Keyifle okuyun…

                      🦅

Eladan yeşile çalan ve zekice parlayan gözleriyle odaya girdi Esra. Beyaz önlüğü üzerinde, gözünde incecik bir gözlükle koyu kumral saçlarını açık bırakmıştı. Uzun çenesi, pırıl pırıl buğday teni, dolgun yanakları kocaman bir gülümseme eşliğinde şekil kazandı duruşu. “Merhaba ablalarım,” dedi genç doktor.

Efruz, Asude, Selin ve Hümeysa genç doktora bakıp kaş çattılar. Tanımıyorlardı ki, ama birden ablaları olmuşlardı.

Esra Asude’ye yaklaştı. “Geçmiş olsun Asude ablacım.”

Gözlerini kırpıştıran Asude kadına gülümsedi. “Teşekkür ederim ama daha önce bir doktor bana abla dememişti. Tanışıyor muyuz?” Yan yatıyordu Asude. Sırtındaki acı dinmişti ama üzerine yatması yasaktı.

“Evet, tanışıyor muyuz?” diye tekrar etti Efruz.

Esra gülümsedi. “Hep istedim sizinle tanışmayı ama bugüne nasipmiş. Eşim Hüseyin, Kartal abi çok sever Hüseyin’i, oğlu gibi de diyebiliriz. Tabii eşim de onu çok seviyor.”

“Ah, öyle mi?” dedi Efruz yeni öğrendiği bilgiyle önce şaşırdı sonra gülümsedi. Kartal hasteneye getirildiğinde, Hüseyin bir saniye Kartal’ın yanından ayrılmamıştı.

“Pansumanını yapmaya geldim Asude abla,” dedi Esra. “Kılıç abi beni getirdi. Yani aslında bu hastanedeyim ama acildeydim, branşımı almadım henüz. Dışarıda bir abi var adı Savaş’mış. İlle de ben yapacakmışım pansumanı. Asude abla böyle olsun istermiş.”

Selin kahkaha atarken Asude gözlerini devirdi. Efruz gülüşünü sakladı ama Hümeysa’nın çenesi açıldı.

“Bu Savaş kendini ne sanıyor Asude? Onun gibi birinin böyle bir düşünceye sahip olması nasıl bir ironi? Asude böyle istermiş de miş miş. Doktorun kadını erkeği mi var Allah aşkına… Çok kızgınım şu an dışarı çıkınca ona bir kamyon dolusu sözlerimle bunu izah edeceğim.”

“Ayy,” diye cırladı Selin. “Sus ne olur Hümoş. Ona sakla lütfen.”

“Kötü bir niyeti olduğunu sanmıyorum,” dedi Asude. “Beni biliyor tabii. Ama bunu daha önce konuşmamıştık, o yüzden telaş etmiş olmalı. Sorun olmayacak. Konuşuruz.”

“E adam da haklı, nereden bilebilir,” dedi Efruz. “Elini bile tutturmuyor ki doktorun erkeği kadını olmaz akıl etsin, normal yani.”

Savaş’ın elini tuttuğu an aniden zihninde yer bulup kayboldu. “Evet Efruz, o da doğru.”

Esra Asude’nin elinden tutarak oturur vaziyete getirdi. Hastane kıyafetinin arkasındaki cırt cırtları açtı. Tam iki küreği arasındaki bandajı açmaya girişti.

“Duydum ve çok üzüldüm Efruze abla. Kartal abi bizim için çok başka çok kıymetli biri. Onu çok severiz. Hayatımızı ona borçluyuz.”

Dudağını büktü Efruz. “Öyle mi? Nasıl?”

Esra işine odaklıydı ama bu konuşmasına engel değildi. Hümeysa geri çekilmişti ama Selin ve Efruz, Asude’nin sırtındaki yaralı bölgeyi görüyordu. Dikiş atılmıştı. Etrafı morarmıştı. Ceviz kadar büyük yara elma kadar morlukla çevrelenmişti.

“Kartal abi sayesinde okuduk. Eşim onun sayesinde şimdi kariyer sahibi bir cerrah olma yolunda. Ben de olacağım elbette. Kartal abi, kimi kimsesi olmayan veya okumaya gücü yetmeyen binlerce kişinin kanatsız meleğidir. Onun okutup meslek sahibi yaptıklarını saymıyorum bile. Hâlâ yüzlerce öğrenci meslek sahibi olma yolunda ilerliyor. Bizi nasıl buluyor bilmiyoruz. Başımız dara düşünce uçarak geliyor gibiydi. Yurttan ayrılmak zorunda kalmıştım. Ailem bana para gönderemiyordu. Annem el işi yapardı. Babam da inşaat ustasıydı. Ve tek çocukları ben de değildim. Sonra birden yurt ücretleri ödenir oldu. Hesaplarımızın içi para doldu. O asla övünmez ama her şey de gizli kalmaz. Kulaktan kulağa duyulurdu o olduğu. Eşimle tıp fakültesinin son senesi tanıştık. Hüseyin son senesindeydi daha doğrusu, kıdemli asistandı. Ben birinci sınıf. O da Kartal abiden nasibini almıştı tabii. Bir müddet sonra hocam oldu, sonra kocam…” dediğinde kızlar hafifçe kıkırdamıştı.

Efruz’un yüzünde beliren gülümseme ise kocasının sözlerine aitti. “Evet, işimi kumar parasıyla kurdum ama diyetini hâlâ ödüyorum.” Bu sözler daha onu ilk tanıdığı zamanlara aitti.

Esra bandajı kapatıp Asude’nin kıyafetinin düzeltti. “Gece yine gelir bakarım abla. Hüseyin ile gece nöbetteyiz, buralarda olacağım. Gayet iyi görünüyor. Ama bu nasıl oldu? Bıçak darbesi gibi. Allah’tan o her ne ise iki kaburga kemiğinin arasına denk gelmiş, kemiğe gelse kırabilirmiş ya da kemiğe ciddi zarar verirmiş.”

Ah bir bilselerdi… “Düştüm. Ayağım kayınca arkamda ne olduğunu bile bilmiyorum, sonuç oldu böyle.”

“Öyle ise öyledir,” dedi Esra. “Sizi tanımak güzeldi. Yine görüşürüz ama hastane dışında olur inşAllah.”

“Seni tanımakta güzeldi Esra. Görüşürüz tabii ki neden olmasın. Bir ara hep beraber yemek yer kahve içeriz.” Efruz sevgiyle baktı kadına.

Esra, Kartal abisinin kendine benzer bir eşle evlenmiş olduğunu fark edince sevindi ve kocaman gülümsedi. “Çok mutlu olurum.”

Esra odadan çıkarken Savaş’ın sesi duyuldu kapı eşiğinden. “Gelebilir miyim?”

“Nasıl da kibar, iyi eğitiyorsun bunu Asude,” dedi Hümeysa.

Asude gülümseyerek sus işareti yaparken örtüyü üzerine çekti. Efruz’un başına doladığı şalıyla artık hazırdı. “Gel Savaş,” dedi Efruz. “Biz de çıkalım. Ben de kanadı kırık karizmama bakayım.”

Yan uzanan Asude, Savaş’a bakarken kızlarda odadan çıkıyordu. Kapı kapanınca Savaş Asude’nin yanı başına geldi. Hemen yanındaki koltuğa oturdu. “Sen var ya Asude aklımı aldın kızım. Madem yaralısın neden bir şey demiyorsun?” Savaş ciddi bir tonda çıkışıyordu Asude’ye.

“O karmaşada sırtım ağrıyor diyemezdim Savaş. Bu kadar ciddi olduğunu dahi anlamadım ki hem.”

Kıza bakan Savaş gözlerini hüsranla kapattı. Elindeki kan aklına geldikçe deliriyordu. “Elime kanın bulaştı Asude. Bir de üstüne bayıldın. Aklımı kaçıracaktım. Bana da acı.”

Asude sağ elini başının altına bırakıp gülümsedi. “Kıyamam, çok mu korktun sen…” dedi yarı alay dolu sesiyle.

Ters ters baktı Savaş. “Alay mı ediyorsun?”

“Evet,” dedi Asude kahkaha atarken. “Abartma Savaş, küçük bir yara. Seni duyan da sırtıma kurşun yedim zanneder. Gördüğün üzere turp gibiyim.”

Savaş kıza içli içli bakıp eline uzandı. “Bir de bana sorsan… nasıl yandı içim.” Parmakları Asude’nin parmaklarına değince, kız sahte bir öfkeyle baktı ve ardından adamın eline vurdu. “Noluyoruz Savaş! Ne bu fırsatçılık…”

Adamın gözleri hızla açıldı ve kızı anlamak ister gibi baktı. “Ama…”

“Ama o zaman öyle gelişti. Bu, her canın isteyince elimi tutacaksın anlamına gelmiyor.” Asude kahkaha atmamak için direniyordu. Çocuk gibi mahsundu Savaş.

Adam kızın yüzündeki eğlenen ifadeyi görünce gözlerini kıstı. “Öyle mi?”

“Öyle canım.”

“Bende babana gidiyorum şimdi. Diyorum ki; Ensar baba kıy nikahı bitsin bu çile. Gör bak yapmıyor muyum…” Savaş’ın meydan okuyan bakışlarına kendi şaşkın bakışları eşlik etti.

“Saçmalama Savaş. Daha neler… şimdi zamanı mı?”

“İşine geldiği gibiyiz Asude Hanım.” Savaş gülerek başını iki yana salladı. Asude yorgun gözlerini kapadı. “Çocuktan betersin Savaş. Uykum geliyor yine.”

“Uyu bakalım… nasılsa dönecek bu devran…”

                                🦅

Tekrar camın önüne gelen Efruz, Kılıç ile karşılaştı. Elleri cebinde omuzlarını dik tutmaya çalışan adam kederle can dostunu izliyordu.

“Rahatla artık.”

Kılıç, Efruz’a dönüp tekrar Kartal’a baktı. “Onu hiç bu şekilde görmemiştim. Operasyonlarda birkaç yarası olmuştu ama bu çok başka. Bu görüntü bana çok yabancı.”

“Sen bir de benim yüreğime sor,” dedi Efruz, adama yan gözle baktı. “Ona ne oldu?” diye sordu. Kılıç kimden bahsettiğini biliyordu. Kamil’i soruyordu.

“Boş ver Efruze. Hiç dünyaya gelmemiş gibi yapalım. Bir daha hiç konuşmayalım.” Kamil’in bedenini kevgire çevirdiğini hiç bilmesindi Efruz.

“Onu sormuyorum, hâlâ nefes almıyordur İnşAllah.”

“Hayır.”

Hiç bir duygu hissetmeyen kadın konuyu değiştirdi. “Peki, o zaman diğer mesele ne oldu?”

Kılıç Efruz’a döndü. “O tamam. Kun ve Cemile abla benim eve geçtiler. Hai burada zaten. Gitmesi gerektiğinde benim eve geçecek. Eşyaları alındı evden.” Kılıç kocaman sırıttı. “Evin tanımaz halde. Kocan uyanınca ne diyeceksin ona?”

“Dekorunu beğenmemiştim derim belki.”

Kılıç kahkaha attı. “Duvardaki izler peki? Alçıların durumu perişan. Evde harp çıkmış gibi. Tek bir eşya bile sağlam değil. Çok pahalı kadınsın be Efruze.”

Efruz gülümseyerek omuz silkti. “Kocamın canı sağ olsun.”

“Olsun ya… Ev sizin olsun ben zaten Selin’e taşınıyorum. Bana da gün doğdu.”

Adama bakan Efruz’un gözleri kısıldı. “Çok çakalsın.”

“EyvAllah. Ha bu arada abin tarafımdan ucuz yırttı ama yine de onu bir süre görmesem mutlu olurum. Daha sinirim geçmedi. Binbaşı hepimizi oyuna getirdi.”

“Beni getiremedi ama. Abim yanıma geldiğinde biliyordum ben.”

“Ona şüphe etmiyorum bak. Dün gece olanlardan sonra,” dedi Kılıç, kadının önünde reverans yaptı. “Büyüksün bacım.”

                             🦅

Bir Hafta Sonra…

Saatler önce odaya alınmıştı. Artık uyanmasında bir sakınca olmadığına karar veren doktorlar ilacı kesmişti. Kolunda ve bacağında alçı vardı. Çatlak kolu ise bandajlıydı. Yüzündeki yaralar kapanmıştı ama morluklar kendini sarı gölgelere bırakmıştı. Sakalları uzamıştı. Efruz onu ilk defa sakallarıyla görüyordu. Azıcık bile uzatmazdı ki hiç. Ve Kartal yeni yılı uykusunda karşılamıştı. Fırtınalı seneyi arkalarında bırakmışlardı. Yepyeni bir yıl onları bekliyordu.

Siyah kotunun üzerine giydiği kırmızı, ince balıkçıl yaka kazağıyla özel odanın içindeki koltukta bacak bacak üzerine atmış elindeki tablete bakıyordu. Kulağındaki kulaklıktan gelen sese de arada cevap veriyordu. Kılıç ile birlikte evin ne durumda olduğuna bakmak ve Payidar’ın yemeğini vermek için uğramıştı Selin.

“Aksesuar bakıyorum şu an. Birkaç tane sipariş ettim.”

Selin onun evinin içinde sağa sola dönüp duruyordu. Duvarlar tamir ediliyordu, boyaları yeniden yapılmaya başlanmıştı. Evdeki tüm eşyalar boşaltılmıştı. Kartal’ın çalışma odasındaki kitaplar hariç. Mobilyalar ise artık yoktu. Mutfakta zaten sağlam bir cam parçası dahi kalmamıştı. Camlar ışık hızıyla yeniden takılmıştı.

Ev sanki daha önce kimse yaşamamış gibiydi. Şimdi sadece yeni taşınacak insanları bekliyordu ve daha pek çok işi var gibi göründü Selin’e.

“Salon için ne seçtin?”

Salon için seçtiği takımı açtı önündeki tabletten. “Beyazdan vazgeçemiyorum. Beyaz ve sade koltuklar seçtim. Klasik tercihim değil, rahatıma düşkünüm. Modern tarzda ve fon perdeler gümüş renginde. Gri ve beyaz hakimi olacak. Arka salon için koyu kahve tercih ettim. Halılar da onlara uygun olacak tabii. Ah antika bir sehpa da aldım, arka salon için. Tablolar için bir şey yapmadım, onu Kartal’la bakarız.”

Efruz’u dinlerken mutfağa giren Selin’in omuzları indi. “Efruz mutfağın bomboş! Dolap kapakların kırık.”

Efruz kıkırdadı. “Hepsi sipariş edildi. Birkaç güne gelir büyük ihtimalle. Yemek odası da yakında gelecek, muhtemelen orada olamayacağım. 12 kişilik ama özel tasarım, katlanan açılan ekleri var. Artık kalabalık bir aileyiz. Maaile tarzında. Ahşap görünüme yakın, koyu krem renginde.”

“Ya yatak odan?”

“A bak orası çok önemliydi.”

Selin kahkaha attı. “Ne aldın ya…”

“Çık bak!” dedi Efruz. Selin asansöre yürüdü. “Bak merak ettim şimdi.”

“Kocam duysa o bile çıldırır Selin.”

Odanın açık kapısından içeri sızdı Selin. Gözleri parladı kadının. “Aman Allah’ım…”

Bir duvarını tamamen siyah camla kaplatmıştı. Işıl ışıldı duvar. Tam önüne bırakılan yatağın çıkık kırmızı mobilyası da parlıyordu. Koyu meşe aynalık vardı sadece odada. Gelmeyen pek çok eşya olduğu acıktı.

“Siyah yatak mı? Bayıldım kızım ne kadar da göze hitap ediyor. Eski haliyle uzaktan yakında alakası yok.”

“Bence de öyle… hayata yeni başlıyoruz Selin.”

Kartal’a göz attı Efruz. Kendine bakan yorgun kara gözlerle kendi grileri açıldı. Kucağındaki tableti kenara fırlatıp kulaklığı kendinden söküp attı. Ayağa kalkarken çok ama çok aceleciydi.

Damar yolunun takılı olduğu, çatlak olan kolundaki elini sıkıca tuttu Efruz. Gözleri dolu dolu gülümsedi. “Uyandın!” Adamın elini dudaklarına götürüp öptü. Kartal ona öylece sessiz bakıyordu. En son uyuduğu yer ve uyandığı konumun analizi anında ışık hızında geçti aklından. “Efruz…” Zor çıkıyordu sesi. Günlerdir tek kelime etmemiş, kendinden habersizce uyumuştu ve boğazı kupkuruydu.

“Sen… iyisin…”

Açık saçlarını geriye iterken Kartal’a eğilip dudaklarına kendi dudaklarını bastırdı. Minicik bir kıpırtı hissetti Efruz. Geriye hızla çekilip gülümsedi. Elini adamın yanağına bıraktı. “Sen mükemmel bir adamsın. Ben nasıl iyi olmam. Ama şimdi yorulma. Ben doktoru çağırmaya gidiyorum.”

Geri çekildiğinde Kartal elini bırakmadı. Güçsüzce tuttu kadının parmaklarını. Efruz geri dönüp adama baktı.

“Kırmızı…”

Efruz kazağına bakıp gülümseyerek kocasına döndü. “Artık tek başına bir kadın yaşıyor içimde. O her rengi seviyor ama en çok gözlerindeki karayı seviyor.” Kartal anlamadı. Efruz da zorlamadı. Geri dönüp adamın sol gözünün yanına dudaklarını bastırıp çekti. Milimle yakın duran karı koca birbirine bakıyordu. “En çok siyahını sevmişim. En çok siyah…”

                                   🦅

Oturduğu yatağında sevdiği insanlara bakıyordu. Kendine gelmesi zaman almıştı ama şimdi eskisi kadar olmasa da daha iyi hissediyordu. Kolundaki alçıdan hoşlanmamış, ama bacağındakinden nefret etmişti. Annesi hâlâ usul usul ağlıyordu. Arada gözyaşlarını siliyor, oğluna baktıkça yine ağlıyordu. Babası daha dik duruyordu ama oğluna ciğeri sızlıyordu. Anne baba olmanın özelliğini sonuna kadar yaşıyordu Ensar Bey ve Hatice Hanım.

“Dayım nerede?” diye sordu Kartal. Onu görememişti ve başına bir şey gelmiş olma ihtimali korkuttu bir anda.

“Ankara’da,” dedi Tamer. “Ankara’dan çağrıldı.”

İnanmalı mıydı Kartal? “Neden?” diye sordu yine de.

“Bizim Binbaşı oldu sana Yarbay,” dedi Kılıç. Genişçe sırttı. “Tüm işleri Efruze halletti ama terfi alan Binbaşı oldu.”

Yatağın ucunda oturan Efruz’a baktı Kartal. Kaşları çatıldı ve anlamadığını ifade eden sessizliği hüküm sürdü odada.

“Biz çıkalım dünürüm,” dedi Şenay Hanım. “Oğlumuz iyi bak. Gel hava alalım haydi.” Hatice Hanım dünürünü onaylayıp Ensar Bey ile üçü çıktı odadan. Anlatılacak şeyleri tekrar tekrar yaşamak dokunacaktı onlara.

Onlar çıkınca Kartal’ın yanına oturdu Efruz. Efruz kollarını adamın alçılı olan kolunu, adamın kaslarının üzerine sardı dikkatlice.  Asude’de de abisinin diğer yanına oturdu. Selin, Erva ve Hai de koltukta oturuyordu sol taraflarında.

Tamer omzunu duvara vermiş, elleri cebindeydi. Kılıç yatağın ucundaki sete kollarını vermiş dostuna bakıyordu. Savaş hemen Tamer’in yanında tıpkı onun gibi ayakta bekliyordu. Metehan, Bulut ve Harun da yoldaydı. Az sonra geleceklerdi ki, kapı açıldı ve içeri girdiler.

“Amma uykucu çıktın Kartal,” diyen Harun’un gözleri yaramazlıktan uzak mutlulukla bakıyordu. “Geçmiş oldu.”

“EyvAllah dostum,” dedi Kartal.

Metehan cebinden kalem çıkarttı. Kaşları havaya kalkıp kalkıp iniyordu. “İmza atmadan bırakmam, bir daha nasip olmayacak ya. İçimde kalmasın.” Adamın şımarık tavrı odadaki herkesi güldürmüştü. Bacağındaki alçıyı hedef alırken Kartal yüzünü buruşturdu. “Kalkınca seninkini de ben kırıp aynen sana böyle yapacağım Metehan.”

Metehan dostuna bakıp acı bir gülüş attı. “Senin canın sağ olsun, benim kolum sana feda…”

Kartal kendini gülümsemekten alamadı. Bulut’ta bir imza attı ve “Topal Kartal, bugünü de gördük ya,” dedi dostuna göz kırparak. Kartal ona da gülümsedi ve Kılıç’a döndü, ardından koluna dolanmış karısına baktı. “Ne oldu?”

Odadakiler birbirine bakıyordu ama Efruz kocasının kara gözlerine kilitlenmişti. “Hiç ya. Evi biraz dağıttım sadece.”

Asude kahkaha attı. “Abi evi başımıza geçirdi.”

Kartal kardeşine döndü. “Ne? O da ne demek?”

“Tüm eğlenceyi kaçırdın be oğlum,” dedi Harun. “Efruze eve gelmeyen kocasının hıncını evden çıkarttı.”

“Taş üstünde taş bırakmadı,” dedi Tamer. “Ya da ev üstünde ev…”

“O camlar nasıl patladı ya. Hâlâ nasıl canlı çıktık o evden bilemiyorum,” dedi Metehan.

“Havuzun suyuna ne demeli?” dedi Bulut. “O su eve nasıl girdi?”

“Eşyaların duvarlara çarpması…” Gözleri Asude’ye kaydı. “Ama en çok yârime çarpması…”

Kartal hızla Asude’ye döndü. Asude hem utandı hem de göz devirdi. “İyiyim bak! Bir şeyim yok.”

Kılıç sıranın kendine gelmesiyle dostuna baktı. “Efruze o kadar güçlü bir kadın ki, kendini seven adama inandı ve kazandı. Seni de bize kazandırdı.”

Gözlerinin karası aşkla parladı ve kurşunileri buldu. “Hiçbir şey anlamadım ama gözlerin bile farklı bakıyor Efruz. Ne oldu sana?”

“Özüne döndü,” dedi Erva. Kartal baldızına çevirdi başını. Karısının kahve gözlü kopyasına. Tekrar Efruz’a döndüğünde gülümsedi. Efruz’u alnından öperken gözlerini kapattı Efruz. Asude onlara bakarken iç çekti.

“Gerçek aşk.” Başını abisinin omzuna yasladı. Kartal dönüp kardeşini de başından öptükten sonra arkadaşlarına döndü.

“Çok uyumuşum, uykumda yok. Çay istiyorum önce. Sonra bana neler oldu tek tek anlatacaksınız. Ama anlıyorum ki çok şey kaçırmışım.”

Harun elini havada salladı. “Ne sen sor ne biz anlatalım. Karın tek başına bizim Türk Ordusuna bedel.”

“Abartma, daha hiçbir şey de yapmamıştım. Sadece size kapıyı açtım. Bizi bulduysanız abime dua edelim.”

Kılıç yüzünü buruşturdu. “O konuya girmesek…”

“Of,” dedi Kartal. “Baştan baştan.”

                                🦅

Bir saate yakın bir süre tek tek her biri dahil olarak tüm yaşananları anlatmışlardı. Efruz için geçen bir hafta kendini iyi hissetmesine yaramıştı. Yüzünde herhangi bir pişmanlık, yaşadığı geçmiş yılların hüznü barınmıyordu. Kartal ona baktıkça başka bir kadın görüyordu karşısında. Soğuk kanlı, daha sakin, daha canlı ve uyumlu… gözlerindeki dinginlik ise en şaşırtıcı olandı.

Onun kadını hep telaşlı, ürkek ve karışık biriydi. Şimdi bu Efruz başka biri gibiydi.

Minicik karnıyla kapıdan giren Hümeysa ve ardından gelen Erdal’da Harun’un uzattığı kalemi alıp alçıya imza attılar.

“Ay bu ilk alçı imzam olacak, çok heyecan yaptım.” Hümeysa kalemi havada salladı. Yüzündeki neşe hiçbir zaman eksik olmuyordu ve o cıvıl cıvıl sesiyle etrafındaki herkese kendinden bir şeyler veriyordu. Selin bile gülümsemişti.

“Umarın son olur,” dedi Erva.

“Elbette son olacak. Allah korusun hepimizi. En sevdiğim enişteme en güzel imzayı atacağım. Hak etti. Bizim deli kızı kadın etti. İçinde ne varsa aldı götürdü. Gerçi geriye bir harabe kaldı ama olsun. Kartal Sipahi’ye dokunmaz. Dokunmaz değil mi enişteciğim?” Kartal’a içinde muzur parıltılar olan gözlerle bakıp gözlerini kırpıştırdı.

Kartal’ın gülüşü büyüdü. “Efruz’dan gelen hiçbir şey dokunmaz eniştene.” Yanında oturan kadının saçlarından öptü.

“Kızımın harika bir eniştesi var, teyzesi çok şanslı. Atıyorum o zaman imzayı.”

“At artık Allah aşkına Hümeysa,” dedi Selin. “Sanki borç senedine imza atıyorsun. Elin bir varmadı. Çenen düştü yine hoş o hep düşük.”

Hümeysa Selin’e omuz silkti. İmzasını da attı.

“Beni enişte yerine koyan yok Selin. Bırak bırak…” dedi Kılıç.

Hümeysa Kılıç’a döndü. “Ay sen alındın mı, iki  numaralı vampir enişte?”

Kılıç genç kadına yalancı bir hüsranla baktı. Çok konuşmasına bile alışmıştı onun. Konuşurken nefes almamasına, sürekli uzun cümleler kurmasına.

“Ah… sevgilisi eniştelerim; sizin hakkınızı nasıl öderim ben. Siz ki bu iki saçma kadını tabiri caizse adam ettiniz. Siz olmasınız bunlar ne evlenir ne de düzgün düşünürdü. İkisini birbirine vursak küçük dağ çıkardı bunlardan. Pamuk oldular, pamuk.”

Efruz kahkaha attı ama Selin gözlerini devirdi. “Şimdi de enişte köylü oldu. Sattı bizi. Madalya da tak eniştelerine istersen,” dedi Selin.

“Erdal,” dedi Hümeysa. Erdal suratındaki eğlenen ifadeyle karısına döndü. “Söyle canım.”

“Eniştelerime birer gümüş madalya yaptıralım.”

“Olur, karıcığım. Yaptıralım.”

“Bir dakika, neden gümüş? Altın olacaktı o,” dedi Kılıç.

Hümeysa başını omzu üzerine yatırıp gülümsedi. “O da teyze olduğumda artık. Çocuk şart!”

Beyler kahkaha atarken Kılıç da ensesini kaşıyıp Selin’e tattı bakışlar attı. Kadının kendine gülümsemesine göz kırptı.

“Öyle yani.”

                               🦅

Sükunetin hakim olduğu odada gecenin ‘ben geldim’ diyen karanlığına çok şükür kavuşmuşlardı. Işığı kısıp gözleri kapalı olan kocasının yanına yaklaştı. Sağ kolu bilekten dirseğine kadar alçıya alınmıştı. Yine sağ bacağı ayağından diz kapağının üzerine kadar alçı içindeydi. Sol kolu bileğinden dirseğine yakın bölgeye kadar bandajlıydı. Kartal istese yan bile dönemezdi.

Ona baktıkça yaptığı pek çok şeyin az olduğunu düşünüyordu. Tekrar tekrar o güne dönmek ve tırnaklarıyla paramparça etmek istiyordu, önüne kim çıkmışsa. Koray’ın, kocasına zerre kadar acımadan bedenine uyguladığı şiddeti aklı almıyordu ama şaşırmıyordu da. Bir anda gelen öfke patlamaları ve kıskançlığıyla o ruh hastasının bunu yapması şaşılacak bir şey değildi.

Kapının tıklanıp açılmasıyla Efruz kapı tarafına döndü. Kartal gözlerini açmıştı. Kısık ışık kimin geldiğini görmelerine yardımcı oluyordu. Doktor Hüseyin’le eşi Doktor Esra, güler yüzleriyle odaya sessizce girmişti.

“Rahatsız etmiyoruz ya,” dedi Hüseyin.

“Tabii ki hayır Hüseyin,” dedi Efruz. Eli ışık düğmesine gitti ve az önce kararttığı odayı tekrar aydınlattı.

“E… şey biz düşündük ki,” dedi Esra.

“Ne?” dedi Efruz. Kartal da genç karı kocaya bakıyordu. Hüseyin Kartal’ın durumuyla yakinen ilgilenmiş, kimseye bırakmamıştı onu. Esra da kadınları gelip gidip yanlarında olduklarını anlatmaya, her isteklerini yerine getirmeye canla başla uğraşmıştı.

Esra ve Hüseyin birbirlerine bakıp tekrar kapıya yöneldiler. Kartal ve Efruz da birbirine bakıp ne oluyor dercesine dudak bükmüştü. Birkaç saniye sonra kapıdan içeri bir hastane yatağı usul usul girmişti.

Efruz başını sağa sola sallayıp gülümseyerek kocasına döndüğünde aynı gülüş Kartal’dan ona gelmişti.

Kartal’ın hemen soluna yerleştirip bıraktılar yatağı. Üzerinde de ince bir battaniye vardı.

“Ablacım günlerdir doğru düzgün uyumuyorsun. Koltukta yatmana gönlümüz el vermedi. Abimi de bırakıp gitmiyorsun… Hüseyin ile düşündük ki çok sevdiğin adamın yanında rahat uyu.”

Efruz düşünceli karı kocaya bakıp kocaman gülümsedi. Esra’ya iki adım atarak sıkıca sarıldı. “Çok teşekkür ederim ablacım. Gerçekten de çok ince düşünmüşsün.”

Esra hafifçe utanarak geriye çekildi. “Rica ederiz.”

“Abimin bizde hakkı çok büyük. Elimizden ne gelirse yaparız. Teşekküre hacet yok Efruze Hanım,” dedi Hüseyin.

“Efruze diyebilirsin Hüseyin. İstersen de yenge… ve sorma abinin bende de hakkı çok büyük.”

“Abartmalara doyamıyorsunuz.” Kartal göz devirdi.

Hüseyin gülümseyerek kolunu Esra’nın omzuna dolayıp kendine çekti. Kocasının kolları altına giren kadın da ona sokuldu. “O kadar abartacağız ki, bir gün bir oğlumuz olursa adını Kartal koyacağız.”

“Bak o olur. Kirvesi de olurum.” Gençlere bakıp gülümsedi Kartal.

“Hemen de kibirlendi bakınız. Hayır da demiyor.” Efruz kocasına bakıp sahte bir kibirle konuştu. “Tamamen iyileşmiş doktor bey. Ne zaman eve gidebiliriz?” Henüz gidilecek bir evleri olmadığını Kartal biliyordu ama sadece tahminlerle. Gerçeği de göremeyecekti.

“Birkaç gün daha buradasınız. Sonrasına bakacağız,” dedi Hüseyin. “Evet, biz gidelim. Acil bir şey olursa butona basın yeter. Hemen geliriz. Gece gelen olmasın diye uyaracağım. Oldukça iyi görünüyorsun abi. Hayırlı geceleriniz olsun.”

“İyi geceler.” Esra da son sözünü söyleyince Efruz tekrar teşekkür etti ve odada artık yapayalnız kaldılar.

Işığı tekrar kısıp elleri belinde kocasına döndü. Birbirilerine gülümseyerek bakıyorlardı.

“Hiç eve gitmedin mi?”

Efruz kendi için getirilen yatağın yanına ulaşıp iterek kocasının yatağına sabitledi. “Ev yoktu ki.” Küçük bir kahkaha atmayı da ihmal etmedi. “Olsa da içinde kocam yoktu. Evde ne işim vardı.” Ayakkabılarını çıkarıp yatağa uzandı. Başını Kartal’a çevirdi. Elini başının altına bıraktı. Kımıldayamayan adam ona başını çevirdi. Çatlak olan kolunu kaldırıp yerleşmesi için kadına alan açtı. Sessiz çağrıya uyan Efruz başını Kartal’ın omzuna yasladı. Gözleri huzurla kapandı. Bu histen mahrum kalacak olması korkusu yine belirdi ama çabuk attı üzerinden. Yanındaydı. Ve hep yanında olacaktı. Saçlarına bırakılan eşsiz öpücükler ve altında bulunduğu kol ona bir ömür yeterdi.

“İnanmakta zorluk çekiyorum.”

“Hangisine?” dedi Efruz. “O kadar çok şey oldu ki.”

“Baban ve amcam… bunlar beni şaşırtmadı ama sana olanlar… yaptıkların… ve o karmaşanın içinde bana olan güvenin-ki ben o anı hatırlamıyorum- olmasa bugün yaşamıyor bile olabilirdim.”

Elini Kartal’ın kalbinin üzerinde gezdirdi Efruz. Gözleri açıktı. Karanlıkta boşluğu izliyordu. “Bana olanlar … benim için gerçekten acı. Kendime acıyorum şimdi ama bu acıma geçen yıllarıma ait. Nasıl bir çelişkinin içinde yaşadığımı yeni fark ediyorum. Bir yanım ölü denizmiş bir yanım karadeniz gibi hırçın. Hangisi olduğumu bilemeden geçen yıllarım… Evet, güzel yaşadım, inkar etmiyorum ama o iç huzurum hiç olmamıştı.”

Tavanı izleyen adam elinin altındaki teni usul usul okşuyordu. Kırmızı kazağın içindeki kadına inanamıyordu. “Katil olmanı hele ki Koray… bunu asla istemezdim. Buna nasıl cesaret ettiğini bile düşünemiyorum. İçinden ne çıktı bilmiyorum ama değişik bir sen bırakmış geriye.”

“Gözlerimi bile kırpmadım demek isterdim ama gözlerimi bile açmadan kalbine hedef aldım. Koray hayatta öldüreceğim tek insandı belki de.”

Demir çubuklarla kendine acımadan vuran Koray’dan hiç bahsetmeyecekti Kartal. Onca şeyin ve en çok Efruz’un elinden alınmasının-onun olmadığı halde- acısını çıkarır gibi vurmuştu Koray. O anlarda Kartal’ın tek düşündüğü kendine bir şey olursa Efruz’un Koray’ın gazabına uğrayacak olmasıydı. Bu, bedenine saplanan her acıdan daha da acıydı, o an. Unutmak ister gibi gözlerini sıkıca yumarak nefesini tazeledi Kartal.

“En kötü yanı ne biliyor musun Efruz?”

“Ne?”

“Uzun süre bebek yapamayacak olmamız.” Kartal’ın sindiremediği gülüşüyle göğsü hareketlendi. Efruz’un kahkahası dünyanın en tatlı melodisi gibi odayı doldurdu ama en çok Kartal’ın kalbini. Bu gülüş her şeye değerdi.

“Bak şimdi bir de kırmızılar giyiyorsun. Aklıma zararlısın.”

Dirseği üzerinde doğruldu Efruz. Hâlâ gülümsüyordu. “Sen bir de yeni yatak odamızı görsen…”

Karanlıkta birbirine bakan ikiliden kaşlarını çatan Kartal oldu. “Nasıl yani?”

“Her yer kırmızı ve siyah. Sen ve ben gibi….”

Sağlam bacağını hareket ettiren adam yerinden o an kalkmak ister gibiydi. “Desene beşiz garanti,” dedi büyükçe ve haince sırıtıp.

“Beşiz mi? İnsan taşıyacak onu, ne beşizi…”

“Ne zaman bitecekmiş tadilat? Keşke o halini görebilseydim. Hep içimde kalacak.”

Durgunlaşan kadının gülüşü söndü. “Keşke Koray sana bunları yaparken görebilseydim. Hep içimde kalacak. Ona daha acımasız bir ölümü layık görebilirdim.”

Kadının başının arkasına yasladığı eliyle onu kendine yaklaştırıp dudaklarına sokuldu Kartal. Masum dokunuşlar içinde şükür barındırıyordu. Kadının gözleri içine baktı.

“Çok geç kalmışım. Özür dilerim. Keşke seni daha önce tanısaydım Kurşuni.”

🦅

“Aç oğlum ağzını.”

Elinde kocaman bir kase olan annesine içli içli bakıyordu Kartal. “Tokum diyorum ya anne,” dedi inandırmak istercesine. İçmek istemiyordu. Tadını beğenmemişti. Yeterince güçlü bir adamdı. Onu da içmeyiversindi.

Hastaneden çıkalı üç koca saat geçmişti ve annesi engin bilgisiyle peşinde geziyordu. Oturduğu tekerlekli sandalyeden de kımıldayamıyordu.

“Tam on iki saat kaynattım ben bunu. Oğlumun kemikleri çabuk iyileşsin diye. İçeceksin Kartal.” Hatice Hanım içirmeye ant içmişti. Kartal, kemik suyundan yapılan çorbayı içecekti.

“Yemek yiyorum ya. Onlar işe yaramıyor mu?” Hâlâ kurtulmak için şansını deniyordu. Annesinin yüzü biraz olsun gülüyordu ve onu üzmek istemiyordu. Kadının dünyadaki imtihanı gibi hissediyordu kendini. Nazlanmakta da geri durmuyordu ama.

“Ver anneciğim,” dedi o ses. Elinden zehir olsa içeceği kadının o efsunlu sesi. Yeşil bluzu ve açık krem kalem eteğiyle içilesi olan kadını gibi göründü gözüne.

“Al kızım.” Hatice Hanım kaseyi gelinine uzattı. Oğlunun karşısından kalktı ve yerine Efruz oturdu. Kocasına sert bakan kadın tane tane vurgu yaparak konuştu. “Hedefe giden yol kemik suyundan geçiyor Sipahi. Bu çorba içilecek. Hem de iyileşene kadar…”

Kartal’ın kaşları havalandı. “Diyosun… ver o zaman.”

“Nankör evlat!” dedi Hatice Hanım. Efruz ve Kartal kadına döndü. Efruz alt dudağını ısırıp gülüşünü gizledi.

“Gelinime dua et sen. Yoksa tependen içerdin çorbayı. İçir kızım sen. Ben gidiyorum. Biraz daha kemik suyu atacağım ocağa.”

Gülüşü yüzünde gizli tek gözü muzırca kapalıydı Kartal’ın. “Annemle aramı bozdun, hain gelin.”

“Hadi oradan,” diyen Efruz ilk kaşığı vermişti adamın ağzına. “Hedefi duyunca gözleri parlayan da bendim.” İkinci kaşıkta sahibi bulmuştu. Tadı damağına yapışan adam beğenmediği tatla yüzünü bile buruşturmadı.

“Anneme naz yapıyorum ama sana neden yapamıyorum?”

“Çünkü ben annen değilim.”

“Ama sen bana yapıyorsun.”

“Çünkü sen benim kocamsın. Senden başka kime yapacağım? Evlatları anneler, kadınları da eşleri çeker.” Bir kaşık daha verdi adama.

“Çekerim, çekilmeyecek gibi değilsin. Şu renklerinle daha güzel mi oldun ne?”

Efruz gülümsedi. “Değil mi? Ben de yeni tarzıma bayıldım.”

“Ben sana hep baygınım. Ne olacak benim bu halim Efruz?”

Bir kaşık daha verdi Efruz. “Ne varmış halinde?”

“Viran olmuşum Efruz diye daha ne olacak…”

“Eee…. Olacak o kadar kocacığım. Bende itiraf ediyorum ki, kanatlarını pek beğendim. Altında huzurla yaşayabilirim.”

Kartal kahkaha attı. “Kanatlarımın altında?” dedi ima ile.

Efruz göz devirip bir kaşık daha verdi. “Sorunu başa saralım. Cidden ne olacak senin bu doymaz halin?”

“Bana mı soruyorsun, o senin işin.”

Son kaşığı da adamın ağzına tıkıp gözlerini kırpıştırarak gülümsedi Efruz. “Sen gerçek bir aşıksın. Ve bir tek benim aşığımsın.”

“Kesinlikle öyleyim. Bir tek sen… hep sen…”

Kaseyi masaya bırakıp ayağa kalktı. Adamın dudakları yanına öpücüğünü kondurdu. Tekerlekli sandalyenin arkasına geçip Kartal’ı büyük salona ilerletti. Kendi evleri bitmediği için Kılıç’ın evinde kalıyorlardı. Kun’un tek başına oturduğu odaya girdiler.

Kun ile tam anlamıyla barış imzaladı Kartal. Onun Türkiye’ye boşa gelmediğini biliyordu ama bu denli bir yardım aklının ucundan dahi geçmemişti. Kartal artık Kun hayranıydı.

Koltuğun kenarına getirip bıraktı Efruz kocasını. Kendisi de hemen yanına oturdu. “Kun yarın dönüyor Kartal.”

“Neden?” dedi Türkçe. Kun’a döndü ve İngilizce devam etti. “Neden gidiyorsun, biraz daha kalabilirsin?”

Kun naifçe gülümsedi. “Görevim tamamlandı. Artık gitmeliyim. Bir gün beni ziyarete gelmelisiniz.”

“Elbette geliriz ama biraz daha kalmalısın. Türkiye’ye ilk kez geliyorsun ve hiçbir yer görmedin.”

“Emin ol görmüştür,” diye mırıldandı Efruz gülümseyerek. Kartal o an Kun’un normal biri olmadığını hatırladı. “O halde yine gelmelisin.”

Kun başını eğdi. “Neden olmasın.”

“Hai de mi gidiyor?” dedi Efruz’a hitaben.

“Hayır. O işler biraz değişti. Harun’a gönlünü kaptırma yolunda koşuyor.”

Kartal’ın kaşları havalanırken ağzı açılmıştı. “İyi ki yerimizden kalkamıyoruz. Neler oluyormuş… Ya Harun?”

“Zaten Harun’un işi. Arkadaşımın aklını alıyor. Senin arkadaşlarının benimkiler ile derdi ne Kartal?”

“Ayağın uğurlu geldi Efruz.”

Kocasına ima ile bakıp gülümsedi. “Bekar kalmasın o halde.” Efruz Kun’a döndü. “Sen ne düşünüyorsun bu konuda Kun? Hai Türk gelini olacak gibi.”

Kun huzurlu yüz hatlarıyla gülümsedi. Kırık bir aksanla, “Ne diyorlar sizde; her şey nasip,” dedi Türkçe. Kartal büyükçe gülümsediğinde Efruz kahkaha attı. “Seni özleyeceğim Kun.”

Odaya neşeyle giren Erva’nın şen sesiyle başlar ona döndü. Erva elindeki belgeyi havaya kaldırmış sallıyordu.

“Merhaba güzel ailem. Bu belge benim ve ablamın artık bir Yalçın olduğumuzun resmî bir kanıtı. Allah’ım nasıl mutluyum.”

Efruz ayağa kalkıp kardeşinin yanına geldi ve belgeyi elinden alıp göz gezdirdi. “Hayırlı olsun kardeşim.” Erva ablasına sevinçle sarılıp geri çekildi. “Abim de başvuru yaptı. Yakında Dumanlar tarih olacak. Bir aileyi tarihten sildin be enişte. Helal olsun sana. İyi ki amca kuzen falan yok. Sahi neden hiç akrabamız yok bizim? Bunu daha önce hiç sorgulamamıştım. İlginç!” Erva kendi kendine konuşurken Efruz ona bilmediği gerçeğin gizemiyle baktı. Gözü Kun’a kaydı kısa bir an. Erva ablasının tutulan haline bakarak kaşlarını çattı.

“Herkese merhaba,” diyen Aydın da odaya girdiğinde Kun, Efruz’a sen bilirsin bakışları atmıştı.

“Hoş geldin abi,” diyen Efruz abisinin kolu altına girdiğinde Kartal onları mutlulukta izliyordu. Aydın kendini kurtaracak bir yol bulmuştu ve şansını sonuna kadar kullanıyordu.

“Hadi oturalım. Size birkaç şey anlatacağım.”

Aydın Kun’un yanındaki boşluğa ilişti. Erva karşılarında olan büyük koltuğun tam ortasına oturdu. Efruz da Kun’un diğer yanına oturdu. Kocası hemen yanındaydı. Kardeşleri ve kocası üzerinde gidip gelen bakışlarıyla derin bir nefes aldı. Abisine güçlerinden bahsetmişti. Aydın inanmakta zorluk çekmişti ama bozuk düğme ve açılan fanusu göz önünde bulundurmuştu. Yıkıma uğrayan evi ise sonradan görmüştü. Ve babasına pek çok kez lanet etmişti.

İngilizce konuşmakta fayda gördü. Kun’un onu anlamasını istiyordu. “Bende… Bana ait olan güçler aslında büyük büyükbabamızdan geliyormuş. Büyükbabamız güçlerini kendi çıkarları için kullandığında ölümsüz olduğunu düşünüyordu sanırım. Durmamış ve hep ileri gitmiş. Kötülükte sınır tanımayan birine dönüşmüş. Ve bir gün ölmüş. Ki bu ölüm kısım muammam, Kun bu konuda konuşmuyor, bende zorlamıyorum. Bunları nereden biliyorum,” derken Kun’a bakıyordu. “O gece Kun bana bunları anlattı.”

Bizler aslında çok ataları kötü olan bir soydan geliyoruz. Ben, büyükbabamızdan sonra güçlerle doğan tek kişiymişim. İki yaşındaki olanlar olmasa bunu çok daha önce fark ederdim büyük ihtimalle.”

“Ne?” dedi Erva. Ablasına ve Kun’a bakarak.

“Ne yani bizim de öyle olma ihtimalimiz mi var?” dedi Aydın.

“Hayır, yok!” dedi Kun.

“Nasıl bir garantisi var bunun? Babamız bile belli. Bir gün biz de yolumuzu şaşırabilir miyiz?” dedi Erva hüzünle. Bunun düşüncesi bile genç kadını dağıtmıştı. Erva’nın sorusu aslında Efruz’un da merak ettiği bir konuydu ama konuşma fırsatı bulamamıştı Kun ile.

Kartal yeni öğrendiği bilgilerle kaşları havada dinliyordu. Neden şaşırdığını düşündü kısa bir an. Kamil basit bir kötü değildi. Acımasız, merhametsiz biriydi. Ama karşısında duran üç kardeşin şimdi bahsettikleri ise kesinlikle merak konusuydu onun için.

Kun üç kardeş üzerinde gezdirdi gözlerini. “Babanız kötü biriydi. Büyükbabanız da öyle. Ama şu var ki; sizin büyükanneleriniz de kötü idi. Geldiğiniz soy kesinlikle baştan sona kötü. Fakat anneniz… annenizin merhameti çok geniş. O kalbinde zerre kadar kötülük barındırmayan biri. Hepinizi çok seviyor ve size kendinde olan en önemli geni; yani merhameti verdi. Gerçek şu ki; gerçekten de çok şanslısınız. Ve unutmayın ki gen her şey değildir. İyiliği içinizde bulun, arayın. Üzerini kapatmayın. İyi olmak çok zor değil.”

Kartal, Kun’a katıldığını ifade eden baş sallayışla, başları önlerine düşen üç kardeşe baktı. “Dünyanın en merhametli kayınvalidesine sahip olmakta benim şansım olsa gerek.” Karısının kucağında duran eline uzandı çatlak olan koluyla. Efruz’un kendine çevrilen kurşuni bakışları gülümsüyordu. Elleri birbirine olabildiği sıkılıkta kenetledi.

“Ah Tamerciğim, sen ne kadar hoşsun, beni sürekli güldürüyorsun. Kendimi otuz yaş genç hissediyorum.”

Annelerinin sesi kendilerine doğru yaklaşırken hepsi sessizdi. Salonun büyük kapısından içeri kol kola giren Tamer ve Şenay Hanım’a döndüler. Erva gözlerini kıstı. Annesi ve Tamer’in bu hali onlara bir şey anımsattı. Kartal ve Efruz birbirlerine bakarak kahkaha attılar.

“Geldi jigolo,” diyen Erva’nın sesini annesi ve Tamer duymamıştı.

Recommended Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!