Ailesi evlerine dağılmıştı ama kapıda magazin ordusu vardı. Birlikte çıkmakta hiç sakınca görmediler. Gazetecilerin ve soruların arasından ışık hızıyla araçlarına bindiler. Yarın öğlen yemeği için sözleşmişlerdi, akşamına da birlikte AZA’da olacaklardı. Gülümseyen yüzleri, yüreklerinde tap taze çiçeklerin açtığına işaretti. 

Ruken yol boyunca abisinin kara bakışlarından nasibini alan Kenan’ı anımsayıp gülümsedi ama yıllar önce abisine verdiği sözü de anımsadı. Kenan dönmüştü ama gelecek onlara ne getirecekti, bilinmiyordu. Yine de neşesinin kaçmasına izin vermedi. Özel, hatta son sistemlerle korunan sitenin demir kapıları onun için açıldı. Aracını evin önüne park ettiğinde korumaları da arkasından iniyordu. 

“Siz de dinlenin,” deyince hemen yanındaki iki küçük ama güzel eve ilerledi korumaları. Ruken evinin güvenlik şifresini tuşlayıp kapıyı açtı. Kendi yapmış olduğu sistemi yine kendisinden başka açabilen biri yoktu. Tabii şifreyi bilmiyorsa. Şifreyi de bilen bir kendisi bir de biri daha vardı. Saat gece yarısını vurmuştu. Koyu renklerin hakim olduğu salonuna girip ışıkları açtı. Cam pencerelerden dışarıya baktığında ormana bakan taraf karanlıktı. Ruken’i içine çeken karanlığa bayılıyordu genç kadın. 

İhtişamı seviyordu. Evinin her yeri lüks ve zevkine göre döşenmişti. Abisine kendi evine çıkacağını söylediğinde küçük çaplı bir krize yol açmıştı. Asla olmaz diyen Karahan’a olur diye ayak diretmişti. Babası karışmamıştı, Nazlı da büyük destek olmuştu. Karahan da biliyordu ki, kardeşi kendi kadar inattı ve inat etmenin bir faydası olmayacaktı. Üç senedir kendi evinde sürdürüyordu hayatını ama gün aşırı malikaneye gidiyordu. Yeğenlerini aşırı özlüyordu, onlarla zaman geçiriyor yine evine dönüyordu. Mutluydu. Yalnızdı ama mutluydu. 

Sahi şimdi ne olacaktı? 

Kenan onun için neydi? 

Bunca yıl sonra ondan bir beklentisi var mıydı? 

Kalbine sorular soracak gücü kendinde bulamadı. Yıllar önce kalbiyle değil mantığıyla hareket etmişti ve pişman olmamıştı. Çok acı çekmişti ama pişmanlık duymamıştı. 

“Hayırlısı,” diye mırıldandı. Çantasını alıp odasına çıkmadan önce alarmı devreye soktu. Odasına çıkıp, yatağına uzanınca ve uykuya dalıncaya kadar Kenan’ı düşündü. O yokken daha kolaydı sanki her şey. Birden öyle hissetti. Düzenli uykusu bir nebze sekteye uğramıştı bu gece ama yine de zor olmadı uykuya dalması. 

Hiç değiştirmediği yazıya bakıp gülümsedi. “Yarenim.” 

Gerçekten yaren miydi Ruken? Hiç fark etmiyordu onun için. O yaren diye onu bilmişti. Onun gibi bir kadın daha tanımamıştı. Değiştirmek aklının ucundan dahi geçmemişti. Ruken gibi onun da üzerine uğramadığı duyguları vardı. Ruken, bir dost çok güzel bir arkadaş ve unutulmaz bir ilk aşktı. 

Geleceği görmeyecekti ama elinden geleni de esirgemeyecekti. Yazının üzerine basıp kulağına götürdü. İkinci çalışta açılan telefona gülümsedi. 

“Neredesin?” 

Kapı kolunu indirdi Kenan. Başını içeri uzatıp kocaman gülümsedi. “Burada!” 

Telefonu masaya bırakan Ruken ayağa kalkıp masasının etrafını dolandı. Adamın yanağına masum bir öpücük kondurup geriye çekildi. “Hoş geldin.” 

İş kadını kıyafetlerinin içinde nasıl güzel göründüğüne baktı Kenan. İçini coşturan bir güzellik gelmişti yıllar içinde. Ayrıldıkları dönemden çok çok farklıydı. Yüz hatları dahi olgunluk kazanmıştı. 

Ruken de aynı şeyi Kenan için düşünüyordu. Zamanla değişen fiziksel görüntüsü genç adamı karizmatik, olduğundan daha yakışıklı ve çekici hale getirmişti. Birlikte büyümüş gibiydiler. 

“Çıkalım mı?” 

“Çıkalım ama bir saatim var. Bir buçuk saat sonra çok önemli bir telefon bekliyor olacağım. Yakın bir yere gidelim, olur mu?”

“Olur tabii ki. Yakın zaten yer ayırttım. Yürürüz.” 

“Yürüyelim.” Gülümsedi ve çantasını telefonunu alıp Kenan’ın koluna girdi. Kapıdan kol kola çıkan ikiliye çalışanlar alışkın sayılırdı. Kenan ne zaman gelse birlikte bu şekilde görünüyorlardı. Ne olduklarını seçemeyen çok fazla insan vardı ama elbette hep öyle kalıyorlardı. Bir süre sonra konuşmayı da düşünmeyi de bırakmışlardı. 

Mutlu ve Cihan da arkalarından yürüyordu. Ruken nereye onlar oraya idi. Ruken asansör düğmesine basan Mutlu’ya döndü. “Yürüyeceğiz. Yakın bir yere gidiyoruz.” Herhangi bir söz etmeye niyetli değillerdi. Ruken söyler onlar yapardı. 

Asansöre bincince Kenan, Ruken’e çevirdi bedenini. “Abin beni vuracak gibi bakıyordu dün gece.” 

“Fark ettim ama vurmaz merak etme,” diyerek kıkırdadı Ruken. “Ah Kenan, hiç sevmiyor seni.” 

Kenan yüzünü buruşturdu. “Hiç sevmedi beni.” 

“Ama hakkını da yemez. İyi bir adam olduğunu da biliyor.” 

“O yüzden yanına yaklaşmama ses çıkarmıyor. Ama yine de sevmiyor. Nasıl alacağım kızım ben seni.” 

Ruken’in kalbi hızla atmaya başladığında gülümsedi zorla. İçindeki kıpırtıyı fark ettirmek istemedi. Uzun yıllar sonra duyduğu güzel bir sözdü. Tek kaşını kaldırıp omzunun üzerinden baktı. “Ya ben seni istiyor muyum bakalım. Hemen de abime yürüyorsun,” demekten kendini alamadı. 

Asansör kapısı açılınca Kenan kolunu Ruken’in omzuna atıp kendine çekerek önden yürüdüler. “Aşk olsun, beni beni, ilk aşkını istemiyor musun?” 

“İkincisi oldu mu ki Kenan? Tek desek şuna. Ama bilmiyorum.”

“Öğreniriz.” 

“Bakacağız.” 

Holdingden çıkıp iki yüz metre yürüdüler. Yol boyunca laflayıp durdular. İstanbul’un göbeğinde olan yerde yemek yemek çok basit bir eylemdi. Yemekleri önlerine geldiğinde keyifli sohbetleri devam ediyordu. 

“Aslı ablam beni uyarıp duruyor Ruken.” 

“Neden?” 

“Sana yaklaşmamam konusunda. Abinden korkuyor desem hiç Aslı’lık bir şey değil.” 

“Aslı abimden korkmaz. Ama senin için endişe ediyor olabilir. Sıkıntı çıkmasın istiyordur.” 

“Benim şimdi sana ulaşmak için Karahan Kara’nın gözüne mi girmem gerekiyor?” 

“Hayır, benim kalbime girmen gerekiyor. Abim benim mutlu olmamı istiyor. Ben mutluysam o da mutlu çünkü. Ama yine de çok çetin geçecek, eğer olursa.” 

Kenan çatalını tabağın kenarına bırakıp Ruken’e baktı. “Olmaması için bir engel var mı sence?” 

Ruken yutkunarak Kenan’ın yeşil gözlerine bakmaktan vazgeçip suyuna uzandı. “Çok uzun zamandır arkadaşız. Çok uzun zaman sevgili kaldık. Biz tam on yıldır birbirimizi tanıyoruz Kenan. Çok şey yaşadık. Seni benden beni senden daha iyi kimse tanıyamaz. Ama bu demek değil ki, bir hayatı paylaşabileceğiz.”

Zorlardı Kenan. Ne yirmi dört yaşındaydı ne de Ruken’den başka gidecek bir kalbi vardı. Olsa şimdiye kadar bulur girerdi. Kalbi başka kadın istemiyordu. “Ben Karadeniz uşağıyım Ruken.” Gülümsedi. Ruken’i de güldürdü. “İnat mı ediyorsun? Peki, ben de zorla girerim.” 

“Salak şey. Ben seni istemiyorum mu dedim? Çok uzun zaman geçti ve birbirimize yeniden bir şans verip neler olacağına bakabiliriz. Ama tekrar üzülmek istemiyorum. Yirmi sekiz yaşındayım ve bir gidişini daha kaldıramam.” 

“Gitmiyorum.” 

“Biliyorum. Öyle gidiş değil. Kalbimde bir yerin var ve yaşayacaklarımız seni oradan sonsuza kadar kaldırırsa bu benim en büyük hüsranım olur.” 

Kenan gözlerini kıstı. Anlamaya çalışıyordu ama pek başarılı değildi. “Anlamadım dersem?” 

Ruken derin bir nefes aldı. Adamın yeşil gözlerine sevgiyle baktı. “Seni çok seviyorum ama bu sevginin yıllar içinde nereye oturduğunu bulamıyorum. Bir birliktelik daha ya batıracak ya da sonsuza kadar çıkaracak bizi. Ya çok mutlu olacağız ya da en baştakinden daha kötü.” 

“Bana dost kalalım demeyeceksin ya?” 

“Hayır, biraz zaman tanıyacağız birbirimize. Eğer istersen.”

Gülümsedi Kenan. “İsterim, çok isterim. Akşam AZA’da yemek yiyelim, yarın da sen ne istersen onu yaparız. Çekime bırakırız kendimizi, bunu kast ediyorsun sanırım.” 

Ruken gülümseyerek başını salladı. “Tam da bunu kast ediyorum. Yarın benim evimde film izleriz. Sana mısır patlatırım.” 

“Sonraki akşam da benimle eğlenmeye gelirsin, senin için çalarım.” 

Kahkaha attı Ruken. “Hâlâ eskisi gibiyiz. Zevklerimiz değişmiyor.” 

“Ama uymasını öğrendik değil mi?” 

“Sanırım. Uygularken anlayış içerisinde olabilecek miyiz?” 

“Sevgili miyiz?”

“Değiliz. Sevgili olacağımız bir gün gelecekse, bekleyeceğiz. Önce yeniden tanışalım.” 

Kenan kocaman gülümsedi. “Tanışalım. Zevkli olacak bence.” 

“Eğleneceğiz bence de. Her neyse… işe ne zaman başlıyorsun?”

“Sabah uğradım. Bir hafta falan az az uğrayacağım. Yengem ile toplantılara katılacağım. Hesapları incelemeden geçireceğim. Öğreneceğim.” 

“Benden CEO olmuş senden daha iyisi çıkacağına eminim. Öğrenirsin zamanla Ekonomist Kenan.” 

“Bak bak laflara bak,” diyen Kenan kahkaha attı. “Kibirli oldun sen?” 

Ruken omuz silkti. “Herkese yapmıyorum, rakiplerime dişimi göstermeyi seviyorum. Arada alışkanlık olmadı değil.” 

“Sana yakışıyor.” 

Ruken saçını savurdu hafifçe. “Kahretsin biliyorum.” 

Bu sözünün üzerine ikisi de gülümsedi. Bir şekilde akacak olan zaman onlara gerçek aşkı sunacaktı. İkisi de yürekleri aç bir şekilde bekliyor olacaktı. 

Ofisine girer girmez masası başına oturdu. Güvenli telefonunu masasının üzerine bıraktı. Kendi telefonu da güvenliydi, asla dinlenemezdi. Ama bu telefonu Devlet işlerinde kullanıyordu. Her zaman açık değildi. Ona bir kod gelirdi o koddan anlardı ne gün ne saatte aranacak, o zaman açık tutup beklerdi. İşiyle ilgili değildi Devlet için çalışması. O gönüllüydü bu işe. Her ne kadar gizli gizli çalışıyor olsa de düşmanın nereden nasıl çıkacağı belli olmazdı. 

Kapısını kilitleyip masasına oturdu tekrar. Birkaç dakika vardı telefonun çalmasına. Parmakları masada ritim tuttu. Neden aranıyor olduğunu az çok biliyordu ama detayları ve zamanın gelmiş olduğu düşüncesiyle kalbi çok hızlı atıyordu. 

Birkaç dakika heyecanlı geçti. Telefon çalar çalmaz açtı. “Ruken Kara,” diyen sesi hemen tanıdı. 

“Benim Başkanım.” 

“Zamanı geldi. Seni haftaya Çarşamba günü sabah on bir de Ankara’ya bekliyorum.” 

Ruken’in kalbi hızla çarptı. “Geleceğim Başkanım.” 

“Bu kez iki kişi çalışacaksınız.”

Kaşlarını çattı. Bu bir ilkti. Daha önceki tüm kodları tek başına evinde yazmıştı. Ankara’ya gitmişliği elbette vardı ama… “Kiminle olduğunu sormamda bir sakınca var mı, Başkanım.” 

“Kim olduğunu gelince öğreneceksin. En az senin kadar yetenekli biri. O da İstanbul’da. Size bir uçak göndereceğim. Birlikte geleceksiniz. Detayları geldiğinizde konuşacağız. Fakat hemen dönmeyeceksin. Ailene bunu açıklamanı istiyorum. Ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Ankara’da yazacaksınız sistemi.” 

“Anladım Başkanım. Tamam.” 

Telefonu tamamen kapatıp çantasına bıraktı. Dirseklerini masasına verip başını elleri arasına aldı. Bu biraz değişik gelmişti ama yapacakları şeyin büyüklüğü kadar büyüleyici hissi içinde taşımaya devam etti. 

Çekim geldi aklına o anda. Perşembe günüydü. Haftaya perşembe. Diğer telefonu alıp Azra’yı çevirdi hemen. Ya erkene alacaktı ya da başka manken bulacaktı. Sonra bir an da aklına Hazal geldi. Çekimlere birlikte katılacaklardı. Hazal’a bırakamazdı bu zevki. Asla olmazdı.

“Efendim canım?” Azra’nın her zamanki şen sesini işittiğinde hızla söze girdi. “Abla, çekimleri bir gün öne alman gerekiyor.” 

Birkaç saniye ses kesildi. “Neden tatlım?” 

“Abla ben Ankara’ya gideceğim çarşamba günü. Bensiz yapamazsın, değil mi?”

“Tabii ki yapamam. Hazal ile konuşmalıyım önce. Dönünce de yapabiliriz.”

“Ne zaman döneceğim belli değil.” 

“Tamam. Ben Hazal’la konuşup döneceğim sana.” 

Telefonu kapatıp arkasına yaslandı. Şimdi bir de ailesi vardı. Abisi küplere binecek, korkusundan gece gündüz uyumayacaktı. Aklından bunları silerek masasına yaklaştı. Cem’in girişiyle işine odaklandı. Aklının her bir köşesi Kenan’la doluydu. O dönmüştü ama şimdi kendisi gidecekti. O da dönecekti elbette. Aklı dağılır gibi olduğunda Cem’in ikazıyla tekrar odaklandı. 

Malikanenin kapısından içeri girdiğinde dokuz yaşındaki üçüzler bacaklarına dolandı. Dizlerini yere koyup üçünü de kucakladı. “Hiç gelmiyorsun hala,” dedi Karan. Babasına benzeyen kara gözleriyle gülümsedi. Her hali her tavrı babasından bir parçaydı Karan’ın. Fiziksel olarak da en çok benzeyendi. Kaan Yiğit dayısının minyatürü gibiydi. Her haliyle o da dayısına benziyordu. 

Aslınaz kendine hala olarak benzeyecek halayı çoktan seçmişti. Hare halasının kopyası gibiydi. Kumral tenine yeşil gözleriyle annesi ve Aslı kadar çılgın bir kadındı. İnadını annesinden geri kalan tüm huylarını, hiçbir kan bağı olmaksızın Aslı’dan almıştı. Yaradanın hikmetiydi. Aslı ile araları müthiş iyiydi. Zeki bir kızın parlayan gözlerine sahipti. 

“İşlerim bitmiyor halam, idare et beni.” Karan’a kocaman bir öpücük verip Kaan’ı öptü. “Nasılsın yakışıklı?” 

Kaan küçük karizmasının hakkını veren gülüşüyle Ruken’in yanağından makas aldı. “İyiyim bebek.” 

Ruken’in gözleri hızla büyüdü ve ardından kahkaha attı. “Neler de öğrenmiş.” 

Çenesini kaldırdı Kaan. “Sen de çok güzelsin bugün.” 

“Teveccühünüz Kaan Bey.” 

“Of bir gidin ya,” diyen Aslınaz halasının boynuna asıldı. “Halam halam canım halam…” 

“Hım, bunun ardından bir şey gelecek gibi hissediyorum.” 

“Yok hala ya,” dedi Aslınaz. “Seviyorum sadece.” Şimdi yoktu ama sonra bir ara kullanırdı bu sevgi selini. 

“Hadi öyle olsun. Anne babanız, dedeniz nerede?” 

“Arka bahçede hala,” dedi Karan. “Bizi de odalarımıza gönderdiler.”

“Kesin bir dolap dönüyor,” dedi Aslınaz. 

“Aslınaz,” diyerek alttan bakıp uyardı Ruken ama kendisi de işkillenmişti. “Hadi siz odanıza ben de yanlarına gideyim.” 

“Yemeğe kalacak mısın?” diye sordu Kaan. 

“Kalayım mı?” Gülümseyerek öptü çocuğu. Üç ağızdan çığlık gibi çıkan sesle, “Kal,” diye bağırdılar. Bazen bu çığlıkları özlüyordu. Bu evin kalabalık hallerini arıyordu. Bu ev hep kalabalık olmalıydı. Her kapının ardından ses gelmeliydi. İç çekerek doğrulup ayağa kalktı. “Kalıyorum o zaman.” 

Sevinç çığlıkları atan çocukları odalarına çıkarken izledi. Bir zamanlar o merdivenleri kendisi çıkıyordu bu şekilde. Zaman akıyordu ve Ruken hâlâ anne olmamıştı. Aile kurma özlemi hep içinde bir yerde yaşıyordu. Tekrar iç geçirip arka bahçeye giden yolu aştı. Babası, abisi ve Nazlı’yı baş başa vermiş konuşurlarken buldu. Tam perdeyi aralayıp ayağını atacaktı ki, Kenan adını işitti ve durdu. 

“Ben bu işin olmayacağını yıllar önce söyledim baba,” dedi abisi.

“Karahan,” diye uyardı Nazlı. Karahan Nazlı’ya döndü. “Böyle saçma şey mi ömür Nazlı, beni uyarıp durma lütfen. Gitti geldi kızı alacak öyle mi?” 

“İstiyorsa alır oğlum, kabul et artık,” dedi Turgut Kara. 

“Baba, bu çocuk oyuncağı mı? Ben demiyorum ki sırf Kenan hatalı. Kardeşim de zamanında durdurmadı. Belki dost olarak ayrıldılar ama şimdi ne olacak. Dün geceki hallerini bir görseydin… sanki hiç gitmemişler gibi. Ruken hiç acı çekmemiş gibiydi.” 

“Bu onların sorunu Karahan,” dedi Nazlı. “Kimin kalbine pranga vurabilirsin? Onlarınki de böyle bir sevgi. Herkes kendi kaderini yaşar.”

Karahan boynunu esnetti. “Ben bu ilişkide gelecek görmüyorum. Eğer bir kadın ve adam bu şekilde ayrılıp sevgilerini görmezden gelebiliyorlarsa orada bir yerde bir hata var demektir. Şimdi aklınızdan geçiyor değil mi, sen de yaptın? Benim yaptığımla bunların yaptığının zerre kadar benzeri yok. Farkında değilsiniz ama özlemeyi aşk sanıyorlar. Katlanmayı sevda sanıyorlar. Hem de yok yere. Yanmıyor yürekleri. Yanmış olsa gittikten bir süre sonra ya biri ya diğeri ipin ucunu tutmuş olurdu. Bu ikisi ipin ucunu saldı saldı.” 

“Yine de elimizden bir şey gelmez. Koskoca kadın Ruken. Onun hayatına karışamazsın,” diyen Nazlı’ya döndü Karahan, kederle. “Nazlım, ben karışmıyorum. Size göstermeye çalışıyorum. Kenan ve Ruken’in ki aşk falan değil. Alışkanlık. Birbirlerine hayranlar. Seviyor olabilirler ama ben bunu aşk olarak görmüyorum. Yanmıyor bunlar yanmıyor.” 

Turgut Kara olguna hak verse de yine de karışmayan tarafında rol almak istiyordu. Kızları da oğlu da yolunu kendi bulmuştu. Ruken de yolunu bulabilirdi. “Neyse ne, bırak onlar düşünsün.” 

“Düşünsünler tabii ama ben, kapımda yalvarmayan adama kız vermem! Bunu da buraya yazıyorum. Eğer Kenan Ruken’i istiyorsa önce benim gözüme girecek. Ben Ruken’siz yaşayamam diye delirecek bana kafa tutacak, ben de göreceğim ki kardeşimin bir değeri var. Geberecek aşkından da ben o zaman su veririm belki. O da belki. Aksi takdirde benim rızam yok. Ben kardeşimin tekrar üzülmesini istemiyorum. Ruken benim için çok değerli. O benim için hâlâ beş yaşında “annem nerede” diyen kız çocuğu. Kaç yaşına gelirse gelsin bu, böyle!” 

Ruken derin nefes alıp arkasını döndü. Kendini kapana kısılmış gibi hissetti. Ne düşüneceğini bilemedi ve abisinin haklılık paylarını oracıkta elekten geçirdi. Çantasını kenardaki koltuğun ucuna bırakıp saçlarını havalandırdı. Yüzüne kocaman bir gülümseme takındı. Daha sonra düşünecekti bunları. Hiçbir şey duymamış gibi adım attı taş zemine. 

“Ben geldim ailem,” dedi sıcacık sesiyle. Bir anda hepsinin yüzünde duymuş olabileceği sözlerin gerginliği gezindi. Ruken görüyordu ama renk vermedi. Önce babasını, Nazlı’yı ve abisini öperek karşılarına oturdu. 

Karahan ona baktıkça gurur duyuyordu ve sevgisi her geçen gün katlanıyordu kardeşine. “Bizi mi özledin? Özlemeyince uğramıyorsun.”

“Aşk olsun abi,” dedi alınmış gibi dudak büktü. “Sizi her zaman özlerim ama başka bir şey için geldim.” 

Ben Kenan’la tekrar başlama kararı aldım diyecek diye ödü kopan Karahan’ın kaşları çatıldı. “Hayırdır?” 

“Önemi bir şey mi var?” diye sordu Nazlı. Babası da konuşmasını bekler gibi bakıyordu. Ailesi üzerinde göz gezdirip nefes aldı. 

“Ankara’dan haber geldi. Ben hafta sonra Ankara’ya gidiyorum.”

Rahatlayıp arkasına yaslandı hem Nazlı hem Karahan. Nazlı da arada kalmaktan geriliyordu. 

“Öyle yani,” diye Karahan gülümsedi. 

“Evet ama uzun vadeli gidiyorum. Ne zaman döneceğim belli değil. Holdingi enişteme bırakacağım dönünceye kadar. Bu iş çok çok önemli.” 

“Ne kadar uzun?” diye soran babası oldu. 

“Belki bir ay belki daha fazla diye düşünüyorum.” 

“Ne yazacaksın?”

“Sır,” dedi Ruken. “Devlet sırrı, konuşamam.” 

Karahan gözlerini kararmak üzere olan gökyüzüne kaldırıp sırıttı. Kenan’dan ne kadar uzak o kadar iyiydi. “Bekleriz bacım, biz buradayız.” 

Ruken kaşlarını havalandırdı. Bitmek bilmez sorular yok muydu? Başına bir şey gelecek diye korkuyorum Ruken, diyen adam nereye gitmişti? Nazlı kocasına bakıp göz devirdi. Hiç oynamayı bilmiyordu bu adam. Ruken de şaşkın bakışlarının ardından hemen çözmüştü zaten. 

“Abi,” dedi. Karahan anında kara gözlerini kardeşine sabitledi. “Bacım?” 

“Kenan’dan uzağa gideceğim için rahatladın.”

“Yalan söyleyebilirim ama bunun ikizimize de faydası olmaz.”

Turgut Kara dahi göz devirdi. Nazlı derinden of çekti. Ama Ruken gülümsedi. Abisini çok seviyordu. Karşısına almayacak kadar çok. Lakin gönlü nereye o oraya giderdi. 

“Nazlı ablayı sana getiren kader bana neler yapmaz ki, çok dert etme kendine. Her şey olacağına varır ama olacağın ne olduğunu da zaman gösterir.”

Nazlı gülümsedi. “Ağzına sağlık küçük görümcem. Seni de bir evlendirsek var ya yedi gün Kuran okutacağım.” 

“Nazlı,” diye inledi Karahan. Turgut Bey gizlice sırıttı. “Yedi günde benden olsun. Kızım var ama oğlumdan çekiyorum kızımın derdini.” 

“Baba!” Karahan sağdan soldan yiyordu darbeyi. 

“Üzülme Karam, kızımız var daha. Bitmez benim çilem. Biz bu kavgaları daha çok yaparız seninle.” 

“Ne kavgası?” diye sordu Ruken, bilmiyormuş gibi yaparak gülümsedi yine. 

“Hiç canım. Lafın gelişi.” Nazlı konuyu kapatıp ayağa kaktı. Akşam yemeğini hazırlasınlar. Kalıyorsun değil mi?” 

“Evet. Yemekten sonra gideceğim ama Kenan’la AZA’da buluşacağız.”

“Sebep?” dedi Karahan. 

“Abi, açık konuşacağım.” 

Nazlı yerine oturdu. Orada kalsa iyi edecek gibiydi. Bitmiyordu çilesi bitmiyordu. Allah ona ne çok görümce vermişti. Kocasına baktığında yüzü kararmaya başladığına şahit oldu. 

“Aramızda bir şey yok. Olacağı da belli değil. Olursa veya olmaya yaklaşırsa bile söz ilk seninle konuşacağım. Ama şimdi kendine boşu boşuna dert edinme.” 

“Aman ne rahatladım.” Karahan yüzünü buruşturdu. “Olursa veya olmaya yaklaşırsa ona söyle önce ben ikna olacağım. Seninle bitmeyecek bu iş. Eniştelerine bir bak! Hepsi çemberden geçti. Hiçbiri kolaya alamadı ablalarını.”

“Fatih’i atlama,” dedi babası. 

“O it zaten… neyse,” diyerek devam etti Karahan. “Ne demek istediğimi anlıyorsun. Bunlar dışardan bakana göre despotluk ama bana göre kardeşlerime olan sevgileri, verdikleri değerleri görme çabası. Bir gün olacak da Kenan “ben gidiyorum Ruken” diyecek olursa canıyla öder. Bu, şaka değil. Adımlarını buna göre at. Ben ölene kadar yanındayım ama alsa kimse benim kardeşimi üzemez de ezemez de.” 

“İyice Kabadayıya bağladın Karahan,” diye sert bir dille uyardı Nazlı. “Kardeşlerin de senin kadar Kara, senden de manyaklar. Biri onları ezecek olursa onlar icabına bakar. Lütfen kocam katil olmasın ve bana kalsın. Kapatın konuyu. Vakti gelirse o gün konuşuruz. Herkes Ellerini yıkasın. On dakika sonra yemek hazır.”

Çekilen rest ile Karahan Nazlısına baktı. Sarı saçları hâlâ belinde dalgalanıyordu. Asla izin vermiyordu kesmesine. Atarına bile hasta olduğu kadının ardından baktı. Babası da Nazlı’nın ardından kalkmıştı. 

“Ağzını kapat ağzını.” 

Ruken’e döndü Karahan. “Aşka bakarken ufkum açılıyor, dünyam değişiyor, kendimi unutuyorum. Yirmi beş yaşında sevdim ben bu kadını. Kırk dört yaşındayım ve bir gün yorulmadım sevmekten. O gittiğinde bende gittim. Her halini izledim. Beni özlemesini bile izledim. Baktığı, döndüğü her yönde beni arayışını gördüm. Ben onun o sarı saçlarını görmediğim her günü günden saymadım. Bunun birini bana hissettirin çekileceğim aranızdan.” 

Yutkundu. Sadece yutkundu. Başını çimenlik alana çevirdi. Ayrılığa bile bile lades demişlerdi ve şimdi bedelleri ödeme zamanıydı. Bilmiyordu Ruken, Karahan neden bahsediyor.

“Göreceğiz.” 

“Umarım görürüz. Bu konuşma seninle son konuşmam. Bir daha olanı konuşacağız. Sana güveniyorum. Kendin için doğru kararı vereceğine eminim. Aşkın ne olduğunu biliyorum ve kimsenin bu acıyla yaşamasını istemem hele ki kardeşimin, asla istemem. Tek istediğim senin gerçekten mutlu olman.” 

Burukça gülümsedi. “Biliyorum. Sana kızmıyorum. Sana nasıl kızabilirim ki, hayallerimin prensi sensin. Hani kızlar büyürken babaları gibi birini hayal eder ya, ben abim gibi birini hayal ederdim.” 

Karahan gülümsedi. Kara gözleri dolu dolu gülümsedi. “Kenan da mert ve düzgün bir adam. Benim sorunum bunlar değil lakin.” 

“Evet, öyle, biliyorum. Ama bu her şey değilmiş abi. Yine de hayatımda yeri çok başka. Bir gün hayatımın neresine oturacak, bilinmez.” 

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. Ankara’da Ruken’i bakalım kim yada ne bekliyor. Emeklerine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!