmamız gerekiyor.”

Tamer her ikisine de kaşları havada bakmış ama umursamamıştı. Hislerinden çabuk arınan biriydi. Öfkesi bile üzerinde fazla durmuyordu.

Savaş, eve doğru konuşarak devam eden Efruz ve Tamer’den aldığı gözlerini Kartal’a çevirdi. Şimdi ne diye ne konuşacaklardı…

“Seni dinliyorum.”

“Evet, beni dinle; içeride baldızım var,” dedi Kartal.

“E… Bana ne?” dedi Savaş omuz silkerek. Asude’yi soramamıştı.

Kartal göz devirdi. “Sen değil miydin beni baldızınla tanıştır şansımı denemek istiyorum diyen? Tanışmanız için güzel bir gece.”

Savaş, tepesinden inen kaynar suların altında can vermek istedi. Birkaç gündür Asude’nin kara gözleri gözlerinin önünden gitmezken, kızın masum yüzü ve ay gibi gülüşü aptal aptal gülümsemesine neden olurken, baldız nereden çıkmıştı… “Ha… o. O şaka olsun diye söylenmişti Kartal. Beni gerçekten buraya baldızınla tanıştırmaya mı çağırdın?” Arkasını dönüp gidebilirdi ama bu seferde Asude’yi göremezdi.

“Hayır, tabii ki. Şaka olduğunu ben de biliyorum Savaş. Ama uygun olacağını düşündüm. Gerçi Efruz benimle aynı fikirde değil ama… Her neyse içeri geçelim. Sana zorla verecek de değilim. Sadece tanışma…”

“Geçelim,” diyen Savaş’ın sesi sonuna doğru azalmıştı. Aklında Asude, yanında abisi şimdi bir de baldız… Kesinlikle iyi bir yerde değildi. Yemek odasına girdiklerinde selam vermeden önce gözleri genç kızı aramıştı. Gül kurusu şalının içinde parlak yüz hatlarıyla kızı hemen seçmişti. Asude’nin gözleri de Savaş’ı bulduğunda kaşları havalanmış ve istemeden gözleriyle gülümsemişti. İlgi gizlenemeyen kaçak gibiydi. Işığıyla kendini ifşa edebiliyordu. Savaş kıza bakmış ama hemen gözlerini çekmişti, tıpkı Asude gibi. Çaprazına oturduğu kızı her şekilde görebiliyordu. Bir çok ‘hoş geldin’ içinden Asude’nin sesini seçmesi gerçekten de hiç iyi bir yerde olmadığına kanıttı.

Savaş’ın iç savaşı başlıyordu.

Asude, Savaş’ın iç savaşı olmaya adaydı…

Baldızın kim olduğunu bile merak etmemesi hiç umurunda değildi ama Efruz’dan bir tane daha olması onu seçmesi için yegane nedendi. İçinden geçirdiği tek bir cümle oldu. ‘Güzel kız, Allah sahibine bağışlasın,’ idi.

“Efruze,” dedi Tamer. Efruz başını eğerek adamı buldu. “Efendim?” dedi gülümseyerek. Tamer’in bakışları anne Şenay Hanım üzerindeydi. “Annene çok benziyorsun,” dedi, gözleri Erva’ya kaydığında kızla göz göze geldi. “…sunuz,” diyerek tamamladı sözlerini.

Şenay Hanım genç adama bakıp naifçe güldü. “Erva gözlerini babasından almış, ne kadar da kötü… Efruz benim gençliğim. Erva da öyle elbette.”

Tamer annesi yaşındaki kadının iltifat almaktan hoşlanacağına karar verdi. Kadın gözüne eski Osmanlı Valide Sultanları gibi görünüyordu. Duruşundan asalet ve dinginlik akıyordu. “Hâlâ genç ve güzelsiniz efendim. Siz böyle hiç yaşlanmıyorsanız kızlarınızın da sizin gibi olacağını düşünüyorum.”

“İnşAllah,” dedi Efruz gözleri kocasıyla çakışırken. “Tamer… anneme kur mu yapıyorsun?” dedi Efruz. “Henüz boşanmadı. Gelecek ay yine bir yemek organize ederim sizin için.”

Şenay Hanım kızına bakıp göz devirdi. Gülümseyen Tamer’e dönerken tatlı tatlı baktı. “Genç adam, kalbimi çalıyorsunuz. Çok teşekkür ederim.”

Erva annesi ve Tamer arasında gidip gelen gözlerini çekip yüzünü buruşturdu. “Ucuz komplimanlar anneciğim, hemen de yelkenleri suya indirdin.”

Şenay Hanım kızına döndü. “Sende azıcık annene benzeyebilirdin bebeğim. Ablana söylüyordum buz gibisin, seninle kim evlenecek diye ama sen onu aratacak gibisin.”

Efruz ile Kartal birbirilerine bakıp gülümsediler. Kartal’a göre karısının olduğu yer yüz derece sıcaktı. Annesi yanılıyordu.

Tamer, Erva’ya bakıp dudağının ucunu havaya kaldırdı ama gülümsemedi. Erva çatalına taktığı köfteyi ağzına atarken, “Anne çok romantik bir kadınsın, biliyorsun bunu. Ablam da senin gibi.”

“Ablan mı romantikti?” dedi Hümeysa. “Duy da inanma. Senin ablan ancak bir buz kütlesi kadar romantik … ti. Hâlâ da endişelerim var bu konu da.” Parmağını havaya kaldırıp öne doğru eğildi. Herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı. “Bu grubun tek romantiği benim,” deyip Selin’e baktı. “Selin Doğrucu Davut modunda geziyor, Efruz istemezler kraliçesi… Bu ikisiyle yıllardır dost olmayı nasıl başarmış olduğum tez konusu olabilir. Allah’ım,” dedi elini havaya kaldırıp. “Sizi alacak birilerinin olması benim için çok özel bir konu. Size tahammül ettiğim için eniştelerim bana ödül bile vermeli.”

“Nefes al,” dedi Selin. Hümeysa’nın yanında oturan Erdal her iki kıza da bakıp gülümsedi. Bu çok konuşan kadını çok seviyor olduğunu bir kez daha hissetti.

“Romantik olduğunu söylerken haklı. ” dedi Erdal karısını savunarak.

Kılıç, Hümeysa konuşurken yoruluyordu. Ağzı açık dinliyor ve ardından kendini yorgun hissediyordu. “Seninle evli olduğu için o ödülü Erdal’a bizzat ben vereceğim Hümeysa,” dedi Kılıç.

Hümeysa gözlerini kıstı. “Selin, şahtın şahbaz oldun arkadaşım. Vampir enişte senin iç sesin gibi.” Selin kahkahasını bastırırken Kılıç da gülümsemişti.

Kendilerini dinleyen eşrafa döndü Hümeysa. Herkese yetecek kadar kelimesi mevcuttu. “Bizim bir de Dilay’ımız var. Çok özledim ki…” dedi gözlerini bile hüsran kaplamıştı. Hamilelik hormonları ayaklanmıştı. Yüreğine doğru ılık ılık ilerliyordu.

“Ben tanıştım,” dedi Kılıç. “Kısa bir an belki ama söyleyeceğim şey, o hepinizden biraz almış gibi. Yani hepiniz karışımı… Analiz yeteneğimi tartışmayacağım.”

Efruz o güne döndü kısa bir an. Kocasına kaldırdığı bakışları uysaldı. Kartal ona tebessümle karşılık verdi. Efruz’un Erzurum’a kaçıp gittiğini bilmeyen sadece Asude idi. “O nerede?” diye sordu Asude, merakına yenilip.

“Erzurum’da,” dedi Selin. “Öğretmen. İstediği hayatı yaşıyor. Hep istediği öğretmen olmak, anne ve babası gibi diyar diyar gezmekti. Bekar ve tek başına dolaşıyor. Ailesi de öğretmendi. Emekli oldular.”

“Hep merak edeceğim, tek başına yaşamanın nasıl bir şey olduğunu. Arkadaşlarımın tamamı neredeyse başka şehirlerden gelmişti. Ben olduğum yerde okudum ve bitirdim okulu. Mesafeye rağmen eve dönüyordum,” dedi Asude.

Yanında oturan kardeşinin omzuna doladı kollarını Kartal. “Sen babamın gözdesiydin de ondan. Sana kıyamıyor, sürekli yanında istiyordu.”

“Sonuçta pek değişmedi ama… Buradayım.”

“Kendini kandırmayı bıraktı Asude. Bir gün evlenip gideceğini biliyordu ama kabullenmiyordu. Olanlar da bizim için bahane vazifesi gördü.”

Evlenir miydi Asude?

Savaş suyuna uzanarak bir yudum aldı ve içerken Asude’ye baktı. Yakasına yapışan düşüncelerden kurtulması gerekiyordu ama nasıldı. Savaş kimdi sevmek kimdi… Asude gibi birini sevmek hakkı bile değildi ona göre. Yutkundu. İştahı kapandı. Arkasına yaslandı. Asude ile göz göze geldi.

“Evlenmeyi düşünmüyorum.”

Düşünmüyormuş! Savaş’ın içini nasıl ferahlattığından habersizdi. Demek hayatında sevdiği bir erkek yoktu.

“Ama sen iyi ki evlendin. Belki de Efruz gibi biriyle evlenmiş olmasan babam yine de izin vermezdi abi. Babam gelini çok seviyor.”

Şenay Hanım’ın dahi hoşuna giden açıklama Efruz’un da içtenlikle gülümsemesine neden oldu. “Ben de onları seviyorum. Annem tanıştığında o da sevecek eminim. En kısa zaman da tanıştırmamız gerekiyor.”

Kartal başıyla onayladı. “Asude’yi biraz özlesinler hep birlikte gideriz.”

“Gidelim çocuğum. Sevgili anne ve baban elbette iyi ve güzel insanlar olmalı ki sizin gibi birer altın yetiştirmişler.”

“Bunlar sizin içinde geçerli efendim,” dedi Tamer.

“Teşekkür ederim genç adam. Seninle güzel anlaşacağız. Kadınların dilinden anlıyorsun.”

“Sadece sizin gibi güzel ve özel hanımefendilerin…” dedi Tamer tek kaşını havaya kaldırıp kadına gülümsedi.

Erva adama dönüp gözlerini kıstı. Bu adamın annesiyle bir derdi mi vardı…

Savaş, Tamer’e ağzı açık bakıyordu adeta. Bilmese çıtır sevdiğini, bilmese genç kadınların aranan gözdesi olduğunu, neler neler geçiyordu ki aklından…

                                  🦅

Yemekten kalkıp salona geçmeye başlamışlardı. Erva önden giden ablasının kolundan tutup durdurdu. Ablasının gri gözlerine kuşkuyla baktı. “Abla bu adam…” dedi.

“Hangi adam?”

“Tamer … anneme yürüyor, jigolo olmalı.”

Efruz kızın suratına beş saniye boş boş baktı. Gözlerini birkaç kez kırptı. Sonunda kahkahasını bastırmak için elini ağzına kapattı. Erva kaşlarını birleştirmiş ablasına bakıyordu. Ne demişti ki bu kadar gülünecek… “Ne gülüyorsun? Görmedin mi anneme neler dedi?”

Doğrulup derin bir nefes alan Efruz boğazını temizledi. Kardeşine yaklaştı. “O bir asker Erva. İş adamı aynı zamanda da. Enişten kadar da genç biri. Anneme hoşuna gidecek sözler söyledi diye mi bu kanıya vardın?”

“Asker mi?” dedi kız gözlerini açarak.

“Evet, bu konu biraz karışık. Bildiğini belli etme. Sonra anlatırım. Ve… ve bir jigolo değil. Yani…” dedi Efruz biraz düşünüp. “Hayır değildir. Olgun kadın seviyorsa bile bu annemiz olamaz.”

Erva yüzünü buruşturdu. Annesi ve Tamer… “Hoşlanmadım Tamer’den.”

“Olabilir canım. Peki Savaş nasıl?” Kardeşinin gözlerine dik dik baktı Efruz. Kocası ne kadar haklı olabilecekti merakla kızın gözlerinde gezindi.

“Dikkat etmedim,” diyerek ablasının yanında yavaş adımlarla yürüdü. “Annemle şu adamı yalnız bırakmayalım.”

                                    🦅

Son misafirlerini de kapıdan geçiren Efruz ve Kartal, Asude’nin oturduğu bahçedeki oturma grubuna yöneldi. Asude geldiğinden bu yana Kartal evin bahçesi içinde koruma bulundurmuyordu. Genç kız da sürekli saçlarını kapatmak durumunda kalmıyordu.

Asude, Savaş’ın giderken kendine atmış olduğu kısa bakışı düşünürken saçlarını açarak eliyle kabarttı. Gelmeseydi. Görmeseydi belki de zamanla unuturdu. Savaş’ı görmek iyi gelmiyordu. Aslında iyi geliyordu ama aklında kocaman soru işaretleri beliriyordu. Hele o arada yakaladığı kaçamak bakışların bir anlamı var mıydı? Olsa mıydı, olmasa mıydı? Bilemiyordu.

“Yorucu ama güzel bir geceydi,” dedi Efruz ikili koltuğa usulca oturup topuklu ayakkabılarını çıkardı. Ayaklarını altında toplayıp gecenin serin ve sakin havasına başını kaldırdı.

Karısının yanına oturup elini Efruz’un ayaklarına uzattı. Efruz gibi uzun bir kadına göre narin ve küçük olan ayakları ovaladı. Asude abisine baktığında gözlerinden bile gülücükler çıkarıyordu. Sırtını kolçağa veren Efruz bacaklarını Kartal’ın dizleri üzerine uzattı. “Teorin tutmadı bence,” dedi kocasına.

Ayaklarda gezen ellerini çekmeden Efruz’a çevirdi başını. “Hangi teorim?”

“Erva ve Savaş teorin tabii ki. Erva, Savaş’a dikkat bile etmemiş.”

Elleri saçları arasında olan Asude taş kesildi. Gözlerini bile kırpamadı. Abisi ve yengesi arasındaydı gözleri. “Teori?” derken buldu kendini.

“Abin, Savaş ve Erva’yı tanıştırmak amaçlı arabulucu olmaya karar vermiş.”

Ucunda ateşi taşıyan ok Asude’nin kalbine saplandı. Yaktı. Yaraladı. Cızırtı sesini bir tek genç kız duydu.

“Sadece tanıştılar. İlk karşılaşma önemli veya değil. Zamana bırakalım ve artık uyuyalım,” dedi Kartal.

Başörtüsünü eline aldı. “İyi geceler, ben yatıyorum,” diyerek ayağa kalktı. Abisi ve yengesi kıza dönerek gülümsedikten sonra, “iyi geceler,” dediğinde Asude çoktan yolu yarılamış eve doğru ilerliyordu. Yüreğindeki ağırlık geçerdi belki uyuyunca…

Efruz kocasına döndü tekrar. “Onu jigolo sandı,” dedi elini ağzına kapattı. Kahkahasını bastırdı. Kartal anlamadığı sözlere kaş çattı. “Kimi ve kim?”

“Anneme öyle özlü sözler edince Erva onun yani Tamer’in jigolo olduğunu düşünmüş.”

Dudak uçları yüzüne doğru açılan adamın sesinden şiddetli bir kahkaha döküldü. “İşte bu harika. Tamer duysa…”

“Aman duymasın!” dedi Efruz. “Söyleme sakın. Ayıp olur Tamer’e.”

“Böyle bir şeyi ona diyeceğime kafama sıkmayı tercih ederim Efruz. Tam aksine Tamer genç kadınlardan hoşlanır. Yani biz öyle biliyoruz.”

“E sizde haklısınız… Yaş gelmiş kırka, genç istersiniz elbette. Andropoz dönemleriniz de normal bu,” dedi adama yandan kaçak bakışlar atarken.

“Ne dedin sen?!” Gözleri kısılan Kartal kadını bakışlarıyla yiyecek gibi görünüyordu. Demek karısı kendini yaşlı buluyordu…

“Yaş dedim, geçiyor tabii. Normal böyle şeyler. Ama üzülme ben gencim çıtır çıtırım.” Eve doğru bakarken eliyle saçını geriye attı Efruz. “Şanslısın yani.”

“Çok şükür,” diyen Kartal bunu en derininden ve en içten sesiyle söylemişti. “Allah’ın sevgili kuluyum ben,” dedi ve ayağa kalktı. Başını kaldırmış kendine ufacık bir gülüşle bakan kadına elini uzattı. “E bir gidelim bakalım belirtiler var mı yok mu?”

Efruz gülümserken göz devirdi. “Seninki erken başlamış kocacığım. Başlangıçsa tabii bu.” Ayaklarını yere indirdiğinde soluğu kocasının omzunda aldı Efruz.

“Gel bakalım sen. Demek öyle düşünüyorsun.” Kartal kendisine yaşlı diyen karısına ne kadar genç olduğunu bir gösterse iyi olacaktı. Saçları aşağı sarkarken gördüğü tek şey Kartal’ın sırtıydı. “Ne ya… Ne dedim ben? İndir beni!”

“Bana yaşlı dedin. Cezalısın. Bu gece uzun olacak.”

Efruz kahkaha attı. “Ne kadar uzun mesela?” sesinde kendinden beklemediği bir işve vardı.

“Andropozum geçene kadar. Ben henüz otuz beş yaşındayım benim egomla oynamak! Benim, Kartal’ın! Nankörsün sen Efruze Sipahi.”

“Sana demedim hayatım. Ben Tamer için demiştim.”

“Konuştukça batıyorsun Efruz. Tamer henüz otuz iki yaşında. Ben ondan daha büyüğüm yani.”

“Yapma ya…” dedi Efruz duraksayıp şaşkınlıkla.

“Ya…” Eve doğru yürüyen Kartal omzunda tuttuğu kadının poposunda gezdirdi ellini. “Madem ben yaşlanıyorum ve madem genç bir karım var tadını çıkarayım. Sonuçta sen de hep böyle kalmayacaksın. Gerçi sen de menopoza girdiğinde Kartal diye inlersin ama işte Allah’ın işi ben baya yaşlı olurum.”

“Kartal!!!” dedi Efruz uyarır bir tonda.

“Söyle kadınım…”

Diyeceğini unutarak adamın omzunda gülümsedi. Ne diyeceğinin ne önemi vardı ki artık. Böylesi güzel seviliyordu ve sussa sorun olmazdı. “Kartal” dedi tekrar.

“Evet genç kadınım,” diyen adam evin kapısına kadar gelmişti.

“Ayakkabılarım kaldı.”

“Al o zaman. Seni tutan mı var?” dedi durarak.

“Ama bana yapma demiştin.”

“İkizimiz yalnızken yap dedim ve yalnızız.”

“Tamam, indir beni. Gençsin anladım. Ben de o kadar hafif değilim ki zaten evde oturmaktan kilo aldım.” Kartal kadını usulca yere indirdi. Tepe aşağı durmaktan dengesini zor sağladı Efruz. Kendine kara kara bakışlar atan ve onu içine çeken gözlerden bahçeye döndü. Elini göğüs hizasına kalırdı. Sadece istemişti. Çimenlerin üzerinden biri önde diğeri arkada sahipsiz şekilde yürüyerek gelen ayakkabılarına bakıp gülümsedi. “Ben baya baya çözdüm bu işi,” dedi kocasına bakarak.

Kartal kendiliğinden yürüyen siyah topuklu ayakkabılara baktığında hâlâ aklının almamasına içerledi. Kesinlikle özel bir kadınla evliydi. Ama göz devirmeden edemedi. “Seni çözmüş değilim ve hâlâ bana anlatmadığın şeyler var. Erteleyip duruyorsun.”

Ayakkabılar yükselerek Efruz’un parmakları arasında yerlerini almıştı. Kocasına döndü. “Konuşalım o zaman.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!