16.Bölüm

Mevsimlerden yaz olabilir. Ama onlara bahardı. Aşkın baharı. Kalplerinde yıllarca tomurcuk yaşamış. Çiçeklerin açıldığı bahar. Birbirlerinin gönül pencerelerini açmış. Baharın kokusuna rengine tutulmuşlardı. Bundan sonra onlara hep bahardı. Yada onlara öyle geliyordu. Acayip bir halt ettiklerinin ciddi anlamda farkındaydılar. Şikayetçi değillerdi. Kokmaksa hiç yok gibiydi. Lakin içlerinde bir “Ama” Taşıyorlardı. Ama duysalar çok kötü olur. Ama böyle olmasaydı. Amalar bu günü yaralamasada… Yinede bir yerlerde filiz veriyordu. Bir “Ama “daha vardı.

“Ama daha çok erken Kemal git başımdan.”

Eğilip karısının boyun çukurundan öptü. Doyulacak gibi değildi. Gözleri alabildiğine Hilal’di. “Saat tam onbir nesi erken kadınım.”

Gözlerini usulca açtı Hilal.”O kadar olmuş mu ?”

“Evet. Ama sen kalkmayacağım diyorsan kahvaltıyı ertelenebilir.” Bir öpücük daha bıraktı Kemal.

“Hayır olmaz ! Çekil kenara çocuklardan daha betersin.”

“Ooo çabuk bıktın bakıyorumda hatun.”

Kollarını kocasının boynuna doladı Hilal.”O nasıl söz kırk elli varsa ömrümüz altmış sene falan bıkmam ben.”

“Çok iddialıyız.”

“Sen değilsin sanırım yoksa beni kullanıp kenara atmayı falan mı düşünüyordun kapı gibi cüzdanım var elimde bilesin.”

Kahkası odayı doldurdu Kemal’in. “Sen delisin kenara atmakmı mümkün olsa seni her hücreme nakşederdim hep yanımda ol diye.”

“Senin içinden ne kadar romantik bir adam çıktı böyle oysa ben seni o..”dedi. Gerisini getirmedi. Getirmedi.

Elinden cekerek kaldırdı karısını “Kalk güzelim ve sana bana odun, öküz gibi sözleri söylemeni yasaklıyorum.”

Kaşlarını çatarak sordu Hilal.”Neden miş her erkek odundur.

Didişerek geçirdikleri yarım saat içinde hazırlanıp çıkmışlardı suitten. Arkalarına son kez bakmışlardı. Evlenmiş ve ilk gecelerini bu odada getirmişlerdi. Uzun bir sürede tek gece olacağı kesindi. Kemal istanbul’a dönecek. Hilal Trabzon’da kalacaktı. Anlaşmaya sadık kalınacaktı. Bir süre tabiki. İki ay içinde düğün kararı almışlardı. Önlerindeki bir hafta içinde de aileye açıklama kararına varmışlardı. Geri kalan pürüzleri bir şekilde halledeceklerdi. Erdem’in yardımıyla elbette.

Kahvaltı için sözleşmelerdi. Erdem ve Deniz ile burada son saatleriydi yeni çiftin. Gitmeden teşekkür etmek için Kemal’in davetlisi olmuşlardı.

Usul usul akan şelalenin hemen üzerine kurulmuş olan küçük ama sevimli köy lokantasına gelmişlerdi. Masadaki görsel tok olanı bile yedirir cinstendi. Manzara hiç bıkmadan usanmadan izlenirdi.

“Burası harika bir yermiş. Karadenizliyim ama her görüşte başka tutuluyorum bu görsele.”

Deniz iç çekti derininden “Ben karadenizli değilim ama inan bu topraklara aşık oldum seninle aynı fikirdeyim.”

Hilal bilmiyordu Deniz’in buralı olmadığını şaşırmıştı. Yani elbette olmayabilirdi. Ama onu karadenizli sanmıştı. “Sen buralı degil misin ?”

Erdem yanıtladı Hilal’in sorusunu.”  Deniz İzmir’li aslında babası Vali olduğu için burada.” Denize bakarak tamamladı cümlesini “Ve hep burada kalacak.”

Yanında oturan adama bakmadan omuz silkti Deniz. “Halt etmişsin sen tayin bekliyorum çıksın değil seni babamı bile tanımam.”

Kemal konuyu degistirmeliydi. Karşısında dişlerini sıkan arkadaşının nasıl acı içinde kıvrandığına şahitlik ediyordu. Heleki kendisi sevdiğine kavuşmanın vermediği mutlulukla onu daha iyi anlıyordu. Eğer kalbinin sahibi yoksa yanında ve yanındayken bile yokmuş gibi yapıyorsa. Bu kesinlikle derin bir sızıydı. Üstesinden gelinemez bir duyguydu.

“Biz dönüyoruz Trabzon’a. Yarın sabah ben İstanbul’a geçecegim. Ama Hilal ailesi ile kalacak. Deniz istediğin zaman gel Hilal’in yanına biraz kafan dağılır ne dersin.”

Hilal kocasının elini tuttu. Heyecanla,”Evet Deniz iadeyi ziyaret olsun çok yakında gel lütfen çok seviniriz. Sonra istanbul”a geçeriz okulun açılmadan biraz gezeriz kafan nasıl dağılır bilmem ama iyi geleceğini garanti ederim.”

Beklemedigi teklif karşısında şaşırmıştı Deniz. Yeni tanıştığı biriydi Hilal. Ama sanki yıllardır tanıyormuş gibiydi. İçinden Hilal’e karşı sevgi tepecigi bu gidişle dağ olacağa benziyordu. Yüzüne tebessüm taktı. En içten şekilde “Neden olmasın düşüneceğim.”

Sessiz kalan Erdem ” Öhö öhö bende buradayım.”

Kemal güldü. “Sen teklif bekleme kardeşim.”

Deniz, Erdem’e baktı. “Senin ne işin var ben tek giderim. Kuyruk istemiyorum. “

“Sen bana kuyruk mu dedin az önce ?”

Deniz ağzını açmadan Kemal söze girdi.” Her neyse bekliyoruz yaz bitmeden, istanbul’un tadı başkadır.”

“Geleceğim hiç şüphen olmasın.”Dedi Deniz.

“Bende geleceğim hiç şüphen olmasın.” Demişti Erdem Deniz’e hitaben.

Hilal’in merakı her geçen dakika artsada bu mevzuyu kesinlikle Deniz’den dinlemek istiyordu. Birbirini çok seven bu iki insanın nasıl ve neden dört yıldır nişanlı kaldığını delice merak ediyordu. Ve neden hala nişanlı olduğunu bilmeyi çok istiyordu. Bide hiç bitmeyen didişmeler.

Çok yakında görüşmek üzere diyerek ayrıldılar birbirlerinden. Hilal ve Kemal dört saat sürecek yolculuğa başlamış oldu. Gittiklerinde kime nasıl davranmaları konusunda ikisinde bir fikri yoktu. Normal davranmanın en iyisi olacağına karar vermişlerdi. Ha bir de çok fazla yanyana gelmemeye.

“Yanlış yaptım daha önce düşünmeliydim.”

Ne demek istediğini anlamaya çalışan Hilal. Kaşlarını catıp baktı kocasına “Ne saçmalıyorsun sen neyi yanlış yaptın.”

Gülmemek için kendini sıktı Kemal. “Gizli evlilik fikri o zaman çok cazipti ama şu an kesinlikle yanılmışım.”

Gözlerini kısıp elini direksiyondan gözünü yoldan ayırmayan kocasına baktı. “Yumruklarını Kemal’in omuzuna geçirdi. “Neymiş neymiş yanlış mıymış ?”

Gülüşünü daha fazla saklaymadı Kemal.” Dur deli kadınım dur şaka yaptım.”Hilal’in elini dudaklarına çekip öptü.”

“Hain koca yapma böyle şakalar.”Yüzünü cama doğru çevirdi Hilal.

“Eğer bu yaptığımız yanlışsa hayatımda yaptığım en güzel yanlış.”

Hilal’in içi sarhoş olmasında kiminki olsun. Bir sözü ile yerle bir bir sözü ile bulutlara yükselebiliyordu Hilal.

Akşam altı sularında , çaykara nın iki büyük ve görkemli villasının önüne park ettiler arabayı. Son üç günde yaşadıkları hayal perdesi burada kalkıyordu bir müddet. İkiside evlere doğru baktı.

“Oyun başlıyor mu şimdi ? Allah’ım konuşurken iyide şimdi nasıl bakacağım yüzlerine.”

“Sakin ol. Umarım anlaşılmaz canım ama kendini bu kadar sıkma yoksa kesin anlaşılır yoksa Kurşunlu ve Karaçay büyükleri bizi çiğ çiğ yiyebilir.”

“Hah saol ya ne güzel de moral veriyorsun.”

Eve doğru baktı Kemal.”Nikah cüzdanını iyi sakla ve abin ile Nergiz bize doğru geliyor.”

Hızla eve döndü Hilal. “Anam şimdi yandık !

“Sakin, sakin arabadan çık hiç bir şey yok alnımızda yazmıyor.”

“Kes, kes” deyip kapıyı usulca açtı Hilal. Gerginliğini saklamak için derin bir nefes alıp verdi. Saatlerdir yoldaydılar. Kollarını açıp gerildi kibarca. Kendisine doğru gelen abisi ve yengesine bakıp “Nasılsınız aşk böcükleri,”dedi.

Abisi gözlerini Hilal’in üzerine sabitledi. “Biz iyiyiz kurbağa sen nasılsın?”

“Aşk olsun abicik, özlemedin mi sen beni ?”

Hem abisine hem yengesine sarıldı. Ve sarıldığında vicdanı kendisini sıkıyordu. İçi ezilmisti Hilal’in.

Arabadan indi Kemal. Onlara doğru ilerledi. Murat’ın elini sıktı. Nergiz’i kollarına aldı. “Nasılız bakalım.”

Nergiz “Valla biz çok iyiyiz siz ne yaptınız anlatın ?”

Çardağa doğru geçip oturdular. “İyi ne olsun çay bahçelerini kontrol ettik. Fabrikaya baktık. Her şey yolundaydı. Arkadaşıma uğradık. Bir gün onlarla takıldık güzeldi.”

Hilal”in yeni aklına gelen şey kanını dondurmuştu. Ne çay bahçesine ne de fabrikaya hiç ugramamışlardı. Bir an ne halt edeceğini bilemedi. Abisi arayıp sorsa içine kuşku düşerdi. Ve bunun peşini bırakmazdı.

Murat “Dün aradım Mustafa beyi.”

Aha Hilal şimdi öldük. Diye düşünürken  hem Kemal’e hem kendine küfürler ediyordu. Mustafa bey Artvin’deki fabrikanın müdürüydü.

“Ben aramadan beş dakika önce ayrılmışsınız.”

İşte bu şok etkisi yaratmıştı Hilal’de. Kemal’e göz ucuyla baktı alacağın olsun,dercesine.

“İstanbul’a sabah mı dönüyoruz ?”

“Hayır bu gece dönüyoruz.”Diye yanıtladı Murat.

Ayrılık vakti. Hiç hoşuna gitmemişti her ikisininde. Ama çare yoktu. Bir müddet bu şekilde geçmeliydi. Kemal Hilal’i burada bırakıp dönmeyi hiç istemiyordu. Ona söz vermişti. Gidecekti. Ve Hilal’in burada kalmasını bir şekilde sağlayacaktı. Anlamış olacakki Hilal konuşmaya girdi.

“Abicim ben burada kalacağım müsadenle.”

Kaşlarını çattı Murat, Kemal’e baktı. İtiraz etmiyordu Kemal. Oysa ki etmesi gerekiyordu. Rize’ye gitmeden önce tamda burada ikiside hem fikirdi. Hilal’in İstanbul’a gelmesi konusunda.

“Hayır geleceksin ? “Dedi Murat bir çırpıda.

Derin bir nefes alıp verdi Hilal. “Abim lütfen çok değil bir hafta, on gün sonra zaten geleceğim. Ama şimdi burada kalmalıyım.”

Kemal hala bir şey dememişti. Elindeki anahtarı evirip çeviriyordu. Kemal’de kalmasını istemiyordu. Hemde karısı olmuşken. Ama söz sözdü.

“Sen birşey söylemeyecek misin Kemal ? Sen sustuguna göre seni ikna etmiş olmalı yoksa kavga mı ettiniz. Nedir bu sakinligin ?”

Kemal anahtardan başını kaldırdı. “Hayır kavga etmedik. Ama ikna ettiği doğru !”

Murat elini çenesine dayadı. Konu ilginç olmaya başlıyor diye geçirdi içinden.”Ee nasıl ikna etti anlat bakalım.?

Hilal’in gözleri bir Kemal’e bir abisine yer değiştirip durdu. Konuyu sessizce dinlemeyi seçti Nergiz, oda Hilal’i gözlemliyordu. Daha ilk dakikadan bir farklılık sezmişti. Ne olduğuna anlam vermeye çalışıyordu.

“Biz sadece konuştuk. Ve anlaştık.”

“Onun abisi benim ve benimle anlaşması gerekiyor.”Dedi. Murat en otoriter sesiyle. Ortam gerilemeye yüz tutmuştu. Hilal yerinden kalkıp abisinin yanına oturdu. Elini omzuna dolayıp “Abicim bunda kızacak ne var hem ben bu odunu ikna falan etmedim. Kabul etmek yada etmemek gibi bir seçeneği mi var onun tabiki benim abim sensin Kemal’e de söyledim sana da söylüyorum ikinizde bana güvenmek zorundasınız bunun için de burada kalacağım ?”

Cümlelerini bitirdiğinde göz ucuyla ile kocasına baktı Hilal. Kemal’in gözleri ateş saçıyordu. Hilal abisinin gönlünü ederken Kemal’i fazla harcanmıştı. Tamda şu an anladı. Ne kadar ağır konuştuğunu. Ama Kemal bilmeliydi. Sadece abisini ikna için bu şekilde konuştuğunu. Hilal’e hiç öyle gelmiyordu. Bildiğin üzerine alınmıştı. Yada Hilal’e öyle geliyordu.

Masadan hışımla kalktı Kemal.”Bu konuşmadan anlıyorum ki Kemal hiç kimse”dedi.

Masadakiler Kemal’in kırıldığını fark etmişlerdi. Hem Murat hem Hilal bir şekilde kırmıştı Kemal’i. Sessizliğini hala koruyan Nergiz susmaktan vazgeçti.

“Abicim yanlış anladın.”Dedi. Ayaga kalktı.Ama gözleri Murat’i esir almıştı. Ve en öldürücü bakışları ok niyetine kocasına fırlatıyordu.

“Otur yerine Kemal ! “diye çıkıştı Murat. Kemal ömrü hayatında Murat a hiç saygısızlık yapmamıştı. Murat’ın bu yaptığıda ilkti. Murat’a bunu yaptıran içinde ki abi kıskançlığı ve aklını kurcalayan şeylerdi. Selim zaten başlı başına dertti Murat için.

Kemal ne oturuyor. Ne adım atıyordu. Başını boşluğa çevirmişti.

Hilal ise kocasının kalbini numaradan söylediği sözlerle bile olsa kırdığının üzüntüsünü yaşıyordu. Hiç konuşmadı.

“Otur dedim. Özür dilerim ben biraz gerginim yoksa bilirsin böyle konuşmak bize göre değil.”

Sessiz ve sakin bir sesle konuşmuştu Murat. Kemal usulca yerine geri oturdu. Çekip gidebilirdi. Ama sonrası daha büyük bir saygısızlıktı. Bunu gayet iyi biliyordu.

Hilal en mahcup haliyle, “Özür dilerim Kemal inan öyle demek istemedim.”

Kemal hala ne ikisine bakıyor nede tek kelime ediyordu.

“On gün değil. Bir hafta ve tek şart !”dedi Murat. Hilal’e dönerek.

“Başımla…”

“Nergiz burada kalacak senin yanında ve bir an olsun ayrılmayacak yanından.”

Nergiz’e döndü Murat.”Saat başı bana yada Kemal’e rapor edeceksin.”

Hilal kendini bıraksa şu söylenene kahkahalarla gülerdi. Bir tarafı gülerken bir tarafı sinir ile dolmuştu.

“Oldu başka! Askeriyeden birde yüzbaşı dikin başıma tam olsun bumu bana güvenmek.”

Kemal’den gelen tepki Hilal’in son damlası oldu. Kemal en sert sesiyle “Olmaz yüzbaşı erkek.”

Hilal iki adama da kısık gözlerle baktı. “İkinizide canı c…….”diyemedi. “Ben burada kalıyorum benim babam da var dedemde siz kimsiniz beyler ayrıca ben aptal mıyım ? Basit birimiyim ? Bu neyin koruması vaz geçtim canım ne zaman isterse o zaman döneceğim istanbul’a.”Dedi ve hızı adımlarla eve girdi.

Arkasından Nergiz yavaş adımlarla onu takip ediyordu. Geri dönüp parmağını iki adama dikti.

“Siz ikiniz kocaman bir aptalsınız ayrıca Murat efendi sen gidebilirsin bende Hilal ne zaman isterse o zaman döneceğim ve yine ayrıca sana rapor falan vermeyeceğim.”Dedi. Ve eve girdi.

İki küs eş,  iki hatunu elinden kaçıran koca başbaşa kaldılar.

Murat, Kemal’e döndü.”Tüh ya küsmeden bir bardak çay getirselerdi. “

“Boş ver ben getireyim şimdi onların nazımı çekilir.”dedi Kemal.

Deselerde bu iki adamın içi içini yiyordu. Biride kalkıp ayranım ekşi demiyordu. Demeyi de düşünmüyorlardı.

💗

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!