4.Bölüm

“Nasılsın?”

“İyiyim ablacım, sen?” İsviçre’de okulunu tamamlamak için canla başla çalışan Erva ablasıyla konuşurken yatağına uzanmıştı. Oldukça yorucu bir günün ardından ablasının sesi iyi gelecekti. Bedenini gevşetmek için gözlerini kapatıp ablasının sesine odaklandı.

“Karışık. Yanına gelmek istiyorum bu ara.” dedi Efruze.

“Bir sorun yok ya?” dedi genç kız henüz yattığı yerden doğruldu. Efruz hattın diğer ucunda sıkıntıyla iç geçirmişti. “Sorun… Bilmiyorum var mı yok mu?! Okul ne alemde sen bahset bizler iyiyiz her hangi bir sağlık sorunumuz yok canım.” diyerek kızı rahatlatmak istedi. Erva’nın olan bitenleri bilmesini istemiyordu. Son dönemindeydi. Rahatça okulunu bitirmesi gerekiyordu. Erva yatağına geri uzandı ama emin olamadı yine de. “Abla sesin sıkıntılı geliyor emin misin bir şey olmadığına?”

“Hayır yok. Sen anlat okul nasıl gidiyor?” Odasında yatağının ucuna oturdu Efruz. Batıyoruz! Abimiz kumarda kaybediyor, diyemiyordu. Mühendis olacaktı Erva tabii batmazlarsa… Daha önlerinde yarım dönem vardı ve Erva okulunu bitirmek için heyecanlanıyordu. 

“Yeni başladık döneme, şimdilik sorun yok ama çetin günler de gelecek gibi. Haftaya gel istersen boşluğum var gezeriz.”

“Bu iyi bir fikir. İşlerimi toparladıktan sonra ilk uçakla geleceğim.”

Kız kardeşiyle kısa bir sohbetin ardından kapattığı telefonu yatağının üzerine bırakıp kendi bedenini de gelişi güzel attı yatağa. Gözlerini kapatarak derin nefes aldığında hayal dünyasını kara bir çift göz süsledi. Kartal’ın gözleri…

Yavaşça kaldırdığı göz kapaklarını tavanda bir noktaya sabitledi ve yine o gözler doldurdu etrafını. Akşam üzeri yanından ayrıldığı adamın gözleri, duruşu, asil tavırları gelinceye kadar aklından çıkmamıştı. Gelmişti yine çıkmıyordu. Elini alnına götürerek ovaladı. ‘Tam da etkilenilecek adam Efruz’ diye mırıldandıktan sonra hızla doğruldu. Üzerindekileri çıkartıp duşa girdi. Selin’le birlikte sinemaya gideceklerdi.

🦅

Aracı evin önüne park etti ama içinden çıkmadı bir süre. Bu akşam üzeri bir şeyi net bir şekilde anlamıştı. O gözlerden asla ama asla vazgeçmeyeceğini… Her ne yapması gerekiyorsa yapacak ama vazgeçmeyecekti. Efruz’da gördüğü ışıltıyı daha önce kimsede görmediği gerçeğini kavraması onun yaşında biri için hiç zor değildi. Pelin’in evinin önünde düşünüyordu şimdi. Efruz aklına geldiğinde gözlerinin önüne uçuşan kıvılcımlara gözünü kapatmak istemiyordu. Ve bildiği bir şey daha vardı; Kartal’ın kalbi Efruz’a doğru kanat açmıştı.

Ağır adımlarla evin kapısına kadar geldi. Daha zile dokunmadan açılan kapıdan kestane rengi saçlarını savuran kahve gözlü güzel kadın boynuna sarıldığında istemsizce gözlerini kapattı. Onu üzecekti. Onun kadar asil bir kadını üzecekti. Pelin’i seviyordu. Bir insan olarak, bir kadın olarak çok seviyordu ama aşkı onda tatmamıştı ve Pelin bu konuyu aralarına hiç sokmamıştı. İkisi birden sadece anı yaşamışlardı. Kadının beline ve sırtına sardığı elleri, bugün şehvetten çok uzak sadece bir dosta sarılır gibiydi. Kendini suçlu hissediyordu.

“Çok özledim seni.” dedi Pelin geriye çekilip adamın dudaklarına hızlıca dudaklarını bastırdı ve tekrar geriye çekildi. Kahve gözleri ışıl ışıldı. Adamın yüzünün her santiminde geziniyordu kahve gözler, yüzünde bitmeyen gülümsemesiyle.. Pelin bir haftadır iş gezisindeydi ve bu akşam üzeri dönmüştü. Kendi içindeki coşan hisleri karşısındaki adamdan da almak için gözleri arayışa çıktı.

“Hoş geldin.”

Otuz iki yaşında ve aklı başında olan kadının güçlü hisleri Kartal’ın yüzünde gezinmeye devam ediyordu. Bu bakışları bilmiyordu kadın. Uzak… Mesafeli… Gülüşünü zoraki bir tebessüme çevirdi. “Gelsene içeri.” dedi Pelin yanlış hislere kapıldığına kendini ikna ederek. Çünkü Kartal onu gördüğü an kollarına alır ve istediğini almadan nefes bile aldırmazdı. Bu mesafeli adamı tartıyordu kalbi.

İçeri giren adamın ardından kapıyı kapatıp yürüdü. Ceketini çıkarıp koltuğa bırakmasını ve bitkince oturmasını izledi. Bir şey vardı. Çok belliydi. “Bana bakar mısın?” dedi Pelin aniden. Önünde durduğu adamın kendine dönen kara gözlerini izledi. O gözlerde kendini hiç görmemişti ama bir başkasını da görmemişti. Bu bakışları tanımıyordu Pelin. Kalbinin en derinlerinde bir yer  sigaranın bitiminde o can çekişen izmariti gibi ikiye katlandı.  Anlatıyordu gözleri, bitiyoruz…

Uzun süren bakışlarını Pelin yutkunarak çekti. Kartal’ın yanına oturdu. Ne bir vaat almıştı ne bir vaat vermişti. Başını adamın omzuna bıraktı ve Kartal’ın elleri kapıda olduğu gibi dostça gezintiye çıktı saçlarında. İlk defa acıtıyordu dokunuşları. Saç diplerinden başlayan acı kalbine kadar inmişti. Yutkundu. Nefes aldı.

“Kim dokundu gözlerine?”

Kurşuni bir bakış… Efsunlu hareler… Çok uzun siyah saçlar… Sırf eğlenmek için ellerine dolamak istediği bukleler… Sesinde aşk gizli… Bakışında kasıp kavuran fırtınalar… “Adının bir önemi olsaydı keşke.”

Pelin gözlerini yumdu. Gelen hüzün tanelerini geriye itti. Boğazındaki acı tadı yuttu. Belki sonra ağlayabilirdi. Kartal’ın karşısında güçsüz biri olmamıştı hiç. “Gideceksin.” diyebildi zor çıkan ve titreyen sesiyle.

Kartal’ın yüreğine oturdu Pelin’in titreyen sesi. Onu üzmek istemiyordu ama yapmak zorundaydı.
“Seni hiç aldatmadım Pelin. Sana kendi içimde verdiğim değeri biliyorsun. Bu gidiş zoraki. Elimde değil, ben ona çekiliyorum.”

“Aşık oluyorsun. Senin gibi biri için bunun ne kadar önemli olduğunu ben çok iyi biliyorum.”

Kendini değil de kendisini terk eden adamın önemini anlatıyordu kadın ve Kartal onun için hiç bir şey yapamıyordu. Dediği gibi elinden hiç bir şey gelmiyordu. “Ben büyütülecek biri değilim ama sen… Sen bambaşka bir kadınsın.”

Gözlerini son kez kapatıp açtı Pelin. Başını kaldırdı adamın omzundan. Buğulu gözleriyle gülümsedi Kartal’a. “Evet senden daha iyisini hak ediyorum ve evet ben bambaşka bir kadınım senin gibi birini yıllarca elimde tutabildim.” dedi ağlayan gülümsemesiyle.

Yüreğindeki hislerinin gözlerine yansımasını izledi Kartal. Onu üzmek hiç istemezdi ama devam etmek… Asıl üzüntü o olacaktı. Elleriyle kadının yüzünü avuçladı. Akmaya hazır bekleyen göz yaşlarında gezindi. “Sen benden daha iyisini değil, seni benden daha iyi sevecek birini hak ediyorsun. Elinde tutabileceğin bir adamı değil, senden asla vazgeçmeyecek birini bulacaksın.”

“Ve bu sen değilsin.”

“Değilim.”

Ellerine düşen yaşlar adamın vicdanına doğru akıyordu. Kırıyordu şu an. Bir kadının kalbini kırıyordu, parçalıyordu ama elinde değildi. Kalbi tası tarağı toplamış kafasına göre büyülü bir yüreğe taşınıyordu. Pelin’in ellerini sıkıca kavrayıp dudaklarına götürdü. Son kez uzunca süre öptü dudaklarını çekmeden, teşekkür eder gibi… İyiki hayatıma girdin der gibi… İyiki senin gibi bir kadını tanıdım der gibi…

“Sen geçmişimin en değerli kadınısın ve hep öyle kalacaksın.” Son kez kadının saçlarından öptü. Ceketini alarak evden çıktı. Geçmişinde kırgın bir kadın, geleceğinde kazanılacak başka bir kadının  ağırlığı ile…

🦅

Acele mi? Belki… Beklemenin kimseye bir faydası olmayacaktı. Kendine hiç olmayacaktı. Zordu sanki… Onun gözlerine bakmıyorsa zaman geçmiyordu. Adının önüne bir sıfat koyamıyordu ama koyacaktı. Onu görmeden geçirdiği bir kaç gün değişik duygular içinde harmanlanmıştı. Özlüyor olması için ne gerekirdi insana? Bir bakışı, hemde kendinin olmayan bakışı özler miydi adam? Hep bir huzursuz duyguyla baş etmeye çalışıyordu. Sebep; o yoktu!

Kaputa yaslanmış apartmana bakıyordu. Burada olduğunu öğrenmesi çok kolay olmuştu çünkü artık tarafından izleniyordu kız. Sadece nerede olduğunu bilmek istiyordu. Sanki her an kalbi kadının kalp kapısına dayanacak gibiydi. Telefonu çıkardı. ‘Kurşuni’ yazısı üzerinde gezdirdi parmağını. Tekrar onuncu kata kaldırdı başını. Dairenin ışıkları yanıyordu. Selin’in evine çok sık gelip gidiyordu ve bu gece burada olması gerçek bir şanstı. Kamil Duman’ın kapısına dayanmak istediği bir şey değildi.

Kulağındaki telefondan yükselen sinyal sesleri bile kendini genç hissettiyordu, daha çok toy biri gibi.  Uzun uzun çalışlar sonunda açıldı ve o aşkı barından ton kulağından ruhuna kadar ulaştı. “Efendim.” diyen sesin şaşkınlığını alabiliyordu. Tutukluk yapan tınıları bile hissetmişti.

“Efruz.”

Kaç gündür gözlerinin önünden gitmeyen adamın adını söylemesiyle tüyleri ürperdi Efruz’un. “Efendim.” diyebildi tekrar. Numarasını kayıt etmişti telefonuna. Adamın arabasını hurdaya çıkarıp kapısına dayandıktan hemen sonra.

“Aşağıdayım. Biraz konuşabilir miyiz?”

“Aşağı?” dedi genç kadın kaşlarını çatarak.

“Evet. Selin’in evinin önündeyim. Burayı nasıl bulduğumu aşağı inince de sorabilirsin.” Telefonun diğer ucunda sessiz kalan kadının varlığını başını kaldırmasıyla karartı olarak görmüştü. Terastan kendine bakıyordu. “Geliyorum.” diyen sesin sertliğine takılmadı. Hatta kendi de farkına varmadan gülümsemişti. Bir kaç dakikayı geçmeyecek zaman dilimi Kartal’a işkence gibi gelmişti. Kapıda onu görünce yerinde doğruldu. Efruz bir adım attı, Kartal bir adım. Efruz’un geceyi burada geçireceği üzerindeki rahat eşofmanlarından anlamıştı Kartal. Saçları yine salınıktı. Kalın bukleleri  iki yanına da dağılmıştı. Gözlerinin rengini göremiyordu ama ışıltısı kendi üzerindeydi.

“Kartal Bey.”

“Sadece Kartal.”

Efruz başını yana çevirip nefes aldı. Rahatlar gibi daha çok, söze girecek gibi… “Ne işin var burada?” dedi adama döndü.

“Duyduğunda beni anlamaya çalışacak mısın?”

“Neden olmasın? Denerim belki…” Kollarını göğsünde bağladı Efruz. Bu adamın yanında ruhunun ısındığına yemin edebilirdi. Sanki adam ateşti karşısındakine yansıyordu. Nerede o erkeklerden kaçan kız? Olmasalarda dünya olurdu diye tabir ettiği canlılar? Kendi de bilmiyordu.

“Başka bir yere gidebiliriz.” dedi Kartal. Ayak üzeri konuşmak istememişti. Belki biraz ışık iyi olabilir o gözleri görebilirdi.

“Gerek yok, dinliyorum.”

Kadının kararlı haline ve dik tuttuğu çenesini görünce kalbi gülümsüyordu sanki. Asi bir kadın istediğini hiç düşünmemişti ve bu kadın yerine göre asilik etmekten kaçınmıyor, kendine de yakıştırıyordu.

“Peki.” Gelecek cümlelerin heyecanı basmıştı Efruz’u. Buraya boşu boşuna gelmediğini biliyordu. Tahmin ettiği şeyleri hem duymak istiyordu, hemde ardına bakmadan kaçmak! O Kartal Sipahi idi, bir kumarhane kralı. Karanlık işleri de vardı belki, bilmiyordu ama her şey onunla bitmiyordu. Ufacık bir heyecan dalgası aklındakileri çöpe atıyor yerine bahar çiçekleri koyuyordu. Ve Efruz buna engel olamıyordu.

“Yukarı gelmez miydin?” dedi birden bire aklından geçtiği anda konuşmuştu nedense. Kartal’ın şaşırdığını sessizliğinden anlaşmıştı. Yüzünde kendini ele verecek tek bir kas bile oynamıyordu.

“Yani… Bir şeyler içerdik.”

“Arkadaşın?”

“Selin biraz üşütmüş, zaten bu gece burada ona bakmak için bulunuyorum. Belli ki uzun bir konuşma olacak. Hem bir şeyler içebiliriz.” dedi tek kaşını kaldırıp baktı adama. “Bu, soğuk bir su da olabilir sıcak bir çayda…” Belli belirsiz gülümsedi Kartal. Kartları masaya açıyorlardı ve kazanan kim olacaktı ikisi de bilmiyordu. İkisi de gönlülerinin aynı yöne yürüdüğünü biliyordu. 

Asansöre binip en üst kata çıktıklarında Efruz cebinden çıkardığı anahtarıyla kapıyı usulca açtı. Kartal’ı eve davet ederken üzerindeki gece mavisi Polo tişörtünün ona nasıl yakıştığını düşündü. En sevdiği renklerden biri mavinin her tonuydu ama en çok bu gece tonu aklını çeliyordu. Kapıyı kapattığında önden yürüdü. “Selin salonda uzanıyordu ben müsaitmi bir bakayım, biraz bekler misin?”

“Elbette.” Duvara sırtını veren adam kendi haline gülmüştü. Kız arkadaşının evine girmiş üniversite öğrencisi gibi hissediyordu kendini. İçindeki adam başını iki yana sallayıp yüzünü buruşturuyordu, ama Kartal ona bile gülümsedi.

“Selin uyuyor, gelebilirsin.”

Salonun kısık ışığından sızarak amerikan tipi mutfakta Selin’i koltukta uyurken bırakıp terasa açılan kapıdan geçtiklerinde tatlı bir meltem yaladı bedenlerini. “Otur lütfen, ne içersin?”

“Buna konuşmamızın sonunda karar vereceğiz. Lütfen otur artık.”

Aynı heyecan dalgası bir kez daha esip geçerken mecburen karşısındaki ahşap sandalyeye oturdu Efruz. “Ne istiyorsun Kartal?”

Nefesini tazeleyip dirseklerini masaya dayadı. Gözlerini kızın gözlerinden ayırmadı. Tepelerindeki ışık yeterli değildi kurşuni gözleri görmek için, ama en azından gölgeleri oynaşıyordu.

“Kadere inanır mısın?”

Efruz’da masaya yaklaşıp ellerini birleştirdi. “Kaderle hiç bir sorunum olmadı. Elbette inanıyorum.”

“İki çeşit kader vardır. Birincisi; Izdırari kader, yani doğumumuz, kişiliğimiz, karakterimiz, anne ve babamızı ezelden belirleyendir. Bizim değiştiremeyeceğimiz şeylerdir.”

Beklediği sözler bunlar değildi Efruz’un. Ne anlatmaya çalıştığını bilemedi ama sessizce beklemeye karar verdi. Kartal gözlerine bakarak o katı sesiyle konuştukça zaten dinletiyordu kendini.

“İkincisi; İhtiyari kaderdir, irademize bağlı olan. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Yani kişi bir aday tipi belirliyor ve arıyor. Allah’da onun istediği vasıflara sahip birkaç kişiyi önüne çıkarıyor. Sende bunlardan birini iradenle  beğenip kabul ediyorsun.”

Birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Kartal anlattığının ne olduğunu biliyor ama Efruz onu anlayamıyordu. “Ben, benden ne istediğini anlayamadım.”

Masanın üzerinde birbirine kenetli ellere uzandı Kartal. Parmaklarıyla kendine yön veren adama itiraz edemedi. Ellerini çözerek birini avuçlarına almasını izledi. Tanıdık bir dokunuş gibiydi. Sıcaklığı bile heyecan yüklüydü.

Kızın gözlerinin içine baktı. “Ben senin kaderin olmak istiyorum. Önüne çıkmış biri… Senin, beni seçmeni istiyorum.”

Gözlerini eline yöneltti kız. Bir saniye kadar sonra adamın kara gözleriyle buluşturduğunda şaşkındı. İlk defa böyle bir şey duyuyordu. Seni istiyorum, benim ol, demiyordu. Beni seç, diyordu. Kaderin olmak istiyorum diyordu.

“Ben…” dedi kararsız ses tonuyla. Karmakarışık iç dünyasıyla. Konuya bu şekilde girmemiş olsaydı kapıyı göstermek çok daha kolay olacaktı. Ki kendi de biliyordu bu adama yol aldığını. Gece gündüz demeden unutamadığı gözlerini, bakışlarını… O, Kartal dı. Kim olduğu ne olduğu belliydi ama engel olunamaz dalgalarla boğuşuyordu.

“Sen?” dedi Kartal. Kızın karıştığının farkındaydı. Elinin içinden yavaşça çekilen eli ne kadar tutmak istesede yapmadı. Efruz’u çözüyordu. Usulca işleniyordu çünkü; Efruz zorlarsan kaçacak biriydi.

“Ben anlamadım, bu ne teklifi?”

“Her şeyin… Toz pembe cümlelerde kullanabilirdim, süslü kelimeler mesela. Ama sen bunlarla yetinmeyecek birisin.”

Efruz çenesini kaldırdı. Gözlerinin altından baktı. Ne zaman çözmüştü bu adam onu? Altta kalmamalıydı. Kendini çözümesine izin vermemeliydi. “Her kadın sever süslü cümleleri, bu çok resmi oldu.”

Kartal iç yanağını ısırdı ve dudaklarını sağa sola kıvırdı. Yanılıyor olamazdı ama Efruz onu yokuşa sürüyordu. “Ne diyorsun?”

“Beni kandıramadın diyorum.”

“Kandırmak! Ben seni kandırmaya gelmedim. Dürüstçe içimden geçenleri söyledim.” dedi, çarpık bir gülüş vardı yüzünde adamın.

“Kabul ediyorum ki ilk defa böyle dolandırılan bir teklif alıyorum. Ve içinden geçenlerin sadece bunlar olmamasını isterdim. Farkındaysan şu an aileleri tarafından aynı masaya oturtulmuş görücü usulü tanışan iki insan gibi olduk.”

“Bu kötü bir şey mi?”

“Elbette değil, ama ben görücü usulü istediğimi sanmıyorum.”

“Öyle mi? Ne istiyorsun peki?”

“Açık mı konuşayım yoksa senin gibi lafı dolandırayım mı?”

Lafı dolandırdığından değil de ters etki alacağı korkusuyla giriştiği farklı yolu tercih etmişti Kartal. Başarmış olması kaçınılmazdı. Efruz zordu. Henüz Efruz’u tam anlamıyla tanımıyordu ve yanlış bir şey yapmak hiç istemiyordu. Sadece gözlem yeteneğiyle ilerliyordu. “Lütfen.” dedi.

“Görücü usulü evlenecek olsam çok önce yapardım. Benim beklentilerim daha farklı.”

“Ve…”

“Ben, sevmek sevilmek hiç istemedim. Böyle kavramlarım olmadı hayatımda. Gelişi güzel yaşadım günlerimi. Hayatımda bir erkek olması benim için son derece gereksiz bir şeydi. “Ama…” dedi adama diktiği kurşuni gözleriyle.

“Ama…” dedi Kartal.

“Ama ben bir kadınım. Bunları düşünmemiş olmam bir gün yaşamak istemediğim anlamına gelmiyor. Belki doğru biriyle karşılaşmadım bugüne kadar. Doğru kavramı zaten başlı başına muamma tabii.” Omuz silkti kız. “Bende sevmek isterim, sevilmek isterim. Anlaşabileceksem evlenmek uzun bir hayatı paylaşmak isterim. Günü birlik veya süreli ilişkiler için harcanmayı istemem. Sanırım bu da senin o anlattığın ihtiyari kadere giriyor.”

“Hmm.” Parmağıyla çenesini ovaladı gözleri masanın üzerinde gezinirken. Efruz, Kartal’ın her halini ince ince düşünerek izliyordu. Neydi bu adamın derdi şimdi? Kendisini çok mu beğenmişti de direk her şeyi ilan etmişti? Bir kaç kez gördüğü birini hemde. İkna olmamıştı ve Kartal onu ikna edecek şeyleri söylemezse olacağı da yok gibiydi.

Yerinden kalkan Kartal, Efruz’un bakışları eşliğinde yanda duran diğer sandalyeye genç kızın hemen çaprazına oturdu. Kendine dönen gri bakışlar şimdi eziyet gibiydi. Bu kadar yakın olmak kendini sürekli sakinleştirmesine neden olacaktı. “Birde bu şekilde anlatayım o zaman.” Gözlerine bakarken bedenini yaklaştırdı. “Gözlerini ilk gördüğüm anda bazı şeyleri kaybettim.”

İstemeden gözlerini kapatıp açtı Efruz. “Neyi?” Alan daralıyordu sanki.

“Eskileri kaybettim. Geçmişte kalacakları kaybetttim. Gördüğüm bildiğim tüm kadınları kaybettim.” Efruz’un yumuşayan harelerini görebiliyordu. Kızın çıplak kollarına düşmüş saçlarından bir tutamı alıp parmakları arasında çevirdi. “Saçlarında bile dingin dalgalar saklı. Sanki onlara tutunsam içimdeki fırtına dinecek gibi hissediyorum.”

Aynı hareketi Koray yaptığında  onun ellerini kesmek, parmaklarını kırmak gibi eylemler hissederken Kartal’a tam tersini hissetmesi neyin nesiydi? Saç uçları bile keyifli gibiydi gezindiği parmaklarda. “Kıvırcık ya ondandır.” dedi Efruz minicik gülüşüyle. Kartal’dan aldığı kalp çarpıntısına neden olacak bakışıyla öne eğildi biraz. “Kıvırcık saçlar karşısındakinde oynama isteği uyandırıyor. Biraz oynarsın sonra sıkılırsın bırakırsın elinden.”

Gözlerinin karası buz tutan adamdan çekmedi kendi korkusuz gözlerini. Onu gibi biri için kendisi harcanacak kadınlar sınıfına giriyordu. Biraz eğlenmelik, keyfilik genç ve güzel kadınlar… “Senin gibi biri bende ne arıyor? Güzellik mi?Bunu neden sana vereyim? Beni elde ettikten sonra hevesin ne kadar sürecek? Belki ben sana aşık olacağım, çok seveceğim ama sen benimle işin bittiğinde bambaşka biri olacaksın. Bunların birini bile istediğimi  sanmıyorum.”

“Bunların birini düşünmene dahi izin vermem.” dedi buğulu sesiyle.

“Nasıl vereceksin bana bunun sözünü?” dedi Efruz inatla.

Uzun saç tutamını elinin içine yatırıp diğer elini de üzerine kapattı Kartal. Eline bakarak konuştuğunda Efruz büyülenmiş gibi izliyordu. Saçından çok kalbi adamın elleri arasındaymış gibi hissetti.

“Sözlerimin hiç bir kifayeti yok. Yaşayacaklarımız sana bunu gösterecek.”

“Yaşayacaklarımız?” dedi kaşlarını havaya kaldıran Efruz. “Üzeri kapalı anlatıyorsun ama sendeki inatçı ruhu görebiliyorum.”

“Üzeri kapalı olmasam yapacaklarım senin benden uzaklaşmana neden olacak.”

Yerinde kıpırdanan Efruz, onu anlamakta zorlanıyordu. Bu hoşuna gitmiyordu. “Seni anlayamıyorum.”

Sandalyesinden öne doğru kaydı Kartal. Madem netlikten yanaydı Efruz, Kartal ona istediğini verirdi. Fazlasıyla… “Seni gördüğüm andan beri bende, beni anlamıyorum. Uzun yıllara dayalı ilişkimi bitirdim bir kaç gün önce. Gözlerinde kayboldum, seni her gördüğümde sanki ışıltılı havanın içine çekiliyorum. Adını söylemeye korkuyor dilim, yanacakmış gibi… O dudaklarına bir kez dokunursam seni asla bırakmayacağımı biliyorum ve kendimi tutuyorum çünkü sana saygısızlık yapmak istemiyorum.”

Gözleri büyüyen Efruz elinin biriyle dudaklarını kapattı. Kartal onun bu hareketiyle dudağının bir ucunu havaya kaldırdı. “Anlatabildim mi?”

“Ortası yok muydu bunun, bu da çok hızlı oldu?”

“Bir karar verirsen, bende nasıl davranacağımı bilebilirim.”

Elini saçının arasına daldırıp sol omzundan aldı ve Kartal’ın tuttuğu tarafa topladı. Kartal’ın avuçlarından çekilen teller umrunda değildi. Adamın bundan nasıl etkilendiğini görebiliyordu. Bunu sevmişti.  Kartal’dan en az onun kendisinden etkilendiği kadar etkilendiğini gizlemiyordu. Bir başkası; beğenmediği biri olsaydı onu kapıdan içeri bile sokmazdı. Aklına takılan konular yok değildi ama gözü görmeyecek körlükle sürükleniyordu. Uzun sayılacak süre birbirlerinin gözleri içine baktıktan sonra adamın nefesini tuttuğunu da fark etmişti. Gülmek gelmişti içinden ve esirgemedi. “Ne içersin?”

Kartal nadir takındığı gülüşüyle Efruz’un kalbine çelme takarak başını yana eğdi. “Sen karar ver, ne içmeliyim?”

Girdikleri değişik sohbetin ve yeni yeşeren aşk tohumlarının toprağa kendini salması gibiydi Efruz’un gülüşü. Rahat ve taze…

Kesinlikle gülmemeliydi bu kadın. Ne kadar cekici olduğunun farkında bile değildi. “

“Sıcak bir şeyler içebiliriz.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!