SİS – 15. Bölüm

Doğduğu topraklardan gün batarken ayrılmış, gece yarısı varmıştı Antep’e. Geçtiği yollara ve şehire yabancı olsa da kapısında durduğu konağın bir zamanlar ait olduğu adamı biliyordu. Yedi Aşiretin hasat toplantısının, evlerinde yapıldığı bir gün trabzanların arasından gizlice izlerken görmüştü. Masadaki tüm adamlar gibi suratı asıktı. Çocuk masumiyetiyle mutsuz olduklarını düşündüğünü anımsıyordu. Onlarında kendisi gibi annesiz ve babasız olabileceğini düşündüğünü…

Anımsadığı hatıralardan sıyrıldı. Kara bulutlar küçük yağmur tanelerini düşürürken arabasının ön camına indi usulca. Kapı aralıktı. Etraf sessiz ve karanlıktı. Gece yarısını çoktan geçmiş olmalıydı. Orada olmaktan rahatsızlık hissetti. Lakin Büyükbabası için geldiğini düşünerek rahatlatmaya çalıştı kendini. Başaramadı. Aklına gelen ihtimaller kalbine korku salmaya başlamıştı. Zorla tutuluyor olabilir miydi? Belki de Barzan Ağanın bir tuzağına çekilmişti. Bu konağın sahibi olan Ağa da bu işin içinde olmalıydı.

Belindeki silahı hızlıca çekip, doğrulttu. Asla izin vermezdi. Hayatta olduğu, nefes aldığı sürece Büyükbabasına zarar veremezdi o adam. Yavaşça eşikten adımını attı. Etrafta gezdirirken kısılmış gözlerini, uzun sürmedi arayışı. Ilerideki büyük ve uzun masada oturan iki gölgeyi fark etti. Kendisine döndüklerini gördüğünde yüzlerini seçemedi. Ta ki masanın başındaki adam doğrulup kendisine yaklaşana kadar. O an ikisinin bakışları buluştu.

Yağmur taneleri büyürken, yıkılması mümkün olmayan iki adam karşı karşıya duruyordu.

“Haneme hoşgeldin Toprak Ağa. Ben Kenan Cesur.”

Tamer Ağa o an uzun zaman sonra rahat bir nefes alabildi. Ardına yaslanırken, canının parçasını doğru kişiye emanet ettiğini biliyordu.

Önce uzun uzun sustular. Yağmurun sesi yankılandı etraflarında. Bir zaman sonra konuşan Tamer Ağa oldu.

“Öğreneceğin çok şey var. Ancak benim zamanım yok.”
Kendisine dönen biri kara diğeri ela gözlere baktı. Dudaklarında alaycı bir tebessüm olsa da kalbindeki sızı epey derinleşmeye başlamıştı.
“Kenan, sana bilmen gereken herşeyi anlatacak. Ama önce bana bir yemin vermeni istiyorum. Kenan gibi…”

Toprak, Büyükbabasının ne için söz vermesini istediğini anlayamadı. Ömür boyu hayatında izi kalacak o sözleri duyana kadar…

***

Yarın sabah cenazede Barzan Ağa döndüğünü öğrendikten sonra hedefi sen olacaksın.”

Dediği gibi olmuştu Kenan’ın. Önce şaşkınlık ardindan kibirli bir bakışla suretine bakan adama aynı şekilde karşılık verdi Toprak. Sessizce başını eğip onu sinirlendirecek alaycı bir tebessüm sarılı selamını vermeden önce.

Kimden ne istiyorsa alabilirdi. Neyle istiyorsa onunla tehdit edebilirdi. Lakin ona boyu eğdiremezdi. Zira o her ne kadar bilinmese de bu topraklara ait değildi. Olmaya da niyeti yoktu. Büyükannesi ve Büyükbabasını korumak için dönmüştü sadece. Onların güvenliğini sağlandıktan sonra yine ardında bırakacaktı doğduğu şehri. Ve bu kez ardından gelemeyecek, ona gölge olamayacaktı. Izin vermeyecekti.

Kaderinin sislerin içerisinde doğduğu o ormanda yazıldığını henüz bilmiyordu. Bu topraklarda kara bir sevdaya yüreğini mesken edeceğini ve asla geri dönmeyeceğini bilmediği gibi.

Her zamanki adetler gerçekleştirilse de Toprak yabancıydı. Ancak Büyükbabasının rahatsızlığı nedeniyle onun vazifesini yerine getirmek zorundaydü.

Mezarlığın girişine varıldığında yere bırakılan tabutun iki yanına toprak ve güç büyüklüğüne göre sıralanan adamları izledi. Ardından boş kalan yere geçti.

Sol omzunda taşıdığı tabuttaki adama yabancıydı. Lakin önünde Kenan Cesur’un bu adama karşı duyduğu nefreti görebiliyordu. Büyükbabasına verdiği sözü anımsadı. Bu yüzden onun yanında durmak zorundaydı.

“Celal, eski dostum…”

Bir ihtiyara ait bu sözlerle Kenan Cesur’un duraksadığını fark etti. İhtiyarın yanında duran daha genç adamın alaycı bakışlarla baktığını ve gördüğünde tüm bakışları önündeki adama yoğunlaştı. Neler olduğunu çözmeye çalışırken onun atılmak istediğini gördüğünde koluna dokundu. Bu sessiz uyarısını alan adam önüne döndü. Açık olarak bekleyen mezara doğru yürümeye devam ettiler.

Tabut yere kondu bir kez daha. Örtü açıldı. Kapak kaldırıldı. Kefene sarılmış beden çıktı gün yüzüne.

Kenan Ağayı öfkelendiren genç adam ve Celal Ağanın oğlu Cihan indi mezara. Toprağa bırakılan bedeni tahta parçaları gizledi. Uzatılan kürekleri Kenan Ağa ile birlikte aldıklarında bakışları mezardan çok onun üzerindeydi. Onu çözmeye çalışıyordu.

Küreğin ucundaki toprağı savurdu bir kez daha. Başını kaldırdığında karşıdaki ağacın dibinde bir karartı gördü. Güneş gözlüğünün ardinda gizlenen ela gözlerini kıstı. Net olarak görmese de tahmin edebiliyordu. Ardında bekleyen adama küreği uzattı. Etrafındaki bakışların arasından sıyrıldı. Adımlarını usulca oraya çevirdi. Attığı her adımda adamın sureti netleşti.

“Azer.”

Adam ağaca sırtını yasladı. Böylece mezarlığın ilerisindeki hiçkimse onu göremeyecekti. Toprak’da ardına dönüp, cenaze yerine çevirdi bakışlarını. Sözlerinin hedefi ise yıllar önce yardım istedigi adamdı.

“Nasıl buldun beni diye sormayacağım. Ne işin var burada?”

Uzattığı kağıt parçasının ardından heyecanlı sesini işitti. “Geliyor.”

“Kim?” Dedi Kaşlarını çatıp. Elindeki dörde katlanmış broşürü açarken etrafını kontrol ediyordu. Kimsenin onu görmediğini fark ettiğinde kağıda eğdi başını.

O anda yüreğine hançer yarası olacak o sözleri duydu.

“Bir kervan… Epeydir yolda olduklarını duydum. Bu gece varacaklar istedikleri yere.”

Dondu bedeni. Taş kesildi elleri. Dudaklarının arasından süzülen nefesi kulaklarında yankılandı. Etraftaki herşey netliği için yitirdi. Ellerindeki kağıtta yazılanları okurken bu  kez başardığını fısıldıyordu kalbi.

Rupa Panayırı

Rupa’lılar ile eğlenmeye hazır mısınız?

Eğlence ve Gösteri Çadırı…
Müzik, Dans, Fal…
Ve Nana sizlerle…’

Annesinin canından, kanından olan insanları bulmayı başarmış mıydı sahiden? Bir kez daha avuçlarından kayıp gitmelerine izin veremezdi.

“Ne… Nerede olacaklar?”

“Nehrin öte tarafina, dağın dibine kurulacak. Senin topraklarına…”

O kervanda ailesi, gerçekten onun kanını taşıyan insanları olabilir miydi? 
Tayfun Bedir’in annesine aşık olmadan, onu koparip almadan önceki hayatina dair izleri bulabilir miydi?
Ya babası? Hala oradaysa ne yapacaktı?

O nehrin annesi ve babası için önemini henüz bilmiyordu. O kara günün orada yaşandığını  da… Onu bekleyen hakikatleri ise tahmin etmesi dahi mümkün değildi.

***

Celal Ağanın cenazesinden sonra onun hanesine gittiler. Ağalar birbiri ardına odalarına çekildiklerinde geride kalan Toprak oldu. Sigaranın birini söndürüp diğerini yakarken onu epeydir izleyen Kenan’dan habersizdi.

İki yabancı olan bu adam birbirini çözmenin yollarını sessizce arasalar da kader onları birbirine bozulmaz bir yeminle bağlamıştı. Birbirleri için  kardeşten öte olacaklarından henüz habersizdiler.

Cenazeden üç gün sonra yola çıkmaya niyetlendiğinde Kenan Ağaya kurulan pusuya engel olabilmek için vazgeçmek zorunda kaldı.

“Sadece birkaç gün…” dedi kendi kendine. “Sonra kimse engel olamayacak.”

Dediğini yapacakti. Büyük ve gürültülü pek çok olayı ardında bıraktığında o nehre ulaşmak için bir gün doğumunda yola düşecekti.

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. Canım öncelikle yazdığın hikayeler çok iyi ve sürükleyici ama sorun şu ki belli bir sıraya tabi değil öncelikle ricam siralamaya alman kj benim gibi okuyanlar düzenli olarak okuyabilsin bu senden naçizane bir rica
    Emegine yüreğine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!