40.Bölüm

Keyifle okuyun…

Efruz’un kara kızını villanın bahçesinden çıkaran Tamer yanındaki kadını mı sevse yoksa altındaki makine dehasını mı karar verdi. Yanındaki kadın ateşten bir parça misali onu yakıyordu. Kara kız da neydi ki?

“Çok fena dumur oldular,” dedi Erva.

Tamer kendine özgü bir eda ile kadına döndü. Suratında şahane bir gülüş vardı. Erva baktıkça adama düşmek istiyordu. Düşmek ve hiç çıkmamak…

“Onları öpemezdim ya. Bence sen daha tatlıydın. O şaşkın dudakların… Ah,” dedi bir es verdi. “Öpülmek için yaratılmış, tabii benim tarafımdan.”

Erva’nın, ateş seni çağırıyor bakışlarına kayıtsız kalamayıp kara kızı kenara çektiği gibi kadının dudaklarına sokuldu. Aynı şekilde karşılık veren Erva ile her ikisi de alevli öpücükle o geceye döndü.

♥️

Pasaport işlemleri eniştesi tarafından akıl almaz bir hızla gerçekleşince soluğu İsviçre’de almıştı Erva. Diplomasını almış ve evini toplama işine can havliyle girişmişti. Bir an önce evini kapatıp Türkiye’ye dönüp, şirketin başına geçmek için büyük heyecan hissediyordu. Salona ve yatak odasına açtığı dört dev valizi doldurmaya çalışıyordu. Tüm özel eşyalarını tek tek diziyordu valizlere.

Giymekten bıkmadığı kıyafetlerini itina ile katlıyordu. Uğruna servet harcadığı o eşsiz ayakkabı ve çanta koleksiyonunu asla bırakamazdı. Özensiz bir kıyafeti şık gösterecek en nadide parçalarıydı ayakkabı ve çantaları. Ucuz bir pantolon giyer ama asla ucuz bir ayakkabı giymez, çantayı da koluna takmazdı.

“Aşklarım…” diyerek seviyordu eline aldığı ayakkabıları. Sabahtan başlamış ve akşamı bulmuştu lakin hâlâ toplanacak onlarca eşyası vardı. Daha kozmetik ürünlerine geçmemişti bile. Gözlerinin önünde eşyalar uçuyordu. Ne tarafa dönse başının dönüyor olduğunu hissetmişti ki, aç olduğu aklına geldi.

Eli karnına gittiğinde siyah incecik taytın kapattığı karnını ovaladı. Saçları tepeden alelade bir topuz halindeydi fakat uzun sure önce saçları dağılmış, topuzdan firar edenleri umursamadan işine devam etmişti. Beyaz büstiyerin üzerinden elini boğazına çıkarttı. “Açım, boğazım bile kurumuş.” Yutkundu ve eşyaların üzerinden atlayıp salona yürüdü. Kapattığı iki valiz ortada duruyordu. İçinde kitapları, dosyaları ve fotoğraf çerçeveleri vardı. Ve birkaç hatırası olan küçük süs eşyaları. Bu gece toplanma işi bitecekti.

Çalışma masası üzerindeki telefonuna uzandı. Yemek siparişi verip yatak odasına geri döndü. Götürmeyeceği kıyafetleri katlayıp dolapta bırakmaya karar verdi. Nasılsa kendi eviydi. Tatil için veya özlerse arada çıkıp evine gelebilirdi. Ama uzun süre gelmeyeceğini de iyi biliyordu. Çanta ve ayakkabıları bitince valizi kapatıp derin bir nefes bıraktı. Kozmetik ürünlerini, banyosundan kucağına toplayıp yatağın üzerine bıraktı. Dolaptan üst üste dizili çarşafları kucaklayıp salona götürdü. Eşyaların üzerini kapatmak için kullanacaktı onları.

Koltuğun üzerine bıraktığı çarşaflardan birini eline aldığında kapı çalındı. Aç midesi isyan ediyordu. Doyacak midenin hazzıyla kapıya koştu. Kapıyı açıp, “Bir saniye,” dedi, pizzayı getirene dahi bakmadan. Çantasından kaptığı cüzdanını eline alıp parayı çıkarma işine girişmişti. Tek bir dolar tanesi çekip almıştı cüzdandan. Adama uzattığı parayla pizzanın kollarına gelmesi gerekiyordu.

Ne para alınıyor ne de pizza ona doğru geliyordu. Şapkanın öne uzanmış tarafından adamın yüzünü görememişti. Ufak bir kaş çatma yaşadığı anda başı kalkan adamla göz göze geldiğinde elinde para gözleri kocaman olmuş baktı adama.

“Sen…”

Tamer seksi gülüşüyle göz kırptı Erva’ya. Dudağının ucu hafif bir kavisle kalkmış kıza beni öp mesajları yolluyordu. “Yemek söylemişsin, ben de buradan geçiyordum uğrayayım sana eşlik edeyim dedim.”

“Nasıl?” diyen Erva’nın şaşkınlığı geçecek gibi görünmüyordu. “Yolun Zürih’ten mi geçiyordu?” Para hâlâ elinde ve havada bekliyordu. Tamer de kımıldamadan kıza bakıyordu.

“Yolumun üzerinde sen vardın, baktım her yol senden geçiyor, gelmesem olmazdı.”

Adama birkaç saniye bakıp gözlerini kırpıştırdı. Akıl fonksiyonları yerlerine oturmaya başladığında havadaki parayı indirdi yavaşça. Hâlâ oldukça şaşkındı. “Ne işin var burada?”

“Beni içeri almayacak mısın? Uzun yoldan geldim.” İkna edici sesi ve bakışlarıyla kızı etkisi altına alıyordu. Pek çok kadın ona hayır diyebilirdi ama kendinden etkilenen bu kadının ona hayır demeyeceğini biliyordu. Egosuz biri idi Tamer. Kendisi Erva’ya alev alev koşarken hayır demesine asla izin vermezdi.

Kapının önünden çekilip eliyle salonu işaret etti Erva. “Niye geldin anlamadım ama…”

Tamer içeri girip etrafa göz gezdirdi. Masanın üzerine pizzayı bırakıp başındaki şapkayı çıkardı. Pizzacı çocuğa iki yüz dolar verdiği şapkaya artık ihtiyacı yoktu. Karşısında kollarını göğsünde bağlamış kadının bakışları sorgulayıcıydı. Merak içinde kıvranan kadını izledi bir süre.

“Ah… Sevinmedin mi, jigolon sana geldi?”

Kolları ağır aksak çözülen kadının ağzı açılırken gözleri de git gide büyüyordu. Ne demişti, jigolo mu? Yaktın beni enişte! Alacağın olsun abla!

“Cık cık cık…” dedi Tamer. Başını yana yatırmış sevimli sevimli sırıtıyordu. “Sana hiç yakıştıramadım ama. Benim gibi bir adama nasıl yakıştırdın o sıfatı?”

Nutku tutulan Erva’nın ağzından tek söz çıkamazken gözlerini de kaçırmıştı. Tamer kıza bir adım atarak hemen yanında durdu. Kıza yandan bakıyordu. Cadı gibi bir şey iken birden süt dökmüş kedi gibi olan Erva’ya kıyacaktı. Parmağının ucuyla topuzdan fırlamış tutama dokunurken parmak ucu kadının yanağını yaladığında Erva gözlerini yumdu. Bedeninde oluşan kıvılcımı tanımıyordu. Yanağından başlayan yangın yüzüne ve oradan tüm hücrelerine yayılmaya başladı.

“Ben Tamer Yalçın! Ömrümde otuz yaşında bir kadınla çıkmadım bile. Annen sevgilim değil annem olabilir ancak.” Erva’nın kulağına adeta fısıldamıştı. Erva nefesini tutmuş düşünmeye çalışıyordu fakat tüm tüyleri havaya kalkmıştı adamın sıcak nefesiyle. Bir şeyler söylemesi gerekiyordu ama düşünemiyordu. Tamer’in ateşi mi yoksa öfkesi mi yakıyordu onu bilemedi. Yerinden kıpırdayıp adama dönmek istedi ve yaptı. Başını kaldırıp Tamer’in hâlâ eğlenen ifadesine baktı.

“O an … o an öyle düşündüm sadece. Bu seni öyle biri yapmadı öyle değil mi? Buraya bana haddi mi bildirmeye mi geldin? Eğer öyle bir niyetin varsa avucunu yalarsın.”

Kadının sözlerini dinleyip dudağının ucuyla gülümsedi. “O da ne demek Erva…”

Erva adamın kadife ve seksi sesiyle kendinden geçiyordu. Zor topladığı sözlerin nereye gideceğini ise asla bilmiyordu. Tamer kızın eline uzandı. Erva elini çekti ama başarılı olamadı. Adam kadının elini sıkıca kavrayıp, Erva’nın kahve gözlerine baka baka dudaklarına götürdü. Sıktığı parmakları buzun kaynar suyla buluşması misali çözüldü. Avucunu öpen adamla gözlerini bir kez daha sıkıca yumdu. Ateş şimdi avucunda yanıyordu. “Yapma!” dedi sert bir fısıltı eşliğinde elini çekti ama alamadı.

“Ne yapmamı tercih edersin güzel kadın? Benden etkilendiğini bana daha iyi bir yöntemle açıklasaydın keşke.”

Bir yakalanış daha yaşayan Erva şaşkınlıktan çıkamıyordu ki cadılık edebilsindi. “Tamer.”

Adını kadının dudaklarından duyan adamın içi kaynamaya başladı. “Tamer’in güzeli… Sen ateşten bir parçasın bunu bilmiyorsun.” Elinin içindeki eli parmakları arasında çevirip kenetledi. Erva herhangi bir hareket etmiyordu ama yaşadığı anın özelliği ve yakıcı duyguları arasında kavruluyordu. Elinin içinde karıncalar geziyordu adeta. Uyuşmuş gibiydi.

“Ne yaptığını sanıyorsun?”

“Seni baştan çıkartıyorum,” dedi adam, ufacık gülüşüyle. “Sadece sen misin etkilenen, yanıyorum kızım.”

Doğru duymuş olmalıydı ki sözleri bedeninde ayaklanma başlatmışçasına kanını hızlandırdı. Gözleri kapanırken anlayamadığı gülüşü yüzüne dağıldı. Gülüşünden öpen adamla geriye sendeledi. Teni üzerindeki dudaklar gerçekten de sıcacıktı hatta fazla sıcak. Ateş gibiydi. Tamer kendi ateşini kadına yüklüyordu. Beline ve sırtına yerleşen ellerin ve dolandığı kolların gücüne tutundu.

Gülüşünü bozarak adamın dudaklarını kavradı. Elleri Tamer’in omuzlarından tırmanıp ensesinde birleşti. Aylardır sinir olduğu, gülüşü bile istemsizce gözüne batan adama sokuldu. Her gördüğünde onu pataklama, o güzel gülen suratını dağıtma isteğiyle baş ettiği adamı, içindeki tüm şehvetle öpüyordu. Tamer’den ona yayılan alev toplarını adamın dudaklarından içiyordu ve bedeni sızlamaya başladı. Adamın onu kendine çekişiyle kendini bastırdı sert bedene. Alevler aralarına düşmüş, her ikisini de kül edecek kadar güçlüydü.

Aniden kopan dudaklar hızla geri yaklaşıyor, sert bir dokunuş verip kadını delirtme noktasına getiriyordu. Adamın arzuyla kısılan gözleri kadının dudaklarından ayrılmıyordu. Kendini ona sokulmaktan alıkoyamıyor, böylesi arzulu bir kadını ömründe ilk defa görüyor ve anbean tadarak yaşıyordu. Kadın efsaneydi Tamer’e göre.

“Bal gibisin. Allah benim cezamı verecek bu kadar beklediğim için.” Hızla bir kez daha sokuldu kadının bal dudaklarına. Her dokunuş Erva’yı duman edecek kadar güçlü duygularla yüklüydü. Adamında kendinden aşağı kalır yanı yoktu. Tamer yanıyordu ama Erva ateşi yükseltiyordu. Bu gidişin tek bir sonu var gibi göründü kadına. Kollarını sıklaştırıp adamın dudaklarına tekrar sokuldu. Utanmazca… adamı jigolo ilan eden o değilmiş gibi…

“Madem öyle, görelim maharetlerini. İstiyorum seni.” Adamın dudaklarına kendininkileri bastırdığında Tamer sert bir hamle ile kavradı kadını. Elleri belinde ve sırtında istekle dolaşmaya başladı. Bedenine bastırdığı kadını her şeyiyle istiyordu. Dudaklarındaki tadı daha önce kimseden almadığını, öperken hissettiği hazzı hiç yaşamadığını duyumsuyordu. Dokunuşlarda duygu vardı ve Tamer bunu fal ediyordu…

Kadındaki ateş ve istek onu oldugundan daha tutkulu birine dönüştürüyordu. Kadının her yanı onu yakıyordu. Tutku elle tutulur bir hâl almaya başlıyordu.

“Bak bak şuna…” dedi gülümserken. Dudaklar birbirine yakın, nefesler hızlı hızlı alınıp veriliyordu. Erva’nın minicik gülüşüyle kadının gerdanına sokuldu. Başı geriye düşen kadın gözlerini kapatırken aldığı kıvılcımla inledi. Sesi Tamer’in kulaklarına dolduğunda isteği arşa çıkan adam, kadının ayaklarını yerden kesti. Kucağına aldığı kadının dudaklarına tekrar ve tekrar uzandı. “Tüm maharet sende. Ben sana eşlik edeceğim.”

Yatağa yatırdığı kadının saçlarındaki tokaya uzanıp aldı. Kendi üzerindeki siyah deri ceketi çıkarıp gelişi güzel fırlattı. Gözleri birbirine kenetli, kadının üzerine tırmanırken onu izledi. Kıvır kıvır saçları yatağın kırık beyaz örtüsüne dağılmıştı. Kahve gözlerde kara yangınlar onu çağırıyordu. Yüzünü talan eden bakışlarına son verip bal tadındaki dudaklara sokuldu. Ateşi içmenin bir şekli ya da gerçeği olacak olsa bu kesinlikle Erva’nın ateş gibi dudakları olurdu.

Beyaz büstiyerin ince askılarına parmaklarını takarak kadının omzundan indirdi. Özgürlüğünü ilan eden dolgun hatları daha açık görebilmek için aşağı çekti küçük parçayı. Dişlerini sıkarak izlediği dolgunluklardan birine yaklaşıp en hassas noktasını ağzı içine aldığında Erva’nın bedeni havalandı. Dişleriyle eziyet ettiği göğüs uçlarıyla isteği katlanırken, kadının yükselen, zevkten kendini adama daha çok bastıran Erva’nın tadının bile farklı olduğunu iliklerine kadar hissediyordu. Tıpkı ona çekildiği hisler gibi…

Kadının sesindeki gizli çağrışım daha fazlası içindi. İnanılmaz bir kadın vardı yatakta. Aralarındaki şey her ne ise basit bir şey değildi ve bunu o anda hissediyordu Tamer. Arzu kadından oluk oluk akıyordu. Tamer o arzuyu adeta içmek istiyordu ve bu bir ilkti hayatında.

Utanmaz dürtü aralarından kaçmak ister gibi uzaklaşıyordu. Tüm çıplaklığıyla bedenleri yansın ister gibiydi. Dizleri üzerinde doğrulan adam tişörtünden kurtulduğunda Erva onu izliyordu aldığı derin nefesler ve hissettiği hiç de masum olmayan duygular eşliğinde. Heyacanı artıyor, kendini kaptırdığı adamdan daha fazlasını istiyordu.

Tekrar kadının üzerine eğilirken bir elini yatağa bastırdı. Diğeri kadının sağ göğsünü sertçe avuçladığında Erva gözlerini kapatıp gerilirken inledi. Tamer’in gözleri kısık dişleri sıkılıydı. Sıkılı dişler arasından fısıldadı.

“Demek jigolo…”

“Evet,” dedi bir solukla Erva, gülüşünü gizleyemedi.

“Sen beni annenden kıskanmış olamazsın, öyle değil mi?”

Adamı annesinden kıskanmamıştı. Hasta ruhlu bir kadın değildi Erva, ama adamı beğenmiş fakat Tamer’in ona karşı herhangi bir yaklaşımı olmadığı için öfkeden ağzından öylesine çıkarmıştı o sözleri. “Ben varken ammeme iltifat etmen de güzeldi tabii, ama sen, seni sokmam gereken bir kalıp sundun bana. Bende gayet iyi kullandım. Buna kıskaçlık demeyelim.”

“Kibir diyelim biz ona.”

“Kibirli olan sensin, ben değilim.”

“Burnun düşse almayacaksın ve kibirli olan benim, öyle mi? Sen gurur ve kibirden ölebilirsin.”

Avucu arasındaki dolgunluğun ucunu dişleri arasına aldığında kadının şehvet dolu çığlığıyla kendisi de kasıldı. Göğüs oluğunu takip eden ağzı Erva’nın nefesinde son buldu. Hızlı başlayan dokunuşlar yerini usulca sevmelere bıraktığında her ikisi de bu dokunuşun anlamını bilmiyordu. Şehvetleri dahi aşk yolunda ilerliyordu ama şimdi onlar anın tadına varıyordu.

Birbirinden kopan dudaklarla göz göze geldiler. Aralarında bir bağ oluşuyordu. Her ikisi de bu bağı seve seve kabul edeceklerini biliyorlardı. Çekim ise bambaşka bir boyuttu onlar için. Tereddüt… Korkusuz… İstekli ve arzuluydu.

“Farkında mısın?”

Tamer’in tutkulu sesinden dökülen cümle ile yerinde kıpırdandı. “Pek çok şeyin, sen hangisini sordun?”

Dokunmadan duramıyor olduğunu hissedip kadının dudaklarının kenarından öptü. Her bir dokunuş ikisine de işkence ediyordu. Minicik dokunuşlarla kulağına ilerledi Tamer. Kıstığı sesi bilinçli yaptığı bir eylem değildi. Arzudan boğum boğumdu ses telleri. “Bu gece burada bitmeyecek, sen de hissediyorsun. Devamı olacak bunun.”

Buna belki de sevinmeliydi. Adamı isterken bunu düşünmemişti. Şimdi de düşünmeyecek kadar tutkuya hapsolmuştu. Üzerine zincir vurulmasını dahi isteyecek kıvamdaydı. “Buna sevinmeli miyim yoksa üzülmeli mi?”

Tamer kendi kulağına fısıldanan sözlerle geriye çekilip Erva’ya baktı. “Üzülmek?” dedi anlamını sorarcasına.

“Otuz yaşında bir kadınla çıkmadın bile. Ve belki bir gece ile sınırlı kalmayacak. Ben de bir gün otuz yaşında olacağım. Ve sen hep bu adam olacaksın. Sonrası beni üzebilir.”

Bir kısmı doğruydu. Erva da bir gün o yaşa gelecekti ama Tamer hep bu şekilde mi düşünecek ya da hissedecekti? Tamer’in düzenli bir hayatı olmayacak mıydı? Bir ailesi, çocukları… Her daim genç kadınlarla günü gün mü edecekti? Kaç yaşına kadar mesela… Kaç kadın daha tanıyacak ve onlarla sadece eğlenecekti… Tamer gerçekten de böyle biri mi olacaktı? Yıllar geçecek ve gençlik son bulacak ama parasıyla genç kadınların sahibi mi olacaktı? Bunu bu güne kadar hiç düşünmemişti. Aklının ucuna dahi getirmemişti. Erva sarf ettiği birkaç cümle ile bir gerçeği suratına çarpmıştı. Ona bunları söyleyen bir kadın daha önce olmamıştı.

Bir yerden başlamalıydı belki de…

Adamın durup düşünen halini izlerken yukarı doğru tırmandı. Başını yastığa bırakıp askılarını kaldırdı. Yanlış bir şey söylediğini düşünmüyordu ama Tamer’in hoşuna gitmediğini görebiliyordu. Kahve gözleri adamın karmaşık bakışlarıyla buluştu. Tamer hâlâ iki eli üzerinde kadına oldukça yakındı.

“Yanlış bir şey mi söyledim?”

“Sanırım en doğru olanı söyledin ve bu dokundu.” Kendini yana kaydırıp Erva’nın yanına uzandı. Çıplaktı, kadının yatağındaydı ve günün pek çok anı yaptığı bir şeymiş gibi Erva’nın yanına uzandı. Ayaklarının dibindeki şişelerin tıkırtısına bile aldırmadı. Genç kadın adama kaşları havada şaşkınlıkla baktı.

“Dokunan neydi?” dedi yine de.

Erva’nın yanında hatta koynunda konuşmak istediği bir konu olmadığına karar verdi. Ona ne diyeceğini bilememiş olması da buna dahildi. Hep genç kadınları ilgi çekici bulduğunu söylemesini çok saçmaydı. Erva henüz yirmi ikisinin sonlarında fazla genç bir kadındı ve dediği gibi bir gün ileriki yaşlara da gelecekti. Tamer o zaman da fazlasıyla genç ve güzel olacağına emindi Erva’nın.

“Çok gençsin!”

Erva saçma bir gülüş attı. “Ee yani? Sen demedin mi genç kadınları seviyorum diye?”

“Dedim. Ama ben… ben senden daha ileri ki bir yaştayım.”

Adamın yaşını bilmediğini fark etti o an. Tahlil edercesine bakındı. Ne kadar ileri olabilirdi ki? En fazla yirmi yedi… “Kaç?”

“Otuz iki.”

“Şaka!” derken gözleri açılmış adamın üzerinde geziniyordu. Çıplak göğsü ise taş gibiyim diyordu. Otuz iki büyükçe bir yaş değildi ama aralarında on yaş vardı.

Başını yastığa iyice yerleştiren Tamer bir elini yanağının altına alıp kadına döndü. “Hayır, gerçek. Bu durumda bana jigolo demen saçma olacak.” Gülümsediğinde kısılan gözlerinde oyalandı Erva. “Saçmalıyorsun. Suçlu ben miyim şimdi?”

“Ortada bir suç yok. Vahim bir durum var.”

“Bilmece gibi konuşuyorsun ve ben seni anlamakta zorlanıyorum. Vahim olan ne?” Birkaç dakika önce Zürih’i yakacak kadar kuvvetli ateşin aniden buz kesmesine anlam veremediği gibi memnun da değildi Erva. İstenmeyen kadın profiline doğru uzuyordu konu.

“Ben yaşlanıyorum ve sen hep genç kalacaksın.”

Yattığı yerden başını adama hızla çevirdi. Kendine hakim olamayıp elini ağzına kapatırken kahkaha attı. “Zoruna mı gitti?”

“Hayır. Hoşuma gitti. Ve bir şey daha fark ettim ki; hayatımda tek bir kadın ve bir düzene ihtiyacım var. Sonsuza kadar bu şekilde olamayacağımı az önce anlattın.”

Burun buruna bakan ikili arasındaki bakışlar duygu geçişleriyle doluydu. “Fazla dürüstsün. Kabul etmek gibi büyük bir erdeme de sahipsin. Birkaç cümle de bunu anladın ve bana aktarıyorsun.”

“Bunu daha önce kimseden duymamış olmam da büyük etken tabii.”

“Sürekli üç günlük yatak arkadaşı edinirsen bunu sana söylemez elbette.”

“Öyle mi düşünüyorsun?”

Erva da yan dönüp tıpkı onun gibi elini sol yanağının altına bıraktı. Yüz yüze bakıyordu artık her ikisi de. “Genç kadınları ilgi çekici bulmak suç değil. Bende kalkıp babam yaşındaki adamları beğenip birlikte olsam, bu da suç değil. Ama o insanların bir kusuru olur; bizi sadece kullanırlar, tabii -istisnalar var- ama geneli bu şekilde. Biri seni kullanıyorsa söylemesi gereken hiçbir şeyi konuşmaz! Seni idare eder ve bir gün de bir yerde bırakır. Bir gün gerçekten de böylesi bir hayat mı yaşamak istersin yoksa ablam ve enişteminki gibi bir hayat mı? Sana bakınca hayatı tiye alan birini  görüyorum. Anı yaşayan, sonrası olmayan… Kibirlisin!”

İki parmağıyla kadının burnunu sıkıştırdı gülümseyerek. “Sen de huysuzsun.”

“Gerçekçiyim diyelim biz ona.” Adamın eline hafifçe vurup kendinden kopardı. “Ben açtım. Pizza buz gibi oldu. Ateşi de söndürdün.” Kalkmaya yeltenen Erva’nın bileğinden tuttu. Dönüp adama soru dolu baktı. Tamer yatağın üzerinde oturur vaziyete gelince Erva da oturup ona döndü.

“Aslında haklı gibisin.”

Erva kaşlarını kaldırdı. “Gibiyim.”

“Tamam, haklısın. Otuz yıl sonra beni beğenmeyeceksin.”

Erva adamı inceledi. “Giderin var gibi.”

“Gibi?”

“Müneccim miyim nereden bileyim otuz yıl sonrasını Tamer?”

“Ben seni biliyorum ama.”

“O da ne demek?”

“Annen,” dedi kahkaha atarak. “Efruze ve sen onun kopyası gibisiniz. Annen hâlâ çok genç ve güzel. Siz abla kardeş yaşlanmak bilmeyeceksiniz.”

Erva gözlerini devirdi. “Jigolo derken hata mı etmişim? Annemi mi dikizliyorsun sen?”

Tamer dudaklarını büzdü. “Hiç alakası yok. Anneni kıskanmaktan vazgeç.”

“Annemi kıskanmıyorum.”

“Öyle diyorsan öyledir. Her neyse… ben atalarımı dinleyeceğim sanırım.”

“Ata mı?” dedi kız kaşlarını çatarak.

“Evet. Annesine bakıp kızını alacağım.”

Sözlerin komedi yönü ağır basınca gülümsedi. “Deli.”

Tamer kadının kolundan başlayıp aşağı doğru parmağıyla dokunarak iniyordu. Bakışları da parmağını takip ediyordu, Erva da adamın ciddi ve seksi yüzünü inceliyordu.

“Belki çok erken, belki sen benden sıkılırsın ama buna izin vereceğimi sanmıyorum yine de evet ben otuz yaşında bir kadınla çıkmadım bile ve sen de bir gün o yaşa geleceksin, ben de o zaman bu kadar genç olmayacak; belki de hâlâ arayış içinde olmayacağım.” Kadının eline ulaşıp ince parmaklarla oynamaya başladı. Bakışları parmaklar üzerindeydi ve Erva onu can kulağıyla dinliyordu.

“Ama … belki sen otuz artı otuz sene beni çekebilirsin, olamaz mı?”

“Bunu bu anda mı düşündün? Bu çok erken bir karar olmadı mı? Belki sen benden sıkılacaksın.”

Tamer başını yana yatırıp çarpıcı gülüşüyle baktı. Eli beyaz ince askılara gitti. Birini indirip askının boş bıraktığı yere dudaklarını bastırdı. Sıcacık dokunuşu teninde hisseden kadının omzu yanıyordu ve Tamer bunu görüyordu, hissediyordu. Put gibi kalan kadının dudaklarına uzandı. “Az önce ne gördüm bilmiyorsun ki.”

Ne görmüş olabileceğini net düşünemedi Erva. O dokundukça eriyordu. Karnında hiç tatmadığı heyecan kasılmaları yaşıyordu. “Ne?” diye mırıldandı.

Kadının burnuna kendi burnunu usul usul dokunduran adam sıcacık dudakların üzerine masumluktan uzak, lav gibi bir öpücük kondurdu. “Sendeki arzu ve bendeki sen isteği bitmez!”

“Bu da erken bir karar.”

“Kendini hissediyorsun Erva. Ben seni görüyorum.”

“Kibirlisin derken bunu kast ediyordum.”

“Kibirli değilim. Ben seni hissediyorum, sen de beni hissediyorsun. Buraya sadece hesap sormaya gelmedim ya da sana o bana uygun gördüğün şeyin gerçek olmadığını göstermeye… Öyle olsaydı sana daha farklı yollarla gösterirdim bunu. Farkında değilsin ama bizi birbirimize çeken bir şey var.”

Çok yakın duran adama dikkatle baktı. “Ne gibi?”

“Neden beni görünce sinir oluyorsun? Halbuki beni beğeniyorsun, sana göreyim.” Tamer gülümsedi. “Cool…” dedi gülüşü biraz daha büyüyerek. “Çekici ve karizmatik.”

Erva bu sözleri bir yerden hatırlıyordu, ama nereden… Kuşku dolu bakışları Tamer’in gözlerinin içine içine bakıyordu. “Bir dakika!” dedi başını hafifçe geriye çekerek. “Sen ablamla ikimizi mi dinledin?”

Tamer başını sağa sola salladı. “Ablan sizi duymamı istedi.”

“Oyuna mı geldim ben şimdi?” Erva şaşkındı ve Tamer kadının şaşkınlıkla açılan dudaklarını öpmek istiyordu. “Belki o da seni öpmek istiyordur derken de benim aklımı okuyordu.”

“Hain.” Erva ablasına söylenirken Tamer kahkaha attı. “

“Zekice bir hamleydi.”

“Haince bir hamleydi. Bunun hesabını soracağım.”

“Ona teşekkür borçluyum. O, o şekilde bir oyun oynamasaydı arkamdan dönen dolapları belki de hiç bilemeyecek, şimdi de burada olmayacaktım. Bu güzellikten mahrum kalacaktım. Gururdan ölen sen ve jigolo sandığın beni bir araya ablan getirdi.” Tamer gözlerini kıstı ve başını aşağı yukarı salladı. “Tabii o arkadaşlarımın hesabını sonra keseceğim.”

“Arkadaş?” dedi Erva, ama sonra aydınlanma yaşadı ve gözlerini kaçırdı. Arkadaşlarının kulağına kadar gittiğini biliyordu ama Tamer’e ne demiş olabileceklerini kısa bir an düşündü. “Ne dediler sana? Eniştemin ağzı hiç durmuyor, hiç! Tabii önce ablamınki…”

“Boş ver şimdi onları. Sonra anlatırım. Ateş söndü mü diyordun sen?” Kadının omzuna dokundu dudaklarıyla. İleri geri tüy dokunuşları bıraktı.

“Buz oldu buz.” Yalancının mumu yatakta pek işe yarayacak gibi görünmedi Tamer’e. “Emin misin?”

Omzundaki ateş her bir yanına dağılırken hiç emin değildi. “Aslında değilim, ama açım.” Pizza mı Tamer’in kaslı ve kat kat karın kasları mı? Önce hangisini yemesi gerekiyordu emin değildi. Yanındaki adamın otuz iki yaşında olduğuna da emin değildi. Aralarındaki on yaş hiç dert değildi. Adamın gülüşü bile ruhuna hitap ediyordu. Ona baktıkça ruhu doyuyordu.

“Ne düşünüyorsun?” Kadının uzun süre sessizce kendini izlemesi hem merak hem de haz vermişti. Aklında ne var bilmek istedi Tamer.

“Pizza ile aranda tercih yapmaya çalışıyorum.”

Tamer’in mükemmel gülüşü kahkahaya dönüştü. Erva gülümseyen bir yüzle onun kahkahasıyla neşelendi. Çok ama çok çekici bir adamdı. En kötüsü de tam istediği gibi biriydi. Aklını çelen o kibirli duruşunun burnunu yerlere sürtmek ister gibiydi. Tamer buna gönüllüydü. Erva adama meşale ile koşuyordu. Onu kim tutabilirdi ki? Hiç kimse.

“Hangimiz galip?” Gülüşü hâlâ suratında olan adam kadına seksi bir şekilde bakıyordu. Gözleriyle Erva’yı tüketiyor, kendini seçmesini hızlandırıyordu.

Erva dizlerini yatağa bastırıp Tamer’e havadan bakarken tek hamlede adama yaklaştı. Ellerini geniş ve sert omuzlara yerleştirdi. Aylar içinde beklediği bir an değildi. Hayal ettiği bir an da değildi, ama adamı hep istemişti. Yalan yoktu. Erva, Tamer’i kendine istiyordu. Ve alırken de zerrece çekinmiyordu.

Tamer’in bakışlarındaki koyuluk git gide artıyordu. Erva’nın bakışları adamın saçlarında, yüzünde omuzlarına geziniyordu. “Bu çok saçma aslında, ama ne yapabilirim ki; çok çekici bir adamsın. Tavadaki kızgın yağa elimi daldırmak istediğim hiç olmamıştı. Çekiliyorum.”

Tamer iki elini de Erva’nın beline yerleştirdi, ama yeterli gelmedi. Elinin altındaki ten onu yakıyordu. Tek bir dokunuşla yandığını hatırlayamadı. Erva’ya dokunan elleri alev alevdi. Bir eli kadının sırtından küçük parçanın altından pürüzsüz teni keşfe çıktı. Diğer eli kadının mahrem bölgelerine doğru iniyordu. İncecik taytın üzerinden dokunuyordu ve o ince kumaşın altında nelerin onu beklediğini düşündükçe kanı hiç olmadığı kadar hızlanıyordu. “Sen… saf tutkusun ve beni yakıyorsun.”

Bacakları arasındaki elin yaramaz hareketleriyle dizleri halsizleşmişti. Bedenini adama yaklaştırdı. Çekinmekten bile çekinmiyor olması aralarındaki ahlaksız duyguların kabahatiydi. Arsız dokunuşlar hep daha fazlasını ısrarla istiyor, alıyordu.

Kollarını adama dolayıp aradaki mesafeyi kapattı. “Şu, otuz artı otuz seneyi sonra düşünürüz. Ben bir göreyim ne işsin sen. Belki ben seni beğenmeyeceğim belki tek bir gece yeterli olacak.”

“Yok canım… başka?” Tamer’in elinin altındaki en hassas bölgesi acı ve zevkin harman olduğu bir hareketle baskıya maruz kaldığında bedeni arkasına doğru kıvrıldı. İki duygunun ona verdiği güçle inlediğinde sırtı yatakla buluşurken, adamın kollarında yükseldiği hissine kapıldı. Yatağa yıkılışında binlerce alevli kıvılcımlar kalbine saplanıyordu. Nefesini tazeledikten sonra üzerindeki adama baktı. “Can sağlığı ne olsun.”

“Tek bir gece yetmeyecek ve bunu sen de görüyorsun. Ve… ve,” dedi, Erva’nın üzerindeki büstiyerin eteklerinden tutup kadının başından geçirip çıkarttı. Gözleri önüne serilen beyaz teni sıkılı dişleri arasından aldığı kesik nefesle izledi. “Ve güzelim,” dedi, Erva’nın göğüslerinin her ikisinide pembe uçlarından öptü. Gözlerini kapatan Erva derin nefes alıp açtı. “Ve…” dedi adama, devam etmesini istedi.

“Ve bu gecede bundan sonraki birlikte olacağımız her anda da benim için deli olacaksın.”

“Göreceğiz.”

“Görelim.”

Kadının gözlerine baka baka taytın kemerinden tutup indirmeye başladı. Her milimde kadına bir öpücük bıraktı. Bir yerden sonra Erva gözlerini açık tutmaktan vazgeçti. Kapalı gözleriyle, yatağın örtüsünü kavrayan ellerini Tamer zevkle izledi. Nasıl bir kadındı Erva? Ünlü bir ressamın yağlı boya tablosundaki eşsiz ve çıplak kadınları andırıyordu. Baktığında, üzerinde binlerce düşüncenin yer aldığı çok değerli o kadın… Tamer ona bakmaya doyamıyordu. Aklından geçen yüzlerce düşünceyle Erva, adamın aklına kazınıyordu.

Siyah tayt kadından ayrıldığında Tamer onu delirtene kadar öpmeye karar verdi. Dudaklarının değmediği tek bir alan kalmayana kadar eziyet etti kadına. Ve bundan eşsiz bir haz aldı. Elleri altındaki beden kesinlikle ona ait olmalıydı. Hep onun, ölene kadar onun…

Elleri ince belden aşağı kayıyor, göğüslerine çıkıyor, kadınlığını talan ediyordu ve Erva ettiği tüm sözlerin altında adeta kıvranıyordu. Bu kadarını tahmin dahi etmemişti. Yaşadığı inanılmaz hazlar düşüncelerini darmaduman etse de hâlâ burnu havadan inmemişti.

Yatağın üzerindeki parfüm şişeleri, fondöten şişeleri, maskaralar, rujlar ve tüm kozmetik ürünleri takır takır yere düşüyordu ama her ikisi de bunu duymuyor, görmüyordu.

Tamer düşündüğünü yapmış ve kadını sarf ettiği tüm sözler için tatlı ve zevkli bir pişmanlığa sürüklemişti. Gururundan daha fazla bir şey söylemek istemeyen Erva adamın uyguladığı erotik şiddete daha ne kadar dayanacağını bilemiyordu. Tamer ona hiç bilmediği bir şekilde dünyayı dar ediyordu ve o daha fazlası için “Hadi,” diyemiyordu.

Tamer’in sinsi gülüşü içinde bulunduğu durumun gizemini sağlıyordu, ama Erva altında zevkten kıvranıp kulağını dolduran vahşi seslere kendisininkileri de katmak için can atıyordu. Erva’nın dudaklarından tutkulu ve sert bir dokunuş alıp milim geri çekildi. “Bir daha düşünmek ister misin?”

Erva zorla gözlerini açtı. Beyaz yanakları al al olmuş, hızlı nefeslerinden göğsü inip kalkıyor ve adamın gözüne o kadar çekici gözüküyordu ki Tamer onu her an öpmek istiyordu.

“Bir daha düşünmek isterim,” dedi, bir nefes aralığında. “Çünkü senden elektrik alamadım.”

“Demek öyle…” Adamın eli Erva’nın kasıklarına ulaşıp, bir an önce içinde olması gereken yere dokundu. Dişlerini sıkan kadının gözleri tekrar kapandı. Dişleri arasından çıkan fısıltılı inlemeyi son kez işiten Tamer’in gücü elinden alınmış gibi kadınla birlikte hayvani bir hırıltı çıkarttı. Onun sesiyle Erva’nın sesi birbirine karıştığında Erva bedenini serbest bıraktı. “Şimdi oldu,” derken eli Tamer’in hâlâ üzerinde olan siyah kotunun kemerine gitti.

“Bu gece ve bundan sonraki anlarda daha detaylı düşüneceğim Tamer, söz!” Adamın dudaklarına saldırıp kendine çekti. Tokası açılan kemeri öylece bırakıp adamı üzerine çektiğinde Tamer için tüm ipler kopmuştu.

Erva’nın arzusu artık Tamer’in vazgeçilmeziydi.

Tamer’in ateşi artık Erva’nın delice tutkusuydu.

♥️

Tarumar olan yatak odasına bakıp umursamaz bir tavırla omuz silkti. Odanın dağınıklığı da neydi ki, yaşadığı anların yanında. Tamer ona dersini güzel vermişti. Kendini tebrik etti Erva. İyi ki de öyle demişti. Tamer’i ayağına kadar getirmişti sözleri. 

Fakat adam gerçekten de otuz artı otuz yılı düşündürecek kadar güzel sevmişti onu.

Işığı kapatıp yatağını tek başına dolduran adamın yanına yürüdü. Örtüyü kaldırıp altına gireceği anda örtü havalandı ve onu çağırdı. Yatağında bir adam vardı ve onu kendi yatağına buyur ediyordu. Değişikti onun için. Ama Tamer yadırganmayacak kadar tanıdık gibiydi. Örtünün altında ne yapacağına karar veremeden adamın kolları arasına çekildiğinde itiraz etmek için bir nedeni olmadığını da düşündü. Sokularak bir elini adamın kalbinin üzerine bıraktı. Çıplak tenin üzerindeki parmakları usul usul kımıldıyordu.

Bir kadınla yatmak farklı yanında yatmak çok daha farklıydı Tamer için. Özel bir kadın olduğunu iliklerine kadar hissettiği Erva’nın yanında yatmak ise bambaşka bir dünyaya adım atmaktan başka bir şey değildi onun için. Siyah gür ve kıvırcık saçların arasında parmakları gezintiye çıktı. “Ne zaman döneceksin Türkiye?”

“Evimi toplayabilseydim, yarın düşünüyordum. Belki sonraki gün dönerim.”

“Sabah birlikte toplarız evi. Ama birkaç gün daha kalsan… birlikte vakit geçirirdik. Tanışmamız ani ve ateşli oldu da.” Tamer’in neşeli gülüşü Erva’ya da bulaştı. “Pis!”

“Ne pis? Ne yaptım ki ben?” dedi Tamer.

“Daha ne yapacaksın merak ediyorum.”

“Merak iyi bir şey değil. Sen bana sor ben sana uygulamalı anlatırım.”

“Olabilir. Tekniklerin göz yaşartıcı.”

Tamer’in tekniklerine direnen bir kadın vardı yanında. “Yatakta, aldığı zevkle delirirken direnen bir kadın…” dedi, sesi düşünür gibiydi.

“Tahmin ettim, sen alışmışsın kulağına özlü sözler söylenmesine.”

“Başka kadınları konuşmasak… Benim demek istediğim öyle bir şey değildi.”

Adamın göğsünden ayrılan Erva, arkasını dönerek uyumak istediğini ifade etmeye çalıştı. O da meraklı değildi Tamer’in kadınlarına. Ama sürekli olarak aklına gelmesi de onun suçu değildi. Adam jigolo değildi ama lolita severdi. Bu bile kalbine çekiç darbesi gibi iniyordu. Bu düşüncelerden nasıl arınacağı ise sadece Tamer’in aşacağı bi konuydu.

Yatağına yerleşip örtüyü de üzerine çekti. Çift kişilik yatak bu gece gerçekten de çift kişilikti. Ve Erva nasıl uykuya dalacağını düşünüyordu. “Öyle mi, ne kast ettin?”

Tamer göz devirdi ama pes etmedi. İnat bir şeyler vardı kadında. Evet, belki o da kadınlarla uyumaya alışık değildi. Başına gelmişliği vardı ama bu onun için farklı gibiydi. Pes etmedi. Erva’ya dönerek kadını kendine çekti. Askılı bluzun açık bıraktığı yerler göğsüne değiyordu ve sıcacıktı. Doyuma ulaşan bedeni yeniden sızlamaya başladı. Erva’nın kendine yaptıklarına alışmak ve anlamak zamanını alacak gibiydi.

Farklı bir akıma kapılmış gidiyordu. Kolunu kadının başının altından geçirdi. Diğer elini de ince bele doladı. Erva’nın egzotik kokusunu içine çekti sessizce. “Yaptığın şeyler, senin kadar arzu dolu bir kadın için çok farklı ve bu kadar verici olması inanılmaz…”

Yatakta sıkıca dolandığı adamın sıcaklığına alışabilirdi, zira kendini inanılmaz iyi hissediyordu. Az önceki kızgınlığını ve nedenini unutmak üzereydi. Tamer bunu başaracak güçteydi. Anlıyordu kadın. Yerine iyice yerleşirken içinin tekrar titremeye başlaması neyin nesiydi, bilemedi ama umrunda da değildi. Tamer zamanı belli olmayan bir sürede ona aitti.

“Sende fazla inanılmazsın, hakkını yemeyeceğim. Bayağı direndin.” Kıkırdayarak yerleşti Tamer’in koluna. Adamın gülen nefesini yanağını yalayıp geçti. “Teveccühünüz Erva Hanımcığım.”

“Tamamen gerçek Tamer Beyciğim.”

“Nedense övünmek gelmiyor içimden bu gece. Daha çok seni övesim var.”

“Hislerimiz karşılıklı. Ve artık uyusak mı?”

“Birkaç gün daha kalacak mıyız?”

“Bu gece ani kararlar gecesi gibi, ama kalabiliriz sanıyorum.”

Erva ikna da edilmişti. Zaten yarı çıplak kollarının arasındaydı. Şahane bir kadınla mükemmel anlar yaşamıştı/yaşatmıştı. Elleri kadının düz karnında ağır, usul usul dolaşıyordu. Dokunup geçtiği yerler kadına kendini iyi hissetiyordu. Tamer’in, bedeninde şehvetten uzak dokunuşlarıyla kendini özel hissediyordu. Adam onu dokunarak sever gibiydi. Hissederek nefes alır gibiydi.

Kulağının hemen arkasına aldığı minicik öpücükle gözlerini yumdu. Tamer’in parmakları ince ince yol alırken bedeninde, değip geçtiği yerler uyuşarak onu uykunun huzurlu kollarına itti.

Düzenli nefesleri takip eden adam, kadının uyuduğundan emin olduğunda daha sıkı sardı onu. Burnunu saçlarına daldırıp kokusunu içine çektikçe ondan hiçbir zaman bıkmayacağını, sıkılmayacağını ve hatta kadının bağımlısı olacağını anlamıştı.

Kartal’ın neden bir ay kadar kısa bir zamanda evlendiğini anladı.

Şenay Hanım’ın kızları efsunluydu… karşısına çıkanı büyülüyor, içine alıyor, vazgeçilemez kılıyordu kendini.

Burun deliklerinde hoş, ince bir sızı ciğerlerini talan ederken gözlerini kapattı. Yüreğinde amansız bir heyecan peyda olurken, kendi itiraflarını mırıldandı.

“Tamer seni çok sevecek…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!