36.Bölüm

Keyifle okuyun…

Nereye gidiyor olduğunu yol boyu inceledi ki, nereye gidiyor olduğunu biliyordu. Antalya’da bilmediği tek bir mahalle bile yoktu. Yarım saat süren hava yolculuğu boyunca abisine bakmadı bile. Aydın da ona tek kelime etmedi. Söylenecek söz mü kalmıştı ki? Ne dese kâr edecekti artık?

Helikopter alçalıp durduğunda abisi indi ilk olarak. Ardından ayağını toprak zemine bastırdı. Aydın ile göz göze geldi.

“Ne var biliyor musun?” dedi abisine.

Aydın taviz vermez bakışlarını kardeşine kibirle dikti. “Ne?”

“Artık düşman bile değiliz seninle.”

Aydın gülümsedi. “Nazım Hikmet. Sen kitapları hep sevdin Efruze. Şunu da demiş Nazım Hikmet; Belki de ileridedir yaşanacak günlerin en güzelleri.”

“Hayatımın içine ettikten sonra güzel bir gün olacak evet ama bana! Sana değil.”

Gürültüyle açılan paslı demir kapıya döndüler. Efruz’un nefreti bitmeyecek, Aydın da kendini savunmayacaktı. Koray yüzünde o her zamanki pis gülüşüyle yaklaşıyordu. Ellerini havaya açmış bağırıyordu.

“Prensesim gelmiş, ne iyi ettin de geldin Efruze. Hasretimiz bitecek artık.”

Kendine yaklaşan adama bakarken irkilmiyordu artık. Çenesini havaya kaldırırken saçları geriye savruldu. Dibine kadar giren adama tepeden baktı. “Çok mu özledin beni… kıyamam sana.”

Koray’ın gülüşü büyüdü. “Ne diyorsun sen bir tanem, hasretinle yandım kavruldum. Ama neyse ki artık birlikte olacağız. Tabii kocanı ortadan kaldırmamız gerekiyor önce.”

Piç kurusu, diye düşünüp gülümsedi Efruz. “Planını beğendim Koray. En çok hangi kısmını beğendin diye sorsana.”

Aydın ikisine bakıp sırıtıyordu. Kardeşi de ne yaman kadın olmuştu birden bire. Dudaklarını büktü.

Ellerini cebine atan Koray kadının karşısında düşünür gibi yapıp, “Hangi kısmı?” dedi.

“Senin bu ücra yerde ölecek olman olan kısmı.”

Koray ilk an şaşırdı ama ardından kahkaha attı. “Ölecek olan Kartal. Sana sahip olacak olan da benim. Buradaki işimiz bittiğinde seninle çok uzaklara gideceğiz. Bir daha dönmeyiz belki.”

“Sen gideceksin Koray. Bir daha dönmeyecek olman da bir gerçek tabii.” Elinin tersiyle Koray’ı iterek onun geldiği yöne doğru hızlı adımlarla ilerledi.

Kartal’ı hissediyordu. Buradaydı. Yoğun bir bulut kalbinin üzerini kaplıyordu. Kapıdan içeri girdi. Koray ve abisi ardından girince demir kapı kapandı ve kilit seslerini işitti Efruz. Kapılar ardından kilitlemişti. Karanlıktı. Pencere olması gereken yerler çelik plakalarla kapatılmıştı. Nereden geldiğini anlamadığı elektriğin aydınlattığı alana ara ara lambalar döşenmişti.

Abisi önden yürüdüğünde onu takip etti. Koray hemen yanındaydı. Rahatlamış gibi duruyordu hastalıklı sapık. Etrafını inceliyordu Efruz. Eski, çok eski ve boş bir yerdi. Daha önceleri ne işe yaradığını düşündü ama bulamadı. Fabrika gibiydi, ama çok uzun ya da büyük değildi. Rutubet kokusu burnundan içeri sızdıkça derin nefesler alıyordu çünkü koku çok yoğundu. Her on metreye bir adam yerleştirilmişti. Hepsinin yüzü maskeliydi. Hepsi iri kıyım cüsseye sahipti adamlar. Bir kapıdan daha geçtiklerinde o kapı da arkalarından kapandı.  Ve içeride tek bir koruma yoktu. İki tane lamba başlarına yakın bir yükseklikte yanıyordu. Hepsinin yüzünü net görebiliyordu.

“Hoş geldin gelin hanım. Gelin diyorum bak. Kartal’ın amcasıyım,” diyen adama döndü. Adım adım kendine yaklaşıyordu. Nasıl da Ensar babasına benziyordu hatta kocasından bile bir parça var gibiydi adamda.

“Öpmeyecek misin eli mi?”

Kendine elini uzatan adamın eline baktı. Gözlerini kaldırıp adamın yüzünü daha dikkatli inceledi. Ensar babasının yüzü tertemizdi. Bu adamın yüzü sert çizgilerle dolmuş, renk değiştirmişti. Şeytan ile Melek kadar benzedikleri geçti aklından.

“Şerefsizlik suratına kadar çıkmış, elini nasıl öpeyim Amca Bey? Ben haysiyet sahibi insanların elini öperim, tıpkı Ensar babam gibi.”

Adam yüzünü buruşturdu. Elini çekip arkasında diğer eliyle bağladı. “Kamil, bu kızı iyi yetiştirememişsin. Bir elimi bile öpmüyor. Ah zamane gençleri, abim de bula bula seni mi buldu gelin diye? Tam Koray’a layıksın.”

Arkasını dönerek uzaklaşan adamın omzu üzerinden babasını gördü Efruz. “Ooo Kamil Beyler de buradaymış. Nasılsınız Kamil Bey?” Alaycı ses tonu babasını dahi öfkeye sürüklüyordu. Kızına adım adım yaklaşıp önünde durdu. 

Yıllarını harcayan, içinde bir fahişeyle yaşamasına neden olan babası ona nefretle bakıyordu. Ne yapmıştı ki Efruz ona? Nedendi bunlar? Kendine sorduğu soruyu saçma buldu. Soyu kirliydi onun.

“İyilik kızım,” dedi Kamil.

“Kızım deme bana!” diye bağırdı Efruz. “Bana ne verdin ki seni kızın olacağım ben? Şeref yoksunusun sen! Senin gibi baba olmaz olsun! Kimsenin senin gibi babası olmamalı. Sen… sen tam bir orospu çocuğusun!”

Duyduğu sözlerden gözü dönen Kamil elini kaldırıp Efruz’a tokat atmak için var gücüyle elini indirdi. Efruz babasının elini havada yakalayıp diğer eliyle adamın göğsüne dokundu. Kamil balyoz yemişçesine geriye sendeleyip yere düştüğünde, Adem, Koray ve Aydın şoka uğramıştı.

“Seni sürtük.” Kamil yerden kalktığında Koray önüne geçti. “Sen dur babacığım,” dedi hastalıklı bakışlarıyla. “Bir babaya böyle davranılmaz. Cezasını ben keserim.” Koray Efruz’a döndüğünde elini yumruk yapmıştı. Kadına hırsıyla indirecekti. Karma kişiliği saçma sapan düşünmesine neden oluyor, ölüp bittiği kadına bile içindeki saçma ve yersiz öfkeyi kusabiliyordu.

“Sen nasıl babana böyle davranırsın!?” diyerek savurduğu yumruğu havada yakaladı Aydın.

“Yavaş! O hâlâ benim kardeşim. Benim yapıyor olmam senin yapacağın anlamına gelmiyor.”

Koray dişlerini sıkıp Aydın’ın eli içinde olan bileğini hırsla çekti. Ne Koray’a ne abisine aldırmadı. Koray’ın yanından tek bir adım atıp babasının karşısına geçti.

“Ben Efruze, hayatta her şey oldum, ama senin kızın olmadım. Bunun için hiç üzgün değilim. Mutluyum. Sen, sahip olduğun kötü kalbi atalarından aldın. Ama ben senin ataların kadar aptal değilim. Bedenimde senin genlerini taşıyor olmam beni senin kızın yapmadı.”

Kızının ne dediğini anlamıyor gibiydi. 27 yıllık kızına ilk defa onu anlamak istercesine baktı.

“İkinci yaş günüm. Odamda uyuyorum ve sen benim odamda bir kadınla benim söylemeye utandığım, ama senin yapmaya utanmadığın anlar yaşıyorsun. Odada küçük bir kız hatta senin kızın olduğunu görmüyorsun bile. Annemi, kendi evinde, benim odamda başka bir kadınla aldattım sen. Anneme, bir kadına yapılacak en adi şeyi yaptın. Yaparken de beni kara bir dünyaya mahkum ettin. Utanmadın! Sen değil bir koca, baba, sen adam bile olmadın!”

Babasının göz bebeklerinde beliren şaşkınlık kıvılcımları nefretle izliyordu.

“Ona diyorsun ki, gece geleceğim. Annemi benim odamda bir kadınla aldattın. Beni tam yirmi beş yıl boyunca bir karanlığa hapsedilip çıktın odamdan. Sen!” dedi, son kelimeyi bağırarak söyledi. “Sen benim hayatımın her bir gününü heba ettin. Sana asla acımayacağım Kamil Duman!”

Aydın yeni öğrendiği gerçeklerle yeni bir yıkım daha yaşıyordu içinde. Böylesi bir şey nasıl mümkün olurdu? Olurdu da Efruz nasıl hatırlardı? Neler olduğuyla ilgili tek bir fikri dahi yoktu. Karmaşık bakıyordu her ikisine de.

“Sadece bana değil. Oğluna, Erva’ya ve karına dünyadaki her günü ziyan ettin. Seni Allah bile affetmeyecek. Af dileyecek vaktin olmayacak çünkü. Azrail’i bilir misin? Nereden bileceksin sen! Son nefesinde kabul etmez tövbeni. Son nefesin sana kurtuluş getirmeyecek!”

“Gerçekten bunu yaptın mı?” Aydın babasına bakıyordu. İçindeki küçük erkek çocuğu masumiyetini giyinmişti. Babası başını çevirmeden oğluna baktı. Cevap vermedi. Nasıl olupta Efruz’un bunu bildigini düşünüyordu. O kadın mı bulmuştu Efruz’u da anlatmıştı? Hiç bir önemi olmamasına rağmen tutulmuş gibiydi. Bir anda kilitlenip kalmıştı.

“Sirke çevirdiniz, yeter!” diye kükredi Adem. “Benim alınacak bir intikamım var. Aile meselelerinizi başka bir zamana saklayın!”

“Sen sus! Hiç konuşma ihtiyar bunak!,” dedi, adama dönüp bir adım yaklaştı. “Senin gibi birinin Ensar babam ve Kartal gibi birinin akrabası olması yeterince kötü. Şimdi bana kocamı veriyorsunuz, yoksa buradan hiç birinizi sağ çıkarmayacağım.”

Adem Efruz’a bir süre baktıktan sonra kahkaha attı. “Abime senin selamını götüreceğim gelin. Oğlunu öldürünce bir baş sağlığına gitmek farz olacak. Ona çok cesur gelinin vardı diyeceğim.”

“Kartal’ı getirsinler! Son kez uyarıyorum.”

“Kocan falan yok artık. Ben varım! Sen hâlâ neden bahsediyorsun?”

Efruz kan kusan bakışlarıyla Koray’a döndü aniden. Gözlerinin grisi koyulaşıyordu. Koray’dan daha ne kadar nefret edebilir, onun hesabı içine düşmüştü. “Kartal nerede?”

“Burada!” dedi Adem.”

Efruz ona döndü. Adamın arkasındaki demir direkte kırmızı bir düğme vardı. İşaret Parmağını düğme üzerinde usul usul gezdiriyordu Adem. “Düğmenin ucunda. Basarsam ölecek.” Hain bir sırıtma ile Efruz’a bakıyordu.

Efruz düğmeye baktı. Düğmenin ucunda ne olacağını kısa bir an düşündü. Gözleri yavaş yavaş düğmenin bağlı olduğu direğe tırmandı. Direğin biraz üstünde çelik bir tel fark etti. Çelik teli takip etti. Başını kaldırdı, gördüğü manzarayla yutkundu. Kocası cam tabutu andıran bir fanus içinde tavanda en yukarıda asılıydı. Karanlık ortamda, tepelerinde yanan ışıkla tavanda asılı olan cam tabutu fark edememişti. Aşağıdaki, direk yüzüne vuran ışık tavanı karanlığa esir etmişti. Çok fazla yüksekti. Oradan düşer ise kurtuluşu imkansızdı. Yutkundu.

Ne tür güce sahip olduğunun hâlâ/henüz farkında değildi. Güçlerini nasıl yönetmesi gerektiğini bile bilmediği bir yerdeydi ama başarabilirdi. Yapardı. Kocası için yapmayacağı tek bir şey bile yoktu. Sırtını görebiliyordu. Dün sabah evden çıkarken giydiği, kendi seçtiği o mavi gömlek üzerinde yoktu. Fanus içindeki adam cansız yatıyordu. Gözlerini kapattı usulca.

Acısını içinde hissetti. “Kartal…” dedi ona, kendini hissetmesi için. Sürekli tekrar etti ama ondan cevap alamadı.

“Al hadi.” Koray’ın sesiyle öfkesi harlanmaya başladı. Kartal’ı oradan bir an önce çıkartmalıydı.

“Kocan ölecek! Benimle evleneceksin. Sipahi’nin mirası yedi ceddimize yeter. Hayatımız boyunca rahat yaşayacağız. Belki çoktan ölmüştür bile. Sen gelmeden önce ben biraz ilgilendim onunla. Eğlendik. Ah, ama tabii önce o tuttuğum kadınla eğlendi. Güzel ölecek yani.”

Bulunduğu ortamı taradı zihni. Bir şeyler olmalıydı. Yerlerde toprak ve çamurdan başka bir şey yoktu. Çoğu yerde ot bitmişti. Boştu. Bomboş bir yerdi. Ama abisi, babası, Koray ve Adem’in üzerindeki silahların varlığını hissediyordu.

Koray’a yürüdü. Gülümsedi. Tavrını tıpkı onun o hastalıklı haline getirdi. “Sen gerçekten de zeki bir adamsın.”

Koray sırıttı. “Ne sanmıştın… Herhalde öyleyim.”

“Aslında seni sevebilirim, biliyor musun?”

Koray’ın yüzünde güller açtı aniden. Gözlerinin içinde şimşekler çaktı. Efruze isterdi de Koray yapmaz mıydı? Küçük bir çocuk gibi eli saçına giderek karıştırdı hafif uzun saçlarını. Utanmış gibi bir ifade vardı yüzünde. Efruz onun bu ani değişimine şahit olurken gözlerini kocaman açıp ağzını aralamamak için çaba sarf etti. Gerçek bir manyaktı Koray.

Gülümseyen bir suratla başını Efruz’a kaldırdı. “Biliyorum, tabii. Kızım ben seni kaç yıldır bekliyorum. Sen iste ben dünyayı önüne sereyim.” Az önce yumruk atacağı kadına şu an sarf ettiği sözlerle Efruz anlıyordu ki; Koray umutsuz vaka idi. Normal bir insan olarak dahi yaşaması imkansız görünüyordu. Ona ne söylese boştu.

Dişlerini sıkarak midesini şişirecek kuvvette aldığı nefesle Koray’ın gırtlağına yapıştı. Parmakları arasındaki gücü hissettikçe sıktı. “Sana benim ölüm bile yar olmaz!”

Koray, kadından yayılan güce mi şaşırsa yoksa az daha nefessiz kalırsa ölecek olmasının derdine mi düşse bilemediği bir yerde Efruz’un ellerine yapıştı pis elleriyle. Elinin üzerinde Koray’ın pis ellerini hisseden Efruz aynı hızla elini çektiğinde Koray dizleri üzerine çöküp öksürmeye başladı. “Ne yaptın kaltak,” diye tısladı, zorla çıkan sesiyle.

Adem, Efruz’a bakıp dudak bükmüş ve gülümsemişti. “Önce şu işi bitirelim, sonra oynaşırsınız.” Adem’in sözleriyle ona hızla döndü Efruz. Adamın eli düğme üzerindeydi. Korku ilk kez içine düşmüştü oraya geldiğinden bu yana. Kocasının canı bir düğmenin ucundaydı.

Karşısındaki adamın kara kalbini görüyordu. Tıpkı yüzü gibiydi. Nefreti elle tutulur cinstendi, Efruz bunu hissediyordu. O düğmeye basacak olan eli titremiyordu bile.

Kalbindeki hareketlilikle derin bir nefes aldı Adem’e bakarken. Kapıların kilitlerini açtı zihniyle. Gerisini halledecek koca yürekli adamlar vardı. Adem’e baktığında koyu gri olan gözlerinden ürktü adam. Efruz’un yüzü duvar kadar sertti. Kendinden kayan göz kırmızı düğme üzerine kayınca Adem de ister istemez düğmeye bakmıştı. Birkaç saniye düğmeden ayrılmayan gözlerle ortamda sessizlik hakim oldu.

Kamil girdiği şoktan çıkma çabasındaydı. Belki çok basit bir ayrıntıydı onun için ama nasıl olurda bilinir düşüncesi adamı olduğu ortama getirmiyordu. Tutulmuş gibiydi adeta. Efruz’dan duyduğu sözleri, ömrü boyunca başka bir canlıdan işitmemişti. Kızına ne nefret ne sevgi beslemeyen kalbi öfkeli bir hal alıyordu yavaştan.

Silah sesleri duyuldu. Kamil kendine geldiğinde kocaman gözlerle etrafına bakındı. Koray öksürerek ayağa kalkmış, ayağı yanmış gibi sağa sola dönmeye başlamıştı. “Nasıl!?” diye bağırdı.

“Buldular bizi,” dedi Kamil.

Adem’in çenesi gerildi. Gözleri küçüldü. Bakışları Aydın’a kaydı. “Seni piç kurusu, sen haber verdin!”

“Yapmaz benim oğlum!” diye bağırdı Kamil. “Saçmalama Adem!”

“Sen kimsin ki oğlun ne olsun! Bu iş buraya kadar!” diyen adam Efruz’un gözlerine baktı. Pis gülüşüyle, “Kocana elveda de.”

“Elveda Adem,” dedi Efruz. “Bütün elvedalar bugün senin için.”

İki elini de beline atan Aydın iki silah çıkardı. Birini Adem’e çevirdiğinde digerini kardeşine uzattı. “Tetiğe bassan yeter kardeşim.”

Aydın’a dönmeden elini havaya hızla kaldırdı Efruz. Soğuk metal parmaklarına dolanırken onu aslında ilk tutuşuydu. Fakat bir usta kadar yetenekliydi. Cesaret pek çok şeyi ardında getirmişti Efruz’a. Silahı adama çevirdiğinde Aydın da silahını Koray’ın başına dayamıştı.

“Yapma!” diye bağıran Koray’ın dizlerine tekmeyi basan Aydın adamın yere diz çökmesini sağladı.

Kamil oğluna ve kızına bakarak sırıttı. “Evlatlarım…”

“Senin oğlun yapmazdı Kamil, yaptığıma göre senin oğlun değilim!” Aydın tüm nefretiyle babasına bağırıyordu. Kamil’in gülüşü söndü. Karardı yüzü, dizleri boşandı. “Oğlum!”

Efruz ve Adem birbirine bakıyordu. Adem silahını belinden almak için an kolluyordu. Düğmeye basarsa Efruz kocası için delirecek ve o da o esnada kaçacaktı. Silah sesleri yaklaşıyordu. Her saniye de artıyordu. Adamları bulunduğu yere sokmadığına pişman olmuştu. Bilememişti… Bu kez şans ondan yana değildi.

“Bas hadi!” Adama bağırdı Efruz. Adem’in alnından inen terlerin anlamı yakalanma korkusuydu. “Sen istedin!” dedi kadına. Düğmeye bastı. Hareket olmadı. Düğme takılmış gibi iç kısmına inmiyordu. Düğmeye bakarken tüm alnı boncuk boncuk ter döktü.

Bir daha bastı. Efruz’un kendine adım adım yaklaştığını göremedi çünkü deli gibi, tekrar ve tekrar düğmeye basmaya çalışıyordu. “Allah’ın belası kadın! Ölmek zorunda Kartal. Ölecek! Abimin canı yanacak. Bitecek nefretim. Babamı aldı o benden. Babamın göz bebeğiydi o. O hep istediği evlattı, sevdiği oğluydu. Babam beni hiç sevmedi onun yüzünden.” Düğmeye basıyor, her basışında da ağzına gelen tüm nefret kusmuklarını etrafa saçıyordu.

Başına dayanan silah ile durdu elleri ve bedeni. Şoka girmiş adamın beline uzandı Efruz. Silahı çekip aldı. Onu da adamın başına dayadı. “İlk defa silah tutuyorum Amca Bey. Elim titrer de kurşun olmadık yerlerine girerse ben karışmam. O yüzden yat yere de beni katil etme. Her ne kadar sizi öldürmek istiyor olsam da, benden başka sizi öldürmek için can atan insanlar var. Karar verdim seni Binbaşı Recep’e vereceğim. Kamil için Kılıç’a sözüm var. Ama Koray için kimseye söz vermedim. Onun katili olabilirim bak!”

Bıkkınlıkla gözlerini devirdi Efruz. “Silahını bırak Kamil Duman.” Ardındaki adamın kendine çevirdiği silahı adeta görüyordu. Hissediyordu. Babası olacak adam sonunda kızına silahı da doğrultmuştu. Efruz artık her şeyi bekler, hiç bir şeye de şaşırmazdı.

“Kartal ölmüyorsa sen ölürsün,” diyen Kamil tetiğe basmak için hiç tereddüt etmiyordu. “Neden size sahibim ki zaten? Üçünüz de beş para etmez evlatlarsınız.”

“Babamız kim?” dedi Aydın. “Kendinden ne bekliyordun ki bizi beğenmiyorsun?”

Kamil tetiğe basamayacaktı. O kurşun o silahtan çıkmayacaktı. Kapı tekme darbesiyle büyük bir sesle açılmıştı. Kurşun sesleri hâlâ devam ediyordu. Kamil tetiğe basmayacaktı belki ama bu kimin umurundaydı ki, Kılıç’ın kullandığı SIG Sauer SIG516’dan çıkan mermi, silahı tutan elinin canını almıştı.

“Teşekkürler Efruze.” Kılıç’ın sesine tebessüm etti Efruz.

Kılıç ve Savaş koşar adım onlara yaklaşırken silah sesleri de kesilmişti. Adem olduğu konumda kıpırdamıyor, her şeyin bittiğini, sona geldiğine inanmakta güçlük çekiyor bu da düşüncelerini toplamasına engel oluyordu.

Savaş, Aydın’ın başında beklediği Koray’a baktığında gözlerini kıstı. Koray iki eliyle bedenini sarmış ileri geri sallanıyordu. “Benim Efruze. Benim olacak. O benim kadınım. Onu benden kimse alamaz ki.” Buna benzer onlarca kelimeyi ardı ardına sıralıyordu. Yüzü bir çocuk kadar masumdu ve elinden şekeri alınan küçük bir çocuk gibi ağlıyordu.

Bulundukları yerin etrafını saran polislerle artık hepsi güvende idi. Recep Binbaşı, Tamer, Metehan, Harun, Bulut yanlarına gelmişlerdi, ellerinde ısısı geçmemiş silahları ile.

Binbaşı Efruz’a yürüdü. Kadının elindeki iki silahı da yavaşça aldı elinden. “On üç yıldır bu anı bekliyordum. Ben gelmeden sıkmamışsın, dile benden ne dilersen.”

Nefesini salan Efruz tavana baktı. “Kocamı oradan indir yeter. Ve çabuk ol.”

Aydın’da dahil tüm başlar oldukça yüksek olan tavana baktığında hepsinin öfkesi ve korkusu birbirine karışmıştı. Gördükleri manzara hayatları boyunca unutulacak gibi değildi.

“Tamer, Savaş, Bulut!” diye bağırdı Binbaşı. “Çabuk. Çabuk!”

Nasıl indirecekleri hakkında bir an düşünseler de hemen harekete geçmişlerdi ki, Aydın, “Direğin ucunda kol var, onu kullanın!” diye bağırdı.  Adamlar hiç vakit kaybetmeden kolu bulmak için Adem’in hemen soluna geçti. Binbaşı, Adem’i yakasından tuttuğu gibi ayağının ucuna yatırıp sırtına bastı.

“Bir yeğeni paylaşmadık Adem seninle. Ben melek olsun diye uğraşırken sen şeytan olsun diye canını dişine taktın ama bak ben kazandım. Yeğenim için yaptıkların da çok üzdü beni ama en çok ablamın gözlerine yaş gönlüne keder düşürdün ya… Yemin ettim bir gün seni bulursam kafana sıkacağım diye.”

Yüzü çamura bulanan adam kaybettiğini kabul etmekte zorlanıyordu. Tüm ömrünü kötülüğe adamış biri için iyiliğin kazanmış olması dayanılamaz bir duyguydu. “Az veya çok, ben yapacağımı yaptım. Abim şimdi nasıl üzgündür. Ablan şimdi nasıl ağlıyordur.”

“O zaman sen de ağla.” Binbaşı adamın iki bacağına birden kurşun sıktı. Gözlerini kapatan Efruz hayatında ilk defa gözleri önünde cereyan eden olayla nefesini saldı. Kartal yavaş yavaş iniyordu. Adem direğin ucundaki kolu unutmuş olmalıydı. Unutmamış olsa dahi kullanamayacaktı. Her türlü kaybetmişti Adem.

Adem’in acı çığlıkları da kimsenin umurunda değildi. Binbaşı bir kurşun baldırına sıktı. Bir kurşun diğer baldırına. Bir kurşun beline bir kurşun sırtına ve son kurşun tam kafatasına denk geldi. “Elveda Adem,” diye mırıldandı Efruz. Zerre acımadan. Zerre merhamet etmeden. Göz ucuyla babasına baktı; yerde parçalanan bileğiyle baygın yatıyordu.

Hayatını hiç eden adama acımasızca baktı. Annesinin hayatını çöpe çeviren adama nefretle baktı. Üç çocuğunu kayıp insanlar haline getiren adama acımadı. İçine bir fahişe bırakan adama umutsuzca baktı. Şu an kimseye merhameti yoktu, sadece Kartal… Tüm iyi duyguları, tüm endişesi onun içindi.

“Cesedini yolda görürsem üzerine basıp geçeceğim, baba.” Ona o gün, kendini evden adeta attığında bu sözleri söylerken bir gün gerçek olacağını tahmin bile etmemişti. Üzerine basamayacak kadar yorgundu ruhu.

Abisinin başında beklediği Koray’a baktı. Acıyordu ona. O normal biri değildi, hiç olmamıştı. Tek adımda yanına varıp abisinin elindeki silahı almak istedi. Aydın yapma dercesine bakıyordu.

Onları bir arada tutan şey de buydu. Merhamet… Aydın istemese de verdi silahı. Parmaklarıyla sıkıca kavradı Efruz.

“Bana bak Koray,” dedi. Koray ona başını kaldırıp baktığında adamın ıslak gözlerine daha çok acıdı Efruz.

“Benimsin Efruze. Bırakma beni…”

“Sana bugün merhamet edersem, bir gün yine maraz doğacak Koray. Benim için öl! Ama en çok kendin için öl çünkü çok acınasısın.”

Kendine dönmüş acınası gözlere bakamadı. Silahın ucu adamın kalbine doğrulmuştu. Gözlerini kapatarak tek seferde, hiç acımadan tetiğe bastı. Yüreği hızlı hızlı atarken açmadı gözlerini. Silah elinden düştü. Gözyaşları göz  kapaklarını zorlarken o daha sıkı yumdu. Nefesi bir an tutuldu. Arkasını döndü. “Görmek istemiyorum onu,” dedi. Arkasındaki hareketliliği görmezden, duymazdan geldi. Yere bir metre kalan Kartal’ın bulunduğu cam fanusa ellerini yasladı.

Az önce bir adam öldürmüştü. Koray’ı öldürmüştü. Bunu unutmak, yanlış yaptığını düşünmemek için kocasına odaklandı. Yüzü kan içindeydi. Göğsünde bile kanlar vardı. Cansız yatıyordu ve şimdi tek istediği onun nefes alıyor olmasıydı. Kilitli olan kapağın anahtarı yoktu ve nerede kimse bilemezdi. Bunun için yeterli zaman da yoktu. Elinin ayasını kilitli bölgeye kapattı ve sola doğru yarım tur çevirdiğinde küçük bir ses duyuldu. Tamer ve Kılıç kapağı kaldırıp içine uzandı. İki metre uzunluğa sahip olan fanus bir metre genişliğindeydi. Tamer kolları altından tuttu, Kılıç bacaklarından.

Bir süredir tuttuğu gözyaşlarını rahat bıraktı. Onu bu hale getiren hiç kimse yaşamamalıydı. Kalbine bu hançeri sokan herkesi şimdi tekrar tekrar öldürebilirdi. Yere boylu boyunca yatırdıkları adamın yanına çöküp elini tuttu. Dudaklarına götürüp defalarca öptü. Hıçkırıkları adamların yüreğine bir bir sızıyordu.

“Yaşıyor değil mi?” dedi zorla. Kısık bir sesle. Bu cümleyi kurması hayatı boyunca unutmayacağı bir acıydı. Ellerinin arasındaki adamın sıcaklığı ve aldığı enerjiyle ağlarken kahkaha attı. “Allah’ım! Yaşıyor!”

                         🦅

Camın önünden izliyordu onu. Ağzına takılan oksijen maskesi, göğsünü kaplayan kablolar ve onların bağlı olduğu o hep kesik sinyal sesini vermesi gereken makine arasında mekik dokuyordu gözleri. O tiz sinyal sesi şu an Efruze için hayat demekti.

Bir bacağı kırıktı. Bir kolunda kırık digerinde çatlak vardı. Yüzündeki kanlar silinmiş, yerini morluklara bırakmaya başlamıştı. O yakışıklı  yüzü tanınmayacak haldeydi. Uzun süre havasız kaldığı için ciğerleri hasar görmüştü. Ama yaşıyordu. Ve yaşayacaktı. İyileşme süreci biraz uzun olacaktı belki ama Efruz’un hayatına hiç çıkmayasıya geri dönecekti.

Ellerini camdan çekip gülümsedi. O kurtulmuştu ve artık üzgün değildi. Bedensel acıları bir süre sonra geçecekti. Ailesinin doldurduğu bekleme salonuna indi. Hatice annesi hâlâ ağlıyordu; o bir anneydi ve oğlu yoğun bakımda yatarken kendini iyi hissedemiyordu. Gün öğlene kavuşmuştu ve kimse dirhem uyku uyumamıştı.

Ensar Bey bir köşede sessizce oturuyor ve derin derin de düşünüyordu. Kardeşinin nefretini kazanacak ne yapmış olduğunu umutsuzca yeniden gözden geçiriyordu. Ömrü boyunca da düşünecekti.

Adamlarına bir şeyler anlatan Binbaşı’yı es geçip pencerenin kenarına yaslanmış dışarıyı izleyen abisinin yanına yürüdü. Konuşma fırsatları olmamıştı daha önce. Karşısına geçip onun gibi pervaza yaslandı.

Aydın ona kısa bakıp manzaraya geri döndü. “Benden nefret ediyorsun.”

“Nefret ediyor olsaydım şimdi sana sarılmak istemezdim. Çok kızdım sana, ama bir süre sonra kırıldığımı anladım. Nefret değildi bendeki, kırgınlıktı. Kartal kardeşini deli gibi sakınırken senin eksik yönlerini gördüm. Sen beni hiç ama hiç korumadın.”

Başı önüne düşen adam aşağı yukarı salladı başını. “Haklısın.”

“Ama bu senin suçun değildi. Kamil gibi birinin çocukları olmak hiç birimizin suçu değil. Hepimiz büyük yaralar aldık. Battık. Çıktık. Debelendik ama boğulmadık. Yaşadığımız şeyleri unutmak zor olacak. Affetmek… Hiçbir şey olmamış gibi davranmak imkansız neredeyse.”

Aydın içinde acı gizlenen göz bebeklerini kardeşine çevirdi. Hayatımdan çık git diyecekti Efruz. Zemin hazırlıyordu.

“Kartal’dan öğrendiğim çok önemli bir şey var; Sevginin aşamayacağı hiçbir şey yokmuş. Sonuç olarak seni çok seviyorum.”

Aydın’ın gülen gözlerine o da gülümsedi. “Zaman alacak belki… belki hemen unutmayacağım, ama her şeyi tersine çevirmek senin elinde.”

Yaslandığı yerden doğruldu Aydın. “Ne yapmam gerektiğini biliyorum.”

Başını yana yatıran Efruz’un gülüşü büyüdü. “Yapma ya… neymiş?”

“Gerçek, hakkıyla ve sana yakışır abi olacağım.”

“Söz mü?”

“Söz!”

“Hemen başla o zaman.” Efruz kollarını iki yana açtığında Aydın kardeşini kolları arasına alarak saçlarına öpücükler kondurdu. Ruhundan tonlarca yük kalkmıştı Aydın’ın. Onları izleyen pek çok göz de onların mutluluğunu paylaşıyordu ama en çok Şenay Hanım…

“Çok hoş manzara,” dedi Recep Binbaşı. Abisinin kollarında dayısına döndü Efruz.

“Çok çakal bir Binbaşı görüyorum karşımda.”

“Ah yapma Efruze, sana tüm operasyonu açıklayamazdım ya.”

“Biliyordun değil mi, Adem’in olduğunu?” diye sordu Efruz.

“Elbette biliyordum.”

“Neden gizledin peki ve nasıl haberin oldu?”

“Barut lakabı çözmem de büyük rol oynadı. İzleri takip ettim. Ben bir Binbaşıyım, giremeyeceğim delik yoktur. Neden gizledim sorusu ise,” durup eniştesine baktı Binbaşı. “Eniştemi üzmek istemeyişimdi. Sen hissetmesen o hiçbir zaman bilemeyecekti. Ve şimdi oturduğu yerde vicdan muhasebesi yapmayacaktı. Adem yine sessizce ölecekti. O da kardeşinin oğluna yaptığıyla üzülmeyecekti.”

“Bilemezdim,” dedi Efruz. “Peki, abimi dahil etmek nereden geldi aklına?”

“Onu ben değil Kartal düşündü. Daha doğrusu bana; onunda bir zamanlar kaybolmaya yüz tutan, kendi gibi biri olduğunu ve sahip çıkılması gerektiğini söyledi. Bende kendi yöntemlerimi kullandım.”

Aydın bunu yeni öğreniyordu. O gece alışveriş merkezinde arabasına bindiğinde ona yaşaması için bir amaç vermişti Binbaşı. Oysa şimdi o amaca Kartal’ın önayak olduğunu öğreniyordu ve utancı katlanıyordu.

“O da o gece, on üç yıl önce bana böyle utanarak bakmıştı. Aklını kullandı ve bugün devasa biri haline geldi.”

Gizli mesajı anlayan Aydın başını sallamakla yetindi.

“Ama görüyorum ki, Aydın da o potansiyel var. Çomak ve ıssız şifreleriyle çözdüm.”

Efruz’un kocaman gülümsedi. “Çomaklı bölgesi ve ıssız yer…” diye mırıldandı. “Çok iyiydi.”

“Evet,” dedi Binbaşı. “Zekiceydi. Bölgeyi uydudan taradık.”

“Daha iyisini düşünemedim o an,” dedi Aydın. “Telefonlarımız takip/tarama altına alındı. Verilerini kopya ediyordu manyak. Bunu bile gözlemlerim sayesinde çözdüm. Yanıma adam vermesi de cabası oldu, o zaman emin oldum. Bana güvenmiyordu. Yanlarından bir bahane ile ayrılmak istedim ama buna zemin bile hazırlayamadım.”

“Tahmin edebiliyorum,” dedi Binbaşı. Efruz’a döndü. “Sen nasıl anlamadın peki, abinin bizden olduğunu?”

Efruz kibirle gülümsedi. “Kim dedi anladığımı? Helikopterden inip karşıma geçtiğinde anlamıştım.”

“Şimdi ben anlamıyorum,” dedi Aydın. “Nasıl anlayacaktı ki, gayet iyi oynadım?”

Binbaşı gülümseyerek başını sağa sola salladı. “Efruz anlatır sana nasıl anlamış.”

“Simdi değil, sorma.”

“Tamam, madem anladın neden bana artık düşman bile değiliz dedin?”

“Ne kadar dayanacaksın onu tarttım. Bence de gayet iyi oynadın.”

Aydın Efruz’a bakarken gözleri kısıldı. “Düğme neden çalışmadı Efruz? Fanusun kapağı da kendi açıldı. Neler oluyor?”

Geçiştirici bir cevap hazırlığı içinde olan Efruz, Savaş’ın, Asude diye bağırması ile ağzında son buldu çıkmayan kelimler.

Yere yığılan Asude’ye koşan ilk kendisi oldu. Yere boylu boyunca yatan kızın başına toplandıklarında Savaş onu kaldırmak için elini sırtına bıraktığında elindeki sıcak ve yapışkan sıvıyı hissetti. Elini çekip baktığında kan gördü.

“Asude…” diyerek inledi Savaş.

“Allah’ım,” diye inleyen Ensar Bey yanındaki koltuğa çöktü.

Asude’nin üzerindeki siyah hırka tüm zaman boyunca kanın görünmesini engellemişti. Savaş elinde sevdiği kadının kanını gördüğünde ve kendine geldiğinde “Doktor!!!” diye bağırmış ve kızı kollarına alıp fırlamıştı.

Asude’nin sırtında üç santim derinliğinde ceviz büyüklüğünde yara vardı. Doktorlar baktığında bunun nasıl olduğunu merak etmiş ama cevap alamamışlardı.

Tedavisi yapılıp odaya alınan Asude’nin yanına girdi Efruz. Yan yatan kızın gözleri yarı aralıktı.

“Ben… Ben mi yaptım bunu?” dedi vicdan yüklü sesiyle.

“İçindeki sürtük yaptı. Senin bir suçun yok Efruz.” Asude gülümsedi ama az sonra uykuya dalacaktı. “Bilmiyorum, o an bir şey gelmişti sırtıma. Hâlâ ne olduğunu bilmiyorum ve muhtemelen de hiç bilemeyeceğim. Senin gibi 3. gözüm yok. Üzülme geçecek.” Son sözleri ağzı içinde yuvarlandıktan sonra derin bir uykuya dalan kızı şakağından öptü.

“Güzel yürekli adamımın, asil yürekli kardeşi…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!