28.Bölüm

Keyifli okumalar…




                                   🦅

Arayıp bulamadığı çantasını en son bulunduğu odada bıraktığını anımsayınca odaya girmiş ama çıkamamıştı Asude. Genç bir adamın kendine çevirdiği silahla olduğu yere mıh gibi çakılmıştı. Tek bir söz dahi edemeden Savaş’ın kapıdan içeri girmesiyle tam vaktinde kendini yere atabilmiş ama silahın o soğuk sesinin dehşetinden bağırmasını engelleyememişti çünkü namlunun ucundaki adam Savaş’tı.

Elinden düşmüş olan çantadan çıkarttığı silahını kavramakta ilk defa zorluk çekiyordu. Elleri buz kesmiş ve titriyordu. Böyle bir anı daha önce yaşamamıştı. Ve aklının her köşesinde gezinen; silahtan çıkan kurşunun Savaş’a denk gelmesi korkusuydu ve bambaşkaydı.

Savaş’ın adamın üzerine çökmesiyle bir kargaşa yaşanmaya başlamıştı. Savaş adamı etkisiz hale getirmek istiyordu ama adam da boş değildi, karşılık veriyordu.

“Seni gebertmezsem bana Savaş demesinler piç kurusu.” Adamın yüzüne indirdiği yumrukla kırılan çene kemiğinin sesini Asude bile duymuştu.

Kapıdan soluk soluğa giren Kartal kardeşinin yanına gelmiş, kızı tuttuğu gibi kaldırmış, elindeki silahı almış ve odanın dışına çıkarmıştı. Evin etrafındaki korumaların bir kaçı kapının önünü tutmuştu. Yavuz’a verdiği kardeşine bakmadan Savaş’a döndü Kartal.

Baktı.

Savaş’ı bu şekilde hiç mi hiç görmemişti. Kendinden geçmiş gibi dövüyordu adamı. Adam bayılmıştı ama o hâlâ vuruyordu.

“Yeter!” dedi. “Bayıldı, kendine gel.”

Son yumruğu havada kaldı Savaş’ın. Adamın bayıldığını yeni fark ediyordu. Yüzü kan içinde kalmış yerde cansız yatan adamdan aldığı gözlerini Kartal’a çevirdi. Gözlerinden kin damlıyordu Savaş’ın. Öfke. Nefret. Kapının önünde gözleri dolu dolu kendine bakan Asude’ye kaydı bakışları. Savaş yavaşça yumdu gözlerini.

Kana bulanmış açık mavi renkli gömleğe içi giderek baktı Asude. “Savaş!” dedi öne bir adım gelerek. “Yaralanmışsın.”

Kartal gözlerini kıvrak bir hareketle kardeşine çevirdi. Ve daha sonra Savaş’a. İkisinin birbirine olan bakışları yerde az önce kardeşine zarar verecek olan adamın varlığını unutturmuştu ona.

🦅

Villanın her iki bölümünü de saran polis ekiplerine kayıtlara geçebilecek bir ifade vermişti Kartal. Tüm mobilyacılar tek tek sorguya çekilmişti ama belli ki hastanelik olan tek başınaydı. Bu polislerin kararıydı ama Kartal’ın değildi. Evlerine varana kadar tek tek inceleniyordu şu an hemen hemen hepsi.

Gizli tutulması için elinden gelen her şeyi yerine getirmişti Kartal. Koray mıydı yani bunları yapan? Hayır olamazdı. Kamil de o kadar aptal olmamalıydı. Latif içerdeydi evet ama eli kolu dışarıdaydı. Ve o parasını hiç ettikleri adamlar…

Ambulansla hastaneye getirilmişti. Çıkardığı gömleğinin açıkta bıraktığı geniş omuza dikiş atılıyordu. Giren çıkan iğne Savaş’ın canını yakmıyordu. Elini alnına vermiş başını eğmişti. Sürekli gözlerinin önünden geçen görüntü; Asude’ye dönmüş namludan ibaretti. Tek bir kurşun hayallere sıkılabilir, hayaller kabusa dönebilirdi. Kendini kaybedip adamın yüzünü getirdiği hali düşündü. Oysa adam uzun süre boyunca cansız yatmıştı. Nasıl o denli gözünün döndüğünü kavrayamıyordu.

“Şimdi nasılsın?”

Elini alnından çekip Kartal’ın kara gözlerine baktı. Dikiş atan genç kadın doktora göz atıp Kartal’a döndü. “Sorun yok. Zaten iyiydim. Bir kurşun sıyrığı bana ne yapabilir ki.”

Kartal anlamışçasına başını salladı. “Adamı da fena benzettin. Keşke biraz bana da bıraksaydın. Belki bir hafta kendine gelemeyecek, konuşması gerekiyordu oysa.”

Gözlerini devirip başını eğdi Savaş. Kartal’ın onu dişlerini sıkarken görmesini istemedi. “Ölmek için yalvaracak, daha işimiz bitmedi.”

Kartal dudaklarını büzerek tek kaşını kaldırdı. Elleri cebinde, manidar bakışlarını Savaş görmedi. “Buradan sonrasına ben bakarım Savaş.”

Savaş başını hızla kaldırıp Kartal’a baktı. “Onu ben kurtardım bu hak bana ait.”

“Ah, evet, sana borcumu nasıl öderim bilmiyorum. İki seferdir kardeşimi ölümden kurtarıyorsun. Ama abisi benim.”

Savaş arkadaşına gözlerini kısarak baktığında adamın göz bebekleri içinde oynaşan muzip ifadeleri anlayacak kadar uzun zamandır tanıştıklarını düşündü. Farkındaydı!!!

“Bana borcun yok. Bunu sürekli söyleyip durma. Ve Asude nerede?”

Kartal dizginlediği gülüşünü saklamak adına arkasını döndü. “Evde. Az önce aradı seni sordu,” dedi, adım adım acil müdahale odasını terk ederken.

Savaş’ın dudağının ucu havalandı. Başka bir şey söyleme gereği duymadı. Asude onu soruyorsa başka bir şey duymaya da söylemeye de ihtiyacı yoktu.

🦅

Tamer’in ayarladığı kıyafetleri tek başına giymesi oldukça zordu. Kahverengi kazağı sinirle adamın başından geçirdi Tamer. “Bir sana dadılık yapmadığım kalmıştı Savaş. Tüm angarya işler bana kalıyor. Kahramanlık işleri de senden soruluyor.”

Savaş kahkaha attı. “Kızı kurtaran benim diye sen beni kıskanıyor musun?”

Kazağın kolunu aşağıya çekerek yaralı olan tarafı giymesine yardım etti Tamer. “Kızı veya erkeği ne fark eder. Ve hayır kıskanmıyorum. Kartal’ın damadı olmayacağım,” dedi adamın gözlerine ima ile bakıp göz kırparak.

Savaş gözlerini kaçırdı. Tek seferde açık üzerine açık vermişti. “Anlaşılan o ki senin öyle bir niyetin var,” dedi Tamer diğer kolu da geçirmişti en sonunda. Savaş ayağa kalktı. Tamer’in açtığı cekete iki kokunu da geçirdikten sonra hiçbir şeyi yokmuş görüntüsüne geri döndü.

“Bilmiyorum. Henüz bir şey yok. Belki hiç yok. Ağzını sıkı tutarsan sevinirim.”

“Hı hı eminim tutarım.”

Savaş alttan baktı. “Tamer!”

“Yürü gidelim. Kartal evde bizi bekliyorlar. Recep Binbaşı az sonra Antalya’da olacak. Toplantı yapacağız.”

Savaş kaşlarını çattı. “Üssümüz Kartal’ın evi mi?”

“Öyle görünüyor. Binbaşının bir planı varmış.”

Odadan çıkmak için adım attıklarında Tamer durdurdu. “Savaş, bu olay nasıl fark edildi ben hâla çözemedim ve siz çıkarken Efruze’nin gözlerinden kan damlayacak gibiydi. Hayır damlamadı ama göz akları kan dolmuştu.”

“Bilmiyorum, ama mantıklı bir açıklama bekliyorum. Sohbet ediyorduk ve birden Efruze yere yığıldı. Eliyle kalbini tuttu. Resmen acı çekiyordu. Asude dedi, koş dedi. O anda anlamamız gereken tek şey Asude’nin hayati tehlikesiymiş gibi düşünceler altında kaldık.”

Tamer eliyle sakalsız pırıl pırıl çenesini ovaladı. “Burdur’da sinema salonundaki olayı hatırla. Bize adamın nerede oturduğunu Efruze söylemişti Kartal aracılığıyla.”

“Ne demek istiyorsun?” dedi Savaş.

“Ne demek istediğimi bilmiyorum ki.”

🦅

Yatak odasının kapısını yavaşça açarak girdi. Bembeyaz örtünün üzerinde boylu boyunca yatan ve simsiyah saçları yatağı boyayan kadınına doğru yaklaştı. Kapı açıldığında gözlerini açan Efruz omzumun üzerinden gelene bakmak için döndü. Hafifçe gülümsedi. Kartal Efruz’un yanı başına oturup saçlarını eliyle güzelce topladı. “Nasılsın?” diye sordu eğilip şakağından öperken. Gözleri eski rengine kavuşmuş olsa da hâlâ yorgun bakıyordu.

“Yorgunum. Ben. Efruze yorgun. Düşünebiliyor musun?” dedi hafifçe gülümseyip.

“Neden yorgun olduğunu hem anlıyor hem de anlayamıyorum. Bugünkü olanlar da gördüğüm sen bambaşkaydı Efruz.”

“Bu benim içinde geçerli,” dedi ellerinden destek alarak oturur pozisyona geçip kocasının sinesine sokuldu. “Bu hep böyle mi olacak? Bana ne oluyor Kartal? Ben bunu kendimi eğlendirdiğim bir hobi olarak düşünmüştüm her zaman.”

Simsiyah gür saçlardan birkaç buse aldı Kartal. “İnan bana hiçbir fikrim yok. Ama bunun bu şekilde gitmemesi gerektiğini biliyorum.”

“Bu ne senin ne de benim elimde olan bir şey değil. Gözlerime dolan kanın Asude’nin olduğunu düşündüm az önce ama vurulan Savaş olunca kanın ona ait olduğunu fark ettim.”

“Az daha geç kalsaydık Asude’nin başına nelerin geleceğini konuşmak dahi istemiyorum. Sana ömrüm boyunca minnettar kalacağım. Hangimiz hangimizin hayatını kurtardı Efruz? Sen bana kendinle birlikte neler verdin bilsen…”

Gözlerini kapatarak kocasına daha çok sokuldu. Kollarını sıklaştırıp sıkıca sarıldı. “Ben anlayamıyorum; Neden biz? O gece bir tek sen değildin ki o kahrolası mallara el koyan.”

“Ama Latif’in canını ben yaktım. O da benim adımı vermiş olmalı.”

“Benim yüzümden. Ben sana hep borçlu kalacağım.”

Geriye çekilip kadının solgun yüzünü elleri arasına aldı. Dudaklarına uzanıp kısa ama etkili bir öpücük kondurdu. “Benimle aşağıya gelmelisin. Misafirlerimiz geldi.”

“Olur. İnelim.”

Kartal elinden tuttuğu Efruz’u odadan çıkardı ve merdivenleri inmesini istemediği için koridorun sonundaki cam kaplama asansöre ilerletti. Aşağıya indiklerinde elini bırakmamıştı. Büyük, beyaz ve grinin hakim olduğu yemek odasına girdiler. Masanın etrafında bulunan yedi adam üzerinde göz gezdirdi Efruz. Tamer ve Savaş’ı es geçip yaşını ve yerini belli eden adama yürüdü gülümseyerek.

“Recep Binbaşı,” dedi Efruz. Binbaşı ayağa kalkıp Elini uzattı. “Efruze, sonunda tanışabildik.” Burdur’daki gece arabanın filmli camından net görememişti adamı. Ama oldukça dinç ve karizmatik biri duruyordu karşısında.

“Hoş geldiniz.”

Bulut boğazını temizleyerek ayağa kalktı. “Yengelerin Adriana Lima’sı sizinle tanışmış olmak benim için ne büyük onur. Ben Bulut.”

Kartal kaşlarını çatıp adama bakarken Efruz kocaman güldü. “Ah, çok teşekkür ederim. Beni utandırdınız.”

Ayağa kalkan Harun ve Metehan, Bulut’un yanına gelip adamı hafifçe ittiler. “Ben Harun yengelerin en kıdemlisi. Bize uğurlu gelmenizi diliyoruz. Ekibin asla evlenmez dediği adamı yola getirdiniz. Bizim içinde bir güzellik yaparsanız, dost, arkadaş… çok seviniriz.”

Elini ağzına kapatarak yüksek sesle kahkaha atmamak için büyük çaba sarf etti. “Hoş geldin Harun. Bir düşünmem gerekiyor. Olabilir tabii ki.”

Harun’un elini iten Metehan Efruz’un elini sıktı. “Siz onlara bakmayın yengeciğim, grubun en uslu çocuğu benim. Fikirleriniz benim için çok değerli. Ben Metehan.”

“Binbaşım siz mi bir şey dersiniz ben mi bakayım icaplarına?” dedi Kartal, kadını kolunun altına çekerek Metehan’ın elinden kurtardı.

Binbaşı öylece durmuş gülümseyerek izliyordu. Bu gençleri çok başka seviyordu. “Yengeleri hak ediyor Kartal,” dedi en sonunda. Binbaşı’dan aldığı sözlere göz devirdi Kartal.

“Hoş geldin Metehan. Merak etmeyin ben sizi düşüneceğim,” dedi Efruz.

“Zevzekler,” dedi Kartal. Karısına bir sandalye çekerek oturmasına yardım etti. Tamer, Savaş ve ilk uçakla geri dönen Kılıç film izler gibi izliyorlardı.

“Oturalım, ama Asude gelmeyecek mi?” dedi Binbaşı. “Onun için buradayız. Bir yüzünü görseydim hem.”

‘Ne diye göreceksin Asude’nin yüzünü.” Savaş’ın iç sesi kıskançlık kaynıyordu. “Gerek var mı?” dedi Savaş ve anında dilini ısırdı. Ona ne oluyordu böyle? İçinden birisi onu dürtüp duruyordu. Kartal’ın Savaş’a dönen bakışlarından kaçarak boğazını temizledi.

“Tabii ki gerek var,” dedi Binbaşı.

“Ben çağırıp geleceğim,” diyen Kartal odadan hızla çıktı.

Yerlerine oturan beyler Savaş’a baktı. “Sana ne oluyor oğlum?” dedi Harun.

Savaş tavanı izlemeye başladı. Taktığı falan yoktu onları.

“Hakikaten Savaş,” dedi Metehan. “Sana ne? Binbaşım çağırıyor.”

Savaş sıkıntıyla nefes verdi. “Öylesine demiştim. Bugün baya bir etkilenmiş olduğu ortada, öyle değil mi?”

Efruz konuşan beylere ve en sonunda Savaş’a bakıp durdu. Uzun uzun baktı. “Savaş iki seferdir Asude’nin hayatını kurtarıyor bir nevi sahiplendi tabii,” dedi Efruz.

“Hah, evet,” dedi Tamer. “Efruze doğru söylüyor.”

Kılıç memnun olmamış yüz ifadesiyle başını eğerek Savaş’a baktı. “Boynunu ince ince kırarım Savaş. Aklını alır cebine sokarım. Akıllı ol,” dedikten sonra gülümseyerek Binbaşı’ya döndü. “Özür dilerim Binbaşım.”

Binbaşı başını salladı. “Bir fırıldak dönüyor ortada ya hadi hayırlısı,” dedi Binbaşı.

“Amin,” dedi Savaş.

Efruz güldü. Tamer güldü. Diğerlerinin kaşları çatıldı. Kılıç kızgın boğa gibi kabardı. Binbaşı kahkaha attı. “Tamam kesin. Kıza aç aç bakanı vururum. Bu bir emirdir.”

“Siz hiç endişe etmeyin Binbaşım; Asude ileri derecede silah kullanıyor, kendisi vurur zaten,” dedi Savaş.

Binbaşı başını kaldırmadan gözlerini Savaş’a baktı. “Senin içinde geçerli Savaş.”

Savaş tüm ciddiyetini kuşanıp önüne döndü. Ama arkadaşlarına diş sıkıp göz çıkarmıştı. Efruz Binbaşı’dan çekinmemiş aksine aileden bildiği için küçük kahkahasını esirgememişti. “Savaş neyin var senin?” dedi bilirmiş de bilmezmiş havasında. “Kurşun sıyırdı dediler ama… Sanırım saplanıp kalmış.”

“Şımartma şunları Efruze,” dedi Binbaşı.

“Çok afedersiniz da …,” diyecekken durmuş ve ‘Binbaşım,” dedi, sesini toplayıp önüne döndü.

Abisinin kolu altında salona giren Asude masanın etrafını kaplayan adamlara kısa bir bakış attı ve gülümseyerek kendine dönen herkese “Hoş geldiniz,” dedi.

Kartal’ın kardeşini ilk kez gören, Harun, Metehan ve Bulut kızı dikkatle incelemeden karşılık verip önlerine dönmüşlerdi. Savaş’a kaçamak bir bakış attığında kendine bakmayan adamın arkasından geçmiş Binbaşı’ya doğru ilerlemişti. Ayağa kalkan Recep Binbaşı’ya doğru gülümseyerek ilerleyen Asude’yi hepsi birden izliyordu.

“Geçmiş olsun,” dedi Recep Binbaşı.

“Geçti. Teşekkür ederim,” derken adama sokulan Asude’yi kucakladı Binbaşı. Sımsıkı sardı onu.

Savaş kaşlarını çatmış izlediği görüntüyü çözmeye çalışıyordu. Durduk yere neden sarılmıştı şimdi? Göz ucuyla Kartal’a baktığında onun yüzünde hafif bir tebessüm gördüğüne yemin edebilirdi. Geri çekilen ve birbirilerine gülen Asude ve Binbaşı’ya döndü.

“Beni görmeye gelmen için illaki başıma bir şey mi gelmesi gerekiyor?” dedi Asude.

“Seni görmeye gelmiyorum çünkü; görev kutsaldır.”

“İyi, yine öyle olsun bakalım,” dedi Asude. Binbaşı’nın yanına çektiği sandalyeye oturdu. Kartal da karısının yanına oturup Binbaşı’ya döndü. Bazıları şaşkın bazıları anlamak ister gibi sessizdi. Ama soru sormadılar.

“Evet,” dedi Binbaşı. “Belki gerek yok. Ve ben, biz bu güne kadar gerek görmedik o yüzden şimdi söylüyorum,” deyip askerlerinin üzerinde gezdirdi bakışlarını. “Asude ve Kartal’ın dayısıyım ben.”

Efruz ve Kılıç hariç beş tane adamın şaşkınlıktan dilleri lal olmuş halde gözleri Binbaşı üzerinde öylece sabitti. Kartal, İzmir’de geçirdikleri o son gecede Efruz’a tüm her şeyi anlatmıştı. Hayatını borçlu olduğu Binbaşı’nın aslında dayısı olduğunu o gece öğrenmişti Efruz.

Birisi şaşkınlığını atabilir, ağzını açabilirse bir şeyler söyleyecekti. Savaş’ın Asude’ye dönen şaşkın gözleri kızın kara kahve gözlerine takıldı kısa bir an.

“Şaka!” dedi Bulut.

“İşim gücüm yok size şaka yapacağım zaten. Yeğenlerim dediysem yeğenlerimdir,” dedi Binbaşı ters bir sesle. “Konumuz bu değil. Toparlanın.” Adamlar yüzlerindeki şaşkın hale bir son verip arkalarına yaslandı. Bir süre bu şokla idare edebilirlerdi.

“Planı anlatıyorum,” dedi Binbaşı. “Beni iyi dinleyin.” Adamlarını pür dikkat kendini dinlemeye hazır halde görünce devam etti. “Asude’yi bu evden helikopter ile çıkaracağız. Aynı helikopter ile Asude fiziğinde bir askeri onun kılığına sokacağız. Evin beş kilometre çevresinde Drone’lar dolaşıyor. Eve kimse yakın değil, olmaz da. Bir kısmı denize hakim olduğu için açık bir görüş alanı evet, ama o tarafta tamam. Her hangi bir pürüz çıkmayacak. Kadın askerimizi yem olarak kullanacağız. O nereye biz oraya.”

“Neden Asude Binbaşım?” dedi Tamer. “Neden Efruze değil de Asude?”

Asude ve Efruz birbirine göz attılar. Asude biliyordu ki Efruz kendisini suçluyordu. Yengesine gülümsedi.

“Latif’in bir oyunu olduğunu düşünüyoruz,” dedi Binbaşı. “Öldürmek istediğini ki-şu an için geçerli- sanmıyoruz. Paranın karşılığında Kartal’dan bir şey alması lazım. Ve evet neden Asude çünkü Efruze Latif için kıymetli. Oğlu Koray’dan dolayı. Bunu biliyoruz. Asude onun için bulunmaz nimet.”

“Mantıklı,” dedi Kılıç. “Kartal’ı da ortadan kaldırmak isteyecek bir gün. Asude’yi alsa sağ olarak geri vermeyeceğini biliyoruz. Kartal olmayacak, Asude ölecek her şey Efruz’a kalacak o da sanıyor ki Koray’ı da Efruze alacak,” derken Efruz’u işaret etti. “Veya buna benzer teoriler.”

“Çek o elini,” diyen Kartal’ın kati sesiyle göz devirdi Kılıç. “İşaret manasında uzattım.”

Efruz’un üzerinden geçen ürpertiyi Kılıç fark edemeyecek kadar uzaktaydı ama Kartal tam dibinde oturuyordu. Kartal cevap vermedi.

“Peki, kadının gerçek Asude olmadığını fark ettiklerinde ne olacak?” diye sordu Savaş.

“Onlar fark edene kadar biz onları almış oluruz. En azından onların adını bize ötecek birileri… Savaş’ın benzettiği adam kendine geldiğinde bir umut konuşur. Geçen seferki ağır yaralı olan ölmemiş olsaydı bir şansımız olabilirdi. Burdur’da yakaladığımız ise hiç bir şeyden haberi olmayan bir maşa. Bize bir tek isim gerekiyor. Gerisi kolay olacak.”

“Nereye götüreceğiz Asude’yi?” diye sordu Tamer.

“Çok uzağa değil, yine yanı başımızda olacak,” dedi Kartal.

“Nasıl yani, neresi?”

Soruyu soran Savaş’a döndü Kartal. Adamın kara gözlerine kararlılıkla baktı. “Senin tatil köyüne.”

“Ne?” dedi Savaş.

Aynı şekilde “Ne?” dedi Asude. Her ikisi de böyle bir şeyi beklemiyordu.

“Evet. Alanya dediğimiz yer ayağımızın dibi. Uzağa gitmesine izin veremem.”

“Orası bir tatil köyü Kartal, buna emin misin? Kalabalık. Kim kime dum duma,” dedi Harun.

“Bu onun için fazla riskli. Koskoca ülke başka bir yer de bulabiliriz,” dedi Kılıç.

Savaş kilitlenmiş öylece bakıyor ve sohbeti dinliyordu.

“Onu Savaş’tan daha iyi koruyacak birini tanımıyorum. İdmanlı oldu bu konuda. Ayrıca o kadar basit değil. Binbaşım ona yeteri kadar koruma ayarladı bile. Ve ayrıca çok uzun sürmeyecek. Belki bir hafta belki biraz daha uzun. Onun orada olduğunu bilebilecek biri olacağını sanmıyorum. Bazen burnunun ucundakini görmek istemez insan çünkü aklına gelmez.” Son sözlerini Savaş’ın gözlerinin içine baka baka telaffuz etmişti Kartal.

“Benim için sorun yok,” dedi Savaş. Rahatça arkasına yaslanıp.

“Benim için var. Neden ben bu evde kalmıyorum? Burası kale gibi bir ev. Buraya kim yaklaşabilir?”

“Bunu göze alamayız Asude,” dedi Binbaşı. “Korunaklı ev diye bir şey yoktur kızım. Kaleler bile ele geçirilir. Ayrıca buradakileri tehlikeye atmak istemezsin. Seni istiyorlar…”

“İstemem elbette,” diyebildi ama gitme fikri aklına yatmamıştı. Hele de Savaş’ın yanında olması düşüncesi kaçtığı bir konuydu.

Savaş kızı yan bakışla izlemiş, dinlemiş ama sesini çıkarmamıştı. Kendisiyle gelmek istemediğini anlayabilecek kadar zekiydi.

“Ve,” dedi Tamer. Tüm başları kendine döndürmüştü ama o Efruz’a bakıyordu. “Bu konuyu hallettiğinize göre…” dedi Efruz’un gri gözlerine ciddiyetle bakarak. “Seni dinlemek istiyoruz Efruze. Bize bir şeyleri açıklarsın artık.”

“Ne gibi?” dedi Efruz. Bilmemezlikten gelerek.

“Mesela neden gözlerinden kan damlayacaktı?”

“Tamer!” dedi Kartal.

“Seni dikkate alamıyorum Kartal. Üzgünüm ama aklımda binlerce soru işareti var.”

“Ne oluyor?” dedi Binbaşı. Tamer, Efruz ve Kartal arasında mekik dokudu gözleri.

Efruz yerinde kıpırdanıp kocasına kısa bir bakış fırlattı.

“Burdur’da bize adamın nerede oturduğuna kadar senin söylediğini biliyoruz,” dedi Savaş. “Ve sen bugün öyle durup dururken fenalaşıp Asude demen… Nesin sen?”

“Anlamadım?” dedi Asude Efruz’a bedeniyle birlikte dönerek.

“Konuşmak zorunda değilim,” dedi Efruz tek kaşını kaldırıp adamlara dikti gri saplı oklarını. “Ama çok istiyorsan göstereyim,” derken elini göğüs hizasına kaldırıp havada bir kez daire çizer gibi çevirdiğinde tepelerindeki büyük ve süslü avizesi daire çizerek dönmeye başladı. Aslında elini kaldırmasına dahi gerek yoktu ama o seviyordu. Beden diliyle de uyguladığında daha da keyif alıyordu.

“Bak! Gördün mü?” dedi Savaş’a avizeyi işaret ederek. Kocası başını saçları arasına gömüp kahkaha atmamak için kendini sıkarken sekiz tane başın tavanı izlediğini göremedi.

“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun,” diyerek ayağa fırlayan Harun’a güldü Efruz.

“Tövbeler olsun,” diyen Asude gözleri büyümüş halde oturduğu yerden kalkamıyordu. Binbaşı’nın dehşete düşmüş haline kahkaha attı Efruz.

“Cadı,” dedi Metehan. “Vallahi billahi cadı.”

“N’oluyo lan?!” diyen Bulut’un sesi titriyordu.

“Ya dur daha bir şey yapmadım ki,” dedi Efruz elini bir kez daha salladı ve geniş konsolun üzerinde duran vazodaki çiçekler yerinden çıkarak havada uçuşup masanın dört bir yanına döküldü.

“Efruz,” diye bağırdı Asude. Ayağa kalkıp ellerini ağzına kapattı. “Basarmışsın, inanmıyorum.”

“Çok şükür,” dedi Efruz. Kartal başını soktuğu yerden çıkarıp aptala dönen arkadaşlarına ve dayısına baktı.

“Biliyordum ben abi, boşuna Kartal’ı bir bakışıyla büyülemedi,” dedi Kılıç. “Süpürgen de var mı?”

“Yok,” dedi az önce çiçeklerin boşalttığı vazo hızla Kılıç’a uçtu. Kılıç çevik bir hareketle vazoyu yakaladı ama içindeki sudan nasibini almıştı. Çalkalanma ile su etrafa en çok da Kılıç’ın başından aşağı dökülmüştü. “Çok iyi ya, neden ıslanan ben oldum şimdi?”

“Bismillahirrahmanirrahim,” dedi Savaş. “Bu neydi şimdi?”

Tamer gözlerini devirdi çıktığı şoktan sonra. “Bu gözlerin bir nedeni olmalıydı. O kırmızılığı unutmayacağım. Ve sen hissettin öyle mi?”

“Evet,” dedi Efruz başını sallayarak.

“O yüzden mi beni aramaya çıktınız?” dedi Asude.

“Evet, Efruz hissetti,” dedi Kartal.

Genç kızın gözleri merhametle ışıldandı. Dayısının ardından geçip Efruz’a sarıldı. “Senin hislerini severim ben. Sen benim hayatımı kurtardın.”

“Abartma Asude.”

“Kes sesini. Mütevazi olacak yerde değilsin.”

Efruz yerine otururken Asude ve kalkan adamlar da yerlerine oturdu ama Efruz’a yan yan bakıyordu.

“Bu ne?” diye sorabildi Binbaşı en sonunda.

“Telepatik güçlerim var. Yeni bir şey değil ama yakın zaman da arttı. Kartal’la tanışmadan önce daha basit şeyler yapabiliyordum. Bir kibrit çöpünü büyütmek gibi şeyler. Ama evlendiğimden bu yana hislerim kendi kendine gelişmeye başladı. Ve geldiğimiz nokta bu.”

“Bu çok enteresan,” dedi Tamer.

“Bu çok farklı,” dedi Savaş.

“Bu olağanüstü,” dedi Harun.

“Lan ne şanslı adamsın Kartal. Karın bir Cadı,” dedi Kılıç. “Dikkat et kızdırma valla evi başına geçirme olayı tam da böyle bir şey. Vazolar kafana konabilir. Selin de biliyor tabii ki.”

“Elbette biliyor,” dedi Efruz ve Savaş’a döndü. “İkna oldun mu Savaş?”

“Fazlasıyla ve hâlâ şoktayım. Buna alışmam zaman alacak.”

“Sen bunlarla idare et Savaş. Benim hedefim duvarlardan geçmek.”

Vay be dercesine dudak büktü Tamer. “Demek parapsikoloji ha? Hiç aklıma gelmezdi. Gelmedi.”

“Evet. Çinli bir arkadaşım sayesinde fark ettim yeteneğimi. Birkaç ay Çin’de kaldım. Kesiş bir dostum oldu. Sonuç olarak da bu Efruz meydana geldi. Ve beyler bunu bilen çok az insandan bir kaçı sizlersiniz. Anladığınızı umuyorum. Bu basit bir şey değil ve ben başımın belaya girmesini istemiyorum. Size bunları anlattım çünkü canımı size emanet ediyorum. Bilmeye hakkınız vardı.”

Hepsi de onu anladığını belli eden baş sallamalarla sessizce oturdu. Binbaşı ablasının gelinine yandan bakıp gülümsedi. “Eniştem bunu biliyor mu?”

“Hayır,” dedi Kartal. “Babam henüz bilmiyor. Efruz söylemek isterse bu ona kalmış.”

“Başımızdaki belalardan kurtulana kadar kimseye tek kelime etmeyelim. Annemin, kız kardeşimin, Hatice anne ve Ensar babamın bu olanlardan haberi olmuyor ama biz gerginiz. Bence buna gerek yok. En azından şimdilik. Çünkü ben bile kendimi çözemiyorum. Bugünkü, ben değildim. Ben hiç bu şekilde olmamıştım. Tehlike ne kadar yakınsa ve tehlikenin derecesi her ne ise ben o hale geliyorum.”

Metehan şımarıkça elini başına destek verip dirseğini masaya dayadı. Yüzünde hınzır ifadeler kol geziyordu. “Birkaç numara daha yapsana Efruze.”

“Ne gibi Metehan?” dedi Efruz.

Metehan dudak büktü. “Bilmem, sen bilirsin.”

Efruz gözlerini kısıp baktı genç adama. “Telefonun son beş dakikadır sessizde ve sen onu duymuyorsun. Arayan bir kadın.”

Metehan’ın gözleri açılıp az önceki havai hali sona erdi. Kurtulamadığı yapışkan kadından nefes almak için telefonunu sessize almış ve cebine bırakmıştı. Gözleri Efruz’un üzerinde ceketinin iç cebine elini atıp çıkardı telefonu. Ekrana baktığında üç cevapsız arama gördü ve gerçekten o kadından gelmişti. Boğazını temizleyerek arkasına yaslandı. Arkadaşlarının kimi hayret kimi gülümser vaziyette izliyordu onu.

“Başka ister misin?” dedi Efruz.

Asude tutamadığı kahkahasını ortama bırakırken Savaş onu izledi. Kılıç başını sağa sola sallayıp güldü. Tamer karizmatik bir şekilde tek kaşı havada dudak büktü. Harun da kahkaha attı ve ona Bulut eşlik etti.

Kartal karısına sarılıp siyah saçlardan öptü. Kadının kulağına eğilip fısıldadı. “Tatlı cadım.”

🦅

İki gündür evden dışarı çıkamamış olmak her ikisi içinde işkence gibiydi. Ev ne kader büyük olursa olsun bahçe duvarları ardında başka bir hayat daha vardı ve kızlar kurmak oldukları düzenin aniden sekteye uğraması üzerine of puf ederek birbirlerine bakıyorlardı. Salonda biri bir koltuğa tünemişti, diğeri tam karşısındakine…

“Yemek mi yapsak Asude?”

“Dün yaptıklarımız bugün ve yarın bile yeter Efruz. İsraf israf, kendini kaybediyorsun. Kim dedi sana iki tepsi patlıcan kebabı yap diye? Çorbayı bile beş litrelik tencereye yaptın.”

“Sokak hayvanlarına göndeririz. Çöpe gitmemiş olur hem de hayvanların karnı doyar. Sevap sevap.”

“Evet, o dediğin olur. Ne yapacağız peki?”

Gri tonlardan nasibini alan kalın fon perdeye çevirdi gözlerini. “Düşünüyorum,” dedi. “Uğraştıracak bir şeyler olmalı. Zaman geçmiyor! Geç-mi-yor!”

Asude yattığı yerden fırladı. “Buldum!”

Efruz başını çevirdi ama uzandığı yerden kalkmadı. “Ne?”

“Mantı. Akşama kadar yaparız. Buzluğa da atarız. İstediğin kadar açmak serbest. Annem öyle yapardı. Özledim mi ne…”

“Vallahi şahane fikir,” derken ayaklarını koltuktan indirmiş ayakkabılarını ayağına geçiriyordu. “Üç beze kıymalı. Üç beze patatesli.”

“Gel şunu dört beze yapalım.”

“Olur bence. Dur ben kızları da arayayım sohbet muhabbet hem açar hem laflarız.”

“Tamam. Ben üzerimi değiştirmeye gidiyorum.”

“Tamam,” diyen Efruz telefonunu çoktan eline almıştı.

🦅

Kocaman iki top hamuru Asude ve Efruz ada mutfağın geniş masasına küt diye bıraktı. Selin yerinden sıçradı ama Hümeysa heyecanla el çırptı. “Daha önce hiç mantı yapmadım. Çok heyecanlıyım. Hamur yoğurmayı da bilmiyorum ama neyse. Ona yetişemedim. Efruz bir tabakta Erdal’a verirsin değil mi? O çok seviyor. Annesi de bilmiyor sanki. Bilse yapardı oğluna. Neyse bir bireyiz. Şimdi bunu ‘ellerimle açtım sana aşkım’ diyebilirim.”

Asude gülümsedi. Kızın tek nefeste kurduğu uzun cümleleri seviyordu. “Hümeysa sen hamilesin. Şimdi ileri geri aman diyelim. Biz açarız sen kapatırsın. Yine ellerinle yapmış olursun.”

“Yemeğe gelir akşam. Konuşuruz beylerle. Kılıç da buralı oldu. Eşli yemek olur bize de,” dedi Efruz.

“Olmaz şekerim. Asude tek. Onun eşi yok. Ona da bir eş bulalım. Burada kalsın bizimle. Çok sevdim kızım seni,” dedi Hümeysa, Asude’ye bakıp.

Un kabına elini daldırıp masaya un serpti Asude ve Efruz. Hamuru parçalara ayırmaya başladılar. “Ya nasip,” dedi Asude.

“Belli mi olur canım… Bakarsın buraya gelin olur bakarsın az öteye,” dedi Efruz kopardığı hamuru elinin içinde yuvarlarken.

“Dedim ya, nasip,” diye üsteledi Asude.

“Bende öyle dedim Asude.”

Sessizce masaya bakan Selin’e döndü Efruz. Bir yerlerde net bir şekilde gemiler batmamış ama cayır cayır yanıyordu belli ki. “Selin.”

“Evet,” dedi Selin öne doğru kayarak.

“Neyin var, sessizsin? Hümoş’a sus bile demedin.”

Sıkıntılı nefesini salıp bar taburesinde kıpırdandı. “Hayatımda Kılıç var ve ne olduğu bile belli değil.”

“Nasıl yani? Sevgilin değil mi?” diye sordu Hümeysa. “Biz öyle biliyorduk.”

“Öyle gibi de değilmiş gibi de. Ben de tam olarak çözemedim.”

“Anlaşamıyor musunuz?” diye sordu Efruz.

“Anlaşıyoruz. Hatta iyi anlaşıyoruz. Bazen beni kızdırıyor ama yine de iyiyiz.”

“Ne anlatmak istediğini anlamıyorum,” dedi Asude. “Kılıç abimi çok uzun yıllardır tanıyorum. Yardımım dokunabilir.”

Dirseklerini masaya verip başını elleri arasına aldı Selin. Düşündü ve kızlara kaldırdı başını. “O tanığım hiçbir erkeğe benzemiyor. Değişik bir sahiplenişi var. Ben onu itsem de gitmiyor ama sanki gelmiyor da. Uç bir köşedeyiz.”

“Kendini onun yanında nasıl hissediyorsun?” dedi Asude.

“Deli gibi mutlu, çılgınlar gibi aşık… Ona ihtiyacım varmış gibiyim.”

“Peki, o?” dedi Efruz.

“Bana bunları hissettirdiğinden bi:haber. Evet, hoş biri hatta çok hoş bir adam. Sözleri güven verici. Dürüst. Bu her kadını çeker, cezbeder zaten. Ben de elimden geldiği kadar netim, ama bir yerde bir patlak var su sızıyor sanki.”

“Ne diyorsun kızım sen?” dedi Hümeysa. “Sorun ne peki? Ben anlamış değilim.”

Selin arkadaşlarına şöyle bir göz atıp kaçırdı yeşil tanelerini. “Beni öpüyor? Öpmedi. Öpecek gibi de değil.”

Üç kadında sessizce Selin’e bakmış ve ardından birbirlerine kaçamak bakışlar atmıştı. Gülümsedi Asude. Efruz’un kaşları havalandı hemen. Hümeysa çenesini tutamadı.

“Bu mu yani?”

“Bu dediğin şey bir kadın ve bir erkek arasında gerçekleşen ilk ve en gerçek romantizm Hümeysa. Ve beni öpmüyor. Çirkin miyim ben?”

“O şekilde düşünme Selin,” dedi Efruz. “Belki kadınları öpmemek gibi kuralları olan adamlardandır.”

“Hiç sanmıyorum,” dedi Asude.

Selin gözlerini Asude’ye sapladı. “Ne biliyorsun?”

Son bezeyi de yaparak masaya şak diye bıraktı Asude. “Ben onların en manyak zamanlarını biliyorum. Bir zamanlar en sevdikleri şey kadınlardı. Hoş hâlâ öyleler ama zevkleri kalite kazandı.”

“Sağ ol ya,” dedi Selin yüzünü buruşturup. “İçim aydınlandı.”

“Bunlar sizden öncekiler bile değil Selin, alınma. On küsur yıl önce. Öyle bir kuralı olduğunu sanmıyorum, ama…”

“Ama,” deyip Asude’ye döndü Efruz. Asude omuz silkti. “Muhtemelen ilk defa aşık oluyor. Onu daha önce bir kadınla uzun bir ilişki yaşarken bile duymadım. Abimden bildiğim kadarıyla. Bununla ilgili bir şeyler olabilir.”

“Mantıya sarımsak koymayalım,” dedi Efruz.

“Bence de harika bir fikir,” dedi Hümeysa. “Ne o öyle kokarca gibi.”

“Efruz,” diyerek içeri girdi Cemile. Biz yapacağız diyerek mutfaktan attıkları kadın…

“Efendim abla.”

“Kapıda biri varmış, Yavuz söyledi. İçeri almamışlar. Senden onay bekliyorlar.”

Una elini bandıran Efruz tanımadığı biri olduğunu veya meraklı eski arkadaşları olduğunu düşündü. “Kimmiş? Adı?”

“Bir kadın. Adı Mine imiş.”

Unu serpen parmakları havada durdu. Kimse kımıldamadı ve tek bir çıt bile çıkmadı mutfakta. İçinde bir kasırga aniden boy gösterdi. Kalbi hızla atıp tak diye derisine vurdu. Elini indirirken, “Çantasını ve üzerini arayıp içeri alsınlar. Bahçede beklet.”

“Tamam,” diyen Cemile arkasını dönerek uzaklaştı.

“Onunla konuşmak zorunda değilsin Efruz,” dedi Selin, ellerini yıkamak için musluğu açan arkadaşına.

“Evet, değilim. Ama istiyorum.”

“Canını sıkacak neden buna izin veriyorsun?” dedi Hümeysa. “Gönder onu.”

“Hayır. Buraya kadar gelmiş ve belli ki bir derdi var. Neyse öğrenelim.”

“Sağ duyulu yaklaşabilecek misin?” diye sordu Asude.

“Bilmiyorum. Onun tavrına bağlı neyle yaklaşacağım.” Sesi sert çıkıyordu. Ses tellerinde gerilim vardı. Kızlar bunu anlayabiliyordu.

“Sinirlisin. Kendine engel olmalısın.”

Asude’ye döndü Efruz. Çok sinirliydi. Deli gibi atan kalbini durdurmak istiyordu. Mutfak dolaplarından gelen tıkırtılara kulaklarını kapamak istedi. Dolaplardaki eşyalar birbirine çarpıyordu.

“Efruz, bunu yapma!” dedi Selin.

Gözlerini kapatarak derin bir nefesi içine çekerek bekledi. İçindeki kadınlar birbiriyle hınca hınç kapışıyordu.

‘Hadi ama Efruz…O eski bile değil. Onu kıskanmaya hakkın bile yok.’

‘Eski ama onundu. Mine Kartal’ın kadınıydı. Onu pek tabii kıskanmalısın.’

‘Çok uzun yıllar önceydi. Yaşandı ve bitti. Bunun hiçbir anlamı yok Efruz. Ona inanma.’

‘Seni kaldırmayan çalışıyor Efruz. O bir kadın! Kocanın eski kadını.’

‘Kartal senin! Onun değil. O önemli biri bile değil. Kartal seni seviyor.’

‘Kartal bir zamanlar onu da seviyordu. Uzun bir ilişkileri oldu. Onun gidişi Kartal’a ağır gelmişti. Bu onun önemsiz biri olmadığını gösterir.’

‘Eğer önemli olsaydı Kartal onu gittiği yerden bulur getirirdi. Tıpkı sana yaptığı gibi ama o gitmesine izin verdi. Demek o kadar kıymetli değildi. Ona inanma!’

‘Ne fark eder ki. İkinizi birden de sevebilir. Erkekler sonuçta. Erkeklere asla güvenme sözünü unuttun mu Efruz? Bir gün seni aldatacak Kartal ve sen üzüleceksin!’

‘Güvenmek zorundasın Efruz. Hayatında birilerine ve en çok Kartal’a güvenmek zorundasın. Onun senin için yaptıklarını unutmamalısın.’

‘Unutabilirsin. Hayat bu, herkesin hayatından birileri gelir ve geçer. Kartal’a güvenirsen bir gün en derinden yıkacak seni. Çünkü O bir erkek.’

‘Unutma Efruz! Unutursan nankör olursun. Aşk, nankörleri affetmez!’

Nefesini saldı. Sesler çoğalmış ama etrafında olan biteni görmemişti. Gözlerini açtığında cam ocağın üzerindeki çaydanlığı düşmeden yakalayan Asude’yi fark etti. Masanın üzerindeki unlar bir araya toplanıyordu. Hiç serpilmemiş gibiydiler. Tıkırtılar aniden durdu. Un kendini gevşetti ve oluşan tepecikten bir kaçı aşağı kaydı.

“Bunu yapmak zorundayım,” dedi saçlarını geriye topladı.

Kalbi ağzında atarak bahçeye çıktı. Neyle karşı karşıya kalacağını merak ediyordu ama nefeslerini düzene sokmak için bekledi bir süre. Ruh hali etrafına fazlaca yansıyordu ve bunu Mine’nin görmemesi gerekiyordu.

Hasır oturma grubunda sırtı dönük oturan kadını izledi. Kısa küt saçları kestane rengindeydi. Adım adım yaklaşarak karşısına geçtiğinde kumral bir kadın gördü karşısına. Kahverenginin çevrelediği elalı hareler. Düz baktığı kadın ayağa kalkıp elini uzattı.

“Merhaba.”

Önce ele baktı ve kadından alamadığı negatif enerjinin de iteklemesiyle elini sıktı. “Hoş geldiniz. Efruze,” dedi.

Mine elini çekerken gülümsedi. “Biliyorum. Siz de benim kim olduğumu biliyorsunuz.”

Efruz başını sallayarak oturması için koltuğu eliyle işaret etti. Bir şeyler içip içmeyeceğini sormayacaktı. Kim kocasının eski sevgilisiyle bir kahve-hem de kendi evlerinde- içmek isterdi ki? Çaprazındaki tekli koltuğa oturup kadına baktı. Mine de onu inceliyordu.

“Çok değişmişsin,” diyerek samimi bir hava oluşturmaya çalıştı. Mine onu tanıyor muydu? Ama Efruz onu hiç mi hiç hatırlamıyordu.

“Üzgünüm ama seni anımsamıyorum bile.”

“Normal olarak,” dedi Mine.

“Buraya gelmek için bir nedeniniz olmalı. Onu duymak istiyorum,” dedi Efruz.

Kolunu kolçağa verip ellerini birbirine bağladı Mine. “Sadede geleyim o halde. Sen de haklısın elbette. Benim burada ne işim var öyle değil mi?”

Efruz cevap vermeden kadına baktı.

“Bak! Ben öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki; Ben buraya Kartal için dönmedim. Onun evlendiğini duyduğumda açıkçası onun adına çok sevindim. O çok mükemmel biri. Yani mükemmele yakın, en azından benim için. On üç yıl önce yaşanmış ve bitmiş bir konuyu bu güne taşımak çok saçma. Benim hayatımdan fazlaca erkek geçti. Kartal da onlardan biri benim için. Çok gençtik ve bir şeyleri yaşayıp bitirdik.”

“Bana bunları neden anlatıyorsunuz? Ben bunları biliyorum.”

Mine gülümsedi. “Kartal her zaman dürüst biri olmuştu. Demek her şeyi anlattı… Ama sana bunları neden anlatıyorum; Sorun şu ki, insanlar sadece konuşur. Onlara inanmamalısın. Ben henüz döner dönmez bunlarla karşılaştım. Aslında ben bugün Kartal’ı görmeye gittim ama sanırım beni görmek istemediği için tüm gününün dolu olduğunu söyleterek beni geri çevirdi. Ben de çareyi sana gelmekte buldum.”

Demek Kartal Mine’yi görmek istememişti…

“Açık konuşursak daha iyi olabilir. Ben anladığımı sanmıyorum.”

“Antalya’ya adım attım ve bizi tanıyan herkes onun için geri döndüğümü konuşmaya başladı. Ama görüyorum ki bunlar sana gelmemiş.”

Dik oturuşunu bacak bacak üstüne atarak devam etti Efruz. “Hayır. Hiçbir şey duymadım. Neden böyle dedikodu çıktı peki?”

“Bunu açıkçası bende bilmiyorum. Birileri-ki bu bizim gibi insanlar için- her zaman konuşur.”

“Ben size neden güveneyim, peki? Sözleriniz eski bir sevgiliye çok da yakışmıyor. Takdir edersiniz ki güvenmemek benim için kolay.”

Mine başını salladı. “Haklısın,” dedi çantasına uzanarak bir şeyler karıştığını gördü Efruz. İncecik ve süslü karton parçasını çıkarıp Efruz’a uzattı. “Beklerim, eğer gelirseniz.”

Alıp açıp baktığında onun bir davetiye olduğunu kavradı. “Mine ve Parker,” diye mırıldandı. Kaşları havada kadına döndü. “Evleniyorsun.”

“Evet. Aradığım adamı buldum en sonunda. Ve bundan ailem hariç kimsenin haberi yok. Çünkü ben duyulmasını istemiyorum. Çünkü Türkiye benim gibi bir için doğru ülke değil. Ben ülkemi çok seviyorum ama ülkem insanları beni sevmiyor. Yani evleniyor olmam kimseyi ilgilendirmiyor. İlgilendirmeyecek. Düğünümde beni gerçekten seven insanları görmek güzel olacak.”

İnanılmaz bir rahatlama boşalmıştı içine. Gülmek istedi ama vazgeçti. Çizgisini bozmak istemedi. Kapatıp kucağına bıraktı davetiyeyi. “Haklı yönleriniz olduğunu düşünüyorum. Kararınıza saygı duyuyorum. Mutluluklar,” diyebildi.

“Teşekkür ederim,” dedi kadının sıkıntılı yüz hatlarından henüz konuşmanın bitmediğini anlamıştı.

“Ve,” dedi. “Sanırım başka bir şeyler de söyleyeceksiniz.”

“Evet. Kartal ile nasıl bir evlilik yaptığınızı kulaktan duydum. Elbette beni ilgilendirmiyor ama Koray bana geldi.”

Efruz’un gözleri kısıldı. Omuzları kalktı. Tüyleri ürperdi. “Neden?”

“Bana, ortak olmamız gerektiğini, olursak sizi ayırabileceğimizi söyledi. Ben böyle bir şeyi kendime yakıştıramam-hayatımda Parker olmasa bile- mümkün değil. Onu geri kazanmak gibi bir derdim olsaydı bırakıp gitmezdim. O bende bitmişti. Ama Koray için sen bitmemişsin Efruze. Aranızda ne geçtiğini bilmiyorum elbette, ama bana sürekli senin onu sevdiğini ama Kartal’ın sizi ayırdığını söyledi. Ve tabii ki bu da benim sorunum değil. Ama eski bir dosta bunları söyleyerek iyilik yapmak istedim. Bana inanırsanız tabii.”

Bu kadar dürüst kadınları nereden bulmuştu Kartal? Hayatına aldığı tüm kadınlar asil olmak zorunda mıydı? Birkaç gün önce de Pelin’in Antalya’dan gideceğini Selin’den öğrenmişti. Şimdi çok eski kız arkadaşı gelmiş ona iyilik yapmak adına konuşuyordu.

“Koray’la bir ilişkimiz hiç olmadı. Sizi  kandırmak istemiş. Biz ikimiz isteyerek evlendik. Özgür irademle evlendim onunla. Birbirimizi seviyoruz. Koray bunu kabul edemiyor. Ona kanmadığınız ve bana bunları söylediğiniz için teşekkür ederim. Bunu Kartal ile konuşacağım.” Garip bir şekilde ona inanmak istiyordu. İstemiyor; ona inanıyordu. Bunu sorgulama gereği bile duymuyordu. Elindeki davetiye bunun için yeterliydi. Ve hisleri aksi bir enerji almıyordu.

“Güzel…” diyerek çantasına uzandı Mine. “Seninle konuşmak keyifliydi. Beni bu şekilde karşılamış olman ayrıca mutlu etti. Sağ duyulu insanları çok severim. Canan bana seni öyle bir anlattı ki; kapıdan girdiğimde üzerime atlayacaksın diye bile düşündüm.”

“Canan mı?”

Mine Efruz’a döndü. “Evet, eski arkadaşlardan.”

Efruz göz devirdi. “Sizin, Kartal için geri döndüğünüzü camiaya anlatan da Canan olmalı. Çünkü bana sizi anlatan ilk Canan’dı. Ve inanın hiç masum değildi.”

Mine kaşlarını çattı. “Nasıl?”

“Bana sizin Kartal’dan hamile olduğunuzu ve Kartal’ın sizi kumar masasında sattığını söyledi. Sizin de buna dayanmadığınız içinde  buraları terk ettiğinizi…”

Mine kirpiklerini kırpıştırıp bir kahkaha attı. “İnanmıyorum. Ben mi hamileymişim? Daha neler. Ah, hayır çocuğum yok ve hiç hamile kalmadım. Bu yıl planlıyorum anne olmayı. Kartal da beni satmadı.”

“Biliyorum. Kartal anlattı. Canan’ı da anlattı. Onun Kartal’a olan hislerini hiç fark etmediniz mi gerçekten?”

“Hisleri mi varmış?” dedi Mine şaşkınlıkla.

Efruz ilk defa gülümsedi. “Varmış. Ama elde edememiş elbette.”

Mine ayağa kalkarken elini havada salladı. “Boş ver. Edemediği ile kaldı. Demek hırsı varmış. Onu kaile alma. Hep basit düşüncelerin kadını olmuştu. Hırsları vardı ve başarısızlık başarısızlık getirdi onun için. Konusunu etmeye bile değmez çünkü; insanlık bu değil.”

Efruz da ayağa kalkarak başıyla onayladı kadını. “Kesinlikle.”

Mine’yi kapıya kadar geçirdi. Demir kapı kapandığında nefesini bıraktı. “Kocama göz dikseydin görürdün sen sağ duyuyu,” deyip elindeki davetiyeyi inceledi. Bir ay sonrası içindi tarih. Düğün İtalya’daydı. Mine yakında gidecekti ve belki bir daha da gelmeyecekti. İçinde büyük bir ferahlıkla cama tünemiş kızların yanına gitmek için mutfak balkonuna yürüdü. Kızların açtığı cam kapıdan içeri girdi. Davetiyeyi Selin’e uzattı. “Evleniyormuş. Nikâh şahidim sen ol Kartal demeye gelmiş.”

“Ne?” diye bağırdı üç kadında.

Efruz onlara bakıp kahkaha attı. “Mantı ne oldu ya… Akşam olacak hadi.”

🦅

Kılıç ile eve gelen Kartal’ın gözleri Efruz’u arıyordu ki mutfakta buldu. Başına taktığı mavi bandanasıyla ve beyaz önlüğü ile konuşup duruyordu.

“Muhabbet koyu anlaşılan,” dedi Kılıç, kızların onları fark etmeleri için sohbeti kapıdan başlatmışlardı. Ki, etmiş ve hepsi hoş geldiniz diye cırlamıştı.

Kartal karısını dikkatle inceliyordu. Hali tavrı onun için özellikle bugün çok önemliydi. Ağır adımlarla gelip bandananın kapatamadı şakağa dudaklarını bastırdı. Kendine dönen gri gözler mutlu görünüyordu. “Demek mantı… Erkeğin kalbine yol bırakmadınız bugün.”

“Yollar bitmez Kartal enişteciğim. Açar açar döşeriz biz,” dedi Hümeysa.

“Ona hiç şüphe etmiyorum Hümeysa,” dedi Kartal. “Sizdeki güç kimse de yok.”

Kılıç tüm karizmasıyla gülümseyerek Selin’e yaklaşıp kolunu kızın boynundan geçirdi. Tepesine bir öpücük bıraktı. “Sen mantı mı açtın?” dedi, kadının elini elinin içine alarak.

“Evet,” dedi Selin gülümseyip.

“Öpeyim o zaman ellerinden.” Parmakları adamın dudaklarına değdiğinde tüm bedeni ateşlere düşmüş, ısınmıştı.

“Ay canım Erdal çekti,” dedi Hümeysa hülyalı bakışlarıyla Selin ve Kılıç’ı izlerken.

Asude kendini tutamayıp kahkaha attı. “Allah’tan var olan bir şey. Yoksa ne yapardık…”

Kartal ve Efruz da gülümsedi. “Konuştuk birazdan burada olur,” dedi Kartal. Savaş ve Tamer de gelecek. Aradığınız da yanımızdaydılar. Mantıyı duyunca kendilerini davet ettirdiler.”

“Mantı yapan kadınla evlendiği için ayrıca da tebrik ettiler Kartal’ı,” dedi Kılıç, Selin hâlâ kollarının arasındaydı.

“Aman sizde… ne var mantı yapmakta? Hamur alt tarafı,” dedi Efruz.

“A, öyle deme şimdi. Benim rahmetli anacım açardı ben çocukken. Ondan sonra kimse bana mantı açmadı. Elbette yedim ama anneminkiler gibi hiç olmadı.”

Kılıç’ın sahte bir keyifle anlattıkları kızları üzmüştü. “Anneninkinin yerini tutmaz ama idare edersin artık Kılıç,” dedi Efruz.

“Tutar tutar. Bunu da Selin yapmış daha iyi bile olabilir,” dedi Kılıç gerçek bir keyifle. Selin başını kaldırıp adama tüm sevgisini gözlerinden ona akıtırcasına baktı.

“Kızlar halletsin kalanını,” dedi Kartal. Efruz’un önlüğünün kuşağını açıp başından çıkardı. “Niye ki?”

“Konuşuruz biraz.”

“Ha sen Mine’yi merak ediyorsun. Haberin vardı değil mi?”

“Elbette vardı. Önce beni arıyorlar.”

Önlüğü tezgaha bırakıp herkesin önünde karşı karşıya durdular. “O zaman neden eve girmesi için benim onayıma sundun? Sen kabul etmemişsin huzuruna. Neden ben?”

“Benim onu görmeye ihtiyacım yoktu da ondan.”

“Benim niye olsundu peki?”

“Belki aklında bir köşede kalmıştır, onu merak etme merakın geçsin diye.”

“Sahtekar,” dedi Efruz. “Neden oyunu hep sen yönetiyorsun?”

“Oyun benim değildi. Kazanması gereken sendin bende elimi sana verdim.”

“İyi ettin. Evleniyormuş. Davetiyesini getirmiş.”

“Hadi canım,” dedi Kılıç. “İnanmam. Mine mi evleniyormuş?”

“Evet. Bir İtalyan anladığım kadarıyla. Düğün İtalya’da bir ay sonra.”

“Gerçekten bunun için mi gelmiş?” O kadar saçma görünmüştü ki gözüne inanmakta zorluk çekiyordu Kartal.

“Hayır, fazlası da var…”

Mine’nin sözlerini kızlar ikinci kez, Kartal ve Kılıç ilk kez dinlediler. Kılıç öfkeden köpürürken Kartal öylece ve sessizce dinlemişti. Mine’den giderayak böyle bir iyilik beklemiyordu. Hatta aklının ucundan bile geçirmemişti. Mine hayatından çıkıp gideli asırlar olmuş gibiydi. Hiç değişmemişti demek… Hâlâ içindekini pat diye ortaya koyan, dürüst ve açık bir kadındı.

Savaş ve Tamer’in “MANTI…” nidalarıyla dağıldı sohbet.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!