Havalimanı protokol çıkışında durup Kenan’a döndü. Ortalıkta resmî giyimli adamların dolaştığı alanda güvenlik tam donanımlıydı. Birlikte gideceğini sandığı iş ortağının ondan bir gün önce Ankara’ya ulaştığı haberi gelmişti dün gece. Aldığı mesaja dudak bükmüş, ailesi ile olan yemeğe ardından da Kenan’la gece dışarıda eğlenmeye gitmişti. Gece on ikiyi vurduğunda yatağında derin bir uykuya dalmıştı çünkü aşırı denecek derecede yorgundu. 

Rüzgar eniştesinden aldığı bir haberle de çok sevinmişti. İsviçre’de ünlü ve büyük bir yazılım şirketinden ortaklık teklifi almışlardı. Bunun tam da holdinge ara verdiği sırada gelmiş olması üzmüştü ama yakın bir zamanda görevine tekrar dönecekti. Rüzgar şimdiden günleri saymaya başlamıştı, oğlu Ali Poyraz büyüyünceye kadar Ruken ona verdiği sözü tutacak, kendi holdingi gibi sahip çıkacaktı. Sonrasını da düşünüyordu Ruken; evinde bilgisayarlarıyla yeni yeni kodlar yazacaktı. Belki de devasa denecek bir işe imzasını atacaktı. Gerçi şimdi çıkıyor olduğu yolculuktan dönerken bu hayalini gerçeğe dökmüş bile olacaktı ama her zaman her şeyin daha iyisi hep olacaktı. 

Kenan’ın yeşil gözlerine bakıp burukça gülümsedi. “Kendine iyi bak.” 

Ruken’in başını elleri arasına alıp yanağına dudaklarını bastırdı. “Sen de. Umarım çok çabuk biter, döndüğünde yine burada bekliyor olacağım. Bana haber ver döneceğin zamanı.” 

“Hele bir gelme,” diyerek gözlerini büyüttüğünde Kenan gülümsedi. “Döndüğünde çok başka bir Kenan olacak. Kendini buna hazırla, benden daha fazla kaçmana izin vermeyeceğim.” 

“Hevesle bekliyorum ama sen, ben yokken lütfen abimin gözüne çok batma olur mu?”

“Benim bir şey yapmama gerek yok Ruken, abin beni görünce deliriyor zaten, bunu aşsak yeter. Elimden geleni yapacağım.” 

“Haklısın.” Bir adım geriye çıkıp nefes verdi. Uçak onu bekliyordu, kısa bir an uçağa bakıp adama döndü. “Gitmeliyim.” 

Kolları iki yanına düştü. Gitmesini istemiyordu, bir süredir her anı birlikte geçiriyorlardı ve Ruken’e tekrar alışıyordu. “Hadi git. Gidince beni ara, sonrada ara. Telefonum gece gündüz açık olacak.” 

“Tamam, sen de sana verdiğim kitabı oku. Dönünce sana sorular soracağım içinden.” 

“Başladım bile, hepsinden tam not alacağım.” 

Gülümsedi Ruken. “Göreceğiz.” 

Arkasını dönen Ruken derin nefes alıp adımlarını hızlandırdı. Arkasına bakmadan uçağın merdivenlerine çıktı. Kapısına gelince durup döndü ve Kenan’a gülümseyerek el salladı. Kenan’dan aldığı gülüşün karşılığını çok uzaktan da olsa gördü. Uçağa girdiğinde Cihan ve Mutlu da ona eşlik etti. 

Kenan’ı ardında bırakıyor olmanın burukluğu engelleyemiyordu içindeki heyecanı. Tüm uçuş boyunca düşündükçe içine çekildi hislerinin. Uçak inişe geçtiğinde daha da arttı ama bu kez kendini dizginlemesini bildi, zamanla öğrenmişti nasıl sakin görünülür, hissedilir. 

Uçağın kapısı açıldığında merdivenleri inerek Ankara’nın bahar güneşini yüzünde ve ellerinde hissetti. Siyah dar, bilekten pantolonun üzerine belden kısa ceketi içine giydiği beyaz büstiyeriyle Ruken Kara idi.  Saçlarını toplamayı sevmediği gerçeğine bağlıydı. Kalem gibi düz saçları sırtında bırakmıştı. Uçlarındaki açık kahveleri çok seviyordu Ruken. Esmer güzeli çok güzel bir kadındı.

 Cihan önde Mutlu arkasında birlikte indiler basamakları. Kendilerine doğru gelen adamı fark etti Ruken. Son basamağa adım attığında Cihan bir yanına Mutlu bir yanına geçmişti. Karşısındaki ellili yaşlarında olduğunu bildiği adama elini uzattı. 

“Ruken Hanım, hoş geldiniz.” 

“Teşekkür ederim.” Elini geri çekerek adamın devam etmesini bekledi. 

“MİT elektronik ve teknik istihbarat bölüm başkanı  Zeki Kanat, şu andan itibaren devletine hizmet eden bir MİT çalışasınız. Size savunma bakanlığına kadar eşlik edeceğim, buyurun gidelim.” 

Başıyla onaylayan Ruken adamın açtığı yoldan ilerledi. Yana yan uzun ve tenha bir koridordan geçtiler, çıkışa geldiklerinde etraflarını sarmış olan yüzleri kapalı askerlerin arasından zırhlı VİP aracına bindi, iki korumasıyla. Kapılar kapandığında araç yol aldı. Bakanlığa giden mesafede sessizce etrafını izledi. ASELSAN’ı gördüğünde gülümsedi. Aldığı teklifi kabul etmiş olsaydı bu şehirde yaşayacak ASELSAN mühendislerinden biri olacaktı. Hayatı için aldığı kararların hep arkasında durmuş hiç pişman olmamıştı.

“Siz muhtemelen geri döneceksiniz,” dedi her iki korumasına bakıp. Mutlu hiç mutlu görünmüyordu. “Emin misiniz efendim?” diye sorduğunda Ruken başını salladı. “Evet, Mutlu. Neler olacağını henüz bilmiyorum ama bu şartlarda korumamız devlet sağlayacak, sivil koruma kabul etmezler. Ben gelene kadar tatile çıkabilirsiniz. Ama dönüşümlü olarak çıkın, evimi boş bırakmayın.” 

Araç bakanlığın girişinde durduğunda kapısı daha o adım atmadan açılmıştı. Zeki Kanat hemen kapının önüne gelmişti, Ruken de ince topuğunu zemine basıp binaya göz attı. Yüksek merdivenlerden inen adamı hemen tanımıştı. Hayatının fırsatına adım atıyordu ve hayatı değişecek gibi hissediyordu.

Aniden yanlarında 3 araba durmuştu. Ön ve arkadaki araçtan sivil polis oldukları her halinden belli olan adamlar indi etrafı kolaçan ettikten sonra ortadaki aracın kapısını açtılar. İçinden çıkanı tanıyordu Ruken. MİT başkanı Sedat bey.

Sedat bey onlara yaklaşıp önce Zeki beyle tokalaştı ardından Ruken’e döndü.

“Hoş geldiniz Ruken Hanım.”

“Hoş buldum efendim, teşekkür ederim.”

“Seni burada görmek çok güzel, sayın bakan bizi bekliyor beklemeyelim.”

Gülümseyerek hafifçe başını eğip basamakları çıkmaya başladı. Aklındaki bir başka konu ise kiminle çalışacağıydı ama sabır diyerek arşınlıyordu yolu. Bakanın odasının önüne geldiklerinde korumalarına döndü. “Siz burada bekleyin.” Herhangi bir cevap beklemezdi. Söylerdi ve sessizce uygulanırdı. Zeki Bey ve Sedat Bey’in yanında açılan kapıdan içeri girdi. Daha öncede gelmişti ve ileriki hayatında da hep gelecekti.

Koltuğunda değil geniş camların önünde Ankara’yı seyreden Bakan’ı fark edince büyük odada adımlarını o yöne çevirdi. Kendine dönen adamın elini uzatışını izleyip kendisi de uzattı. Elini iki eli içine alan adamın mutlu ifadesini her zaman severdi. 

“Hoş geldin benim zeki kızım.” 

“Hoş buldum efendim. Nasılsınız?” 

“Daha iyi olacağız hep birlikte.” 

“Mutlaka olacağız efendim.” Elini bırakan adama hafifçe gülümsedi. Bakan’ın bakışları Ruken’in gözlerinin içine bakıyordu. Bir şeyler aradığını belli ediyordu adam. 

“Geçelim,” derken masasının başına ilerleyip oturdu. Ruken’in de karşısına oturmasını işaret ettiğinde genç kadın usulca yerleşti koltuğuna. Karşısına Sedat Bey oturdu. Zeki Bey ve odada bulunan Bakan yardımcısı da hemen Bakan’ın arkasında durdu. 

“Hazır mısın?” dedi Bakan. 

“Evet, yapabileceğimi biliyorum.” 

“Bundan bu odada bulunan herkes emin. Devrimin devamını siz getireceksiniz. Yapacağınız şey bu ülke için çok büyük bir güç demek olacak.” 

“Her zaman hazırım, bugün ve yarın; ölene kadar.” 

Bakan mutlu bir ifadeyle başını salladı. Sözü Sedat Bey’e devir ettiğinin işaretiydi bu. Sedat Bey oturduğu yerde bir miktar Ruken’e eğildi. “Ankara sınırlarında çok büyük olmayan bir ev ayarlandı. Etrafında başka bir ev yok, düz bir alan. Evin bir odasına ihtiyacınız olacak her şey döşendi. Devasa iki bilgisayarınız var. Tuşuna kadar her ikisi de kontrol edildi. Ne kadar süreceği size kalmış olacak, bir haftada yazarsınız bir yılda da. Bu evin üzerinde her zaman arılar dolaşacak. Geceleri termal kameralarla izleneceksiniz. Evin alt katında bir tünel var size o tünel aracılığıyla ulaşacağız. Aslında size hep bir adım uzakta olacağız.” 

Adamın tüm sözlerini tek tek analiz ederek kaşlarını çattı. “Benim bilmediğim bir şey mi var?”

“Rusya yazılımın peşinde çünkü bu sözde onun projesiydi.” 

“Üzgünüm ama anlamıyorum. Bu programı ben yazacaksam bu bir Türk’ün projesi olur.” 

“Zaten bir Türk’ün projesi, siz ona yardım ederek hızlandıracaksınız. Birlikte yazacaksınız, diğer kişi sizden daha iyi anlamına gelmemeli. Siz bilmiyorsunuz ama yaptığınız her yazılım programı ve savunma silahımız sizinle çalışacak olan kişiyle aynı düzeyde. Gündüz arısını o yaptı, siz de gece arılarını yaptınız.” 

Şaşırsa da belli etmedi. Daha da kabaran bir merak sardı her yanını. Kimdi bu kişi? “Ben kiminle çalışacağım?” 

“Kendisi yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet ediyor. Ülkesine bunun için geri döndü. Sizin kadar vatansever ve sizin kadar yetenekli biri. Siz ikiniz bu proje için seçildiniz. Bunu bize kendiniz kanıtladınız. Biz ikinize de güveniyoruz siz de birbirinize güvenerek ülkemizi ulaşılmaz kılacaksınız. Aynı konuşmaları kendisiyle de gerçekleştirdik. O size güveniyor.”

Anlaşıldı ki tanışmak şu ana nasip değildi lakin Ruken’in merakı arşa ulaşmıştı. Sessizce kabul etti tüm sözleri. Bakan’a döndü. “Her şeyi göze alarak geldim, ne gerekiyorsa olur efendim.” Tekrar Sedat Bey’e döndü. “Peki benim kimliğim biliniyor mu, ailem için endişe etmeli miyim?” 

“Sizin değil ama diğer kişinin biliniyor. Sizin aileniz tehlike altında değil yine de biz her güvenliği gizlice sağlayacağız. Korumalarınıza ihtiyacınız olmayacak ve bu süreç her kim olursa olsun çok kişi tarafından bilinmemeli.”

İçi rahatlayan Ruken gözlerini kapatıp açtı. Ailesinden bir kişiye bir şey olsa kendisini asla affedemezdi. “Tamam,” dedi kısaca. 

“Pekala, hazırsanız ve başka bilmek istediğiniz bir şey yoksa çıkalım.” 

“Hazırım, hayır yok.” Ayağa kalktığında Bakan’ın sesiyle durdu. 

“Yazacağınız program sizi hep gizli tutacağımızın gerçeğini hep taşıyacak, döndüğünüz de bu ülkenin S-400’ü olacak. Kendi yazdığı kendi ürettiği… Vatan size minnettar.” 

Ankara’nın yakıcı bahar güneşinin görüş alanını zorlamasıyla gözlüğünü takmıştı. Valizlerinin zırhlı başka bir araca naklini izliyordu. “İlk uçakla dönüyorsunuz. Abimin gözüne gözükmeyin sizin benden ayrıldığınızı anlarsa durduk yere canını sıkacak, bunu biliyorsunuz.” 

“Biliyoruz efendim. Evinize gelmediği takdirde haberi olmayacak,” dedi Cihan. 

“Umarım gelmez. Ama olurda gelirse devletin bana başka korumalar sağladığını ortak bir yalan olarak üçümüz de biliyoruz, anlaşıldı mı?” Yine sessiz anlayışları izledikten sonra, “Araba sizi bekliyor, gidin artık.” Arkalarını dönerek biraz ileride kendilerini bekleyen korumalarının arabaya binişini ve uzaklaşmasını izledi. 

Basamakların en ucunda Sedat Bey ve Zeki Bey’i gördü. Aralarında ufak bir konuşmanın gerçekleşiyor olduğunu anladığında beklemeye başladı. Ardından yaklaşan ayak seslerini işitiyordu ama dönüp bakma gereği duymadı. Adı anılana kadar… Katıydı ses, belki de değildi. Yumuşacık da bir ton barındırıyordu içinde. Zihninde bir tele değmiş gibi irkildi. 

“Ruken Hanım.” 

Bu sözü her gün onlarca kez işitiyordu oysa. Usulca başını çevirirken omzundaki saçları sırtına döküldü. Gözlüğünü çıkartan adamın karmaşık görüntüsüne kapıldı. Bedeniyle dönerken kendi gözlüğünü çıkarttı. Uzun kirpiklerin çevrelediği ela gözlerinin zekice parlıyor olduğunu anında fark etti. Uzun ama köşeli yüz hatlarına nanosaniyelik bakışlar attı. Çıkık elmacık kemikleri ve kumral bir tene sahipti adam. Koyu kumral saçları özenle taranmış, adama yakışan şeklini almıştı. 

“Benim,” diyebildi adamı incelemeye son verip. Elini uzatan adamın ciddi ifadesine aynı şekilde karşılık verdi. Kimin elini sıkacaktı bilmiyordu ama elini uzatırken buldu kendini. 

“Oğuzhan Kara, birlikte çalışacağınız kişi benim.” 

Soy adı Kara! Bir erkek! Onca zaman boyunca bir evde bir erkekle çalışacak olmasının çelişkisini oracıkta yaşadı. Genç ve yakışıklı bir adamla uzun bir süre aynı evde yaşayacağını abisi duysa, Kenan duysa ülkeyi ayağa kaldırırdı. Kendisi buna gülmek istedi hatta yüzünde bir gülümseme oluşur gibi olduğunu adamın da gevşeyen yüz hatlarından fark etti. 

“Ben… bir erkek beklediğimi düşünmemiştim. Şaşırdım.” 

“Anlayabiliyorum, şaşırdınız.” Elini geri çeken Ruken’i hedef alan gözleri bu kadar yakında kadının çok daha farklı olduğunu kabul ediyordu. Uzun denecek bir boya, uzun düz ve iki renk saçlarına, büyük kahverengi gözlerine ve şık giyimine ışık hızıyla baktı. Sandığının ötesinde bir ışığı vardı kadının. Oğuzhan bunları düşünürken yanlarına gelen Sedat ve Zeki Bey’e döndüler. 

“Tanıştınız demek, o halde artık serüveninize başlayabilirsiniz. Araba sizde kalacak, şoför sizi bırakıp dönecek. Evde her şey var dediğimiz gibi, hiçbir eksiğiniz olmayacak. Biz de size hep yakın olacağız.” 

“Gidebiliriz o halde,” dedi Oğuzhan. 

Sedat Bey ve Zeki Bey her ikisinin de elini sıktı. “Yolunuz ve zihniniz açık olsun.” 

“Teşekkürler,” dediler. Oğuzhan, Ruken’e dönerek kapısı açık arabaya önden binmesi için elini öne uzattı. Ruken’in ardından kendisi de bindiğinde kapı kapanıp bir meçhule doğru yol almaya başladı. 

Bakanlığın sınırlarından çıkana kadar her ikisi de yolu izlemeyi tercih etmişti. Araba otobana çıkınca birbirilerine bakma gereği hissettiler. 

“Soy adım Kara demiştiniz, yanılmıyorum değil mi?”

Ciddi ifadesini hiç bozmadı Oğuzhan, bir gün pişman olmamayı umdu. “Evet, Kara. Sizinki de Kara.” 

“Benzerlik, olabilir ama yine de ilginç geldi. Soru sormamda sakınca var mı?” 

“Herkesin bildiği soruları sorabilirsiniz.” 

Her şeye izin olmadığını anlamıştı. Nereli olduğunu soracaktı, belki babası ve annesi fakat cevapları alsa bile Oğuzhan adında bir akrabası olduğunu hatırlamıyordu. On parmağı doldurmayan akraba silsilesinden tanıdığı olduğunu söyleyemezdi. 

“Anladım. Önemli değil, eminim Kara soyadını taşıyan çok insan vardır.” 

“Elbette. O kadar çoktur ki bakın burada bile iki tane var.” Akrabası olduğunu söylemek istemiyordu, en azından bir süre. Fakat sonrasında neler olacağını o da dahil kimse bilmiyordu ama Oğuzhan’ın kendince bir teorisi vardı. 

Naifçe gülümsedi Ruken. Telefonunun sesiyle yanında duran çantasına uzandı. Ekranda Kenan yazısını görünce gülümsediğinde karşısındaki adam bunu kaçırmamıştı.

Kısık bir tonda, “Efendim canım?” diyerek açılan telefonla Oğuzhan dışarıdaki yola döndü. 

“Hayır, süresiz yani belli değil. Daha bugün bir gün Kenan, sabır. Geniş bir zamanda arayacağım seni.” Sarf ettikleri birkaç cümle sonunda kapattı telefonu. Ekranda abisinden onlarca mesaj vardı. Onları okumaya ve cevaplamaya daldığında Oğuzhan tarafından izlendiğini dahi fark etmedi. Ekranı karartıp çantasına bırakırken gözü takıldı adama, yalnız olmadığını hatırladı. Abisinin bitmek bilmez sözleriyle andan kopmuştu. 

“Sizce ne kadar sürer?” diye sordu, aniden kendine döndü bakışlar.

“Çalışma saatlerimize göre değişebilir, sizin bir tahmininiz var mı?” 

“Hayır, yok. Aileme bir ay kadar dedim ama o kadar sürmez diye umuyorum.” 

“Belli olmaz. Ailelerimiz alışkın olmalı bu çalışmalara.” 

“Pek değil. Ben ilk kez dışarda çalışacağım. Ailemden hiç ayrılmadım.”

“Benim kısa ayrılıklarım oldu. Aile açısından zor oluyor.” 

“Maalesef, birde benimki gibi bir aileniz varsa, çok saha zor.” 

“Medyadan tanıyorum ailenizi. Abinizin adı Karahan, öyle değil mi?” 

Bunlar sır değildi, olması ihtimal bile değildi. “Evet, eniştelerim, ablalarım, babam ve aile dostlarımızla kalabalık ve göz önünde bir hayat yaşıyoruz.”

“Asilkan teknolojinin yöneticisiniz. Ödül töreninizi izledim, tebrik ederim.” 

Şaşırdığında kendini gülümserken buluyordu. “Teşekkür ederim. Orada mıydınız?” 

“Hayır, ülkeme geçen hafta döndüm.” Gülümsedi Oğuzhan. “Siz de bilirsiniz ki izlemek istiyorsak, izleriz.” 

Gülüşü büyüdü Ruken’in, Oğuzhan’ın da. Ela gözleri kısıldı. Ruken’in gülüşü çok farklıydı. Çocuksu, bakınca mutlu eden bir gülüştü. 

“Bilmez miyim…” 

Bu kez Oğuzhan’ın telefonunun sesi duyulduğunda Ruken arkasına yaslanıp boş arazileri izlemeye koyuldu. 

“Prensim,” diyordu bir ses.

“Güzelim,” dedi Oğuzhan. 

Ruken bir kez daha gülümsedi. Genç ve yakışıklı bir adamın bir güzeli olurdu. Anlaşılan o ki Oğuzhan ile iyi anlaşacak ve belki de görev sonunda iyi dost olacaklardı. O etkileşimi hissediyordu. 

“Hayır canım, uzun sürecek; kendini buna hazırla ve benim gelişimi bekle.” 

“Özlerim,” dedi o ses. 

“Ben de seni özlerim ama biliyorsun görev, sana bunu sürekli anlatıyorum.” 

“Biliyorum. Tamam ama beni ara unutma.” 

“Seni nasıl unutabilirim,” derken Ruken’le göz göze geldiğinde gözlerini kaçıran Ruken oldu. Sinsi bir gülüş adamın yüzünde belirdi. “Kapatıyorum, sonra yine ararım.” Telefonu kapatıp yanına bıraktı. Ruken’in bu özel konuşmaya şahit olmasından hoşnut olmadığını hissediyordu. Konuşmamayı tercih ederek sessizce akan yola döndüler. 

Eve vardıklarında açılan kapıdan ilk çıkan Oğuzhan elini Ruken’e uzattığında basit bir eylemmişcesine elini vermişti genç kadın. Nazik bir adamla çalışacak olması fikri her an daha iyi hissettiriyordu. 

Valizleri kendi odalarına taşınırken MİT Başkanını evin içinde bulmuşlardı. Tünelden geçerek onlardan önce gelmişti Sedat Bey. Çalışacakları odanın kapısının önüne geldiklerinde Oğuzhan ve Ruken’in el dokusu ve retinaları ayarları yapılmıştı. İkisi bir olmadan kapı açılmayacak şekilde ayarlanmıştı. 

Yirmi metre kare odanın bir duvarı geniş ekranlarla kaplıydı. Hemen önlerindeki masada iki tane bilgisayar duruyordu. Ruken parmaklarını gezdirdi bilgisayarın üzerinde. Kendi icatlarıyla çalışacak olması mıydı onu daha mutlu eden? 

Evin içindeki telefondan bize ulaşabilir, her neye ihtiyacınız varsa isteyebilirsiniz. Yemekleriniz dahi hazır gelecek ama mutfakta her şey var. Sizin güvenliğiniz ve sağlığınız bizim için S-400’den daha değerli. 

Kendisi yemek yapabilirdi ama bu bilgiyi kimseye açmaya niyetli değildi. Canı isterse… 

Evin kalanını gezip en son alt kattaki tünele açılan kapının önünde durdular. Basit bir kapıdan ibaretti ama Sedat Bey kapıyı açtığında ışıkların aydınlattığı ucu bucağı olmadığı belli olan metal bir geçit çıkmıştı ortaya. Demir plaklarla kaplanmış tünelin ne kadar derinde olduğunu hesap etmek istedi Ruken. En az altı veya yedi metre derinde olmalıydı çünkü evin bodrumuna inen merdiven sayısı oldukça fazlaydı. 

Evden herkesin ayrılmasıyla kocaman evde baş başa kalmışlardı. Evin bahçesinde karşılıklı birbirlerine baktılar. 

“Dinlenmek istersen?” 

Ruken derin bir soluk alıp, “Evet, belki biraz. Üzerimi değiştirmeliyim. Topuklu ayakkabılarımdan kurtulmalıyım, tabii makyajımda buna dahil.” 

“Makyajım ve topuklu ayakkabım yok ama diğerine ben de dahilim. O halde bir süre sonra birbirimizi buluruz.” 

“Mecburen bulacağız gibi Oğuzhan Bey, ikimiz kaldık.” 

Birkaç saniye kadına bakıp ağırlığını bir bacağına verdi. “Uzun bir süre bu evde birlikte olacağız, Ruken dememde sakınca var mı?” 

“Bence yok, makul bir teklif. Uyumlu bir çift olursak pek çok işe birlikte imzamızı atabiliriz. Bu ilk işimiz ben samimiyete değer veren biriyim.” 

“Buna eminim, çok genç bir kadınsın ama kocaman bir holdingi tek başına idare ediyorsun, bunun altında çalışanlarını seviyor olduğunu görebiliyorum. Kimse kendine kötü davranan bir patrona tahammül etmez.” 

Ters anları aklına gelince kocaman gülümsedi. “O kadar erken karar verme, beni bir de işler ters gidince göreceksin. Holdingde herkes koşmaya başlar.” 

Küçük bir kahkaha attı Oğuzhan. Bu gülüşe alışabilirdi, her an yanında bile isteyebilirdi. “Ona otorite demiyorlar mı?” 

Ruken omuz silkerek eve doğru yürüdü. “Bilemiyorum ama ben sadece Ruken Kara’yım, bunu herkes böyle biliyor. Yemekte görüşürüz Oğuzhan.” 

Ruken’in ardından bakarken gözlerini kıstı. “Sen Kara’sın ben de bakalım bu oyunun galibi kim olacak? Adı güzel kadın…” 

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!