9.Bölüm

Gecenin bir yarısı olduğunda varacakları evin önünde durdurdu arabayı. Bu geçen iki güne sığmayan hareketlilik yorulmak bilmeyen kadını bile yormuştu. Yatırdığı koltuğa ellerini başının altına alan, tatlı tatlı uyuyan meleğine baktığında onu uyandırmaya nasıl kıyacağı geçti aklından.  Zorla açtırdığı uzun saçlarına elini bırakıp usul usul gezdirdi üzerinde. Her şeye doysa bile bu saçlara dokunmaya doyamayacağını biliyordu. Efruz’un her şeyini seviyordu. Gözleri ayrı… Saçları apayrı… Beyaz teninden yayılan ışığı… inatçı olduğunu gizleyen ruhunu… Her koşula uyan ve zorlanmayan kişiliğini… Ve kendinde tamamlanan kalbini…

Onu dünyada hiç bir şeye değişmez kılan sevgisini, kalbinde ölene kadar misafir edecekti Kartal. Önüne kim ve ne çıkarsa çıksın Efruz ondan bir adım uzağa gidemezdi. Bunu hem kendi sevgisine hem de kadının kendine olan bağlılığını bilerek zevkle yapardı. Belki çok yakında kendine çok kızacaktı. Belki küsecek tavır yapacaktı ama yanında olacaktı. Kartal elinden geldiği her şekilde onu ikna edecek ayrılmaz bağlarına yeni düğümler atacaktı. Adının Kartal olduğu kadar emindi ki, Efruz Sipahi olduğu bu dünyada ve ahirette onunla olacaktı.

Arabadan çıkarak evin demir kapısını açmaya giderken kapı açıldı. Mahmut koşarak yanına geldi. “Hoş geldin beyim.” dedi. Kendi yaşlarından biraz büyük olan Mahmut evin bakımını eşiyle birlikte üstlenen temiz biriydi. İzmir’deki bu evini hem çok seviyor hem de tatillerini bu evde geçiriyordu. Gün gelmişti ki karısıyla gelsin bu eve. “Hoş buldum Mahmut abi, nasılsın?”

“Biz iyiyiz Kartal beyim. Dedin çok mutlu olduk evlenmişsin. Hayırlı olsun.”

Kartal gülümseyerek arabada uyuyan karısına baktı. “Sağ olasın. Allah razı olsun. Sen kapıları aç istersen bende eşimi uyandırayım.”

Mahmut başıyla onaylayıp yanından hızla ayrıldı. Kartal’da arabaya geri dönüp Efruz’un kapısını açtığında aralık gri gözlerle buluştu. “Geldik mi?” dedi uykudan arınmaya çalışan ses tonuyla.

“Geldik.”

Yerinde doğrulup ellerini yüzüne ve saçlarında gezdirip uyanmaya çalıştı Efruz. Onun bu sevimli haline bile hayranlık besleyen Kartal karısına elini uzattı. Avuçlarına dolanan ince parmakları sıkıca kavradı. İnmesine yardım edip kendine sardı. Havadaki nemi hisseden Efruz, “İzmir,” diye mırıldandı. Yol boyunca kocası nereye gittiklerini söylememiş o da bir süre tabelaları okumaktan yorgun düşmüştü.

“Burnumuz iyi koku alıyor.”

“Bu havayı bilmesem ayıp olur. Hislerim kuvvetlidir. Denize yakın olduğumuzu da söylememi istersin diye düşündüm çünkü tuzu bile hissediyorum.”

Yanağına sokulan adamın tutkulu busesi uyanmasını biraz daha erkene almıştı. Bedeni uyanıktı ama ruhunun bir kısımı hala uyuyor gibiydi. “Denize sıfır ve ben senin bu zekana her geçen saniye hayran oluyorum.”

Esneyen kadının yorgun haline gülümsedi. “Benim adım Efruze oldu olalı böyle aksiyon görmedi Kartal.” dedi başını geniş göğüse yaslarken.

Eve doğru yürüttüğü kadını kendine daha sert bastırdı. “Benim adım da Kartal oldu olalı böyle mesut günler görmedi Efruz.”

Kadının gülüşüyle ona eşlik etti. Önlerine çıkan adamla durdular. “Hoş geldin hanımım.” dedi orta yaşlarda olduğu belli olan adam. Karanlıktan da çok seçemiyordu yüzünü Efruz. “Hoş bulduk.”

“Kapılar açık beyim benden başka bir isteğiniz var mıdır?”

“Yok Mahmut abi. Evine git sen de, dinlen.  Gecenin bu saatine kadar bekledin bizi.”

“Görevimiz beyim. İyi geceler.” diyen adam büyük evin yanındaki küçük eve doğru yürüdüğünde Efruz adamı izliyordu. “Sen ona abi diyorsun o sana beyim.”

“Saygıdan olsa gerek yoksa ben istediğimden değil.” Omzundan tuttuğu kadını eve sürüklüyordu. “Kaç tane evin var? Her yerde de var.”

“Sevdiğim yerlerde var sadece. Asıl evimizi gördünde ne diyeceğini merak ediyorum. Ve içindekini…”

Kapıyı kapatan adama şüpheyle baktı. “Haremin mi var?”

“Evet. Tek cariyesi sen olan.”

“Tek cariyesi ben olacak olan.” Kollarını adamın göğüslerine bırakıp usulca boynuna çıkardı. Ellerini ensesinde birleştirdiği adam da belinden ve sırtından destek verip kendine yaklaştırmıştı Efruz’u.

“Ölünceye kadar sen olacak olan.”

“Ne varmış peki o evde?”

Kartal dudağını büküp kadının kadife tenine yaklaştı. “Kartal var. Yeter mi?”

Gülerken kısılan gözleriyle Kartal’ın dudaklarına dokundu. Artık teklif beklemiyordu. İçinden geldiği gibi yaklaşıyordu ki bu adam onun her şeyiydi bu saatten önce ve sonra.

“Kartal varsa sorun yok. Kartal seviyorum ben.”

Duyduğu sözler erkeklik duygularını ateşleyen sözlerdi. Başını birden geriye attı Kartal. Derin soluk aldı. “Kartal’ın kalbine giden yolu buluyorsun.”

“Bence o beni buluyor sonra da kendine benzetiyor. Adrese ne hacet.”

Bedenindeki sızlamayı tanımıyordu Efruz. Ona dokundukça başka biri oluyordu. Başını indiren Kartal kapının önünde olduklarını hatırlayınca elini Efruz’un belinden alıp ışık düğmesine dokunduğunda evin içinde  karanlıklar boy göstermişti. Bir çırpıda kucağına aldığı kadının sessizliğinden çok fazla anlam çıkartıyordu. Başını omzuna yaslayan kadını istiyordu hemde bu yaşına kadar hiç kimseyi istemediği gibi…

Karanlıkta da olsa ezbere bildiği merdivenlere yöneldi. “Bundan sonra her adresin bana çıkacak. Çıkmaz sokakların olsa bile duvar olacağım yine bana çıkacak. Sen… Sen artık Kartal’ın yuvasısın.”

“Mutluyum.” dedi teslimiyet barındıran sesiyle. “Kartal benim kanatlarım nereye giderse onunlayım.”

Odalarına geldiklerinde karısının ayaklarını yere bastırdı. Karanlıkta ay ışığının vurduğu odanın içinde bile en değerli mücevher gibi parlıyordu kurşuni gözler. Tek omzunda olan gür saçları eliyle kadının sırtına bıraktı. “Bunlar her zaman dağınık olsun.” Sesini çıkarmadı Efruz. Adamın karanlıktaki kara  bakışlarındaydı gözleri.

Elini pamuğa dokunur gibi gezdirdi kadının yüzünde. Çok sıcaktı teni. Ateş gibiydi… Hangisi daha sıcaktı Kartal bilemedi. Efruz’un teni mi? Ateş mi? “Masumsun sen.” dedi boğuk sesiyle. “Ve hep masum kalacaksın. Kendini bizim aşkımıza sakladığın için hep masum kalkacaksın.”

“Nasıl anladın?”

“Senin gözlerin bile masum. Orada sadece kendimi gördüm, iz bile yok. Kanatları bile kara adamım ben ama senin gri masumiyetin yansıdı ruhuma. Her hareketin seni anlamama yetti.” Tek elini kadının saçına daldırdı. Usul usul aralarında gezindi. Gözleri Efruz’un gözlerinin en derininde boğuluyordu. “Sen,” dedi. “Hayatımda gördüğüm en güzel kadınsın. Ve benimsin! Ve bir minelden farksızsın.” Saçlarından ayrılan elleri kadının ince hırkasının düğmelerine ulaştı. Ağır ağır çözmeye başladı. Bir tane açtı ve sonra bir tane daha…

“Hayatın boyunca pişman olmayacaksın. Ben artık senin için yaşıyorum. Bizden öte ve bizden içeri ne varsa ben hep senin yanında olacağım.” Karanlık odada, kararmış düşlerin ışıltısına çekildi Kartal. Yıldızlar kadar parlak gözlerin parıltılarının içine daldı. Dudaklarda başlayan ateş her ikisini de kendine zimmetledi. Tüm korkular havada uçuştu. Heyecanlar arşa uzandı ve hem kadın hem adam bir olurken bütünlemiş hissetti. Aşk ve tutku parçalanıp etrafa saçılırken onlar bir bütünden ibaretti.

Bir bahar meltemine kapılmıştı ruhum. Yapraklarımı döken bir esinti hissettim sanki. Savrulan tenimle ruhum birbirinden ayrılmıştı. Baharda çiçek açan dallarımdan dökülen çiçekler etrafa saçılıyordu. Çiçeklerimin boşalttığı yerlerden taze yapraklar görünüyordu.

Hayatımda yaptığım hiç bir deliliğin Kartal ile uzaktan yakından benzerliğine rastlamadım. En yüksek kaya parçasından atladığımda bile tutunacak dal aramamıştım. Kartal’ın kollarında özgürlüğün en derinini yaşıyordum. Düşeceğim sandığım anda beni kendiyle bir eden adama yetememekten korktuğumda bile kulağımdaki aşk sözleriyle tüm korkularımı bir bir toprak altına gömüyordu. Ben Efruz Sipahi artık bambaşka biriydim. Kartal’ın kadını… Kralın kraliçesi, kollarının tek varisi… O her şeyiyle benim tek gerçeğimdi. Ben o gece onunla uçurum kenarlarında dolaşırken hayatımda hiç bir şey yaşamadığıma kanaat etmiştim. Kartal’ın sevgisi artık tek gerçeğimdi.




Çimenlerin üzerine boylu boyunca uzanmış, ellerini başının altına almış, gözleri kapalı ilkindi güneşinin alnında dinlenen kocasına bakıyordu. Sürekli takım elbiseler içindeki adamı son iki gündür spor kıyafetlerle görmesi adamın başka bir yakışıklılığını seriyordu gözleri önüne.

O iri bedenin kendisinin olmasıyla iç geçirdi. Ellerinin teninde gezmesi… Dudaklarının tatlı hareketleri ve kendine yaptığı inanılmaz eziyetleri… Bir milim bile uzak durmadan geçirdikleri iki koca gün… İki sabahtır uyandığında Kartal’ın başını boyun çukurunda bulması… Kartal’ın ellerinin durmaksızın saçlarını okşaması… Gözleri aşkla parlarken aşkın başka bir yönünü keşfetmiş olmasına da ayrı bir şaşırma anları yaşıyordu. ‘Aşkın bir de ten hali varmış.’ diyordu iç sesi. Elindeki kahveleri masanın üzerine sessizce bırakıp ayakkabılarını çıkardı. Parmak uçlarında kocasının yanına doğru yürüdü.

Adamın tepesine geldiğinde engellediği güneş ile Kartal gözlerini açmıştı. Yüzünde iki gündür belirgin olan başka bir gülümseme peyda olmuştu adamın. Elini karısına uzattı. Elini ona verdiği gibi eğilip yere çöktü. Başını Kartal’ın göğsüne bıraktı. Boynunda dolaşmaya başlayan eller ona neler vad etmiyordu ki. “Yarın gidecek olmamız çok kötü.” dedi gözleri kapalı kocasından yayılan sabun kokularını içine çekerek.

Saçlarına çıkan eller derisine uyuştucu bir his bırakıyordu. “Seni zorlamak istemiyorum ama bu işi bir an önce halletmeliyiz. Seni ailenin yanına bırakmak benim için…” dedi ve sustu. Korkuyordu. Çok korkuyordu. Konuşmak istiyordu Kartal. Ama Efruz bir adım bile atmıyordu. Lafını edecek olsa susuyor konuyu değiştiyordu.

“Benim içinde zor olacak ama dönünce bakalım neler olacak.”

Karısının tek kelime konuşmamasına içerliyordu. Kendine güvenmediğini düşünmüyordu elbette. Nedenini de biliyordu kendince. Yine de bahsetmesini çok istiyordu. Yattığı yerden doğruldu. Efruz da kalkmıştı. Kurşuni gözlere dikti kara bakışlarını. “Bana söylemek istediğin hiç bir şey yok mu gerçekten?” dedi en sonunda.

Gözlerini kaçıran kadını çenesinden tutup kendine bakmasını sağladı. “Efruz…” dedi yalvarır bir tonda.

“Konuşmuyorum ama beni anlıyorsun. Biliyorsun.”

“Ben senden duymak istiyorum. Ben senin kocanım. Sen benden birisin artık. Bende senden ve seninle ilgili her şeyden… Öyle değil miyim?”

“Öylesin elbette. Sorun bu değil.”

Çenesinden aldığı elini Efruz’un ellerine doladı. “Sorun senin susuyor olman.”

“Utanıyorum.”

Kartal gözü de gönlü de tok karısına gülümsedi. Onun karşısında bükülmesine ise üzülmüştü. Ellerini daha sıkı tuttu. “Bunu bir daha sakın söyleme! Böyle bir fikre bile kapılma.”

Ailesinden yana yorgun olan gözlerini kocasına kaldırdı. “Babamı ne kadar tanıyorsun bilmiyorum ama seni öğrendiğinde beni paket halinde sana vereceğine eminim. Evet kötü bir baba olmadı hiç ama çok ilgili bir baba da olmadı. Para için canını verecek biri.”

“Sen buna mı takılıyorsun?”

“Biraz evet. Zoruma gidiyor. Babanı göz önünde tutunca… Asude’ye nasıl baktığını benim gözümden göremezsin. Babam bize sadece para vermiş başka hiç bir şey vermemiş. Tabii bir de abime olan düşkünlüğü incitiyor.”

Babasından sevgi ve ilgi bekleyen kadınına ne yapsa boşluğu kapatamayacağını biliyordu. Baba her zaman dublörü olmayan başroldü. Bir babanın yokluğunu Kartal bilmiyordu. “Ama sorun bu değil. Bunu aşabiliriz. Belki değiştiremeyiz ama sana yetebilirim diye düşünüyorum.”

Minnetle gülümsedi Efruz. “Biliyorum.” dedi.

“Babanın iflasın eşiğinde olduğunu biliyorum. Benden medet umacağına da sen çok eminsin.”

Başını salladı Efruz suretine çöken hüzünle. “Evet.” dedi.

“Onlar senin ailen, sende benim ailemsin. Bunda kötü bir şey yok. Sen ne istersen ben onu yaparım. Anneni ve Erva’yı mağdur etmek sen de istemezsin.”

“Ben… Yirmi yedi yıldır tek başıma yaşıyorken ve dünyayı umursamazken çıkıp geldin. Hiç bir zaman kimseden tek bir yardım istemedim. Minnet etmedim. Açıkcası biraz ağır geliyor.”

Tek elini kaldırıp Efruz’un yanağına yasladı. “Senin bu özgür ruhuna ne yapacağız Efruz? Bana aşık olduğuna dua ediyorum. Yoksa sen evlenecek biri değildin.” Gülümseyen gri gözlere uzanıp öptü Kartal.

“Kıymetini bil.”

“Bak bak hiç mütevazide değiliz.” dedi gülüşü dudaklarından firar eden Kartal. “Sen de benim kıymetimi mi bilsen. Bende hiç evlenmeyi baba olmayı hayal etmemiştim ama seninle ters köşe oldum.”

“Sanki sen çok mütevazisin,” deyip burun kıvırdı Efruz. Bir çocuk edasıyla yaptığı harekete kahkaha attı Kartal. Efruz’u göğsüne çekip sarıldı. “Seni çok seviyorum bu konuda hiç mütevazi olmamam.”

“Evet bu konuda beklemiyorum. İstediğin gibi takılabilirsin.”

Daha sıkı sarıldı Kartal. Sessizce nefes aldı. Göğsünü şişirecek kadar güçlü ama bir o kadar da sessiz. “Ben her şeyi yoluna koymak için elimden ne gelirse yapacağım. Bunu sevdiğim kadının ailesi için değil, onu mutlu görmek için yapacağım. Ve sen bununla asla ama asla ezilmeyeceksin. Senin adın Sipahi… Olmasa bile yine yapardım. Beni sevmesen bile yapardım. Sen mutlu ol diye.”

“Teşekkür ederim.” derken daha da sokuldu Kartal’a.

Adamın yaramaz parmakları bluzundan içeri girdiğinde, yeni tanıştığı tutku tohumlarının içine yayılmasıyla başını kaldırıp kocasına baktı. Kara gözler biraz daha kararmış, içinde şık pırıltılar oynaşıyordu.

“Kuru kuru teşekkürü kabul etmiyoruz.” dedi sırıtarak. “Teşekkürü biraz süslesek mi ne dersin?” Ellerini ateş gibi sıcak kar kadar beyaz tene bastırdı sırtına çıkarken tırnaklarını kullandı. Ellerini altındaki kıvılcımdan haberdardı. Onun bu kendine her daim istekli ve hazır hali bile Kartal için eşsizdi.

“Çıkarcısın.”

“Önce hangisini çıkarayım peki? Bluz mu? Eteğin mi?” dedi karısının sözünü başka bir yöne çekip. Gözleri büyüyen kadınla gülümsemesi yayıldı. “Burada mı?” diye safça sordu Efruz.

“Niye? Açık hava yer yumuşak, olmaz mı?” dedi dişiyle alt dudağını kıstırıp. Bu kadınla daha çok ama çok uzun yıllar işi vardı. Ölümceye kadar bitmeyecek bir hasret vardı içinde.

“Edepsiz.”

“Edep sahibi, yediği tokatın sahibi aramaz, sebebini arar.” dedi Kartal. “Sebebi sensin.”

“Hz. Mevlana.” dedi Efruz.

“Bilmiş kadınım.”

Elini kadının göğsüne getirip çamaşırı aşıp tenine ulaştığında Efruz kendinden geçecek gibi nefesini yineledi. Dudaklarına dokunan kocasına karşılık verdi. “Çok güzelsin…” diyen adam kadının nefesini içine çekti. Kendi soluğu az gelirmiş ve ona ihtiyacı varmış gibi. “Aklımı başımdan alacak kadar hem de.”

“Yaşlanınca peki, o zaman ne olacak? Hep böyle genç kalmayacağım.”

“Bende yaşlanacağım hem de senden daha çabuk. Sen beni beğenecek misin?”

“Beğenmek neki? Yetmiş yaşında kel göbekli biri bile olsan seni kıskanırım ben. Evet sen yaşlanmalısın ben genç kalabilirim.”

“Ben seni kıskanmayacak mıyım? Niye ben yaşlanıyorum sen de iki hatta beş çocuk doğurup fiziğini bozabilirsin. Ben seni öyle de severim.”

“Beş çocuk… ben!?” dedi kocaman açılan gözleriyle biraz geriye çekildi. Kartal onun korkmuş gözlerine aldırmadan avucundaki göğsün tepeciğini bulup sıktığında Efruz’un gözleri anında kapandı. Ne dese evet diyecek kıvama gelmişti bir hareketle. “Ne oldu? Yapmayacak mısın?” dedi Kartal eğlenircesine.

“Düşünüyorum şu an.” diye mırıldandı kapalı gözleri ardından Efruz.

Elini kadından zorla alıp ayağa kalktı. Efruz derin nefes tazeledi. Elinden tutan adamın kendini hızla çekmesi üzerine peşi sıra yürüdü. Sırtını gördüğü adama gülümsedi. “Beş fazla,” dedi.

“Bunu yumuşak bir ortamda konuşalım. Fikrini değiştireceğime eminim.”

“Tek çocuk da olabilirdi. Niye beş?!”

“Tek çocuk yapılamayacak kadar özelsin. Senin çoğalman gerekiyor. Fazladan Efruz’ları kabul ediyoruz.”

“İki?”

“Dört. Son kararım.”


Havaalanında bıraktığı arabası tam önünde duruyordu. Artık Antalya zamanıydı. Arabasını getiren Kartal’ın şoförü bir araçtan digerine valizleri aktarıyordu. “İyiki sen gelene kadar alış veriş yapmışım. Annem bana soracak şimdi ne aldın diye.”

“Sorun olmazdı bence. Buradan da ayarlardık.” dedi Kartal karısına derin derin  bakıp. Az Sonra ayrılacak olmaları şimdiden özlemle doldurmuştu içini. 

“Bakma öyle, yarın gelirim holdinge görüşürüz. Hatta yarın akşam geceye kadar birlikte bir şeyler yaparız. Uzak değilim sonuçta…” Onu rahatlatmak adına söylediği sözleri aslında içinden gele gele diyemiyordu.

“Gözlerinden okunuyor, gitmek istemiyorsun. Buradan evimize gitmek vardı şimdi.”

“Valizler tamam efendim.” diyen şoföre döndü ikiside.

“Teşekkürler. Sen arabaya geçebilirsin.” Adam başıyla onay verip Kartal’ın arabasına geçti. Başka bir siyah aracın haşmetine baktı Efruz. “Ona ne oldu?”

“Kime?”

“Benim parçaladığım bebeğe tabii ki.”

Önüne düşen bir tutum bukleyi Efruz’un kulağının arkasına itti. “Hiç bir fikrim yok. Senden benim kadar darbe aldığı için yaraları sarılmakla meşgul olmalı.” dedi gülümseyerek.

“Yazık ettim değil mi? O bir efsaneydi.”

“Canın sağ olsun kadınım, yenilenir gelir senin olur. Belki artık iyi anlaşırsınız.”

“Benim olabilir. Aslında çok sevmiştim ama işte sana inat olsun diye şey etmiştim.”

Kartal Sipahi’nin karısı olmaya yavaş yavaş alışan Efruz’un farkındaydı Kartal. İtiraz etmemesi iyiye işaretti. Karısı istemediği sürece ona bir şey yaptırmanın zor olduğunu fark etmişti. Asi bir ruha sahipti ama sanki onu içinde sindiriyor gibiydi Efruz.

“Bayan Sipahi,” dedi minik bir dudak kıvrımıyla. Gözleri ışıldayan kadın kocasına baktığında adamın eriyen zemheri bakışlarını seviyordu. Kendine döndüğünde yaz güneşi gibi oluyordu. Normal zamanlar da başkalarıyla olan konuşma ve göz temaslarına dikkat etmişti. Sert ve kararlı bakıyordu. Ama kendine çok başkaydı. “Efendim sevgili eşim.”

“Eşini çok özle ve eve gidince beni ara.”

“Emredersin.”

“Edebilirim.”

“Edersin ve yaptırırsın şüphem yok.”

“Buna etki diyorlar. Seni etkim altına alıyorum.”

“Garip ama evet. Ve ben bundan haz alıyorum. Sanırım sen benim beklediğim siyah Lamborghini’li modern zaman prensisin. Önceden olsa birine ait olmak dendiğinde tüylerim kalkardı. O kadar beni kızdıran bir şeydi ki. Kadınların ait olunmaya ihtiyacı olmadığına inanırdım.”

“Aitlik o kadar da kötü olmasa gerek. Bende sana aitim ve bunu seviyorum.”

“Kötü… Hayır öyle bir şey değil. Kadınlar siz erkeklere göre daha güçsüz, ben bunu hazmedemiyordum. Gereksiz görüyordum. Ama öyle değilmiş. Boşuna Hz. Havva yaratılmamış.”

İki kaşı da havaya kalkan Kartal karısının kendi iç dünyasında yine kendisine teslim oluşuna şahitlik ediyordu. “Hem de Hz. Adem’in kemikleri arasından.”

“Öyle. Okuyarak öğrendiğimiz şeylerin eksikliğini hissediyorum. Bazı şeyleri yaşamak gerekiyormuş. Bunlar imtihan.” Özel bir kadın seçen kalbine ve önüne çıkarana teşekkürlerini içinden iletti Kartal. Kadını kol dirseğinden tutup sinesine doladı. “Ruhunu özgür bırakıyorsun ve bunu benim için yapıyorsun. Bunun benim için değerini bilemezsin.”

Alnını kocasının göğsüne dayadı. Derin bir nefes aldı onun kokusuyla. Dudaklarını bastırdığı gömleği üzerinde bir süre kalıp geri çekildi. “Gideyim artık. Yarın uğrarım eve gidince de ararım.”

Efruz’u serbest bırakıp arabasına binmesini izledi. Mecburi ayrılıkları şimdiden zordu. Ne kadar süreceğini de bilmeyen Kartal sıkıntıyla ensesini sıktı. Bir şeyler yapmalı ve zamanı erkene çekebilmeliydi. Arabasının arka koltuğuna oturdu yine sıkıntıyla. “Eve!” dedi farkında olmadığı sert sesiyle.

“Hangisine efendim?”

“Ahatlı.”


Evine girdiğinde elbette babası ve abisi yoktu. Annesini sıkıca sarılmıştı. Hava yeni kararmaya başlamıştı. Kocasından ayrılmış olduğunun keyifsizliğini annesine hissettirmemeye çalışmıştı.

“Neler yaptın?”

“Gezdim. Sana istediğin parfümü aldım anneciğim. Yarın valizleri boşaltırım. Çok yorgunum yatsam olur mu?”

Annesi Şenay hanım kızını süzdü. “Sen yoruldun mu?” dedi şaşkınlıkla.

“Biraz. Çok gezince uykusuz kaldım tabii. Yarın bol bol konuşuruz, olur mu?”

“Keyifsiz gibisin. Bir şey yok ya?”

Yalan üzerine yalan söylediği kadından utanmıştı. “Ne olacak annem, cidden yorgunum.” Yanağından öptüğü annesini ardında bırakıp odasına çıktı. Annesi yememişti ama kızının evlenmiş olacağı da aklının ucundan geçemiyordu elbette. Yanında duran telefonunu alıp Erva’yı aradı. Belki ondan bir şeyler öğrenebilirdi Şenay hanım.

“Anneciğim.” diye cıvıl cıvıl bir sesle açtı Erva telefonu.

“Nasılsın aşkım.”

“Ablamı yolcu etmenin hüznünü yaşıyorum aşkım. Geldi mi?” Ablasından daha iyi yalan söyleyen Erva bir yandan da gülümsüyordu.

“Geldi ama hali bir garip.”

“Ne gibi?” dedi yerinde doğrulan Erva. Ne olmuş olabilirdi ki? Ablası kocasıyla balayındaydı sonuçta. Yeni evli bir çift aşktan geberebilirdi.

“Keyifsiz göründü. Orada bir şey olmadı ya?”

Kaşlarını çatmıştı Erva. “Çok gezdik anne yorgundur. Ondan sana öyle gelmiştir.” dedi merakla yerinde kıpırdanıp.

“O da öyle dedi, demek öyle. Tamam anneciğim sen derslerine bak, yine ararım.”

Annesinin telefonunu kapatan Erva hemen ablasının numarasına dokundu. Birkaç çalıştan sonra açılan ve annesinin dediği gibi keyifsiz gelen ses tonuyla hızlı hızlı konuşmaya başladı. “Neyin var? Annem aradı, ağzımı yokladı. Seni keyifsiz görmüş. Eniştem olacak kanatlı karizma ile tartışmadın ya.”

Kardeşinin tabirine gülümsedi Efruz. “Ne tartışması Erva, adam beni aşktan öldürüp babamın evine bıraktı.”

Erva olduğu yere mayıştı. Gözleri hülyalara daldı. “Deme be… Sen o yüzden keyifsizsin.”

“Aynen öyleyim. Alıştım birkaç günde. Zor geldi ayrılık.”

“Ne zaman açıklayacaksınız?”

Kardeşinin şirketin gidişatından haberi olmadığından bu sefer de kardeşine bir kaç yalan uydurması gerekmişti. Ne çok yalan söyler olmuştu. “Bakalım, biraz zaman geçsin.”

“Babamın karşı çıkacağını düşünmüyorum abla. Çok beklemeye lüzum yok bence. Evlendiğinizi bilmesine bile gerek yok. Kocanı da özlüyorsun. Kim bilir o ne halde.  Çok uzatma.”

“Aynı fikirdeyim.”

Kardeşiyle olan konuşmasını bitirip uzandığı yerden yana döndü. Kocasının numarasına dokundu. İlk çalışta açılan telefonla yine neşesi gelmişti.

“Aramamı bekliyordun, ilk çalışta açtın.”

“Evet. Nasıl geçti?”

“Annem keyifsiz kızını görünce Erva’yı aradı. Ona benim neden keyifsiz olduğumu sordu.”

“Annelerden bir şey kaçmaz. Keyifsiz olmana gelirsek … senden geri değilim.”

Bir kaç güne sığan olağan üstü güzel günlerin özlemi üzerine çöken Efruz yutkundu. “Seni özlüyorum.”

“Beni bilsen bir de.” dedi Kartal elleri bile onun siyah saçlarını arıyordu. Gözleri gri gözleri… “Bu çok uzun sürmeyecek, bu şekilde olmaz. Daha ilk günden bu halde olmamız … anlıyorsun beni.”

“Anlıyorum. Aynı fikirdeyim. Yarın olsun hayr olsun. Sen neredesin?”

“Eve geldim.”

“Aferin uslu uslu evinde otur.” dedi gülümseyerek. Kartal’ı da güldürmüştü.

“Emredersin.”

“Ederim.”

“Edersin. Kimse edemez ama sen edersin.”

Gülüşü iyice yüzüne dağılan Efruz sırtını yatağa devirdi. “Evet ben bir Sipahi’yim.”

“Biraz daha böyle konuşursan evini basacağımı düşünüyorum.”

Kahkahası odayı dolduran Efruz sesin ennesine gideceğini düşünüp elini ağzına kapattı. “Annem odaya dalarsa kızının delirdiğini düşünecek.”

“Benim için delirdiğini söylersin sen de.”

“Onun yerine senin benim için delirdiğini söylerim. Hiç kendime laf getiremem şimdi.”

Uzun sayılacak konuşmanın ardından telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı Kartal. Yüzünde mutlu bir ifade vardı her ne kadar yarım olsa da. Efruz’un bir bakışı ile başlayıp bu günlere geldiklerini sürekli kendine tekrar ediyordu. Eşsiz bir renk değildi belki. Belki az bulunur olanından belki çok nadir gördüğü… Göz bebekleri içindeki ışıltılara vurulduğunu da biliyordu. Mutluydu. Efruz’u seviyor seviliyordu. Yerde ve gökte karısı, kadınıydı. Bu en eşsiz olanıydı. Hayatına bir kadın girmişti ve ölene kadar da hayatında kalacaktı.

Elleri cebinde keyifle bahçeye çıktı. Her yanı ışıklandırmalı olan bahçenin her alanı seçiliyordu. Ayakları onu eski dostunun yadigarına  götürdü. Kafesin önüne geldiğinde açık olan kapağa yaklaşıp dikkat kesildi.

Ufak bir ışık alıyordu kafesin içindeki kartaldan. Kartalın iki kanadı birden açıldı. “Nasılsın Payidar?” dedi Kartal, kartalına. Birkaç kez kanat çırpan yavru kartal sanki ona cevap veriyordu.

Yıllardır kartal besliyordu evinde. Ama bu kafesin içindeki asıl yıllarca baktığı kartalının yavrusuydu. Annesini altı ay önce kaybetmişti yavru. Kartal onu çok seviyordu, yavru da annesi gibi sahibine iyi davranıyordu.

“Ben de seni özledim. Sabah seninle ilgileneceğim. Biliyor musun, ben evlendim. Yakında bu evde bir kadın olacak. Seni sevecek diye umut ediyorum. Henüz varlığından haberi yok.” dedi gülümseyerek.

Kanatlarını bir kez daha iki yana açan Payidar yavaşça tekrar kapattı. “Beni anladığını biliyorum. Sabah görüşürüz dostum.”

Elleri cebinde bahçenin bir ucundan eve doğru yürüdü. Karısı olmadan gireceği yatağında nasıl uyuyacağına dair bir fikri yoktu. Birkaç gündü alt tarafı ama alışmak için yeterliydi. Alışmıştı ve Efruz’u istiyordu. Hem kalbi hem kolları…


Zaman geçmiyordu ki kocasının yanına gidebilsin. Saati zor eden Efruz çantasını toplamaya girişmişti. Heyecanla atan kalbi Kartal’a kavuşacak olmasının verdiği çarpıntıyla elleri birbirine girmişti. Kendi kendine gülerek devirdiği kalemliği topladı. Telefonunun çalmasıyla çantasının derinlerine ittiği telefonu zor bulup çıkardığına kalbini tekleten adamın adını görmüş ve hemen açmıştı.

“Canım.” dedi döner koltuğuna kendini rahatça atarak.

“Canıma nerede kaldı diye sorayım dedim. Gelemiyorsan ben geleyim?” diyen Kartal’da Efruz kadar çaresizdi.

“Canın yola çıkmak için hazırlanıyordu sen aradın. Yarım saate gelmiş olurum. Yalnız beni gören çalışanların ne düşünecek bilemiyorum. Dedikodumuzu yapmasınlar.”

“Bayan Sipahi’nin dedikodusunu yapmak onlara kaldıysa vay hallerine.”

Heyecanla ve gülüşüyle karşılık vereceği anda açılan kapısında en son görmek istediği yüzle karşılaşınca bütün neşesi kaçmıştı Efruz’un.

“Efruze,” diyen Koray kapıdan içeri davetsiz girerek kendine doğru yürümeye başlamıştı bile.

Efruze diyen sesi duymuş ama kimin sesi olduğunu bilemeyen Kartal telefonun diğer ucunda sessiz kalmıştı. İki arada kalan Efruz telefonu kapatamadığı gibi Koray’a da nasıl davranacağını bir an bilememişti.

“Döndün demek.” Koray kızın karşısındaki koltuğa rahat bir şımarıklıkla oturmuştu.

“O kim?” diyen Kartal’ın sesiyle masaya doğru yaklaştı Efruz. “Ben geleceğim. Kapatıyorum şimdi.”

Kartal’ın soruları biraz bekleyecekti ki içine bir kurt düşmüştü. Efruz’un buz gibi çıkan sesiyle istenmeyen biri olduğunu da anlamıştı. “Peki.” diyen Kartal telefonu kapatınca Efruz’da ayağa kalkıp birkaç eşyasını da çantasına atmaya başladı. “Döndüm ve çıkıyorum Koray.” dedi adama bakmadan.

Koray yüzündeki iğrenç gülüşüyle ayağa kalktı. “Ah tatlım ne zaman bitecek senin bu tavırların? Ben senin için geliyorum şirkete ama sen gidiyorsun. Senin bu halin beni nasıl etkiliyor bilsen.” dedi Efruz’un ince bedenini süzerken.

Efruz üzerindeki pis bakışlara aldırmadı. Masasının arkasından çıkıp kapıya yürüdü. “Görüşmeyelim Koray. Senin beynin almıyor sanırım ama benden sana yar olmaz. Bu saatten sonra hiç olmaz.” Kapı kokuna elini attığında Koray kapının gövdesine elini dayayıp açılmasını engelledi. Efruz sıkıntıyla nefes verdi. “Çekil?”

“Ne demek bu saatten sonra?” diyen adamın sesi öfkeliydi. Kapının kolunu bırakıp geriye çekildi. Koray’dan uzaklaştı. “Sana ne! Düş yakamdan! Seni istemiyorum anlasana! Sen ne … ne değişik bir şey çıktın. Seni sevmiyorum Koray. Sevmeyeceğim de. Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı.” Koray Efruz’a doğru bir adım attığında Efruz geriye çekilmedi. Ondan korkmuyordu. Hiç bir zaman da korkmamıştı. Çenesini havaya kaldırdı.

“Ben de sana sen benim olacaksın dedim ve olacaksın. Sen de bunu anla.” Efruz’un korkusuz bakışlarına bir de gülüş yerleşti. Çok şey anlatıyordu ama Koray bunu anlayamazdı. Kadının yüz hatlarında gezindi gözleri. “Kendini çok beğeniyorsun ama o iş öyle olmayacak asi kadın. Benim adım Koray Sencer ve sen bana kendi ayaklarınla geleceksin.”

“Ölürüm …” dedi kapıya elini atan Efruz. Adama yakın duruyordu. “Daha iyi.” dedi açtığı kapıyı sertçe açtığında Koray’a çarparak çıktı.

Koray’ın, “Göreceğiz,” sözünü duymuştu ama ilginlemedi. Kartal olmasa bile Koray asla olmayacak biriydi. Ve hep öyle kalacaktı.

Kocasının yanına geldiğinde tüm kapıların sorgusuz sualsiz açılmasına, kimsenin bir şey sormamasına bir an şaşırmıştı. Kısa sürmüştü şaşkınlığı. Kocası emir vermiş olmalıydı. Kapısının önüne geldiğinde gitmeye hazırlanan sekreterin de kendine dönen samimi bakışlarına sevindi. Oldukça güzel olan kadının tüm gün kocasıyla birlikte olması önemliydi. Fakat kadından aldığı samimi hava ona iyi gelmişti. Saçma bir şey olan ‘her sekreterin patronuna asılacak, kucağına oturacak’ olma düşüncelerine de sahip değildi. Kaldı ki her sekreter öyle kadınlar değildi. Bu sadece kötü bir sonuçtu. Biri yaparsa hepsi yapacak değildi.

“Hoş geldiniz Efruze hanım. Kartal Bey sizi bekliyor.”

“Teşekkür ederim … adınız neydi?” gülümseyerek.

“Simge efendim.”

“Peki Simge.” deyip kocasının kapısına ulaştığında kapıyı açan Kartal ile göz göze geldi. “Hoş geldin.”

“Hoş buldum.” Birbirlerini kısa ayrılığın verdiği hasretle incelediler.

“Bir şey istiyor musunuz Kartal Bey, ben çıkıyorum? Gitmeden getireyim.”

Simge’ye bakmadan Efruz’un elini tutup yanına çekti yavaşça. “Bir şey içer misin?”

“Hayır.” dedi Efruz kara gözlere kilitli. Kartal yine Simge’ye bakmadı. “Çıkabilirsin Simge .” Ardından kapattığı kapıya Simge gülümseyerek bakmıştı. Çantasını toplamaya devam etti. “Ah aşk sen bu adama da mı uğrayacaktın?” deyip başını iki yana salladı genç kadın.

Kapıyı kapattığı anda sarıldı karısına. Sımsıkı. Bağlı saçlarına gitti hemen eli. Tokasıyla alıp vermediği olan adama güldü. Geri çekildi. “Toklarıma düşman mısın?” dedi kurşuni gözleri parlarken.

“Evet, güzelliğini kapatıyor. Ama bu güzel aslında. Yine de benim yanımda bağlama saçlarını.”

“Bilemiyorum. Beni ikna etmelisin. Biliyorsun ki emir almaya alışık değiliz.”

Dudakları kavislenen Kartal kadının dudaklarına sokuldu. “Zevkle.”

Nefesi tuttu bir an. Gözleri kocasının kendine yaklaşan biçimli dudaklarına odaklandı. “Konuşarak olsun. Bu şekilde karşı koyamıyorum.”

“En zevkli yolu bu.” diyen adam soluğunu Efruz’a kattı. Çaresiz kalan Efruz ona teslim oldu. Böyle sevildikçe her türlü yola gelirdi. Biliyordu ama söyleyemiyordu.

“Devam et o zaman.”





Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!