15.Bölüm

Hilal, üzerine denediği bu belki  on beşinci beyaz elbiseyi Deniz’e beğendirmek için tüm sevimliliğini kullandı. Ama yine olmadı. Deniz onu kendi alış veriş yaptığı butige getirmişti. Bütün beyaz elbiseleri de önüne yıgdırmıştı.

“Cık buda olmadı.” Avazınca bağırarak ” Cemoş depoya bak bu da olmadı.” Dedi Deniz.

Cemoş, Deniz’in sesine koşa koşa geldi.

“Kız Allah senin canını almasın emi ne olmamış ? Olmuş işte… “Hilal’e bakarak ” tü tü maşAllah kız hiloş seni alan adam var ya kesin çok yakışıklı biri sen bu güzellikle çirkine bakmazsın.”Dedi kırıtarak. ‘Cemoş erkek görünümlü kadın ‘ diye söylenip duruyordu Hilal’in iç sesi. Hoş kulağındaki küpeler kolundaki takılar ve renkli giyimi hiçte erkek gibi durmuyordu ya neyse.

“Depoya baktın mı ?  Sırtı biraz açık olsun hafifte göğüs dekoltesi olsun dar olsun. Kuyruğu da  olsun taşlı payetli kesin olsun.”

Deniz anlatırken Hilal çaresizce dinliyordu. Cemoş’da parmağıyla yüzüne ritmik hareketler yapıyordu.

“Ayyyyy kız vallahi var öyle bir elbise dur Allah seni kahretmesin ben hemen getiriyorum.”

Gittiği hızla geri döndü Cemoş. Elindeki elbiseyi kaldırdı.

“Bu mükemmel bir şey.” diye mırıldandı Deniz. Hilal de ona hak verdi.

“Kesinlikle!”

“Hadi çabuk giyde gel Hilal.” Cemoş’un elindeki elbiseyi alıp Hilal’e verdi. Hilal koşar adım girdi kabine. Çıktığında butikteki herkes ” Çok yakıştığını”  söylüyordu. Aynada kendine baktı. Nikah işi ilk defa cazip gelmişti Hilal’e.

“Cemoş hadi koş bana benimkilerden  getir bende giyineyim ama önce Hilal git kızlar saçını makyajını yapsın gecikmeyelim. “Dedi Deniz.

Korkarak geri adım atan Cemoş, ” yok ya geçen sefer giydiğin elbise yüzünden Erdem’cigim yüzüme öyle bir yumruk attıki bir ay kendime gelemedim şekerim.”Dedi.

“Cemoş kaybol git bana siyah sırt dekolteli göğsü v yakalı taşlı elbiseyi getir bu bir emirdir sanada Erdem’e de başlatma !”Dedi.

Cemoş daha bir tırsarak ” Ay tamam be… Ne carlıyosun bak ama benden aldığını deme kız valla çok pis dövüyor erkeğin.”

“Cemoş kaybol “

“Ay gittim gittim.” Giderken de söyleniyordu. Erdem bey sende ne buluyor saçlar çıyan dil yılan yazık ayol adama.”

Deniz’in se tek istediği Erdem’i her gün daha fazla üzmekti. Yıllar geçmişti. Ama o hala o kara günde kalmıştı. Gözlerinin önünden gitmeyen görüntü ile yıllarca savaşmıştı. Yeni yeni unutuyordu. Aslında unutmuyor unutuyormuş gibi davranıyordu.  Erdem’i çok seviyordu. Belki Erdem’in kendini sevdiğinden daha fazla.

Giyim makyaj saç derken bir saatten biraz fazla bir zaman harcamışlardı. Neyseki onları bırakıp gidecek bir nikah memuru yoktu.

Arabaya bindiler. Deniz direksiyona geçti.

“Şu serseriyi arayalım da nerede olacakmış nikah soralım.”Dedi Deniz.

Arabadan diyafona bağlandı.

“Evet. “

“Evet ne kalascım efendim diyeceksin.”

“Senin hesabını kesmedim henüz sonra.”

“Kokrmuyorum hayatım ne zaman istersen.”

“Bunlarla gel bana hayatım.”

“Kes nerede siniz?  Söyle oraya geleceğiz.”

Tüm bu sohbet Hilal’in kulaklarını tırmalıyor du.

“Nikah dairesine gelin eski törenlerde kullandığımız bölümdeyiz ve geç kaldınız Valim de burada haberin olsun.”

“Aman iki kere korkmadım hayatım kapat telefonu.”

Dedi ama kendi kapattı Deniz. “Heh bir babam eksikti zaten.”

Hilal şaşkınlıkla “Sen Valinin kızı mısın ? “diye sordu.

“Malesef öyle bir kusurum var ben Valinin kızıyım.”

“Bak meraklı biri olduğumu düşünme ama her şey sence de garip degil mi.”

“Fazlasıyla bir gün anlatırım sen kendin karar verirsin.”

“Yarın dönüyoruz Trabzon’a ama sen anlatacağım dersen bir gün atlar gelirim inan hiç üşenmem çünkü inan fazlasıyla tuhaf sınız.”

“Ben hiç kimseyle konuşmadım sorunlarımı arkadaşlarım vardır ama dostum sırdaşım hiç olmadı. Zaten ağzı çok laf yapan biri de değilim ama söz! Olmadı ben atlar gelirim sen iyi birisin Kemal’i çok severim. Zamanın da bize çok büyük bir iyilik yaptı. O seni sevmişse sen kötü biri olamazsın zaten hem bende senin hikayeni merak ediyorum sende bana anlatırsın belki.”

Hilal arkasına yaslandı. “Zevkle sen iste yeter.”

Hilal salona girdiğinde çok şaşkındı. Salon doluydu. Bütün koltuklar. Herkes iyi giyimli kadın erkek şık insanlar. Salona göz gezdirdi. Ah o sevdiği adam ne kadar da yakışıklı görünüyordu. Ve kendine doğru geliyordu.

Kalp atışları hızlanmıştı. Heyecan her hücresine cereyan ediyordu. Her adımda o vardı. Aşk vardı. Belki yanlışın en büyüğünü yapıyordu.  Ateşe atıyordu hem kendini hem Kemal’i. Ama bu yangında yanmaya kesinlikle gönüllüydü.

Yanına gelip ellerini tuttu Kemal. Cennetten huri yeryüzüne düşmüş olmalıydı. Yeryüzünün en güzel kadını onun karısı olacaktı. Ömrünü onunla geçirecekti.

“Çok güzel görünüyorsun müstakbel karıcığım.”

“Sende hiç fena değilsin müstakbel kocacığım.”

Birbirlerine sevgiyle bakan ikiliye,”Romantizmi kessek diyorum. Çifte kumrular.” Dedi Deniz.

Kemal Deniz’e döndü.”Deniz bu elbise senin seçimin olmalı. Daha kapalı olanı yok muydu ?”

Erdem “Bulsaydı da giydirmezdi.”Diyerek Deniz’in beline sardı kollarını.

“Cemal’in cenazesi ne katılacağız yarın iyiki siyah giymişsin güzelim.”

“Elini sürersen ellerini kırarım.” Derken etrafa gülücük saçıyordu Deniz.

Herkes yerini aldı. Kemal’in şahidi Deniz’in babası Vali Hasan Karakurt olacaktı. Hilal’in  sahidide Deniz oldu.

Evetler alkışlar eşliğinde imzalar atıldı. Kemal gelinini alnından öptü.” Şimdi seni benden kim alır Mavi.” Diye fısıldadı Kemal.

“Beni benden alırsa senin yeşil gözlerin alır.”

Kemal’in daha önce böyle güldüğüne şahit olmamıştı Hilal. Hani göz bebekleri bile sorusuz sualsiz güler ya sadece mutlu olduğu için öyleydi gülüşü.

Tebrikler ardından vali Erdem ve yeni evli çiftçimiz kalmıştı. Kemal cebinden çıkardığı kutudan bir yüzük çıkardı.

“Sana alyans yada tek taş almak isterdim ama şimdilik bu olsun.” Hilal yüzüğe hayran kalmıştı. Beyaz altın üzerine yeşil zümrüt süslemeli çay yaprağı.” Güldü. ” Bunu nereden buldun ?  Bu çok farklı ve müthiş bir şey.”

Kemal yüzüğü parmağına taktı. Hilal gözlerini anlamıyordu yüzükten.

Vali Hasan araya girerek zorunda kaldı.”Gençler benim gitmem gerekiyor malum devlet işi beklemez.”Diyerek yanlarından ayrıldı.

Geride kalan dörtlü çiftten Erdem “Hadi bakalım mesai bitti. Benim devlet işine burada biter önce imam efendiye sonra yemeğe gidiyoruz.”

Erdem zorlada olsa Deniz’in elini yakaladı. Sıkı tuttu ki kaçmasın. Bu deli kızın ne yapacağı hiç belli olmuyordu.

Önceden ayarlandıgı belliydi. Bu iki insana çok şey borçlanmışlardı. Erdem’in evine gelmişlerdi. Çok şık ve zengin bir görseli vardı evin. Etrafa göz gezdirdi Hilal.

Deniz “Burası Erdem’in evi “Her yere göz gezdirip” Burayı ben dekore ettim biliyor musun ? Yıllar önce aslında ikimiz içindi. Ama sonra tek yaşamaya mecbur kaldı. Her şeyi zevkime göre seçmiştim.”Derken gözleri dolmuştu Deniz’in. Hilal her an daha fazla merak içine giriyordu. Bu eve gelinlikle gelen Deniz olmalıydı. Hüznünü görebiliyordu. Elini omuzuna koydu Deniz’in.” Üzülme demek istemiyorum faydası yok onuda biliyorum. Ama hiç bir şey için geç değil sende bunu sende biliyorsun.”

Deniz hemen toplandı. “Neyse ben sana da bana da şal getireyim imam efendi bizi böyle görmesin. Hilal’in yanından ayrılarak üst kata çıktı Deniz. Eşyaları hala bu evdeydi. Ve emindi  bıraktığı gibi duruyordu. Sıkılarakta olsa Erdem’in odasının kapısını açıp içeri girdi.

Geçen dört yıl içinde insan yatak örtüsünü de mi değiştirmezdi. Hala bıraktığı gibiydi. O günden sonra ilk defa giriyordu bu odaya. Eve arasıra gelirdi. Ama odalara hiç uğramazdı. Dolaba yöneldi. Kendi eşyalarının olduğu tarafı bildiği için hemen kapağı açtı. Fazla duygusala bağlamadan çıkmalıydı buradan. Tahmin ettiği gibi eşyalar aynısı gibi duruyordu. Şalların olduğu bölümü gözüne kestirip dört tane aldı içinden. Kapağı kapattı. Ve Erdem ile burun buruna geldi.

“Çekil de geçeyim.”Dedi en kırılgan sesiyle.

“Gözlerindeki hüzün bitsin artık bu ev senin bıraktığın gibi ama sen yoksun.”

Boğazına takılan yumruyu geri itti Deniz. “Bunun ne yeri ne zamanı lütfen çekil.”

Erdem onun ne kadar üzgün olduğunu görüyordu. Fazla üstelemedi. Önünden çekildi. Ona yol verdi. O giderken arkasından öylece baktı. Ve kendine lanetler okudu.

İmamın karşında yerleri almışlardı. Kemal’in şahidi Erdem Hilal’in şahidi Deniz ve evde çalışan ablaları olmuştu.

Hilal resmi nikahtaki duygunun heyecanın belki bin mislini yaşıyordu. İmam nikahı çok farklıydı. Nergiz söylediğinde Hilal’e komik gelmişti. Ama bugün çok net anlamıştı. Allah huzurunda evlenmek bambaşka bir duygu olduğunu anlamıştı. Kemal’in hocanın sorusuna “Aldım kabul ettim “demesi Hilal’i sonsuza dek Kemal e bağlamıştı. Cevap sırası Hilal’e geldiğinde,”Vardım kabul ettim.” Cevabı ise Kemal’i Hilal’e sonsuza dek bağlamıştı.

Nikahtan sonra imamın hediyesini verip göndermişlerdi. Arabalara binip yemeğe gittiler. Kemal ve Hilal kendi arabasında Erdem’de  Deniz’i  zorla kendi arabasına bindirmişti.

Sohbet güzel ve tadında devam ediyordu. Erdem ve Kemal askerde yaptıkları komik olayları anlatıyorlardı. Hem Deniz hem Hilal çok eğleniyordu. Sohbetin ucu yine kadınlara dönmüştü.

Hilal’in Deniz’e sordu.”Sarı saç seni olduğundan farklı gösteriyor aslında daha gençsin sanıyorum.”

“Aslında sarışın değilim zaten yirmi yedi yaşındayım öğretmenim otuz beş gibi duruyorum farkındayım.”

“Neden degistirmiyorsun peki ?”

Erdem”Ben sarışın sevmiyorum ondan.”

“Nasıl yani “diye kaşlarını çattı Hilal.

“Basit ben sarı saçlı kadınları orijinal bulmuyorum yapay geliyor beni deli etmek için sarı saçla dolaşıyor.”

“Haklı.”diye söylendi Deniz.

Erdem devam etti.”Ama bilmiyorki ben onu mor saçla bile severim.”

“Deniz yeter süründürdügün kızım yeter adam mecnun oldu.”

“Sen karışma Kemal hem bizi geçin artık bu gün sizin gününüz.”Diyerek çantasından büyükçe kadife bir kutu çıkardı Deniz.

Hilal’e uzattı.”Canım bu senin için Erdem ile benim hediyemiz. Umarım çok mutlu olursunuz.” Hilal mahcup olmuştu. Uzanıp çekinikçe aldı kutuyu.” Mahcup ettiniz beni keşke yapmasaydınız.”

“Lütfen taktıkça bizi hatırla yada sadece beni fark etmez.”

Hilal kutuyu açtığında taşların ışıltısı gözünü kamaştırdı.Kolye bilezik yüzük küpe tam bir takımdı. Aralara serpilmiş mavi taşlar ayrı hava katmıştı. “Doğruyu söylemek gerekirse ben takıdan hiç haz etmem. Ama bunu görünce fikrim değişti diyebilirim harika bir seçim çok teşekkür ederiz ikinizede.”

“Rica ederiz Hilal artık burada iki dostun arkadaşın sonsuz güvene bileceğin iki insan var. Bizim için zevktir.”Dedi Erdem.

“Kesinlikle haklısın Erdem abi hem yine geleceğim Deniz ile sözleştik.”

“Ya da ben gideceğim Trabzon’a yakın bir tarihte okul da kurs veriyorum. Yaz kampı gibi birşey yirmi güne kadar biter ya sen ya ben.”

Hiç fark etmez zamanı gelsin konuşalım.

Bu iki kadının biribiri sevmesi ve anlaşması iki erkeğinde çok hoşuna gitmişti. Erdem Deniz’in genelde kimse ile sıkı dost olmadığını iyi biliyordu. Huysuz du onun kadını herkesle anlaşamazdı. Diğer taraftan kemal Hilal’in Nergiz dışındaki kadınlara ketum yaklaştığını idarelik sohbetler ettiğini bilirdi. Ama bu ikisi ileride çok iyi dost olacağa benziyor diye düşündü.

Erdem ” Olur beraber gideriz.”  Dediģinde Deniz gözlerini devirdi.”Sen bir düşsene yakamdan ben yalnız gideceğim.”

Kemal sen Hilal’i yalnız mı gönderir misin ?”Diye taşı direk Kemal’e attı. Elini çenesine koyarak düşündü. Hilal de onu izliyor ağzından çıkacak lafı bekliyordu.” Sanmıyorum hele şu saatten sonra hayatta olmaz.”

Hilal küçük bir kahkaha attı. Parmağını Kemal’e çevirip, “Sen bayım yavaş gel bence benimle zıtlaşmak istemezsin. Yıllar sana hiç mi bir şey öğretmedi.”

“Karıcığım.”

“Evet canım.”

“Onca seneyi ayrı geçirdikten sonra bu söylediğinin biraz zor gibi ama istisnalar hariç bence zamanla aşabiliriz bu konuyu.”

Uzun uzadıya sohbetin mecbur sonu olacaktı. Ve olmuştu. Deniz Hilal’i çok sevmişti. Yarın akşam döneceği için hoşçakal demediler birbirlerine vedalaşıp ayrıldılar. Erdem, Deniz yine zorla arabasına sürükledi.

Hilal kollarını Kemal’e dolamıştı. Kemal’de ona sarılmış didişerek giden ikiliye bakıyorlardı.

“Söylesene bunların derdi nedir ?”

“Onların derdi inat başka bir şey degil. Erdem’in yaptığı bir hata bunlara măal oldu. Ama gerisi tamamen inat.”

Gözden uzaklaşana kadar izlediler. İkiside gidenleri düşünüyordu. Her ne yaşıyorlarsa hiç kolay gibi durmuyordu .

“Evet sevgili bayan Kurşunlu bizim için ayrılmış bir balayı suiti var ve bizi bekliyor gidelim mi ?”

Hilal şimdi ne yapacaktı. Bu adam onu kaldırmıştı. Kalpti. Akıldı, derken geldikleri nokta balayı noktasıydı. Kaçacak yer yok zaman hiç yoktu. Vicdan muhasebesine hiç girmiyordu bile…

Kara deliğe kapılmış gibi hissetti kendini. Aşktı böcekti. Sevgiydi. Şimdi ne olacaktı ? Kaçınılmaz son tabiki gerdek.

Aklına hücum eden düşünceler kalbinin atışında hız kazanırken yanakları alev almıştı. Allah tan gece ve Kemal onun yüzünü net göremiyordu.

“Kurtuluşum var mı ? Yada kaçmam için zaman.”

Tabiki onun yanaklarının alev aldığını görüyordu Kemal. Sıkıntısını da anlıyordu. Anlayabildiği kadar tabi. En azından tahmin yürütüyordu. Ama o artık karısıydı. Helaliydi. Yıllarca bu anı beklemişti Kemal. Mutluluğu hat safadaydı. Her şeyiyle onu seviyordu. Vücudundaki her hücre onu çağırıyor. Ona koşuyordu. Aşk böyle bir duyguydu. Bir bedenin bir bedene her türlü çekimi…

Karşınızdaki kişiye aşıksanız aklınız tuz kalbiniz buz olup birbirine karışıyor insanı darma duman ediyordu.

“Kurtuluşun da benim zamanında sen den giden her yol bana çıkar.”

Sesizce onu takip etti Hilal. Korkuyordu. Herkes korkardı elbette, diye içinden tekrar edip durdu. O da kapısından geçerken kalbinin sesini duyabiliyordu.

Odaya göz gezdirdi. Yatağın üzerinde gül yaprakları vardı. Bu kadar hazırlığı kim ne zaman yaptı, diye düşündü. Açık dolap kapağından içinde ihtiyacı olabileceği her şey görünüyordu. Buraya bir sırt çantası ile geldiğini düşündü. Başına bunların geleceğini rüyasında görse inanmazdı zaten. Beline dolanan ellerle irkildi.

“Bu kadar gerilme seni yemeyecegim.”

“Bunları kim hazırladı ?”

“Bu kısmı bende bilmiyorum ama tahminim var .”

İkisi bir ağızdan “Deniz”diyerek güldüler. “Bütün gün yanımdaydı ne ara yapmış ?”

“Deniz organize işlerde bir numaradır.”

“Belli oluyor.”

Dudaklarını Hilal’in yüzünde gezdirdi Kemal. “Sanırım rüya görüyorum bayan Kurşunlu.” Kemal”e dönüp kollarını boynuna sardı. “Şu dakikadan itibaren başka bir kadına baktığını hatta düşündüğünü hatta ve hatta dilinden bir başka kadının adının çıktığını bile duyarsam ve görürsem bay Kurşunlu benim elimden çekeceğin var ve hayır rüya değil olsaydı ben çoktan uyanmış olurdum seninle ilgili hiç bir rüyam bu kadar uzun olamamıştı.”

“Başka kadın mı ? “diyerek kahkaha attı Kemal. “Senin gibi bir karım varken ve ben sana deli gibi tutkunken başka kadın. Siz  kadınların zihni çok fazla mesai yapıyor artık kesin eminim.”

Hilal şimdi yapacağı şey için pişman olmayacaktı. Kemal onun kocasıydı. Kendi kendine cesaret kızım nidaları okuyordu. Ayakları ucunda yükselip o muhteşem gülüşe bir öpücük bıraktı. Gülüşü tutkuya dönüştü kocasının. Bakışlarındaki yoğunluk genç kızı,  hiç bilmediği bir dünyanın kapısından

“Çok cesursun “

“Hı hı ben senin karınım o yüzden…”

Tek kaşı havaya kalktı Kemal’in. “Bak sen ” eğilip karısını kucağına aldı. Hilal şu dakilarda ölmez ise bundan sonra seksen yıl daha yaşarım diye düşünüyordu. Hem heyecan hem şu traktör motoru gibi çalışan kalbi nefesini zorluyordu. Ama geri adım atmayacaktı.

“Gel bakalım cesur kız.”Diyerek yatağın kenarına oturur vaziyette bıraktı karısını. Önünde diz çöktü. Ellerini elinin içine aldı. Ve gözlerinin en derinlerine inerek baktı. Müthiş bir an, rüya gibi bir atmosfe di. Bitmesini istemeyecek kadar hemde.

“Biraz geç kalmış olabilirim. Hani lisedeyken biri sana asılıyordu. Mektup yazıyor sürekli peşinden koşuyordu. Ben buna deli oluyordum.

O zamanlar seni Nergiz ile aynı derecede sevdiğimi düşünüyor onu nasıl koruyorsam senide öyle koruyordum. Ama o sana takılan çocuk sayesinde aslında seni Nergiz’den farklı sevdiğimi anlamıştım. Nergiz ı farklı kıskanıyordum. Seni bambaşka.  Sen lise iki deydin, ben dörtte. Ben o liseyi bitirdim. Ama her an seni koruyan kollayan kişiler vardı. Ama sen bunu hiç bilmedin. Ve itiraf ediyorum o çocuğun burnunu ben kırdım.”

“Ciddi misin ?”Ağzı şaşkınlık la açıldı Hilal’in. “Evet malesef ” zavallı çocuk ondan beni gördüğü yerde kaçıyordu. “Küçük bir kahkaha attı Hilal. “Sen çok aptalsın demek isterdim ama bir de beni dinle !” Ee dinliyorum sultanım”gülüşüne eşlik etti Kemal.

“Aynı sene senin peşinden koşan demiyorum bak ! Sevgilin olan kız varya hatırlarsın Perihan’dı adı.”

“Hatırlıyorum terk etmişti beni.”

“Cık terk etmedi aslında. Nergiz ile bir olup kızı kızlar tuvaletinde kıstırıp cımbızla burnundan kıl almıştık. Biz ona seni bırakmasını söyledik bizi dinlemedi. Cımbız mevzusundan sonra aklı başına geldi. Yalvardı bize valla bırakacağım bırakın beni.”Diye. Bu sefer yüksek sesle güldü Hilal. Kızın o halini görmeliydin Kemal. Karısının gülüşüne eşlik ederken yüzünün her milimini inceliyordu. Her erkeğin aklını başından alacak güce sahipti karısı. Neyseki onundu.

“Ne anlamalıyım bundan peki ?”

Gülüşüne ara verdi. ” Sen on sekiz yaşında anlamışsın. Aptal adam ben dokuz yaşında çocuktum seni senin bana Mavi dediğin günden beri seviyorum.”Elini kocasının yüzüne yasladı. Birbirlerinin her hareketini dikkatle izliyorlardı. Son gördükleri yer birbirlerinin dudakları oldu. Aşkın en tutkun haliydi bu. Aşıksan yarımsın karşılığını bulmadan. Bulursan iki yarımın bütün haliydin.

“Seni bana yazana kurban olayım ben kadın.” sesinin tonuna tutkuyu katmıştı Kemal. Aşkı, hasreti, sonsuz sevgiyi ve artık vuslat vaktiydi.

“Seni seviyorum Kemal kurban olacaksak birlikte olalım beni bırakma !”

“Asla.”

Ten tene kavuşmadan önce Kemal’in dudaklarından dökülen son sözdü. “Asla.”

Sevmek güç ister. Yürek ister. Cesaret ister. Her kes kendince sever. Kimse seveceği insanı seçemez Hilal’de Kemal’de seçmemişti. Kalpler Allahın elindedir. Allah kimi kime dilerse kıvılcım ona düşer.  Ve kıvılcım düşmüş. Ateşe dönmüştü. Saman alevi değildi onlarınki. Ömür boyu sürecek kor ateşti.

Aşk atesiniz hiç sönmesin kor yüreğinizde alev alsın . Aldıkça daha çok sevin . Sevdikçe sevilin.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!