ALACA – 5. Bölüm

Günlerdir inzivaya çekildiği çiftlik evinden çıkmasına sebep olan kişi amcası oldu.

“Büyük ağaca gel. Yalnız… Peşine adamların takılmasına fırsat verme.”

İstediğine anlam veremese de karşı çıkmadı. Atıyla dolaşmak istediğini söylediğinde adamlarının hareket etmesine mani oldu.

Uzun kara yelelerini okşadı sevgiyle. Kendisini izleyen badem gözlerine baktı sessizce. Onunla birlikte büyümüştü Yaman. Evinden ayrıldıktan sonraki ilk doğum gününde babasının ona gönderdiği armağandı. Ve son olmuştu. O yıldan sonraki doğum günleri yalnız ve sessizlik içerisinde geçip gitmişti. Güzelliği ona can verene o kadar çok benziyordu ki aynı adı verdi.
‘Gece’
Onlar İki öksüz iken birbirlerine sessiz yoldaşlar oldu.

Eyeri yerleştirip, dikkatlice bindi. Yarası henüz kabuk tutmamıstı. Doktorun dediğine göre izi kalacak ve dermanı zamanla bulunacaktı. Çiftliğin ahşap ve özel kapısı işaretiyle sürtülerek açıldı. Gece’yle birlikte önce sakin ardindan hızlı adımlarla ayrıldı Yaman.

Dakikalarca sürdü Gece’yi. Birkaç  tepenin ardından kendisine söylenilen kısa ancak dalları dört bir yana uzanmış büyük incir ağacını gördüğünde yavaşladı. Uzaktan gördüğü silüet netleşmeye başladığında  bedeni titredi. Babası oradaydı.
Onu görmeye gelmişti.

Gece, sessizce yaklaştı ağaca. Sanki yönlendirilmiş gibi saçlarındaki kırlaşmış tutamların uçuştuğu adamın sağ yanında durdu. Yaman ise hiç kıpırdamadan ilerideki tepeye bakan babasının yüzünü izledi. Yıllar sonra ilk kez bu denli yakından görüyordu babasını. Sakallarının sardığı çehresini, çatık kaşlarının ardındaki derin bakışlarını çekti içine. Bir sonraki görüşüne kadar benliğine kazıdı her bir detayı.

Büyürken hep düşünür, merak ederdi. Hangi yönü babasına benziyordu? Veyahut babası gibi güçlü bir adam olabilecek miydi? O mu yoksa Noyan mi ona ait daha çok izler taşıyordu? Hep cevapsız kalan bu sorularla hayaller kurardı.

Yüzünde yer eden tebessüme eşlik eden heyecanıyla inip, sarmak istedi babasını. Gücüne sığınmak, yılların içinde büyüdüğü hasreti yok etmek istedi. Yapacaktı da. Ta ki o sözleri anımsayana kadar…

‘Babana düşman olarak hüküm süreceksin. ‘

Yüzündeki tebessüm yok oldu. Gözlerini kaçırıp kısacik bir an hislerini zaptetmek için süre verdi kendisine.

Çocukken kahramanım dediği adama şimdi nasıl düşman gibi bakabilirdi?

Yapmak zorundaydı. Kardeşi için mecburdu. Hazır olduğunu hissettiğinde usulca indi. Gece’nin yüzünü sevip onu serbest bıraktı. Lakin uzaklaşmadı Gece. Usulca babasına yaklaştı. Bu hareketiyle hareketsiz duran babasının dikkatini çekmeyi başarmıştı. Uzanan eller yüzünü sevmeye başladı. Yelelerini okşadı parmaklar. Küçük bir çocuk gibi atını kıskanırken buldu kendisini.

“Büyümüşsün. Koca bir delikanlı olmuşsun.”

Sözlerin hedefi Gece’miydi yoksa kendisi mi emin olamadı Yaman. Sessizce beklemeye devam etti.

“Anneni çok özledin değil mi? Sizi ayırdığım için bana hala kızgın mısın?”

Cevap vermekle susmak arasında gidip gelen düşünceleri babasının başının kendisine dönmesiyle son buldu. Gözleri değmedi gözlerine.

“Yaşadıklarının sorumlusu benim, Noyan değil. Onun bir suçu yok.”

Yüzünü buruşturdu Yaman. Babasına cevap vermeden önce keskin bir ıslık savurdu. Gece, duyduğu sesle geri çekilip, tepeye doğru gitti.

“Böyle düşündüğüme nasıl ihtimal verirsin?”

Yüzüne dahi bakmadan karşısındaki tepeyi izleyen babasını tutup sarsmak istedi. Ama yapmadı. Yapamadı. Ellerini  göğsünde kenetleyip bekledi sessizce.

“Neden karşısına çıktın?”

Ona gelişinin sebebi bu muydu? Kardeşinin karşısına çıkmış olması mıydı sebebi? Onun için değil ona karşı durmak için mi gelmişti. Gözlerine bakamayışı bu yüzden miydi?

“O benim kardeşim.”
Her bir kelimesini öylesine net söylemişti ki sözleri ikisinin arasındaki o görünmez duvara çarparak yankılandı.
Özlemini, kardeşi olmadan nasıl yarım olduğunu söylemedi. Ailesi olmadan kimsesiz  olduğunu da…

“Aynı candan, aynı kandan varoldunuz. Lakin bu bir ömrü bir geçirmeye yetmez.”
Üzerindeki kumaş yeleğin ceplerine ellerini yerleştirmiş, kendinden emin bir ifadeyle duruyordu. Sözlerinin ateşten bir ok gibi oğlunun kalbine saplandığının farkında değil gibiydi.
“Sizin kaderiniz birbirinizden uzak yazıldı. Artık ne aynı yolda yürüyebilir ne de aynı hanede yaşayabilirsiniz.”

“Ne kadar kolay söyledin. Buna sebep olan sen değilmişsin gibi…”
Ruhu acıyordu Yaman’ın. Kalbi babasının sevgisine muhtaçlığını anımsatır gibi sızlıyordu. Ne gözlerine dolmak için bekleyen yaşlara ne de yüzüne yansımak için fırsat kollayan acısına izin vermedi. Başını, yanındaki adamın bakışlarını diktiği yere çevirdi.

“Çarem olmadığını tüm cihan gördü.”

Başını sallayıp, keskin bir nefes çekti içine.
Onu anladığını söyleyebilirdi. Hak vermese de görebildiğini… Yapmadı. Yapamadı.
“Vicdanını temize çekmen için mi çağırdın beni buraya? Ne istiyorsun benden baba?”

Yillar sonra ilk kez ona ‘baba’ diyordu. Dudaklarından çıkan bu tek kelime ellerinin yumruk olup,iki yanına düşmesine sebep olmuştu babasının. Yüzündeki ifade öylesine acı doluydu ki boğazında koca bir yumru yer etti. Yüzüne bir kez olsun bakmayışını kabul edemeyen kalbine duyacağı sözler kurşundan daha ağır gelmişti.
“Noyan’dan ve ailemden uzak dur.”

O an canı yansın istedi. Yandığı kadar yakmaktı arzusu. Bu yüzden sözlerini ölçmeden tartmadan savurdu.
“Ne sen ne de yedi aşiretinin kurallarının bende hükmü yok. Benden vazgeçtiğin gün, üzerimdeki hakkını yitirdin sen. Unuttun mu?”

Babasının sessizliği tüm gücünü alıp götürdü. Gitmek, ondan uzaklaşmak istedi. Başını çevirip işlik savurdu. Uzaklardan kopup gelen Gece’yi gördüğünde içindeki ateş bir nebzede olsa hafifledi. Ona doğru yürüyüp uzaklaşmadan önce son kez baktı babasına.

“Ailen senin olsun. Kardeşim benim.”

Gece’ye binip, hızlıca uzaklaşmak için eyerini çekti Babasının günahının bedelini ödemek için sürgün edildiği o yere geri dönerken gözlerinden süzülen yaşları rüzgara bıraktı.

Ardında kalan babasının dizlerinin üzerine çöktüğünü göremedi. ‘Oğlum’ deyişini duymadığı gibi.

Amelya ULUHAN’ın oğullarını alıp kaçtığını bilenleri susturan Genco, Yaman ve Noyan’ın hakikatleri duymaması için tüm önlemleri almıştı. Oğullarının annelerini suçlamasını istememişti. Zira onları alıp geri dönmeseydi hiç ayrılmayabilirlerdi. Bu ihtimalin varlığı dahi ikisinin annesine bakış açısını öfkeye çevirebilirdi.

Herşeyin sebebi, yaşananların nedeni olmayı göze almıştı Genco. Tek istediği Amelya’sının daha fazla yara almamasıydı. Bu uğurda kötü adam olmaya razıydı.

***

7 YIL SONRA…

Yatırım şirketiyle anlaşmanın tek nedeni Noyan… Aksiymiş gibi davranma…”

Siyah ve parlak arabasının arka koltuğuna yerleşirken Merdo’nun sözlerini duymazdan geldi. O kadının tehditine boyun eğmekten vazgeçeli çok olmuştu. Varlığıyla tehdit edildiği adam en yakın dostu olmuştu. Zira görünenin aksine mert biriydi. Üstelik kendi gibi yapayalnızdı.

“Güzel bir teklifti. Kaçırmak aptallık olurdu.”

“Paraya ihtiyacın varmış gibi. Ne zaman dönüyorsun? Rakıyla balığın tadına bakmayalı epey zaman oldu.”

“Yakında geleceğim. Ama önce kardeşimi görmem gerek.”
Özlemle sızladı kalbi. Sadece birkaç hafta olmuş olsa da onu özlemişti.

Telefonunu kapatıp, başını geçtiği yollara çevirdi. Bu ülkede olmaktan hoşlanıyordu. Hapsolduğu kalıptan sıyrılıp, sadece Yaman olabileceği yegane yerdi. Alışık olmadığı özgürlüğü tüm zerrelerinde hissetmeye başlamıştı bile. Sevmişti bu hissi.

Kardeşi okulda olmalıydı. Üniversitenin son dönemindeydi. Birkaç ay sonra mezun olacaktı. Iste o vakit herşey değişecekti. Babasının yerine geçeceği o gün aralarına yıkılmaz bir duvar örülecekti. Ferman ve Uluhan aşireti ile düşman pek çok kişi ellerini ovuşturmaya başlamıştı bile. Lakin henüz Yaman’ın planlarından haberleri yoktu.

Araba durduğunda aradığı adrese vardığını anladı. Kardeşi günler önce bir mesajla ile yeni evini bildirmişti. Yıllardır olduğu gibi adresini kendisiyle paylaşır, bir yere gidecekse mutlaka haber verirdi. Onun bu huyu mutlu ediyordu Yaman’ı. Kardeşinin hayatına köşesinden de olsa dahil olmayı seviyordu.

Babasının bu ülkede sahip olduğu daireden ayrılmış ve kendisine burayı tutmuştu. Çizimlerine ve kendisine bir alan oluşturmak istemişti. Kimsenin bilmediği bir yerde birkaç ayda olsa yaşamaktı arzusu. Bu düşüncelerini sunduğunda babasının itiraz etmeden kabul ettiğini duyduğunda dudaklarında buruk bir tebessüm oluşmuştu. Yıllar önce verdiği sözü tutmuştu.

Düşünceler içerisinde siyah gömleğinin ilk iki düğmesini açarak girdi dönen kapidan içeriye. Güneş gözlüğünü indirmeden, saçlarını karıştırdı. Üst kısımlar uzamıştı. Kardeşinin aksine uzun saçı sevmediği için yakın zamanda kestirmeliydi. Geçtiği lobiden asansörlere yürürken selam veren insanları başını eğerek geçiştirdi. Onu Noyan zannetmişlerdi.

Asansördeki onu ilgiyle izleyen kadınların arasına yakın korumasıyla birlikte girdiğinde bakışlarını kapıya dikti. Her zaman ilgi odağı olmayı çabasız başarıyordu.

Kadınlar sinyalle kendilerine geldiklerinde güçlükle çıktılar. Geride Yaman ve koruması kaldığında derin bir soluk aldı. Bedenini cam duvara yaslamadan önce özel şifreyi girdi. Terasa doğru yükselmeye başladılar. Çok geçmeden metal kapılar yine sinyal sesiyle aralandığında;
“Aşağıda bekle.” dedi Yaman.

Usulca mermer zemine adım attığında, ayakkabısının tok sesi yankılandı sessiz evde. Daire iki bölümden oluşuyordu. Ardında birçok kapı varken, ileride kocaman bir salon ve ışığın camlardan sızdığı teras vardı. Adımlarını terasa yönlendirirdi. Ev güzeldi. O denli ışık alıyordu ki gözlüğü olmasa Yaman’ı rahatsız edecek boyuttaydi. Lakin kardeşinin burayı sırf bu yüzden tuttuğuna emindi. Köşedeki tuvaller ve dağınık boyaları gördüğünde tebessüm etti. Terasa yürüyüp camın önünde durduğunda karşıdaki binayi fark etti. Aynı hızadaki teras katın camlarındaki uçuşan perdeler ondan hızlı davranan kişinin eve taşındığını gösteriyordu. Kardeşi adresi verdiği anda etrafında ona yakın daireleri araştırmış ancak geç kalmıştı.

Terasa çıkan kadını gördüğü anda gözlüklerini çıkardı. Tam o anda derinlerden gelen bir ses duydu.

“Dersin erken mi bitti kuzen?”

Başını çevirdiğinde odanın ortasına kadar gelen kızı fark etti. Çıplak ayaklarına dolanan uzun beyaz elbisesi, dalgalı saçlarından süzülen damlalar… Yüzünü kaldırdığı anda gördüğü mavilerdeki neşeli parıltılar dondu. Yaman bedenini ona çevirirken, kendisini tanıdığını bakışlarından anlamıştı.

Roza, yıllar sonra karşısındaydı. Okulda ki o günden yıllar sonra kapısına dayandığı vakit görmüştü bir kez daha.

“Yaman Ağa!”

O güne savruldu Yaman. Onu konağının kapısında gördüğü ana…

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!