Keyifle okuyun…

                                   🦅

“Hazır mısın?”

Efruz ayakta tüm gücüyle ve kararlılığıyla kocasına bakıyordu. Kartal sırtını verdiği yatak başlığından Efruz’a, “Daha neler,” dercesine bakıyordu. Abajurdan yayılan ve odayı gerektiği kadar aydınlatan ışıkla birbirilerini net görüyorlardı.

Bacağındaki alçıya dokundu Efruz. Aşağı yukarı elleriyle hatmetti alçıyı. Sonra alçıdaki koluna dokundu. Kocasına bakmıyor, neler yapacağını ve nelere konsantre olması gerektiğini düşünüyordu.

“Efruz…”

“Lütfen, Kartal. Anlattım sana. Gülü iyileştirdim ve denemek istiyorum.”

“Bunun sana zararı olabilir. Ve ben gül dalı değilim, elinin altındaki kemik.”

“Bünün farkındayım sevgilim. Bana bir zararı olmayacak, buna eminim. Zannettiğinden daha güçlüyüm artık; biliyorsun bunları neden beni konuştuyorsun?”

“On gün sonra zaten çıkmış olacak alçılar.”

“Hayatımızdan on gün gitmez belki. Evimize gideriz. Merak etmiyor musun?”

“Deli gibi merak ediyorum kırmızı ve siyah yatak odamızı.”

“Başka bir şeyi merak etsen dişimi kıracağım Kartal. Evimiz yatak odamızdan ibaret değil.”

“Evet, ama en anlamlı yeri.” Kartal kadına göz kırptığında Efruz kendi gülümserken buluyordu.

“Evet… onun için bir deneme yapacağız sevgili eşim. Canını yakarsam hemen söyleyeceksin, söz mü?”

Yerinde kıpırdanan Kartal kendine rahat bir zemin ayarladı. “Söz. Hadi başla bakalım.”

Evin sessizliğe gömüldüğü, ev halkının derin uykuya saplandığı gece yarısı saatinde odalarında doğaüstü güçler oyunu oynamaya başlamışlardı. Efruz yere dizlerini bıraktı. Kartal’ın bacağı tek ilgi odağıydı. “Neler yapacağıma göre yarın sabah erkenden hasteneye gideceğiz.”

“Niye geldin diyecekler. Çıkarmazlar alçıyı.”

“Hüseyin bize bi’ kıyak geçecek artık, olursa. Hem alçı senin değil mi?”

“Benim mi?”

“Evet, senin. İstemiyorum dersin.”

Kartal, Efruz’un sözlerine kahkaha attı. “Önüme gelmiş yemek mi bu?”

Efruz omuz silkti. “Peki, sen halledemez isen ben onların ağzını dilini bağlarım merak etme sen.”

“Allah için merak etmiyorum karıcığım.”

“Akıllı kocam ya. İyi ki evlenmişim seninle.”

“Çok şükür ki.”

Gözleri tekrar bacağa yöneldi Efruz’un. Yaşadığı müddetçe ‘iyi ki’leri’ bitmeyecekti, buna emindi.

Odaklanarak sessizce alçıya baktı. Beyninde dönen fısıltıları dinledi. Derin nefes eşliğinde iki elini de havaya açtı. Serçe parmakları birbirine yapışıktı. Bir süre o şekilde durdu. Kartal itina ile karısını izliyordu.

Efruz’un avuçlarının üzerinde yeşil bir ışık huzmesi belirdi. Minicik bir ışıktı ve hızla dönüyordu. Kartal’ın gözleri büyürken Efruz tepkisizce ışığı izliyordu. Ellerini birleştirerek ışığı iki eli arasına hapsetti. Ellerini birbirine sürterek ışığı tüm ellerine yaydı. Yayılan ışık kayboldu ve Efruz ellerini alçının ayak kısmından bitimine kadar yavaş bir şekilde gezdirmeye başladı.

Yeşil ışık kadının ellerinden alçının üzerinde belirdi. Alçı ışığı su misali emmeye başladığında Efruz hiç tepkisiz işine konsantre idi. Kartal şahit olduğu doğaüstü gerçeklerle bir kez daha şoka girmişti. Belki de hiç alışamayacaktı. Efruz’un her bir gücüne bu şekilde şaşkınlıkla bakacak ve anlam veremeyip boş verecekti. Boş vermeler zamanla gözünde normal bir görüntüye ulaşacak ve Kartal belki de olanları doğaüstü diyerek karşılamayacaktı. Bunu şimdilik bilmiyordu.

Elinin ayalarını alçıların tüm yüzeylerinde gezirdi ve ışık kendini alçının altına hapsetti. Efruz arada kocasına bakıyor, herhangi bir tepki bekliyordu. Fakat Kartal en ufak bir tepki bile vermiyordu; adamın deli görmüş bakışları hariç…

Alçı üzerindeki işlemi bittiğinde çatlak, bandajlı olan koluna uzandı. Kartal kolunu havaya kaldırıp ona yardımcı oldu. Siyah bandajın altına nüfuz eden ışık huzmesi şimdi daha net seçiliyordu çünkü bandaj alçı kadar sert ve somut değildi. Işık, bileğinden dirseğine kadar adamın kolunu dönerek sarmalamış ve derinin altına girmişti.

Tüm ışıklar kendini kapatınca Efruz geriye çekilip gülümsedi. “Oldu sanıyorum.”

“Bu mükemmel bir şey.” Kartal hâlâ koluna bakıyordu. “Ürkütücü ve muhteşem.”

“Ürkütücü durduğu doğru, ama sizin için. Ben doğduğumdan beridir yapıyor, yaşıyor gibiyim. Ama…” dedi kadın durgunlaşan haliyle.

“Ama?” Kadına bakan gözleri kısıldı. Efruz’un her halini ezbere bilen Kartal, ‘ama’nın derin bir anlamı olduğunu fark etti.

“Sanırım buna devam etmek istemiyorum. Normal bir insan olarak yaşamak istiyorum. Duvarlardan geçmemek, kimsenin zihninde dolanmamak, nesnelerle temassız hareket halinde bulunmamak ve geleceği tahmin etmek istemiyorum.”

Kartal naifçe gülümsedi. Bandajlı kolunu uzattığında Efruz dizlerini yerden alarak ayağa kalktı. Adamın elini tutarak yatağa çıktı. Alçılı bacağa dikkat ederek kocasının diğer yanındaki boşluğa yerleşirken kolunun altına girmişti. Başını kocasının göğsüne yasladı. Derin bir nefes bıraktı. Sadece onun göğsünde bir ömür tüketebilecek kadar mutluydu. Hayattan beklentisi Kartal’ın güvenli kanatlarıydı.

“Bunu yapabiliyorsan sana en büyük desteği ben veririm.”

“Yapabileceğimi düşünüyorum. Evet, doğduğumdan beri böyle yaşıyor gibiyim, ama yaşamadım. Normal bir hayatım vardı. Eğlenceli aslında, ama bir gün duymamam gereken bir şeyi duyduğumda çok üzülebilirim. Veya duymayı istediğim şeyler olur, onları benim bilmem yerine bana söylendiğindeki heyecanı yaşamak isterim. Hayatımın hiçbir heyecanı kalmayacak böyle giderse.”

Kartal’ın parmakları kadının saç uçlarıyla oynuyordu. Ne denli haklı olduğunu biliyordu. Eğlenceli olduğu kadar da can sıkıcı olabilirdi bu durum. “Bunda çok haklısın. Ömrümüzün sonuna kadar seni sevdiğimi söylemek istiyorum ve sen bunu bildigin için söylemediğimi düşün. Hatta sen bilmiyor, duyuyorsun beni. Sevdiğin insanlar mutluluklarını seninle paylaştıklarında onlara eşlik etmelisin. Onlarla mutlu olmalısın, onları okumamalısın.”

Dizlerini karnına çekerek adama iyice sokuldu. Gözlerini kapatarak gülümsedi. “Evet. Ölene kadar duymak istiyorum beni sevdiğini. Sesli…”

“Seni seviyorum… bunun gibi mi?” Kartal gülümseyerek kadının saçlarını biraz daha karıştırdı. Efruz küçük bir kahkaha atarken gözleri açıldı. “Tam da bu şekilde. Seni seviyorum… Seviyorum… Kartal, sen sevginin somut halisin. Bunu nasıl duymak istemem ki.”

“Beni söyleme zevkinden mahrum etmeyecek olduğun için teşekkür ederim.”

“Beni sevdiğin için ben teşekkür ederim.”

                                   🦅

Hüseyin branşı olmamasına rağmen doktor arkadaşı ile röntgen sonuçlarını inceliyordu. Konuştukları gibi nedensiz bulmuştu doktorlar röntgen çekilmesini, ama Efruz Hüseyin’i bir şekilde kandırmayı başarmıştı. Güçlerini kullanmamış, kimsenin zihnine de girmemişti. Yeni fark ettiği ikna kabiliyeti buna yetmiş ve artmıştı.

“İnanılmaz…” dedi diğer doktor, Sedat Bey. “Çok erken kaynamış kemikler.”

“Aynı fikirdeyim Sedat,” diyen Hüseyin de en az meslektaşı kadar şaşkındı. “Gerçi on gün kalmış, çok da düşünmemek gerek üzerine.”

“Size iyi bakmışlar Kartal Bey,” dedi doktor Sedat.

Karısına baktıktan hemen sonra doktora döndü Kartal. “Annem sağ olsun, kemik suyu içirdi yirmi beş gündür. On iki saat kaynamış olmasını atlamayacağım. İçim dışım kemik suyu.”

“Belli oluyor, kemikleriniz eskisi gibi yerinde ve sağlam görünüyor.”

“Yaa…” Efruz hissettiği gerçek bir neşe ile grilerini kıstı. “Nasıl sevindim.”

“Çatlak kolunuz bile iyi.” Doktor Sedat, yaşadığı şoktan çıkamıyordu. Kırıkları fazla derindendi oysa. Bir hafta bilinçsizce uyumuş, sonrasında yine bir haftaya yakın bir zaman hastanede kalmışlardı ama o kemiklerin eski halini alması uzun oldukça uzun bir süre alacaktı. Alçılar açılsa bile yürürken bir süre zorlanacak, ağrı kesicilerle geçiştirecekti.

“Kemik suyu ile olacak iş değil bu. Anneniz özel bir ilaç mı kullandı?”

Kartal’a merakla bakıyordu. “Evet,” dedi Kartal, Efruz’a göz kırpıp.

“Öyle mi? Ne peki?”

“Anne duası en büyük ilaçtır. Yatıp kalkıp dua ediyor.”

Doktor Sedat beklediği cevabı alamadı ama ayılmış gibi gülümsedi. “Ondan kuşkumuz yok elbette. Sizin için yapacağım son şey alçılardan kurtarmak olacak.”

                            🦅

Çıkan alçılardan arınan Kartal, Efruz’un bilerek büyük bir çantaya, siyah kot pantolon, siyah bir tişört, uygun gri ceket ve siyah spor ayakkabıları giymesi için kocasına yardım etti. Doktorlara çaktırmamak adına valizi arabada bırakmıştı. Yavuz’dan ister istemez eline ulaşmıştı.

Son derece yakışıklı ve karizmatik duran adama baktı. “Hazır mıyız?”

“Sayende…”

“Ah, ben ne yaptım ki? Annen sana kemik suyu içirdi.” Elini havada salladı gülerek.

Kartal kahkaha attı. “Annemi mi kıskandın sen?”

“Ne münasebet Kartal Bey. Kendinize geliniz. Anneniz bu dünyada kayınvalide olacak en nadide kadın. Onu kıskanmak değil, örnek almak niyetindeyim.”

Yatakta oturan adamın ayakları yere basıyordu. Kollarını göğsünde bağlamıştı. “Efruze Hanım, annem sizin gibi bir gelini yedi cihanda arasa bulamazdı. Ne hoş ettinizde gelini oldunuz. Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.”

Efruz, kocasına yaklaşıp yakalarına uzandı. Tozu silkeler gibi birkaç hareket yaptı. “Annenizle bir sorunum yok Kartal Bey. Teşekkür etmek isterseniz babanız babam olsun. Babadan nasipsizim, babanızı kıskanıyorum. Babanız beni de sever mi?”

Kartal’ın gözleri hüzünle kapanıp açıldı. Umursamıyor gibiydi. Hatırlamak istemiyor gibiydi. Konuşmuyor, fikir beyan etmiyordu. Açıktı ki çok uzun zaman unutamayacaktı olanları.

“Söz. Sen kıskanma diye ben daha az severim babamı.”

Kocasına bakan gözlerini sisler kapladı. Ardında bir yağmur saklı gibiydi. Mezarını bile merak etmediği bir babası vardı. Nasıl öldüğünü bilmediği… kimin öldürdüğünü tahmin ettiği… Yirmi beş koca yılını zindana çeviren bir adamın kızı olduğunu unutamıyordu. Utanıyordu. Canı yanıyordu ama canının acısı babasına değil, kendine yaşattıklarındandı. Ve sevgisiz geçen uzun yılları…

Dolu gözlerle gülümsedi. Kollarını kocasının boynuna doladı. Kartal’ın kollarına sokuldu.

“Kabul ediyorum.”

                                 🦅

Tekerlekli koltukta evden ayrılan Kartal’ın yürüyerek dönmesi Asude, Dilay, Ensar Bey ve Hatice Hanım’ı bir süre şoka sokmuştu. Hai ise şaşırmayan tek kişiydi. Haberi alan arkadaşları koşarak gelmiş, Kartal’ı ayakta görmüşlerdi. Kısa bir şokun ardından ise hepsi Efruz’a ima ile bakmış, kimin neler yapmış olduğunu çözmüşlerdi.

Efruz üstünde alınmamıştı. “Benimle hiç ilgisi yok. Hatice annemin kemik suyu çorbaları yaptı ne yaptıysa.”

“Gerçekten mi?” Hatice Hanım mutlu bir yüzle evladına dokunan iyiliğinin verdiği sevinçle gülümsedi. “Yine yaparım oğlum. Daha sağlam olur kemiklerin.”

“Aman!” dedi Kartal, farkında olmadan gözleri büyümüş sesi yüksek çıkmıştı. Annesi oğluna şaşkın bakıyordu. “Neden?”

“Çok içtim annem. Çok iyi geldi ama bir süre görmesem. İçim dışım kemik suyuna çorba oldu.”

“Nankör sende. Ayakta geziyorsun bir de nimete laf ediyorsun.” Hatice Hanım yüzünü buruşturmuş, ters yöne çevirmişti. Kartal annesinin yanaklarını sıkarak öpücükler kondurmuş, gönlünü almıştı.

Gülümseyen bir yüzle karısına döndü. “Ne zaman taşınıyoruz?”

“Yakında,” diyerek göz kırptı Efruz. “Çok yakında…”

                                   🦅

Üç koca gün Kartal’ı zor zaptetmesiyle geçen zaman sonunda artık sınır noktasına gelmişti Efruz. Holdinge gitmesine izin vermediği kocası tabiri caizse dizinin dibinden ayırmıyordu.

“Yedin bitirdin beni!” diyerek göz devirdi. Mor, uçuş uçuş dizlerinde biten fakir kol elbisesi ve ince aynı renk trençkotunu kuşanmış arabasına doğru ilerliyordu. Kocası da hemen arkasından geliyordu. Uzun gür ve kıvırcık saçlarını her zamanki gibi salmıştı. Arabasının yanına geldiğinde tepesindeki güneş gözlüğünü aldı Efruz. Hava bugün mis gibiydi.

Takındığı gözlükte baktı adama. “Atla, sana hayatının aksiyonunu yaşatacağım.”

Kendi gözlüğünü takan Kartal, spor giyim içinde her zamanki gibi karizmatik bir görüntü sergiliyordu. Siyah kotu, siyah bisiklet yaka tişörtü ve siyah deri ceketiyle Efruz’un en sevdiği karanlıklar prensi gibiydi.

“Buna emin değilim.”

“Nedenmiş o?”

“Alçılarımdan yeni kurtulduğumu düşünürsek…” diyen adamın mükemmel gülüşüyle Efruz başını yana yatırıp gülümsedi.

“Ya sen ne şeker şeysin öyle.”

“Öyleyim değil mi?”

Efruz kahkaha attı. “Ukala. Bin hadi. Evimize gidiyoruz, senin şu an uçur beni Efruz demen gerekiyordu. Seni pek bir korkak gördüm Kartal Sipahi.” Şoför kapısını açan Efruz bedenini içeri bıraktı. Kartal da mecburen onun yanındaki yerini aldı.

“Senden nasıl korkmam Efruz Sipahi?”

Nazlı motor sesiyle adrenalin hissini yaşadı Efruz. Sesli bir iç çekti.

“Ne oldu?”

“Bazen sana mı yoksa bu şahane şeye mi sahip olduğuma dua etmem gerektiğini kestiremiyorum. Şu sesi dinle.” Gaza basıp çıkan sesle bir iç daha çekti. “Nasıl zevk veriyor bana.”

Kartal karısına donup kalan bakışlarla kilitlenmişti. “Böyle yapmaya ve konuşmaya devam edersen senin yarım bıraktığın işi ben tamamlarım.”

Aracı bahçeden çıkarıp yola soktu Efruz o esnada. “Hangi yarım iş?” dedi aynaları kontrol ederken.

“Altımızdaki aracın hurdaya çıkma işi.” Kartal kıskanmış surat ifadesiyle yola döndü. Ama Efruz’un algıları ve gözleri hızla açılmış adama dönmüştü. “Makineyi mi kıskanıyorsun sen?” Ses gelmeyen adama bir kez daha bakıp kahkaha attı.

“Ne münasebet Efruze Hanım. Siz dua ediniz ona sahip olduğunuz için.”

“Sizin kalbimdeki yerinizi kim alabilir Kartal Bey? Rica ediyorum bir makineyi  kıskanmayınız. Zira yatak odamı sizinle paylaşıyorum, bu size ne ifade ediyor?”

Başını iki yana sallayan adam gülüşünü saklayamadı. “Efruz…”

“Güzel seven adamım…”

“Işığımı senden alıyorum, aşkımı da. Güzel bir kadını seviyorum, dünyada tek maharetim sensin.”

“Ah hadi ama… Sen Kartal Sipahisin. İş dünyasının Pençe lakabını almış, başarıdan başarıya koşan iş insanısın. Ezme şimdi kendini, üzülürüm. Ne oldu senin egona?”

Başını koltuğuna yasladı Kartal. Alıp giden yolu izlerken aklı bambaşka yerlerde idi. “Koray kemiklerimi kırarken ve karşımda amcamı gördüğümde aslında senin kadar kayıp olduğumu fark ettim. Yıllarca hiçbir şey yapmamışım, hiçbir başarı elde edememişim sanki. On üç sene önceki Kartal ile o günkü aynı adamdı. Amcam beni esir almış, ama ben bunu hiç fark edememişim. Geçmiş insanın yüzüne öyle sert çarpıyor ki, geldiğim noktaya geri dönmüş gibiydim.”

“Hepsi birer ödlekten ibaretti. Yaşamak diye bir gerçek var ve onlar yaşama ayak uydurmak yerine kendileri için yaşam yaratmaya çalıştı. Hırsın insanı getirdiği yerdeler. MEZARDA.”

“Neden bu kadar zalim olmayı seçtiklerini düşünüyorum ama mümkün değil bulamıyorum.”

“Bulamayacağız. Onlar gibi kara kalpli olup dünyaya tapmadığımız için bu, hep muamma kalacak. Onlar için söylenecek çok şey var; hiç ölmeyecek sandıkları yaşamlarının bittiği yerdeler. Onlar birer zalimdi ve zalimler için yaşasın cehennem!”

                              🦅

Kara kızı özlediği demir kapının açılmasıyla bahçeye, Kartal’ın arabasının hemen yanına park etti. “Ve geldik.”

Başını kaldırıp eve baktı Kartal. “Pek bir şey değişmiş gibi değil.”

“Dış cepheyi parçalayamadım sevgilim. O olduğu gibi duruyor.” Kahkaha aracın içini doldururken Kartal da ona bakıp sırıttı. “Demek dış cephe masrafı çıkmadı.”

Alınmış gibi baktı Efruz kocasına. “Aşk olsun hayatım. Hepi topu yediyüz elli bin Türk lirası harcadım. Gözüne mi battı?” Tatlı tatlı kirpiklerini kırpıştıran karısına bakıp tek kaşını kaldırdı. “Bir milyon olacaktı o. Sürekli bankalardan telefon aldığımı unuttun sanırım.”

Efruz omuz silkti gülerek. “İki yüz elli bin için sana küçük küçük kartallar doğururum, hesap kapanır. Kabul mü?”

“Ow,” diyen adamın gülüşü kocaman olmuş, ardından kahkaha atmıştı. “Can evimden vurdun beni. Küçük küçük kumrular da olursa yediyüz elli bini de sileriz.”

Efruz kocasına dönerek elini uzattı. “Anlaştık. Ver elini.”

Kartal, Efruz’un elini tutup sıktı ve aşağı yukarı alışveriş bitiminde anlaşan iki insanın görselini sergiledi. “Benim için hayatımın en kârlı anlaşması oldu.”

Efruz sinsice bakıp sırıttı. “Lakin senden istediğim bir şey daha var. Onu da yaparsan beş çocukta kararlıyım.”

Kartal’ın gözleri kısıldı. Efruz’un sinsi gülüşü ardında bir şey gizliydi. “Sanırım bu hiç hoşlanmayacağım bir şey. İki çocukta karar kılmayı düşünebilirim. Bahtımıza ne çıkarsa…”

Efruz elini adamdan alarak aracın kapısını açtı. “Sen bilirsin sevgilim. Üzerine bir de kırmızı gecelik giyecektim.” Araçtan çıkarak Kartal’ın çıkmasını bekledi. Karşısına dikilen adam bilmiş bakışlarıyla kadını tepeden tırnağa süzdü.

“Kırmızı çok akıl alıcı, ama anlaşmayı az önce imzaladık ve sen isteğini imzadan sonra söyledin. Bu anlaşma ahlakına aykırı. İmza atıldığında her şey için çok geçtir.”

Efruz Kartal’a bakıp tek kaşını kaldırdı. Yüzündeki gülüş ilk defa adama ürkütücü göründü. “Sen anlaşmayı okumadan imzaladıysan suç benim mi? Söyleşme içerisindeki maddeleri atladın.”

Kartal’ın şaşkınlıktan açılan gözlerine kahkaha attı Efruz. “Ne oldu Pençe Bey, kal mı geldi?”

Kartal başını sağa sola sallayıp gülümsedi. “Tongaya bastım. Bu tarihimde ilk. Peki, maddelerde ne vardı?”

“Söyleyeceğim, ama şimdi evimize bir göz atalım.”

Kartal eliyle reverans yaptı. “Hanımlar önden.”

“Çok centilmensiniz Kartal Bey, ama ben birlikte girmeyi tercih ederim.” Kocasının koluna girerek yönlerini eve çevirdiler. “Evimizi çok seviyorum, ama fark ettim ki biraz küçük. Ve tenha bir alanda. Bizim için sorun yok, ama çocuklarımız olduğunda bize yetecek gibi görünmüyor. Ve bir şey daha fark ettim; çocuklar için uygun değil. Asansör var. Çocuklar meraklı yaratıklar. Sonra yatak odamız çok yüksekte. Onları aşağı indirip çıkarmak, sahip olmak zor görünüyor.”

Kartal evin kapısına bir adım kala durup Efruz’a döndü. Efruz ona bakıyordu. Kartal aklına aklına hiç gelmemiş konuların derinliğini Efruz’dan dinliyordu.

“Ne?”

“Sen… Sen harika bir anne olacaksın. Ben bunların birini bile akıl etmedim.”

“Çocuk sahibi olmak ne kadar basit Kartal. İstersin, olacaksa olur. Anne baba olmak öyle değil, sen de biliyorsun.”

“Sanırım, kalan ömrümü sana ‘Haklısın karıcığım’ diyerek geçireceğim.” Gülümseyerek Efruz’un alnına dudaklarını bastırdı.

“Hiç şikayet etmeyeceğim söz veriyorum.”

“Bende hiç bıkmayacağım, söz veriyorum. Ve çocuklarımız büyüyene kadar sana daha büyük, istediğin gibi bir ev alacağım. Ama sonra yine bu evimize döneriz.”

“Kabul edildi.”

Cebinden anahtarı çıkarıp kocasına uzattı. “Aç hadi.”

“Ya Bismillah,” diyerek anahtarı alıp kilide geçirdi Kartal. Beyaz kapıyı ittiğinde gözü ilk yerlere takıldı. Işıltılı, beyaz üç boyutlu taş zemin üzerine basılmaya kıyılmayacak kadar güzeldi. Dudakları arasında bir ıslık çıkardı Kartal. “Uçarak mı geçsem.”

“O benim işim, ama sen bas.” Efruz onu ardında bırakıp zemine topuklarını bastırdı. Çıkan tık sesiyle mest oldu. “Bu sesi sevmeyen bir kadın var mı acaba?”

“Efruz’un geliş sesleri olacak bana desene.”

Evin, iç renginde beyazı yenilemişti Efruz. Duvarlar, kapılar, yerler göz alıcı derecede beyazdı. Ferahlık olduğu gibiydi. Değişen eşyaların renkleri eve ahenk katmıştı.

Gümüş rengi fon perdelere uyum sağlayan geometrik desenli modern beyaz halı ve  aksesuarlar odayı bambaşka bir görüntüye kavuşturmuştu. Evin mutfak ve geçiş bölümleri, beyaz üç boyutlu sade taşlarla döşenmişti. Sadece taş zemin bile evi göz kamaştırıcı hale getirmişti.

Parmak izi bırakmayan cam, beyaz mutfak dolaplarıyla evin en ışıltılı konumunun mutfak olduğuna karar verdi Kartal. Büyük mutfağın L tipi tezgahı koyu gri idi. Ortaya yerleştirilen gri ada ile bir bütün halindeydi. Yerler ışıltılı beyaz taşlarla kaplanmıştı. Pencere çerçevelerinin bile değişmiş olduğu gözünden kaçmadı.

“Muhteşem…” dedi etrafı tarayan hayran bakışlarıyla. “Mesleğini adeta konuşturmuşsun.”

“Kocam sağ olsun. Benim için kazanıyor.” Kocasına göz kırptı gülümseyerek.

“Kocan sana hayran kalmaktan başka bir şey yapamıyor Efruz.” Kadının yanına gelerek omzuna kolunu dolayıp kendine yaklaştırdı. “Üst katları görmek için deliriyorum.”

“Telefonum çalacak hayatım, sen ikinci katı teftiş et ben sana yetişirim. Üçüncü kata bensiz çıkma lütfen.”

Kartal gözlerini devirdi. “Keşke önce çalsaydı telefonun.”

Efruz kahkaha attı. “Ne yapabilirim, duyularım açık.”

Kadını bırakıp mutfak kapısına ilerledi Kartal. “Çok şükür bin şükür karıcığım.”

“Aynen aynen kocacığım.” Tam çalacakken telefonu çıkarıp baktı. Asude ismi ekranda belirmişti bile. Hemen açarak kulağına yerleştirdi ve sessizce konuşmaya başladı. “Ben onu oyalarken siz süzülün içeri.”

“Peki Kraliçem.”

Kahkaha attı tekrardan. “O ne be manyak?”

“Sarayınıza teşrif edeceğiz ya ondan dedim. Ev evlikten çıkalı saraycık olmuş da.”

“Kapat! Dişi Pençe sende.”

“Kapatıyorum Kraliçem.” Asude’nin kahkahası gülümsemesine neden olurken başını sağa sola sallayıp telefonu trençkotunun cebine tıktı. “Ne tatlı bir görümce… Gerçi abisi de fena değil. Ne diyorum ben? Taş gibi abisi var. Benim taşım.” Adımlarını mutfak kapısına çevirdi.

“Geliyorum Kanatlı Taş’ım. Nerdesin?”

                         🦅

Bir kısmı ön kapıyı hedef alırken, bir kısmı aceleden mutfağın sürgülü kapısına hücum etti. Hepsinin ellerinde paketler vardı.

Cemile mutfağa bakıp bakıp iç çekti. “Yarabbim insanın çalışma azminini bile artırır bu mutfak.”

“Cemile abla sonra aşk yaşarsın, hadi çabuk,” dedi Asude.

“Tamam.” Cemile ok gibi fırladı yerinden.

Hepsi mutfağa girip kapıyı kapattı. Birbirilerine fısıltılı sesleriyle komut veriyorlardı. Kartal’ın ya da Efruz’un onları duyması neredeyse imkansızdı, ama belli de olmazdı.

Kocaman pasta kutusuna uzandı Erva. Üstündeki çıkıntıyı açacağı anda elinin üzerinde Tamer’in elini hissedip başını adama kaldırdı. Kıvılcımlar saçan adamın kara kahve gözlerine gülümsedi.

“Sen zahmet etme. Ben açarım.” Kadına göz kırparak itina ile paketi açtı. Cemile’nin hazır ettiği geniş, gümüş ve süslü servis tepsisine yerleştirdiler. “Çok da becerikli,” dedi Erva. Etrafına şöylesi bir dönerek gülümsedi. “Ne diyorsunuz kızlar, alsam mı ben bu adamı?”

“İyice gözden geçir. Becerikliyse bir düşün. Becerikli adam her kula nasip olmaz gerçi.”

“E, Hümeysa Hanım,” dedi kocası Erdal. “Size de olmadı galiba. Siteminiz başımı yardı da.”

Hümeysa dudaklarını büküp kocasına havadan öpücük attı. “Ne münasebet kocacığım. Yatağa gelen kahvaltıları nasıl unuturum. Birlikte yemek yapıyoruz ayrıca. Masayı biz topluyoruz ve gece sütümü de sen hazırlıyorsun. Kimse bir Erdal olamaz! Benim kocam dünya da tek tek!”

“Harbi mi?” diye sordu Kılıç.

“Harbi tabii. Beğenmedik mi?” dedi Erdal. “O benim karım. Evimin her şeyi. Az bile.”

Kılıç dudaklarını vay be dercesine kıvırdı. Hümeysa Kılıç’a bakıp cık cık etti. “Selin kızım sen yaş tahtaya bastın sanırım. Bu ağır abi çıktı.”

Kurabiyeleri sunum tabağına dizen Selin umursamazca omuz silkti. “Herkes yatağa kahvaltı getirecek değil Hümoş. Sütümü kendim de alabilirim. Başımı yaslayacak güvenli bir omuz da yeterli. Her insanın evlilikten beklentisi farklı göründüğü üzere.”

Kılıç keyifle gülümsedi. “Doğru kadını bulduğuma hiç şüphem olmamıştı.”

Diğer yanda Tamer hâlâ Erva’nın sorusu üzerinde dönen sohbetin ne zaman tekrar kendine döneceğini bekliyordu ve hiç sabırlı değildi.

Yavaş ve sessiz sedasız bardakları dolaptan indiren Asude Savaş’a veriyordu. Savaş’ta yine aynı sessizlikte gümüş tepsiye diziyordu. “Doğru kadınlar…” diye fısıldadı Asude’nin kulağına. Asude gülümsedi ve eğilip fısıldadı. “Güzel adamlar…”

“Senin ne gibi beklentilerin var Hai?” diye sordu Harun. “

Çatal bıçakları itina ile alıp tepsiye dizen Hai tüm güzelliğiyle Harun’a döndü. Yüzünde muhteşem bir gülüş ışıkları yanıp söndü. Kırık Türkçesiyle dudaklarını büktükten ve bir süre düşündükten sonra, “Hiç düşünmedim. Bu güne kadar düşündüğüm bile söylenemez. Mutlu olmak için ne gerekiyorsa ondan istiyorum.”

“Onda ne var canım,” dedi Dilay, kanepeleri tek tek dizerken. “Sevgi, saygı, anlayış ve sadakat yeterli. Gerçi bu saydıklarımı bir arada toplayacak bir sizleri görüyorum. Daha önce anne ve babamda gördüm. Başka örneğim yok.”

“Demek bizi öyle görüyorsun,” dedi Metehan, Cemile’ye yardım ediyordu. Üst dolaptan servis tabaklarını bir bir indiriyordu, Cemile de sessizce üst üste diziyordu.

Dilay adamın sesiyle ufak bir kalp çarpıntısı yaşadı ama işine verdiği özenle etrafına çaktırmamayı başardı. Lakin kısa bir an Metehan ile göz göze gelmişti.

“Görünen köy…” dedi kısaca ve küçük bir gülümseme eşliğinde.

“Ya sen Lina,” dedi Bulut.

Diğer paketlerden çıkan küçük kekleri çok katlı tabağa diziyordu Lina. Ona çevrilen soru ile bir an elinde kek ile Bulut’a baktı. “Ya ben?”

“Senin beklentin nedir evlilikten?” diyerek sorusunu yineledi Bulut.

Savaş, az sonra savaş çıkaracak olan bakışlarını Bulut’a çevirdiğinde bir adım atacaktı ki, Asude sevgili nişanlısının kolundan tutup kendine çevirdiğinde gözleriyle ona sesiz olmasını, sorun çıkartmamasını izah etti. Savaş başını aşağı yukarı salladı ama Bulut ondan sağlam bir yumruk yiyecekti bu gidişle.

“Evlilik… hiç düşünmedim, ama düşünecek olursam, Dilay ile aynı fikirdeyim. Bir kadın bu-böylesi saçma- zamanda başka ne ister ki? Tabii ki sonsuz güven veren bir erkek…”

Tamer sabrının sonuna geldi ve katı sesle, “Off,” dedi. Hepsi durup ona döndü.

“Ne oldu?” dedi Savaş.

“Ne olacak, evlenelim diye günlerdir dil döküyorum, tam ikna olacak, çok ciltli ansiklopedi yazdınız burada. Erva size bir soru sordu değil mi?”

Erva elini ağzına kapatıp kıkırdadı. Sesinin duyulmayacağını bilse kahkaha atacaktı. “Tamer…” dedi elini indirip.

Cemile gençleri dinliyor, dinledikçe gençleşiyordu. Tamer’in haklı isyanına gülümsedi. Hiç biri de fark etmiyordu ki yanlarında yirmi yıllık mutlu bir evliliğe sahip olmuş bir kadın vardı. Rahmetli eşini anımsayınca dertli bir iç çekti.

“Öyle Ali istemekle olmaz bu işin güzelliği kızlar. Siz bir Fatıma olacak mısınız önce onu söyleyin bakalım.”

Kızlar birbirlerine göz ucuyla baktı. Sessiz bir düşünce fırtınası hepsinin gözlerinden esip geçti. Tamer tek kaşını karizmatik bir eda ile kaldırmış, dudak bükmüştü Cemile’ye. Adamların bakışları Cemile’den sevdikleri kadınlara doğru kaymıştı.

Gençlerden ses çıkmayınca devam etti Cemile. “Biz rahmetli eşimle yirmi seneyi devirdik ve orada kaldı zaman. Çok çalıştı çok yoruldu. Sırf bana güzel bir ev almak için çırpındı durdu. Aslında ben hiç ev istememiştim. Olduğumuz bana yetiyordu da artıyordu. Gönül gözüm tıka basa doluydu. Öylesi güzel bir adamdı ki, onu anlatmam bile uzun yıllarımı alır. Eve hiç suratı asık gelmezdi. Kapıdan gülerek geçerdi. Ben o gülüyor diye mutlu olurdum o, ben ona gülümsüyorum diye. Belki uzun yirmi yılı paylaştık ama aslında bir gülümsemeyle ömür tükettik. Ve hiç çocuğumuz olmadı. Dilay kızımın söylediği gibi sevdik, saydık anladık, güvendik birbirimize. Kapımızı kapattığımızda dışarıdaki dünyayı umursamadık.”

Ona içli içli bakan insanlara bakıp burukça gülümsedi Cemile. “Hepinize söylüyorum; sevecek, sayacaksınız bir yuva kurun. Kırıp dökmek için de sevip saymak içinde aynı zamana sahipsiniz. Nasıl kullanacağınız size kalmış…”

Gençleri kendileriyle iç hesaplarına bırakan Cemile tabakları kucakladı. “Mete oğlum aç sen kapıyı ben sessizce yemek odasına gidip geleyim.”

Metehan başını sallayarak kapıyı usulca açtı. Cemile çıkınca da tekrar kapattı.

“Ayar verdi bize,” dedi Kılıç.

“Hepimize,” diye yineledi Selin.

“Duyduk mu zilin sesini Tamer?” dedi Erva.

“Çan sesiydi o Erva. Beynimde hâlâ titreşimleri var.”

“Ne demek istediğini hepimiz anladık mı?” dedi Asude.

“İstemekle olmuyormuş, o kısmını net anladım ben. Kendinden de vereceksin,” dedi Dilay.

“Yine güme gittim ben,” dedi Tamer.

“Kusura bakma sevgilim ama az önce duydun sen de. Evlenelim demekle olmuyormuş. Sen beni ben seni taşıyabilecek miyiz? Ablamla eniştem neler yaşadı gördük hepimiz. Evliliğin kerameti de bir yere kadar.”

Gözlerini devirdi Tamer. “Ne demek şimdi bu? Önümüzdeki otuz artı otuz sene bekar mı gezeceğiz?”

Pasta tepsini işaret etti Erva. “Ben bi’ bakayım canım sana şöyle etraflıca, alıcı gözüyle. Senden nasıl ev babası olur bir tartayım. Kucakla şimdi şu pastayı, başlangıç olsun.” Naif bir gülüşle adama göz kırptı Erva.

Başını sağa sola sallayıp gülümsedi Tamer. “Senden çekeceğim var.” Pasta tepsini kavrayıp kaldırdı. “Ama…” dedi. “Benim ne kadar inat biri olduğumu bilmiyorsun, öğreneceksin.” Arkasını döndü. “Kapı, Metehan.”

Metehan kapıyı açıp çıkmasını bekledi ve kapattı. “Manyak inattır Erva, yandın,” dedi Metehan gözlerini belertip.

Kaşlarını çattı Erva. “Nasıl yani?”

“Şu an sahibi olduğumuz tatil köyünü ilk ben alacaktım,” dedi Savaş. Erva ona döndü. “Ee…”

“Gel ortak olalım dedi, git işine dedim. Çok sevmiş, çok beğenmiş onun olmazsa nefes alamazmış, babasının yanında çok daralıyormuş. Bendeki de gıcıklık olmaz dedim. Çok ısrar etti; inadına olmaz dedim.”

Erva konunun nereye bağlanacağını bilememenin merakıyla bedeniyle döndü Savaş’a. “Ne oldu peki?” dedi Asude. Savaş Asude’ye dönüp gülümsedi. “Benden önce aldı, iki katı para verip benden önce satın aldı. Beni de kendine ortak yaptı. Pis piste sırıttı karşımda.”

Erva tükenmişçesine omuzlarını indirdi. “Yapma ya…”

“Sert kayaya tosladın,” dedi Selin.

Cemile’nin ve Tamer’in mutfak kapısından içeri girmesiyle konu kapandı. Ama Erva anladı ki onu zor bir süreç bekliyordu…  

                                  🦅

İçinde bulunduğu odaya son iki dakikadır soluğunu tutmuş halde bakıyordu. Eskisi beyaza tamamen hakimdi ve standart bir dizayna sahip ve konforluydu, ama gördüğü yeni oda başka bir diyardan kopmuş gibiydi. Taban tabana zıt!

“Şoktan çıksan mı artık?”

“Çıkamıyorum.”

“Abartma be adam, kırmızı siyah biraz da beyaz yatak odası işte.” Efruz yaslandığı beyaz makyaj masasından koptu. Beyaz parkelerin üzerinde süzülüp kocasının koluna girdi. Başını şaşkın adamın omzuna yasladı. Önündeki siyah cam duvara, ona yaslı yatak başına, baktı. “Beğendin mi?”

“Beğenmek basit kalacak, ama beğendim. Sen gerçek bir yeteneksin. Burası bambaşka bir yer haline gelmiş.”

Efruz kocasını bırakıp yatağın başucuna ilerledi. Yatağa bağlı olan komidinin arkasındaki düğmeye dokunduğunda yatağın kenarlarını tamamen kaplayan  kırmızı ışıklar yandı.

Kartal kahkaha attı. “Uuuu,” çıktı dudaklarından. “Tavanda bir aynamız eksik, sanki?” Efruz’un dudağı hafifçe kıvrıldı. Kocasına bakan gözleri tekinsizdi. Kartal gözlerini kırpıştırarak baktı Efruz’a. Başını eğerek tavana kaldırdı başını ama ayna falan yoktu. Alçı tavan görüyordu.

“Neden öyle bakıyorsun?”

“Nasıl bakıyorum?”

“Tehlikeli ve seksi.”

“Belki öyleyimdir…”

“Seksi olduğunu tartışamam ki Kurşuni. Ama sen tehlikeli olamazsın.”

Kadının iki kaşı birden havaya kalktı. “Demek öyle düşünüyorsun…”

Kartal bir an şüpheye düştü. Ne düşünmesi gerektiğine karar veremedi. Bakışları gibi sözleride kuşku uyandırıyordu. “Şu an ne düşüneceğimi bilemedim.”

Son ve keskin bir bakış atarak arkasındaki kırmızı çerçeveli komidinin arasına sabitlenmiş çekmeceyi çekti. İçinden bir kumanda çıkarıp kocasına döndü. Parmakları arasında havada öne arkaya salladı. Kartal kaşlarını birleştirmiş kumandaya bakıyordu.

“Bu gördüğün küçük mekanik aletin büyük maharetleri var sevgilim. Aklını başından bile alabilir.”

Kartal kaşlarını düzeltip sırıttı. Kollarını göğsünde bağlayıp gülümsedi. “Göster bakalım.”

“Hay hay…” Bir düğmeye bastı Efruz. Stor beyaz perdelerin ardından siyah başka bir stor indi ve odayı kararttı. Kararan odada yatağın kırmızı ışıkları ortama alev aldırdı adeta. “Geceye ihtiyacımız yok. Tabii günışığı istemiyorsak…”

Kartal’ın gözeleri şehvetle parladı. “Buna bayıldım. Başka…”

Bir düğmeye daha bastı Efruz. Tavandaki mekanizma iki yana ayrıldı. Yatak boyutundaki ayna yatağın üzerinde, kırmızı ışığın yansımasıyla parladı. “Efruz…” diyen adamın gözleri sonuna kadar açıldı.

“Söyle kocacığım, Efruz senin olsun.”

“Bunu demeyecektin, şimdi asla demeyecektin.” Ceketini çıkarıp yatağa fırlatan adamın haline kahkaha attı Efruz. Kendine adım adım ve tehlikeli bakışlarla yaklaşan adama bakıp, “Dur,” dedi.

“Sen odayı bu hale getirirken aklın tam olarak neredeydi? Bu adam nasıl duracak şimdi?”

“Rujumu bozdurmam Kartal, mor renk beni uğraştırma.”

“Bir ruj beni durduracak sanıyorsan kocanı hiç tanımamışsın demektir.”

Ayakkabılarını çıkarıp yatağın üzerine çıktı Efruz. Elindeki kumandayı adama salladı. “Üzgünüm sevdiceğim ama olmaz. Bundan sonra ben ne zaman istersem, o zaman.”

Yatağa çıkan kadına şaşkın bakışlarını havaya kaldırmış bakıyordu. “Ne, o ne demek?”

“Ne demekse o demek. Beni bir öpücükle kandırdığın zamanları unutmadım.” Adama doğru eğdi başını. “Bir bak bakayım şu kurşunilere, daha yer mi?”

Gülmek istemişti ama yapmadı. Dilini ağzı içinde gezdirip etrafına bakındı. “Peki, karıcığım, bu odada misket mi oynayacağız seninle?”

“Hayır, çelik çomak.”

“Alan geniş istersen kör ebe oynayalım. Senin gözlerini bağlarız.”

“Seninkileri bağlayacağız.”

“Peki, benimkileri bağlarız. Sonra…”

Anlamazdan gelerek kollarını göğsünde bağladı Efruz. Yatağın üzerinde adama tepeden bakıyordu. “Sonra ne?”

Nefesi tükenen adam omuzlarını indirdi. “Güzel kadınım, bu odayı aynaya bakıp hayal kuralım diye mi yaptın? Ben böyle elim böğrümde senin alev almanı mı bekleyeceğim?”

“Aşk olsun Kartiş. Seni görünce alev alıyorum zaten.”

Kartal genişleyen gülüşüyle başını sağa sola salladı. “Ee o zaman? Ne diye böyle konuşuyorsun?”

“Şimdi o şöyle…” derken elindeki kumandayı çenesine yaslayıp tavanı izledi. “Bu odayı yaptım çünkü bundan sonraki hayatımızda seni bu odadan yöneteceğim. Tıpkı bir zamanlar senin yaptığın gibi.”

“Bak şimdi! Ben öyle mi yaptım? Seni seviyorsam suç benim mi oldu?”

“Evet. Aslında hayır. Karışık işler bunlar. Yorma kafanı sen. Kendini bana ve bu odaya bırak. Seni asla pişman etmeyeceğim.”

Çenesini kaşıdı Kartal. Efruz’un gerçek kimliğine kavuşmasını an be an yaşıyordu. Eski denilen bir Efruz’la karşı karşıya idi artık. Çenesini kaşırken gözlerini kadına çevirmişti. Dudağının hemen ucundaki gülüş öylece duruyordu. “Bir gün bile pişman olmadım ki. Her halin başka alıyor aklımı.”

Efruz aşkla gülümsedi. Tüm uvuzları aşkla boyun eğiyordu sevdiği adama. “Biliyorum.”

“Kendimi sana seve seve bırakıyorum. Ne yapmayı planlıyorsun peki?”

“İstediğim şeyleri yapmazsan diye bir cümlem olmayacak çünkü ben seni seve seve ikna edeceğim,” derken ayakları altındaki yatağı işaret etti.

“Ne istedin de yapmadım acaba, ciddi ciddi onu düşünüyorum şimdi.”

“Çok düşünme sevgilim. Belki daha istememişimdir.”

“Hm,” dedi Kartal. Ve ciddi ciddi düşündüğü bir şey daha vardı. Efruz ondan ne isteyecekti? “Kurtuluşum olmadığına göre… İner misin oradan yoksa ben mi geleyim?” 

“İneceğim ama çok ciddiyim. Uslu dur!”

Kartal kahkaha attı. “Büyüksün Allah’ım… Ne yapacağım Efruz, saldıracak halim yok. Karıma ne yapabilirim ki?”

Efruz başını iki yana, ‘Bilirim seni’ dercesine salladı. “Sen uslu durma bak nasıl kilitliyorum seni.”

“Yok artık!” diyerek isyan etti Kartal. “Kızacağım ama…”

“Allah aşkına bir denesene, nasıl kızıyorsun bir göreyim. Şu kadar zamandır evliyiz be adam, melek misin, bir kez da bağır çağır falan. Kaçıp Erzurum’a gittim, buldun getirdin yine tık yok. Anca öp kokla. Yok seninle kavga da edemeyeceğiz biz.”

“Kavga mı?” dedi adam şaşkınlıkla. “Neden kavga edeceğiz ki?”

Efruz göz devirdi. “Tabii ki barışmak için. Gönlümü alacaksın, ama bu gidişle ben seni kızdırıp ben gönlünü alacağım sanırım. Sende kavga edecek kapasite yok.”

Kartal gözlerini sabır dilercesine kapatıp açtı. “Efruz… Efruzem… kurşun gözlü kadınım. Sen iyi misin?”

Söylenen sözlere kayıtsız kalamayan kadın kocasına yaklaşıp tependen baktığı adamın boynuna kollarını doladı. Başını kaldırmış kendine bakan adamın dudaklarına masum birkaç öpücük kondurdu. Loş ışığın verdiği romantik ortam, aşağıda kimse olmasa alevli bir ortama dönüşebilirdi. Kartal belinden sıkıca tuttuğu kadını kendine bastırıp yataktan indirip yere bastırdı ayaklarını. Kocasının sinesine sokulan kadın iç çekti.

“İyi gibiyim. Kendimi arıyorum aslında. Nasıl biri olduğumu henüz tam çözemedim. Bana katlanacaksın mecburen.”

“Kendini bulmana yardım edeceğim, söz veriyorum. Ne istiyorsan yapabiliriz. Ne istiyorsan o, söyle, anlat, itiraz et ama yeter ki  kendini bul. Ve bulduğunda hâlâ beni seviyor ol.”

Son cümlenin saçmalığına hitaben başını kaldırıp adama bakarken yüzü buruştu. “O kadar kendimi kaybetmedim Bay Sipahi. Kendine gel. Ne demek seviyor ol?”

Kartal’ın başı attığı kahkahadan arkasına düştü. Efruz geriye çekilip ellerini beline yerleştirdi. Ortamın rengini değiştirme vaktinin geldiğini anlayan Efruz elimdeki kumandanın düğmelerine basıp perdeyi açtı. Aynayı kapattı. Yatağın ışıklarını da bir dokunuşla kapattı ve doğal bir görünüme getirdi odayı. Kendisiyle kafa bulan adama yan yan baktı. “Hm, belki o kadar kendimde değilimdir. Sende haklısın şimdi tabii. Boşanırız olmazsa. Denedik yapamadık deriz. Yeni Efruz’u Kartal’ın bünyesi kaldırmadı deriz, n’olcak.”

Gülüşü kabuslara karışan adam karısına bakarken gözleri büyüdü. “Senin ağzın ne söylüyor kadın? Delirdin mi?”

“Seninki söylerken iyi de benim ki söyleyince mi delilik oluyor?”

“Şaka yapıyorum Efruz. Buna alındığını söylemeyeceksin ya.”

Omuz silkti Efruz. Odanın içine göz gezdirdi. “Sevgimizle ilgili şaka kabul etmiyorum, not al.”

“Tamam, özür dilerim.” Kartal kadının arkasına geçerek kollarını Efruz’a doladı. Saçlarının, o çok sevdiği kıvırcıkların arasına dudaklarını bastırdı.

“Eee… eşyalarımız ne zaman gelecek?”

“Geldi. Aşağıda olmalı. Cemile abla yerleştirir.”

“Kim getirdi ki?”

“Uçarak geldiler. Şüphen mi var?” dedi Efruz kocasının kollarında kıkırdarken.

“Estafurullah Gri Gözlü Cadı Efruzella.”

Kahkaha atarak kocasının kollarında döndü. Kollarını adama dolayıp dudaklarına yine masum bir öpücük bıraktı. Rujunun minik izlerini parmaklarıyla sildi. Aldığı sinyallere göre artık inebilirlerdi. “Hadi aşağı.”

İtiraz etmeyen Kartal ceketini yatağın üzerinde bırakıp, Efruz’un ayakkabılarını giyişini izledikten sonra elinin içindeki elin çekimiyle Efruz’u takip etti. Asansörün bile değişmiş olan camını inceledi aşağı inene kadar. “En kalitelisi buydu.”

“Fark ediyorum şu an. Senin şirket ile benim şirketi birleştirsek mi dersin? Paraya para demeyeceğiz Efruz. Tüm zenginler seninle çalışmak isteyecek.”

“Prensip gereği kocamla çalışmayı düşünmüyorum. İşimle aşkımı birbirine katmayacağım.”

“Bak sen…. Eee?” dedi adam Efruz’a kaşları havada dönerken.

“E’si bu canım sevgilim.” Duran asansörün açılan kapısından dışarı süzüldü. Kartal kadındaki değişime her saniye şahitlik ederken oldukça mutluydu.

Kartal’ın koluna girerek yemek salonuna doğru ilerliyorlardı. “Nereye?”

“Yemek odasına. Acıktık değil mi?”

“Öyle mi olduk?”

“Olduk olduk.”

Yemek odasının kapısına geldiklerinde içeriye girmeden önce donatılmış masa gözüne çarptı Kartal’ın. Dudaklarını gülümseyerek büktü. “Evde senden başka periler de var sanırım.”

Efruz elimden tutup adamı içeri, masanın başına getirdi. Ortada duran pastaya baktı Kartal.

“İYİ Kİ DOĞDUN KURŞUN GÖZLÜ KADINIM”

Efruz da pastaya şöyle bir göz ucuyla bakıp Kartal’a geri dönecekti ki orada, pastanın üzerinde olması gereken yazının yerine bambaşka bir şey yazdığını fark etti.

“Ama…” dedi hayretle açılan gözleriyle kocasına döndü.

“Ama ben Kartal Sipahi. Hayatımdaki en özel ve güzel kadının doğum gününü asla unutmam.”

Akıl okumayı bıraktığına bir kez daha şükür etti Efruz. Eğer devam etseydi o anki mutluluğu asla yaşayamayacaktı. Gözleri mutlulukla doldu taştı. Damlaları silerken kahkaha attı. “Sen bir detaysın Kartal Sipahi. Seni çok ama çok seviyorum. O kadar seviyorum ki; kimse seni benim gibi sevemez.”

Olabildiği hızla kendini adamın kollarına adeta fırlattı. Ayakları yerden kesildiğinde odaya giren en özel ve en çok sevdikleri ıslıklar ve alkışlarla etraflarını sardı. Kocasından ayrılıp sözde plan yaptığı ekinine gülümsedi. “Aklınızı okumayı bıraktım diye bana tuzak kurdunuz.”

Asude’nin omzuna kolunu dolayan Savaş sırıttı. “Aslında son anda oldu bu değişiklik.”

“Evet,” dedi Asude. “Abim belki bir daha doğum günü kutlamak istemezsin diye sesini çıkarmamış. Ama senin için hediye almasını istediği Kılıç dökülmüş. Yani seni o sattı,” dedi Asude, Selin’in arkasına saklanmaya çalışan Kılıç’a bakıp.

Efruz Kılıç’a bakarak gülümsedi. “Bana ihanet ha. Acısını almaz mıyım? Sende arkadaşım olacaksın. Sizi satıcılar. Selin senden bir şey saklıyor Kılıç.”

Kartal kahkaha attı. Ama Selin’in gözleri büsbütün açıldı. “Efruz…”

“Ne saklıyormuş?”

“Hiçbir şey,” dedi Selin.

“Efruze yanılmaz. Dökül Selin.”

“Bende merak ettim şimdi,” dedi Tamer. “Efruz böyle açık ettiğine göre kötü bir şey değil.” Erva Tamer’in karnına dirseğini geçirdiğinde adam elini karnına götürürken yüzünü buruşturdu. “Aman bizene ya,” diye mırıldandı Tamer. 

Selin kimseye aldırmadı. Konuşmadı da. Efruz’a sarıldı. “İyi ki doğdun tatlı cadım.” Kulağına ise, “Seni teyzelikten men ediyorum Efruz,” diye fısıldadı. Efruz kahkaha attı.

“Aman Allah’ım, ben teyze oluyorum. Hem de ikinci kez,” diye bağırdı.

Kartal bir kahkaha daha attı. Ondan başka gülen adam yoktu içlerinde. Hepsi tıkanmış gibi Efruz’a bakıyordu. Elini yüzüne kapatan Selin bir daha arkadaşından bir şey saklamaması gerektiğini net bir dille öğrenmişti. “Allah seni bildiği gibi yapsın,” derken fısıldıyordu.

Kılıç Tamer’e döndü. “Erva hamile mi?”

Tamer bir Kılıç’a bir de Erva’ya baktı. Erva başını sağa sola salladı. Tamer Kılıç’a döndü tekrar. “Değilmiş.”

Kartal bir kahkaha daha attı ama bu seferki diyaframını bile zorlamıştı. “Baba oluyorsun Kılıç.”

Kal gelen adam arkadaşlarına bakıyordu. Hepsinin yüzünde tatlı bir gülümseme vardı.

“Bana mı diyor?”

“Evet,” dedi Efruz. “Uyan artık, öğlen oldu. Sizin düğünü erkene alıyoruz.”

“Rezil ettin beni Efruz. Bu kadar adamın içinde.” Yüzü pespembe olan Selin Efruz’a döndü. “Alacağın olsun.”

Efruz aldırmadı. Omuz silkti. “Uyandır şunu. Adama kal geldi. Beklemiyordu garip tabii.”

Başını iki yana salladı Selin. Hak etmiş miydi? Oldukça fazlasıyla etmişti. Derin nefes alıp gülümsedi. “Kılıç,” dedi başını kaldırıp. Kendinde olan gözler hâlâ ayılmamış gibiydi. “Baba olacaksın.”

Usul usul açılan gözler kocaman olduğunda yürekleri ağıza getiren adamın sesi odanın içindeki tüm kulaklara hiç unutulmayacak güçte bir anı bırakmıştı. “Allah…” diye bağıran adam az daha Selin’i düşürecek hızla kadının yüzünü elleri arasına alıp dudaklarına saniye dahi sürmeyen öpücükten sonra bıraktı. Bağıra çağıra odadan fırladı. “Baba oluyorum…”

Elleri havada adamın ardından bir karış açık ağızla baka kaldı Selin. “Ay delirdi. Nereye gidiyor tutun biriniz.”

“Bırak bırak, bahçeyi turlar gelir,” dedi Kartal. “Tebrik ederim.”

Utancı geçen Selin gülümsedi. “Teşekkür ederim.”

“Tebrik ederim Selin,” dedi Tamer, Erva’ya bakarak. “Darısı biz evde kalmışların başına.”

Kartal da dahil adamların hepsi yürekten “Amin,” dedi.

“Günün anlam ve önemini değiştirdiniz. İyi ki  doğdun bebeğim,” diyerek Efruz’a sarıldı Hümeysa. Dilay sıkıca sarıldı can dostuna. “Şenay teyzeme teşekkür etmeliyiz. İyi ki doğdun güzel arkadaşım.”

“Edersin. Akşama gelecekler.”

Kardeşine, Lina’ya, Hai’ye sarıldı ve tebriklerini alan Efruz Selin’e döndü. “Bir daha benden bir şey gizleyecek misin hanım?”

Ellerini havaya kaldırıp pes etti Selin. “Asla.” Aralarında geçen ve bu güne kadar tek bir söz dahi etmeyen iki arkadaşın arasında geçen sessiz sedasız konu ile birbirilerine gülümsediler. Her şeyi bilirken sessiz kalan Selin, Efruz’un gizli sitemini anlıyordu. “Özür dilerim.”

“Affettim. Gel bir daha sarılalım.”

Gülüşüyle omuzları hareket eden Selin, Efruz’a sıkıca sarılıp geri çekildi. “İyi oldu aslında ya. Nasıl söyleyeceğimin bin kez provasını yapmıştım. Benim dairemde söyleseydim balkondan atlamaya kalkabilirdi. Şimdi evin kaç metrekare alana sahip olduğunu ölçüyor.”

Efruz kahkaha attığında Kılıç’ın sesi yakınlardan duyulmuştu. “Geliyor seninki.”

Aydın ve Belgin’i odanın kapısında gördüklerinde onlara döndüler. “Geç mi kaldım?” dedi Belgin. Her zamanki güzelliği ve göz alıcılığı üzerinden adeta akıyordu kadının.

“Hayır canım, gel lütfen,” dedi Efruz. Belgin’e doğru yürüdü. Aydın başını kapının dışına uzatmış sesin yaklaşan sahibini merak ediyordu. “Ne oluyor?”

“Baba oluyor,” dedi Kartal.

Aydın duydu Kartal’ı duymasına ama yaklaşan adamla hızla içeri girip Efruz ve Belgin’i kenara çekerken Kılıç’ın gelişinden korkmuş gibiydi. “Meteor şeklinde geliyor. Yol açın.”

Otuz beş yaşında, ailesinden tek bir üyeye bile sahip olmayan Kılıç, kendi canından ve kanından ve pek tabii çok şükür sevdiği kadından bir evlat sahibi olacak olması gerçeğiyle kendini tamamen kaybetmişti. İçindeki aile özlemini bastıran can dostu olsa da, Selin hayattaki her şeyiydi. Babasından ‘babalık’ namına hiçbir şey görmeyen, mazlum annesini daha çocuk yaşta kaybeden birinden farklı bir sevinç beklenemezdi. Kendini kaybetmişti. Mutluluğun içinde kendini kaybetmişti. Otuz beş yıllık ömründe ilk defa çocuklar gibi koşup zıplamak geliyordu içinden. “Selin,” dedi, can havliyle girdi odaya. Nefes nefese kalmıştı.

“Ne yaptın kendine?” Selin nefesini zor alan adama şaşkınlık içinde bakıyordu. “Dünyadaki ilk baba sen değilsin Kılıç, az biraz sakin.”

“Dünyada ilk kez baba oluyor Selin,” dedi Asude. “Hala oluyorum ben ya,” diyerek kahkaha attı.

“Teyze oluyorum.” Hümeysa gözlerinin altını parmak uçlarıyla kuruladı.

Kılıç onları ne görüyor ne de duyuyordu. Ne diyeceğini ilk defa bilmiyor, bulamıyor gibiydi.

“Al götür biraz sakinleşsin,” dedi Efruz.

Selin göz devirip kendine karmakarışık bakan adamın koluna girdi. “Adam şoka girdi. Yaptığına bak Efruz. Alıştıra alıştıra söylerdim. Küt diye attın ortaya.”

“Hı hı. Biraz öyle oldu.” Efruz çarpık bir gülüşle Kılıç’ı odadan çıkaran Selin’e bakıyordu. Başka şaşkınlara sürüklenen Belgin ve abisine döndü. “Hoş gelin Belgin. Kusura bakma karışık bir an’a denk geldin.”

“Sizin normal bir anınıza denk gelirsem söz o gün normal bir duruş sergileyeceğim,” dedi Belgin.

Lina kıkırdadı. “Azıcık kaçıklar değil mi? Bende fark ettim.”

Dilay da elini ağzına kapatıp gülüşünü bastırmak istedi. “Etkisiz elemanım.”

“Bir de bana sor,” diyen Metehan iç çekip Dilay’a baktı.

Ve Belgin bunu asla kaçırmadı. Efruz’a döndü. “Efruz’u ve çevresini tamamlayacak en iyi söz,” dedi Belgin. İşaret parmağını ve baş parmağını birleştirip havaya bir çizgi attı. “Fantastik.”

Kahkaha atan Efruz abisinin kolunun altına girdi. “Sevdim bunu. Siz birlikte mi geldiniz?” Abisi ve Belgin arasında mekik dokudu gözleri. Birbirlerine kaçamak bakışlar atıp Efruz’a döndüler.

“Kapıda karşılaştık,” dedi Aydın.

“Evet, öyle oldu.”

“Gülnur Hanım akşam geliyor öyle değil mi?”

Belgin gülümseyerek basını sallayıp, “Gelecek,” dedi.

“Çok güzel hadi pastayı keselim artık.”

🦅

Akşam olmuş, hava kararmış ve bahçede mangal ateşinin başında, ağzı sulana sulana etleri pişiren Tamer arada başını kaldırıp kalabalığa göz atıyor, kalabalık ve mutlu insanlara bakıp gülümsüyordu. Etleri pişirme görevini seve seve üstlenen Tamer’in yanında elbette gözlerini alamadığı kadın vardı. “Etleri de yakma,” dedi Erva, adamın elindeki maşayı alıp cızırdayan eti tersyüz etti.

Tamer, Erva’nın elindeki maşayı yavaşça geri alıp diğer etleri çevirmeye başladı. “Etleri de, derken Tamer’in güzeli, başka ne yaktım?”

“Beni!”

Mangalın başında söylenecek başka sözlerde olabilirdi, ama Erva adamın etleri yakmasını ciddi ciddi ister gibi dondurmuştu Tamer’i. Gülümseyen kadına gözleri kısık baktığında aklından geçenleri Erva’nın tahmin etmesi hiç zor değildi.

“Öyle bakmaya devam edersen, etler gerçekten yanacak Tamer.”

“Suçlusu da sen olacaksın ama beceriksiz ben olacağım.” Eceleyle, çevirmediği etleri alt üst etti. “Burada söylenir mi bu?” dedi başını iki yana sallayarak.

“Neden? Buranın nesi var? Başbaşayız.”

“Değiliz güzelim. Kötü olan da bu zaten. Etler yerine seni yaksam daha keyifli olurdu. Mangal bitene kadar bana öyle güzel bakmasan, olmaz mı? Yoksa çok ciddi madara olacağım ve ben bundan hiç hoşlanmıyorum.”

Erva kahkaha atarken Tamer’in açtığı kolun altına girdi. “Haklısın, Erva’nın ateşi.”

Tamer gülümseyerek siyah saçlara dudaklarını bastırdı. “Sessiz olmazsan seni burada öperim.”

“Sustum.”

Oturdukları yerden onları izleyen Kartal ve Efruz birbirlerine sokulmuş adeta dedikodu yapıyorlardı. “İnanılmaz…” dedi Kartal. “Tamer’i böyle göreceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi. Adamın klası falan kalmadı.”

“Niye ya? Nesi var klasının Kartal, abartıyorsun. Alt tarafı mangal yapıyor. Sen de yapmıştın.”

Dağ evine gittikleri ve oradaki anıları akıllarına doluşunca ikisi de birbirine bakıp kahkaha attı.

“Kesinlikle baş başa olmalıydılar,” dedi Kartal.

“Hm, evet. Sonrasını merak etmiyorum,” diyen Efruz’un gözü kayınvalidesine takıldı. “Annene bakar mısın, gözü Gülnur Hanım’ın üzerinden ayrılmıyor.”

Kahkahasını gizledi Kartal. “Gelin bakıyor, kolay mı? Anneme anlatmış dayım.”

“Sence evlenirler mi?”

“Bunu kim bilebilir ki?”

Kocasına sokulup kulağına fısıldadı. “Gireyim mi akıllarına?”

Kartal yerinde kıpırdandı. “Merak etmiyorum desem yalan olur şimdi, ama geleceği nasıl görebilirsin ki?”

“Geleceği rüyalarımda görüyorum az çok. Ufak tefek şeyler. Göremem elbette ama birkaç fikir alırım. Daha çok yeniler ve belki de istemiyorlardır evlenmek. Ama evlenseler keşke. Gülnur Hanım hâlâ genç bir anne olacak görüntüde. Belki kuzenin bile olur.”

“Olabilir, neden olmasın.”

“Okuyorum.” Hasır oturma grubunda Hatice Hanım, Ensar Bey, Yarbay Recep ve Gülnur Hanım karşılıklı oturuyordu. Gözlerini kadının üzerine sabitleyip birkaç saniye bekledi. Gelip geçen hisleri anlık yakaladı. Dayısı üzerine döndü Efruz. Okumaya gerek bile yoktu aslında. Yarbay Recep ayaküstü yanıyor gibi bakıyordu kadına. Dudaklarından kaçan gülüşle kocasına sokuldu. “Dayın bitmiş. Gülnur Hanım uçuşa geçmiş. Bu işi nikah masası toplar. İnsanlar aşık aşık.”

“Bak sen…” Kartal Efruz’un burnunu iki parmağı arasına sıkıştırıp kahkaha attı. “Abinle Belgin’e de bak bari, yaptın bir iyilik tam olsun.”

Kaşınan burnunu sağa sola kıvıran Efruz kocasına manidar baktı. “Ne meraklı çıktın ama sen.”

“Karım bir Cadı, güçleriyle beni baştan çıkarıyor.”

“Bakmama gerek yok. Baksan sen de görürsün. Abim nasıl güzel bakıyor Belgin’e. Belgin çok başka bir kadın. Mükemmel bir kadın. Abime çok iyi geleceğine eminim ben.”

“Peki, Belgin bu konuda ne düşünüyor? Bilmiyorsun ki.”

Büyük masanın ucunda oturan Belgin ve Aydın’a baktı Efruz. “Belgin gönüllü abime kapılmaya. Abimi kendine çekiyor -bilerek yaptığına eminim- bunu her bakışında görebilirsin.”

“Hm, buna inanabilirim. Tıpkı senin aylar önce bana yaptığın gibi.”

Efruz kocaman gülümsedi. Tepesinde biten Dilay elindeki tabağı Efruz’un önüne bıraktı. “Sucuk.”

Kaşları çatılan adam sucuğa bakıp Dilay’a döndü. “Sucuk?”

“Ben istedim. Teşekkür ederim aşkım. Gel otur.”

Dilay, Efruz’un yanındaki sandalyeyi çekip oturdu. “Ne yapacaksın sucuğu?”

“Bekle ve gör.”

“Ben de anlamadım. Canın sucuk mu çekti?” dedi Kartal.

“Hayır.” Gözlerini iki saniye kapatıp ardından açtı. “Yazık, oğlumuz aç. Hiç düşünmüyorsun Kartal.”

“Ne oğlu?” dedi Dilay, şaşkınlıkla.

Kartal gülümseyerek başını yana yatırdı. “Ah sen…”

Havada kanat sesleri duyulduğunda herkes başını kaldırıp baktı. Bilmeyenler yerinde kıpırdanırken, bilenler gülümsedi. Havada daire çizen Payidar en son karar verip alçalmaya başladı.

“Gel oğlum,” dedi Efruz. Kartal’ın kaşları havalanırken, Dilay hızla kalktı Efruz’un yanından. “Allah’ım…” diye inledi genç kadın.

“Korkma!” dedi Efruz.

Masanın üzerindekileri es geçen Payidar adım adım Efruz’a yaklaşıp kadının uzattığı elden kolunu tırmandı. Kartal şok olmuş vaziyette karısına ve kartalına bakıyordu.

“Payidar,” dedi kuşa. Payidar Kartal’ı umursamayıp Efruz’un omzunda yerini aldı.

“Biraz ağırsın sanki Payidar. Rejime ne dersin?” dedi Efruz, masadan aldığı sucuktan bir tane uzattı Payidar’a.

“Tartışma yok, küçük bey.”

“Efruz!” dedi Dilay. “Anlıyorsun.”

“Evet,” dedi Efruz, Dilay’a bakıp gülümsedi. “O da beni anlıyor.”

“Beni de anlıyordu, bu bir meziyet değil.” Kartal adeta Payidar’ı kıskanıyordu. Efruz ona dönerek tek kaşını kaldırdı. “Denemek ister misin?”

Kaybedeceğini anlayan Kartal vazgeçmedi. “Payidar bana gel oğlum.”

Payidar, Efruz’un omzunda birkaç kez sağa sola kıpırdadı ama Kartal’a gitmedi.

“Bundan sonra senin devrin bitti Sipahi. Sen de dahil neyin varsa benim emrimde. Buna Payidar da dahil.” Tek kaşı havada, dudağının kenarı kalkmış, çarpık ama kararlı bir gülüş sundu kocasına.

Kartal gözlerini kapatıp, arkasına yaslandı. Eliyle alnını ovalayıp kadına döndü. “Şikayet etmeyeceğime söz verdim. Söyle de bazen de bana gelsin.”

Geceyi delen kocaman bir kahkaha attı Efruz. Kartal gülüşte kaldı. İnsanlar Efruz’un sesine dönüp gülümsedi. Bir ay kadar önce bu bahçede ölümle yaşam, doğru ile yanlış arasında gözyaşı yerine gözlerinden kan döken kadının kahkahasına hepsi en yürekten gülümsedi.

“Efruze’nin gücü adına!” diye bağırdı Savaş.

Efruz ve Kartal Savaş’a döndü.

“Büyüksün yenge,” diye bağırdı Harun.

“Sen ne dersen o yenge,” dedi Metehan.

“Parti kur oy verelim Efruze,” dedi Kılıç.

“Yengelerin en güçlüsü sensin Efruze,” dedi Bulut.

Tamer, Erva’ya bakıp elindeki maşayı havaya kaldırdı.

“İyi ki hayatımıza girdin Efruze. Adın gibi ışık getirdin. Aşk getirdin. Bu adamlar sana çok şey borçlu. Dünyanın en mükemmel yengesi ve en güzel baldızı sensin.”

Efruz’un dolan gözleri kocasına döndüğünde elinin üzerindeki el kavradı parmaklarını. Kartal diğer elindeki, tıpkı Efruz’un gri gözleri gibi gecenin karasına inat parlayan göz şeklini andıran taşlı yüzük parmağına dolandı. Birkaç damla mutluluk incileri aşağı inerken kocasına döndü koyu griler.

“Beni seçtiğin için teşekkür ederim.”

Recommended Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!