Dün akşam AZA’da bir şeyler içip geçmişi yad eden Ruken ve Kenan girdikleri atmosferden memnundu. Yeni yeni kıpırtılar hissediyor, birbirlerini anlama yolunda emin adımlarla ilerliyordu. 

Ruken’in Kenan’da en sevdiği şey her zaman hayat dolu ve eğlenceli olmasıydı. Bazen aşırıya kaçıyor olabilirdi Kenan ama Ruken ona da alışkındı. Kenan hayattan tat almayı sonuna kadar seven bir adamdı. Kendi dingin ruhu ile taban tabana zıt olsa da kendine de böyle bir adamı layık görüyordu. Kendi gibi sakin birinin böyle eğlenceli bir adamla olması da hayatına renk katıyordu. Buna bazen emin olmasa da şimdilik hiçbir sorunları yoktu. 

Eve geldiğinde üzerini değiştirip mutfağa girmişti. Üzerindeki iş kadını resmî, göz alıcı, kadınsı kıyafetlerinin yerine askılı bluzu ve uçuş uçuş rahat bir etek giymişti. Aynada kendine bakarken sol omzundaki dövmeye gitti parmakları. Hayat ağacı görselini üç santime üç santim yaptırmıştı. Omzuna çok yakışıyordu. 

Bu geceyi evinde Kenan ile geçirecekti ve ona yemek yapacağına söz vermişti. Kenan buna inanamamıştı ama kendini ispat edeceğini de üzerine basa basa söylemişti. Yemek yapmak evde yapacağı tek işti. Çalışma odasından çıkıyorsa ya yemek yapar ya yemek yer ya da kitap okurdu. Haricinde sürekli çalışıyordu. 

Genç bir kadın olarak bazılarına göre sıkıcı bir hayatı varmış gibi görünebilirdi ama mutluydu. Haftada bir kez dışarı çıkardı. O da genellikle cuma veya cumartesi akşamlarına denk gelirdi. Arkadaşlarıyla haftada bir toplanma kararları vardı. Bu belki bir yemek belki bir kulüp belki de sinema olarak değişirdi. 

Marine ettiği tavukları fırına, yanında baharatlı patatesleriyle birlikte verdi. Salatasını hazırlayıp sosunu da yanına bıraktı. Masaya iki servis açtı. Masanın ortasında duran şamdana bakıp bir süre düşündü. “Mumla yemek yiyecek kadar olmadık,” diyerek alıp kenara, konsolun üzerine bıraktı. “Başka zaman artık.” 

Soğuk mezeleri de yerleştirdiğinde kapının sesini duydu. Güvenliğe talimat vermişti. Kenan Kurşunlu ne zaman gelirse gelsin içeri girebilirdi. Makyajsız yüzüne gülümseme yerleştirdi. Makyaja sadece dışarda tahammül edebiliyordu. Yüzünde makyajın gizleyeceği pürüz yoktu. Cilt yapısı oldukça sakindi. Düzenli besleniyor ve düzenli uyuyordu. Tek sorun fazla, büyümeyen bir kadın gibi oluşuydu. Makyaj konumunu yerine getiren bir amaç gibiydi onun için. Kendiliğinden düz, kalem gibi olan saçları at kuyruğu yapmıştı. Kalbi kanat açarken ulaştı kapıya. 

Elinde kırmızı güllerden kocaman bir demet olan, yeşil gözlü karizmatik adamın gözlerinin içine gülümsedi. 

“Hoş geldin.” Sarılıp yanağına öpücüğünü kondurdu ve aldı. “Ruken Kara’yı özlemişim. Şu an on sene öncesine gittim geliyorum.” Gül demetini uzattı. Alıp koklayan kadının gülüşüne kendi gülüşü karıştı. 

“Bu çok derin iltifat için teşekkür ederim.”

 Kenan erkeksi bir gülüşle göz devirdi. “Yapma Ruken, gerçekten de değişmiyorsun. Sen benim gözlerimin önünde büyüdün.” 

“Büyüdük. Hadi çıkar ceketini.” 

Kapıyı kapatıp elindeki pasta kutusunu girişteki konsolun üzerine bıraktı. “Limonlu, en sevdiğinden.” 

Çiçeği tutturamamıştı ama pasta tamdı. Limonlu her şeye aşık bir kadındı -limon hariç- Ruken ama kırmızı güllerin evrensel dili olduğundan sitem etmedi, etmeyi dahi düşünmedi. “Teşekkürler.” 

İstanbul’a gelip gittiğinde uğrardı Ruken’e. Eve yabancı sayılmazdı. Koltuğa kendini bıraktığında evinde hissi veriyordu Kenan’a. Her zaman rahat bir adam olmuştu. Ruken ise onun en çocuk yanıydı zaten. 

Çiçekleri vazoya yerleştirip masaya getirip bıraktı. “Mis gibi kokuyorlar,” dedi ve Kenan’ın yanına geçerek oturdu. Orta, siyah cam sehpanın üzerine dizdiği DVD’lere uzandı. Onun bir film arşivi vardı, bir de sinema odası. “Senin için aksiyon, macera ve polisiye seçtim.” 

Öne eğilen Kenan DVD’lerden bir kaçını eline aldı. “Sen romantik seversin, neden benim için seçtin?” Yeşil gözleri kendine dönen sevgi dolu gözlerle birleşti. 

“Anlaşmaya çalışıyorum. Bir sonraki romantik olur.” 

Karizmatik gülüşüyle büyülediği kadını öpmek istedi. Saf, duru bir güzelliği vardı Ruken’in. Çocuksu bir edası yüreğine sokulası havası… “Öyle olsun.” 

“Hadi masaya geçelim, sana önemli bir şey diyeceğim.” Ayağa kalkıp mutfağa yöneldiği sırada Kenan kaşlarını çatmış ardından kalkıp masaya yürüyordu. “Ne?” 

Gözden kaybolan Ruken, “Geliyorum şimdi,” diyerek bir dakikayı aşmayan zaman da geri dönmüştü. Tavuğu masaya bırakıp Kenan’ın tabağına servis etmeye başladı. “Dün sana demedim ama abimle konuştum.” Kendi tabağına da bir parça alıp oturdu. 

Karahan dendiğinde tüm tüyleri havaya kalkan Kenan önce suyundan bir yudum aldı. “Korkuyorum.” 

Gülümseyen kadın kollarını masaya verip eğildi. “İşimiz biraz zor görünüyor ama ben mutlu olursam sesini çıkarmayacağını söyledi.” 

“Şaka yapıyorsun.” Kenan bunu beklemiyordu. Gözleri merakla aralanmıştı. “O zaman sorun yok.” 

“Sorun şu ki, aramızda her ne olacaksa görmek istiyor. Beni ne kadar seveceğine şahit olmak, gerekirse kapısına dayanacak olmanı bekliyor. Bunlar benden sana tüyo olsun.”

“Kapısına neden dayanacağımı anlamadım ama göreceğim bir gün olursa yapmaktan kaçmayacağımı bilmeni isterim.” Keyfi yerine gelmişti ve zevkle yemeğine başladı. Ruken de yemeğine başlayınca, “Bir şey daha var,” dedi. 

“Dinliyorum.” Gözü kulağı Ruken’de idi. Ruken nasıl karşılanacağını bilmiyordu ama yapacak bir şeyi yoktu. “Perşembe günü Ankara’ya gidiyorum.” 

Birkaç saniyeyi ona bakarak geçiren Kenan, bundan bir sonuç çıkaramadı. “Ve.” 

“Bir ay belki daha çok dönmeyeceğim.” 

Yerine gelen tüm keyfi kaçmıştı şimdi. “Neden gidiyorsun ve neden bu kadar uzun?” 

“İlk soru gizli. Sadece şunu diyebilirim; bir yazılım üzerinde çalışacağım. Bu kez Ankara’da olması istendi. İkinci soru için ise, basit bir yazılım olmayacak, bir ekiple çalışacağımı düşünüyorum. Henüz net bir bilgim yok. Gidince öğreneceğim.”

“Bir aydan fazla bir zaman daha kayıp edeceğiz, öyle mi?” 

“Biz ne zamanlar atlattık Kenan… Bir ay dediğin nedir ki. Telefonum açık olacak. İstersen yanıma da gelebilirsin. Yedi yirmi dört çalışmam sanıyorum.” 

Omuzları inen adamın yapacak bir şeyi kalmamıştı. “Doğru. Bu senin işin ayrıca gitmen gerekiyorsa gidersin. Nasıl olsa döneceksin. Ben de duruma göre gelirim.” 

“Bu benim işim değil Kenan,” dedi, gülümsedi. “Bu benim aşkım. Ben bunun için varım. Hayatımızda bu tür dönemler olacak muhakkak.” 

Kabul ediyordu Kenan ama ucunda özlemek vardı. Yıllar birbirlerinden ayrı özlenerek geçiyordu. Ruken’in elini kavrayıp gözlerinin içine baktı. “Aşkınla karışık işine saygı duyuyorum. Her zaman da duydum. Senin yükselişin benim diplomalarım derken yıllar geçti. Ben artık seni özlemek istemiyorum.” 

Elini saran eli, diğer eliyle kapladı. Kalbinden Kenan’a akan sıcacık duyguların ritmine bıraktı kendini. “Biraz zaman, her şey daha iyi olacak. Evet, ayrıydık ama bizdik. Değişen bir dünya var Kenan. Değişmeyen tek şey duygular, derin duygular. Döndüğümde daha detaylı konuşuruz, bizken bir olabiliriz.” 

Kenan başını sağa sola salladı. “Ayrıldık ama ben seni hiç kaybetmedim. Şimdi amansız bir korku var, benden öte. Çok istedim biri girsin hayatıma ama olmadı. Olmuyor. Giderken böyle bir korkum yoktu ama şimdi var. Kaybetmekten korkuyorum.” 

“Saçmalama lütfen. Neden öyle olsun? Bu zamana kadar kimse hayatımıza girmediyse, girmeyeceğindendir. Lütfen kasma kendini, ben buradayım sen buradasın. Hem daha arkadaşız bir de sevgili olacağız.” 

Kenan’ın dudakları kıvrıldı. Gülüşü yüzünü kapladı. “Sabırla bekliyorum. Seni öpmek farz oldu.” 

Kahkaha attı Ruken. Elleri çözüldü. “Güzel öpücüklerin adamısın sen, özledim.” Tutkulu bir kadın gibi göz kırptı adama. Bu yaptığı bir erkek için oldukça sarsıcıydı. “Yemeğini ye Ruken yoksa daha güzeli en güzeli gelecek artık arkadaşım olmayacaksın.” 

Gülümseyerek elini ağzına kapattı. Gözleri mutlulukla aralandı. Elini çekip ağzına fermuar çekti. Yemeğine dönerken bile gülümsüyordu. 

“Tavuk çok güzel olmuş, yemek yapabiliyorsun ama ben senden lahana sarması bekliyorum. Annem sana öğretir gerçi dert etmiyorum.” 

“Olur, öğrenirim. Beyimi memnun etmekten şeref duyacağım. Sonuçta erkeğin kalbine giden yol bir kod mühendisi de olsam mutfaktan geçiyor, öyle değil mi? Sana yaptığım makinaları yedirecek değilim.” 

Buna da Kenan kahkaha attı. “En son ne yaptın ondan bahset?” lafı değiştirmek en iyisiydi yoksa Ruken beyim derken ve kendi aklında öpmek varken arkadaş kalamayacaktı.

“Hım,” dedi Ruken biraz düşündü. Hangisini söylemeli bilmiyordu. “Kimseye demediğim bir sistemim var. Sana diyebilirim.” 

Kenan dikkat kesildi. “Merak ettim.” 

“Bir sinyal takip çipi geliştirdim. Ama bu diğerleri gibi değil. Hiçbir cihaz fark edemiyor.”

“Allah’ım,” dedi Kenan. “Çocuklarımız bir dahi olacak. Sonra?” 

Çocuklarımız sözlerini yüreğine hapsedip devam etti. “Kişinin sesiyle yüklenmiş bir cümle ile çalışıyor. Öncesinde varlığını belli etmiyor, bedeninde taşıdığın için sinyali algılaması çok basit. Ses titreşimleriyle harekete geçiyor ve geliştirdiğim bilgisayarda benim konumumu gösteriyor. Henüz bunu sadece kendi üzerimde denedim. Çalışıyorum hâlâ daha da geliştirmem an meselesi.” 

“Sen yaparsın. İnanıyorum.” 

Ruken gülümsedi. “Şu JÖH ve PÖH’lerin kullandığı arılar varya,” dedi yerinde kıpırdayıp Kenan’ın açılmış gözlerine kahkaha attı. “Onların birini ben yazdım. Birini başka biri yazdı. Ama benim yazdığımı kimsenin bilmediği gibi o ikinci arıyı yazanı da ben bilmiyorum.” 

“Gece ve gündüz arıları.” Kenan’ın kaşları havalandı.

Ruken başını salladı. “Evet, gündüz olan da kırmızı ışık sinyali var. O yüzden gece kullanılası sıkıntı ama gece olanda siyah sinyal ışığı var işte onu ben yazdım. Işıksız için uğraşacağım bir ara. Saatte yüz kilometre hız yapıyor kumanda ile yönetiliyor ve her deliğe giriyor. Bildiğimiz arı kadar. Ama içinde kamera ve ses kayıt sistemi taşıyor.”

Her şey bir yana bu kendi ülkesi için bir mucize ama başka ülkeler için ciddi bir meseleydi. Kenan bu tehlikenin az çok farkındaydı. 

“Nasıl gizliyorlar seni?” 

“Basit, ben yazıyorum ve teslim ediyorum. Roketsan ve ASELSAN mühendisleri gerisini getiriyor. Benim gibi çok insan var. Ben de onlardan biriyim. İsimleri de onlar takıyor.” 

“Ankara’da ne yazacaksın peki?” 

“O tamamıyla sır. Devlet sırrı dedikleri tam da bu canım.” 

“Hiç bilemeyeceğim desene.” 

“Belki bir gün.” 

Konudan konuya geçerek uzun bir süre masada çokça keyifle yedikleri yemeğin her ikisi içinde çok önemli olduğunu biliyor ve sonuna kadar kartları açık oynuyorlardı. En sonunda aklındaki son şeyi unutmadan söyledi Ruken. 

“Çarşamba günü Azra abla ile çekimlerim var. İş kadınlarına özel kreasyon hazırladı ve beni manken olarak istedi ben de kabul ettim.” 

Gözleri dehşetle açılan Kenan Ruken’e bakarken nefesini tuttu. “Ne giyeceksin?” derken ki sesi acı içindeydi.

“Henüz bilmiyorum.” Ruken gözlerini kaçırdı. Bir kaçını görmüşlüğü vardı ama demeye gerek görmedi. “Ne olabilir canım, kıyafet iş kıyafetleri.” 

“Ah,” dedi Kenan başını koltuğuna yaslayıp. “Ben Azra abladan hiç normal bir şey çıktığını görmedim Ruken. Bacaklarını savura savura çeker şimdi tüm fotoğrafları. Ya üst,” dediğinde Ruken’in elleri istemsiz göğüslerine kapandı ama Kenan hâlâ konuşuyordu. 

“Daracık elbiselerin kaldırdığı o göğüsler… Katil olacağım. İstanbul’un göbeğine asmazsa ben de Kenan değilim. Binlerce kataloğu bin yere gönderecek. Olamaz!” Kenan sıkıntıyla elini yüzüne kapatıp nefesle açtı. Ruken ona bakarken nutku tutulmuştu. 

“Kıskanç olan bendim, Kenan nerede? Bu kim?” diye geveledi. 

“Sen aklımı mı kaçırdın Ruken? Benim seni kıskanmadığımı da nereden çıkardın? Yapmamışsam gerek olmadığındandır. Gel vazgeç, ha güzelim.” 

“Asla olmaz! Hazal’a yar edemem o kadar kıyafeti.” 

“Hazal kim?” derken kaşlarını çattı. 

“Rakibim. Birlikte poz vereceğiz. O çekilse belki ama o çekilmez. Tanımazsın, Arman Seramik’in yüzde altmış hisseli CEO’su. Kulvarımız farklı ama çok zeki bir kadın, benimle aynı yaşta ve mükemmel para kazanıyor. Ödülü elinden kaptım bu sene.” 

Kenan hafızasını yokladı. İsimler bir yerden tanıdık geliyordu. “İsimler tanıdık geliyor ama çıkaramadım.” 

“Hilal abla veya Kemal abi söylemiş olabilir, aklında kalmıştır; Arman cam/porselen ile çalışıyorsunuz. Promosyon ürünlerinizi Hazal üretiyor.” 

Ruken’in sözleriyle gözleri parladı. “Tamam, evet hatırladım. Ama senin ezeli rakibin olduğunu bilmiyordum.” 

“İş dünyası… bakma severim ve takdir ederim ama yerimi de kaptırmam. Medya bizi dost zannediyor, birbirimizi görürsek gülümsüyoruz bazen yan yana poz veriyoruz. Aslında reelde hiç görüşmeyiz.” 

“O da senin kadar hırslı o halde.” 

“Fazlası var eksiği yok. Çalışmaya programlanmış gibi.” 

“Yani?” dedi bıkkın bir soluk alıp veren Kenan. “İllaki o çekim olacak mı şimdi?” 

Ruken başını aşağı yukarı salladı. “Olacak.” 

“Azra ablanın güzel seven adamlara hayrı dokunurdu eskiden ama şimdi onları katil etmeye yemin etmiş gibi.” 

“Hare ablam da var. Yarısı onun kreasyonu ama eniştem o giymeyeceği için ses etmez tabii. İşin aslı Kenan,” dedi Ruken, saflığından ayılır gibi. “Ablamlar çizdikleri kıyafetleri hiç giymiyor.” 

Kenan ona bakarak gülümsedi. “Hoş geldin Ruken.” 

Ruken dudaklarını sarkıttı. “Ben şimdi ayıldım Kenan…” derken omuzları da düştü. Kenan kendini tutamayıp kahkaha attı. Kadının başını elleri arasına alıp yanağına sesli bir öpücük kondurdu. “Düşmanın yuvasına arı sokar ama ablalarının ne yapmaya çalıştığını anlamaz. İşte bu benim Ruken’im.” Kadının mahzun yüzüne bakıp gülümsemekten vazgeçti. “Şurada izleyelim, hiç sinema salonuna inmeyelim. Televizyon büyük zaten. Ben senin dizlerine yatarım, olur mu?” 

Az önceki hüsranını kenara aldı ama ilk fırsatta önce Hare olmak üzere paylayacaktı. Kendileri eşlerinin sözlerini dinlerken evlere kıskançlık ateşleri indiren kadınların adıydı, Azra ve Hare. 

“Mısırları patlatmıştım makinede duruyordu. Alıp geliyorum tak sen. Olur, dizimde uyuturum seni.” 

Gerçekten de bir ara Ruken’in dizlerinde içi geçmişti. Kendini dünyanın en şanslı adamı olarak göreceği yerdeydi. Ruken gibi bir kadının hayatındaydı. Ruken kalmasını, koktuk ya da bir oda vereceğini söylese de bunun doğru bir hareket olmayacağını içten içe bilen Kenan gitmeyi uygun görmüştü. Kapının önüne geldiğinde o özlenen tatlı öpücüklerden bırakmak istemişti ama bunun için bile erken olarak gördüğünü de kendine itiraf ediyordu. O çok özel bir kadındı. O ne istiyorsa ona uyacak kadar da centilmendi. Ruken ona kendi geleceği güne kadar -kollarına bir arkadaş değil de bir kadın olarak gireceği güne kadar- bekleyecekti. 

“Çok güzel bir akşamdı, geceydi. Seninle her şeyi çok özlemişim. Bunu sevdiğimi itiraf ediyorum, çok akşamlar evde kalabiliriz. Sakinlik, huzur verici.” 

Tebessüm edip sarıldı Ruken. “Buna sevindim. Ne zaman istersen ben hep hazırım.” 

Saçlarının üzerine dudaklarını bastırıp kokusunu içine çekerek evden ayrılan adamın ardından kendini hafiflemiş hissetti. İşte her şey böyle böyle yoluna girecekti. Artık hataya ve hayal kırıklığına yer olmayacaktı hayatlarında. Aralarındaki şey çok güzel bir şekilde ilerliyordu ve nereye gidecekse her ikisi de gönüllü takipçiydi. 

Yarın gerçekleşecek çekimlerin ardından yorulacağını tahmin ediyordu; Depodan getirttiği iki büyük valize kıyafetlerini özenle yerleştirmeye başladı. Bir başkası yapabilirdi bu işi onun yerine ama kendi seçimleri gibi olamazdı. Neyle karşı karşıya olacağını bilmiyordu. Bir valize iş kıyafetlerini bir valize spor kıyafetlerini yerleştirdi. Ayakkabılar için başka bir valize daha ihtiyacı olduğunu fark etti. Çantalarına bakınca ağlamak istedi. İçlerinden seçim yapacaktı ve gerekirse temin edecekti. 

Saatler süren hazırlığın ardından bir fincan kahve alıp kış bahçesi olarak kullanılan alana geçti. Bahar geliyordu ve hava mis gibiydi. Aşağı salona inerken, “Cihan,” diye seslendi. “Yaktın mı?” 

“Evet, Ruken Hanım.” 

Alt basamağa adımı atınca zil sesine yöneldi. Koşar adımla kapıyı açtığında Efşan’ı karşısında buldu. “Selam canım,” diyerek ufak bir öpücükle içeri girdi Efşan. Ceketini çıkartıp dolaba bıraktı. 

“Tam zamanında Efşan, senin bu dakikliğin aynı ben.” 

Efşan mavi gözlerini kocaman açtı. “Kızım affeder miyim çifte elmayı?” 

Ruken kahkaha attı. Birlikte salona girdilerinde Cihan da çıkmak üzereydi. “Bahçede sizi bekliyor.” 

“Teşekkür ederim Cihan. İyi geceler.” 

“Size de efendim.” 

Cihan evden çıkınca iki arkadaş kış bahçesine gitmek için salonun balkon kapısından geçip hemen sağa saptı. Evle bağlı olan bahçeyi ayıran sadece camlardı. Yan yana duran berjerlere oturdular. Cihan kahvelerini bile bırakmıştı. Ruken nasıl sevmesindi onları. Korumaları ev arkadaşları gibiydi. 

Efşan yerine yerleşip sağ ayağını sol bacağına attı. “Bayılıyorum şu gecelerimize ama sen gideceksin ve ne zaman döneceğinde belki değil. Özleyeceğim.” Nargilesine uzanıp hiç vakit kaybetmeden dudaklarına götürdü ve içine kocaman bir nefes çekti. 

Ruken ona bakıp sırıttı ve kendi nargilesini aldı ama önce kahvesinden bir yudum içti. “Bilmiyorum. Bir aydan az değildir. Ben de özleyeceğim ama Vedat ne düşünüyor bu konuda?” Derin bir nefes çekip kalın dumanı havaya savurdu, yerine yerleşip gevşedi. 

“Hangi konuda?” 

“Bu gecelerimiz konusunda, hayatında bir erkeğe yer veren tüm arkadaşlarım için ben yokum sanki artık.” 

“Oy sana kıyamam.” Efşan uzanıp elini sıktı. “Ben onlardan değilim ama buraya bir koruma ordusuyla geliyor olsam da hep geleceğim. Evlenirsen Vedat’la geleceğim, evlenmezsen de tek geleceğim ama hep geleceğim.”

“Söz mü?” 

Efşan göz kırptı gülümseyerek. “Efşan sözü. Anlat bakalım nasıl gidiyor Kenan’la?” 

Kahvesinden bir yudum daha aldı. “Şimdilik şahane. Her gün birlikteyiz. Bazen gece bazen gündüz, bana eskisinden daha verici. Etrafımda dönüyor olması, başka kadın yokmuş gibi halleri haz veriyor.” 

“Desene akıllandı bizim laz uşak.” 

“O hep akıllıydı. Sadece olgunlaşıyor. Rahat bir hayatı olan her insanın tavırlarına benziyor halleri. Bizim gibi derin kayıplardan geçmedi.” 

Efşan başını salladı. “Havai bir erkeğin en büyük sorunu olgunlaşmak değil mi zaten. Doğduğundan büyüdüğüne kafa dünya ne kadar da muhteşem ve dertsiz. Peki ya aşk, o ne durumda?” 

“Bilemiyorum. Aramızda hep bir şeyler ya fazlaydı ya eksik. Kenan bir kadının arayacağı her lükse sahip. Karakter sahibi biri, kadına değer veren bir adam. Bir kadın bundan başka ne ister?” 

“Tabii ki tutku. Tutku ister kadın, yanmak yakmak ister. Bir bakışta tutuşmak tutuşturmak ister. Tutkunun getirdiği heyecanla her günden tat almak ister.” 

Omuz silkti Ruken. “O bir erkek ve ben de bir kadınım. Kadın ve erkek arasında her zaman tutku olmaz mı?” 

“Hayır, öyle olsaydı tüm dünya çocuklarına DNA testi yapmak gerekirdi. Her yan yana gelen kadın ve erkeğin arasında tutku olamaz. Sevgili bile olsa zor. Ten uyumu diye bir şey var. Evli insanların bile ten uyumu olmadığı için boşananları var.” 

“Nasıl yani? Sadece ten uyumları yok diye mi?” 

“Evet, öyle. Baktığında dışardan mükemmel bir çift görebilirsin ama ev hayatlarında daha çok tensel ilişkilerindeki eğilim sıfırdır. Birbirilerini seviyor bile olsalar bir süre sonra bu aradaki sevgiyi bile harcayabilir. Birbirlerinden tat alamayan kadın ve erkeğin kaçınılmaz sonudur boşanmak veya aldatmak aldatılmak. Kişiye göre değişir gerçi, daha çok ahlaki yapıya diye bakıyorum ben buna.” 

“İlginçmiş. Ama bunu bilemem, yaşamam gerekiyor önce.” 

Dumanı savurup Ruken’e döndü. “Hisset! Hissedebilirsin.” 

Ruken gülümsedi. “Sanırım öğreneceğim çok fazla his var. O çok karizmatik biri çok yakışıklı ve rüyaları süsleyecek bedene sahip.” 

“O zaman yakındır,” diyerek kahkaha attı Efşan. “Vedat bu kokuyu alınca benim vay hâlime, adam deli oluyor nargile kokusuna. Çekici geliyormuş.”

“Değişiksiniz.” İlginç geliyordu Vedat’ın bu hissi Ruken’e, üstünde durmadan devam etti. “Döndüğümde sevgili konumuna terfi edeceğiz. Sonrası Allah bana yardım etsin. Tabii bir de abim faktörü var. Tutturdu ben karşımda çok aşık bir adam istiyorum diye. Kenan benim tek hayalim, bunca sene geçer diye bekledim geçse ardıma bile bakmayacak kadar kararlıydım. O da öyleydi. Biz birbirimizin kaderiyiz.”

“Abini çok takma. Birbirinin kaderi olan insanlar er ya da geç buluşur. O da aşık bir adam önünde sonunda kabul edecek.” 

“Edecek ama nasıl göreceğiz.” 

Dün itibariyle holdingi Rüzgar’a devreden Ruken sabah gözünü açar açmaz stüdyoda almıştı soluğu. Saat sabah sekizdi ve kaç saat süreceğini bilmediği maratona hazırdı. Makyajsız, günlük kıyafetiyle gelmişti. Azra’yı görememişti ama ablasına sıkıca sarılmıştı. Hare’yi kabul etmekte çok zorlanmıştı lakin kanından candı ablası. En az diğer iki ablası kadar seviyordu ve Hare tarafından da coşkulu sevgiyle karşılanıyordu. 

“Hazal gelmedi mi abla?” Çantasını yanındaki masaya bıraktı. Masanın üzerinde çekim malzemeleri doluydu. 

“Yoldadır ablacım, birazdan burada olur. Kavgasız gürültüsüz çekelim fotoğrafları.” Ruken’e lütfen der gibi baktı. 

Ruken göz devirdi. “Abla sen yapma bari, Hazal’la aramızda bir sorun yok sadece rakibiz.” 

Kumral saçlarını eliyle toplayıp arkasına attı Hare. “Evet biliyorum canım ama nasıl rakip olduğunuzu da biliyorum. Birbirinizin yüzüne bile bakmıyorsunuz. O çok hoş bir kadın, ben ters bir etki almıyorum ama sizinki çok çetin rekabet.” 

“Hiç tanışma fırsatımız olmadı biliyor musun? Nasıl biri olduğunu bilmiyorum, merak da etmiyorum.” 

Hare’nin gözleri kapı girişine takıldı. “Geliyor sessiz ol. Belki burada tanışırsınız belli mi olur?” 

Omuz silkti Ruken, sessizliğini koruduğu sırada Hazal’ı yanında hissetti. Mecburen dönerek elini uzattı. “Hoş geldin,” dedi, buralar bana ait dercesine. Hare gülümsemesini gizleyerek selamladı Hazal’ı. 

Hazal uzatılan eli özensizce şıkmış ve Hare’ye dönmüştü. “Hoş buldum.” 

Ruken dudaklarını sağa sola kıvırıp saçını geriye attı. “Ne zaman başlıyoruz?” diye sordu ablasına. “Akşama yemek var biliyorsun sonrasında Kenan’la buluşacağım.” 

Eski sevgilisi olduğunu öğrendiği adamın adını işitince anladı ki eski falan değildi. Zihninden hemen attığı düşüncelerle o da konuşma gereği hissetti. “Başlayalım evet, Azra bana göstermişti giyeceğim kıyafetlerin fotoğraflarını birde canlı görsem?” 

“Elbette tatlım hadi gel sana göstereyim.” Hare, Ruken’e döndü. “Sen gelmiyor musun?” 

Hazal görmüştü ama Ruken hiç görmemişti. “Gelmeli miyim?” 

“Evet gel, beğenmediğin olursa giymek zorunda değilsin,” derken ablasının onu ‘abim’ der gibi bakışlarıyla nefes bırakıp çantasına uzandı. “Görelim.” 

Arka tarafa giyim bölümüne geçtiklerinde Hazal bir yana Ruken diğer yana döndü. Ruken siyah, Hazal kırımızı ve bordo giyecekti. Tek tek eline aldıkları kıyafetlerin güzelliğiyle başları dönüyordu ve Ruken ‘Karahan kim Kenan kim’ diyecek vaziyete gelmişti. Özelikle gece kıyafetleri hem sade hem de göz alıcı şekilde dikilmişti. 

“Sevgili modellerim,” diyerek içeri girdi Azra. “Hepsi sizin için çizildi ve dikildi. Sizden ilham aldık bunu biliyorsunuz.” Ruken’e öpücük kondurup Hazal’a ilerledi, samimi sarılmasına Hazal da aynı şekilde karşılık verdi. “Birer tanesi adreslerinize gönderilecek. Bugün gösterin kendinizi, iş kadınları size minnettar kalacak.” 

Azra’nın coşkusuna gülümsedi Hazal ama Ruken tek kaşını kaldırıp çok mini eteği çekti askıdan. “Bu sana çok yakışır Azra abla, tam Murat abimin sevdiği tarzda. Sizler de birer iş kadını olarak giyebilirsiniz ama nedense ben sizi hiç mini göremiyorum. Ve sen abla Fatih eniştem bu elbiseyi çok sevecek.” Sırtı poposuna kadar açık elbiseyi çekti bu kez. “Şunun ihtişamına bakın, bir erkeği, hayır her erkeği dize getirecek kadar seksi. Ah, abilerim çok şanslı.” 

Azra’nın gözleri kocaman açılırken Hare boğazını temizledi. Hazal’ın bakışları arada Ruken üzerinden Azra ve Hare’ye kayıyordu. Ne döndüğünü bilmiyordu, Ruken’i de kişilik açısından hiç tanımıyordu; tanısa bir fikri olabilirdi ama şu an için basit bir gösteri olarak hafızında kayıt altına alınıyordu. 

Ruken tıkanan kadınlara bakıp hafifçe sırıttı. Elbiseyi yerine takıp döndü. “Her neyse ben abilerime acıdım giymeyin.” 

“Ya,” diyerek hafifçe kahkaha attı Azra. “Aynen öyle şekerim balım Ruken’im.” Hare’ye döndü. “Değil mi ablası?”

“Kesinlikle ablası,” diyen Hare Ruken’e göz çıkartıp gülümseyerek Hazal’a döndü. Askıdan bir tane bordo takım elbise alıp uzattı. “Al hayatım, hadi makyaj için bekliyorlar odanda sonra giyin ve başlayalım.” 

“Tamam,” diyen Hazal dudak büktü anlamadığı konuya. Elbiseyi alıp giyinme odasına doğru ilerleyip kapısını kapatınca Hare, Ruken’e yaklaştı. “Ne yapıyorsun Ruken?” 

“Sus,” dedi iki ablasına da bakıp. “Sizi çakal stilistler, siz bu elbiselerin birini bile giymiyorsunuz.” 

“Hayır, giyiyoruz,” dedi Azra üzerindeki pantolon ve bluzu gösterip. 

“Onları değil abla.” Askıyı işaret etti Ruken. “Bunları, ah siz… kocalarınızın kıskançlık damarlarına hizmet edip başka kadınlar üzerinden para kazanmak!” 

Hare omuz silkti. “Arz talep meselesi kardeşim. Ne o Kenan da sana mı izin vermiyor?” 

“Hah,” dedi Ruken. “Bana bir baksana bende söz dinleyecek göz var mı?” 

“Zamanı gelmemiştir henüz,” dedi Azra. “O sözü sana seve seve yedirirler. İstemiyor adamlarımız kısa açık giyinmemizi ne yapabiliriz? Hava atıp durma Ruken o havan sönecek ve o zaman biz sana sorarız.” 

“Çok beklersiniz.” 

“Yürü be!” dedi Hare. “Biz yapamadık sen yap. Büyüksün bacım.” 

Azra kahkaha atıp başını iki yana salladı. “İki Kara Kadını ile başa çıkamam, git giyin.” Arkasını dönüp kahkaha atarak stüdyo tarafına geçen kadının ardından Ruken’e döndü Hare. “Cidden bir şey demedi mi Kenan?”

“Dedi, ama ben söz verdim dedim üstelemedi.”

Dudağını buruşturup memnuniyetsiz bir ifadeyle baktı kardeşine. “Bu kadar mı?”

“Ne bekliyordun, biz anlaşmanın kitabını yazıyoruz.”

“Aşık insanlar anlaşmaz kardeşim, çatışır; sonra sevişir. Sonra çatışır sonra yine sevişir.” 

“Abla!” 

“Tamam.” Kardeşinin büyümüş gözlerine gülümsedi. Askıdan siyah takımı çekip uzattı kardeşine. “Şunu giyiyorsun ama önce makyajın ve saçın yapılacak.” 

Fotoğrafçının karşısında şekilden şekile girerek kimi zaman yorucu kimi zaman eğlenceli geçen saatlerin sonuna yaklaşıyorlardı. 

“Hazal, kolunu Ruken’in omzuna bırak, saçlarını geriye at bana bak.” 

Cam sandalyede oturan Ruken’in hemen yanında ayakta duruyordu Hazal. Muhteşem fotoğraflar çıkmıştı ortaya. Tek çekimler ve ikili çekimlerle iki güzel iş kadının da enfes güzellikleri göz doldurmuştu. Sırt sırta verdiklerinde çekilen fotoğraflarda uzun gece elbiselerinin derin bacak yırtmaçlarıyla ayrı ilgilenilmişti. Azra onları İstanbul’un en gözde mekanlarına asacaktı. 

“Bitti,” diyen sesle nefes bıraktılar. Hazal kendini dekor olarak konulan koltuğa bıraktı. Ruken de oturduğu yerde gevşedi. 

“Çok güzeldiniz.” Hare heyecanla kardeşinin yanına yürüdü. Tepesine bir öpücük kondurdu. Hazal’a ilerledi ve omzunu sıktı. “Teşekkürler hanımlar.” 

“Yoruldum ama değdi.” Hazal uzandığı yerde gülümsedi Hare’ye. 

“Canım sen bir de onların son halini göreceksin hepsi muhteşem olacak.” 

“Abla telefonum?” diye sordu Ruken. Hare kardeşine döndü. Arka cebinden çıkartıp uzattı kardeşine. “Kenan aradı canım, konum attım birazdan burada olur.” 

Ruken telefonunu alıp gelen mesajlara bakmaya başladı. Tüm çekim boyunca tek kelime konuşmamışlardı. Birbirlerine temaslarını bile görmezden gelmişlerdi. 

Hazal uzandığı yerden doğruldu. “Üzerimi değiştirip eve gitmeliyim. Biraz dinlenmeye ihtiyacım var.” 

“Elbette,” dedi Hare. Hazal odasına giden yolda ilerlerken Ruken ardından baktı. Ezeli rakibiyle tüm gün boyunca dip dibe geçmişti zaman. Seviyeli ve nazik bir kadın olduğunu itiraf etti kendine. O ne kadar onunla ilgilenmemiş ise Hazal da o kadar işini yapmıştı. Ayağa kalkıp telefonu ablasına uzattı. “Bende değişip geliyorum, sende kalsın.” 

“Tamam ablacım, ben de toparlanıyorum.” 

Üzerini ilk değişip çıkan Hazal, çantasını koluna taktığında Azra belirdi yanında. 

“Teşekkür ederim Hazal, onca işinin arasında beni kırmadın.” Kadının kolunu sıvazlayıp gülümsedi Azra. 

“Çok eğlendim Azra, sana model olmak ayrıca bir zevkti.” 

Konuşarak birilerinin yaklaştığını fark ettiklerinde arkalarına döndüler. Hazal’ın mavi gözleri Kenan’ın yeşil gözlerine birkaç saniyeyle uğradı. Kenan bakır kızılı saçlara ve mavi gözlere öylesine bakıp Azra’ya döndü. 

“Nasılsın abla?” 

“Hoş geldin Kenan, iyiyim ablacığım.” 

“Ben çıkıyorum, sonra konuşuruz,” dedi Hazal, yanındaki görmezden gelerek. 

“Tamam canım, ararım seni.” 

Hazal, Azra’yı öperek Hare’ye geçti, onu da öperek uzaklaştı. Başını çevirip uzaklaşan kadının ardından baktı Kenan. Kızıl saçları dalga dalga sırtına dökülmüştü. Uzun boylu denecek bir kadındı Hazal. Güzelliği Ruken’den farklıydı. İki kadında kendine has özellikleri ve güzellikleriyle de ünlüydü. 

“Kim bu merhaba bile demeyen kadın?” 

“Seninkinin ezeli rakibi. Neden selam vermedi ben de anladım belki de senin Ruken’in erkek arkadaşı olduğunu biliyordur. Ruken’le hiç araları yok.” 

“Ruken bahsetmişti, hatırladım. Peki benim sevgilim olmayan sevgilim nerede?” Azra’nın omzuna kolunu doladı Kenan. “Tüm gün göremedim, bitti mi çekim?” 

“Bitti, üzerini değiştiriyordu, gelir şimdi.” 

“Ne giydirdin ona? Beni katil edeceksin gibi bir hisle doluyum abla.” 

Hare gülümseyerek başını yana çevirdi ama bu Kenan’ın gözünden kaçmadı. Alttan baktı kadına. “Hiç iyi şeyler olmadığını biliyordum zaten. Karahan abi ile sizi baş başa bırakacağım, benim sözüm geçmiyor size.” 

“Aman sakın,” diyerek çıktı Kenan’ın kolunun altından. “Rica ediyorum Kenan, ben bıktım sizden. Kime el atsam kuruttunuz, hepsinin kıskanç birer erkeği oldu. Şimdi asacağım afişleri ben isteyene kadar kimse indirtemeyecek, nokta!” 

“Ruken bu konuda beni dinlemedi ama bu, göreceklerimin dışında bir konuşma olsun. Hiç de o kadar emin konuşma. Çok istiyorsanız siz giyin, biz sizi çekecek fotoğrafçı buluruz. Ama izin vermezler değil mi?” 

“AA üstüme iyilik sağlık, ben model miyim? Hem benim işim vardı. Sonra görüşürüz.” Azra hızla uzaklaştı yanlarından. Kenan da ardından gülümseyerek baktı. 

“Benim de işlerim var elbette. Sonra görüşürüz Kenan.”

Tek kelime edemeden Hare de kaçar gibi uzaklaştığında Kenan başını sağa sola umutsuzca sallayıp gülümsedi. “Cadılar.” 

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. Karahan çekilen fotoğraflara delirmezse iyi. Emeklerine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!