Selim’in kullandığı arabanın arka koltuğunda yeni projeleri gözden geçiyordu. Selim’in yanında oturan Sümeyra da tabletinde rutin işlerini hallediyordu. “Patron,” dediğinde Oğuzhan ona döndü. Arka tarafa dönen asistanıyla göz göze geldi. “Bunu görmek isteyeceksin.” Tableti uzattı.

Oğuzhan gelen e postaya bakınca gözlerini kısıp eski bir gazeteden çekilen fotoğrafa baktı. Babasının gülerken çekilmiş bir fotoğrafıydı. Hemen yanında sarışın bir kadının başka bir fotoğrafı vardı. Başlığa göz attı.

Engin Kara sevgilisi Emel Arman ile yurtdışına hareket hâlinde olan bir uçak kazasında hayatını kaybetti.

Devam eden yazıyı okumadı. Hemen altındaki notu, e postanın gönderilen adını okudu. Hazal Arman… Sadece konuşmak istiyorum. Seni yarım saat sonra yazılı adreste bekliyorum.

Tableti Sümeyra’ya uzattı. “Selim’e adresi söyle.”

Sümeyra, Selim’e adresi söylerken Oğuzhan bu kadının ondan ne istediğini düşünüyordu. Geçmiş, geçmişti ve ikisini bağlayan ne vardı? Konuşarak ne elde edecekti? Neden bu kadar ısrardı? Aklına gelen yeni bir fikirle yüreğine taş oturdu. Hazal onun kardeşi olamazdı veya buna benzer bir durum. Başını sağa sola salladı. Çok saçmaydı, Hazal saf bir kızıldı. Ne babası ne kendisi ne de bildiği başka bir aile üyesi kızıl değildi. Çoğunluğunu esmerlerin oluşturduğu bir soydan geliyordu. Bunu aklında eledi, ihtimal vermedi. Peki, o zaman sorun neydi? Düşünerek ilerlediği yolda unuttuğu tek şey Ruken’e verdiği sözdü. Söz ver birlikte gideceğiz…

Hazal odasında Kenan’la birlikte yeni porselen koleksiyonun onlara getirisi olacak olan rakamları inceliyordu. Kenan tüm boş vakitlerini Hazal’ın yanında ona destek olarak geçiriyordu. Kendi şirketlerinde ağabeyleri ve ablaları ona çok iş bırakmıyordu.

“Bu özel bir tasarım. Yetmiş beşinci yılımız için tek üretim olacak ama kaç adet onu düşünüyorum.”

“Yetmiş beş diyorsun, Hazal. En az elli bin diyorum. Sınırlı sayıda olduğunun reklamı rağbeti artıracaktır.”

“Bu mümkün,” dediğinde telefonunun sesine döndü ve ekrandaki Teyzem yazısını gördü. “Teyzem arıyor. Günler sonra ilk kez.”

“Aç,” dedi Kenan elini güven verircesine sıktı.

Derin bir soluk alıp açtı. “Efendim, Teyze?”

Zehra ağlıyordu, sesi o kadar kötü geliyordu ki Hazal’a, yüreği ezildi. “Hazal, çok kötüyüm, seni de çok özledim. Ben… Üzgünüm ve seninle konuşmak istiyorum.”

Hazal’ın gözleri doldu, annesi bilmişti Zehra’yı. Her şeyiyle o ilgilenmişti. Bu kadarını hak ediyordu. “Neredesin teyze?”

Zehra hıçkırdı, burnunu çekerek ona adresi verdi. “Lütfen gel, kendimi iyi hissetmiyorum.”

“Tamam, yola çıkıyorum.” Hazal telefonu kapatıp Kenan’a döndü. “Sesi çok kötü geliyordu, gidip bir baksam iyi olacak. Buraya yakın sayılır, çabuk gider geliriz.”

“Ben de seninle geleceğim, teyzene hiç güvenmiyorum.”

Hazal başını yana yatırıp gülümsedi. “Abartma, Kenan. O, benim teyzem, ne olabilir ki?”

Kenan omuz sikti. “Evet, senin teyzen o yüzden onun gerçek yüzünü göremiyorsun. Bana kalırsa son derece tehlikeli. Akıl sağlığı yerinde değil, o sapkın düşünceleri sağlıklı biri düşünemez.”

Hazal son derece iyi niyetiyle göz devirip, yerinden kalktı; çantasını alınca Kenan da ceketini giydi. “Hiç bana öyle bakma sevgilim, ben doğruları söylüyorum. Gidelim görelim, bak gör yine aynı şeyleri zırvalayacak.”

“Yine öyle bir şey yaparsa bu kez sonsuza kadar hayatımdan çıkar.”

Sahil çay bahçesi… Oğuzhan, sonbahar nedeniyle çok da dolu olmayan masalara göz attı. Tek tük insanlar vardı. Bir çift keyifle kahvelerini yudumluyor, yaşlı bir çiftse çay içiyordu. Bunlar dışarıda olan kesimdi iç mekân oldukça doluydu. Cam panellerin yanındaki bir masaya oturduğunda Selim ve Sümeyra iki koldan etrafı inceliyordu.

Oğuzhan gelmişti, bir de onu arayacak değildi. Onu buraya çağıran, bulurdu. Masaya bıraktığı telefonunu alıp aklına geç gelen eylemi gerçekleştirdi. Birkaç çalış sonrası açılan telefondan Ruken’in sesini işitti.

“Hazal bana yirmi beş sene önceki, anne ve babamıza ait gazete haberlerini gönderdi. Ben şu an bana verdiği adrese geldim.”

“Ne yaptın?” Ruken’in sesi çığlık gibi çıkmıştı. “Bana bunu şimdi mi söylüyorsun?”

Oğuzhan gözlerini kapatıp, arkasına yaslandı. “Özür dilerim, Ruken. İnan ki neye uğradığımı şaşırdım, haberi bir okusan…”

Ruken derin bir soluk aldı ama bunu telefonun ucundan Oğuzhan dahi işitti. “Adresi ver, hemen geliyorum.”

Oğuzhan onu şimdiye kadar asansörün yanına vardığını hissediyordu. Ruken’e adresi verdiğinde telefon yüzüne kapanmıştı. Yarım saat dolmak üzereydi; demek ki Hazal hâlâ gelmemişti. Oturduğu yerde onca şeye rağmen geçmişi düşündü. Belki de ilk kez geçmişi düşündü, babasını annesini… Babasının neden böyle bir şey yaptığını, o kadını bu kadar çok mu sevdiğini ve annesinin bunu hak etmediğini… Annesi o, bildi bileli yalnız bir kadındı, bir kez olsun babasını kötü gösterecek tek bir şey anlatmamıştı. Oğuzhan babasına imrenerek büyümüştü, hayalinde hep mükemmel bir babası olmuştu ama babası onu bir kadın uğruna terk etmişti. Erkekler için çocuklarını terk etmek kolay olsaydı Leyla bugün onun yanında olmazdı. Hafızasında olan baba profili hep çok onurlu, gururlu ve dürüst bir adam olmuştu. Kendini ona benzetirdi, yanıldığını ilk kez bu masada derin derin düşünürken anladı. Babasıyla arasında bir uçurum vardı, aşılmaz, atlanmaz. 

Teyzesini içeride bulayınca kapıdan geçerek sahil manzarası olan bölüme adım attı. Teyzesi bu tarz yerlere gelmezdi, neden böle bir mekân tercih ettiğini kendine soruyordu. Kenan aracı park edecek yer bulamadığı için biraz geriye park edip geleceğini söylemişti o da bu arada teyzesini bulacaktı. Etrafına bakınırken tanıdık bir sima dikkatini çekti. Ki o tanıdık yüz de ona dönmüştü. Teyzesini bulmadan önce bir merhaba diyebilirdi. Oğuzhan’a doğru yürüdüğünde ayağa kalkan adama tebessüm etti.

“Ne tesadüf…” Oğuzhan ona duygusuz biçimde bakıyordu. Bu, Hazal’ın gerilmesine neden oldu. “İyi misiniz?”

“İyi olmalı mıyım, Hazal Hanım? Sizi bekliyorum ve o arada düşünüyordum.”

Hazal’ın kaşları beyaz teninde kırmızı çizgi bırakacak kadar derinden çatıldı. “Beni mi? Neden?”

Oğuzhan kadının yüzüne uzun sayılacak bir zaman diliminde baktı. Hazal şaşkın görünüyordu, gerçek anlamda boş bakıyordu. “Beni buraya sen çağırdın.”

“Neden böyle bir şey yapayım, ben buraya teyzemle buluşmaya geldim sizi gördüm ve merhaba demek istedim.”

Bu kez Oğuzhan’ın kaşları çatıldı. Bir şeyler dönüyordu ama neydi? Kestirmeden konuya girdi. “Ben Engin Kara’nın oğluyum sen de Emel Arman’ın kızı! Senin annen ve benim babam…”

Hazal’ın mavi gözleri alabildiğine açıldı, bir adım geriye giderken sendeledi. Düşeceğini zanneden Oğuzhan kadını dirseğinden tuttu. “İyi misin?”

Hazal kolunu çekip kurtardı. Başını sağa sola salladı. “Konuşma lütfen! Söyleme! Sen o, olamazsın, bu doğru değil. Ben… Ben o adamın adını ilk kez duyuyorum. Bir yanlışlık olmalı.” Sesindeki telaş, gözlerindeki nem Oğuzhan’ın beyninde çanlar çaldırdı. Bu bir tuzaktı ama kim neden? Her an karışıyor her an dağılıyordu. Hazal’ın gözyaşlarını gördüğünde bu tuzağın onun bir oyunu olduğunu dahi düşündü. Ama Hazal o kadar kötü ve masum duruyordu ki… Artık düşünemiyordu.

“Ben… Teyzem nerede? Kenan…” Etrafına bakındığında başının döndüğünü hissediyordu. Ona Hazal diye seslenen adamın sesini duyduğunda Kenan’ın kollarında olmak, ona sarılmak ve bu olan her şeyin bir saçmalık olduğunu kendine anlatmasını istiyordu ama tüm sinirleri boşandı ve kendinden geçti. Onu düşmeden tutan Oğuzhan’la son adımda Hazal’ı yakalayamayan Kenan’la burun buruna geldi.

Hazal’ı ondan koparan Kenan’ın yüksek sesi tüm bahçeyi sarmıştı. Sandalyeye oturtmak için yan döndüğünde Selim elinde bir su şişesiyle koşarak gelmişti. Hazal ve Kenan’a bakan Oğuzhan bundan vazgeçip arkasını döndü, eli ensesine giderken neyin içine düştüğünü durmadan sorguluyordu ama nafileydi.

Eline döktüğü suyu Hazal’ın boynuna, yüzüne yavaşça sürdü. Kenan da Oğuzhan kadar karışmış durumdaydı. Bu adamın burada ne işi vardı? Hazal neden bayılmıştı, ne olmuştu? “Kenan…” diye sayıklayan Hazal’ın alnına dudaklarını bastırdı. “Buradayım, hadi kendine gel.”

Hazal derin birkaç nefesin ardından gözlerini aralayıp baktığında ağlayan mavi gözlerle içi öfkeyle kaynadı. Önünü ardını sorma gereği görmedi. Selim’i ve yanında duran Sümeyra’yı tanımıyordu ama her ikisine de dönerek onu tutabilir misiniz?” dedi. Sümeyra elini Hazal’ın omuzuna yerleştirdi, bu evetti. Arkasını dönerek Oğuzhan’a yürüdü.

Boynunu sağa sola oynatan Oğuzhan bir de Kenan’la uğraşacak olmasının sıkıntısını yaşadı. Yakasına yapışan eli eğer Kenan çekmezse kırabilecek kadar öfkeliydi. Bu adamı zaten sevmiyordu, bir de bu tavırlar iyice nefretini törpülüyordu.

“Ne oldu, neden bayıldı? Ne yaptın?” Kenan’ın sesi çay bahçesindeki herkesi yerinden etmişti, artık tüm insanlar onlara bakıyordu.

“Ellerini çek!”

Uyarası sert ve sessizdi ama Kenan ona aldırmadı. Yumruğunu havaya kaldırdığında gözü kimsesi görecek kıvamda değildi. Hazal’ın sesini kısık tonda duyuyordu ama ne dediğini anlamıyordu.

“Kenan!”

Oğuzhan da Kenan da sağa döndü. Oradaki herkesten daha fazla öfkeli duran Ruken sadece Kenan’a bakıyordu. “Ona parmağının ucuyla dokunursan, tüm geçmişi içinde seninle yakarım.”

Tüm geçmişi içinde onunla yakmak… Bunu ona söyleyen Ruken’di.  Ona hayat boyu bağlı olan kadın, ona yıllarını adayan kadın… Evet, ayrılmışlar barışmışlar, barışmışlar ve sonsuza dek ayrılmışlardı ama bu sözler… Kenan hiçbir zaman geçmişi onunla yakmayı düşünmemişti. Ruken onun en güzel geçmişiydi. Geçmiş, bugün karşısında geçmemiş gibi öfkeliydi. Öç alır gibiydi.

Dişlerini sıkarak bıraktı. Arkasını döndü, Hazal’ın yanına yürüdü.

Ruken Oğuzhan’ın yanına sokulup sarıldı. “Sonra…” dedi Ruken. Bu, sonrası çok çetin geçecekti ve Oğuzhan bunu şimdiden hissediyordu.

“Burada ne oldu?”

Kenan’ın yüksek çıkan sesiyle Ruken, Oğuzhan’dan koptu. “Kes bağırmayı!”

Kenan ona cevap vermedi. Onu kırmak istemiyordu, hayır ona karşı bir terbiyesizlik etmeyecekti. “Ruken… Bak benim sabrım yok, bilirsin.”

“Nereden bileyim Kenan? Seninle o kadar sıkı fıkı hiç olmadık ki. Sen bana melek gibiydin, şu hâline bak! Yok yere delirmişsin. Ya işte ben yıllarca şu Kenan,” derken eliyle adamın bedenini işaret etti. “Nerede diye düşündüm durdum, meğer yanlış kadınmışım. Pardon sen yanlış adammışsın. Bu soruyu benim sormam gerekiyor, burada neler oluyor? Nişanlın neden benim nişanlımın peşinde?”

Bu Ruken kimdi? Onun sevgili arkadaşına ne olmuştu? Ruken neden bahsediyordu? “Sen aklını mı kaçırdın?”

Masaya doğru eğildi Hazal. “Sen ne dediğini bilmiyorsun, Ruken. Ben buraya Kenan’la geldim, teyzemle buluşacaktım.” Eli alnını ovalıyordu. “Kenan…” dedi Hazal. Kenan ayakta duruyordu ama uzanıp elini tuttu Hazal’ın. Hazal hazan dolu bakışlarını sevdiği adamın gözlerine sabitledi. “Oğuzhan… Annemin sevgilisinin oğlu!” Kenan nefesini tuttu, bakışları Ruken ve Oğuzhan arasında gidip geldi ve Hazal devam etti. “Teyzem beni buraya onunla buluşayım diye çağırdı.”

Son sözleri hıçkırığına karıştı. Hazal öyle çok ağladı ki bir ara Ruken’in bile gözleri doldu. Hazal Arman… İş dünyasında başa baş dimdik yürüdüğü kadın… Ruken Kara’nın ezeli rakibi… Eğilmez bükülmez Arman soyadının tek veliahtı… İş dünyasının kırmızı kraliçesi ve ülkenin en zengin on kadınından biri…

Ruken yanında durduğu adamın yüzüne baktığında en az Hazal kadar acı çektiğini, -Oğuzhan… Annemin sevgilisinin oğlu! – o bir cümlenin Oğuzhan’a nasıl dokunduğunu hissetti. Ruken’in içi sızladı, her insanın kalbini yakan bir yarası vardı. Para, statü şöhret yaraları saramıyordu. Oğuzhan’ın kollarına sığınırken sevdiği adama olan öfkesi uçmuştu, yerinde Hazal’ın gözyaşları ve Oğuzhan’ın acısı oturuyordu.

Mutlu, Cihan, Selim ve Sümeyra çay bahçesinin açık alanını kapatmıştı. Şerit şeklindeki alandaki masalar bomboştu. Ortada bir masada Kenan, Oğuzhan, Hazal ve Ruken karşılıklı sessizce oturuyordu. Nasıl bir kader eski sevgililerin, hayatlarındaki yeni insanları birbirine bu şekilde bağlardı? Bu nasıl kaderdi?

“Ben birkaç ay önce öğrendim,” dedi Oğuzhan, bakışları denize dönüktü. “Yıllarca babamı eşsiz bir baba, mükemmel bir eş zannettim. Annem bana hiç anlatmadı, ardına düşüp arayacağım bir nedenim yoktu. Annem babamı sürekli anlatırdı ve o bir uçak kazasında bizden ayrılmıştı. Aklımın ucundan geçemez ki babam annemi aldattı…” Derin bir nefes aldı, Ruken’in eli parmakları arasında sıkılaştı ama ona bakmadı. “Beni birilerinin araştırdığı haberi geldi, sorup bakıldığında bunun Hazal Arman olduğu anlaşıldı ve senin de kim olduğun. O güne kadar bilmiyordum.”

Hazal’ın kızarmış gözlerine baktı Oğuzhan. Artık ağlamıyordu ama dolup geçen bulutları görüyordu. “Beni arayanın sen olduğunu sandım, aklıma başka biri hiç gelmedi.”

Hazal döndü bu kez denize, keşke Oğuzhan gibi hiç bilmeden yaşasaydı. “Benim hikâyem daha acıklı, Oğuzhan… Çok genç yaşta, çocuk denecek yaşta öğrendim. Teyzem benden gizlemedi, bunu benim iyiliğim için yaptığını söyler hep. Bilmem, bilmememden iyiymiş. Annemim bir azize olduğunu, babanın onu kandırdığını, babanın mutlu yuvamızı yıktığını anlattı. Yıkılmış bir hâlde dedemin kapısına gittiğimde dedem ve halam bambaşka bir hikâye anlattı.” Burukça gülümserken Oğuzhan’a döndü. “Benim annem bir sürtüktü, adi bir kadın yani ben öyle biliyorum. Babandan başka adamlarında olduğunu öğrendiğimde çok acı çektim. Dedem bana DNA testi yaptırmadı çünkü babama ve büyükanneme birebir benziyorum. Bu benim düşüncem tabii yapılmış da olabilir.” Karşısındaki adam acı çekiyordu. Tekrar denize döndü.

“Buna inanmayabilirdim, annemi bir azize olarak anabilirdim, ama bunu yapmadım. Dedem ve halam yıllarca annem hakkında tek bir söz dahi etmemişti. Halam bana annemin geçmişini anlattı, annem…” Başını salladı. “Annem iyi biri değildi, olmak için bir nedeni vardı ama o, içindeki kadından kurtulamadı.” Tekrar Oğuzhan’a döndü. “Sen çok şanlıymışsın, annenle büyümüşsün. Beni babam annemin yaptığını onuruna yediremeyip, intihar etti. Ben… Ben hem annesiz hem babasız kaldım. Bana göre beni ikisi de sevmiyordu.”

Ruken, Hazal’ın gözlerinden inen yaşlara bakarken kendi yüzünde de sıcaklık hissetti. Oğuzhan’ın elini sıktıkça sıkıyordu, aslında hangisi daha sıkı sarılmıştı parmaklara, bilinmiyordu.

Hazal da elini tutan adama dönüp gülümsedi. Kenan onu mutlu etmek adına gülümsüyordu. “Teyzemin planına göre seni tavlayacak, evliysen yuvanı yıkacaktım; değilsen de seni kendime âşık edecek hayatını karartacaktım. O, yıllarca bunun hayalini kurdu. Ona aldırmadım çünkü öyle bir düşüncem yoktu. Sadece onu oyalıyordum, halama bundan bahsetmiştim; ona aldırmamamı, onu hasta olduğunu söyledi. O zaman teyzem için üzüldüm ve daha da alttan aldım. Birkaç ay önce anneni yanında bir kız çocuğuyla alışveriş merkezinde gördüğünde onun için zaman gelmişti. Bana daha fazla baskı yapmaya başladığında her şey rayından çıktı. Seninle irtibata geçmek için hiçbir şey yapmadım. Adını bile bilmiyordum, merak etmiyordum. Yıllarca tek bir şeyden korktum; annem gibi bir kadın olmaktan. Olmamak adına kimseyle ilişki yaşamadım, korkuyordum. İki kişinin arasına girecek olma korkusu beni yalnızlığa sürükledi. Her gün maske altında yaşamaktan beni Kenan kurtardı. Beni anlayacak kaç erkek vardı ki? Bana kalırsa hiç kimseydi. Ama teyzem için işler hep farklıydı, kabul edemedi. Seni saplantı hâline getirmişti. Sanki her şeyin suçlusu sen ve ben gibiydik. İkimizin üzerinden geçmişin intikamını almak istiyordu ama bunu neden yapıyor dersen, halam, teyzemin babama âşık olduğunu düşünüyor.”

“Peki ama burada sizi bir araya getirip ne yapmayı planlıyordu?” Ruken’in aklına takılan konu buydu. “E… Ne oldu şimdi?”

“Bir beklentisi vardı, onları tanıştırıp aralarında bir şey olmasını planlıyordu, başka ne gibi bir açıklaması olabilir?” dedi Kenan.

Ruken ona bakıp başını iki yana salladı. “Bu kadar ince düşünen birinin planı boş olamaz.”

Oğuzhan derin derin soluklanıyordu. “Sümeyra!” diye seslendiğinde iki adımda başında belirdi genç kadın. “Efendim patron?”

“Buranın kamera sistemine gir ve Hazal’a giren çıkanı tek tek göster.” Ardından, “Selim!” dedi. Selim de gelip yaklaştı. “Sen de dördümüzün keyifli göründüğü bir fotoğraf al.” Selim telefonu çıkarttı. Çekilen fotoğrafın ardından Sümeyra Hazal’ın yanına bir sandalye çekip oturdu. Beş dakika sonra giriş kapısının onlar gelmeden biraz önceki kayıtlarını izlemeye başladılar.

“Ne yani,” dedi Kenan. “İkinizin fotoğrafını mı aldı?”

Oğuzhan, Kenan’ı hâlâ sevmiyordu asla da sevmeyecekti. “Ne olacağını bilemeyiz, Ruken haklı; onun gibi biri boşuna bunları yapmış olamaz. Altından bir şey çıkarsa fotoğrafı kullanırız.”

Ruken’in kaşları kalkıp indi. “Çok zekisin adamım.”

Oğuzhan tebessümüyle başını yana yatırdı. “Sen daha zekisin, güzelim.”

Hazal göz ucuyla onlara bakınca gülümsemişti, hemen ardından da Kenan’a bakmıştı. Dudakları kıvrılan Kenan’ı gördüğünde daha geniş gülümsedi. “Çok tatlısınız,” dedi karşılarında hâlâ bakışıp gülüşen ikiliye.

“Ben de aynı şeyi düşünüyordum, canım,” dedi Kenan. “Buna çok sevindim.”

“Dur!” dedi Hazal. Sümeyra görüntüyü sarıp tekrar izletti. “Evet, bu teyzem.”

“Tamam,” dedi Oğuzhan, Sümeyra’ya bakıyordu. “Nerede olduğuna, nerede oturduğuna hâlâ burada mı, onları bul. Selim sen de telefon numarasını al, takibi yap evine falan bakın.”

Selim Hazal’dan telefon numarasını ve adresi alıp araca gitmek için ayrıldı, bilgisayarı arabadaydı. Sümeyra birkaç dakika sonra başını tabletten kaldırdı. “Patron.” Sümeyra başını omuzunun üzerinden yarım tur çevirdi. Çay bahçesinin en ucunda oturan bir kadının şu an boş olan yerine bakıyordu. “Tam olarak şu köşeden fotoğrafınızı çekmiş, hemen ardından da gitmiş.”

Dördü de birbirine sessizce baktı. Başka bir fırtına tam ayakuçlarındaydı, hepsi yutkundu.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!