{♡}

Kapıyı tıklayarak içeri girdi Elif. Abisini iki eli başında kara kara düşünürken bulmayı bekliyordu. Çünkü tam da şu an o andı. Hamza başını kaldırıp kardeşine baktı. Bir kaç gecedir uymadığı göz altlarından belli oluyordu. Koskoca imparatorluğu yöneten adam bir kadının karşısında çaresiz kalabiliyormuş. Elif buna canlı şahitlik ediyordu. Yanına doğru yürüdü. Sağ elini abisinin omzuna koydu.

“Bu kadar düşününce halloluyor mu abi?”

“Elimden başka bir şey gelmiyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bana akıl ver Elif?”

“Ben de kendi halime ağlıyorum. Öğrenince benim yüzüme bakacak mı sanıyorsun. Hayatımda bulduğum en iyi iki dostu kaybedeceğim. İçim kan ağlıyor.”

“Bahar seni bırakmaz de, iyi bir şey söyle bana yoksa aklımı kaçıracagım.”

“Bahar’ın sevgisi ne kadar büyük olursa olsun. İnadı da o kadar büyük bence önce konuşmalısın. Normalmiş gibi direkt annemlerin karşısına çıkarma. Ortalıgı ateşe vermek olur bu.”dedi Elif.

Hamza alnını ovaladı. Bahar’ı kaybetme düşüncesi canından can alıyordu. Bir adım uzağında hasretiyle yanarken tamamen uzaklaşması fikri kalbine bıçaklar saplıyordu.

“Peki dediğin gibi yapacağım. Buna katlanamıyorum. Bugün konuşacağım. Ama bilmelisin, her ne olursa olsun benden gidemez. Buna asla izin vermem. Benlikten çıksam bile olmaz. Zorla tutmam gerekiyorsa bile yaparım. Benden nefret edecekse bile yanımda edecek. Uzağımda değil.”diyerek sıkıntıyla giderildi yüz hatları…

“Ah abim ya senin başka versiyonun yok mu? Allah bir tanede bana yazmış olsa keşke.”

“Elif” diye çıkıştı Hamza.

“Ne Elif ? Sen her haltı ye bana gelince Elif. “

Elif suratını somurtup yana döndü. Hamza günlerdir ilk defa tebessüm etti. Bu kız deliydi. Abisine söylediği şeylere bak. Hamza içinden geçirdiği kelimelere yine içinden güldü.

“Sen sevdin de ben mi vermedim seni…”

“Sorun da orda zaten beni seven yok. Aman neyse ben çıkıyorum. Annem sabah tembih etti. Bana bakmaya geleceklermiş erken gel diye. Neyime bakacaklarsa hem o nasıl bir deyimdir kız bakma. Sanki pazardan elma bakıyor alacak. Tövbe, tövbe.” Aklına gelince yine sinirlenmişti. Kaçıncı yüz yıl, ama hala aynı gelenekler. Sabah beri deli dana gibi önüne gelene bağırmıştı. Yinede siniri geçmemişti.

Hamza kardeşinin haline açık açık gülüyordu.

Elif söylene söylene çıktı odadan. Hamza yine tek kalmıştı. Gülüşü yüzünde dondu. Sonuç ne olursa olsun kaybetmek yoktu. Ne gerekiyorsa yapacaktı. Zorla da olsa oturacaktı nikah masasına Bahar. İstesede istemesede. Nasıl olacak kestiremiyordu. Gelişen olaylar neyi gösterirse gözünü kırpmadan yapacaktı. Ayaga kalkıp ceketini aldı. Huzursuz ama kararlı düşüncelerle Bahar’ına yürüdü.

Şoföre telefon açıp Ömer’i almasını söyledi Hamza. Ömer’in gittiğine şahit olduktan sonra arabasını çıkışa doğru sürüp park etti. Çıkıp yaslandı arabasına. Etrafına bakınıyordu. Sıkıntı tüm yüz hatlarından okunuyordu. Bahar’ı görünceye dek. Kendisine doğru en tatlı gülüşüyle geliyordu Bahar.

“Canım Ömer’i şoför aldı. Sen ne yapıyorsun burada?”hemen dibinde bitmişti Bahar. Sarılıp öpmek çok istemişti ama okulun önünde oldukları için vazgeçmişti.

Hamza, Bahar’ın mutlu yüzünü aklına kazıdı. Bahar hep böyle gülmeli ve mutlu hatta daha mutlu olmalıydı. Elinden gelse yapmaz mıydı Hamza. Ama kader herkesin yollarını birleştiren kader, onlarınkinide böyle birleştirmişti. Bahar’ın yerinde kendi olsa ne yapardı. Ne yapacağını bilmiyordu. Ama bildiği kesin olan şey seviyorsan sahip çıktı.

“Ben seni görmeye, almaya, sevmeye geldim. Mevsim bahar ya bende Bahar’ı yaşamalıyım diye düşündüm.”

Bahar en güzel gülüşünü hediye etti karşısındaki adama. Hangi kadının böyle bir iltifatla yüzünde güller açmazdıki.

“Aslında bugün seni özlediğimi hissettim. İçine mi doğdu? Bende sana gelmeyi düşünüyordum.”

Hamza işittiği sözlere karşılıksız kalmadı. Hem içten bir gülüş hemde kadifemsi sesiyle mest etti karşındaki kadını.” Sen bugün hissettin, ama ben seni her saniye her salise özlüyorum. Aklımı ikiye ayırdım. Bir tarafı iş aile vs diğer tarafı tamamen sen. Şimdi sen söyle hangimiz daha çok seviyor.”

Bahar’ın şaşkın bakışını yok sayıp elini tuttuğu gibi arabaya yöneltti. Bahar’ın verecek cevabı varsada eline değen sımsıcak dokunuşla her şeyi unutmuştu. Bu adam işini biliyordu. Ve Allah’ı var dersine de iyi çalışıyordu. Bahar mı ah o tam bir aptal aşık modundaydı. Hamza ya olan sevgisinden şüphesi yoktu. Ve bu adam her seferinde kendine daha çok baglıyordu Bahar’ı. İnatçı, başına buyruk, dediğim dedik kız gitmiş. Yerine aşkla harmanlanmış Bahar gelmişti. Hamza Bahar’ı nasıl yola getirmesi gerektigini biliyordu. Yada bilmiyordu. Gelişi güzel oluyordu herşey. Hayatında ilk defa bir şeyler yolunda gidiyordu, yıllar sonra…

Eskiden anne babasının bile inadından bıktığını bilirdi Bahar. Hırçınlıgından annesi ile çoğu zaman atışırdı. Öldükten sonra çok pişman olduğu anılarına bile ağlamıştı. Yıllar Bahar’ı durultmuşsada yinede içinde bir yerlerde o asi kız vardı. Ama hırçınlık yapacak yada yaptıracak kimsesi kalmamıştı. Artık nazını sadece Sema çekiyordu.

Koltukta yan dönüp Hamza’yı yan profilden izledi. Kesinlikle çok yakışıklı ve karizmatik biriydi sevdiği. İç çekti. Hayran olunası sürete… Hamza iç çektiğini duyunca Bahar’a döndü. Otuz iki dış sırıtarak.

“Hayırdır güzelim nasıl iç çekişti öyle?”

Bahar utançla önüne döndü. Nasıl kaptırdıysa kendini adamı izlemeye farkına bile varmamıştı iç cektiginin.

“Hiç öylesine” diyebildi. Başını akıp giden yola çevirirken.

Hamza untandıgını anlayınca dudağını ısırdı kahakaha atmamak için. Üzerine gitmedi.

“Seni bugün çiftlik evine götürmeme izin verir misin ?”

“Olabilir daha önce hiç ciftlik evi görmedim.”

Hamza arabayı ustaca kullanıyordu. Gözü bir yola birde yanında oturan hayatının tek aşkına kayıyordu. Bu kız ona Allah’ın bir lutfu diye düşündü. Gel görki sınavı zordu. Gerçi her şey Bahar’ın elindeydi. Ama hiç bir şey kestiremiyordu. Bu gece her şeyi anlatmaya kararlıydı. Nasıl ve nerden başlanır. Çok kez beyninde döndürsede yinede anlatmak çok zordu.

Yarım saatin ardından varmışlardı. Bahar karşısında gördüğü manzarayla donup kalmıştı. Çok büyük bir bahçenin orta yerine yapılmış harika mimariye bakıyordu. Her yer yeşildi. Çiçeklerin her rengi mevcuddu. Beline dolanan eller ile kendine geldi. Geldiği gibide kendine kızdı. Aptal Bahar ne bir şey görmemiş alık balık gibi bakıyorsun. Başını yere egip çimenlere baktı. Bu sadece utancın vermiş olduğu bir komuttu.

Hamza bunu fark etsede umursamadı. Aksine hoşuna gitmişti. Bahar’ın her geçen gün yeni bir huyunu öğreniyordu. Utangaç olduğu yönleride varmış küçük hanımın, diye düşündü.

“Burası bizim, ailecek geliriz. Tatillerde hafta sonlarında özel zamanlarda. Ama şu an kimse yok. Yani Hafize anne ve şehmuz amca dışında. Onlarda burayla ilgilenen kişiler. “

Bahar aklına gelen şeyle irkildi.” Beni buraya getirdin ama hakkımda ne düşünecekler. Hem sonra ailen duyarsa çok ayıp olmaz mı? “

Bahar’ın haklı düşüncesine içi sevgiyle ve gururla doldu Hamza’nın.

“Merak etme benim basit ilişkilerim olmadı. Olmazda. Buraya gelmişsen, bir adı vardır. Ayrıca kimse duymaz. Hadi geçelim yemek hazırdır. “Bahar’ın içi biraz olsun rahatlamıştı.

Kapıda onu karşılayan kadına ve adama utangaç bir tebessümle yetindi Bahar. Fazlası elimden gelmemişti.

Bahçede yenen yemeğin ardından. Şehmuz beyin yaktığı semaverden çay içmişlerdi. Son zamanlarda içtiği en güzel çay olduğunu söyleyerek Şehmuz beyi ödüllendirmişti. Adam kocaman gülerek yanlarından ayrılmıştı. Hava kararmıştı. Ve hava serinlemeye başlamıştı. Hamza’nın getirdiği polar örtünün altına girerek bedenini ısıtmıştı. Koskoca bahçede yanlız kalmıştı. Hamza telefon görüşmesi için içeri gitmişti. Sema”yı aramayı akıl edince çantasını karıştırıp telefonu buldu. Hamza ile olduğunu tahmin etsede aramalıydı. Telefonunun şarjının bittiğini görünce suratını buruşturdu. En iyisi içeri girip Hamza dan yardım almaktı. İçeri doğru süzüldü. Hamza ortalarda görünmüyordu. Buralarda dır düşüncesiyle sesizce ilerledi. Bir odanın önüne gelince Hamza’nın sesini duydu. Kapı aralıktı, ve net duyuyordu Hamza’yı. Kapının koluna elini degdirecekken adını duyması ile öylece kaldı. Adını duydu ve sonrasını da.

“Elif ben bunu yapamayacağım. Hazır değilim Bahar’a gerçeği söylemeye…”

“Abi hiç hazır olmayacaksın en iyisi hallet şu işi yoksa her geçen gün içinden çıkamayacaksın.”

“Nasıl denirki Elif  ben ailenin ölümüne kısmen neden olan kişinin abisiyim diye.”

“Abi kendine gelir misin sende iyi biliyorsunki Kerem abimin hiç bir günahı yok bunuda Bahar’a anlatabilirsin. “

“Anlamayacaktır Elif, ben ona gerçeği, ama tüm gerçeği söylemek istemiyorum. Beni suçluysam da kabul etmesini istiyorum. Ah pardon sizin suçunuz yokmuş sana gelebilirim demesini istemiyorum.”

Bahar’ın kulakları doğru duyuyordu. ” Ben ailenin ölümüne neden olan kişinin abisiyim.” Burdan sonrasını hatırlamıyordu. Kulakları uguldamaya başlamıştı. Elleri titriyordu. Elindeki telefonu yere düşürdü. Bunun bile farkında değildi. Sese dönen Hamza. Elindeki telefonu fırlatıp aralık bıraktığı kapıyı ardına kadar açtı. Korkudan yüreği yerinden çıkacaktı. Hamza’nın ne olur Bahar olmasın diye dua ettiysede artık çok geçti. Açılan kapının ardından gördüğü tek şey enkaz haline gelmiş kara sevdasıydı.

Hamza, gözleri dolmuş ama akmamak için direnen kahvenin en güzel tonu olan sevgi gözlere çevirdi bakışını.

Yalvaran af dileyen, gözlerle baktı Bahar’a. Bahar bakıyor ama görmüyordu. Anlam veremiyordu. Bedenine yüksek derecede titreme hakim olurken kendini daha fazla ayakta tutmadı.

Aklına yeni gelen şey onu tutan kollar ve aldığı acı koku o gün duyduğu söz “Hamza kızı tut!”sözleri yıllar öncesine tekrar götürmüştü Onu. O gün ki sert kollar, acı parfüm kokusu ve adı… Hamza.

Kendine gelmek için çırpınıyordu. Bedeni kas katı kesilmişti. Hiç bir yeri kıpırdamıyordu. Gözlerinden süzülen yaşları hissediyor ama tepki bile veremiyordu.

Hamza yani başında ellerini tutmuştu. Gözlerindeki yaşları siliyor ve kendine de lanetler yağdırıyordu.

Bahar’ın dudaklarından dökülen sözler kalbine paslı hançer gibi giriyor kestiği yeri eşeliyordu. Bu canını öyle yakıyordu ki Hamza oracıkta can verebilirdi.

“Neden” sadece “Neden” döküluyordu Bahar’ın dudaklarından.

Hamza af dileyen sesiyle ve tüm çaresizliğiyle,”sadece sevdim Bahar” diye tekrar tekrar mırıldanıyordu.

İki çaresiz kalp vardı odada. İkiside kan ağlıyordu. Çare yine kendileriydi. Ama Bahar’ın Hamza ya ilaç olabileceğini sanmıyordu Hamza. Onu bu halde görünce tüm umutları yerle yeksan olma yolunda ilerliyordu.

Yavaş, yavaş kendide gelmeye başlayan Bahar başını çevirdiğinde eline yaslanmış yüze baktı. Beyin idrak yeteneğini kazanmaya başlamıştı. Ama bedeni hala bitkindi. Şu an istediği şey elini hızla ordan çekmekti. Ama gücü yoktu. Onun için yavaşça elini çekti.

Hamza teninden ayrılan sıcaklıkla başını kaldırdı. Bahar ne kadar dagılmışsa Hamza da o kadar dagılmıştı. Hamza’nın gözlerinden akan çaresizliği yok saydı Bahar. Yavaşça dogruldu. Hamza da onunla beraber dogrularak koltukta oturan kızın önüne oturdu. Dokunmaya korkuyordu. Elini uzatsa onu kendine çekip sıkıca sarılsa ve dünya o anda dursa neden diye sormazdı Hamza.

Ellerini yüzüne kapattı Bahar. Dirseklerini dizine dayadı. Hamza ondan gelecek en ufak tepkiyi bile kestiremiyordu. Onca yıl her şeyi planlanmıştı. Bu anı çok düşünmüştü. Bugün olduğu gibi içinden çıkmamıştı.

Ama seviyordu. Biliyorduki seviliyordu da.Bu en büyük dayanağıydı. Sadece zaman lazımdı. Yada Hamza ya öyle geliyordu. Her şey karman çorman olmuştu. Beyni hiç bir fikir yürütemiyordu.

Bir kaç dakika öyle kaldı Bahar. Hamza gözünü bile kırpmadan onu izliyordu.

Sonunda elini yüzünden çekip Hamza ya baktı. Bakışlarında her şey vardı. Acı, nefret, öfke, ama aşk yoktu. Ve Hamza bunu görebiliyordu. Yüreğini söküp eline vermişlerdi sanki.

“Sen şimdi benden intikam mı aldın ?”

Hamza duyduğu cümleyi beyninde tarttı. Ama anlam vermedi.

Acı dolu af dileyen kısık sesiyle,”Neyin intikamı” diyebildi.

Bahar ellerini yanına bıraktı.” Kardeşin hala sakat mı? “

O da ayrı bir acıydı.” Evet ” dedi Hamza.

Bahar’ın dudakları yukarı kıvrıldı. Gülüşünde öç alma oh olsun edası vardı.

“Ben o gün umarım ölmez, sakat kalır demiştim. Sen sakat kalan kardeşinin bedelini bana mı yıkmaya karar verdin.”

Hamza her şeyi düşünmüştü yıllar içinde. Ama bu aklının ucundan dahi geçmemişti. Yüzü hayret içinde kalmıştı. Bu kadının aklı nasıl işliyordu.

“Bu yapacağım en son şey bile değil.”

Bahar odayı dolduran acı bir kahakaha attı. “Her şeyi düşündün ama bunu düşünmedin öylemi ?” yüzü yine acı ve sert ifadesine dönmüştü.

“Ben seni sevdim Bahar, değil intikam sana gelecek ne kadar kötülük varsa hepsine engel oldum. “

Bahar bedeninin verdiği güçle ayaga kalktı. Hamza da onunla beraber kalktı.

Yüzyüze bakıyorlardı. Birisinin gözünden ateş kıvılcımları oynaşırken diğerinin bakışlarında sadece yakarış vardı.

“Beni ne zaman sevdin sen? Hastanede kollarına düştüğüm zaman mı? Cafede çarptığın  zaman mı? Ha ne zaman sevdin” bağırmaya başlamıştı Bahar. Hamza dan hiç ses gelmemişti. Sadece üzgün bakışlarını Bahar’ın gözlerine dikmişti.

Şu an ne söylese onu ikna edemezdi.

“Ben seni seviyorum Bahar, geri kalan her şeyin canı cehenneme…” sesindeki kendinden emin tınıyı hissedebiliyordu Bahar. Lanet olsun ki oda bu adamı seviyordu. Aklıma yeni gelen şeyle Hamza’nın üzerine yürüdü. Ellerini yumruk yapıp Hamza’nın göğsüne vurmaya başladı. Hamza hiç tepkisiz olduğu yerden kımıldamıyordu.

“Allah belanı versin pislik herif planın bumuydu. Önce beni kendine aşık edecek sonra ne istersen yaptıracaktın. Katil kardeşinle beni yana yana getirip mutlu mesud yaşayacakmıydık. Sen bana ne yaptın ne ?”

Hem ağlıyor,  hem yumruklarını sıralıyordu. Kendini tekrar kaybedecek korkusuyla Hamza Bahar’ı kollarından yakalayıp durmasını sağladı.

“Bırak hayvan bırak! ” diye çırpınsada Hamza’nın kolları arasında sıkaca sarındı. Kıpırdayamıyordu bile. Başını kaldırıp Hamza ya baktı. İki duygu arasında sallanıyordu Bahar. Nefret ve aşk.

Üzgün ve yıkılmış gözlerle baktı Bahar’a”Hayatımda başka bir kadını sevmedim ben, sadece seni sevdim ve istedimki sende beni sev ama bana kalbini sen verdin ben almadım.”

Boş gözlerle bakan Bahar’ın dudaklarına kapandı Hamza. Ona her halükarda kendini sevdiğini ve vazgeçilecek kadar basit ilişkileri olmadığını anlamasını istiyordu. Sert dokunuşla  bir adım geri sendeleyen Bahar Hamza’ya tutunmuştu. Nefretin ve aşkın birbirine karıştığı andı. Tutunduğu kolları itti. Ama çıkmıyordu. Ve Hamza gidecekmişcesine sıkı sıkıya tutuyordu Bahar’ı. Dudaklarıyla mühürlediği tende nefes mesafesi geri çekildi. Bahar çırpınmaktan öteye geçmemişti. Onunda gücü ve nefesi bitmişti.

“Seni seviyorum. Bunu iki dünya bir araya gelse değiştiremez. Sen de beni seviyorsun. Ve bunu ben değil sen istedin.”fısıldadı kadının nefesine…

Kahretsin ki doğru söylüyordu. Bahar onu sevmişti. Kimse kimseyi zorla sevemezdi. Bahar da Hamza’yı zorla sevmemişti.

Adamın kollarından sesizce çıktı. Aklı darmadağındı. Dağınıklık toplanırdı. Ama kalbi parçalara ayrılmış. Ve bir çok parçası kaybolmuştu. Kırık dökük hayaller dışında.

“Nasıl bir oyun bu neyin peşindesin ” Bahar aklına hücum eden düşüncelerle her geçen dakika hayrete düşüyordu. Elini alnına koydu. Gözyaşları durmadan akıyordu. Elinin tersiyle sildi. Hamza cevapsız Bahar’a bakıyordu.

“Beni buraya sen getirdin. Bilerek yaptın. Sema ile aynı yerde olamamızın sebebi de sensin. Hayatıma usulca sızdın. Ben hiç fark etmeden. Sema seni bir yerden hatırladığını söylemişti. Bana da tanıdık geliyordun. Ama bu kadar iğrenç bir oyuna gelebileceğim aklımın ucundan geçmezdi.”

Feryat figan çıkan sesi gittikçe zayıflamıştı. Olduğu yere çökerek hıçkırıklara bıraktı kendini.

Hemen yanına diz çöktü Hamza. Dokunmaya korkuyordu. Ağzını açıp tek bir söz söylemeye çekiniyor. Nasıl etsede biraz olsun kendini kanıtlasa kesinlikle bilmiyordu.

Ellerini Bahar’ın omzuna bıraktı. Her hali perişandı. “Dediklerinin hepsi doğru oyun olduğu da doğru ben sana hiç yalan söylemedim. Belki tam anlamıyla anlatmadım. Ama sana kötü olan hiç bir şey yapmadım Bahar.”

Omuzları çöken Bahar başını kaldırıp Hamza’ya baktı. Bakışlarında her zaman gördüğü şeyi aşkı görüyordu. Kendi kalbide Hamza diye haykırıyordu. Ama olmazdı. Bahar bunu yapamazdı.

“Bana en büyük kötülüğü sen yaptın. Kardeşinden bir farkın yok gözümde. O ailemi aldı benden. Sende inancımı aldın.” Bahar’ın her sözü Hamza’yı yerin yedi kat altına gömüyordu.

Yerinden doğrulup ayaga kalktı Bahar.Hamza da onu takip etti.

“Beni evime bırak son kez sonrada ben yokmuşum gibi davran en kısa zamanda burdan gideceğim. “

Hamza duyduğu sözlere durum bu olmasaydı, kesinlikle gülerdi. Ama şimdi içi kan ağlıyorken yine de gidemeyeceğini kendine hatırlattı. Yalnız Bahar’a bundan bahsetmedi. Zamanla bunun üstesinden gelecekti. Hamza’nın inancı sonsuzdu.

Hamza elini Bahar’ın kalbine koyarak konuştu. Gözlerini kara sevdasının gözlerine kilitledi. “Peki burda ki beni ne yapacaksın?”

Bahar, Hamza’nın elini indirdi.” Sen kalbimin ilk kaybı değilsin.”

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. Of bu baya ağır oldu . Ah Hamza ne ettin be canım yaa

  2. Hamza efendi isin çok zor be ama gak ettin mi ettin. Bu kadar oyuna gerek var mıydı. Kizdaki tüm inancı yok ettin #payelburayadageldim 😄😄

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!