SİS – 4. Bölüm

İlk okulu başarıyla bitiren Toprak, İstanbul’un tarihi ve en ünlü liselerinden birini kazandığında Nino Hanım göndermek istemedi. Lakin Tamer Ağa göğsünü gururla kabartan torununa engel olmaması için karısını ikna etti.

Sayısal yeteneğiyle fen bilimlerine ilgi duysa da en çok sevdiği ders kimyaydı. Okulun en zeki öğrencilerinden biri olduğunu, diğer liseler ile yapılan kimya yarışmalarında gösterdiği başarı kanıtlamıştı.

Kimya hocasının özel eğitimi ve ilgisi üzerindeydi. Onun dünya çapında yapılan yarışmalara da katılmasını istiyordu. Ancak Toprak henüz hazır hissetmediğini söyleyerek geri adim atıyordu. Medyanın önüne çıkması kim olduğunun anlaşılması demekti. Ve Toprak henüz memleketinde dahi sayılı insan yüzünü görmüşken bunu istemiyordu. Okulda sadece ‘Toprak’ olduğu için seven arkadaşlarını kaybetmek, soyunun gücünün gölgesinde kalmak istemiyordu. Burada sayılı olan yıllarında özgür olmak tek arzusuydu. 

Hafta sonunu konakta geçirmesini isteyen Büyükannesini kıramadığı için her cuma günü ders bitiminde onu bekleyen adamlarla havaalanına gidiyor, Malatya’ya kalkan uçakta aynı numaralı koltukta oturuyordu. Her yerde yüksek düzeyde korunuyordu. Kantindeki görevli, okulun koridorlarındaki hizmetli, hepsinin gözü onun üzerindeydi. Bunu net olarak duymasa da biliyordu. Her biri Büyükbabası tarafından tutulmuştu.

Uçaktaki camdan bulutları izlerken hocasıyla yaptığı son konuşmayı anımsadı.

“Üniversite eğitimin için ne düşünüyorsun Toprak?”

“Henüz karar vermedim.”

“Düşünmene pek gerek yok bence. Bunu sadece benim branşım olduğu için söylemiyorum. Kokulara karşı özel bir ilgin olduğunu görüyorum. Adın gibi özel bir çocuksun. Ben isterim ki üniversitede kimya üzerine eğitim al. Bu alanda ülkemizde  ki en başarılı isimlerden olacağına eminim.”

“Diyeceğiniz bitmemiş gibi hocam.”

“Eğer istersen gelecek sene, senin için Dünyanın bu alandaki en iyi iki üniversitesine başvuru mektubu yazacağım. Gösterdiğin ve devam edecek başarılarının onları etkileyeceğine inanıyorum.”

“Hangi üniversiteler hocam?”

“Harvard ya da Cambridge Üniversitesi. Bu alandaki en iyi laboratuvar ve eğitim kadrosuna sahip. Maddi olarak büyük bir yük olacak sana ama…”

Bedelinin önemi yoktu. değildi. Şimdiye dek yararlanmaktan kaçınsa da hiç tanımadığı babası Büyükbabasının kendisine bırakacağı yüklü bir servet vardı. İstemesinin yeterli olacağını biliyordu ama yurt dışına gitmesini istemeyeceklerine emindi.

“Ailemle konuşmadan bir karar alamam.”

“Peki. Döndüğünde bekliyorum.”

Odadan çıkmadan önce adını seslenen öğretmeninin uzattığı pakete baktı şaşkınlıkla.

“Doğum günün kutlu olsun.”

O gün ve o anı unutmayacaktı Toprak hayatı boyunca. Zira doğduğu günden beri bir kez olsun kutlanmayan o günü yok saymaya öylesine alışmıştı ki.

Annesi ve babasını kaybettiği için aşireti lanetli bir gün olarak belledi 1 Eylül’ü. O günün her dönümünde Malatya’nın hiçbir yerinde ne düğün yapıldı ne de eğlence. 

Büyükbabası ve Büyükannesinin onu sevdiğini biliyordu. Ama onlar dahi günü o günü silmişlerdi tarihlerinden.

“Teşekkür ederim.” Boğazında koca bir yumru, ela gözleri dolu dolu söylemişti bu sözü. 

Ona değer veren biri daha vardı artık. Kimya öğretmeni Selim Özer. En kıymetli öğrencilerinden olduğunu birçok kez dile getirse de bu yaptığı Toprak için çok değerliydi. Yıllar geçse de her daim hatırını soracağı, en büyük başarılarını birlikte kutlayacağı, öğretmenden çok yaşlı bir dostu olacaktı.

Odadan çıkarken ögretmeninin sözünü artık ciddi olarak düşünüyordu Toprak. Onun kendisi için en doğru olanı seçeceğini biliyordu. Sadece Bükbabası ile Büyükannesine bu konuyu nasıl açacağını bilmiyordu.Halasının duyduğu anda engel olmak isteyeceğine emindi. Zira Büyükbabası Ekonomi eğitimi almasını istediğini, Yedi Aşirete soyunu temsil etme, inşaat şirketleri ile aile servetini yönetme sırasının ona geldiğini birçok kez dile getirmişti.

Kuzenini bu planların dışında tutuyordu. Birçok kez halasıyla yaşanan tartışmalara şahit olmuştu. Büyükbabasına düşen mirası nakit olarak ödeyebileceğini,isterse gidebileceğini söylese de halası kabul etmemişti. Kararsız ve ne istediğini bilmez haldeydi.

“Ağam.”

Yanındaki adamın seslenişi ile indiklerini fark etti. Uçaktan alana ve ardından arabaya geçtiğinde yorgun ama mutluydu. Ana baba yerine koyduğu Büyükannesi ve Büyükbabasını çok özlemişti. Hayattaki tek ailesi onlardı ve Toprak dile getiremese de onları kaybetmekten çok korkuyordu.

Konağa vardıklarında akşam ezanı okunuyordu. Kapının eşiğinde durdu. Bahçeden gelen yemek kokularının arasında duyumsadığı zerdali kokusu ile gülümsedi. Büyükannesi oradaydı.

“Nerede kaldı bu çocuk? Tamer arasana bir daha adamları?”

Endişeli sesi ve sözleri kalbini titretti. Açık  kapıdan içeri girip, kollarını açarak seslendi.
“Geldim Nino Sultan.”

“Toprak!”

Sınavları nedeniyle geçen hafta gelememişti. Bu nedenle neredeyse 15 gündür birbirlerini görmemişlerdi. Sırtındaki çantayı atıp, kollarını kıvırdığı beyaz gömleği ve okulun siyah pantolonu ile atıldı. Kendisini bekleyen kollara sarılıp, akların sıklaştığı saçlara yasladı başını. Büyümüştü Toprak. Artık Büyükannesini kollarıyla saran oydu.

“Bir daha sen gelmezsen ben geleceğim İstanbul’a. Gözümde tüttün kuzum. Çok çok özledim.”
Yanaklarını uzun uzun öpen ve tekrar sarılan Büyükannesinin güzel yüzünü sevdi.

“Sen Kale’yi de, Tamer Ağayı da bırakamazsın.”

Onunkilere eş turuncu saçlarını okşayan ellerle gözlerini kapadı huzurla. Ta ki o sesi işitene kadar.

“Doğum günü çocuğu da gelmiş.” 

Kalbi sıkışarak, arkasına döndüğünde elinde mumları yanmış bir pasta ile bekleyen halası vardı. 

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!