1.Baştan Başlayalım

Giriş…

İstanbul’da bir cezaevi…

 Bir haftadır kaşınan parmaklarının kaşımak istediği tek bir kişi vardı. Aykan Karacadağlı… Bir haftadır beklediği ânın gelmesini yumruklarını sıkarak beklemişti. Kadere lanetler etmek istiyordu ama inanç tahtasına yakışmıyordu. İnandığı şeylerin başında alnına ne yazılmışsa insan onu yaşar felsefesi geliyordu. Bu yine de insan evlâdının kötü olması ve kötülük yapması gerektiği anlamına gelmiyordu. Erkeklerin kadınlara şiddet uygulamasına, tecavüz etmesine ve katletmesine olan öfkesinin önüne kimse geçemiyordu. Kadına zarar veren bir erkek gördüğünde tüm iyilik potansiyelini kaybediyor, içinden aç bir aslan çıkıyordu. Elinde kalanın etleri çürüyene kadar uğraşır, son nefesine kadar asla bırakmazdı.

Müdürün odasından çıkmış, gardiyanın önden yürümesini izliyor, peşi sıra takip ediyordu. Dar, karanlık ve rutubet kokan koridorları dolanmaya başlamışlardı. Koridorlar uzadıkça rutubet kokusu yükseliyor, duvarlar daha bakımsız görünüyordu. Gri renkteki eskimiş boya, soğuk demir kapılar karşılıyordu.

Ayağında siyah botları, siyah kot pantolonu ve siyah bir tişört vardı. Siyah kaşe kabanını omuzlarından düşürüp Yasin’e uzattı. Hızlı adımlarla yürüyordu, yanında Yasin ve Arif vardı. En iyi iki adamı. Öl dese ölecek bağımlılığa sahip bu iki adam, onun için her şeyi yapardı. Adımlarını kesmeden ceketini çıkartıp Yasin’e uzattı, Yasin kabanı alıp koluna taktı ve Vedat’ın avucuna kahverengi deriyle kaplı bir susta bıraktı. Vedat alıp arka cebine tıktı sustayı. Diğer yanındaki Arif siyah deri eldivenleri uzatınca alıp ellerine geçirdi. Önden giden ve her geçtikleri kapıların kilidini açan gardiyan onlara bakmıyordu. O gri ve rutubet kokan duvarlarda ne çok sırlar saklıydı. Sırları açığa çıkaran nefes alamazdı. Düzen bozulmamaya yemin etmiş bir zaman dilimiydi. Saat asla tersine dönmezdi, düzen asla bozulmazdı. Güçlüler her zaman gücünü parmakları ve iki dudakları arasında saklardı. Ama iyi ama kötü…

Ellerine taktığı eldiveni çekiştirdiğinde metal bir kapının önünde durdular. Kapının hemen yanında bir gardiyan daha vardı ve yere bakıyordu. İkinci gardiyanda diğer yöne geçip ayakuçlarına bakındı. Kapı koluna asılıp açtı Vedat. Aralayıp bedenini içeri soktu. Orada, masanın başında oturuyordu, kapıyı kapatıp önünde durdu.

Kapı açılır açılmaz onu gören Aykan’ın duruşu önce korkuyla gerilmiş daha sonra ümitsizlikle omuzları inmişti. Onca sene bir vicdan kırıntısı bile duymadan yaşamıştı ama son bir haftada yaptığına ölesiye pişmandı fakat artık o kadar geçti ki onu oradan ve bu adamın elinden ancak Allah alırdı.

Aykan’ın yüzüne baktı, odayı aydınlatan bir lamba vardı. Geçen bir haftada dağılmış olan suratı toparlanmıştı. Tüm o yaraları onun kadını yapmıştı. Efşan, Aykan’ın suratını dağıtırken, tüm bedenine izler ve acılar bırakırken onları zevkle izlemişti. Ablasının intikamını almak adına elinden geleni ardına bırakmamıştı Efşan. Kendince de büyük bir başarıydı, ama biliyordu ki Efşan’ın kalbi asla soğumayacaktı.

Adımları onu masanın önüne kadar götürdü. Ellerini arkasında bağlamıştı. Buz mavisi gözleri hissiz, acımasızdı. “Baştan başlayalım,” dedi ileri geri yürümeyerek. “Nasıl karar verdin?”  Cevap gelmiyordu. Vedat bağırarak tekrar sordu. “Nasıl? Çok mu güzeldi? Benim olsun mu dedin?”

Aykan kumral saçlarını eliyle tarayıp sıktı. Dirseği masaya dayanmıştı, gözleri sıkı sıkıya yumuluydu. “Pişmanım!”

Vedat başını aşağı yukarı salladı, hâlâ yürümeye devam ediyordu. “Pişmansın, Gülperi yaşamıyor, bir kızın var ve nerede bilinmiyor. Anneleri öldü, babası öldürdü ve sonra kendini vurdu. Cengiz, Gülperi’yi öldürdü ve Efşan bir yetimhane de iki sene kaldı. Aileden geriye hiçbir şey kalmadı ve sen pişmansın, öyle mi?”

Sesi hem yüksek hem de buz kadar soğuk ve keskindi. Her ses titreşiminde Aykan kendini ölüme yakın hissediyordu. Sonra bir anda ölmenin çok zor olduğunu kavrıyor, çaresizlikle kıvranıyordu. “Öldür beni!” diye yalvardı, elleri iki yanına açılmış, masaya uzanmıştı. Ağlıyordu, çaresizlik hayatı boyunca hiç yaşamadığı bir duyguydu. O bir Ağa oğluydu, önüne kuş sofraları kurulmuştu. Kadınlar onun güzel yüzüne ve fiziğine hayranlık duyarak sıraya girmişti ama şu hâli ölmeden önceki cehennemiydi.

Arkasına dolanıp Aykan’ın saçlarını sıkıca kavradı. “On yedi yaşındaki bir çocuktan ne kadar etkilenebilirsin? Yeni çıkmış göğüsleri mi etkiledi?” Aykan’ın başını masaya sertçe çarptı. Odanın içinde acı, boğuk bir çığlık yankılandı. İçinden kımıldamak gelmiyordu Aykan’ın, kendini öldürtmek istiyordu. Tam da bu düşünceyle çırpındı.

“Çok güzeldi, uzundu boyu, kuğu gibi boynu vardı. Uzun siyah saçları ellerime dolansa neler hissederdim, derdim.”

Vedat duyduklarıyla ona istediğini vermeye hazırdı. Sıkıca tutuğu başı kaldırıp tekrar masaya çarptı. Tuttuğu saçlardan ağzından burnundan kan gelen Aykan’ın başını kaldırdı. Acıyla ağzı aralanmıştı, inliyordu. “Sonra?” diye bağırdı. “Anlat!”

Kanını yutan Aykan’ın midesi bulanıyordu. Ölüme adım adımdı. “Sadece benim olmalıydı, ne zaman görsem onun koynunda olmayı hayal ediyordum. Orada burada o itle buluşuyordu, ona her istediğinin iznini veriyordu da bana mı vermeyecekti?”

Dişlerini sıkıyordu, yüzündeki çizgiler daha belirgin oluyor, tam bir katil gibi görünüyordu. Bir kez daha masaya vurduğu başı bıraktı. Soluna dolanıp, Aykan’ın oturduğu sandalyeye tekme attı. Aykan boğuk seslerle yana savruldu. “Her şeyini vermişti ona ama bakireydi.”

Haykırarak ağlıyordu Aykan. Yerde can çekişiyordu hem ruhu hem bedeni ama hiçbir acısı yaptığına eş değildi. “Bakireydi. Benim oldu, benim çocuğumu doğurdu. Allah hepsinin belasını verdi.”

Vedat’ın bedeni buz kesip titredi, işittiği sözler kafasına silah dayanmış hissi vermişti. Ruhu ondan koşarak kaçıyordu. Merhameti, sağ duyusu ve el insafı toz bulutu gibi dağılıyordu. Kendini Aykan’ın üzerine abandı, yumrukları yüzüne indi. Havaya kalkan yumruğu amansızca kapalı ve yumuluydu. Aykan’ın kırılan yüz kemiklerinin sesini duyuyordu ama yetmiyordu. İçindeki acımasız adam doymuyordu. Son yumruğu havada kaldı, bunlar onun için basit acılardı. Bu yaralar iyileşirdi, eski hâline döner yine o adam olurdu.

Üzerinden kalkıp, kapıyı araladı. “Yasin, Arif içeri!” deyip kapıyı aralık bırakıp arkasını döndü. Arif ve Yasin yerde yatana bakıp emir beklediler.

Adamlarına döndü. “Çözün şunun kemerini, o çok sevdiği, uğruna bir aileyi yok ettiği yere veda edecek.”

Ne bir soru ne bir durak, iki adamı da ikiletmeden denileni yerine getirdi. Hissiz ve acımasızdı. Aykan inliyor, arada anlaşılmaz sözler sarf ediyor, çırpınıyordu. Onun ölüm anlayışıyla Vedat’ın ki taban tabana zıttı. “Yapma!” diyordu.

“Yapma!” diyerek onu tekrar etti Vedat. “Ne kadar önemli bir söz, şimdi anladın mı? Seni elimden Allah alacak! Yoksa sen kendini ipe takana kadar ben her yerini usul usul alacağım.” Arka cebine bıraktığı sustayı aldı, ölmek için yalvaran, kan oturmuş Aykan’ın gözlerinin içine baka baka bir klik sesiyle bıçağı görünür yaptı. Bıçağın keskinliğine sırıtarak bakıyordu. Az sonra Aykan’ın etini parçalayacak olması hayali bile güzeldi onun için.

“Ölmek istiyorum,” diyordu Aykan. “Öldür beni!”

Vedat acımasız bir zevkle onun açık organına bakıyordu. Uğruna bir aileyi yok ettiği organın ona fazla geldiğini düşünüyordu. Dağlıca ailesi yaşamıyordu ve o organın da yerinde olmaması gerekiyordu. “O zevki sana bırakıyorum.” Hızlı bir adımla mesafe kapanmış, bir elinde bıçak diğer elinde Aykan’ın erkeklik organı ve birkaç saniye sonra kulaklarından asla silinmeyecek kocaman bir haykırışla elindeki fazlalığı yere attı.

Aykan iki adamının kolunda kendinden geçti. Yasin ve Arif kollarından tuttukları Aykan’ı yere bıraktılar. Bıçağı yere atıp eldivenlerini de çıkartıp bıçağın üzerine bıraktı. “Şu fazlalıkla hepsini çöpe atın. Bunu da en iyi hastaneye götürsünler. Oradan sapa sağlam çıkacak. Buraya geri döndüğünde çocuklara verin eğlensinler.”

Arkasına bakmadan odadan çıktı. Ruhunda ağırlıklar, bitmişlikler ve yeni başlangıçların karmaşık hazlarıyla çıkış kapısına kadar durmadı. Mükemmel değildi, asla olmayacaktı. İyi biri değildi, belki bir caniydi ama bu hayatı ona sunanlar zamanla bu adama dönüşeceğini biliyorlardı. Hiç kimse bir adama haddini bildirdiği için bir ülkenin başında mafya diye anılmazdı. O, bir masanın başında oturanlardan, bir ülkenin mihenk taşlarından sadece bir tanesiydi.

Vedat…

Safir… Son günlerde gözlerimin önünü kaplayan başka bir renk yok. Safir bir sarmalın içindeyim, savruluyorum. İstemiyorum, hayır, istiyorum. Bilmiyorum. Tek bildiğim savruluyor olduğum gerçeği. Ona baktıkça, kaçmakla ona sokulmak arasında kalıyorum. Avuçlarımı saçlarına daldırmak ve her bir telini öpmek istiyorum çünkü o beklenen kadın, gelmesinden korktuğum, gelmesini arzuladığım; bunu biliyorum. Bir gül kokusu kaplıyor etrafı, kulaklarımda çınlıyor birkaç cümle. Yıllarca saçma bulduğum ama doğruluğuna da delice inandığım, her ne kadar inkâr etsem de…

Gülümseyen dudaklarının çekiciliğine kapılıyor, onu izlemekten keyif alıyorum. Onun yaralarını sarabilecek en son adam yine benim, ama çaresizce yanımda kalsın istiyorum. Acınasıyım. Çaresizim. Onun yaralarına birkaç tane daha eklemek istemiyorum ama çaresizce onu istiyorum. Arafın artık başka bir adıydı Efşan, önüne “Gül” ekleyemediğim. Dilimin ucunu yakan o ön adı. O, her şeyim olmak için parmağını bile oynatmıyordu, ama son sürat giden bir araç gibi hızla dünyama dalıyor, o gül kokusuyla beni parçalara ayırıyordu.

Belki de artık küçük bir hayal bile kurmamalıydım çünkü hayallerimin altında kalmaktan yorgundum. Bıkmıştım, bana verilen nefes sayısını dolduruyor, hayatı acınası yaşıyordum. Hayatta bir amaca hizmet ediyorum. Tek görevim buydu. Beklentim… Bir dağ kadar büyük ama bir tepe kadar da ulaşılırdı. İki ateş arasında kalmış bir canlıdan başka hiçbir şeydim. Yaşa ya da öl. İkisi de tam anlamıyla ben değildi. Ben kaybolmuş bir ruhtum, bedeni dünyaya hediye edilmiş.

Bazıları için azaptım.     

Bazılarının gazabında yanmıştım.

Hayatımdan geçen kadınla tıpkı onun gibi toprak altındaydım, bedeni dünyada dolaşan… Ve Efşan beni ya toprak altına bırakacaktı ya da dünyamı bir gül bahçesine çevirecekti. İstediğim sadece huzurdu, biraz huzur.

                1.Bölüm

Bir ay önce bir hayat hikâyesi dinlemişti. İçinde sadece acı, kan, gözyaşı ve yitip giden hayatlar vardı. Mıh gibi kalbine saplanmıştı tüm o acımasız sözler. Orada mı oturmuştu gözlerine, bir çift lacivert göz? Yoksa kadının kokusu muydu ruhuna dolanan ve müsaade bile istemeyen?

Buz mavisi gözleri ara ara kendini ele verecek gibi olurdu, çok nadirdi bu durum. Bazen dalıyordu, daldığında kalbi gibi bakışları da yumuşacık oluyordu. Bunu ona söyleyen tek kişi kuzeni Korhan’dı. Son günlerde bir de bir kadın söylüyordu ama sadece Korhan’a. Efşan Vedat’tan birazcık çekiniyordu. Şanlıurfa’da tanışmalarının üzerinden sekiz gün geçmişti. Değişik bir tanışma hikâyeleri vardı. İkisi de İstanbul’da yaşarken neden Urfa’da karşılaşmışlardı? Ve neden, nasıl bir kader iki ayrı insanı ortak paydada buluşturmuştu?

Rina Holdinge geliş nedeni yeğenini bulabilmek içindi, az önce avukatlara her detayı anlatmıştı. Doğum tarihinden, annesinin kim olduğuna kadar hepsini.

Sessizdi ama gözleri bir avcı edasıyla kadını keşfediyordu. Efşan’ın güzelliği kendini acınası hissettiriyordu. O, her erkeğin isteyeceği türde bir kadındı. Peki, kendisi onun istediği biri miydi? Efşan’ın sessizlik kazanmış yaşamına uygun muydu Vedat? Koyu mavi gözleri laciverte yakındı, beyaz bir tene, kömür karası uzun düz ve gür saçlara sahipti.  Geniş yanakları, uzun siyah ve gür kirpikleri gözlerinin etrafını tel örgü gibi sarmıştı. Yüzü ne uzun ne de ovaldi. Bir yetmiş beş boylarındaydı ve asla çok ince bir kadın değildi. Narin bir beli yoktu, etine dolgun, ama göz alıcı, çarpıcı ve çekici hatları vardı. Göğüsleri ve kalçası beline uygun biçimde dolgundu. Siyah kadife taytına mavi ince bir kazak giymişti. Saçları salıktı, başının üzerinde bir taç vardı.

Eli başındaki siyah kadife taca gitti. Sıkıntı bir nefes daha salıp başını olumlu anlamda salladı.  Avukatların ona anlattığı şeyler arasında evlenmesi de vardı. Korhan ona bunun doğru bir hareket olmayacağını anlatıyordu. Onlar için her şeyin yasal olması gerekmiyordu. Vedat da sessizce onları dinliyordu. “Sana katılıyorum, evlât edinmek için onu saçma bir evliliğe ortak edemem.”

“Elbette, evlilik çok saçma olur.” Korhan ikisine bakarken gözlerini kıstı. “İstediğin ve sevdiğin biri olmalı, rastgele evlilik mi olur?”

Çantasını almak için iki adamın arasından geçip ilk oturduğu tekli koltuğa ilerledi. “Size çok teşekkür ederim. Bana dünyaları vaat ediyorsunuz. Hayallerim de yaşattığım şeylere sizin sayenizde kavuşacağım.”

Vedat cevap vermedi ama Korhan kocaman gülümsedi. “Dert etme, hadi seni evine bırakayım.”

“Evet, bunu yapsan iyi olur. Arabamla gelmedim çünkü serviste ve buradan Beşiktaş’a uzun bir yol var.” Efşan minnetle gülümsedi. Her geçen saniye bu iki adama ısınıyordu. Onlar gibi zengin kişilikleri arkadaş edinmek istediğine emin değildi. İçten içe hayatına dahil olduklarını hissediyordu ama buna engel olamıyordu. “Korhan, ama alışveriş yapmam gerekiyor. Bana eşlik edeceksin, anlaştık mı?”

Korhan yüzünü buruşturdu. “Hayır! Yapma ne olur. Beni mağazalara sokmayacaksın değil mi?”

Efşan gülümsedi. “Ne mağazası Korhan? Markete gideceğiz.”

Uyanan Korhan kaşlarını havaya kaldırdı. “Yiyeceklerden bahsediyorsun.”

“Uzaya çıkıp göktaşı aramayacağız, neden bu kadar şaşırdın?”

Korhan yaramaz çocuk şirinliğinde yüzüne taktığı gülümsemeyle saçlarını kaşıdı. Vedat onun bu hâliyle gerçekten de eğleniyordu. Dışarıya yansıtmıyordu ama eğleniyordu. “O bilmez market, yemek alışveriş.”

Korhan kuzenine döndü. “Kendine bak sen.”

Ceketine uzandı. O, üzerine geçirirken Efşan unu izliyordu, bunu görmüyor hissediyordu, Efşan’dan ona hızla çarpan bir akım vardı. “Ben ailemle yaşıyorum, bu tarz sorunlarım yok, ama senin dolap hep boş.” Eğleniyordu ve gülümsemek istiyordu, bunu genelde yapmazdı. Korhan da bunun pek tabii farkındaydı.

“O zaman Efşan’ı eve sen bırakıyorsun ama önce markete götürüyorsun.”

Vedat’ın kısılan mavi bakışlarına kahkaha atmak istedi, ama dudaklarını sağa sola kıvırdı Efşan. “Zahmet olmasın.”

“Olmaz, tatlım.” Korhan sinsice sırıttı. Gözleriyle yumruk atan kuzenine aldırmadan Efşan’ın kolunu sıkarak odadan çıktı.

Efşan onun gidişini izledikten sonra Vedat’ı baştan ayağa süzdü. “Seninle markete giremem.”

Dilini ağzı içinde gezdiren adam derin bir nefes aldı. “Neden?”

“Tipin müsait değil, bir CEO’nun BİM’de ne işi var? Bu kılıkla benimle gelemezsin, hem peşinde birçok korumayla geziyorsun.”

Saatine baktı, çok geç değildi ama hava kararmıştı. Efşan’a kaldırdı başını, enfes güzel bir kadındı. Onu yalnız bırakmak savunmasız bir ceylanı ormana salmak gibiydi ve bu kadın o, kadındı. Kravatını çıkarttı. Efşan gerileyip gözlerini kıstı. Kol düğmelerini de çıkartıp Efşan’ın avuçları arasına bıraktı. Odasındaki küçük kapıya yürüdü. “Bekle, hemen geliyorum.”

Avuçlarındaki kol düğmelerine bakıyordu. “Bekliyorum.” Cevap vermişti ama ilgisi kol düğmelerine kaymıştı. Ne tür bir adam kurşunlu kol düğmesi takardı? Gözleri hüsranla kapanırken kolları iki yanına düştü. Bir şey vardı, garip ama güzel. Bir kıpırtı vardı, heyecanlı ama tedirgin; bir çift göz vardı, buz mavisi ve soğuk, soğuk ama buz sıcağı gibi yakıcı. Avuçlarındaki düğmelere baktı. Birkaç gündür tanıdığı biriydi ama ilginç bir güven akıyordu Vedat’tan. Efşan’ın en değerli duygusuydu güven.

“Gidebiliriz.”

Sese döndü, masasına yaklaşan adamın telefonunu alıp cebine atışını izledi. Kot pantolon, tişört ve deri siyah montuna başını eğerek baktı. “Bu, sen misin?”

“Efşan…”

“Ne? Sen de kabul edersin ki birkaç gündür tanışıyoruz.” Baştan ayağa bakıp, bakışları birleşince kımıldadı. “Böyle daha iyisin.” Kapıya döndü. “Gidelim mi?”

Beğenilmenin getirdiği hazzı içine hapsedip, adım attı. “Gidelim.”

Rina’nın önüne çekilen arabanın şoför tarafına ilerledi, dimdik bekleyen özel şoföre bakmadan araca girdi. “Sen arkadakilere katıl.” Orta yaşlı adam başını eğerek arka araca yürüdü. Efşan yanına oturunca gaza bastı. Geçen sefer Efşan’ı eve Korhan bırakmıştı, tam adresi bilmiyordu. Adresi sorduğunda Efşan kısaca anlatıp, yakınlarda bir market olduğunu söyledi. Sessizce yol alıyorlardı, arada durup Efşan’ı izliyordu. Arabasının içi tatlı, hoş, gül kokusuyla dolmuştu. Kokunun kalitesi tartışılmazdı. Her nefes gerçeği idrak etme ve saçmalıyor olduğu iki yaman çelişkiydi. Hangisine tutunması gerektiğine yıllardır karar verememişti.

“İleride durabilirsin. İstersen sen bekle ben kısa süre sonra dönmüş olurum.”

“Sorun değil.”

Efşan gülümsedi. “Daha önce hiç markete girdin mi?”

Bazı anılar gelip geçiyordu zihninden. “Birkaç kez. Abartıyorsun, ben normal bir insanım.”

“Normal olan benim, Vedat. Sen kraliyet ailesinde büyümüş biri gibisin.”

“Hâlâ abartıyorsun, dedem bir inşaat ustasıydı. Kraliyet ailesinden gelmiyorum.”

“Bunu bilmiyordum. Ben seni de tanımıyorum ki, bu düşüncelerim sana fazla gelmemeli. Takılıyorum, aldırma.”

Efşan inince arkasındaki aracında durmuş olduğunu fark etse de görmezden geldi. Urfa’dan bu yana bu adamlara aşina olmaya başlamıştı. Çantasını omuzuna asıp marketin kapısından girdi, arkasındaki adama arada göz atıyordu. Market arabasını çekip reyonların arasına daldı. Vedat arkasından sessizce geliyor, raflardaki ürünleri inceliyordu. Ona çaktırmadan gülüşleri arasında alışverişi bitirdi. Poşetleri bagaja korumaları yerleştirdi. Bir sokak arkadaki evin önüne geldiklerinde olağan dışı bir kalabalıkla karşılaşınca geriye park etti Vedat.

“Polis ve ambulans mı?” Efşan arabadan ineceği anda Vedat kolundan tuttu. Efşan bir koluna bir Vedat’a baktı, canı yanıyordu. “Vedat!” Vedat ona kısa bir an döndü. “İnme!”

“Canım yanıyor.”

Vedat elini hızla çekerken telaşa kapılıp, derinden nefes aldı. “Özür dilerim, inmemelisin. Baksınlar ne olmuş.”

“Evimin önünde bir şeyler oluyor, neden inmiyorum?”

Haklı olduğunu biliyordu ama Efşan’nın bilmedikleri… “Haklısın. Birlikte inelim ama dikkatli ol.”

Efşan anlamamıştı ama Vedat başını salladı. Birlikte indiler, arka arabadaki adamlarından Arif, hemen diplerinde belirmişti. “Reis?” Yanındaki adamına elini kaldırdı. Bu, bir şey yok, bir şey olmaz, geri de durun demekti. Adam geriye çekilirken, Efşan’ın hemen arkasında hatta dibinde denecek şekilde ilerledi. Kalabalığı yarıp, binanın önüne geldiler. Efşan hemen önündeki karşı komşusunu seçti. Kendisi gibi tek yaşayan ve öğrenci olan arkadaşıydı. “Serdar!”

Serdar hemen arakasına döndü. Efşan’ı görünce yüzünde bir tebessüm oluştu ama hemen arkasındaki Vedat’ı fark etmesi uzun sürmedi. Gözleri kısılıp açıldı. “Efşan…” derken Vedat’ı izliyordu. Tıpkı Vedat’ın onu incelediği gibi.

“Neler oluyor?” Sorusu havada asılı kaldı. Binanın kapısından elleri kelepçeli, giriş katta oturan nefret ettiği adamı gördü. “Olamaz! Hande!” Hızlı bir attığında Vedat’ın sıkı kolunu belinde hissetti. Kendisi yerine mıh gibi çakılırken, Serdar’ın gözleri Efşan’ın belindeki kola sabitlendi.

“Gitme!” Vedat’ın katı sesi, yaptığı, olduğu şu durum onu öfkeye sevk ediyordu. “Vedat bırakır mısın?” Hareket eti ama Vedat bırakmadı.

“Yapabileceğin bir şey yok, Efşan,” dedi Serdar. “Musa, Hande’yi bıçaklamış ama Hande iyiymiş, yaşıyor diye haber geldi içeriden.”

Serdar’ın sözleri biterken Hande sedye üzerinde kapıda göründü. Hızla geçiyordu. Paramedikler hızlı hareket ediyordu. Hande’nin annesi ve kız kardeşini ağlarken gördüğünde buz gibi oldu, dondu kımıldayamadı. Belindeki kol onu daha sıkı sardı, kendine çekti.

Polis arabası giderken, ambulansta acı sesiyle uzaklaştı. Efşan olduğu yerden kımıldamadı ki Vedat buna izin verecek gibi değildi. Serdar’la birbirlerine kısa bakışlar atıyorlardı. İkisi de birbirinden hoşlanmamıştı. Bu, orada açık bir netlik kazanmıştı. Kalabalık, aralarındaki fısıltıyla dağılmaya başlıyordu ama Serdar olduğu yerden ayrılmıyordu.

“İyi değilsin,” dedi Vedat, kollarındaki kadına. “Seni başka bir yere götürebilirim.” Kolunu gevşetti. Efşan bir taş gibi katılaşmıştı. “Hayır, evime çıkmak istiyorum.” Gözleri dolmuştu. Hande çok sevdiği biriydi, uzun bir süredir bu apartmanda birlikte yaşıyorlardı. Musa, Efşan’dan korkuyordu ama bu kez yetişememişti Efşan.

“Tamam.” Efşan’ın sırtına elini yasladı. Eve giren komşuların arasından sızdırdı onu. Ona dönen başlara aldırmadı. Efşan’ın diğer komşularla olan kısa konuşmalarını dinledi. Bir alt komşusu Aydan ağlıyordu, kadın ağlıyordu, Vedat kadını izledi. Çok samimi gözyaşları döküyordu Aydan. Sonra bir an kadınla göz göze geldiğinde Efşan ikili arasındaki bakışmayı, “Arkadaşım,” diyerek tamamladı. Aydan hafifçe tebessüm adince Vedat başını salladı. Asansöre bindiklerinde Efşan kat numarasına dokundu. 4. kat.

 Vedat’ın gözleri kısıldı. Asansör bir an için fazla küçük göründü. Nefesini almak için göğsünü şişirdiğinde küçük bir sesle asansör kapısı açıldı. Efşan’ın inmesini beklerken son nefesini vereceğini sandı. Çift daireden oluşan girişte Efşan’ın ilerlediği kapıyla bu gece çok daha fazla nefese ihtiyacı olduğunu biliyordu.

Merdivenleri kullanan Serdar’ın ayak seslerine döndüler. İki adam da birbirlerine göz atmaktan geri durmuyordu. “İyi misin Efşan?”

Serdar’ın sorusuna acı acı gülümsedi. “İyiyim, biraz sonra hastaneye gideceğim.”

“Araban servisten gelmediyse birlikte gidebiliriz.”

“Buna gerek yok. Ben buradayım, farkındaysan?”

Vedat’ın sözlerine başını salladı Serdar, Efşan tam tersi kaşlarını çattı. Hande’yi merak ediyordu. Eve girip basit bir şeyler giyecek, hastaneye gidecekti ve bunun için herhangi birine ihtiyaç duymuyordu. “Sağ ol, Serdar,” demekle yetindi. Anahtarını çıkartıp kilide yerleştirdi ve yedi numaralı kapı Vedat için bir kez daha açıldı. Işıkları açıp trençkotunu çıkarttı. Vedat kapıyı kapatırken ona döndü.

“Neden beni tuttun? Ve neden buradasın? Serdar’a da kaba davrandın, bunun için bir açıklaman var mı?”

“Gözüm tutmadı dersem çok mu klişe olur?”

Efşan yüzünü buruşturdu. “Berbat. Hastaneye gitmek istiyorum, Hande benim sevdiğim biri, onu merak ediyorum.”

“Tamam, üzerini değiştir. Ben de paketleri eve getirmelerini söyleyeyim sonra gidelim.”

“Ben kendim gidebilirim, bunu yapmak için nedenin yok. Biliyorum, sen iyi birisin ama…”

Efşan’ın sözünü kesti. “Lütfen, bazen soru sormasan, sormadan uygulasan? Burada bir şeyler oldu ve bu olanlar benim ince çizgilerime denk geliyor. Benim içimin rahat edebilmesi için bu gece seninle kalacağım. Sen itiraz etsen bile gitmeyi düşünmüyorum veya sen benimle gelebilirsin.” Efşan’ın açılan, kısılan gözlerine aldırmadı. Çıkışmaya hazır hâlde açılan dudaklarına bakıp izin vermeden devam etti.

“Üzgünüm. O güzel ağzını istediğin kadar açabilirsin ama durum değişmeyecek.”

Ağzı güzel miydi? “Ne yani kovsam bile gitmeyecek misin? Doğan Abi’m ile konuşmalıyım, sen normal değilsin.” Odasına ilerlerken söyleniyordu. “Eşyalarımı getirsinler, on dakikaya hazırım ve seninle hiçbir yere gitmem, çok istiyorsan kanepede uyursun. Buna neden izin verdiğimi bile bilmiyorum. Seni kapının önüne üç saniye de koyabilirim, ama içimden bunun yapmak gelmiyor.”

Kapı sertçe kapandı. Koridorun ucunda öylece kaldı. Efşan’ın ardından küçük bir tebessüm etti ama bu bile içini acıttı. Bu gece değil kanepe dünyanın en güzel yatağında bile uyuyabileceğini sanmıyordu. Salona geçip etrafa göz attı. Amerikan mutfağa kısaca baktı, aşırı düzenliydi. Küçüktü, düzenli ve temizdi. Odanın bir köşesinde orta büyüklükte kum torbası asılıydı. Tek renk döşenmişti, birkaç renk detayı dışında ev tamamen griydi ve şıktı. Oda genişti, iki tane büyük koltuk L şeklinde duruyordu. Odanın içindeki her şey muntazamdı. Kenardaki ahşap kitaplığa baktığında, kitaplar boyutlarına ve inceliklerine göre dizilmişti. Odanın ortasında tam tur döndü. Eşyaların arasında yamuk duran hatta dağınık bir görüntü sergileyen tek bir obje bile yoktu. Köşe yastıkları bile paralel duruyordu. Kitaplığa yürüyüp parmağını rafa sürtüp kaldırıp baktı, tozdan eser yoktu. Dudaklarını bükerek gülümser gibi oldu.

Gürültülü olsa da İstanbul manzarası vardı. Fransız pencerenin önündeki çok şık, rahat iki berjerden sol taraftakine oturdu. Aşağıdaki adamlarını daha sonra da annesini aradı.

 …                                                                         

Saatler sonra tekrar evin kapısından geçtiler, üzerini çıkartıp astı. Kendi evi gibi rahat davranan adama bakıp göz devirip, Vedat’ın çıkarttığı montunu alıp askıya astı. “Ellerini yıkarsan sana yiyecek bir şeyler hazırlarım.”

Tam da tahmin ettiği gibiydi. “Evet, olur. Banyo ne tarafta?”

“Gel.” Koridor boyunca ilerleyen kadını takip etti. “Burası. Saat geç oldu, hafif bir şeyler yeterli olur, değil mi?”

“Kabul edildi.”

Efşan kendi odasındaki banyoda ellerini güzelce yıkamıştı. Mutfağa geçip ocağa çay suyu bıraktı. Market poşetlerini boşalttı. Çok lezzetli gördüğü açık tosttan iki adet yaparak dilimlere bölerken Vedat, çok sevdiği berjerinde oturmuş, telefonuyla ilgileniyordu. Bir seksen beşin üzerinde bir boya sahip olduğunu düşünüyordu. Kısa kesim koyu kumral bir saç rengine sahipti Vedat. Açık mavi gözleri vardı ve buz gibiydi. Yaşını biliyordu, yirmi dokuzdu. Ama yüzündeki çizgiler onu en az otuz beş gösteriyordu. Hafif içine çekilen yanakları ve tahmini doğruysa sol yanağında derin bir gamze vardı. Konuşurken hafifçe beliriyordu, gülse kim bilir nasıl olurdu. Uzundu yüzü, sivri bir çeneye sahipti ve alabildiğine iri bir yapısı vardı. Fiziği Türk literatürünün biraz dışındaydı. Bunu Vedat’ın babaannesinin Türk olmayışına bağladı. Korhan bahsetmişti ondan. Evet, kesinlikle babaannesinin ülkesindeki erkeklere benziyordu. Efşan adama kaçak bakışlar atarken telefonu kulağına götürüşünü fark etti.

“Efendim Korhan? Evet, yarın. Ayarla bir şekilde, hayır ben göreceğim. Getirsinler ya da beni arka kapıdan alsınlar. Kimse görmez. Evet…” Efşan’la göz göze geldiler, ikisi de bakışlarını bir süre çekmedi. Pes eden Vedat oldu. “Bu gece buradayım, yarın görüşürüz.”

Konuşulan sözlere paha biçmeden işini bitirdi. Çayları fincanlara doldurup servis tabaklarıyla Vedat’ın ortalarına yerleştirdiği sehpaya bırakıp, karşı berjere oturdu.

“Güzel görünüyor, eline sağlık.”

“Afiyet olsun.” Gülümserken tostuna uzandı. Bir dilim de Vedat aldı, tadını sevmişti, oldukça güzeldi. Genç, yetenekli mimar hanıma bir de iyi aşçı sıfatı taktı. “Anlatsana.”

Efşan neyi dercesine başını salladı.

“Hande’yi.” Hande’yi görememişlerdi ama tam bilgi almışlardı. Bıçak sağ böbreğine ulaşamamıştı. Yakında taburcu olacaktı ama kocası olacak kişi uzun bir süre içeride olacaktı.

Çayından bir yudum aldı, iştahının kaçtığını hissederek fincanı avuçlarına sıkıştırdı. “İki senedir evli, aralıklarla şiddet görüyor. Çocukları yok, Hande istemiyor. Tabii bundan Musa’nın haberi yok. Olmadığını düşünüyor, hatta bunun için bile hırslı. Hoş o, her şeye hırslı. Sağlıklı biri değil.”

“Neden evlenmiş olduğunu sorsam, çok mu saçma olur?”

Dudak büktü. “Aslında evet, saçma olur, birbirlerini sevdikleri için evlenmişler. Bazı şeyler değişiyor mu yoksa aslında hep bu şekildeydi de biz mi fark edemiyoruz? Hiçbir kadın böylesi birini sevemez. Demek ki fark edemiyoruz.”

Vedat’ın bakışları çayına indi. “Aşk diyoruz buna, gözümüzü kör ediyor ya…”

“Bilmiyorum. Gözümü karartacak bir aşkı yaşamadım. Aşkın ne olduğunu gördüğüm insanlar var tabii, biliyorsun.”

“Ablaların…”

Başını sallayıp, çayını sehpaya bıraktı. “Bir keresinde elimden zor aldılar Musa’yı.” Vedat’ın gözleri açıldı. O, soru sormadan Efşan devam etti. “Yine böyle bir akşamdı, seslerini duyunca kapıya dayandım. Açmadı ama o açana kadar yumrukladım, tekmeledim. Mecburen açtı ve üzerime atladı.” Kahkaha attı. “Beni dövebileceğini sandı. Onların sesine çıkmayan komşular bizim sesimize dışarı çıktı, Musa’yı duvardan duvara vurdum elimden alınana kadar. Benden yediği dayak beş ay idare etti. Bu beş ayın bitimi bugün oldu. Elime geçirebilseydim…”

Vedat Efşan’ın bedenine göz attı. Evet, çok ufak bir kadın değildi, ama gördüğü adamı da yere serecek kadar güçlü görünmüyordu. “Sen? Nasıl yaptın bunu?”

“Ben Uzakdoğu dövüş sanatları eğitimi aldım, Ayşem ablamla birlikte ama o stajı nedeniyle yarım bıraktı. Yine de efsane dövüşür. Dövüşmekle, dövüş sanatlarına aşina olmak farklı şeyler. Teknik bilgiler…”

“Kum torbasını görünce anlamalıydım, sana olan hayranlığım gitgide artıyor. Peki, Hande boşanmak istiyor muydu?”

Karşısındaki adamın hayranlığını kazandığını ve bunun gitgide arttığını duymak gururunu okşadı. “Evet, ama Musa’nın şöyle de bir iyiliği var, Hande’nin kız kardeşi ve annesine maddi desteği Musa sağlıyor. Aksi bir şekilde baldızına ve kayınvalidesine karşı çok saygılı, Hande biraz bundan biraz bunun geçeceğini umut ederek katlanıyor. Musa gibi birinin boşanmaya razı geleceği de muamma. Kız kardeşi okuyor ve annesi oldukça yaşlı, babaları ve başka kardeşleri de yok.”

Başını aşağı yukarı salladı Vedat. “Çaresizlik ve saçma bir umut, yani daha fazla çaresizlik.”

Bir erkekten duymayı beklemediği sözler güvenini artırıyordu. Vedat’ın başına gelenleri çok az biliyordu. Vedat Çelebi adını arattığında bir acı, büyük bir kayıp yaşadığını biliyordu Efşan, ama detaylara aşina değildi, bilmediği çok şey olduğunu tahmin bile etmiyordu.

Hande ve Musa hakkında uzunca bir sohbetin ve ikinci çayların ardından koltuğa kar gibi beyaz çiçekli çarşafı yaydı Efşan. Yarın sabah suya basması gerekecekti. Tüm gün suda kalınca akşam eve geldiğinde doksan derecede yıkardı. Yastık kılıfını beyaz yastığa geçiriyordu. “Bu evde kalan hatta evime girebilen tek erkeksin. Korhan ve Doğan Abi dışında da tek kalmaya devam edeceksin.”

“Serdar evine gelmiyor mu, arkadaşım demiştin?”

“Ben erkekleri evime almam ya da onların evine gitmem. Bu, başıma bir şey geleceği korkusu değil, kendimi bu şekilde daha rahat ve güvende hissediyorum. Ayşem ablam beni bu şekilde yetiştirdi, ‘Kimseye güvenmeyeceksin, hiç kimseye,’ mottomuz bu. Hoş bunu anlamak için çok şey yaşadım, yine de ablam ne derse o.”

Onu anladığını ifade eden baş sallaması sonrası konuyu değiştirdi. “Hemen de ısındın Korhan’a oysa o bir kadın canavarı.” Bunu sevmemişti. Kuzeninden hoşlanması korkunç bir şey olurdu.

“Ah… O, zararsız ve çok tatlı bir adam. Urfa’da kaldığımız bir günde bana sürekli Nazenin’den bahsetti. Kuzenine abayı fena yakmış, farkında değil. Bunların dışında size çok güveniyorum, bunu neden yaptığımı bile sorgulamıyorum. İlginç. Ben kimseye güvenmem, anlattım. Çok yakın iki kız arkadaşım var, onlar bile bilmezler aileme ne olduğunu, kim olduğumu.”

Rahat bir soluk aldı, Efşan Korhan’ı arkadaşı olarak görüyordu. Nazenin, Vedat’ın rahmetli dayısının kızıydı, Korhan da halasının oğlu. Nazenin Korhan’dan hoşlanmazdı. Kadınlarla en çok bir hafta çıkan, onlarla gönül eğlendiren bir adamdan kim ne kadar hoşlanırdı? Ancak Efşan gibi doğal bir kadın…

“Nazenin ondan hoşlanmıyor, Korhan’ınki sadece tatlı bir kaçamak yapmak ama yedirmem kuzenimi, kuzenime.”

Yastığı kabartıp kıkırdadı. “Bence çok istikrarlı, alacak kızı. Aramızda kalsın ama aşıktan hallice. Çok gerekli olursa ona bir teklifte bulundum. Korhan’ın sevgilisi rolü yaparak kıskandırma planı yaptık.”

Efşan… Gül kokulu kadın, kuzeninin sevgili rolüne girecekti? Korhan’ın çenesini kıracaktı. “Ya, tabii eminim uygularsınız.”

“Peki, sana verecek rahat bir şeylerim yok, malum. Ben odama geçiyorum, sabah yedide uyanıyorum. Sabah görüşürüz.”

Başını sallayıp teşekkür ettiğinde Efşan odasına ilerledi. Vedat berjerden kalkmadı. Manzaralı pencereden geceyi izledi. Uzun yıllar önce dördüncü kat yedi numaralı bir oda vardı. Yıllar sonra dördüncü kat yedi numaralı bir dairede bulunuyordu. Uyumayacağını biliyordu.

Önerilen makaleler

69 Yorum

  1. Yeni favorim GSA. Vedat ellerine sağlık Efşanın canı. Aykan itine yaptığın içimize su serpti. 🤣🤣🤣 yazarcım GSA serisi aileden oldu artık sanki Aslı kuzen Ruken yeğen Ayşem kız kardeşimiz olmuş. Bomba gibi başladın yine. Bir an önce kitaplığımda görürüm inşallah

    1. canım benim. Çok teşekkür ederim.

      1. Zamani simdiymis payelll bende basladim bakalim

      2. Merhaba Payelll kitaplarını severek okuyorum ama malesef burda zorlanıyorum her girişimde kitap baştan başlıyor bunun olmaması için ne yapmalıyım

  2. Vedat beyi bekleyenler biriyim ve çok iyi başladı her zamanki gibi 😎

    1. Keyifler olsun o zaman. Çok teşekkür ederim ☺️

  3. Ah Vedat sen bambaskasin hepimizin içini biraz olsun soğuttun

  4. Allah’ım bu ne güzelliktir 😍 ilk bölümden aşık oldum diyeceğim olmayacak Vedat’ıma önceden beri yanıktım 😍 sizi okumaya bayıldım

    1. Vedat aşkları başlasın diyelim ki o zaman? 😍🥰🌸💜 çok teşekkür ederim.

  5. Sonunda Vedat beyimize kavuştuk kalemine sağlık yazarım

  6. Sevgili Yazarcığım her kitabında bu son bundan fazla olamaz derken yine yapıyorsun şimdide efşan ile vedat batağına düşeceğiz iyi mi😂😍

    1. düşelim ama nolcak ki ;)))) Çok teşekkür ederim canım.

  7. Bu neydi aman allahım.. vedatt kesinlikle bi insanda vücut bulmalısın heleki bugün ki leylanın katillerinin serbest kalması haberinden sonra allahım ne olur bi yerlerde vedatlar olsun çok amin sabırsızlıkla vedatı bekliyordum vallahi o kadar beklememe değdi.. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum vicdansız yazar.

    1. Ah ah keske olsa. Dünya daha çekilir bir yer olurdu. Çok teşekkür ederim canım benim 🌸💜

      1. Yeni yerin hayırlı olsun inşallah. Hemen tel. indirdim. Hikayelerine diyecek yok efsane olmuş yine 👏👏👏👏

  8. Sabırsızlıkla beklediğim kitap onların aşkı nasıl seyredecek bakalım

  9. Ah Korhan canımı yaktın alacağın olsun. Oysa çok başka olabilirdik. Bu kitabı çok bekledim gerçekten okurken hop oturup hop kalktım heyecandan Bu hikayeyi ilk ne zaman merak ettim biliyor musun abla KSKS okurken Ruken ve Efşan nargile akşamları vardı o zaman Efşan Vedat nargile kokmami seviyor gibi bir şey söylemişti sonra başka bir yerde de Vural ve Vedat’ı arayıp yardım istemişti işte ben o zamandan beri bu kitabı bekliyorum benim için gül sarmalı başka olacak gibi hissediyorum bakalım. Vural’da okumak için heyecanlanıyorum Ruken’e aşkım demesine unutmuş değilim😂😂 emeğine yüreğine kalemine sağlık canım daim olsun tekrar hoş geldin hep hoş gel 😘😘😘💙💙💙

    1. Yaaaa 😂😂😂 çok ileride Vural ve Ruken sahnesi var. Nargile de var tabii ki. Teşekkür ederim ablam. 😘😘😘

  10. bu hikayeyi bekliyordum…

  11. Epeydir Vedat ve Efşanı bekliyorduk. Harika başladı.

  12. Vedat a şimdiden tutulmam çok güzel ama yine çok farklı bi hikaye geliyor hangisinin favorim olucağını şaşırdım ama gül sarmalı kendine çok güzel bi yer açıcan belli

  13. Sonunda sonunda kavuştummm kavuştukk güzel bir bölümdü ve benim için vedati daha çok merak etmemi sağlayan bir bölümdü devamini sabırsızlıkla bekliyorm ah ah satır arası yormlara alışmişim böyle yazacakkarımı unutuyorm işte 🤗🤗🤗🤗🥰🥰

    1. Leydim 😘😘😘 çok teşekkür ederim ☺️

  14. Zaman nasilda geçiyor değil mi yazarım gül sarmalı bitti ama Ekim’de gelecek dediğinde daha çok var demiştim şimdi okudum ve her zamanki gibi etkisi altına girdim senin kitaplar beni çok etkiliyor ve nedense günlerce düşünmeme neden oluyor ellerine emeğine sağlık canım yazarım ❤️

    1. Senin zihnini meşgul ediyorsam çok mutlu oldum. Zaman çok çabuk geçiyor aslinda. Çok teşekkür ederim ☺️

  15. Bu kitabı Gül Sarmali’nin tanıtımını yaptığın günden beri bekliyorum.Guz Sarmali’nin kapağını kapattigimdan beri de sabırsızlık boyutuna ulaştı artık.Bu kitap çok derinden çarpacak bizi.Daha ilk bölümden tüylerim diken diken oldu.Dönüp dönüp tekrar okuma isteği uyandırıyor.Bu her kitabında var ama bu farklı bir şey aralarda bir sürü sır varmış gibi hissediyorum.Tek kelime ile kusursuz bir başlangıç.Kalemine sağlık yazarcanim 😘

    1. Çok derin çarpacağını umud ediyorum inan. dram ve aşk yüklü bir kitap oldu. Beni kusursuz gören yüreğine sağlık canım benim, çok teşekkür ederim;)))

  16. Vedat ne çok merak ediyorum seni.

  17. Yaaaaaaaaaa, Gül kokulu kadın ve gözleri buz mavisi olan adam…

  18. Uzun zamandır bekliyordum vedat ve efşanı çok güzellerrr 🤍🤍🤍

  19. Vedat’ı okumak mı yoksa uzun bir aradan sonra Payell okumak mı nasıl iyi geldi ah bir anlatabilsem ellerine emeklerine sağlık çok özlemişim 👏🏻

  20. Vedat beyciğim sonunda geldi 🥰 o kadar merak ediyorum ki nasıl olucak diye ama şahane olacağından şüphem yok 😊

    1. İns beğenirsiniz. İns kalbinizde yer eder. 💜

  21. Efşan yaa Aysemin askeri bayıldım bayıldım daha ne kadar super olabilirdi 💙💙💙

  22. Korhana bak sen biz bu korhana hayran kalacağız sanki bana öyle geliyor😂😂

  23. Vedat yandın sen be böyle kadına tutulmayacaksın da ne yapacaksın insan bu kadının kölesi olur
    Nasıl dedi musa yi duvardan duvara vurdum
    Helal be yavrum

  24. Hoş geldiler Sefa getirdiler.. zevkle okuyacağız yine.. ellerinize, kaleminize sağlık . ❤️

  25. Her zaman olduğu gibi mükemmel.

  26. Harika bir başlangıç olmuş,zevkle okuyacağım.

  27. Yeni siten bol okurlu ve hayirli olsun canim.Eline emegine saglik. Bu hikayen cok guzel olacak digerleri gibi. Eline emegine ve guzel kalbine saglik canim❤😘😘

    1. Teşekkür ederim canım benim 😘🥰

  28. Kalemine yüreğine sağlık… Vedat ve Efşan devamını merakla beklyorum😁😁😁

  29. Merakla beklemekteyim 😊

  30. Yine muhteşem bir aşk okuyacağız ilk bölümden bayıldım hele bim sahnesine😄

  31. Ayşem benim için bambaşka ❤️ Hikayesini çok içselleştirmiştim sanki kendim de ordaydım olaylara şahittim. Bu hikayede çok etkileyecek beni gibi😘

  32. Canım ya o muhteşem seriden sonra biliyorsun ki vedat favoriler arasında yerini almıştı şimdi onu okumak beni cokkkkkk mutlu etti satır arası yorum yapamamak zor gelsede ben aklıma geldikçe yazarım
    Emegine yüreğine sağlık

  33. Ellerine sağlık vedatcım daha fazlasını hak etti o namuzsuz, Ama korhanı kıskanmada ne hoş Korhan ‘ın senden çekeçeği var anlaşildi

  34. Vedat en doğru karar bencede hapishanenin eğlencesi olur ama Aykan iyi bir süre sonra ondan da zevk alır şerefsiz it

  35. Efşan ellerine sağlık canım aslında tüm kadınların savunma sporlarından en azından birini öğrenmemiz gerek

  36. Vedat senin hikayeni de çok merak ediyorum başlıyorum haydi hayırlısı

  37. Sizin hikayelerini çok merak ediyordum buradan tesadüfen buldum ve iyki bulmuşun kaleminize bayıldım harikaydı henüz daha yeniyim ama bundan sonra inşallah bende varim emeğinize sağlık 🥰

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!