27.Bölüm

..

Üzerini değiştirmişti. Saçlarına tepesinde alelade bir topuz şekli vermişti. Mavi hırkasını da giyip kocasının siyah hırkasına uzanıp aldı. Konuşmak için uygun bir saat değildi belki ama artık anlatacaktı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Terasta onu bekleyen adamın yanına emin adımlarla ilerledi. Elindeki hırkayı uzattığında Kartal alıp giymişti. Efruz istemeden eline bakmıştı ve Kartal’ın gözünden kaçmamıştı bu. Elinin ayasını eşofmanına sildi Efruz. İyice sürterek hem de. Kartal kaşlarını çatmış, anlamaya çalışmış hatta elindeki hırkaya bile bakmıştı. “Elini neden sildin?”

Efruz elini tekrar üzerine sürttü. “Renk takıntım…” diye kısa bir yanıt verdi. “Uzun süre dokunamıyorum. Elim kirlenmiş gibi hissediyorum.”

Burdur’da olanları anımsadı Kartal. “Bunun için Asude’nin bahsettiği uzmana görünmeliyiz. Renklerle ilgili sorununu çözebiliriz.”

Efruz başını olumsuz anlamda salladı. “Bunu istediğimi sanmıyorum. Ben bu şekilde iyiyim. Annem, ben altı yaşındayken beni pedagoga götürmüştü.”

Hırkasını giyip kadını kolları arasına çekti Kartal. İki bacağı arasına Efruz’u çekip, kadının başını göğsüne yasladı. Yine bağlı olan saçlardaki tokayı çıkardığında uzun, gür ve geniş buklelere sahip saçların arasında parmaklarını gezdirmeye başladı. “Sonuç?”

“Sonuç yok. Uzman bana neden sevmiyorsun diye sorduğunda benim ona verdiğim cevabı yetersiz buldu.”

“Cevap neydi ki?”

“Sevmiyorum.” Gülüşüyle birlikte vücudu da hareket etmişti Efruz’un. “Kaç yaşında başlamış peki bu renk takıntın? Doğru söz bu mu bilemedim ama…”

“Tam bir yaşı yok aslında. Ben kendi kıyafetlerimi seçmeye başladığımda sadece mavi, gri ve beyaz renkleri giyiyormuşum. Kaç yaşında olabilirim ki, iki, üç dört… Annem beni kendi istediği renklerde giydirirmiş ama ben dolaptan kendi istediklerimi seçermişim. Beni dinlemezse de ağlarmışım. Yani annem öyle söylüyor. Bir süre sonra pes etmiş ve dolabımı sadece bu üç renkle doldurmuş. O günden bu güne ben hep bu renkleri giyiyorum. Mutluyum sorun yok.”

“Bu kadar basit olamaz Efruz. O gün… O gün kendini benim gözümden görebilseydin keşke.”

“Gördüm bir kez. Yanımda Selin ve Hümeysa vardı. Alışverişe çıkmıştık ve kızlar siyah bir elbiseyi denemem için çok ısrar etmişlerdi. Onları kırmamak için giymiştim. Henüz lise yıllarındaydım. Kendimi aynada an be an gördüm. Gözlerimi… Rengi değişen yüzümü… Selin beni kabine sokup elbiseyi çıkarana kadar son nefesini verecekti neredeyse. Ondan sonra ısrar etmediler. Bunu psikoloğa anlatsam bir yolunu bulacağını sanmıyorum çünkü çocukken gittiğim bana renkleri sevdirmeye çalışmıştı ama ben zaten renkleri seviyordum, benim sorunum üzerimde olmaları.”

“Beni bunlarla kandıramazsın. Uzun bir tedavi sürecinin bize bir yanıt vereceğine eminim.”

“Belki… Ama şimdi değil.”

“Yakında bir zaman,” dedi Kartal avuçlarındaki saçları okşayarak. “Ve asıl konumuza dönelim.”

Uykusu gelen kadın esneyerek anlatmak istemediğini belli etmişti ama Kartal onu zorlayacaktı. Öğrenmek istiyordu artık. “Hadi…”

Yerine iyice yerleşen Efruz pes etti. Kurtuluşu yok gibi görünüyordu. Kartal’a ne zaman hayır diyebilmişti ki… “On dokuz yaşındaydım ve bu yurt dışında okuduğum tarihe dayanıyor. İlk  senem de kendi dairemde tek başıma yaşıyordum ama sonra bir kızla üç yıl aynı evi paylaştık. Arkadaşımın ismi Hai, hâlâ görüşüyoruz. Kendisi bir Çin’li. Okulda tanıştık ve birbirimizle her konuda hem fikirdik. Aslında tüm o çılgın şeyleri onunla birlikte yaptık. Benden daha uçuk biriydi. O, hala geziyor dünyayı.”

“Konuya böyle girmen farklı geldi.”

“Sabır,” dedi Efruz. “Hai’nin amcası bir keşiş. Hai, birlikte yaşadığımız yıllar içinde bana birkaç şey öğretti. Bende zaten meraklı biriyim hiç itiraz etmeden ne öğrettiyse merakla ögrendim. Ufak tefek şeyleri o da yapabiliyor,” dedi tekrar esneyerek.

“Devam et.”

“Önce gerçek manada meditasyon yapmayı öğrendim. Bayılmıştım. Beni dinlendiriyordu. Bambaşka bir dünyaya geçmiştim sanki. Düşüncelerimi sıraya koyuyordum. Okuldan yüksek notlar aldıkça zihnimi daha çok dinlenmeye bırakıyordum. Kafası karışık biriydim ve onun sayesinde sakin birine dönüşmüştüm. Bu bana yetmedi ve ben Hai ile Çin’e gittim. Sana söylemiştim üç ay Çin’de kaldığımı. Beni amcasıyla tanıştırdı. Hatta resmen misafiri oldum. Orada öğrendiklerim ile kendimi geliştirdim. Ama adı Kun olan keşiş amca bana şunları söyledi; Yeteneğimin doğuştan olduğunu fakat fark etmediğimi, hislerimin güçlü olduğunu ama kontrol altına alamadığımı buna da heyecanlı, öfkeli ve eceleci tarafımın engel olduğunu söyledi. O günden sonra daha çok meditasyon yaptım. Tasavvuf edebiyatını okumama hatta tanışmama bu olay sebep oldu. Kendi tarihimi araştırdığımda daha çok içine çekildim. Çekildikçe merak ettim. Dekoratörlük benim için birden hobiye dönüşmüştü. Sonra …” dedi Efruz.

Kartal yavaş yavaş hareket ettirdiği parmaklarıyla kadını dikkatle dinliyordu. Kun’a katılmadan edememişti. Efruz hakkında söylediği şeyler tamamen doğruydu.

“… Sonra ben bir gün nesnelerin boyutlarını değiştirmeye başladım. İnanılmaz bir haz veriyordu bana. Kendimi mükemmel hissediyordum çünkü doğa üstü bir güce kavuşuyordum. Ama ne kadar denesem bundan ileriye gidemedim. Seninle tanışmadan kısa zaman önce hareket ettirmeye yeni yeni başlamıştım. Küçük hareketlerdi ama.” Yüzünü kocasının göğsüne gömdü. “Affet beni ama o gece ödülü ben düşürdüm ve bunu farkında olmadan yaptım.”

Kartal gülümseyerek kadının saçlarını iyice karman çorman etti. “Affettim devam et.”

Efruz başını kaldırıp kocasına baktı. “Devamı yok, bu kadar.”

Kartal kapkara gözleriyle kurşunileri izledi. “Bu kadar olamaz. Yaptıkların daha fazla açıklama istiyor. Mesela sinemadaki adamın yerini net bilmen… İzmir’e giderken daha görmediğin kazayı hissetmen… Bunların bir açıklaması olması gerekiyor.”

Adamın göğsünden destek alıp doğruldu ama hâlâ yakındı. “Onları bende bilemiyorum. Başta bahsettigim şeyler dışında gelişenler sadece his. Hissediyorum ve oluyor veya oluyor ben sonra hissediyorum.”

Efruz’a bir süre baktı. Söyleyeceği şeylerin hoşuna gidip gitmeyeceğini bilmiyordu. “Ben kendi teorimi söylemek istiyorum o halde.”

Kollarını göğsünde bağlayıp kocasına tek kaşı havada baktı. Kendiyle ilgili ne gibi bir teorisi olabilirdi ki… “Söyle bakalım.”

“Sen değişiyorsun Efruz.”

“Nasıl yani?” dedi kalkan kaş inmiş ve çatılmıştı.

“Sen, eski sen değilsin artık. Ve bu senin düşünce yetilerine yansıyor.”

Efruz’un yüzü düz bir hâl alırken gözlerini karanlık denize çevirdi. Konuşamadı. Hoşuna gittiği söylenemezdi ama buna inat etmekte istemedi.

Kadının düşünen hali aklının karışıyor olduğunu gösteriyordu Kartal’a. Bu bile bir farktı. Efruz düşünüyordu… “Sen düşüncelerini özgür iradenle tutsak ediyor olabilir miydin?”

Kocasına çevirdiği gözleri daha çok karışmış gibiydi. Yine cevap vermedi.

“Kalbin artık tutsak ve düşüncelerin özgür kaldı. Sen özgürlük diye çırpınırken kendini esaret altında tuttuğunu düşünüyorum.”

Kartal’ın sözlerinin gerçeklik payına isyan edercesine bir gülüş fırladı dudaklarından. “Daha neler…”

“Direnme! Bana karşı hep direniyorsun. Kabul et ben sana iyi geliyorum.”

“Egonu bırakıpta gelseydin karşıma,” dedi Efruz. Kızmamak işten değildi.

Kartal başını iki yana salladı. Gözleri kadının gözlerindeydi. “Hâlâ tam olarak geçmedi. Sende değişik bir şey var. Ben kumar oynamayı iyi bilen biriyim neden biliyorsun; Ben ve benim gibilerin başarısı insanları tahlil etmektir. Biz karşımızdaki insanı izleriz, tartarız. Her bir mimik ve her bir söz hatta gülüşün anlamını biliriz. Bizim işimiz bu.”

Son sözüyle adamın dudaklarındaki bakışlarını çekip denize döndü yine. Kalbinin ücra bir köşesinde harlı bir ateş yanıyordu. Ona; inat etmesini kabul etmemesini fısıldıyordu. Ona uymayı istemiyordu. Karşısındaki adamın varlığını seviyordu. O her sözüyle ona kendini iyi hissettiriyordu ve şimdi kabul etmesi gereken yerdeydi çünkü; Kartal onu ezecek son kişi bile değildi.

“İçimde biri var Kartal,” dedi. Kartal doğrulup kollarını kadının beline sararken alnını kadının şakağına dayadı. “Farkındayım.”

“Çok yabancı gibi aslında ama sanki benden de bir parça.”

Bir eliyle Efruz’un yanağını avucu içine alıp kendi yönündekine dudaklarını bastırdı Kartal. “Ne diyor sana?”

“Sana inanmamamı… Kaçmamı… Uzak durmamı…”

Avucu içindeki yüzü kendine döndürdü. İki zıt rengin aşkı dans ediyordu göz bebeklerde. “Dinleme onu!” diye fısıldadı kadının dudaklarına.

“Dinlemek istemiyorum, ama…”

“Aması yok Efruz. O yalan söylüyor. Seni kandırmaya çalışıyor. O içindeki kadın sana ait değil. Sen o değilsin ve o senden bir parça değil. Olan her şeyin sorumlusu o. Her seferinde kaçıp gitmen, konuşmadan yargıya varman… Aslında o senden korkuyor. Korkut onu. Gidecek bir gün senden.”

Yorgunlukla göz kapakları ağır ağır kapandı. Yüzünün iki yanında sabit duran ellerin üzerine kendi ellerini bıraktı. “Yapamıyorum! Yardım et!” diye fısıldadı. Sesi titriyordu ve az sonra ağlayacak gibiydi Efruz. Kartal buna izin vermeyecekti.

“Seni daha nasıl sevebilirim? Sen bana acı, merhamet et. Sen sev beni, dene! Beni koşulsuz sevmeyi dene! Babanın katili olsam bile sev beni. Annenin, kardeşinin… Bil ki ben çok kötü biriyim ve sen bana mecburmuşsun gibi sev beni. Yanımdan gittiğinde bir hayatın olmayacağını düşün. Ne yaparsam yapayım, ne kadar kötü biri olursan olayım, beni sev!”

Kartal’ın her bir harfi teninde esiyordu. Adam açık ve net sorunun kendinde olduğunu fısıldıyordu Efruz’a. Sert bir rüzgar kendilerine doğru yaklaşıp her ikisini de içine aldı. Denizden gelen sert esintiyle saçları evin duvarlarına doğru uçuştu. Alnını karısının alnına dayayıp gözlerini kapattı Kartal. Saniyeler geçiyor ama rüzgar dinmiyordu. Gözlerini açmadan dudaklarını Efruz’un dudaklarına bastırdı. Kımıldamıyordu Efruz. Bir milim geri çekilip fısıldadı. “Sana güveniyorum, sen benim seni sevdiğimden daha çok seviyorsun beni. Hisset!” Efruz gözlerini açıp dudaklarını araladığında rüzgar son kez bedenlerini talan etti. Efruz’un gözleri kendiliğinden kapandı ve kocasının kolları arasına yığıldı.

Bayıldığını anlamıştı. Kadını göğsüne sardığında başını denize çevirdi. Muhtemelen uyandığında içine girdiği rüzgarı yine hatırlamayacaktı Efruz. Kucağında cansız yatan kadının saçlarını defalarca öptü.

“O kadını içine kim bıraktı Efruz…”

                              🦅

Yine topladığı saçlarının boş bıraktığı enseye dudaklarını bastırıp sesli şekilde kocaman bir öpücük bıraktı Kartal. “MaşAllah hiç koca sözü de dinlemiyorsunuz Efruze Hanım.” Tam da tahmin ettiği gibi sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamıyordu Efruz. Ne esen rüzgarı ne de bayıldığını. Neşeli hatta fazlasıyla neşeli uyanmıştı.

Arkasını dönen genç kadın kocasına ne demek istediğini sorarcasına baktı. “Ne yaptım ki?”

Kaşıyla tepesindeki topuzu işaret etti Kartal. “O saçlar hep toplu hep toplu.”

Efruz aynaya geri döndü. Pudrayla renk verdiği yüzüne son kez bakıp fırçayı yerine bıraktı. “O zaman ensemi öpemezdin, hayrını gördün işte.”

“Enseni bir öperim o saçları bir daha bağlayamazsın.”

Elli ensesine giden kadın kocasına döndü hızla ve büyümüş gözlerle. “Hayır!”

“Yaparım. Aç şunları. Ben gidince bağlarsın.”

“Yapamazsın!”

Alttan baktı kadına. “Kim engel olacak bana?”

“Tabii ki ben,” dedi elleri belinde.

“Hâlâ vaktim var,” diyen adam kadını kolundan tuttuğu gibi yatağa yüz üstü yatırdı. “Saçmalama.” Kalkmak için çırpınan kadına göstermediği gülüşüyle sesini sert bir tonda tuttu. “Isırsam mı sence?”

“Kapatıcı diye bir şey var kocacığım,” deyip kahkaha attı Efruz. “Sen şimdi beni ısırırsan işe gidemezsin. Toplantıların kaçacak bak.”

“Ne yapayım yani senden kendimi mi esirgeyeceğim bir toplantı diye. Hiç cazip gelmedi.” Elini uzatıp saçtaki tokayı çıkarıp odanın bir kösesine fırlattı. Dağılan saçlara sokulup kokusunu içine çektiğinde kadını serbest bıraktı. Sırt üstü dönen Efruz Kartal’ın kara alev kümelerini gördüğünde hemen doğruldu. Saçlarını geriye itti. “Akşam erken gel,” dedi kendine gözleri kısık bakan adama aldırmadan odanın kapısına ilerledi.

Kartal da ayağa kalkıp peşine düştü. “Sen bir ara holdinge uğrarsın belki.”

Durup geri döndü Efruz. “Neden?”

Odanın tavanına baktı Kartal. Yüzünde piç bir sırıtmayla. “Ofis. Fantezi. Sen. Ben.”

Efruz kahkaha atmaktan kendini alamadı. “Delirdin iyice sen. Bak ne diyorum; sen beni işe al istersen. Yan odanı bana ver. Arada da geçiş kapısı da olsun. Canın çektikçe vurmadan gir içeri.”

Sıkıntılı bir nefes bıraktı Kartal. O dediklerini yaparsa kesin batarlardı. İşe odaklanamazdı ve ve ve… “Ben bir içeri gireceğim şimdi olan toplantıya olacak.”

Gözleri neşeyle açılan Efruz kapı koluna asılıp açtı. “Girersin sen. Yaparsın. Ah ne de güzel yaparsın,” deyip kocasına göz kırpıp kaçtı. Resmen kaçtı. Kaçmasaydı kaçan toplantı olacaktı.

“Girerim nasıl olsa…”

                                  🦅

Kahvaltıya yetişen Erva ablasının yüzündeki gülümsemeyi bir süre izledi. Onu böyle mutlu görmek eşsizdi. Ablasını bu denli neşeli ve gülümserken hiç görmediğini düşündü. “Efruz Hanım,” dedi sırıtarak.

“Buyurun Erva Hanım?” Kardeşine bakarken bile gözlerinden kocaman ışıklar çıkarıyordu.

“Neşeniz… Seni hiç böyle bilmediğimi, görmediğimi düşündürdü. Evlilik bozdu seni abla. Diyorum ben bak, her bir şeyin değişti.”

Dün gece kocasının ona dediği sözleri anımsadı ve ister istemez gözleri Kartal’a kaydı. ‘Sen değişiyorsun Efruz.’ Kartal’ın ona bakarak kırptığı gözün aralarında sözsüz bir anımsatma olduğunun aslında Erva ve Asude’de farkındaydı.

“Değiştirenin marifeti diyelim. Ustam çok iyi.”

Erva’nın ağzı bir karış açıldı. Ablasını kabullenirken görmek hem de bir erkeğin ona kattığı şeyleri açık ve net ortaya sermesine oldukça şaşırmıştı. “Sen ablam değilsin,” dedi eniştesine dönerek gözlerini çıkarttı. “Ablama ne yaptın kanatlı karizma enişte?

Kartal’ın gülüşüyle birlikte kaşları havaya kalktı. “Ne, nasıl enişte o öyle?”

Az önce çıkışan o değilmiş gibi masumca önüne döndü. “Ben sana öyle diyorum da. Kanatlı karizma. Adın Kartal ya hani… Konuyu dağıtma ayrıca, bu kadın kim?” dedi ablasını işaret ederek.

“Lakabıma bayıldım, baldan tatlı baldız ve o ablan. Gerçek ablan. Aslında varmış ama gizlemiş olan ablan.”

“Bence sadece aşık oldu ablan,” dedi Asude. “Aşkın insanı değiştiren bir duygu olduğu tartışmaya kapalı. Tıpkı anne olduğunda olgunlaşan ruhun gibi aşkın da insan üzerindeki etkisi bu. Yaşamaktan tat alıyor ve her şeyi sorun etmiyor.”

“Bilmesem hayatında biri yok, aşık olduğunu düşünebilirdim Asude,” dedi Kartal imalı bir sesle.

“Bunları bilmek için hayatımda biri olması gerekmiyor ya da aşık olmaya gerek olduğunu düşünmüyorum abi. Keza sizi görmek yeterli.”

“Doğru söylüyor olabilir, ama bu neden benim aklıma gelmedi ki?” dedi Erva kendi kendine. Sanırım bende de az buçuk aşk düşmanlığı var. Kahretsin ki eniştemden bir tane daha olması mümkün değil. Beni kim inandıracak şimdi aşka? Halka zararsınız. Şimdiden inancımı kaybettim.”

Kartal göz devirip gülümserken Efruz eli çenesinde kardeşini dinliyordu. Hülyalı bakışlar eşliğinde arada şaşırmış gibi kaşları havalanıyordu. “Belki bir jigolo gelir bulur seni,” deyiverdi.

Kartal kahkahasını bırakırken Asude Erva’ya bakmış ve şaşırmıştı. Konuya hakim değildi. Erva gözlerini kısıp önce kahkaha atan eniştesine ardından da ablasına döndü. “Öttün değil mi kocana? Sen eskiden sır da tutardın abla. Gerçekten değiştin. Bozdu para seni bozdu. Ağzının ayarlarından dolar akıyor.”

“Konuşma arasında kaynadı diyelim biz ona,” dedi Efruz. Kocasının ayağına basıp gülmemesi gerektiğini ifade etti. Kartal boğazını temizleyip çayından bir yudum aldı.

“Kesinlikle jigolo değil. Bunu duyarsa küplere bineceğinden eminim,” dedi Kartal.

“Sende gidip ona söylersin şimdi enişte. Karı koca ağzınız da bakla ıslanmıyorsa…”

Ellerini havaya kaldırdı Kartal. Yüzünde eğlendiğini fazlasıyla belli eden gülüşü Erva’nın sinirlerine zarardı. “Asla!” dedi. “Ona söylemem.”

“Ya aslında Kartal’ın amacı seninle Savaş’ı tanıştırmaktı,” diyen ablasına gözlerini kırpıştırarak baktı. “Savaş?”

Asude, Savaş’ın adını duyunca yutkunamadı. Kendi tükürüğünde boğularak öksürmeye başladı. Dün gece zar zor aklından atmış -atmaya çalışmış- halde uykuya dalmıştı ve şimdi güm diye masaya düşmüştü Savaş. Erva yanındaki kıza su uzattığında Asude almak zorunda kaldı. Kartal kardeşinin birden gelişen haline anlam veremedi ama üzerinde de durmadı.

“İyi misin Asude?” dedi Efruz.

Genç kız kendisini zorlayarak samimi bir şekilde gülümsedi. “İyiyim. Oldukça iyi.”

Erva ablasına döndü tekrar. “Allah sahibine bağışlasın ama sahibi ben olduğumu sanmıyorum.”

Asude ‘amin’ bile diyemedi çünkü adamın o sözü hak eden sahibesi kim, Allah bilirdi.

Kartal başını eğerek kıza katıldığını ifade etti. “Amin diyelim o zaman ve sizi çalışma odasına alayım. Belgeleri imzalayın, bende işime gidebileyim.”

“Mahkemeye tekrar gelecek miyim enişte?”

“Gelsen iyi edersin çünkü kimlik sorunu yaşayabilirsin, hatta yaşarsın. Mahkeme sonucunda yeni kimliğin ve pasaportunla dönersin İsviçre’ye.”

“Dönemin bitmesine çok az kaldı. Son sınavı verip öyle geleyim. Yıl başından hemen önceye denk geliyor. Ayarlanabilir mi?”

“Ayarlarız, o kısmı kolay olan. Şirket üzerindeki haklar içinde ayrıca birkaç imza atacaksın. Ablan da sende Duman soy adından feragat edeceksiniz. Annenizin soy adı size miras kaldı.”

“Bence harika,” dedi Erva. “Yalçın… Erva Yalçın. Kulağa hoş geliyor.”

                                🦅

Bir ay sonra…

Yorgunluktan isyan eden ayaklarına aldırmadı. İki haftadır değişik bir koşturmacanın içine düşmüştü ama oldukça memnundu ve eski, sürekli şikayet eden Efruze’den eser kalmamıştı.

Kendiyle barışık bir kadın baş göstermişti içinde. Öncesi, evlenmeden önceki Efruze değildi artık. Kendini hiç olmadığı kadar mutlu hissediyordu ve asla babasının adını ağzına almıyordu. Anımsamıyor, aklına dahi getirmiyordu.

Kumar tutkunu olan abisini ara ara anımsıyor, kalbinde incecik bir sızı hissediyor ve ardından öteliyordu hissettiği duyguları. Mecbur bir öteleme hissi yaşıyordu. O hep iyi bir abi olmuştu… Ama yaşanan hiçbir şey bunun üzerini örtemiyordu.

Abisine küs olmayacaktı belki ama dostta olmayacaktı ve bu fikirle bile barışmaya alıştırıyordu kendini. Selin ona; Abisinin onunla görüşmek istediğini iletmiş ama Efruz bunu istememişti. Henüz erkendi. Belki çok uzun yıllar bile alabilirdi o beklediği zaman.

Aralık ayının soğuğundan kurtulmak için giydiği kalın hırka işe yaramıştı. Tepesindeki kış güneşinin de katkısıyla hava harika denecek kadar güzeldi. Yanından geçen adamlara yol verip boşalan kapıdan hızla çıktı. Eğer kapıya ulaşabilirse kocasına sıkıca sarılabilirdi zira her yer adam doluydu.

Kartal, evlerine yakın bir semtte merkezi bir yerden ikiz villa almıştı. Yarısı Efruz’un diğer yarısı da Asude’nindi. Biri kendi dekorasyon şirketini kurmakla meşguldü diğeri kendi ofisini dekore etmekle. Asude ve Efruz’dan mutlusu kim olabilirdi ki…

Mobilyaların bir kısmı yan yana duran Asude’nin tarafına bir kısmı da Efruz’un şirketine giriyordu. Onlarca mobilya ustası eşyaları tek tek monte ediyordu. Bir kısmı ise hâlâ içeri eşya taşıyordu. Onlarca ustanın arasında da Kartal’ın adamları kol geziyordu. Tehlike geçmemişti ve tedbir elden bırakılmıyordu.

Kartal her iki ofisinde bir an önce kullanıma hazır olması için her şeyi düşünmüştü çünkü mobilya seçerken kızlar yeterince vakit kaybetmişlerdi. Kapıdan çıktığında nefesini saldı. “Şükür,” dedi kendi kendine. Koşar adım villanın dış kapısına yürüdü.

Demir kapıyı da aşınca Kartal’ın kara gözleriyle karşılaştı. Gri gözleri gülümsemekten kısılana kadar büyümüştü gülüşü. Kendine doğru gelen adama birkaç adımda o atınca ortada birbirlerine sarıldılar. Oysa birkaç saat önce evden birlikte çıkmışlardı.

Karısının kara saçlarına dudaklarını bastırıp kokusunu da içine hapsettikten sonra geriye çekildi Kartal. “Özledim seni.”

Efruz henüz dudaklarını oynatmıştı ki bir “Öh hö” sesi doldu kulaklarına. Başını sese çevirdiğinde kendisine sırıtan Savaş’ı ve ardından da Tamer’i gördü. Ve ikisi arasında duran kan kırmızı Bugatti’yi. Gözleri koskocaman açıldı ve kocasını buldu. “Gelmiş,” dedi.

“Evet, dün gece İstanbul’a geldi. Bu sabah da Tamer getirdi.

Tamer gururla araca yaslanmış, zevkle sırıtıyordu. “Bu zevki kimseye bırakmazdım.”

“Asude delirecek!” dedi Efruz kahkaha atarken. Arabaya yaklaşıp okşamaya başladı. “Allah’ım sen bu harika şeyleri tasarlayan zihniyetlere zeval verme. Amin!”

Savaş kahkaha attı. “Kadınların araba sevme şekli bile değişik.”

“Araba deme ona!” dedi Efruz Savaş’a ters bakıp. Tekrar yumuşayan bakışlarla araca döndü. “Hayatım, sen ona bakma n’olur. Onların sizi sevme şekli bir kadına artistlik yapmaktan öteye geçemez,” derken arabanın ulaşabildiği her yerini okşadı. İçi gidiyordu. “Kırmızı olması hiç iyi olmadı ama neyse…” dedi.

“Asude kırmızı istiyor demiştin ama,” dedi Kartal.

“Asude kırmızı istiyor ama beni biliyorsun. Neyse o kadar önemli değil ki zaten benim kızım onun kızını döver.” Gözleri bir elmas parçasına dönerek kendi siyah ‘şahane kız’ adını taktığı Lamborghini’sine dönüp baktı.

“Hayatımda böyle kadın görmedim,” dedi Tamer. “Arabaya sana baktığından daha güzel bakıyor. Kadınlar ve arabalar….” Enteresan olarak gördüğü Efruz’un halini içten içe de beğenmişti Tamer.

“Kardeşim de bayılır arabalara. Biz küçükken bebek yerine abimin arabalarıyla oynarmışız,” dedi Efruz.

Tamer’in tek kaşı havalandı. “Araba ile oynayan kızlar… İşte bu daha ilginç.”

Kırmızı arabaya bakıp iç çekti Efruz. “Sizi içeri alayım beyler. Hiç değilse bir işin ucundan tutarsınız. Ceketler ağır gelmiyor mu size? Siz onları çıkarıp gömleklerin kollarını da kıvırın,” dedi Efruz kocasının ceketine asılmıştı çoktan. “Ama benim gitmem gerekiyor Efruz,” dedi Kartal.

“Ya boş ver sevgilim. Sen batarsan ben sana bakarım. Kılıç nerede hem?”

“Sabah Kıbrıs’a uçtu. Yarın dönecek.” Efruz Kartal’a hayır diyemiyordu ama Kartal Efruz’a diyebiliyor muydu? Elbetteki, hayır. Heleki son zamanlarda gösterdiği güven çabaları ve bir kez bile Mine’yi sormayışı her seye değerdi.

“Ama dur! E araba?” Efruz cebindeki telefonu çıkarıp Asude’ye aradı ve ikinci çalışta açıldı telefon. “Dış kapıya gel acil bekliyorum,” deyip küt diye kızın suratına kapattı telefonu.

“Kötü gelin görümcesine emir veriyor,” dedi Savaş.

Efruz, Savaş’a kaşlarını kaldırdı. “Ben gerçek Sipahi’yim tamam mı? O evlenecek. Ben ne dersem o!” dedi, şaka yaptığı her halinden belli oluyordu ve hepsi de gülümsemişti.

‘Keskiner olabilseydi ya..’ diye iç geçiren Savaş’ın kalbi bir aydır yüzünü görmediği ama her gece hayaliyle uykuya daldığı kızın suretini görecek olmasıyla kanat açtı. Üstesinden gelemediği bir gerçek vardı ki, Asude onu en derinden etkilemişti ve kızı hayal etmediği çok az anı vardı artık.

Onu hayal etmenin bile bir tadı olduğunu hissediyordu. Özlemek… Ne çok özlediğini hissetmek yüreğinde nedensiz bir kıpırtının hali hazırda beklemesi… işte buna anlam veremiyordu.

Hiç böyle bir duygu yaşamamıştı. Asude’yi tanıdığı günden bu güne neden başka bir kadını arzulamadığını sürekli kendine soruyordu ama bir cevap alamıyordu. Kızın mütevazı hali ise kendinden utanmasına yol açmıştı ama elinden gelen bir şey değildi. Hayali, olmuştu Asude…

Koyu kahve gözlerini ve bembeyaz yüzünü çevreleyen siyah örtüsüyle üzerine giymiş olduğu yine siyah uzun kazağı ve hırkası içinde kızı güzel bulmasını bile düşünüyordu Savaş.

“Abi,” diyerek telaşla yaklaşan kızı kolunun altına çekmişti Kartal. “Sana,” dedi başını arabaya çevirip.

Asude’nin ise ilk gördüğü şeyler Savaş’ın kahve gözleriydi. Kaşları havalanmış ve beyaz teni aniden ısınmıştı. İki adamında iki yanına yaslanmış kolları göğüslerinde bağlı halleri arasında duran kan kırmızı arabayı en sonunda fark etmişti. Gözleri hiddetle açılmış ağzı aralanmıştı. “Benim mi?” diye bağırdı farkında olmadan.

“Ruhsatına kadar,” dedi Kartal gülerek.

“Ne kadar şahane Asude,” diyerek yağ gibi eridi Efruz. Baktıkça bakası geliyordu.

Asude tutulmuş bir halde arabaya doğru ilerledi. Aracın ön kaportasına ellerini koydu. “İnanmıyorum,” derken sesi ağlamaklı çıkmıştı. “Benim arabam,” dedi az önceki ağlamaklı sesinden bir kahkaha fırladı. Dönüp abisine koşup sarıldı. Efruz geriye çekilip iki kardeşin bu haline baktığında içinden yükselen ağlama hissine kendini bıraktı.

Onunda bir abisi vardı ve bir zamanlar o da abisine bu şekilde sarılabiliyordu. Gözleri dolu dolu olmuştu. Boğazındaki yumruyu geriye iterken gözünden düşen bir damla yaşı parmak ucuyla yok etti ama kocasına yakalanmaktan kaçamadı. Asude onu bırakıp arabaya tekrar döndüğünde Savaş şoför kapısını açarak anahtarı uzattı. “Deneme sürüşü,” dedi haince gülerek.

Asude anahtarı hızla kaptı ve aracın koltuğuna yerleşti. İnanamıyor, baktıkça hayal gibi geliyordu. Kan kırmızı Bugatti onundu.

Kardeşinin yanına binmek istiyordu ama Efruz'un az sonra daha çok ağlayacak olması ihtimali onu tedirgin ediyordu

Kardeşinin yanına binmek istiyordu ama Efruz’un az sonra daha çok ağlayacak olması ihtimali onu tedirgin ediyordu. Savaş’a başıyla işaret ettiğinde Savaş da başıyla tamam işareti verip diğer koltuğa yöneldi. Daha ne isterdi ki? Asude’nin heyecanına, sevincine hatta her duygusuna her ilkine ortak olmak… Savaş bunları düşündükçe kalbinde bambaşka çarpıntılar hissediyordu. Tamer elleri cebinde Savaş ve Asude’yi gülümseyerek izliyordu.

Asude o muhteşem motorun sesini duyduğunda gözleri hülyalara dalmış gibi bir iç çekti ve yanına oturanın Savaş olmasını önemsemedi bile. “Sana geliyorum Allah’ım,” dedi kız arzu dolu sesiyle. “Bu o kadar gerçek ki Savaş,” derken gaza basıp yola soktu arabayı.

“Hayal olacak kadar gerçek,” diyen Savaş arabadan bahsetmiyordu.

Tamer Efruz’a baktığında bir şeylerin yolunda gitmediği kanaatine varmış ve villanın demir kapısından içeri sessizce girmişti. Kartal karısına yaklaşıp kendine çektiği gibi göğsüne sardı. “Bize her baktığında abini hatırlayacaksan ve bu şekilde dağılacaksan ona küs kalmanın bir anlamı yok Efruz. En nihayetinde o senin kanından.”

“Ben ona küs değilim, bana sahip çıkmadığı için kırgınım. Aynı babanın çocukları olduğumuza inanmak çok zor. Ama hiçbir zaman kötü bir abi olmamıştı. Ben onu özlüyorum ama kırgınlığım geçmeyecek. Para için beni harcadıkları sen olmasaydın…”

Derin bir nefes bıraktı Kartal. “Peki, sen öyle diyorsan öyledir. Hadi içeri girelim,” dedi ve adı gibi biliyordu ki Efruz bir gün abisini affedecekti.

                         🦅

“Hayır Savaş!” dedi Efruz.

Savaş bıkkınlıkla çekip durduğu koltuğa çöktü. “Ne hayır Efruze? Bir saattir yirmi beş metre kare odada takla artırıyorsun bana.”

Ellerini beline yerleştirdi Efruz. Odanın içini gözleriyle arşınladı. “Savaş bu koltuk bu odaya uymuyor,” dediğinde Savaş ağlamak istedi.

“Ve sen bunu şimdi söylüyorsun.”

“Denedik olmadı sevgili kayınbiraderim, ne yapmamı istersin? Ne çok söylendin ya. Nerede benim He-Man’im Herkül’üm?”

“Bilmiyorum. En son Asude bir şeyler anlatıyordu.” Savaş yorgunlukla arkasına yaslandı. “Ben devletin askeriyim ve sen beni maymun gibi oynatıyorsun sevgili yengeciğim.”

“Asker olabilirsin. Bir Binbaşı’nın emriyle bir kadının emri aynı olamaz. Kadınlar daha önemlidir.”

“O neden o? Binbaşı bunu duymasın.”

“O neden o… diyeyim bak; Binbaşının yanından çıkıp evine gidiyorsan ve evinde bir kadın varsa onun istekleri Binbaşı’nın istekleriyle aynı olmayacaktır. Binbaşı’nın  gönlünü yapmak kolaydır ama kadının gönlünü almak o kadar da kolay değildir. Ayrıca Binbaşılarında evinde bir kadın var,” deyip göz kırptı Savaş’a. “Evinde süt dökmüş kedi olduklarına eminim.”

Savaş an be an değişen yüz ifadesiyle dinlemişti. En son cümlede kafası karışmış ve Binbaşı Recep’i evinde süt dökmüş kedi gibi düşününce kahkaha attı. “Binbaşı bunu hiç duymamalı.”

“Neyi?” diyen Kartal odaya girmişti.

“Gel Herkül’üm. Bu çırak işten kaytarıyor. Ben de ona ders veriyordum. O sana sonra anlatır zaten. Aranızdan su sızmıyor MaşAllah. Dedikodu konusunda bizi bile geçtiniz.”

Savaş yüksek sesli bir kahkaha daha attı. “Jigolo…”

“Sus! Tamer duyacak şimdi göreceksin jigoloyu,” dedi Kartal, telaşla.

Savaş ağzına hayali bir fermuar çekip ayağa kalktı. Ama aklı hâlâ o konuşmadaydı.

Kılıç; Vizyona yeni bir film girmiş hep birlikte gidelim mi kankalar?”

Bulut; Ne filmi? Niye birlikte gidiyoruz, sevgili miyiz biz?

Savaş; Konusu neymiş?

Harun; Konusu önemli şimdi. Eğer ilgimi çekerse sizinle gelebilirim. Neydi konu?

Metehan; Konu! Konu! Konu!

Kartal; Konusu yokmuş. Parodi tadında…

Tamer; Sizinle bir yere gitmem ben. Film neyse ben kendim giderim. Cıvıksınız oğlum siz.

Kılıç; Konusu yüzyılın genç, yakışıklı ve zengin jigolosu.

Tamer; Siktir git sen. Beğenmedim. Jigolo ne rezil herifler. Mis gibi çıtırlar varken. Kucacağım.

Bulut; Sensiz olmaz Tamerciğim.

Harun; Genç adamın dramı mı yani konusu?

Kılıç; Filmin konusu şöyle beyler; Kızın biri genç adamı jigolo zanneder ve olay tam da böyle başlar. Genç ve güzel bir kızın, genç ve dinamik kalkan bir aletin yaşı büyük kadınları çekici bulması ile ilgili tamamen yanlış anlaşılmaya dayalı. Oysa jigolo sanılan dinamik aletin sahibi lolitalardan hoşlanır ama kız bu genç ve dinç aletin sahibi genç adamı jigolo olarak bilir. Böyle bir şeylermiş.

Tamer; Gitmiyorum. Size iyi eğlenceler…

Savaş; Gel oğlum gel artı on sekiz değil.

Metehan; Olsa ne olacak Savaş? Tamer bakir mi? On sekizden küçük mü?

Harun; Bakirliğimi kalmış bunun?

Kılıç; Tamer… Sensiz olmaz, dıt dı-rıt sensiz olmaz…

Kartal gözleriyle Savaş’ı kemirmeye başladığında Efruz acıyla eğildi. Oysa az önce Savaş’ın kahkahasıyla kahkaha atmıştı. Dizleri kendini boşaltıp gücünü elinden almıştı. İnleyerek yere çökmüştü ve ardından da Kartal endişeyle Efruz diye bağırarak yanına eğilmişti.

Savaş ayağa fırlamış, yanlarına diz çökmüştü. “Ne oldu? Neyin var Efruze?” dedi telaşla.

Kalbinde hissettiği ağrı, zihinde dolanan fırtına nefes alışını zorladı bir anda. “Efruz!” diye bağıran Kartal’ın sesi ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Bir elin kalbini sımsıkı sarması tarifsiz bir acıya neden oluyordu. Gözlerini kapattı. Beyin çarkları tehlike çanlarını son hızla çalıyordu. Tek bir kalp atışıyla nefesi gitti ve ağzını kocaman açarak nefes aldı. Nefesle içine bir ses girdiğini hissetti.

“Asude!!!”

Bağırıyordu birisi ona. İçinden birisi ona Asude diye bağırıyordu. Gözleri kocaman açıldı. “Kartal!” dedi kesik sesiyle. Kocası karmakarışık göz bebekleriyle ona bakıyor ve bir söz daha bekliyordu delice.

“Asude! Koş!”

“Asude!” dedi Savaş. Ayağa fırladı.

“Tamer,” diye bağırdı Kartal. Efruz’u bırakamıyordu. “Savaş! Onu koru,” dedi ayağa fırlarlarken.

Savaş Kartal’ı duymuyordu. Odaya hızla giren Tamer yerde çökmüş duran Efruz’a kaş çatıp baktığında Kartal, Tamer’e “Efruz’u bırakma?” diye bağırmış ve odadan dışarı fırlamadan Savaş daha erken davranmış ondan önce koşarak çıkmıştı.

Yerde, bir eli kalbinde bir eli yere sıkıca batırılmış Efruz’un yanına çöktü Tamer. “Efruze,” dediğinde kızın kendine dönen kırmızı göz aklarıyla hayatının en büyük şokunu yaşamıştı.

                            🦅

İkiz villanın bir kapısından çıkıp diğer kapısından girene kadar akla karayı seçmişti hem Kartal hem de Savaş. “Nerede?” diye kendi kendine söylenen Savaş’a “En son mutfakta bırakmıştım,” dedi Kartal.

Evin içinde gezinen adamlara çarparak mutfağa girmişlerdi ama Asude orada yoktu. “Sen üst kat ben alt kat,” diye fısıldadı Kartal.

Savaş üst kata çıkan merdivenleri üçer üçer çıkmıştı. Kızın adını söyleyemiyordu ki ona bir şey olma ihtimali canını söküyordu. Birkaç adamın mobilyaları yerleştirdiğini gördü ve nefes nefese hiç vakit kaybetmeden kapısı kapalı olan ilk odaya girdi. Boştu. İkinci odaya girdi, boştu.

Adamlar işi bırakmış ona bakıyordu. “Asude. Kadın nerede?” dedi adamlara alçak sesle. Bağırmıyordu. Nerede ne oluyor bilmiyordu. Adamlardan biri “koridorun sonuna ilerliyordu en son,” dediğinde son sözleri duymadan ok gibi fırladı Savaş.

Koridorun en sonundaki kapısı kapalı olan odanın kapısı önünde durdu. Gözlerini şahin gibi kısmış, nefes alışverişi hızlanmış ve kıza bir şey olacak korkusu iliklerine işlemişti. İçindeki deli bir canavar kendini ortaya çıkarmış ve can almadan durmayacak raddeye gelmişti. Bir adım gerileyip kapıyı tek bir tekme ile açtığında Asude’nin çığlığını duymuştu.

Ve bir kurşun sesi tüm villayı sarmıştı.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!