SİS – 3. Bölüm

“Toprak’ı Uluhan Kolejine göndermemizi istiyorlar.”

Elindeki çay dolu bardağı dudaklarına götürmeden, masaya bıraktı. Sol tarafında başköşede oturan canının yoldaşına cevap vermeden derin bir nefes aldi. Aksi halde onu gücendireceğini biliyordu.

“Bunu senden isteyen Barzan Ağa mı?”

İmalı sözleri duyan orta yaşlı adam bu durumu Nino Hanımın ondan hoşlanmamasına bağladı. Ancak hakikat başkaydı. Günler önce çarşıda ansızın yolunu kesen bu adamın pervasiz sözleriydi kadını sinirlendiren.

“Tüm varisler ve Ağa çocukları gibi orada okumasının münasip olduğunu söyledi.”

“Olmaz. Toprak’ın onlardan uzakta okumasını istediğimi biliyorsun Tamer. Sende bu isteğimi kabul etmiştin.”

“Ettim ama…”
Adamın eline dokunan sıcak ve tanıdık parmaklar kesti sözlerini.

“Lütfen. Onun Barzan Ağanın gölgesinin olduğu o yerde olmasını istemiyorum. Geleceği onun emrinde olacak. En azindan çocukluğuna geçmesin sözü.”

“Adnan’ın orada okuyacak olmasına ses etmiyorsun ama…”

Ardina yaslandı. Turuncu,uzun saçlarınin ensesinde topuz haline getirmişti. Uzun yakali siyah elbisesi ile yaşına rağmen göz alıcıydı.
“Nazenin orada okumasını çok istiyor. Onun oğlu. Istediği yerde okutabilir.”

Tamer Ağa ne kadar dile getirmekten çekinse de eşinin Toprak’i diğer torunu ve hatta kızından önde tuttuğunu görüyordu. Ölen oğullarının yerine koyuyordu.

Toprak öylesine uysal bir çocuktu ki… Tamer gibi sorunlu bir çocukluk yaşatmıyordu. Saçları büyükannesi gibi turuncu olsa da gözleri eşsiz bir elaydi. Ailede kimsede olmayan bir tondaydı.

“Bu konuyu açmamı istemiyorsun ama… Meryem’in ailesi…”

Nino hanım diyeceği söze ne cevap vereceğini düşünürken, küçük kurtarıcısı yetişti.

Büyük bir adam gibi sessizce gelip, masadaki sandalyeyi çekmeye çalışan küçük emanetini gülümseyen gozlerle izledi. Yerine oturup, üzgün bir suratla süt dolu bardağını karıştırmasını da. Toprak’ın sessizliğine alışkındı. Lakin gülen yüzünün asılmasına katlanamazdı.

“De bakalım Toprak Ağa. Nedir yüzünü solduran?”

Toprak saçlarıyla ayni tondaki kirpiklerini kırpıştırdı. Ela gözlerinin bebeği titreşti. Kendisini izleyen kara gözlere baktı.
“Büyükbaba.”

Ona böyle seslenmesini seviyordu Tamer Ağa.
“Oğlum.”

“Ben neden Adnan ile aynı okula gidemiyorum? Annem ve babam olmadığı için mi?”

Tamer Ağanin şaşkınlıkla büzüldü kaşları.
“O da nereden çıktı?”

Toprak arkasına bakıp, kimsenin gelmediğinden emin olduktan sonra masaya eğildi. Büyükbabasi ve Büyükannesinin duyacağı kadar kıstı sesini.

“Adnan dedi. O okula sadece seçilmiş çocuklar gidebilirmiş. Annesi ve babası olmayanları almıyorlarmış.”

Duyduğu sözleri Adnan’ın akil edemeyeceğini biliyorlardu Tamer Ağa. Kızının yıllardır vazgeçemediği şekilde oğlunu zehirlediğini de. Böyle bir saçmalığın olmadığını onun anlayabileceği şekilde söylemek için ona doğru eğileceği vakit kızının alaycı sözlerini işitti.

“Toprak Beye bakın hele. Büyümüş de kuzenini Dedesine kötüler olmuş! Yalancılara ne olduğunu okulda öğretirler sana.”

Toprak dolan gözlerle başını eğdi. Kötü birşey yapmak istememişti. Büyükannesi sıcacık, mis kokan kollarıyla sarana dek içini çektiginin farkında değildi. Onun göğsüne sığınıp, halasından korunmak,kaybolmak istedi.

Masaya inen yumrukla bir miktar havalandı tabak ve çatallar. Bardaklar devrildi. Dolu olanlardan dökülen çay ve süt beyaz örtünün içine işledi.

Adnan korkarak anasının ardına sığındı. Nino Hanım, torunu Toprak’ı kaldırıp kucağına oturttu.

“Benim torunum yalan demez!”

“Baba…”

Kızının serzenişlerini duymamak için elini kaldırdı. Yerinde doğrulup ellerini yasladı masaya.
“Topla eşyalarını. Oğlunla birlikte Ankara’ya gidiyorsun.”

“Ne yaparım ben orada?”

Bastonuna dayandı. “Oğlunun hafta sonlari yanında kalır. Sende hep istediğin gibi özgürlüğün tadını çıkarırsın. Bu konak ve bizden uzakta olman sana da bizede iyi gelecek…”

Dediğini yapti Tamer Ağa. Sadece yazları oğlunun okulu tatile girdiğinde ayak basabildi konağa Nazenin. Bu yüzden Toprak’a duyduğu nefret de büyüdü. Kendisinin dahi zaptedemeyeceği bir hale geldi.

Toprak ise bu yüzden kış aylarını çok sevecekti. Hava soğuktu ama Büyükannesi ve Büyükbabasi ile küçük ama mutlu bir dünyası olacaktı. Halası ve her köşe başında öksüzlüğünü yüzüne vuran kuzeni kendisinden çok uzakta olacaktı.

Yaz aylarından ise nefret edecekti. Ta ki bir yaz günü kaderi değişene kadar…


Toprak doğduktan on altı yıl sonra…

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!