41.Bölüm

Keyifle okuyun.

♥️

Kara kızın arka koltuğunda oturan Dilay, özlediği şehri izliyordu küçük pencereden. Yıllar vardı Antalya’ya gelmeyeli. “Ne çok özlemişim…”

Erva arkasına dönerek gülümsedi. “Bizde seni özledik Dilay. Ne kadar değişmişsin. Güzelliğine güzellik gelmiş.”

“Aynı Dilay’ım… görüşmediğimizden yabancı geliyoruz şu an. Ya sen… Kadın olmuşsun. Küçük kız çocuğu olarak bırakmıştım seni oysa.”

“Ne kadın ama…” Tamer ağzı içinde kimsenin duyamayacağı biçimde mırıldanarak Erva’ya kısa bir bakış atıp sırıtarak yola döndü. Hiçbir öpücük yetmiyordu ona.

“Küçüğüm daha. Çok küçük. Evin küçüğü benim ya annem büyümüyor olduğumu söylüyor bazen. Evet haklısın. Uzun zamandır görüşmüyor olmamızın yabancılığı var şu an.”

Bahçeye girip arabayı durdurdu Tamer. Efruz evin kapısından koşar adım yaklaşıyordu. Dilay da birkaç adım attığında kolları birbirine dolandı iki arkadaşın. Efruz sıkıca sarılıp geriye çekildi. O kadar mutluydu ki gözlerinden akıyordu adeta mutluluk.

“Hoş geldin.”

Dilay da en az Efruz kadar mutluydu. “Hoş buldum.”

“Dilayyyyy.” Hümeysa ve Selin’in aynı anda çıkan çığlıkları iki arkadaşı ayırdı. Haberleri olmayan kızlar eski ve sıkı dostunu görünce delirmiş gibi bağırmışlardı.

Dilay da ufak bir çığlık atıp kollarını kocaman açtı. “Sürpriz!”

Bahçeyi dolduran kahkahalar Tamer’in ilgi odağı olmuştu o an. Selin ve Hümeysa kendilerini Dilay’ın kollarına bıraktıklarında Dilay ikisini de sıkıca sarmıştı.

“İnanamıyorum…” dedi Hümeysa ve ağlıyordu. “Sen buradasın.”

“Ya çok hainsiniz. Alacağınız olsun.” Selin sitem ederek arkadaşına bir daha sarıldı. “Nasıl da özlemişim.”

“Ya ben…” dedi Dilay. “Nasıl mutlu oldum sizi görünce. Artık buradayım. Yeniden buralıyım.”

Hümeysa hıçkırdı. Gözleri dolmuş ve taşmıştı. “Çok duygulandık kızım ve ben…”

Dilay Hümeysa’nın minicik karnına elini koyup inanılmaz görüntüye gözlerinden ve yüzünden gülücükler saçarak baktı. “Hümoş… Benim güzel arkadaşım… Teyzesi çok sevecek kızını. Büyüdüğünde öğretmeni ben olacağım. Seni böyle gördüm ya. Daha ne isterim…”

“Daha neler göreceksin Dilay. Acele karar verme. Bugün kız isteme merasimi var.”

Bilmediği için kaşlarını çattı Dilay. “Kim?” dedi Selin’e bakarak. “Sen mi?”

“Hayır…” dedi Selin gülümseyerek. “Bana daha sıra gelmedi.”

“Görümcemi görünmez dağların ardına vereceğim.” Efruz kahkaha attı.

Kolları göğsünde olan Tamer araca yaslanmış, başından beri onları izliyordu. Bu kadar adamın neden bu kadınları seçtiğini düşündü o an. Ve buldu; karşısındaki kadınlar da kıskançlık yoktu. İhtiras yoktu. Kötü alışkanlıklar yoktu. Her erkek için değil bir erkek için var olan kadınlardı. Bu kadınlar sadece seviyordu. Öylesine gelişi güzel seviyordu. Dudaklarını vay be dercesine büktü.

“Bize ne zaman sıra gelecek canım?”

Ablası ve arkadaşlarına gülümseyerek bakan Erva adama aynı gülüş ile döndü. “Ne sırası?”

“Kız isteme sırası.”

“İlk otuz sene de bunu düşüneceğim. Sonraki otuz yıl içinde bakarız…” Tek kaşı havada gülümser bir tonda konuştu Erva. Tamer doğrulup ellerini cebine attı. Suratına o mükemmel gülüşü takındı. Erva’ya doğru eğildi.

“Diyorsun…” dedi, kadına oldukça yakındı. Erva o gülüşe takılı kalmış onu izliyordu. “Dedim bile.”

“Peki.” Tamer’in gülüşü büyürken uzanıp yanağına bir öpücük kondurdu.

“Öh hö,” diyen Efruz’un sesiyle ona döndüler ama dört kadının merceğinde olduklarını o an fark ettiler.

“Ne?” dedi Tamer.

“Hiç, biz yokmuşuz gibi takılın.” Efruz eniştesine göz kırparak gülümsedi. Tamer kolunu Erva’nın omzuna atıp kadınlara döndü. “Öyle yapıyorduk, böldün.”

“Özür dilerim sevgili eniştem.”

“Bir şey değil cadı baldızım, sevgili baldızım. Baldan tatlı baldızım demeyeceğim çünkü kardeşin tüm tatlılığı kuşanmış.”

“Uuuuu…” dedi Selin. “Grubun en açık sözlü adamı sen miydin Tamer?”

Halinden taviz vermeyen Tamer başını eğip Erva’ya baktı. Kadının gülen gözleri çok şey anlatıyordu. Erva olduğu yerden memnun ve mutluydu. “Olabilir. Grubunuzun en tatlısını ben aldım.”

“Aldım derken.”

Erva’nın gözleri büyürken arkasından gelen sese dönemedi. Ama Tamer döndü. “Tamer!” diyebildi ağzı içinde ufacık bir sesle Erva.

Aydın yaklaşarak ikisini ayırdı. Gözleri ikisi üzerinde mekik dokumaya başladı. Tamer gülüşüne son verip ciddi bir ifadeye büründü. Abi, abi idi.

“Ne olmuş burada?” Aydın sert bir sesle soru sorarken Efruz zevkten dört köşe onları izliyordu. Abisi abi oluyordu. Abileri abilik yapma yolunda emin adımlarla ilerliyordu.

“Hiç, kardeşine ne zaman istemeye gelelim diye sordum o da bana bir otuz sene bekle dedi. Onu konuşuyorduk.”

Gözlerini kaçırmak yetmemişti. Başını yana çevirdi Erva. Abisinden korkmuyordu ama saygı diye de bir şey vardı kanında. Kardeşine bakan Aydın Tamer’e döndü. “Kabul etti mi?”

“Henüz etmedi,” dedi Tamer.

“Demek ki seni yeterli bulmuyor. Yoksa ederdi.” Kolunu Erva’nın omzuna dolayan Aydın Tamer’e aldırmadan kızı göğsüne çekerek adım adım kalabalığı yarıp geçecekti ki, Dilay’ı gördü. “Dilay…”

“Evet.” Dilay gülümseyerek Aydın’a elini uzattı. “Nasılsın?”

“Çok iyi. Hoş geldin. Şaşırdım.”

“Sürpriz yaptım.”

“Çok iyi ettin.”

“Ayaküstü kaldık ya. Nasıl da belli Türk olduğumuz. Hadi içeri.” Efruz kızları ve abisini eve yönlendirirken Tamer’e baktı yan gözle.

Tamer gözlerini kısmış, Aydın’a öfkeyle bakıyordu. Resmen dumura uğramıştı. Başını aşağı yukarı salladı. “Yeterli bulmamış…” Homurdanarak kendine bakan Efruz’a döndü. “Döverim ben bunu.”

“Saçmalama Tamer. Hem o seni seviyor.”

“Belli.”

“Gerçekten seviyor. Duydum onu. Aldım dersen lafını da alırsın enişteciğim. O da bir abi sonuçta. Hoş yeni öğreniyor ama iyi iyi…”

“Kardeşin evlenmek istemiyor Efruze.”

“Ne yapabilirim Tamer? Ben de istemiyordum ama bak aylar oldu evleneli. Kartal’a danış bunu. Hem sen ne ara evlilik düşünür oldun?”

Tamer ensesini kaşıdı gülümseyerek. “Hayatımın sonuna kadar bekar kalamam ya.”

“Yalancı.” Efruz gözlerini kısmış Tamer’e bakıyordu.

Aklından geçenleri okuyan kadına yalan söylemenin ne alemi vardı ki? Gözlerini devirdi. “O farklı. Özel. Kör değilim ben. Kartal’ın sende gördüklerini ben de onda görüyorum. Yoksa Kartal ve ben asla evlilik adamı olamazdık. Yedi kişilik grupta kadınlardan, aileden ve pek çok şeyden bahsetmeyen hatta sözünü bile etmeyen bir ikimiz vardık. Digerleri de söz etmezdi ama vardı bir beklentileri. Anlaşılıyordu. Aile kavramı bir çağdan sonra her erkek için aranan bir durummuş belli ki. Siz iki kız kardeş…” dedi gülümseyerek başını sağa sola salladı. “Kartal ve ben çok şanslıyız.”

“Güzel… o zaman sana bol şans. Çünkü ihtiyacın olacak. Erva çok inatçı, bunu görmüş olmalısın.”

“Olsun. Bende inatçıyım. Dişe diş göze göz.”

“Bunu sevdim. Hadi eve. Bir saate gelir damat bey.”

“Yerinde duramıyordur şimdi.”

Konuşarak eve girdiler. Dilay’ı direk salonda buldu. Erva ve Kartal ile sohbet ediyordu. Tanışmayı kaçırmıştı ama olsundu. Eniştesi ile azıcık sohbet etmişti. Kocasının arkasına geçerek omuzlarına ellerini bıraktı. “Meşhur Dilay ile de tanıştık, neredeydin?”

“Tamer ile hasbihâl ediyorduk. Abim fena benzetti de.”

“Yapma!” Kartal gülümseyerek yanındaki kadınlara göz gezidirdi. “Tamer’den şanslıyım desenize. Sessizce aldım kızı.”

“Efruz…”

Asude’nin derinden gelen sesine çevirdiler başlarını. “Ay ben Asude’yi unuttum. Hadi hepimiz giyinmeye. Mutfak işi tamamdı biz hazırlanana kadar gelmiş olurlar.”

                                 🦅

Saçlarını kısa kestirmiş, kendine yakışan bir tarzda taratmış, adeta damat tıraşı olmuştu. Siyah takımın içine giymiş olduğu beyaz gömlek ve gri yelek ile Savaş, Asude’nin onu hiç görmediği kadar yakışıklı olmuştu.

Asude’yi kapıda gördü. Bir içim su ne demek anlamıştı. Bir içim su Asude idi. Sütlü kahve tonunda beline oturan ve bol, etekleri yere kadar uzanan tüllerle kaplı elbise içinde tekrar ve tekrar aşık olunası güzelliğiyle yüreğine bir faça daha attı Asude. Aynı renk şalının çevrelediği beyaz parlak yüzüne baktıkça iç çekmek istedi Savaş.  Çiçeği Asude’ye uzatırken nutku tutulmuştu. “Peri kızı sen misin?”

“Benim. Sende düşler prensi misin?”

Genç kızın yüzünü gülümseyerek izledi. Kahve gözlerine baktıkça boğuluyordu. Nefesi daralıyor gibiydi sanki. “Benim. Peri kızı, benim prensesim olur musun?”

Çiçekleri koklayan Asude başını yana yatırdı. Pek çok göz onları izliyordu sessizce. Asla bölünecek bir sahne değildi ve bunu hepsi de idrak ediyordu.

“Sevgili prensim, methinizi çok uzaklardan işittim. Düşler prensi beni nasıl bulacak ki, dedim, iki ayrı dünyanın peri kızı ve prensiyiz. Peri kızı nasıl prenses olur ki de, dedim. Ama prensim … yedi cihan aşıp gelmişsiniz. Dağları ardınız da bırakmışsınız. Aşkınızı bana hediye etmişsiniz. Sarayınıza prenses etmek istersiniz. Sizi nasıl red ederim. Elbette olurum.”

Savaş başını onları izleyenlere çevirdi. Yüzündeki gülümsemenin tarifini o an kimse veremezdi. Adamın gözlerinin içindeki sıcaklık ve aşk birbirine girmiş gibiydi. Selin, Kılıç, Tamer ve Erva onları izliyordu ve hepsi de aşktan nasipleniyor gibiydi.

Savaş Asude’ye döndü. Kızın ona bakışlarına canını bile verirdi. Savaş o gözlere ölürdü. O tatlı gülüşe sarılırdı elinde olsa. Asude’yi daha nasıl sevecekti… ne kadar daha çok sevecekti.

“Peri kızı, seni daha nasıl sevebilirim…”

“Düşler prensim, olduğu kafi, fazlasında gönlüm yok. İçeri buyurunuz.”

“Kalbine buyursam.”

“Burada misafirsin, kalbimde ev sahibi. Teklife ne hacet.”

Sessiz gülüşüne ufacık bir kahkaha karıştı Savaş’ın. Salondan gelen sesler onların sesini bastırıyordu. Asude de gülümsedi.

“Asude?”

“Savaş?” dedi genç kız, soru sorar gibi adını sayıklayan adama.

“Ben evimi çok seviyorum.”

Yanakları al al olan kız etrafını umursamamaya çalıştı ve başardı. “Bilmukabele.”

Savaş son bir bakış atarak salonun kapısından içeri girdi. Asude de onu takip etti.

“Eridim,” dedi Erva. “Ben romantik biri değilim ama kalbim çarpıyor.”

“İkisinin aşkı etrafa saçılmış gibi,” dedi Selin. “Bize bulaştı.”

“Hey gidi Savaş.” Adamın ardından bakan Tamer’in yüzündeki gülümsemenin nedeni arkadaşını mutlu görmektendi. “Adam aşkta Nirvana da.”

“Sende baldız yok mu Kartiş, diyen adama bakınız. Kartal’ın kız kardeşine kör kütük aşık,” dedi Kılıç. “Savaş’a aşk çok yakıştı.”

“Abartma,” dedi Selin. Adama bakan gözleri aşkla parladı. “Sana daha çok yakıştı.”

“Sen öyle düşünüyorsan o da benim şansım. Ama bana en çok sen yakıştın.”

Selin ve Kılıç sessizce birbirlerine bakarken gözlerinin içinden okunanları bir tek kendileri biliyordu. Aralarında geçen sözsüz konuşma her ikisinin de yüzlerindeki gülümseye anlam yüklüyordu. Ve yine ikisi anlıyordu birbirilerini.

Erva ve Tamer yanlarından yine sessizce ayrılıp salona giren çiftin ardından sırıtarak baktı. “Özendiriyorlar.”

“Ne gerek var özenmeye, beni beğenmiyor musun?” Kaşları çatık adamı ilk defa bu denli ciddi görüyordu Erva. “Seni beğendiğim için sevgilimsin. Çatma kaşlarını hemen. Bu insanlar aşık Tamer. Kör kütük aşık!” Yüzünde gülümseme, gözlerinde ışıltılar dolanıyordu kadının. Tamer onun kahve gözlerindeki ışıltıları bir bir seçiyordu. Işıl ışıl bir yüz, kahve gözler, ince narin bedeni ve üzerindeki beyaz dar kesim elbise ile kadın aşık olunup hayatına dahil olacak kadar özeldi. Masum bir gülüş belirdi yakışıklı suratında.

“Aramızda aşk yok diyorsun.”

“Var mı?”

“Bunu şimdi bileyiz, bu insanların hepsi sen ve ben gibiydiler. Yaşayıp görelim mi?”

“Denemeye değer.”

“Aşkı bulursak evleniriz ama şimdiden söylüyorum sonra henüz erken demeyeceksin.”

“Taktın evliliğe. Ben daha yirmi iki yaşındayım ve evlilik fikri çok uzak geliyor. Bence sen de arkadaşlarına özeniyorsun. Ne gerek var anlamadım ki.”

“Olabilir. Belki ben de dünyaevine girmek istiyorum, elinden tuzlu kahve içmek, benim için böyle bir gece olsun istiyorum. Kapıda seni göreyim ve mest olayım, beyaz bir gelinlik içinde göreyim seni mesela… birlikte bir evimiz olsun, her gece yan yana uykuya dalabilir, her güne birbirimizi görerek günaydın diyebiliriz. Arada kavga ederiz haksız olan gönül alır, haklı olan uzatmaz. Mesela… bir vazonun yeri için seninle muhalif olurduk ya da yatağın sağ tarafı veya sol tarafı için. Pazar günleri dostlarımızla buluşur bir şeyler yapardık, hiç olmadı evimizde sakin bir kahvaltı… belki tüm gün evden çıkmazdık. Film izlerdik mesela… İkimiz için bir dünya oluşturur ve kendimiz çevirirdik o dünyayı. Sonra zamanı durdurup severdik birbirimizi.”

Erva’nın bakışları git gide merhametle dolarken adama nasıl da tatlı baktığından habersizdi. Ne kadar güzel anlatıyordu. “Devam et.”

Tamer’in eksik olmayan gülüşü samimiyet kazandı. Artık o da Erva’yı soktuğu merhametin içinde idi. “Daha ne anlatabilirim bilmiyorum ki. Öğrenmem gerekiyor. Ama şunu iyi biliyorum; yolumuz aşktan geçiyor hiçbir şey kötü olmayacak. Şekildekilerde  göründüğü gibi.” Tamer gülümseyerek eğilmiş kızın burnuna minicik bir öpücük bırakıp geri çekilmişti.

Erva’nın gülen gözleri gelecekte pek çok şeye işaretti. Bunu Erva da biliyordu Tamer de, birbirlerinin gözlerindeki ışıktan anlayabiliyordu her ikisi de. “İçeri girelim mi artık.”

“Evet. Kahve faslını kaçıramam.”

Erva yüzünü buruşturdu. “Çok acıyorum size bu kahve konusunda,” derken salonun kapısına yaklaştı. Tamer’i ardında bırakmıştı.

“O kahve, uğruna içilecek kadınların varlığını temsil ediyor Küçük Hanım.”

“Aman bir şey demedim, tuzunuz bol olsun.”

“Aklıma gelmişken,” dedi Tamer. Erva durup başını adama çevirdi. “Ne?”

Tamer saçlarını karıştırırken gülümsedi. “Bende şey demiştim. İşte Kartal’ın evlendiğini duyan biz konuşuyorduk beylerle. Savaş baldız sayıklıyordu hatta hepsi.” O gün ve dediği sözler aklına dolusunca gülümsedi ve kadını da gülümsetti. “Acaba ne dedin?”

“Ne boşboğaz adamlarsınız. Kartal’la bacanak mı olacaksın, demiş olabilirim.”

Gülümserken kaşları havalandı kadının. “Oldun mu sen!”

“Cuk diye oldum ben. Nereden bilirdim baldızı bu kadar tatlı.”

🦅

Ayakları kendi dahi fark etmediği biçimde ritmik hareketlerle yere vuruyordu. Gözleri odayı tutmuyor, olmuyor tekrar Kartal ve Efruz’a dönüyordu. Heyacandan yerinde duramıyordu. Babası Umut Bey, Ensar Bey’in çaprazında oturuyordu. Annesi babasının yanında kendisi de annesinin hemen yanında idi. Kız kardeşi kendine köşede bir koltuk bulmuş ve tünemişti.

Gözleri açılıyor, kısılıyor ve Asude’yi merceğinden çıkartmıyordu Lina. Arada tek kaşı kalkıyor dudakları bükülüyordu. Efruze kayınvalidesini bir yanına annesini de diğer yanına almıştı. Kartal tekerlekli koltuğunda babasının hemen yanındaydı. Savaş’a bakarak sırıtıyordu. Yarbay Recep ablasının hemen yanına oturmuştu. Savaş’ın babasını en çok o tanırdı. Gerektiği yerde sohbete katılacaktı.

Uzun yemek masası etrafındaki adamalardan çıt çıkmıyordu. Hepsi sessiz ve pürdikkat Savaş’ı izliyordu. Biri hariç, biri daha hariç. Metehan’ın gözleri Dilay’ı kuşatırken, Bulut gözlerini Lina’dan alamıyordu.

Elini yüzüne veren Bulut Lina’ya içli içli bakıyordu ki Kılıç dirseği ile adamın kolunu itekleyince Bulut sessizliği yaran “Has…” sözüyle tüm başların ona dönmesine neden oldu. “Yiyeceksin lan kızı,” diye fısıldadı Kılıç.

Kartal’ın, “Öh hö,” diyerek öksürmesine adamlar gülmemek için boğazlarını temizler gibi ses çıkarttılar. Kendini tutamayan Lina’nın kıkırtısı duyuldu bu sefer. Bir süredir kendisini gözetleyen adamı fark etmemesi körlük olurdu. Lina da annesinden aldığı sessiz “sus” işaretliyle kendini topladı. Abisine bakmıyordu bile.

Lina’nın gülüşüne tutulan Bulut gülümseyerek kıza bakıp göz kırptı. Lina tüm vahşiliği ile aynı şekilde adama ışık yakacaktı ki, nerede olduğunu hatırladı. Bakışları tekrar Asude’ye döndü. Ve Asude’nin etrafını saran kadın ordusuna.

Menekşe Hanım ise gözlerini Asude’den almak istiyordu. Öylesi güzel bir kızın oğlu için eş olacak olması anne olarak gurur vericiydi. Asude her şeyiyle bu gece muhteşemdi.

“Geçmiş olsun Kartal,” dedi Umut Bey. “Savaş biraz bahsetti.”

“Teşekkür ederim Umut Bey. Oldu bir şeyler. Şimdi iyiyim.”

Efruz’un gözleri insanlar üzerinde gezerken kendini onları okumaktan alamıyordu. Menekşe Hanım’ın Asude’yi beğenmiş olmasına mutlu olmuş, aşırı sevinmişti. Asude’nin umduğu gibi olmayacaktı anlaşılan. Umut Bey Asude’ye dikkatle bakmamış ama beğenisini de kendi içinden iade etmişti Asude’ye. Pek tabii bunu sadece Efruz biliyordu. Savaş ise ecel terleri döküyor gibiydi. Kızı almadan, yüzükleri takmadan da huzura erecek gibi değildi.

“Savaş, bize annenin bu kader genç ve güzel olduğundan bahsetmemiştin.” Efruz konuşmayı renklendirmek ve doğal hale getirmek için kolları sıvamıştı.

“Teşekkür ederim Efruze,” diyen Menekşe Hanım samimiyetle gülümsedi.

“Rica ederim, gerçekler. Ama bize Lina’dan biraz bahsetmişti. Eksik anlatmışsın Savaş. Kardeşin çok … bizlik.” Efruz genç kızın aklındaki hınzır söylemleri okuyor ve kahkaha atmak istiyordu.

“Sizlik?” dedi Lina. Savaş kardeşine kısa bir bakış atıp Efruz’a döndü. “Sizi suya götürüp susuz getirir. Bir daha oku.”

Efruz gözlerini anlık bir ifade ile büyütüp küçülttü ve Lina’ya gülümseyerek döndü. “Uçuk kaçık demek istedim. Hareketli biri gibisin Lina. Gözlerin çok güzel.”

“Ya değil mi Efruze?”

Kılıç Bulut’un ayağına sertçe bastığında adamın yüzü acıyla gerildi. Lina dudaklarını birbirine bastırdı. Eliyle yüzünü kapattı. Duymamış gibi yapmayı seçti ama Savaş’ın gözleri Bulut’a yağmur yüklemesi yapmaya hazırlanıyor gibiydi. Ağlatana kadar dövebilirdi arkadaşını. Yarbay Recep Bulut’a ‘kes lan sesini’ der gibi bakışlar atıyordu. Bulut umursuyor muydu? Hayır!

Tamer en eğelenen taraftı. Burun kemeri sıkmak pek çok şeyi saklamaya kafi idi ama inip kalkan omuzlar… Kartal eline düşecek bir Savaş gördü ufukta. Bulut’u evlat edinecek gibi görünüyordu. Gülümsemekle yetindi.

Kızlar birbirlerini dürttü. Lina ve Bulut’ta gelecek vaat eden ışıkları izah ediyorlardı birbirlerine. Lakin Efruz kayınpederinden çekiniyordu. Kocasının zihinine doğru ilerledi. Gözleri birbirilerini bulduğunda Efruz’un sesini beyninde duyuyordu Kartal adeta. Gözelerini açıp kapatarak sessizce başını salladı.

Babası ve Umut Bey’i koyu bir sohbetin içine çekmeye başladı Kartal.

Asude ve Savaş arada göz göze geliyor, sessizce anı hissediyordu. Her ikisi içinde yaşanacak her güzel günün hatıraları birbirlerinin kalbinde sonsuza kadar kalacaktı.

“Kahveleri hazırlamaya başlayın,” diyen Hatice Hanım’ın isteğiyle Efruz iki annesinin de ortasından kalktığında Asude de ayaklandı. Efruz kızlara baş işareti verdiğinde tüm kadınlar peşi sıra odadan çıkmaya başladı.

Arz-ı endam eden Lina ayağa kalktı. İnce bedeni ve uzun boyuyla küllü kumral saçları hafifçe geriye itti. Odanın kapısına doğru yürüdüğünde Bulut’a sevimli bir gülüş fırlattı. Bulut’un gözleri parladı.

Topuklu ayakkabısıyla parke zemini döve döve odadan çıktı Lina. Yaramaz kişiliğini abisinden almışsa suç Lina’nın olamazdı ya. Savaş’ın dişi versiyonu olan genç kadın hayatını elinde tutan iplere sıkı sıkı tutunmuş, kimseyi de taktığı falan yoktu.

Kızları takip ederek mutfağı buldu. Her biri bir yöne dağılan kadınlara baktı gülümseyerek. “Selam hanımlar, çıtır görümce sever misiniz?”

Erva kahkaha attı. “Severiz herhalde.”

“Severiz canım. Benim görüncem de çıtır,” dedi Efruz.

Asude Lina’ya bakıp gülümsedi. “Yemin ederim abisi, vallahi abisi billahi abisi.”

Lina elini havada salladı. “Boş ver abimi. Onunla hiç anlaşamıyoruz. Bana sürekli ne yapmam gerektiğini söyleyip duruyor. Evlenince benden uzak tutar mısın Asude?”

Gözlerini kırpıştırarak baktı Lina. Yüzünde sevimli bir hâl, dudakları lütfen dercesine bükülmüştü.

“A… şey. Kahve. Hah kahve yapacaktım ben.”

“Ama ilk günden sattın beni Asude.” Üzüntüyle değişim yaşadı kızın suratı. Asude gülümsedi. “Abi kardeş arasına girmem doğru olmaz.”

“Arada ben yurtdışına kaçarsam sen sakinleştirirsin ama değil mi? Kaç kez yakamdan tutup getirdi beni. Alt tarafı arkadaşlarla mafyacılık oynamaya gitmiştim halbuki.”

“Pardon?” dedi Hümeysa. “Neycilik?”

“Mafya. Jamaika’ya gitmiştim, biraz eğlenecektik ya. Bulup getirdi beni.”

“Acilen evlenmen gerekiyor Lina.” Efruz kıza ciddi bir ifade ile bakıyordu ve sözlerinden emindi. “Görümcem dul kalamaz.”

Lina kahkaha atarak tezgaha yaklaştı. “Benim gibi deli ile kim evlenir?”

“Sen hiç merak etme canım. Ben sana Bulut, ay bulurum,” dedi Efruz. Erva kahkaha attı tekrar.

“Abla seni bir erosiye olarak görüyorum son zamanlarda. Sırtında okun varda biz mi görmüyoruz?”

“Eros’un oku kendine hayır etmemiş ki, ama erosiye olmayı kabul edebilirim. Türk tarihine mitolojik biri olabilirim neden olmasın.”

Cemile makinalara kahveleri bırakırken genç kadınların tatlı sohbetlerini dinleyip gençleştiğini hissederek gülümsemişti.

“Hadi, fincanlar nerede?” Asude heyecanla yerinde tam tur döndü. “Heyecan bastı Efruz, bana bir okusana.” Elini yelpaze yapıp kendine temiz hava vermeye çalıştı Asude ama her yanını sıcak basıyor gibiydi.

“Gel sen gel,” diyen Selin Asude’yi çekip sandalyeye oturttu. Omuzlarına masaj yaparak kızı rahatlamaya çalıştı. “Sende bana yaparsın Asude zamanı gelince. Kahveler pişiyor, Cemile abla sağ olsun. Fincanlar da hazır. Sakin ol ve anın tadını çıkart.”

Elini kalbinin üzerine bırakan Asude derin nefesler aldı. “Okuyunca heyecan mı geçer… Nasıl saçmaladım az önce…”

“Normal bunlar,” dedi Hümeysa. “Bende böyle olmuştum. Hatırladınız mı kızlar.”

“O günü nasıl unutabiliriz Hümoş? Hayatında hiç susmama rekorunu kırmıştın ve bizi kendinden üç gün uzaklaştırmıştın. Seni görmek istememiştik,” dedi Selin.

“Çünkü sesi üç koca gün kulaklarımızdan gitmemişti.” Efruz kahkaha atınca Selin de ona katıldı.

Hümeysa umursamaz bir hava ile omuz silkti. “Çok heyecan yapmıştım, ne yapayım?”

“Ben seni anlıyorum Hümoş, sıkma canını.” Asude kıza bakıp havadan öpücük attı. “Tepsiyi tutan ellerim titremez değil mi?”

“Elini bilmem ama kalbin titreyecek,” diye yanıt verdi Hümeysa. “O anı iyi hisset. Ömrün boyunca anımsarsın.”

Lina, kızlara bakıp gülümsemekle yetinmişti. Abisi ve Asude arasında tam olarak ne geçtiğini, ikisinin birbirine olan tutumlarını bilmiyordu. Abisi aşıktı, ona diyecek bir sözü yoktu çünkü Savaş o gece net bir şekilde izah etmiş, yetmemiş kız istemeye bile gelmişti. Abisinin bir gün evleneceğini hiç düşünmezdi. Asude şimdi heyecandan yerinde duramıyordu. Belli ki kız da abisi için deli oluyordu.

Erva kapıda Tamer’i görünce gülümsedi. Ama hemen önündeki adamı Tamer’den sonra fark etti. Bulut.

“Tamer,” dedi Erva.

Tamer kadına göz kırptı. Önündeki Bulut’u zaptetmek için ardından çıkmıştı. “Tüm pis işler bana kalıyor sevgilim. Bizim düğünümüzde bu adamların hepsi sağdıç olacak.”

Erva göz devirdi. Hiç vazgeçmiyordu ve geçecek gibi de durmuyordu.

Bulut avına kilitlenmiş aslan gibi Lina’ya yaklaşıyordu. “Tam tanışamadık. Ben Bulut.” Lina’ya elini uzattı mükemmel gülüşüyle.

Lina kocaman gülümsedi. “Lina. Memnun oldum, Bulut.”

Lina’nın elini tutarak dudaklarına götürdü Bulut. Nazik bir şekilde dudaklarına dokundurdu. Lina gülümsüyor ve adamın ona uyguladığı yaklaşımın aynısını Bulut’a yöneltiyordu.

Mutfaktakiler gözlerini açmış, nefesleri kaçmış gibi dimdik durmuş onları izliyordu. “Bu ne hız?” dedi Hümeysa.

“Asıl ben memnun oldum Lina.”

“Görebiliyorum.”

Bulut gülümserken Lina ona göz kırptı. Ele avuca sığmaz kadının da Bulut’un yakışıklı suratından etkilendiği ortadaydı. Her gördüğüne mavi boncuk dağıtmazdı ama Bulut her an gördüğü birine de benzemiyordu. Açık ve net olan kızın hali adama ilerisi için ışık yakıyordu. Küçük sesli gülüş fırladı dudaklarından Bulut’un.

“Ulan it.”

“Savaş!” diyerek ayağa fırlayan Asude kapının önünden iki adımdan fazla ilerleyemeyen adamın önüne geçti.

Bulut ona aldırmadan çenesi dik bir halde yana kaydı. Yüzünde küstahça bir tavır vardı. Savaş kimdi ki?

Lina kahkaha atmamak için direnen yüz ifadesini saçlarıyla gizlemeyi tercih etti. Abisi hep fazla korumacı ve kıskanç bir adam olmuştu.

“Yok artık.” Tamer ellerini havaya açarak sertçe indirdi. “Senin ne işin var lan burada?”

“Bak sende, bak!” dedi Savaş, Tamer’e. “Senin de bacın lan!”

Tamer göz devirdi. “Biri hariç hepsi bacım, ne yapayım? Gözlerine bant mı çekeyim?”

“Savaş içeri dön! Sen nasıl… ne dedin de çıktın içerden?”

“Elimi yıkamak için ayrıldım.” Asude’ye bakarken sesi yumuşayan adam Bulut’a döndüğünde ateş saçtı. “Geç lan içeri! Şu geceyi bir atlatayım soracağım ben size?”

“Hadi…” Asude adamı iterek mutfaktan çıkarttı. 

“Savaş ne kadar kıskanç.” Efruz gördüklerine inanmak ister gibi kocaman gözlerle izlemişti.

“Bulut, yiyecek oğlum seni.” Tamer cık cık eden bakışlarıyla adama yaklaşıp sırtından itekledi. “Yürü, olay çıkarma.”

Kahveleri tepsilere dizen Cemile, “Hadi alın götürün,” dediğinde hepsi hareketlendi.

Elinde tuttuğu tepsiye baktı. Gümüş tepsiyi iki kulpundan sıkıca kavramıştı. Savaş’ın fincanı kendini belli eden “ben damat kahvesiyim” dercesine süslü olandı. Ve Erva’nın elinde tek başına bekliyordu.

Savaş’ın babasına, kendi babasına ardından Menekşe Hanım’a, annesine ve Şenay Hanım’a verdiği kahvelerin ardından Erva elindeki tepsiyi Asude’ye uzattı. Kalbi ağzında atan kız nefeslenip süslü küçük tepsiyi alıp Savaş’a yürüdü.

Tam önünde durdu ve hafifçe eğildi. Gözleri Savaş’ın gözleriyle buluştu. Yüreklerine kadar gülen gözler birbirinde kopmadan Savaş kahvesine uzandı. “Ne koydun içine sevdiğim?”

“Sevgimi koydum. Afiyet olsun.”

Savaş kadına göz kırptı. “Teşekkür ederim.”

Asude doğrularak bir nefes daha bıraktı. Kızlar beylere kahve dağıtma işini bitirmiş, yerlerine oturmak için bekliyorlardı. Hai ilk defa şahit olduğu kız isteme, nişan töreninin her anını zevkle ve büyük keyifle izliyordu. Asude, Şenay Hanım’a yakın olan ahşap oymalı sandalyeye oturdu. Şenay Hanım Asude’ye sevecenlikle bakıp Menekşe Hanım’a döndü. “Çok şanslısınız Menekşe Hanım, benim oğluma da nasip olur İnşAllah,” dedi.

Erva ve Efruz amin derken Aydın odada değildi. Erdal ile bahçede sohbet ediyordu ve muhtemelen Aydın’ın düşündüğü en son şey evlilik bile değildi.

“İnşAllah Şenay Hanım. Oğlunuz olunca bir gün size de nasip olacak demektir.”

Kızlar ve beyler pürdikkat Savaş’a kilitlenmişti. Kartal da kaşlarını çatmış can dostuna bakıyordu.

“Hadi Savaş, tek yudumda.” Tamer’in atak yapmasıyla Kılıç devam etti. “İçmeyene kız yokmuş Savaş Bey. İçeceksin!”

Babaların yanında sesini çıkaramayan Savaş göz devirdi. Söyleyecek bir tekne dolusu sözleri vardı üstelik.

Kızların gülümsemesiyle Savaş Asude’ye döndü. Kızın gözlerine baka baka bir yudum aldı kahveden. Kaşları derinden çatılırken indirdiği fincana baktı. Asude’ye baktı. Yüzü buruşmadı ama dili bir tur ağzı içinde döndü. Gözlerini kırpıştırarak kahveye tekrar baktı. Tamer’in dediğini yaparak tek seferde içti.

“İçti.” Metehan kaşları havada bakıyordu.

“Mecbur içecek,” dedi Harun.

Savaş fincanı tabağına bıraktı. Asude’ye bakması kafi idi. Kadının gülümseyen yüzü onun tüm sancılarını kesecek güçteydi.

Kahveyi içen oğluna göz atan Umut Bey kahvesinden bir yudum alarak Ensar Bey’e döndü. Baba olarak mutlu ve gururluydu. Savaş’a kız istemeyi bir kez bile hayal etmemişti. Oğlu bir gün bir kadınla çıkagelecek, ben evleniyorum falan diyecek diye beklemişti. Geldikleri yeri sevmişti adam. “Ben de kız babasıyım. Yerinizde bir gün bende olacağım Ensar Bey.”

Ensar Bey kızına bakıp tebessüm etti. “İnşAllah Umut Bey. Hayırlısıyla…”

“E… ne denir; Allah’ın emri Peygamberin kavliyle kızınızı oğluma istiyorum.”

Yirmi yedi senedir gelmesinden hem korktuğu hem de kız babası olarak beklediği günün gelip çatmış olmasıyla karmaşık duygular yaşayan adam kızına sevecenlikle baktı. Su gibiydi evladı. Hayırlı bir şekilde, ailesini bir kez bile üzmeden, yanlış tek bir şey yapmadan yuvadan uçup gidiyordu. Hayırlı evlatlardan nasibi alan adamın kalbi huzur doluydu.

“Verdim gitti.”

Bir anda hareket kazanan odanın içinde en son geldikleri nokta yan yana ve parmaklarına geçirilmiş yüzüklerin ilk bağı, bir kurdele idi. Yarbay Recep dayı olarak kurdeleyi kesti. Yeğenine sıkıca sarıldı. “Çok mutlu ol.”

Asude başını dayısının göğsüne bıraktı. “İnşAllah.”

Yemek odasında masanın etrafını doldurdular. Hazırlanan ikramlıkların tadına bakarak sohbetin dibine dibine inerek geceyi taçlandırıyorlardı. Büyükleri oldukları odada kendi sohbetlerine emanet eden gençler, kendi hallerinde idiler. Kartal’ın yürüyemiyor oluşu geceye evde devam edilmesini zorunlu kılmıştı. Kartal’ın yanına oturan Efruz’un eli kocasının kırık elinin alçıdan nasibini almamış parmakları üzerindeydi.

“Hangi okul?” Kartal Dilay’a sormuştu.

“Merkez ilkokulu. Buralardayım yani. Uzun zamandır doğuda olduğum için atanmam kolay oldu. Tabii puanımın hakkını da yemeyelim.”‘

“Ya nasıl mutluyum. Eski günlerdeki gibi olacağız. Hep bir arada ve keyifle. Evden çıkamazsam bana gelirsiniz değil mi? Bir bebekle yaşamanın ne olduğunu henüz bilmiyorum.”

“Kimse gelmezse ben gelirim Hümeysa,” dedi Lina. “Bebekleri çok seviyorum.”

“Ya…” dedi Bulut. Derin derin bakıyordu kıza. “Ne kadar güzel.”

Savaş göz devirdi. Önündeki çerez tabağından aldığı fındığı Bulut’a fırlattı. “Kime diyorum lan ben!”

Bulut fındığı havada yakalayıp ağzına attı. “Kime diyorsun ve ne diyorsun kardeşim? Ne dedim ki ben?”

“Bulaşma Savaş. Ezilen sen olursun.” Kartal’ın sözlerine dönerken gözleri kısılmıştı Savaş’ın. Asude usanmış gibi nefes bıraktı.

“Ne demek o?”

“Bulut’u evlat ediniyorum. Bakarsın ya işte…” Tek kaşını kaldıran Kartal’ın gözlerinde yüklü imayı hepsi okuyordu. Lina bile.

Metehan’ın ara ara baktığı Dilay da idi aklı. Pek kimseyi duyduğu gördüğü yoktu. Hayalen duyuyor gibiydi. Yine de kadına baka baka sarf etti sözlerini. “Savaş, kes sesini otur abicim. Kısır bir döngü içindeyiz. Sen gittin bir kapı çaldın, biri de gelir senin kapını çalar. Hâlâ çözemedin. Ne olacağımızı kim biliyor?”

“Ben!” Efruz elini havaya kaldırdı. Buna kimse şaşırmadı. Kılıç kahkaha attı. “Ondan şüphe etmemiştik Efruze.”

Lina aldırmadı Efruz’un sözüne. Basit bir sözdü onun için. “Diyeceğim araya söz giriyor Efruze,” dedi Lina.

“Söyle canım.”

“Ne kadar değişik gözlerin var, ilk defa bu kadar gri göz görüyorum. Annenizin de gözleri aynı renk. Ve bu kadar benzeyen anne kızlar da hiç görmemiştim,” dedi, Erva’ya da kısa bir an bakmıştı.

Kartal Efruz’a döndü. Kara gözleri ışıl ışıl parlayarak baktı karısına. “Bende ilk gördüğümde böyle demiştim.”

“Değişik,” dedi Kılıç. “Aynen böyle demiştin.”

Efruz’un gülüşü büyüdü. Başını kocasının alçılı omzuna yasladı. “Bense seni her erkek kadar çekici bulmuştum. Üzgünüm.”

“Sonuca bakıyoruz şimdi tabii,” dedi Kartal. Aklına bir anda gelen konuşmayı anımsadı. “Selin, Tufan seni hâlâ takip ediyor mu sosyal medyada?”

Selin kaşlarını aniden çatarak, “Tufan?” dedi. Tufan kimdi?

“Tufan kim?” dedi Kılıç. Selin’e ve Kartal’a bakıyordu.

Efruz başını kaldırdı Kartal’ın omzundan. Kartal’a çevirdi başını.

“Tufan işte. Hani şu doğru adamı bulamazsan son çare olarak kenarda tuttuğun adam?”

“Selin!” dedi Kılıç. Selin kilitlenmiş gibi Kartal’a bakıyordu.

“İnanmıyorum sana…” Efruz’un sitemli sesini işitince kadına döndü Kartal.

“Neden?”

“Sen… bizi nasıl duydun?”

“Ben neyi kaçırıyorum,” dedi Selin.

“Ben hatırladım Tufan’ı. Lisede peşindeydi Selin. Yanık yanık geziyordu sana,” dedi Hümeysa.

“Ah ha! Ben bile hatırladım,” dedi Dilay.

“Evet, bende pek tabii hatırlıyorum Tufan’ı.” Selin kendine garip bakan Kılıç’a döndü. “Sevgilim bile değildi. Konu başka Kılıç.”

“Arabama bilerek çarptın.”

“Evet,” dedi karısına gülümseyerek bakıyordu.

“Bizi mi dinledin?”

“Tam arkandaydım. Her bir kelimesini dinledim. Çok yakışıklı bir vampir…”

Hümeysa kahkaha attı. “Vallahi dinlemiş.”

Kocasına kilitlenen Efruz’un bakışları yumuşadı. Ne diyeceğini bilemedi. Kartal ona pençesini gerçek anlamda takmıştı.

“O gece seni gördüm ve bir masalın kahramanları olacağımızı hissettim. İnanamadığım tek şey gözlerinin gerçek olduğuydu. Bende daha önce böylesi gözler görmemiştim.”

“Pençemi takayım dedin.” Efruz gülümsedi. “Olan kara kızıma oldu desene.”

“Feda olsun.”

“Buna inanmalı mıyız?” dedi Tamer, cevabı bile bile. “Sen o araba için canını bile verirdin. Parçalayacak olduğunu bilsen yine de yapar mıydın?”

Kartal’ın bakışları Efruz’u esir almıştı. “Gözümü bile kırpmazdım.”

Masada onların aşkıyla aşklanan, Efruz’un getirdiği güzelliklerin varlığını yanlarında hisseden adamların kalpleri de en az onlar kadar aşkla çarpıyordu.

Odanın kapısına, Asude’yi ve Savaş’ı çağırmaya gelen Yarbay Recep konuşmayı bölmek yerine sessizce dinlemeyi tercih etmişti. Biraz geri çekilip, yüzünde tebessümle dinlemeye başladı. Efruz’un onu hissedeceğini hep unutuyordu. Hep unutacak gibiydi.

Tek bir söz daha etmeden başını adamın omzuna geri bıraktı Efruz. Kartal kadının saçlarından aldığı öpücükle arkadaşlarına döndü. Hepsi hayran hayran onları izliyordu.

“Aslına bakarsak Efruze sadece senin hayatıma  girmedi. Hepimizin hayatına bir şeyler bıraktı,” dedi Savaş. “Efruze olmasa ben Asude’yi belki de hiç tanımayacaktım.”

“Bende Selin’i.”

“Bende Erva’yı.”

“Bende Hai’yi.”

‘Bende Dilay’ı.’ İçinden konuşan Metehan genç kadına bakmıştı.

‘Bende Lina’yı.” Bulut’ta tıpkı Mete gibi içinden sessizce konuşmuştu.

“Bende Gülnur’u.” Dudakları arasında sessizce mırıldanarak odaya girdi Yarbay Recep.

“Bende emek verdiğim evlatlarımı böyle mutlu göremeyecektim. İyi ki geldin Efruze.”

“Teşekkür ederim dayıcığım. Size de iyi geldim demek. Buna çok sevindim.”

Yarbay Recep başını sağa sola salladı gülümseyerek. “Ah sen… senden asla bir şey kaçmaz.”

“Ha şunu artık öğren dayıcığım.”

“Neyse… Asude ve Savaş. Eniştem sizi bekliyor.”

“Ne için?”

“Evet, ne için?” dedi Asude.

“Ben şey demiştim babama,” dedi Efruz kocasına yan yan bakarak.

“Efruz!” dedi Kartal.

“Sorun olmaz Kartal.”

“Ne oluyor?” dedi Savaş. Asude de merak içinde idi.

“Babama sizin nikahınızın kıyılmasının doğru bir hareket olacağını anlattım. O da beni haklı buldu. İstemiyorsan…”

“‘Ne alaka,” diyen Savaş ayağa fırladı. “Hadi kalk Asude.”

“Savaş!” dedi inlercesine Asude.

“Emir büyük yerden. Babamı kırmak olmaz. O uygun görmüş, ayıp!”

“Çakal!” diye gürledi Kartal. “Ah Efruz ah.”

“Ne!? Ne var canım. Hadi gidin siz bizde geliyoruz.”

“Şahidin olayım Savaş.” Harun’a baktı Savaş. “Ol kardeşim. Şahit ol, Asude ile nikahım kıyılacak.”

“Serseri!” Kartal yüzünü buruşturdu. “Defol git karşımdan. Hayır bekleyin ben babamla konuşacağım,” diyen Kartal, sandalyesinin otomatik kolunu hareket ettirmeye yeltendi ama küçük mekanik araç bozulmuş gibiydi. Kolu ileri geri hareket ettiriyordu ama kımıldayamıyordu.

“Hay Allah bozuldu mu?” dedi Efruz.

Kartal gözlerini kısarak baktı kadına. “Sen…”

“Ben ne yaptım şimdi Kartal? Aşk olsun ama… Dur ben götüreyim seni.” Ayağa kalkan Efruz adamın ardına geçip tekerlekli sandalyeyi hareket ettirmek istedi ama kımıldamadı. “Valla bozulmuş hayatım.”

Savaş’a göz kırpıp gülümsedi Efruz. Kaşıyla toz olun der gibi bakıp de başını salladı.

Savaş kahkahasını zorla bastırdı.

“Ben de Asude’nin şahidi olayım,” dedi Tamer. Bir bakayım değil mi ne nasıl oluyor. Sıra bize de gelecek sonuçta.”

“Agh,” diye inledi Erva. “Taktı.”

“Nikah?” dedi Hai. Kocaman sorularla bakıyordu.

Hai’nin katolik dinine mensup olduğunu bilen Harun kadına gülümsedi. “Sizde kilise de evlilik, bizde imam nikahı.”

“Ah, tamam. Efruz bahsetmişti. Ama şimdi mi?”

“Kız Çinli lan! Bak ne diyor. Şimdi mi diyor!”

Kartal’ı umursamadı Savaş. Onu daha kim tutabilirdi ki? Hiç kimse! “Efruze…”

“Efendim Savaş?” 

“İyi ki varsın.”

“Hadi gidin.” Efruz gülüşüyle onları ödüllendirdi. Savaş ve Asude odadan ayrılırken Kılıç Selin’e döndü. “Telefonunu versene.”

“Neden?” 

“Tufan’a engel atacağım.”

Selin elini ağzına kapatarak kahkaha attı. “Hiç şansım kalmadı Kılıç, geçen ay nişanlandı. Tufan’ı da kaybettim. Sana iyi sahip çıkmam gerekiyor.”

“Ha öyle mi?” dedi Kılıç arkasına rahatça yaslandı. “Allah tamamına erdirsin.”

                         🦅

Hızla çarpan kalbini bir Allah’ın kulu duymasın diye hızla Savaş’ın yanından geçerek odadan kaçarcasına çıktı. Oğlunun da kızının da göklerdeki düğünlerini kıymak nasip olan Ensar Bey, alnındaki teri elinin tersiyle sildi. “Allah utandırmasın oğlum.”

“Amin, baba.” Savaş adama saygıyla başını eğerek cevap vermişti.

Ensar Bey’de çıkınca Savaş dudakları arasından sesli bir soluk bıraktı. “Çok garipti.”

“Fark ettik,” dedi Tamer.

“Ne hissettin?” diye sordu Harun.

“Ne hissetmedim daha doğru bir soru. Yüreğim ağzına kadar doldu.”

“Hayırlı olsun.” Tamer arkadaşının omzuna elini atıp sıktı.

“Darısı başımıza.” Harun da dostuna büyük bir mutlulukla baktı.

“Amin,” dedi Savaş. Kapıya yöneldi. “Asude’yi bulayım. Kaçıp gitti resmen.”

İki adamda ardından sırıttı. Savaş kapıdan çıkınca sağına soluna bakındı. Göremedi. İlk olarak sesin yüksek çıktığı mutfağa yöneldi. Kadınlar Asude’yi ortalarına almış sorular soruyordu. En merakla dinleyen ise hiç şüphesiz Selin’di. Sıradaki nikahın onun olacağını biliyordu.

“Öleceğim sandım Selin.”

“Hadi ya…” Selin pırıl pırıl parlayan gözleriyle merak içinde dinliyordu. Elini kalbine koyup nefes aldı. “Ay beni bi’ heyecan bastı şimdiden.”

“Manyak bunlar…” Dilay kahkaha attı.

Efruz arkadaşına yan bakıp bedeniyle dürtü. “Sana da sıra gelecek. Metehan sana nasıl bakıyor öyle?”

Erva kahkaha attı bu sefer. “Ben diyorum size Erosiye olacak ablam.”

Dilay Erva’nın gülüşünden aldığı gözlerini Efruz’a çevirdi. “Efruz…”

“Ne? Yalan mı?” İki elini birbirine vurup toz varmış gibi silkeledi Efruz. “Bekar kalmadı. Oh rahatladım.”

“İçinden çıkan kadından sonra bu Efruz da kim? Kendisi evlenmez, evlenene yan bakardı. Şimdi şu hali gözlerimi yaşartıyor.” Hümeysa ciddi ciddi gözlerini sildi. Hormonal gel gitlerin kendini gösterdiği bir andı. “İnanamıyorum. Efruz…”

“Ağ bu da manyak ağlıyor,” dedi Selin.

Efruz kolunu Hümeysa’ya doladı. “Canımsın… Sen merak etme ben sana arada cadılık yaparım, eski Efruz’u özlemezsin.”

“Aa! Ne münasebet,” dedi Hümeysa aniden kocaman açılan gözlerle. “O halin hiç çekilmiyordu Efruz. Ben evleneceğim dediğimde bana “ne meraklısın kocaya” dediğini unutmadım. Neyse ki artık seni suçlamıyorum o sözler için. Konuşan sen değilmişsin.”

Efruz dudaklarını büzüştürüp baktı arkadaşına. “Öyle demiştim değil mi?”

“Kimdi peki konuşan?”

Sorunun geldiği yöne yani Lina’ya döndü başlar. Hepsi aniden sağa sola bakındı. “Öcü,” dedi Savaş.

Tüm başlar ona döndü. Lina anlamadı ama Savaş zaten konuyu kapatmak için girişimde bulundu.

“Bahçede bekliyorum.” Asude’ye göz kırparak etkili bir gülüşle ayrıldı mutfak girişinden.

Asude kocaman gözlerle ardından bakıyordu. Ne bahçesi? Nerede bahçe? Ne olacak bahçede? İç dünyası karışan kız nefes almayı akıl etti. “Ne dedi?”

“Bahçe dedi.” Selin burnunu kıvırdı. “Öpecek!”

“Ham yapacak.” Efruz de elini havaya salladı. “Çok bile bekledi.”

Asude inanamaz bakışlar atarken Erva dahil oldu. “Ucuza gittim. Adam aylardır bekliyor, Tamer’i düşününce Savaş… Yangın çıkmaz inşAllah bahçede.”

“Nası ya? Öpmedi mi?” Lina şaşkınlığını gizleyemedi. Ve anında aklına geldi abisinin sözleri, ‘bana elini bile tutturmuyor,’ “Abime bak be.”

Hümeysa kahkaha attı. “Gerdeğe girmeyeceksin Asude, bu surat ne?”

“Gitmeyeceğim ben bahçeye.” Hemen ilerisindeki sandalyeye oturmaya ramak kala kızların yüksek sesli sitemleriyle donup kaldı.

“Ne demek gitmeyeceğim!? Kalk çabuk,” dedi Efruz. “A deli mi ne. Başıma kalacak, kocan öpmeyecekte ben mi öpeceğim?”

“Öpme falan demesenize,” dedi Dilay. “Kızı ürkütüyorsunuz.”

“Ne var ürkecek? Sevdiği adam o. Nişanlısı üstelik. Evlenecek,” dedi Selin. Asude’nin kolunu tutup kapıya çevirdi kızı. “Yürü hadi. Bekletme adamı. Büyükannem ‘sofrada adam yatakta kadın beklenmez’ derdi.”

“Ne yatağı Selin?” dedi Asude isyan edercesine. Heyecanı katlanan genç kızın derdi sadece bacaklarının onu taşımayacak olmasındandı. Kalbi güm güm atarken kaçmak gibi dahiyane bir fikre kapılıyordu.

“Dua et abin yerinden kalkamıyor yoksa tüm gece peşinden koşacaktım,” dedi Efruz ve der demez Asude’yi sırtından iteklemeye başladı. Diğer kızlarda ona katıldı. Asude çırpınmayı bırakıp durup kızlara döndü. “Tamam.” Sakince bir nefes alıp verdi. Gözleri merakla parlayan kadınlar üzerinde gezindi. “Gidiyorum. Peşindem gelmeyin.”

“Meraklı değiliz,” dedi Selin. Kızlardan destek alamayınca hepsine tek tek baktı. “Meraklı mıyız?”

Efruz omzundaki tozu silkeleyip sessizliği tercih etti. Hümeysa karnını sıvazlayıp iç geçirdi. Dilay çekimserdi, yerinde kıpırdandı. Erva tavandaki bir noktaya odaklandı. Hai de kızlara şaşkın bakışlarını yolladı. Lina kahkaha attı. “Ben de geleyim mi Asude? Küçük kardeşim ya aranızda dururum.”

“Hayır!” diye gözlerini belerten Asude kızlara parmağını salladı. “Mahvederim sizi. Bekleyin burada.”

“Peki,” dedi Efruz, ima ile.

“Naklen yayın yapma Efruz. Yedi gözünü birden oyarım.”

“AA, tamam dedim Asude. Hadi git adam ağaç oldu.”

Ona inanmayan gözlerinizi devirip eteğini topladı ve arkasını dönerek evin çıkış kapısına yürüdü. Bahçeye çıktığında soğuk havayı içine çekerek rahatladı. Arkasına bakma gereği bile duymadı. Sağına soluna bakındı ama koca bahçenin neresinde idi Savaş? Önüne uzun bir süre bakındı. Işıklı bahçede kimse görünmüyordu. Sola döndü ve yürümeye başladı.

Evin bir yanını aştı ama adamı bulamadı. Arka bahçeye geldiğinde yine bakındı ama yoktu. Hafifçe bağırdı, “Savaş.”

“Sesime gel,” diyen adamın sesiyle kocaman gülümsedi. Ses evin sağ tarafından geliyordu. Eteklerini iyice kaldırıp topuklu ayakkabıları çimlere bata çıka ilerledi. “Hadi,” diyen adamın sesi hiç duymadığı kadar canlı ve aşk dolu çıkıyordu. Savaş ile her an başka bir pencereye açılıyordu dünya.

“Geliyorum,” dediği anda evin köşesini döndü. Savaş tek omzunu duvara yaslamış, bir ayağı digerinin üzerinde çapraz, kolları göğsünde bağlıydı. Asude eteklerini bırakıp kendine beş metre uzaktaki adama baktı. Gülüşü anbean büyüdü. Işıkların aydınlattığı kadarıyla görüyordu adamı.

Savaş kollarını çözerek sol elini havaya kaldırıp kızı parmağıyla ‘gel’ dercesine ileri geri oynattı. Sözü de sarf etti. “Gel.”

Heyecanı toz bulutu gibi dağılıp cesarete gelen Asude eteklerini topladı. Adımları hız kazanırken Savaş iki kolunu da açmıştı hızla  gelen kadının kendine sarılması Savaş için. Dünya tatları arasında şimdi hissettiği eşsiz bir duyguydu. Daha pek çok eşsiz duyguya Asude ile erişecek olmasını ise düşündükçe aklını kaçıracak mutluluğa eriyordu.

Boynuna dolanan kollarla Asude’yi kendi bedenine sımsıkı bastırıp ellerini kızın sırtına ve beline yerleştirdi. Kollarında tuttuğu kadın onundu. Sonsuza kadar onundu. Sevdiği tek kadındı. Seveceği tek kadın…

“Savaş, kalbim duracak sandım içeride.” Bağlandığı hızla ayrıldı Asude. Adama en güzel gülüşlerini sundu. Savaş kızın yüzünü elleri arasına alarak içli bir bakışla Asude’nin yanağına kondurduğu öpücükle ilk hırsızlığını gerçekleştirdi. Asude ellerini adamın bileklerine yerleştirdi. Daha ilk gördüğünde tırnaklarını taktığı yanağına dudaklarını bastırdı.

Savaş Ölecekti.

Aşktan sessizce can verecekti.

“Kalbimden oluk oluk Asude akıyor. Ne olacak benim halim?”

Asude küçük bir kahkaha attı. “Kahven nasıldı?”

“Senin kadar tatlıydı. Tuzsuz ve Asudeli…”

Ellerini kızın yüzünden indiren Savaş bu sefer iki elini birden sıkıca kavradı ve sıktı. Onundu bu eller artık. Asude taşıyor olabilirdi ama onundu. Asude onundu. Hiç olmadığı kadar onun… “Sen ne güzel çıktın karşıma öyle…”

“Sen ne güzel sevdin beni be Savaş. Ömrümce seni beklemek ne kadar da güzelmiş, bu eşsiz benim için.”

Kadının iki elini de dudaklarına götüren Savaş öperek indirip Asude’nin gözlerine baktı. “Bu dünyada eşsiz olan tek şey sensin. Kaderimin en keskin çıkmazısın. Sen kıyamete kadar seveceğim tek kadınsın.”

Gülümseyen Asude Derince bir duyguyla kendini Savaş’ın göğsüne yasladı.

Merak kötü bir şey miydi? Neyi merak ettiğine göre değişebilirdi. Efruz güçlerini çok seviyordu. Bedenini görünmez yaparak sırtını duvara veren ve içli bir aşkla ışıl ışıl gri gözlerle onları izliyordu. Ve hiç utanmıyordu. Dudaklarını büktü ve doğruldu yaslandığı yerden. İç çekerek arkasını döndü.

Görünmez bedenin, duvardan eve giren siluetini göremediler ama sesini duydular çünkü Efruz bilerek sesini onlara duyurmuştu.

“Öpmedi ya la.”

Sesle birbirilerinden ayrılan çift etraflarına bakındı ama kimseyi göremeyince gerçeği orada kavradı. Birbirlerine bakarak kahkaha atıp sıkıca sarıldılar.

“Efruz…”

“Efruz…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!