8.Bölüm

Yanındaki adama bakıyordu. Delice bir sevgiydi ona duyduğu hisler. Mantıklı hiç bir açıklaması olmayan… Kurulmuş saat gibi hissediyordu kendini. O ne derse amenna diyordu ve bundan yorulmuyordu. Gocunmuyordu. Efruz bu güne kadar kendi kararlarıyla yaşamış bir kadındı ama Kartal pençesini takmıştı bir kere. Kımıldayamıyordu.

“O kadar dikkatli bakarsan seni öperim ve kardeşin bundan hoşlanmaz bence.” Önündeki bilgisayarda e-maillerini kontrol eden Kartal Efruz’a dönmemişti.

Karşı koltukta oturan Erva kendi halinde bulduğu bir dergiden uzun bir makaleye dalmıştı. Efruz ona kısa bir bakış atıp Kartal’a sokuldu. “Bana bakmadan seni izlediğimi nasıl gördün?” 

Dikkati dağılan Kartal laptopu kapatıp Efruz’a döndü. “Hissediyorum.” dedi. Efruz kısılan gözleriyle gülümsedi. “Neden İstanbul’a gidiyoruz?”

“Evleneceğiz çünkü.”

“Onu biliyorum, neden İstanbul?”

“Kaçmaya kalkarsan bulması kolay olsun diye.”

“Dalga geçme.” Elinin tersini adamın omzuna çarptı Efruz. Gülümsesi kaybolmuyordu yüzünden. Kendini cidden bulutların üzerinde hissediyordu.

“Seni zorladığımı düşünmeni istemiyorum Efruz.”

Efruz yan dönerek adamın kara gözlerine kilitlendi. “Düşünmüyorum.”

“Sen gittikten sonra anladım, ha bir gün önce ha bir gün sonra. Ecelin bile benimle gelmeli. Benim yanımda… Aileni düşünmeni de istemiyorum. Gereği neyse yapacağıma söz veriyorum ama sensiz bir gün daha …” gözleri bir an kapanan adamın yakışıklı suratına baktıkça içi eriyordu Efruz’un.

“Bu… Çok zormuş. Ben bunu yaşamak istemiyorum. Benimle aynı fikirde olman için adadığım adaklar var.” Başını Kartal’ın omzuna dayadı Efruz. “Sana hayır diyeceğim bir gün olacak mı? Adaklara gerek bile yoktu.”

Kartal başını iki yana salladı. “Korku… İlk defa korkuyorum. Seni kaybetmek istemiyorum.”

“Sen Kartalsın. Kaybetmezsin.”

“Hayatı boyunca verdiği kayıpları olan birine bunu söylemen…”

“Herkes hata yapar, aldırmıyorum.” Kadının başını yasladığı kokunu çekerek Efruz’a doladı. “Bu yüzden ayrı yerin.” dedi gür siyah saçlardan öperek. Gözleri karışılarında oturan Erva’ya kaydı. “Kardeşin sana çok benziyor.”

“Aynı fabrikadan çıktık, normal.” dedi gülerek. Kartal’ı da güldürmüştü.

“Çocuklarımızın nasıl olacağını merak ediyorum.”

“Çocuklarımız…” Sessizce mırıldandı Efruz. “Dilime tatlı değmiş gibi oldum. Ve bunu bir kez bile hayal etmeyen biri için baya tatlı bir düşünce.”

“Annesi sen olunca tatlı olacaklarına şüphem yok.”

“Ya babaları?” Kara gözlere yakın duran kurşuni gözleriyle geleceğin huzurunu aradı genç kadın.

“Baba olmak,” dedi Kartal. “Her erkek ister ama ben hiç istemedim. Babama ettiğim zulmü unutamadım sanırım. Hakkım olmadığını düşündüm her zaman. Ona yaşattığım şeyleri yaşamaktan korkuyor olabilirim.”

Efruz kaşlarını çattı. Az önce çocuklarımız diyen adamın bunları söylemesine anlam verememişti. “Hâlâ korkuyor musun?”

Kartal başını salladı. Yaşanacak hiç bir şeye engel olamamıştı ki baba olmak gibi muhteşem bir şeyden kaçsın. “Korkmak engel değil. Seninle yeni bir hayat çizgisine yürüyoruz. Senden gelecek her şeye hazırım. Bir parçası da ben olacağıma göre,” dedi Efruz’un yanağına doğru sokularak kulağına fısıldadı. “Birlikte çok güzel çocuklar yapacağız ve ben onları çok seveceğim.”

Fısıltılı ses bedenini sarsarken gözlerini kapattı. Birlikte yapacakları her şey hayal dünyasından gelip geçerken vücudunu bir sıcaklık sarmıştı. Kartal’ın göğsüne çekilirken aklı hala adamın etkili sözlerindeydi.




İstanbul’a indiklerinde hava kararmıştı. Saatin akşam dokuzu gösteriyor olmasıyla dalgındı. Bir kaç saat önce başka bir ülkedeydi.

“Yarın seni İsviçre’ye götürecek uçak.” dedi Kartal, Erva’ya. “Ama istersen Antalya’ya da geçebilirsin.”

“Annem de ensemde boza pişirsin diyorsun yani.” dedi Erva. “Ablan nerede derse ne dememi istersin Kartal Abi?”

Kartal genç kıza hafifçe gülümsedi. “Ablamın tepesi attı bir kaç ülke daha gezecekmiş, diyebilirsin.”

Efruz kıkırdarken Erva’da güldü. “Bunu yer bak ama ben dönerim yarın.”

“Sen bilirsin.”

Otele gidiyor olduklarını düşünen Efruz ara sıra geldiği şehri izliyordu arabanın filmi camından. “Nereye gidiyoruz?”

“Sabret.”

“Buldun sabredecek kadını. Yerinde duramaz ki ablam.”

Kartal Efruz’un elini tuttu. VİP tarzı aracın içinde karşılarında Erva oturuyordu. “Evet bir tez canlılığı yok değil.” Efruz omuz silkti. “Huyum kurusun.” dedi yalancı bir suratla. Kartal kızın elini daha kuvvetli sıktı. “Huyunu da alıyorum seni de.”

Erva eniştesine bakarken içi titremişti. Ablasını böyle sevecek birinin bir gün çıkıp gelecegini hiç düşünmemişti. Memnuniyetle gülümsedi.


İki katlı bahçeli bir evin bahçesinde durdu araç. Dışarı çıkan Efruz etrafına bakındı. Gecenin getirdiği karanlıktan etraf tam seçilmiyordu. “Senin evin mi?”

“Bizim evimiz.” Elini tutan Kartal eve doğru yürüttü. Evin tüm ışıkları yanıyordu. Evde kimin olduğunu düşünüyordu ki kapıdan çıkan kızları görünce gözlerini şaşkınlıkla açarak kızlara baktı. “Ama…”

Üzerindeki şık kıyafetlere bakıyordu Efruz. Selin ve Hümeysa çok güzel görünüyordu. Hümeysa koşarak gelip sarıldı. “Tatlım ya. Bu Vampir enişte bir harika değil mi? Bizi buraya kadar size, bu güzel güne şahitlik edelim diye getirdi.”

Geri çekilen arkadaşına bakmayı kesip Kartal’a döndüğünde adamın kaşları havada gülerek izlediğini görünce omuzlarını indirip başını iki yana salladı. “İçten fetih öyle mi?”

“Adını bilmem.” dedi Kartal. Selin’de yanlarına gelerek hiç sarılmadan Efruz’u eve çekiştirdi. “Seni hiç özlemedim. Nikah memuru yaşlandı sizi beklerken. Gelin hanım benimle geliyorsun.”

“Sen beni özlersin bir kere.” Eve yürüyen kızlar aralarında konuşmaya daldılar.

“Neyini özleyeceğim senin?”

“Selin ya.” Kapıdan içeri girdiğinde karşında duran adamla kaldı Efruz. Kılıç yüzünde en sevimli gülüşüyle ona bakıyordu. “Merhaba.” diyebildi Kılıç.

“Merhaba Kılıç Bey.” dedi düz sesiyle. Abisine olan kızgınlığını bu adamdan çıkarması haksızlık gibi göründü gözüne.

“Kılıç dersen sevinirim. Vampir de diyebilirsin tabii.” Efruze gülümsedi. “Sadece bir tabirdi.”

“Bana yakışıyor sanırım.”

“Üzgünüm.” Selin’in sürekli çekiştiriyor olmasına mecburen başka bir şey diyemeden ayrıldı.


Gecenin sessizliği arabanın içinde hüküm sürerken kalplere güneş doğmuş gibi ferahlık veriyordu. Elindeki telefona sırıtarak bakan Efruz’a arada dönüp bakıyordu Kartal. Bir kaç saat önce Efruze Sipahi olmuştu Efruze Duman. Bunun onda bıraktığı etkiye şaşıyordu Kartal. İlk defa evlenen bir adamın taşıdığı değişik duyguların yanı sıra sevdiği kadının soy adını taşıması bambaşka bir şeydi ve Kartal bunu iliklerine kadar hissediyordu.

“Yarım saattir o ekrana bakıyorsun.” dedi sessizliği bölerek. Efruz kocasına bakmadı. Hala telefona yarım ağız bakıyordu. “Resimlere bakıyorum.”

“Resimler kadar çekici değil miyim?”

Kocasını duymayan kadın masanın etrafında bulunan arkadaşlarına bakıyordu. Giydiği dar ama gösterişli gelinliğin içindeki kendine… Şahitleri olan iki arkadaşına güzeller güzeli kız kardeşine…

“Ben olmadan nasıl hallettin nikah işlemlerini?”

“Kardeşin bana kimlik resimlerini gönderdi. Bu da bize yetti diyelim.”

“Kartal Sipahi farkı mı diyorsun?”

“Çok zor olmadı diyelim.”

Ekranın ışığını kapatarak telefonu elinden bıraktı. Bedenini yan çevirip başını koltuğuna dayadı. “İnanmak için bakıyorum. Sanki her şey bir rüya gibi. Bu yaptıgım en büyük çılgınlık. Paraşütle uçaktan atladığım da bile bu kadar heyecanlanmamıştım.”

Kaşları birleşen Kartal karısına ters ters baktı. “Ne yaptın?”

“Wengen’de uçaktan atladım.”

Derin bir nefes bırakan adam başını yana yatırdı. Ne kadar da aksiyon sever bir kadını vardı. “Benden önce yaşamış olman çok güzel. Sanırım buna izin veremezdim.”

“Nedenmiş o?” 

“Çünkü tehlikeli. Paraşüt açılmaya bilir … düşünmek bile kanımı donduruyor.”

“Belki bir gün birlikte atlarız. Denemelisin.”

“Hayır.”

“Evet.”

“Efruz Sipahi.”

Gözlerini tatlı tatlı kırptı Efruz. “Efendim kocacığım.” Kartal sözlerinin sonunu getiremedi. Gülümseyerek karısına döndü. “Beni bunlarla kandıramazsın. Tehlike içeren her şeye engel olacağım.”

“Şimdilik canım.” Ben bir yolunu bulurum seni kandıracak.” Kartal kısa bakışlarla Efruz’un bedeni üzerinde gezindi. “Bir yolunu bulacağına eminim.” dedi çarpık gülüşüyle. Kocasının iması üzerine yine bilindik bir sıcaklık hücrelerine dağılırken konuyu kapatmayı tercih etti Efruz. Biraz utanıyor olması ilklerini paylaşacak olmasındandı. Kocası bunu bilmiyordu belki ama tahmin ettiğini düşünüyordu.

“O halde sana Zorbing ve Bungee jumping yaptıgım yerleri söylemeyeceğim. Listem kabarmasın.”

“Seni yurt dışına okumaya gittin sanıyordum. Görüyorum ki yapmadık çılgınlık bırakmamışsın.”

” …  En büyük çılgınlığım,” dedi Efruz. “Sensin.”

Kolunu uzatarak Efruz’u kendine çekti. Ellerini saçlarında gezdirmeye başladı. “Neyseki hayati tehliken yok.” Kollarını adamın bedenine sarıp gözlerini kapattı. “Yoruldum. Bugün neler oldu öyle? Kaç saat sürecek bu yolculuk?”

Kartal aracın saatine baktığında sabahın dördü olduğunu görünce kendisininde biraz dinlenmesi gerektiğini düşündü. Günlerdir doğru düzgün uyumuyordu ve oldukça hareketli bir gün geçirmişti.

“İki saatlik yolumuz kaldı. Yol üzerinde durup biraz dinlenebiliriz. Bende uykusuzum.”

İlk tesise park edip aracın arka koltuğuna geçerek birbirlerine sarılıp uykuya daldılar. Efruz için uykuya dalmak çok kolay olmuştu ama Kartal için tam tersiydi. Kolları arasındaki kadının karısı olduğunu kendine sürekli izah ediyordu. Ettikçe kalbi deliler gibi çarpıyordu. İnanması güç olduğunu sürekli kendine hatırlatması yıllar içinde kaybettiği şeylerin yerini tek başına dolduran kadının varlığı büyük haz veriyordu. Derin düşüncelerin arasında zor da olsa uyuyabilmişti.



Uzun beyaz elbisesini düzeltti. Kollarına giydiği ince mavi hırkasının düğmelerini de kapatınca saçlarını iki eliyle düzeltip tek omzuna örüp bıraktı. Kocasının yan bakışları onun üzerindeydi. Beğenmediğini işaret eden dudak kıvrımlarına aldırmadı Efruz. “Bir tek sen seviyorsun bu saçları böyle. Ben toplu daha çok seviyorum. Boşuna surat yapma.”

“Bir tek benim seviyor olmam iyi bir şey tabii ki. Ne yapabilirim sen söyle?”

“Kestirebilirim derdim ama kısa iken de hiç çekilmiyor kıvırcık saç.” Ucuna taktığı tokadan sonra arkasına yaslandı Efruz.

“Asla olmaz! Öyle bir şey yapma.”

“Canım ben senin karın olabilirim ama saçlar benim onu ne yapacağız?”

“Saçlarını benden izinsiz kesemezsin. En azından dini nikahtan sonra. Hatta benden izin almadan yatakta bana sırtını bile dönemezsin.” Tek kaşını kaldırmış kendine çok bilmiş edasıyla bakan kadına gülümsedi. “Biliyor muydun?”

“Elbetteki biliyordum ama bunu dile getirmeni beklemiyordum.” Kartal şaşırmıştı. Bir yola bir ona bakındı. “Sen ne okumuştun?” Ne okuduğunu hangi üniversiteye gittiğini biliyordu ama bilgileri normal değildi. Bunu bilmesini beklemiyordu.

“Dekoratörlük okudum, bilmiyorsun sanki.”

“Başka?”

Efruz arkasın yaslanıp akıp giden yolu izledi. Bu soruyu es geçmek istiyordu ama elbet bir gün kocasına anlatırdı. “Ailem duymasın ama ben Tekke edebiyatı da bitirdim. Onun yanında pek çok bilgiye mazhar oldum elbette. Açıktan okudum kimse fark etmedi. Sadece hobi olarak yaptım. Çok sevdim ve devam ettim. Ve dahaları vs vs…”

Kartal ne diyeceğini bilememişti. Bu aklının hiç bir kösesinden ne gelir ne de geçerdi. “Bunu bana söylemedin.”

“Yeri gelmemişti. Şimdi geldi söyledim.”

Kızın pervasız haline kızsa mı sevinse mi bilemedi. Efruz gerçekten de hızlı ve dolu dolu yaşamıştı. “Babamın gelini…” diye mırıldandı. “Yakıştı.” demesiyle arabayı evin önünde durdurdu Kartal. Elini kalbinin üzerine koymuş kımıl kımıl dudaklarıyla dua ettiğini fark ettiği kadına yine gülümsedi. Karşında Efruz varsa içinden hep gülmek geliyordu. “Korkma.”

Etrafına göz atan Efruz kocasına döndü. “Heyecan diyelim.” Bahçe kapısı anında açıldığında güzeller güzeli bir genç kız ışıl ışıl gülüşüyle arabaya doğru koşar adım gelmeye başlamıştı.

“Asude.”

Efruz kapı koluna asılmadan Asude ondan önce davranmıştı. Abisine oldukça benzeyen kızı inceledi. Başına güzelce yerleştirmiş olduğu şalına baktı. Saçları kapalı bir genç kız hiç aklına gelmemişti Efruz’un. Beyaz tenine yakışan kara gözleriyle çok sevimli duruyordu Asude.

“Ya … nerede kaldınız?” dedi Efruz’a en içten davranışıyla elini uzatıp arabadan çıkardı. “Hoş geldiniz.” diyen Asude’de Efruz’u inceliyordu. Kendini tutamayıp yengisine sarıldı genç kız. Efruz elinde olmadan gülümseyerek karşılık verdi. Bulaşıcı sevgi damlıyordu kızdan.

Sarıldığı hızla geri çekilen Asude. Efruz’un güzelliğine hayran olmuştu. “Allah’ım o gözler gerçek mi?” diye inledi.

Kartal kardeşinin yanına gelerek omzuna kolunu attı. “Bende ilk gördüğümde aynı şeyi söylemiştim.” dedi. “Abisinin kardeşi…” dedi kardeşinin kapalı başına öpücük kondururken.

“Sen de hoş geldin Abi.”

“Çok kuru oldu bu. Unutulduk mu?”

Asude omuz silkti. “İlk defa bir kadınla geliyorsun hemde evlendim diyorsun. Ne bekliyordun ki? Annem yerinde duramıyor, topraktan peynir küpleri çıkardı. Dün gece kaymağın tazesini sakladı. Ve ne dedi biliyor musun, gelinim yiyecek.”

Efruz içi mutlulukla kaynayarak izliyordu iki kardeşi. Kocasının yüzünde hiç görmediği bir rahatlamaya şahit oldu. Ailesinin yanındaki Kartal başka biriydi sanki.

“Ya babam?”

“Onu sorma. Eli arkasında sağa sola dönüp duruyor. Arada bir homurdanıyor ama gülüşünü yakaladım. Sanıyorum o da  heyecanlı, çaktırmıyor.”

“Kızmadı mı?”

“Kızdı. Ama ona açıklama yapmadığın için. Evlendim yarın oradayım dersen ne beklersin? Olacak o kadar.”

“İyi. Girelim eve.”

Efruz’dan aldığı samimi elektrik ile koluna girdi Asude. “Annem seni görünce düşüp kalmasa bari.”

“Neden?” dedi Efruz bir anlık korkuyla.

“Senin kadar güzel bir gelin beklemiyor da ondan.”

Avluya girdiklerinde eve baktı Efruz. Tek katlı ev küçük bir bahçe içindeydi. Bahçede rengarenk çiçekler boy boy dizilmişti. Her renk güller mevcuttu. Bazı yerlere ekilmiş mevsim sonu sebzeler dikkatinden kaçmamıştı Efruz’un. Dışarıdan da bakımlı bir ev olduğu belli olan yapının uzunca da bir balkonu, balkon kenarlarında yine saksılar içinde renk renk çiçekler vardı.

“Çok sevimli bir ev.” dedi.

“Annem çok sever çiçekleri. Bazen bizden bile çok sevdiğini düşünüyorum. Yavrularım diye seviyor onları.” dedi Asude.

“Benim annem de çok sever. İyi anlaşacaklar gibi.”

“Hiç şüphem yok.” dedi Asude eve doğru sesini yükseltti. “Anne baba, geldiler.”

Kartal’ın annesi Hatice hanım koşarak balkona çıktığında Efruz’da bir kaç basamağı aşmıştı. Burun buruna gelen gelin kaynana bir kaç saniye birbirlerine baktılar. Efruz nedensiz yere tedirgin olan, Hatice hanım ise şaşkın olandı. Bu kadar güzel bir kız beklemiyordu. Gözlerine baktığında kendi gözleri irileşmişti. “Yavrum,” dedi kızı kendine çekip sıkıca sararken. Elleri havada kalan Efruz bocalamayı kesip kadına sarıldığında Kartal, ölünceye kadar hafızasında taşıyacak tabloyu çiziyordu.

Annesini çok bekletmişti ama onun da sevebileceği nadir bir gelin bulmuştu. Kalmıştı babası… Ensar bey kıldığı işrak namazını bitirmiş adım adım kapıya ulaşmıştı.

“Kurban olurum seni yaradana, sen nasıl güzelsin öyle.” deyip arkasında hissettiği adama yol açtı Hatice hanım. “Baksana Ensar bey gelinimiz gelmiş.”

Ürkek bakışlarını uzun boylu adamın üzerinde tutup çekti Efruz. Kartal’ın kime benzediği açık seçik ortadaydı. Babası… O kara gözlerinin gerçek sahibi gibiydi Ensar bey.

Ensar bey gelini baştan ayağa süzmedi. Kızın ay gibi parlak yüzüne baktı sadece. Fırtına öncesi gri kaplı gibi gökyüzüne benzeyen gözleri çekmişti dikkatini. Oğlu belki çok yanlışlara düşmüştü ama ilk gördüğü anda anlamıştı ki bu kız oğlunun en temiz yanıydı. Yüzünden akan saf temizlik sarmıştı adamın içini. “Hoş geldin kızım,” dedi oğluna baktığında medet uman bakışlarla karşılaştı. “Evine.” dedi son sözü olarak.

Samimi ama mütevazı gülüşüyle başını kaldırdı Efruz. “Hoş bulduk efendim.”

Kartal’ın yanına yürüyen babasının ardından Asude yengesini eve soktu. Hatice hanım da arkalarından. Kartal babasının eline öperek başına koydu. “Nasılsın baba?”

“Daha iyi olacağım, sen bana açıklama yaptığında.”

Kartal başını eğerek salladı. Yanlışlarını fark ettiği günden bu güne babası dendiğinden aklına bir tek şey gelirdi. Bir hadis. ‘Anne babasını dünya da memnun edemeyen burnunu yere sürtsün…’ Kartal’da kalan ömrünü anne babasını memnun ederek geçirmeye karar vermişti ve o günden beridir daha huzurluydu.

Bahçenin içindeki küçük çardağın altında karşılıklı oturdular. “Seni dinliyorum. Bu kızın anne babası nerededir? En önemlisi nikahınızı kıyacak benim bilmem gerekir ki mezhebi nedir? Sende iyi bilirsin ki Hanefi olmayan biri anne babasından habersiz evlenemez.”

Efruz’a sormamıştı ama Selim’den öğrendiği bilgiyi babasına aktardı. “Hanefi. Anne babasına gelirsek… İkisi de hayatta. Zamanı gelince haberleri olacak veya olmayacak. Onların istekleri doğrultusunda tekrar düğün yapacağım. Bu iş biraz karışık ama…”

“Çay olana kadar vaktin var.”

“Babası batıyor. Efruz’un peşinde biri var ve abisini kumara teşvik ediyor. Kısacası o kişi Efruz’un ailesini soyuyor. Sonunda mallara karşılık Efruz’u alacaktı. Planı buydu. Bunlardan Efruz’un haberi yok.”

“Sen de ben erken mi davranayım dedin.”

“Hayır,” dedi başını eğip parmaklarına baktı. “Başta öyle bir niyetim yoktu. Sonra …” dedi ve kaldı. Oğlunun anlatamadığı sözleri tamamladı Ensar bey.

“Sevdin.”

Yine başını sallayarak yanıtladı Kartal. “O da beni sevdi. Zorlamadım asla. Bir de başka bir şey daha var.” Bakışlarını babasına kaldırdı. Adamın kara, kendinden emin bakışlarına… “Babası silah kaçakçılığına bulaşmış. Uyuşturucu da var ve bir kaçı daha.”

“Ama kız bunları da bilmiyor.”

“Bilmiyor. Bilmemesi için elimden geleni yapacağım.”

“Onu kandırdığının farkında mısın?”

“Konuşmaya çalıştım ama bana ailesinin maddi durumuyla ilgili tek kelime etmiyor. Babası para göz biri ve benden medet umacak olması onu sarsıyor. Tek kelime etmiyor.”

“Peki o peşinde olan?”

“Hasta biri. Kafayı takmış Efruz’a. Efruz onu hiç istememiş.”

“Lakin o bunu hırs bilmiş.”

“Evet öyle.”

“Başınıza bela olacak. Bu işten kurtulmayı nasıl başaracaksın?”

“O kişinin adı Koray. Koray’ın oyununu oynamasına izin veriyorum. Sonunda kımıldayacak hali kalmayacak.”

“Hadi bunu başardın diyelim, ya babası? Onu göz ardı mı edeceksin? Sırf sevdiğin kadının babası diye.”

“Sen söyle ne yapayım?”

“Hak haktır bunu en iyi sen bilirsin. Ona babasının nasıl biri olduğunu söylemelisin. Belki senden daha cesur davranır. Gördüğüm kadarıyla oldukça düzgün biri.”

“Farklı. Çok farklı biri. Bu güne kadar görmediğim biri o.”

“Seninle bir anlaşmamız var Kartal. Sen adalet için yaşayacaktın bende senin hep arkanda olacaktım. Bu onun babası olsa bile geçerli.”

İçini sıkıntı sarmıştı Kartal’ın. Ne demesi gerektiğini bilmiyordu. “Onun üzülmesi demek … bir de benim yüzümden … babası için o işlerden kurtulmasını sağlayacağım. Ama… Elimde olan kanıtlarla çalıştığı şebekeyi indirebilirim. Bunu çok görme bana. Hayatım boyunca arayıp bulamadığım ve kaybetmekten ölesiye korktuğum bir kadın buldum.”

Ensar bey oğlunun çaresiz halini izleyip nefes bıraktı. “Görmem. Çok görmem. Sende sözünü tutacaksın. O baba ya kurtulacak ya da teslim edeceksin.”

Başını eğip çaresizce salladı Kartal. “Tutacağım. Her ne olursa olsun.”

“Abi baba, hadi kahvaltı hazır.” Asude’nin sesi bahçede yankılanınca yerlerinden kalkıp arka bahçeye geçtiler. Annesini görünce yalancı suratıyla içlendi Kartal. “Beni de görseydin Anne.”

Hatice hanım oğlunun yüzünü elleri arasına aldı. “Aslan oğlum benim seni severim bilirsin ama artık gelinimi daha çok seveceğim.” deyip yanından ayrılan Annesinin ardından kaşları havada baktı Kartal.

Efruz’a gözleri kayan Kartal kızın içinde bulunduğu durumu görebiliyordu. Yabancı… Ayakta bekleyen karısına yaklaştı. “Biraz gevşe.”

“Elimde değil.” diye mırıldandı Efruz. Ensar Bey masaya oturunca ev halkı da yerlerine geçmişti. Asude elinde çaylarla gelip herkese çayını dağıtıp yerine oturdu. Yüzünde bitmeyen gülüşüyle ortama renk katıyordu Asude. Efruz’a iyi geliyordu kısaca.

“Evet. Şimdi başlayalım.” dedi Asude. “Gelsin sorular. Adını çok farklı buldum. Ne demek?”

Efruz gülümsedi. “Efruze gerçek adım ama herkes Efruz der. Göz kamaştırıcı demek.”

“Sana çok uygunmuş. İnsanların isimlerinin özelliklerini taşıdığını bilirdim ama sende fazlasıyla gerçekçi duruyor.”

“Teşekkür ederim.” dedi çayına tek şeker atarken.

“Çalışıyor musun?”

“Evet. Kendi şirketimizde çalışıyorum ama asıl mesleğim dekoratörlük.”

“Asude,” dedi babası. Asude babasına aldırmadı. “Tanışıyoruz babacığım gölge etmesen.”

Kartal gülümsedi. Annesi bu gülüşü yakalamıştı. Oğlunun bu şekilde güldüğünü ne zaman gördüğünü hatırlamadı. Kızın güzelliğinden midir bilemedi ama oğlu bu kızı seviyordu açık ve netti Hatice hanıma.

“Efruz dünyayı gezmiş Asude.” dedi Kartal. “Senin hayalini yaşamış.”

Asude’nin gözleri parladı. “Ciddi misin?”

“Abartıyor bir kaç ülke gezdim sadece. Daha gezeceğim çok ülke vardı ama kendimi Türkiye’de buldum. Arada yine çıkıyordum ama sürekli olmuyor artık.”

Ensar Bey dikkatle gelinini dinliyordu. Git gide ilginç biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. “Nerelere gittin kızım?” diye sordu. Ensar Beyden gelen soruya ona döndü Efruz. Her geçen saniye gerginliği azalıyordu.

“Çin, Almanya, İsviçre, Fransa, Hindistan, İtalya, İngiltere, Amerika, Kiev, gibi diyelim.” dedi. “Bunlar bazıları.”

“Allah’ım ya.” dedi Asude eriyerek. “Babam bırakmıyor ki bende gideyim.”

Ensar Bey kaşını kaldırıp baktı Efruz’a. “Arabistan’a gitmedin mi?” dedi açık bulmaya çalışarak. Kendine nasıl cevap vereceğini merak ediyordu. Kalbi de yüzü kadar güzel miydi gelinin. Nasıl davranırdı bilmek istemişti.

Efruz gülüşüyle karşılık verdi. “Mekke Medine sayılıyorsa gittim. Hac yapmadım ama umre vazifesini yaptım.”

Bunu beklemiyordu Ensar Bey. Sorduğuna bir an utanmıştı. Dudaklılarını şaşkınca büktü. “Güzel.” dedi. Seninle anlaşacağız gibi.”

Bunu bilmeyen Kartal sesini çıkarmadı. Karısına kaçamak bakışlar attığında Efruz da ona bilmiş bilmiş bakmıştı.

“Tasavvuf edebiyatı okumuş da kendisi. Bilgisi boyundan büyük.” dedi intikam alırcasına.

İlahiyatı yarıda bırakan oğluna ters baktı Ensar bey. “Alâ etmiş, sende okusaydın.”

Çayı boğazını yakıp geçen Kartal babasına inanamazmış gibi baktı. Kendine karşılık Efruz’u mu savunmuştu? Efruz elini yüzüne kapatarak ağzına kayınvalidesinin topraktan yeni çıkardığı peyniri attı.

Asude’nin kıkırdayarak elini ağzına kapatmasını izledi Kartal. Gülümsemesi yüzüne dağılırken bir kez daha şükür etti karşısına Efruz’u çıkarsın Rabbine.


“Mehir.” dedi Ensar Bey karşısında beyazlar içindeki gelinine. Başına örttüğünü beyaz örtüye bakarak. “Ne istersin?”

Efruz’un kalbi her yerinde atarken bir şey demesi nasıl mümkündü. ” … Uygunu neyse o olsun.” diyebildi cılız sesiyle. Hatice hanım ve Asude şahitlik ediyordu kendisine. Kartal’ın şahidi ise babasının en yakın dostu Mustafa Bey’di.

Tok gözlü gelinine içinden bir tebessüm yolladı Ensar bey. Hiç bir istememesi gibi bir şey söz konusu değildi. Belli bir miktar zorunluydu. Oğluna döndü bu sefer. Otuz beş yıl düşünmüştü ama oğlunun nikahını kıyacağı aklına gelmemişti. İçi huzurla kaynıyordu. Gelinin güzelliği oğlunu gerçek dünyaya döndürdüğüne şahitlik ediyordu. Oğlu, oğlu olalı karşısında bu kadar kendinden emin miydi? Ensar Bey’e göre değildi.

“On kese altın.” dedi oğluna. Kartal’ın başını eğişiyle önündeki kağıda yazdı.

Nikah akdini tamlayan Ensar Bey gelinine elini uzattı. “Artık ben senin babanım sen de benim kızımsın. Rabbim, bir ömür boyu yuvanızda huzur içinde yaşamayı, kalpleriniz gibi güzel çocuklar ile taçlandırmayı sizlere nasip etsin. Hayırlı olsun çocuklarım.”

Hatice Hanım en içten ve sesli aminiyle duayı tamamlamıştı. Kayınbabasının elini öperek geriye çekildi Efruz. “Allah razı olsun baba.” dediğinde Ensar Bey gelinine, kopmayacak baba şefkatiyle bağlandığını içinde hissetti.



Kartal için her şey rüyadan ibaretmiş, sanki uyanacakmış gibiydi. Babasına bir nebze daha yaklaştığını hissetti. Bu Efruz’a olan minnetini aşkla körükledi. Sevdiği kadın artık helaliydi. Öl dese ölecek kadar sevdiği kadına bakarken yüreğinin titremesi yüzünden okunuyordu.

Gün geceye vardığında aile halkı için zor olan ayrılık ardından, arabalarında başka bir istikamete doğru yola çıkmışlardı. Yüreği halâ kuş gibi çırpınan Efruz kocasına döndü. “Öleceğim sandım.”

“Bende ama huzurdan.”

Nefesini tazeleyip arkasına yaslandı. “Şimdi nereye?”

“Balayına tabii ki? Evine mi bırakayım yoksa?”

“Bu halde ne evi… Annem yüzümden okur. Hem beni hala İsviçre’de biliyorlar.” Kocasına baktı yan gözle. “Evlendin ama babamın evine mi yollamak istiyorsun beni?”

Kartal karısına dönerek tek kaşını kaldırmış yüzünden yaramaz pırıltılar ile baktığında Efruz eridiğini hissetti. “Bende o göz var mı? Elimde olsa artık babanın evine gitmene imkanı yok izin vermem.”

Aşkla parlayan gri gözlerini kapatarak kocasına sokuldu. “Seni gözümde büyüten şey bu işte.”

“Bu?” dedi Kartal.

“Seninle aitlik duygusunu tadıyorum. Bu bildiğim ve asla kabul etmediğim bir şeydi. Sana yakışıyor, bana yakıştırıyorsun.”

Tek kolunu saran adama kollarını doladı. Kokusunu içine çekti. “Sen Efruz’un duvarlını yıkan adamsın. Ben seninle her  yere gelirim.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!