Keyifle okuyun…

Elindeki biletlere bakıp sırıttı. Hemen ceketinin iç cebine tıkıp villaya baktı. Gözlerinde hain ışıltılar kol geziyordu. O Savaş’tı; farklı olması beklenemezdi. Birkaç gündür ona küs olan sevdiceğinin gönlünü bir türlü alamıyordu. Asude Nuh diyor Peygamber demiyordu.

Pat diye ortaya konuşmasına deli gibi öfkelenen Asude, Savaş’a sonraki birkaç günü zindan etmişti. Ama Savaş’tı karşısındaki. Savaşmadan bırakır mıydı?

Telefonlarını açmayan kadına öfkelenmek yerine kahkaha atıyordu. Küs bir Asude, onu zorla yola getirmek haz vermişti Savaş’a. Kızı düşündükçe kabaran aşkına annesi bile şaşkındı. Oğluna bakıp bakıp kahkaha atıyorlardı.

“Çok şükür biri seni yola sokmuş Savaşçığım,” demişti annesi Menekşe Hanım. Babası oğluna baktıkça kıs kıs gülüyordu. Onun oğlu evlilik dendiği zaman kaçacak delik arayan bir adamdı. Umut Bey oğlunun geldiği noktaya hem şaşkın hem de mutluydu. Zira oğlu mecnun gibi dolanıyor meczup gibi bakıyordu.

Lina abisine hayretler etmiş, inanamamış hatta şaka yapıyor olduğuna bir süre kendini inandırmıştı. “Seni kim alsın be,” diye de bir süre çıkışmıştı.

Dün gece Ankara’dan Alanya’ya gelen ailesi eğer Asude ikna olursa-ki olacaktı- kız isteme merasimine gidecekti.

Menekşe Hanım, müstakbel gelini bir süre dinlemişti Savaş’tan. Umut Bey ve Lina da ciddi bir ifade ile Savaş’ın sözünü kesmeden ne demişse dinlemişlerdi.

“Tesettürlü. Saçları kapalı. Bedeni kapalı. Bana elini bile tutturmadı.”

Odada bulunan ailesinin kaşları havalanmış, ilk an anlam verememişlerdi. Oğullarını bilen, tanıyan bir ailenin şaşkınlığı normaldi. Öylesi bir kadının oğulları ile nasıl bir işi olduğunu birkaç saniye üçü de düşünmüştü.

“Psikolog ve Kartal Sipahi’nin kız kardeşi.”

Kartal’ı az çok tanıyan Menekşe Hanım ve Umut Bey kısa bir birbirilerine bakmış ardından oğullarına geri dönmüşlerdi.

“O kız da seni alacak.” Lina kahkaha attığında Savaş ona öldürecekmişçesine bakınca Lina susmuştu. Abisi gibi birini ne yapacaktı o kız? Abisini tepeden aşağı süzüp yüzünü buruşturmuştu.

“Ve seviyorum! Başka bilmeniz gereken bir şey yok.” Savaş kısa, ama oldukça kısa açıklamanın üzerini de kapatmıştı. “Asude sizin onu kabul etmeyeceğinizden korkuyor, bunun sürekli olarak tartışmasını yapıyoruz. Kendince haklı yönleri yok değil. Sizi tanımıyor. Ona bunun ben ve ailem için sorun olmadığını anlatmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Aklında hep bir ‘ama’ var. Bunu biz aşamıyoruz. Siz yardımcı olacaksınız.”

Menekşe Hanım elini çenesine vermiş, uzun uzun düşünmüştü. Düşünürken de oğluna bakmayı ihmal etmiyordu. Arada da kocasıyla göz göze geliyordu. Savaş annesinin düşüncelerinden korkmaya başlamıştı. Kadının iki dudağı arasından çıkacak sözler hepsini bir yol ayrımına götürecekti belki de. Savaş, Asude olmadan yapamazdı artık. Annesi ve babasını seviyordu ama hayatını onlarla geçirmiyordu. Gelecekteki hayatında Asude olacaktı, net!

“Sen mutlu olacağına inanıyorsan ben annen olarak seni destekliyorum. Asude’yi tanımıyorum elbette, ama tanışırız. Belki birbirimizi severiz de belli mu olur? Sen kendi hayatını bizden taşıyalı çok oldu oğlum. Her zaman sana saygı duyduk. Her kararın da arkanda olduk, olacağız da. Seni doğurmuş olmam senin hayatına karışacağım anlamına gelmiyor. Tek istediğim çocuklarımı istedikleri şekilde mutlu görmek. Senin için sorun yoksa biz her türlü arkandayız.”

Derin bir nefes verip huzurla gülümsemişti Savaş. “Benim için tek sorun Asude’nin hayatımda olmayacak olması.”

“Ailesi bizi kabul edecek mi peki?” demişti Umut Bey. “İki aile olarak farklıyız. Biz ettik hadi ya babası, abisi, annesi?”

“O da sizin işiniz. Kabul ettirin kendinizi. Babasına kızının kötü bir aileye gelin gitmeyeceğini gösterin. Abisi sorun değil. O kabul edeli çok oldu. Annesi için de aynı şey geçerli, siz halledeceksiniz. Ben bir yere kadar kendimi belli edebilirim ama benim de ailem sizsiniz. Kız babası olsam ben de bir aileye bakarım. Ki, kız babası olan da sensin, baba.”

Umut Bey gözlerini Lina’ya çevirdi. Lina babasına havadan öpücük attı. Savaş haklıydı. Yaşam tarzı pek bir şeyi kapatmıyordu ya da değiştirmiyordu. Kızını vereceği aile elbette önemliydi. Oğluna geri döndü adam.

“Elimizden gelenin en iyisini yapacağız demek… Çocuklarımız her şeyimiz…”

Asude’nin açmaya hazırlandığı klinikten içeri girdi. Temizlik şirketinden gelen çalışanlar işleri başındaydı. Ortalarda görünmeyen Asude’nin nerede olduğunu sormak için orta yaşlı bir kadını hedef aldı. Kadına ona Asude’nin ofis olarak kullanacağı odayı tarif ettiğinde elleri cebinde üst kata çıktı. Dudakları arasında keyifli bir ıslık vardı. Kapısı açık olan odanın önüne geldiğinde Asude’yi bilgisayarı başında gördü.

Parmağını büküp kapıya vurdu. Asude başını çevirdiğinde beklemediği ama aslında beklediği adamı görmenin gizli sevincini yaşadı, peki bunu ona belli edecek miydi? Tabii ki hayır! Gözlerini ondan alıp ilan vermek için giriştiği işe geri döndü.

“Neden geldin?”

“Hâlâ suratımız beş karış.” Yavaş adımlarla gelip kızın masasının karşısında durdu. Gözleri bilgisayarda olan Asude ekrandakilerden çoktan kopmuştu. Usulca kaldırdığı gözleri, arz-ı endam eden adamın bedeninden ilerleyip gözlerine tırmandı. “Bir de sormaz mı…” Özlemişti. Bakışlarını çekmedi. Çekemedi. Kaderinde yaramaz bir adam varmış ve Asude onu çok sevecekmiş…

“Annem, babam ve kız kardeşim geldi Asude. Şu konuyu halledip isteme merasimine mi geçsek, ha güzelim?”

“Nasıl?! Neredeler?” Oturduğu yerde heyecanlanan ve bu beden diline yansıtan Asude’ye bakıp gülümsedi Savaş. “Alanya’da. Dün gece geldiler.”

Tekrar sakinliğine dönen Asude arkasına yaslandı. “Babama rezil ettin beni Savaş. Adam tüm zamanlar boyunca arkasından iş çevirdiğimi gözlerime bakar bakmaz anladı. Çok utandım. Örf adetlere uyan bir aileyiz. Bunu hâlâ çözemedin sen.”

“Her şekilde anlayacaktı Asude. Kendini boşuna yoruyorsun. Ayrıca beni abin gaza getirdi. Hiç öyle bir niyetim yoktu o gece.”

“Sen de gaza geldin. Abim ile Efruz bebek yapsa gaza geleceksin. Abimin kızı olsa oğlum olur diye gaza geleceksin. Abim seni her seferinde gaza getirecek sen de geleceksin.”

Savaş gözlerini odanın tavanında tam tur gezdirdikten sonra Asude’ye baktı. “Benim kızım olsun. Niye onun oluyor ki?” Asude’nin düşen omuzlarına bakıp masaya eğildi. İki elini de masaya verip kıza doğru eğildi. “Annesi gibi güzel bir kızım olsa daha ne isterim şu hayattan.”

“Ben sana ne diyeyim Savaş…”

“Evet de!”

“Neye evet?”

“Evlenmeye tabii ki. Neye olacak. Yoksa valla güme gideceksin, teklifsiz alacağım seni. Sonra sen önümüzdeki 80 sene başımın etini yiyeceksin. Ha güzelim hadi be.”

Asude umursamaz bir hava ile bilgisayarına geri döndü. “Ben ortada teklif falan göremiyorum. Ayrıca önümüzdeki 80 sene başına kalkacağım başka şeyler de yaptın.”

Ellerini masadan alan Savaş ceketinin iç cebindeki uçak biletlerini çıkardı. Asude göz ucuyla adama bakıyordu. Elinde tuttuğu biletlere bakıp kaşlarını çattı. “Onlar ne için?”

“Balayı biletlerimiz.”

“Evlendik ve balayına da çıktık. Çocuk da yaparız az kaldı. Ne kadar pişkinsin sen. Ben ne diyorum sen ne diyorsun. Savaş sana inanamıyorum.”

Masanın etrafını dolanıp kızın yanında durdu ama Asude ona bakmıyordu. Genç kız adamın emrivakilerinden iyice sıkılmıştı. Adam aşktı ama gıcıktı. Savaş ise kendine bakmayan kızın arkasından sırıtıyordu.

Döner koltuğu kendine çevirdi. Asude sıkıntılı bir nefes vermiş ve adama usançla bakmıştı.

“Nereye diye sormayacak mısın?” Savaş kızın önünde eğildi. Yüzünde o gülüşü, Asude’nin hayran olduğu, aşık olduğu gülüşü vardı. Genç kız sırf laf olsun, “Nereye?” diye sormaktan kendini alamadı. Aslında deli gibi merak ediyordu ama o trip atılacaktı.

“Düşlerinin ülkesine.”

Gözleri kocaman açıldı. Adamın elindeki biletlere içli içli baktı. Savaş’a düşlerini anlatırken aklı neredeydi… Adam onu düşünden vurmuştu. Vurması bir şey değildi belki ama sağlam bir hayalden kanına giriyordu şimdi. Savaş’ın ona uzattığı biletleri ağır çekimde aldı. Gülüşü büyüdü. Gözleri doldu. Düşlerinde görmüştü öyle değil mi? “Mescid-İ Aksa…” diye mırıldandı.

“Ve Kubbet-Üs-Sahra.”

Dolan gözleriyle ufacık bir gülüş fırladı dudaklarından. “Filistin…”

“En çok gitmek istediğin yer. Belki hayallerinde bir Savaş yoktu gitmek isterken… Benimle evlenip beni de yanında götürür müsün?”

Gülüşü büyürken başını aşağı yukarı salladı. “Olur.” Nasıl hareket ettiğini bilemeden hiç hissetmediği bir dürtüyle kollarını Savaş’ın boyuna doladı. Hiç ama hiç beklemediği bir şeyin, aralarında oldukça özel olan bir şeyin gerçekleşmesiyle Savaş hem şaşkın hem de ölesiye mutluydu. Kendine sarılan kadının bedeninde hissettiği varlığındaki huzur ve aşkla gözlerini yumdu.

Aynı hızla geri çekildi Asude. Dolan gözlerinden inen bir damlayı sildi. “Ne zaman evleniyoruz?”

Kollarından uçan kızın hoşnutsuzluğunu çabuk attı üzerinden. “Ne zaman istersen.”

“Bunu ailecek konuşalım o zaman.”

Savaş emeline ulaşmanın verdiği sevinçle sırıttı. “Konuşalım. Yarın akşam uygundur belki.”

“Abim ve Efruz’la konuşmalıyım. Kendi başıma babama tek söz edemem.”

“Biliyorum…” Savaş’ın gözleri kızın ince ve beyaz ellerine kaydı. Uzanıp tuttu sıkıca. Asude engel olmadı. Olamadı. Yasak bir meyve kadar tatlıydı Savaş.

“Seni hiçbir zaman tam anlamıyla çözemeyeceğim,” dedi Asude.

Savaş elleri arasındaki eli daha kuvvetli sıktı. “Neden?”

“Farklısın. Kim balayına sırf evlendiği kadın istiyor diye Filistin’e gider ki? Balayı dendiğinde akla cazip gelen pek çok fikir var.” Asude üzeri kapalı anlatıyordu belki ama Savaş onu gayet net anlıyordu.

“Ben! Ben bir kadını sevmenin … en güzel yerindeyim Asude. Her şey bir yatak ve otel odası değilmiş. Ben seni sevmenin tatiline çıktım. Bir daha geri dönmeyeceğim. Seninle yaşayacağım her şey ve her an bana oldukça cazip.”

Gözleri tekrar bulutlanan Asude adamın ellerine sıkıca asıldı. “Sen kaderimin en güzel noktasısın Savaş.”

“O şeref bana ait güzelim.” Kızın ellerini bırakıp tekrar cebine uzandı. Siyah kutuyu çıkarıp açtı. Sulu gözleriyle gülümsedi Asude. Savaş’ın kutudan çıkarttığı elmaslarla çevrili büyük tek taşı parmağına takışını izledi. “Karşıma çıktığın, yüzüme faça attığın ve başıma silah dayadığın için teşekkür ederim.”

Asude’nin kahkahasıyla daha çok gülümsedi. “Ne demek sevgilim. Sen iste arada atarım ben sana faça.”

“Attığın yerden öpeceksen sorun yok, sevgilim.”

Gülüşünü yüreğine hapsetti Asude. Yüzü merhameti kuşandı. “Öperim çünkü seni çok seviyorum … hayatımın ilk ve son aşkı, adamı her şeyi sensin.”

Kızın ellerini dudaklarına götürüp öptü. Gözlerinin içine baktı. “Yanımda ol, çocuklarımın annesi, evimin tek hakimi, hayatımın anlamı, yaşamak için nedenim ol başka bir şey istemiyorum.”

“Ben istiyorum başka bir şey.”

“Söyle! Benim için emirdir.”

“Sen hiç değişme hep böyle kal.”

Savaş kahkaha attı. “Bunu demeyecektin. İlk çocuğumuz da babana koşup ‘ben baba oluyorum’ dersem hiç şaşırma.”

Asude adamın sağ ve sol yüzüne dikkatle bakındı.

“Ne?” dedi Savaş.

“Hangi yanağın uygun ona bakıyorum. Eğer öyle bir şey yaparsan faça atacağım da.”

İkisi de birbirine bakıp gülümsedi.

“Sonra öp ama acır.”

“Öpersem geçer mi?”

“Bence geçer.”

“Anlaştık.”

♥️

Efruz kocasına detayları bir bir geçerken Kartal’ın yüzü hiç olmadığı kadar asılıydı. Ailesinden ne derece kopmuş olduğunu an be an yaşıyordu. Suratı düşen adama bakıp gülümsedi Efruz.

“Sana mutlu bir anı anlatıyorum hayatım, bu surat ne şimdi?”

“Bilseydim ben de götürebilirdim. O zırtapoz da avucunu yalardı.”

“Kartal…” dedi Efruz ayıplarcasına bakıp. “Tek sorun bu değil sanırım.”

“Değil. Ben ailemden ne kadar uzaklaşmışım onu teraziye koydum şimdi ve baktım oldukça uzakmışım. Kardeşimin hayalinden bile bi:haberim.”

“Olmuşa ne çare var kocacığım. Şimdiye bakalım biz. Bak her şeyden haberdar oluyorsun artık. Bunu sorun etme.”

Ailesine daha çok zaman ayırmaya kendine söz veren Kartal Efruz’a döndü. “Babama söyler misin yanıma gelsin, konuşalım. Rahat durmayacak bu Savaş. Gelsinler istesinler artık. Gıcıklığım buraya kadarmış.”

“Senin gıcıklığını severim ben.” Efruz adamın yüzünü iki eli arasına alıp dudaklarına öpücük kondurup doğruldu. Hızla arkasını dönüp babasını bulmak için evin içini turladı. Bahçede bulduğu adama bakındı. Buralarda sıkılmaya başladığını biliyordu.

“Babacığım.” Ensar Bey gülüşüyle döndü gelinine.

“Efendim kızım.”

Efruz ‘kızım’ sözünü Ensar Bey’den her duyduğunda gerçek bir babanın seslenişini hissediyordu içinde. Adamın yanına yaklaştı.

“Kartal seni bekliyor, ama önce beni dinlersin değil mi?”

“Elbette.”

“Savaş yarın ailesi ile Asude’yi istemeye gelmek istiyor.”

Ensar Bey’in suratı aniden düştü. Kızını bir gün gelin edecekti evet ama bu hissettiği sancıyı hafifletmiyordu. “Nasıl olacak o Efruze, ben hiçbir şey bilmiyorum kızım?”

“Asude ve Savaş gayet güzel anlaşıyor bunu dert etme baba. Bunu sana söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama bu böyle. Asude aradığı veya tam istediği gibi birini buldu. Savaş’tan yana şüphen olmasın. Sen de tanıyorsun onu. Onlar kararlarını vermişler ve ailelerinden izin istiyorlar doğal olarak. Sen çok ve hatta benim tanıdığım en iyi babasın. Zorlamayalım.”

“Savaş’ın ailesi ne der bu işe? Ben, biz onları tanımıyoruz. Kızımın ne olduğu ve olacağı belli. Kimse üzülmesin. Bu gözler neler gördü Efruze. Yaşım olmuş altmış. Kız babası olmak hiç kolay değilmiş. Bunu bugün daha iyi anlıyorum. Evlenecek diye mutlu oluruz ama nasıl olacaklar diye de hep şüphede kalırız.”

“Sen inançlı bir adamsın, kızın da öyle. Sen de iyi bilirsin ki olacağın önüne hiç kimse geçemez. Bu bir nikah olur veya talak. Tevekkül etmek gerekiyor biliyorsun. Allah büyük ve dünya anne babaların duasıyla dönüyor. Kararlara saygı duymak zorundayız. Aksi bizi hiçbir yere götürmez.”

Yaşlı adam başını bilirim dercesine salladı. “Kızım istiyorsa yapacak bir şey kalmadı bana. Vereceğiz.”

“Pekala. O zaman Kartal’a da bu şekilde anlatırsın. Abi olarak triplerde. Ve size yeteri kadar zaman ayırmadığı, kaçırdığı zamanların, bilmediği hayallerin derdine düştü.”

Adam kaşlarını çattı. “Hayaller mi?”

“Evet. Savaş Asude’yi evlendikten sonra Filistin’e götürecekmiş. Bu Asude’nin hayaliymiş. Bunu bilmeyen, yeni öğrenen Kartal da kıskandı. Bilse kendi götürürmüş.” Efruz gülümsedi. Ama Ensar Bey’in yüzündeki hayret bakışlarını yakaladı.

“Bak sen… demek Filistin… Seveceğim ben bu Savaş’ı sanki. Dur gidip Kartal’la konuşayım.”

“Hadi bakalım.”

Kollarını göğsünde bağlayan Efruz babasının gidişini izledi. Huzurlu bir nefes alıp verdi. Gözü kenardaki gül ağacına takıldı. Bir kırmızı gülün boynu bükük duruyordu. Kollarını çözüp ağacın yanına vardı. Kırılmış gül dalına dokundu. “Kim kırdı seni?” Kırmızı gülü severken kırık kısma yaklaştırdı gülün diğer yarısını. “Üzüldüm şimdi. Kırılmasaydın ya.” Elini çektiğinde gül kırık yerinden düşmedi. Efruz’un gözleri büyüdü. “Yok artık!” dedi hayretle. Gül yerine yapışmış gibi hiç kırılmamış gibi duruyordu.

Hemen doğruldu. “Kartal da işe yarar mı bu?”

♥️

Evine misafir gibi gelen Kılıç etrafına topladığı adamlara şişire şişire Savaş’ın başına gelecekleri anlatıp kahkaha atıyor, etrafındakilerde ona uyuyordu.

“Tuzlu kahve demek…” dedi Tamer çenesini sıvazlayıp. “Bu kadar çok gülmesek mi?”

Bulut omuz silkti. “Valla onlar düşünsün Tamer. Sen ben ve Mete bu sene de bekar gezelime bağladık nasılsa. Harun’u da Hai’ye kaptırdık ama Allah’tan kız Çinli. Tuzlu kahve bilmez.”

“O bilmez ama yanıcıları var,” dedi Kılıç. “Duymadın mı Efruze’yi daha istemeye geleceksin dedi.”

Harun Hai’li hayallere daldı. “Hai benim olsun tuz golüne girerim nolcak ki?”

Tamer Kılıç’a döndü. “Sen de gül böyle zaten. Selin var daha sırada.”

Kılıç bir aile kuracaktı ve yolu tuzlu kahveden geçecekti de Kılıç’ta onu umursayacaktı. “Siz de bana gülersiniz oğlum ne yapayım, evlenmeyecek miyim siz güleceksiniz diye.”

“Evlen be!” dedi Bulut. “Bir kahve dediğin ne ki. Bir kez içersin bir ömür mutlu olursun. Ah ah biz kaldık böyle.” Dertli dertli omzunu ağaca vermiş gökyüzünü seyre daldı Bulut. “İnsan özeniyormuş lan.”

“Çiçek çikolata bize nasip olmayacak mı şimdi?” dedi Metehan. “Nereden bulacağız şimdi biz yüreğimize yakışanı?” dedi ve o da ağacın gövdesine yaslandı.

“Kıyamam size…” Tamer yüzünü buruşturmuş arkadaşlarının acınası hallerine bakıyordu.

“Sana da ben kıyamam Tamer,” dedi Bulut. “Sende bizdensin.”

Tamer tek kaşını kaldırmış adamlara bakıyordu. Dört adamda Tamer’in yüzünden okunanlarla ağızlarını açtı.

“Lan,” dedi Harun. “Bulmuş bu.”

“Ağlayacağım galiba,” dedi Bulut.

“Nereye dikmişler de bitmiş bu kızlar? Nasıl bulunuyor lan,” dedi Metehan.

“Siktir,” dedi Kılıç. Tamer ona döndü. “Ne o beğenmedin mi?”

“Kim?” dedi hayretle Harun.

“Geçen de bir filme gittim. Hani siz önermiştiniz.”

Harun kaşlarını birleştirdi. “Hangi film? Ne alaka film? Sinema salonunda mı rastladın?”

Kılıç yerinde doğrulup boğazını temizledi. “Ha o film mi?”

Tamer gözleri kısık adama baktı. “O film ya. Konusu jigolo olan hani. Genç, dinç ve dinamik aletin sahibi ve genç bir kızın onu yanlış anlamasını konu alan film.”

Beyler bir bir yaslandıkları yerden doğrulup öksürmeye başladı. Tamer hepsine diş bilemişçesine bakıyordu. “Şerefsizler. Utanmadınız değil mi beni alaya alırken?”

“Şey…” dedi Harun. “Kartal anlatınca şey olduk biz… şey olduk. Ne olduk Mete?”

Mete’ye geçen topla adam ensesini kaşıdı. “Ne olduk ne olduk… Hah eğlendirik olduk.”

“Öyle mi?” dedi Tamer. “Eglendirik oldunuz demek. Çok güldünüz mü bari?”

Bulut kahkaha attı. “Sen ne diyorsun ya bir hafta güldüm ben.”

“Ulan mal!” diye kükredi Kılıç. Bulut aniden durup öksürdü. “Hay Allah gıcık tuttu.”

“Dur sırtına vurayım Bulutçuğum.” Tamer yanındaki adamın sırtına var gücüyle bir tane indirdi. Bulut acıyla bağırınca Tamer, “Ah geçmemiş dur bir tane daha vurayım.” Bir yumruk daha en sağlamından yiyen Bulut şok olmuş gözleriyle doğrulup Tamer’e döndü. “Ciğerim düştü lan!”

“Burnun hâlâ yerinde Bulut. Ona şükür et,” dedi Tamer. Kılıç, Mete ve Harun’a döndü. “Elime düşerseniz vay halinize. Tamer bunu unutmayacak beyler.”

“Ya, biz… dostum bizi Kartal gaza getirdi. O öyle şey edince şey oldu işte.” Metehan da paçayı kurtarma çabasındaydı.

“Naber beyler?” Arkasını dönen Bulut ve Tamer filmin kadın kahramanını karşılarında gördü. Kılıç, Mete ve Bulut sessizce yerlerinde sallandılar. “İyidir,” dedi Kılıç.

“İyi,” dedi Metehan.

“Kötünün iyisi,” dedi Bulut.

“Güzelim…” Tamer, Erva’ya göz kırparak elini uzattı. Kendine uzatılan eli anında kavradı Erva. “Seni arıyordum Tamer.”

Tamer Erva’yı kolunun altına aldığında Erva adamın göğsüne sokulup elini Tamer’in sırtına bıraktı.

Dört adamında gözleri far görmüş tavşan misali açılırken dilleri lâl olmuştu. Basbayağı iki sevgili duruyordu karışlarında. Birbirilerine göz ucuyla bakmış ama tek laf çıkamamıştı ağızlarından. Dudaklar dahi birleşmemişti şaşkınlıktan.

Tamer’in yüzündeki gülümsemenin aynını daha önce gören olmamıştı. Erva’nın saçlarından öpen romantik prens modundaki Tamer’in keyfi yerindeydi.

“Havaalanına gidecektik değil mi?” dedi Erva’ya.

“Evet. Ablam işten başını kaşıyamıyor. Sanki kızı kendi verecek. Delirmiş gibi etrafta dönüyor. Arabasını verdi düşün artık,” diyen Erva kahkaha attı. Tamer kadının hareket eden ve gülümseyen dudaklarına bakıp gözlerini kıstı. Ne tatlı bir kadını vardı öyle… delirmesi işten bile değildi. Hayatına ne güzel girmişti Erva. Hiç çıkmayacaktı o kesindi. Erva Tamer’in elli yıl geçse bile çıtır tadında kadını olacak, tek kadındı.

“Beklemesin misafirimiz. Gidelim hadi.”

“Görüşürüz beyler,” dedi Erva. Tamer kendinden ayırmadı kızı. “Görüşürüz.” Dört adamın da gözlerine baka baka Erva kollarında uzaklaşmaya başladı Tamer. Ardından ağızları beş karış açık bakan adamlara kahkaha atmak istedi ama yapmadı.

“Ne olmuş ki bunlara?” dedi Kılıç.

“Ne olmuşsa olmuş, almış kızı kanatları altına,” dedi Harun.

“Sessiz atın çiftesi pek olurmuş,” dedi Metehan. “Kartal’a bacanak oldu lan.”

“Valla sen ve ben hariç hepsi Kartal’a bacanak oldu Mete,” dedi Bulut.

“Koş oğlum,” dedi Metehan, Bulut’a.

“Nereye be?”

“Efruze’ye. Keramet onda. Bize bir okuyup üflesin.”

“Hakikaten. Yürü yürü…” Mete ve Bulut’un ardından bakan Harun ve Kılıç’ın ağzı hâlâ açıktı.

“Bir bok anladıysam ne olayım,” dedi Kılıç. Araca binmeye girişen Tamer’e göz attı. Adamın kendine kırptığı gözle kaşları havalandı.

“Efruze…” diyerek eve dalan iki adama bakan ev halkı deli görmüş gibiydi. Yoluna çıkan Selin’e, “Efruze nerede?” diye sordu Bulut.

“Salonda Kartal’a bakıyordu. Ne oldu?”

“Hiç,” dedi Metehan. Ardından ikisi de salona koşturdu. İçeriye can havliyle giren iki adama baktı Kartal ve Efruz.

“Ne?” dedi Kartal şaşkın bir yüzle. Adamların yüzünü gören ciddi bir sorun olduğunu düşünebilirdi. Efruz da kaşları çatık bakıyordu. Bulut Efruz’a yaklaştı. “Bize bir okusana Efruze.”

“Pardon!” dedi Efruz kaşları en derinden çatılırken.

“Oku işte oku,” dedi Metehan. “Sen geldiğinden bu yana bekar bir ikimiz kaldık. Kim varsa evleniyor, sevgili buluyor. Keramet sende yenge,” diyerek dizleri üzerine çöktü Metehan.

“Şerefsizler!” diye kükredi Kartal. “Üfürükçü mü Efruz?”

“Sen sus Kartal. Sen de başladı her şey. Senden sonra bulan bulana. Efruze de bir şey var, kime yaklaşsa hayatı değişiyor.” Efruz’a döndü Bulut. “Hadi be yengelerin bir tanesi.” Tatlı tatlı bakan ve medet uman adamlara bakıp düşündü Efruz. Dudakları sağa sola kıvrıldı. Gülmek istiyordu ama adamlar ciddi ciddi beklenti içindeydi.

“Madem öyle düşünüyorsunuz, tamam.”

“Uyma şunlara Efruz!” Kartal adamlara bakıp diş sıktı. “Ulan bir kalkayım ben buradan, hepinizi geberteceğim.”

“Dokunma Kartal. Haklılar.” Efruz sakin bir tonda adamına bakıp ona yavru köpek bakışları atan Bulut ve Mete’ye döndü. Her ikisinin de gözlerine bakarak dudakları kımıl kımıl okumaya başladı. Bir üfürükçü edasıyla iki adama da okuduğunu üfledi.

“Tamamdır.”

“Eh yakındır o zaman,” dedi Bulut gerilerek.

“Şükür Yarabbim,” dedi Metehan.

“Rast gele,” dedi Efruz. Kahkaha isteği git gide artıyordu.

“Siktirin gidin lan!” diye bağırdı Kartal.

“Duamızı aldık. Kal desen kim kalır, yürü gidelim Bulut,” dedi Metehan.

İki adam da yüzlerinde tatmin edici gülüşleriyle salonu terk edince Efruz kahkahasını serbest bıraktı. Kocası sinir küpüne girip çıkmış gibiydi. “Ne okudun sen bunlara?”

“Üç Kulhü bir Elham.”

Efruz’a sinir harbiyle bakan Kartal aniden kahkaha attı. “Allah kabul etsin.”

Recommended Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!