SİS – 10. Bölüm

Arabaya bindiği anda yüzündeki sahte tebessümü sildi Toprak. Artık rol yapmak zorunda değildi. İnce montunun iç cebindeki küçük kağıt parçasını çıkardı. Çökmeye başlayan karanlıkta sessizce izledi. Zihninde daha önce annesi ve babasına dair sözler ona eşlik etti.

“Baban anneni çok sevdi.”

“Ya annem?”

“O da sevdi.”

Bir zamanlar masal kadar tatlı gelen bu sözler onu mutlu etmiyordu artık. Karanlık ve derin bir kuyudan gelen korkutucu fısıltılardan farksızdı herbiri.

“Baban hastaydı. Onun ilacı annendi. Annen cennete gidince babanda o yüzden ardından gitti.”

Küçük bir çocuğu avutmak için söylenen sözlerin ne denli büyük bir mana taşıdığını henüz bilmiyordu.

Sıktığı kağıt parçasıyla başını ardına yasladı. Oraya ait olmadığını artık biliyordu Toprak. Kim olduğunu öğrenene dek bir daha o konağa ayak basmamaya yemin etti.

***

Uçaktan inip, okula vardığında akşam saatleriydi. Onun gibi hafta sonunda ailesinin yanına giden birkaç ögrenci dışında okulun girişi ve bahçe sakindi. Her dönüşünde memleketine has yiyecekler getirdiği yaşlı bekçiyi dahi görmedi gözü. Elindeki küçük bavulla birlikte gözleri ezbere bildiği ikinci kattaki camda hızlı adımlarla yürüyordu. Ne ardindan seslenen sınıf arkadaşı Meriç’i duydu ne de ağaçların altındaki bankta onun yolunu gözleyen Yade’yi fark etti.

Kapıdan içeri girip, basamakları çıktı. İstediği o yere varana dek geçtiği koridorda sadece nefesinin yoğun sesi vardı. Kulbu kavrayıp hızlıca indirdi. Beklediği gibi masanin başında cildi yıpranmış eski bir kitabi okuyan öğretmenini buldu.

“Toprak.”

“Kabul ediyorum hocam.”

Çantasını olduğu yere bıraktı. Adamın şaşkın bakışları arasında ellerini turuncu saçlarından geçirip, az ilerideki dünya haritasının önünde durdu.

“Neresi olduğu umurumda değil. Kimsenin bana ulaşamayacağı kadar uzağa gitmek istiyorum.”

Selim öğretmen gözlüğünü çıkarıp, masasına bıraktı. Öğrencisinin bu halinin normal olmadığını anlamıştı. Lakin yanlış bir adım atmamak için ona ayak uydurdu.

“Biraz daha zamanımız var. Istersen…”

Ardına dönen ela gözler gizlemeye çalıştığı yaşlarla puslanmıştı.

“Yardım edin bana öğretmenim. Yoksa hiç çıkamayacağım bir karanlığa hapsolacağım.”

Sormadı Selim ögretmen. Sessizce bu yardım çağrısını kabul etti. Doğduğu topraklardan çok uzağa gitmesine yardım etti. Onun bu desteği ile başarılı, güçlü ve en önemlisi özgür bir Toprak var olacaktı.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!