Ruken kapıyı usulca araladı. Hâlâ hastane olduklarını öğrendiğinde soluğu aşağı katta almıştı. “Günaydın.” Aşk sarhoşluğundan çıkamamış taze anne baba adayına gülümsedi. Giyinmiş gitmeye hazır hâlde oturuyorlardı.

“Günaydın,” dediler iki ağızdan. Düne rağmen yüzleri gülüyordu.

“Siz neden çıkmadınız dün gece, acil bir şey mi oldu?” Ruken yatağın ucuna ilişti.

“Dedem de burada, dün fenalaşmış beni öyle görünce. Biz de kalalım dedik ne olur ne olmaz diye,” dedi Hazal. “Ama şimdi iyi çıkışını verecekler.”

“Geçmiş olsun. Ben hem sizi görmeye hem de Nihan annem seninle tanışmak istiyor, Hazal; onun için geldim.”

“Oğuzhan’ın annesi mi?” derken gözleri büyüdü. “Buna ne gerek var, bu ikimize de acıdan başka ne verebilir?”

“O, tam tersini düşünüyor. O, farklı bir kadın ve bu hikâyede en büyük acıyı o yaşıyor. Bunu istiyorsa bence onunla görüşmelisin.”

Hazal birkaç saniye Ruken’in gözlerinin içine bakındı. “Bana annemmiş gibi bakarsa buna dayanamam.”

Ruken derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Kenan diğer yanında oturuyordu, o da dolanıp diğer yan boşluğuna oturdu. “Hazal… Kimse ama kimse annesine gerçekten benzemez. Benim annem çok cesur bir kadınmış, ben hep onun gibi olmayı istedim ama asla olamadım. Babama âşık olduğunda çok genç bir kadınmış, benim babam tefeciler lideri o zamanlar. Dedemin tek çocuğu annem; dedem buna izin vermemiş ama annem şöyle demiş, ‘Sen bu hayattan bir gün göçüp gideceksin, ben yüreğimin acısıyla yapayalnız kalacağım. Hayatta başka bir şansım olmayacak. Bu bir tercihse seni seçmiyorum,’ demiş. Babam hep bunu anlatır. Annem sevdiği adamı hiç bırakmadı, ama ben yine de onu gibi olamadım. Kenan ve ben…” dedi Kenan’a bakıp gülümsediğinde Kenan’dan da tebessüm aldı. “Ben onun gidişini izledim, yok oluşunu… Tabii bu hepimiz için çok iyi oldu, orası ayrı bir konu. “Yani ben annem kadar cesur değilim. Böyle bir anneye sahipken ben benzemiyorsam, sen neden benzeyesin? Bu sadece teyzenin senin zihnine yerleştirmiş olduğu bir baskı. Sen Hazal’sın, benim ezeli rakibim.”

Ruken kocaman gülümseyince Hazal’ın gerginliği dağıldı. Sözleri yüreğine su serpmişti. Şu bir gerçekti ki evet, teyzesi onu buna inandırmış, kendini her an kötü hissetmesine neden olmuştu. “Seneye ödülü ben alacağım.”

Ruken’in kaşları havaya kalktı. “Lohusa yatağında mı? Geç bunları canım, geç.”

“AA… Doğru.” Hazal küçük bir kahkaha attı. “Olsun, ben olmasam da Kenan alır.”

“Sen merak etme, o iş bende,” dedi Kenan.

Ruken ayağa kalkıp saçını arkasına attı. “İş başka arkadaşlık başka, acımam!” Ruken onu izleyen çiftin bakışlarına kahkaha atınca Hazal ve Kenan da gülümsedi…

Hazırlanmış, Selim’in getirdiği kahveleri içiyorlardı. Dünden bu yana yorgunluğu yaşıyor ama hissetmiyorlardı.

“Hazal hamile, Nihan anne.”

Nihan Hanım’ın yüzünde çarpık bir gülüş belirdi. “Sevindim. Leyla’ya bir kardeş siz de düşünüyor musunuz?”

“Ha ha,” dedi Oğuzhan. “En acilinden.”

Ruken’in göz devirip, kayınvalidesine döndü. “Bu soruyu Leyla’ya sorduk bize beş kardeş olmak istediğini söyledi.”

“Ablaların da annen gibi çocukları çok seviyor, beş güzel bir rakam. Annen bir tane daha olsa keşke der dururdu. Annenize çok benziyorsunuz, bir tek Nil halasına benziyor.”

“Halası?” dedi Oğuzhan. “Hangi hala?”

“Bizim bir tane halamız var,” diyen Ruken Oğuzhan’a döndü. “Hurinur, ama eşiyle ve evlât edindikleri kızlarıyla Antalya’da yaşıyorlar.”

“Seni bir kez gördü Oğuzhan, o da sen kucağımda bebektin. Ben bile unuttum yüzünü, Nil’e bakınca anımsadım. Mutlaka görüşmeliyim; onu çok severdim.”

“Eniştem vefat etti ama sonra halam başka biriyle evlendi. Fatih eniştemin büyük dayısıyla evli, aşırı mutlu.”

“Bilmiyordum,” dediğinde kapı bir kez tıklanıp aralandı.

İlk Kenan göründü, eli arkasındaydı. “Günaydın, geçmiş olsun.” Hazal’ı içeri kibarca çekip öne getirdi. “Merhaba,” diyen Hazal’ın gerilmiş yay gibi olduğunu hepsi görebiliyordu.

Nihan Hanım, Hazal’ı baştan ayağa süzüp, gülümsedi. ‘Annesine benzeyen bir yönü ince ve uzun fiziği,’ diye düşündü. “Merhaba Hazal, gelsene.” Gitmeye hazır giyinmiş, yatak başlığına sırtını vermiş olan Nihan Hanım doğrulup gülümsedi. Yatağa vurup Hazal’ın oturmasını bekledi.

Hazal yatağa bakıp ayaklarını sürüdü. Bu yaşadığı en büyük acılardan biriydi; annesinin acı verdiği kadınla karşı karşıya gelmeyi hiçbir zaman hayal dahi etmemişti. Usulca oturup, kucağında birleştirdiği buz kesmiş ellerine baktı.

Ruken Oğuzhan’ın yanında oturmaya devam etti, Kenan da omuzunu duvara verip kollarını gözsünde kavuşturdu.

Geçmiş en çok bu iki kadının yakasına yapışmıştı, gelmiş geçmiş acıları izlemeye başladılar.

“Bana bakar mısın, Hazal?”

Nihan Hanım’ın sesiyle başını hızla kaldırdı, ürkek, savunmasız bir kedi gibiydi. Kadına bakarken utanıyordu, kalbinde başka bir duygu belirmiyordu.

“Baban gibi bakıyorsun, Servet’i gördüğüme yemin edebilirim.”

Hazal’ın bakışları bulutlandı. “Babamı ne kadar tanırdınız?”

“Çok iyi… Aynı camiada büyüdük ve iyi arkadaştık. Baban mükemmel bir adamdı…” Hazal’ın mavi gözlerinin derinliklerine kadar iniyordu. “Tıpkı annen gibi…” Hazal’ın buz kestiğini gördüğünde uzanıp elini elleri arasına aldı. Buz gibiydi. “Sana biraz ondan bahsedeceğim; Emel çok güzel bir kadındı, kalbi boş her erkeği ayakları önünde diz çöktürecek kadar güzel… Açık sarı saçları, ışıl ışıl yeşil gözleri vardı. Çok toydu, aynı yaştaydık ama onun ruhu toydu. Yepyeni bir hayata adım atmıştı, ne olduğunu anlaması uzunca bir süresini almıştı. Baban ona o kadar âşıktı ki annenin savrulan bir yaprak gibi yolunu bulamadığını göremiyordu. Servet, Emel’e bakarken gözleri parlardı, eli kolu hep annenin üzerindeydi. Ama annen ona âşık değildi, bunu Emel’e bakan herkes görebiliyordu. Baban buna aldırmıyordu, Emel onundu, kızının annesiydi. Ona öylesi muhteşem bir hayat sunuyordu ki Emel savruldukça savruluyordu en sonunda da birini gerçekten sevdi.”

Hazal gözlerini kapatınca damlalar birer birer ardı ardına indi. Dudakları arasından küçük bir hıçkırık bıraktı. Kenan başını eğip, ayakuçlarına bakındı. Ruken Oğuzhan’a sokuldu ama gözleri dolu doluydu.

“Bana bunları neden anlatıyorsunuz?”

Nihan Hanım Hazal’ın elini sıktı ve devam etti. “Oğuz’un babasını çok sevdim, o kadar sevdim ona o kadar kendimi verdim ki gözlerim kör olsa bile onu bulurdum. Bana her zaman saygı duydu, asla beni kıracak, üzecek bir şey yapmadı. Bu bana daha çok cesaret veriyordu ve onu her an daha çok seviyordum, kördüm, göremiyordum; o bana bir kadın olarak saygı duyuyordu; bana âşık değildi. Kocamın başka bir kadına aşkla bakışını gördüm. Başka bir kadının gözlerindeki saf aşkı gördüm.  İkisi birbirini tamamlıyordu, Servet ve ben bu hikâyede birer piyonduk; şah ve mat onlardı.” Bir damla yaş indi Nihan’ın yanağından, belki de sonuncuydu…

“Onlar birbirlerini öyle çok seviyordu ki… Bencilce… Zalimce…Düşüncesizce… Her şeyden vazgeçercesine… Çocuklarını arkalarında bırakırcasına… Onları anlıyorum, birini bu şekilde sevmenin ne olduğunu onlardan öğrendim. Eğer bugün hayatta olsalardı sizleri çok seveceklerdi. Emel sana çok düşkündü ama çok gençti, alışık olmadığı bir dünyada kayıptı, kapılıp gitti. Muhtemelen dönecek, sizlerin yine anne ve babası olacaklardı. Engin… Oğuz’un babası ve ben boşanma belgelerini imzalamıştık. Annen ve baban da öyle… Engin bana beni bedenen aldatmadığını ama kalbinin Emel’e ait olduğunu açık yüreklilikle anlatmıştı. Durum bu olunca annen de babanı aldatmış sayılmaz. Elbette aldatmanın pek çok yolu var, ama bizim hikâyemiz bundan ibaret… Gerisi o zamanın camiasının uydurmasıydı. Ben hiçbir zaman aldatıldığıma veya öyle gösterildiğime üzülmedim. Beni yaralayan tek şey hayatımda sevdiğim tek erkek tarafından sevilmemiş olmamdı. Onda gördüğüm değeri aşk sanmamdı. Bu, gerçek bir acıydı. Sana bunları anlattım çünkü annen sadece âşık bir kadındı, ona benzemekten bu kadar korkma! O sadece sevdi, bunun birinin babası veya kocası olmasının tek suçlusu kader.”

“Bana…” dedi Hazal, masum bir gülüş belirdi yüzünde. “Kimse annemi bu şekilde anlatmadı. Sizden bunları duymak masal dinliyorum hissi veriyor.”

“İnsanlar görmek istediklerini görür, ona inanır ve madalyonun her zaman başka bir yüzü vardır. Bunları düşünmek için çok uzun zamanım oldu.”

Hazal başını iki yana salladı. “Siz çok onurlu bir kadınsınız, bu sözleri herkes söyleyemez. Anneme sempati, sevgi beslemeyeli çok uzun yıllar var şimdi bu sözler…”

“O senin annendi, yaşıyor olsaydı da onu sevecektin. Engin de Emel de dönecek, sizi sevmeye devam edeceklerdi. Size karşı yaptıkları bir kötülük yoktu, aksine sevmedikleri insanlarla evli kalarak belki de daha büyü hatalar yapacaklardı. Belki mutsuz bir aile kavramınız olacaktı. İnsanlar hata yapar, Hazal, çok büyük hatalar… Ama bunlar dünyanın sonu değildir. Yirmi beş sene… Çok uzun yıllar geçti; ben Engin’i affettim. Bana mükemmel bir evlât bıraktı, ona bunun için bile minnettarım. Bana bir adamı tüm kalbimle sevmeyi öğretti, beni benim istediğim gibi sevmese de durum değişmedi. Baban anneni, ben Engin’i bizi sevmedikleri için suçlayamayız, kalp dediğin şey çıkmaz bir sokak, o sokağın sonundaki duvar biz değildik.”

Karmakarışık ruh hâliyle gülümsedi. Elini tutan kadının elini sıktı. “Teşekkür ederim.”

“Etme! Bunların yanında şu var ki, gelinim olmadığın için ben teşekkür ederim. Böylesi bir kadere de ne kadar razı geleceğim bilinmez…”

Hazal daha büyük gülümsedi. “Ben oğlunuzu yeni tanıyorum, daha öncesinde adınızı bile bilmiyordum. Bizi o şekle sokmayan kadere ben de teşekkür ederim.”

“Ben de ben de…” dedi Ruken.

Kenan gülümsedi, Oğuzhan küçük bir kahkaha attı. Hazal da gülümsedi, Ruken omuz silkti.

Kapının tıklanmasıyla hepsi aynı yöne döndü. Elinde tabletiyle Sümeyra odaya girdi. Gözleriyle televizyonun kumandasını arayıp bulmasını sessizce izlediler. “Patron, çapına karar veremediğim bir sorunumuz var.”

“Ne sorunu?” dedi Oğuzhan.

Sümeyra kumandayla televizyonu açıp kanalı buldu, sesini de açıp kenara çekildi. Ekranda iki kadın karşılıklı oturmuş birbirlerine sorular yöneltiyor, yine cevapları kendileri veriyordu. Kadınların sözleri ve ekrandaki fotoğraflarla dördünün de gözleri kocaman açıldı.

Magazin ve iş dünyasında skandal aşk dörtgeni.

Başlıklı haber Ruken ve Hazal’ın üzerinden devam eden dedikodulara yer veriyordu. Bir kadın, “Hazal Arman annesinin kaderini yaşıyor,” dedi. Ekrana Emel’in ve Engin’in gençlik fotoğrafı geldi. 

Diğer kadın, “Ruken Kara için çok acı, iki sevgilisini de aynı kadına kaptırdı. Zavallı Ruken… Aldatılan ve terk edilen kadın olmak nasıl bir duygu?”

“Bana mı dedi o?” Ayağa fırladı, sanki ekrandan geçip kadına saldıracak gibi bir hız yapmıştı.

Kenan elleriyle yüzünü sıvazladı. “Lanet olsun!”

“Ben bu kanalı yıkarım!” diyen Oğuzhan da Ruken’in yanında durdu.

Ruken Hazal’a döndü. Sessiz ama üzüntünün az sonra canını alacağına inanan biri gibi duran Hazal’ın kolunu kavrayıp kendine çevirdi. “Ağlarsan seni döverim, sızlanırsan yine döverim. Dik dur biraz!”

Başını sallayıp kolunu kurtardı Hazal. “Zaman geçse de bazı şeyler değişmiyor.”

Ruken sağ elini yumruk yapıp kaldırdı. “Ben sorarım onlara neyin geçip neyin geçmeyeceğini. Avukatlarını ara, tüm yayını izlesinler. Program biter bitmez kanala dava açıyoruz.”

Hazal telefonunu alırken, Ruken de kendi telefonunu alıp asistanı Cem’i aradı. Onlar telefonda konuşurken diğerleri ekrana bakmaya devam etti. Telefonlar kapandı ama ne Oğuzhan ne Kenan yerinde duramıyordu.

“Eve gidip üzerlerimizi değişiyoruz,” dedi Ruken. “Program biter bitmez adliyeye geçiyoruz, Hazal.”

“Avukatlar gider, neden siz?” dedi Oğuzhan.

Ruken gözlerindeki ateşle döndü. “Bana dedi, bana! Ruken Kara’ya! Zavallı dedi, ben bu ülkeye hizmet eden bir askerim. Ben kendini kariyerine adamış bir kadınım. Benim aile onurumla kimse oynayamaz!”

Oğuzhan’ın gözleri şiddetle büyürken gülümsedi. “Tamam, güzelim, bir şey demedim.”

Ruken ellerini yumruk yaparak havaya kaldırdı. “Oğuzhan… Borsada değer kaybedersem o kanalı başlarına yıkarım.”

“Yürü be!” dedi Oğuzhan. “Arkandayım, kanalı satın alayım mı?”

“Önce ben bir bakayım.” Derin bir soluk alıp başını etrafındaki insanlara çevirdi. Sümeyra dahi nutku tutulmuş gibi izliyordu. Hazal, Kenan ve Nihan annesine baktı. “Ne oldu?”

“Hiç,” dedi Nihan Hanım. “Kara damarın tuttu ona bakıyorduk.” Gülümsedi. “Ama bu damar benim gelinime çok yakışıyor.”

Ruken’in telefonun sesiyle az önce oturdukları koltuğa döndüler. Oğuzhan uzanıp aldı ama ekranda yazan yazıyla tüm kıskançlık damarı kabardı. “Vural aşkım da kim?” Telefonu Ruken’e uzattı.

Ruken az önceki tavrının tersine tek gözünü kapatıp gülümser gibi yüzünü buruşturdu. Telefonu alırken daha büyük sırıttı çünkü Oğuzhan delirmiş gibi bakıyordu ve telefon hâlâ çalıyordu. “O benim arkadaşım. Eski ve uzun bir hikâye anlatırım.” Yeşil tuşu kaydırıp kulağına götürdü.

“Efendim?” derken Oğuzhan ona yaklaştı.

“Neredesin aşkım? Neden geç açtın?”

Oğuzhan tüm konuşmayı duyuyordu ve Ruken kımıldayamıyordu.

“Vural, nişanlım yanımda ve seni duyuyor. Kes zırvalamayı! Sadede gel.”

Vural’ın kahkahası Oğuzhan’ın gergin olan sinirlerini alt üst etti ama sesini çıkartmadı. Kenan, Hazal ve annesi onları izliyordu.

“Peki… Senin hatunu paketledik. Dedemin mekânlarından birinde misafir ediyoruz. Adresi atarım.”

“Tamam, geleceğim. Görüşürüz.”

“Bu kadar mıydık aşkım? Beni kimlere değiştin Ruken’im?”

“Zevzek.” Telefonu kapatıp önce burnundan soluyan Oğuzhan’a ardından odanın içindekilere gülümsedi. “Hazal,” dedi gülüşünü silip. “Teyzeni bulmaları için bir arkadaşıma rica etmiştim. Bulunmuş ve bir yere kapatılmış durumda, ona ne olacağı konusu senin sorunun.”

Hazal başını sallayıp, “Teşekkür ederim,” dedi. “Daha sonra ilgilensek?”

“Olur tabii, adliye çıkışı konuşalım. Şimdi evlere…”

Kenan ve Hazal odadan çıkarken Nihan Hanım da ikisine bakıyordu. “Ben de bir lavaboya gireyim.”

Annesi odanın içindeki küçük banyoya girince Ruken’in üzerine doğru bir adım attı. “Aşkım ha? Vural aşkım? Beni kimlere değiştin Ruken’im? Kim bu?” derken başını Ruken’in geriye yatan başına yaklaştırmıştı.

“Arkadaşım dedim ya.”

“Bu nasıl arkadaş Ruken?”

Ellerini Oğuzhan’ın göğsüne yaslayıp, nazikçe itekledi. “Bu ne kıskançlık? Vural evli, çocuğu var ve Vedat’ın kuzeni. Hazan’la aralarını bulmak için bir dönem sevgili rolü yapmıştık. Bu espri oradan kalma, bu manyak karısının yanında da bu şekilde konuşuyor, ama Hazan ne kadar sevildiğini biliyor.”

“Ben bilmiyorum yani, öyle mi?”

“Şu an tam da bunu düşünüyordum.” Ruken tersten bir bakış atıp arkasını döndü. “Eve geçiyorum, adliyeden sonra Leyla’yı alır gelirim Bay Çok Kıskanç.”

Oğuzhan sinsi bakışlarıyla başını salladı. “Bekliyor olacağım.”

Kara kızını adliyenin önünde durdurdu. Siyahlarını kuşanıp gelmişti. Arabasının etrafını saran magazin ordusuna aldırmadı, onları buraya bilerek toplamıştı. Bu, onun gövde gösterisiydi. Bir daha hiç kimse onun hakkında tek bir kelime yazmaya, konuşmaya cesaret edemeyecek hâle gelecekti. Çantasını alıp kapısını açtı. Yanında beliren Selim ve Cihan sayesinde onu bekleyen beş avukatının yanına yürüdüğü sırada kırmızı arabasıyla Hazal hemen arkasına durmuştu. Ruken’in aracı Mutlu’yla birlikte uzaklaşıyordu. Durup Hazal’ı bekledi, kırmızlarını kuşanmış Hazal’a dudak büktü. Gazetecilerin arasından avukatlarıyla yaklaşan Hazal’a gülümsedi.

Her ağızdan bir soru çıkıyordu, hepsi birbirine yakın sorulardı. Oğuz Bey’in sizi aldattığı söyleniyor Ruken Hanım, bu doğru mu? Hazal Hanım ile birbirinize dava açacağınızı duyduk, ne sebeple?”

Hazal, Ruken’in yanına gelince durup döndüler. Ruken elini Hazal’ın sırtına bırakınca aynı işlemi Hazal da uyguladı. “Çıkışta konuşacağız, buradan ayrılmayın,” dedi Ruken. Sorular onlar uzaklaşıncaya kadar duyuldu. Güneş gözlüklerini çıkartıp avukatların onları yönlendirdikleri yöne doğru ilerlediler. Hazırlanan dava dilekçelerine imzalarını attılar. Dün çekilen fotoğrafı delil olarak sundular. Dün dördü de aynı yerdeydi, yayılan Oğuzhan ve Hazal’ın baş başa olduğu haberinin tamamen yalan olduğu, kişilik haklarına saldırı ve bunun gibi birçok dava dilekçesi sunulmuştu. Ve… Ruken sunuculara da ayrıca dava açmıştı. Kanal, program ve sunucuların başı fena hâlde dertteydi hem de iki koldan açılmıştı davalar.

Çıkışta etraflarında korumalarıyla çevrelerini saran gazetecilerin tam ortasında durdular. Güneş gözlüklerini çıkartmış, gülen ve kendinden emin bakışlarıyla konuştular.

“Kanala ve sunuculara dava açtık, Hazal ve ben bu işin peşini bırakmayı düşünmüyoruz.”

“Ruken’in dediklerine katılıyorum. Dün bahsi geçen yerde ben, nişanlım Kenan, Ruken ve onun nişanlısı Oğuzhan’la dördümüz birlikteydik. Ben ufak bir baygınlık geçirdiğim için Oğuzhan beni tutmak zorunda kaldı. Kenan o esnada arabayı park ediyordu ve Ruken de yoldaydı; fotoğraflar size yanlış lanse edildi. Doğru deliller dava dilekçesinde yerini aldı.”

“Kanal sahiplerinden sözlü, yazılı ve sunuculardan da tüm Türkiye’nin gözü ününde özür bekliyoruz. Gelmediği takdirde elimizden gelen yasal tüm işlemlerin arkasındayız. Kimse bizim onurumuzla oynayamaz!”

Gelen birçok sorunun içinden Hazal, “Neden bayıldınız Hazal Hanım?’ sorusuna döndü. Nasıl olsa duyulurdu düşüncesiyle gülümsedi. “Hamileyim, yakında evleniyorum ve hepinizi düğünüme bekliyorum.”

Ardı arkası kesilmeyen soruların arasından kalabalığı yarıp, gövde gösterilerine bir yenilerini ekleyip, birbirlerine sarılıp hazır bekleyen arabalarının direksiyonuna geçip uzaklaştılar. Farklı yollara ayrıldıklarında telefon eden Ruken oldu.

“İleride bekliyorum, arabanı Cihan’a ver.” Hazal’ın kabul cevabını alıp biraz daha gittikten sonra arabayı kenara çekti. Hazal hemen arkasında durmuş, arabasını Cihan’a verip Ruken’in yanında yerini aldı. “Ne anlıyorsun siyahtan, içim kararıyor?” Kemerini takarken Ruken gaza bastı.

“Sen ne anlarsın, siyah tüm renklerin bir araya gelip oluşturduğu bir asalettir. Kızım benim adım Kara, ne bekliyorsun?”

“Yakışıyor,” diyerek göz kırptı kendine dönen Ruken’e. “Nereye gidiyoruz?”

“Beyoğlu, Seyit babanın yeri; bilir misin Deli Seyit’i.”

“Kim dedin, Deli Seyit mi? Ruken o kabadayı değil mi?”

“Ta kendisi, severiz birbirimizi.” Yüzünün şekli değişen Hazal’a bakıp kahkaha attı. “Ne o korktun mu?”

Hazal, Ruken’i baştan ayağa süzdü. “Sen gerçekte kimsin?”

“Hiç. Turgut Kara’nın kızı, Vedat Çelebi’nin iki numaralı baldızı, Vural Aras’ın en iyi arkadaşı, Asilkan Tekno’nun CEO’su, Atabey Otellerinin dörtte bir sahibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir askeri, abisinin ballı lokumu ve son beşiği… Daha sayarım ama yeter gibi.”

Usulca arkasına yaslandı Hazal. “Yeterli. Seninle ters düşmemeye dikkat etmeliyiz.”

“Ha,” dedi Ruken. “Unuttum bak; tüm bunların en başında ben bir Kara Kadınıyım en önemlisi bu.” Göz ucuyla yanındaki kadına baktı, yüzünde çarpık bir gülüş vardı. “Korkma kız.”

“Kusura bakma ama iş dünyasında her zaman ensendeyim, gerisi için bence gayet iyiyiz. Bizden düşman olmaz ama biliyorsun ki dostta olmayacak.”

Ruken başını salladı. Kenan her şeye rağmen onun geçmişiydi, ilk aşkı, bir kadının ilk duygularıydı. “Olmayacak, Ankara’dan döndüğümde Kenan’la bunu konuştuk. O gün sana da gelmiştim, hatırlarsın. O benim için çok kıymetli biri, ikinizin de çok mutlu olmasını istiyorum çünkü ben öyle yapacağım.”

“O da senin için aynı şeyleri düşünüyor, buna ben de dahilim. Bir araya geldiğimizde kısa bir sohbeti ölünceye kadar paylaşacağız, ona bu konuda asla baskı yapmayacağım. Seni kıskanmıyorum, Ruken. Garip ama güzel, bunda Oğuzhan’ın etkisi de olabilir.”

“Ne tesadüf ki ben de seni kıskanmıyorum aksi olsa içimizde bir şey kalmış derdim ama biz tüm kredileri sonuna kadar tüketmişiz. Çok da güzel yapmışız.”

Başını sallayan Hazal konuşmanın ortasındaki bir yere takıldı. “Ankara mı dedin, sen iki ay boyunca Ankara’da mıydın?”

“Ah,” dedi Ruken, gülümsüyordu. “Ağzımdan kaçırdım.” Bilerek söylemişti oysa, nereye kadar saklanacaktı? “İki ay boyunca Oğuzhan ve ben bir evi paylaştık, ikimiz de kod mühendisiyiz; birlikte S-400 yaptık.”

“Ne?”

Hazal’ın çığlığı arabayı doldurduğunda kahkahasıyla ona eşlik etti. “Kenan seninle olmasa bile ben onu bırakacaktım. Orada âşık oldum Oğuz’a, of ne günlerdi…” Özlemle derin bir nefes aldı. Şok geçiren Hazal’a kısa bir bakış attı. “Ben bu devlet için canımı veririm, daha neler yapacağım; bekle ve gör.” Göz kırptı.

Hava kararmaya henüz yüz tutmuştu. Ayaklarını sürüyerek kızını almak için malikanenin merdivenlerini çıkıp zile bastı. Hazal ve teyzesinin neler konuştuğunu bilmiyordu, sormamıştı ama Hazal odadan çıktığında kötü görünüyordu.

 Teyzesini yurtdışına bir daha gelmemek üzere göndereceğini söylemişti Hazal.  Zehra gitmek istememişti ama Hazal onu mecbur bırakmıştı. Bugüne kadar tüm mali gelirini Hazal karşılamıştı.  Bundan sonra ya beş parasız yaşayacak ya da gidecek, her şeyi olacaktı. Zehra kabul etmek zorunda kalmıştı. Hastalıklı düşüncelerini de alıp gidecekti ve bir daha dönüşü olmayacaktı, Hazal bunun için de önlem alacaktı.

Salona girdiğinde kumruları yine dip dibe bulmuştu. Yorgunlukla karşılarındaki koltuğa çöktü. “Nasılsınız diye sormuyorum, oldukça iyi görünüyorsunuz.”

“Ruken,” dedi Nazlı. “Görüntüleri izledim, o neydi dedim ama çok iyi ettin.”

“Aferin benim bacıma, helal,” dedi Karahan, göz kırptı. “Güzel şovdu.”

“Daha durun o özür gelmesin neler edeceğim.” Etrafına bakındı. “Benim kızım nerede?”

“Yukarıda, okula gönderdim sabah sonra yine aldım az önce de yemek yediler ve Aslınaz’la odaya çıktılar. Arada bir seni sordu, babasını hiç sormadı. Annem beni almaya ne zaman gelecek hala, bana hala diyor. Sanırım Zeynep ve Mehmet’ten etkilendi.”

Ruken gülümserken Karahan’ın omuzları kabardı. “Bana da amca diyor, sonunda amca da oldum çok şükür.”

“Eh, sen gerçekten amcası oluyorsun,” diyen Ruken ayağa kalktı. “Ben Leyla’yı alıp eve gidiyorum, aşırı yorgun ve uykusuzum.”

“Kendi evine değil mi?” dedi Karahan. “Hani henüz nişanlısın ya.”

Abisine laf yetiştiremeyecek kadar yorgundu, hiç üstelemedi. “Leyla’yı babasına bırakıp, evime geçeceğim abi, iyi mi?”

“Âlâ âlâ…” 

Abisine göz devirip salona kapısına yürüdü, yürürken de “Leyla,” diye bağırdı.  Merdiveni çıkmaya gücü olmadığından yukarı doğru son kez bağırdığında Leyla’nın ayak seslerini, yanında anne çığlıklarını duyunca gülümsedi.

Sarı saçlarını savura savura gelen kızına başını yana yatırıp baktı. “Geldim.”

Son basamağı annesinin kollarına atlayarak aşan Leyla ilk kez görüyormuş gibi sarıldı. “Çok geciktin.”

Bacakları beline dolanmış kızı kollarıyla iyice kavrayıp kucakladı, yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. “Anne çalışıyor, baba da çalışıyor ve senin buna alışman gerekiyor ama ne kadar çalışsak da bil ki seni gelip alacağım anneciğim. Seni unutmam.”

Ela gözlerini kırpa kırpa gülümseyip, “Tamam,” dedi Leyla.

Karahan, kardeşini izlerken büyüleniyordu. Ruken’i anne olarak hiç hayal etmemişti hem de kocaman bir kızı olarak asla düşünmemişti. Küçük bir kızın annesi gibiydi ama Karahan biliyordu ki Ruken aslında kendini büyütüyordu Leyla ile.

“Hoş çakalın ailem, sonra uzun uzun konuşuruz.” Kızına sıkıca sarılıp evin kapısından çıkarken de abisi onu izliyordu.

“Ruken yuvadan uçalı çok olmuş, Nazlı’m. Öyle uçmuş ki sanki hiç burada olmamış gibi…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!