BİR AŞK HİKAYESİ – 1. Bölüm

Bir gün… Sadece bir günde hayatı nasıl bu denli değişebilmişti? İnanamıyor, şu anda bulunduğu duruma anlam veremiyordu. Kalbini yakan, ona en büyük ihaneti tattıran adama duyduğu nefret boğazına dek yükseliyor, nefesini kesiyordu. Titreyen kollarını güçsüz düşen bedenine sarıp kesik bir nefes aldı. Artık hiçbir şeyi kalmamıştı. Eski bir bavul ve birkaç eşyası dışında sahip olduğu her şeyi geride bırakmıştı. Bu yola çıktığı anda, ne sığınabileceği bir evi kalmıştı ne de onu hasretle bekleyecek bir ailesi… Yapayalnızdı. Üstelik yalnızlığının taze olmadığının yeni farkına varıyordu. Gözlerini dünyaya açtığı ve ciğerini yakan o ilk nefesi için çektiği andan beri yalnızdı. Kimsesizdi. Yıllardır görmezden geldiği bu gerçek, yüzüne bir tokat misali çarpmıştı saatler önce. Gözündeki pembe gözlükler avuçlarında yok olmuştu. 

Başını cama yaslayıp, soğukluğunu tüm bedeninde hissetti. Lakin bu temas içindeki koca yangına çare olamayacak kadar yetersizdi. Titreyen sağ elini güçsüzce kaldırıp cama yasladı. Anı durdurmak, mazisine geri dönmek için daha fazlasını yapacak gücü yoktu. Gözlerindeki yaşlar, güzel yüzünü ıslatırken pusların ardında izledi akıp giden yolları. Ağlamaktan nefret etse de, durduramıyordu gözyaşlarını. Kalbini sarmalayan karanlığın adım adım yayılışını hissediyordu. Karşı koyacak gücü yoktu. Kendisini kanıtlamak zorunda olduğu bir babası, cesur olduğunu görecek bir aşireti yoktu yanında. Avuçlarını kucağına bırakıp, ellerine düşen damlaları izledi. En son ne zaman bu kadar ağladığını anımsaya çalıştı. Ne zaman bu denli gücünü yitirdiğini? Başaramadı. Önündeki koltukta oturan adamlardan birinin uzattığı mendili fark ettiğinde ellerini birbirine kavuşturup başını çevirdi. Uzun, gece karası saçları tutam tutam göğsüne düşerken derin bir nefes aldı. Onlardan gelecek hiçbir şeyi istemiyordu. Ne bir lokma ekmek ne de bir yudum su… Kocasının bu hareketini öğreneceğini bilse de umursamadı.

Kocası… Devran Mirza… Tanımadığı, suretine dair ufacık bir iz bile bilmediği adam… Onun karısıydı. Kim olduğunu, neye benzediğini bilmediği o adamın karısıydı. Öğrenmek de istemiyordu. Kim olduğunun, neye benzediğinin bir önemi yoktu onun için. Zira böyle bir evliliği kabul ettiğine göre çok da merak edilecek biri olmamalıydı.

Yüzyıllardır soyuna düşman olan o aşiretin gelin ağası olmuştu. Onlardan biriydi artık. Bir Mirza’ydı. Geçtikleri yollar, adını lanetlediği ailenin konağına giden dar sokakları geçerken o denli şaşkın ve o denli bitaptı ki… Hayatını ve yaşadığı bu anları uzaktan izleyen bir yabancı kadar donuktu. Tepki veremiyor, bu durumu değiştiremiyordu.

Yüzündeki yaşları silmeye çalışırken, dudaklarını sıkıca kenetledi birbirine. Hıçkırıklarını yuttu ard arda. İstemediği bir evliliğin ortasına savrulurken, bir kaçak gibi götürülüyor olması canını yakıyordu. Oysa günün sabahına öyle mutlu uyanmıştı ki… Acı dolu bir nefes bıraktı, camda ufak bir buğu can bulurken…

********************

Gözlerini hayata açtığı, ilk nefesini soluduğu o günden nefret ederek büyüdü. Her yeni gün ve gecede annesini suçladı içten içe. Çünkü o, Havin’e göre kolayı seçmişti. Kendisini bu cehennemin ortasına bırakıp gitmişti. Sanki o yaşayabilecekmiş gibi, o mutlu olacakmış gibi onu ardında koymuş, yok olmuştu. Kalbinde her gün büyüyen koca bir özlemle, asla kapanmayacak bir yarayla yaşamasını istemişti.

Kısacık hayatında bir kez bile doğum gününü kutlamamıştı. İzin verilmemişti aslında. Her yıl o kara gün geldiğinde Eymen konağında koca bir sessizlik hakim olur, gülümseme yasaklanırdı dudaklara. Kara bir yas ilan edilirdi. Zira o gün sadece bir bebeğin konağa gelişinin simgesi değildi. Aynı zamanda Kudret Ağa’nın karısı, Eymen aşiretinin güzel hanım ağası Hasret Eymen’in ölüm yıl dönümüydü. Bir zamanlar ışıltısıyla göz kamaştıran konağa koca bir karanlık ve kalplere derin sancıları bırakan günün yıl dönümüydü..  

Hayatında sahip olduğu tek kan bağı olan babası, Kudret Ağa’ydı…Sevgi dolu bir adam değildi. Saçına değecek ufacık bir şefkat dolu dokunuş, ya da bir bakış sunmamıştı babası. Aksine yüzüne sunduğu her bakışı buz kestirirdi incecik bedenine. Her bakışı yaralardı. Haklıydı belki de… Söze dökmese de, sevdiği kadının katiliydi kızı. Avaz avaz haykırmasına da gerek olmamıştı bu duyguyu. Havin, biliyordu. 

Ama ona hiç sormamışlardı ki! Yaşamak isteyip istemediğini sormamışlardı. Eğer seçme şansı olsaydı asla doğmak istemeyeceğini, annesinin yaşaması için kendi canını vermeye razı olduğunu söyleyememişti. Hislerini görmezden gelmeyi, babasının istediği gibi biri olmayı tercih etmişti. Yaşaması gerekiyorsa, bunu en iyi şekilde yapmaya karar vermişti. Başarmıştı da… Kısacık hayatına okuduğu okullarda onlarca başarı sığdırmıştı. Aldığı silah eğitiminde hedefi tam on ikiden vurmuş, aşiret kuralları ve töreleri ezberleyerek büyümüştü. Atları kontrol edebilmeyi de öğrenmişti. Babasının dediği gibi onları sevmemişti, eğitmişti. Zira Kudret Ağaya göre sevmek hata yaptırırdı. 

Babasının atlarını eğitirken, onu getirmişlerdi. ‘Ay Işığı’nı… Gördüğü zaman kalbini çalan ve dudaklarına buruk bir gülümsemeyi bahşeden asil bir attı. Onun kendisine ait olmasını istese de, babası sahiplenmesini istemediği için bir süre ona aldığını gizlemişti. 

Her sabah güneş doğarken, uçsuz bucaksız arazilerde koştu Ay Işığı… Havin sadece sustu. O nereye gitmek isterse gitti. Engel olmadı. Durmasını istediği anda tek bir dokunuşu yeterdi.Güneş tepeye ulaştığı anda dönme vaktinin geldiğini anlar ve konağa doğru dönerdi.

Bugünün sabahında aynı şekilde atıyla dolaşıp, arka avludan konağa döndüğünde kapıda yabancı bir arabayı buldu. Üstelik konakta derin bir sessizlik vardı. Babası her sabah durduğu yerde değildi. Merdivenler boş, konak sessizdi. Atından inerken, gözlerini arabada gezdirdi. 

”63 MRZ 36”

Buralara ait değildi. Peki kimindi? Aşiret toplantısı için gelen ağalardan birinin de olamazdı. Üstelik  aylık aşiret toplantısı geçen hafta yapılmıştı. Bu araba yabancıydı. Zira ağaların her biri aynı marka araç kullanırdı. Konağın merdivenlerine yöneldiğinde karşısına çıkan yardımcıları Zeliha’ nın sesini duyduğunda durakladı.

“Havin! Aç açına duruyon hala!Kahvaltını nereye hazırlayayım?”

“Babam beni beklemedi mi?” dedi neler olduğunu anlamaya çalışırken.

Kadın elindeki beze gereğinden fazla dikkatini verip, omzunu silkti. “Mirza aşiretinden misafirleri geldi ağamın. O yüzden erkenden yedi.”

Başını kaldırıp yukarıya baktı. “Düşmanlarımız ne zamandan beri misafirimiz oluyor?” Adımlarını merdivenlere yönelttiğinde koluna dokunan el mani oldu.

“Bak sakın dinlemeye kalkma.Yakalanırsan biliyon başına gelecekleri.”

Babam onları kovmak üzeredir zaten. Sen bana küçük bir sandviç yap yeter. Birazdan gelirim…”

Hızla merdivenlere yöneldi. Üst kata ulaştığında ahşap geniş bir kapının ardında gizlenen çalışma odasına baktı. Sesler oradan geliyordu. Babası gelenleri kovuyor olmalıydı. Lakin birkaç dakika geçmesine rağmen, beklediği gibi ne kapı açıldı ne de dışarı çıkan oldu. Kaşlarını çatarken,bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetti o an. Hızlı ve seri adımlarla yaklaşıp kapının yanındaki duvara yaslandı. İçeriden gelen sesler az öncekinin aksine dozunu azaltırken, yabancıların konuşmasını dinledi. Sakin görünse de fazlasıyla imalı kurulan cümleler saygı sınırının oldukça aşağısında kalıyordu. Bu adamlar kendi topraklarında, bir ağaya, babasına nasıl bu denli pervasız konuşabiliyorlardı? Anlayamıyordu. Babasının sakin sesini işittiğinde konuştuklarını anlamaya çalıştı.

******

Kudret ağa, oturduğu yerde elindeki tesbihi çevirirken, konuşmaya devam etti. “Demek her şey hazır…”

“Hazır ağam. Didar gelin bu gece burada olur. Lakin Destan ağam gelin ağamızı götürmemizi istedi.”

Destan MİRZA… Nam-ı, kudreti ve töreye bağlılığı dillere destandı. EYMEN ve MİRZA aşiretinin yıllardan beri süren düşmanlığını bitirmek için ilk adımı atan oydu. Sunduğu yol, bu düşmanlığı ve kanı dindirebilecek tek çareydi ona göre. Evet istediği bir barış berdeliydi…. Yani iki aşirette kız alıp kız verecekti ve böylece bu iki evlilikle barışın mührü atılmış olacaktı. Bu evlilik için adaylar ise belliydi. Henüz yeni bekar kalan Devran ağaya Eymen aşiretinden bir kız alınacaktı ve karşılığında Mirza aşiretinden bir kız da yıllardan beri bekar olan Kudret Ağa’ya gelin verilecekti.

Diğer ağalar bu kararı kabul etmiş ve kızları seçmişlerdi.Eymen aşiretinden bu evlilik için en uygun olan kız, Kudret ağanın güzelliği dillere destan olan kızı Havin’di. Hem Devran ağaya da böyle bir eş yaraşırdı. Mirza aşiretinin güzelliğiyle göz kamaştıran kızlarından biri Didar Parlak da Kudret Ağa’nın eşi olacaktı.

Elçilerin aracılığıyla karar verildi. Destan ağanın istediği nihayet gerçek olacaktı. Bir ağa kızı gelini olacak ve oğlu böylece yola gelecekti. Bu kız onu soyuna soy katacak aslan gibi bir torun verecekti üstelik.

Kudret ağa ise yıllardır hayalini kurduğu erkek evlada sahip olacaktı. Oğlu, aşiretinin başına geçecek ve ondan kalan her şey sahip çıkacaktı. Havin’in itiraz edeceğini, hatta kaçabileceğini düşündüğü için son ana dek ona söylenmesini istemedi. Ve böylece aynı gün nikahlar yapıldı. Bu nikahtan haberi olmayan iki kişi vardı. Devran ve Havin… Nikahın üzerinden tam bir hafta geçtiğinde gelinler kocalarına teslim edilmek üzere yola çıkılacaktı. Nihayet o gün gelmişti. Kudret Ağa, ertelemek istediği o günün geldiğini bu adamları karşısında gördüğünde anlamıştı.

Karşısındaki adamlara tedirgince gülümserken ardına yaslandı. “Tamam. Ben en kısa zamanda hallederim…”

Diğerine göre daha uzun olan adam karşı çıktı. “Yok ağam biz gelin ağamızı götürmeye geldik.”

Kudret ağanın yüzündeki gülümseme dondu.Bu işi en çok o isteyen o iken, şu anda hissettikleri çok başkaydı. Elindeki tesbihi önünde yer alan kendi nikahı için hazırlanan cüzdanın üzerine bıraktı. Bakışlarını az ötede kapının yanında yer alan kızını hissetmiş gibi o yöne çevirdi. Vakit gelmişti. Bu gerçeği artık kızını duyması gerekiyordu.

“Kudret ağa… İki nikahta kıyıldı. Sözler tutuldu. Gelin ağamızı alıp , yola koyulmamız gerek. Didar kız bu konağa girmeden Havin Ağanın çıkmış olması gerekiyor.”

****

Duyduklarıyla yanındaki sehpaya güçlükle tutundu.. Temasıyla devrilen vazoyu göremedi gözleri. Etrafa saçılan parçaların tiz sesini işitemedi. Hissizleşmişti bedeni. Zihninde aynı sözler defalarca kez dolanırken bir hıçkırık koptu dudaklarından. Ondan bahsediyorlardı. Adını telaffuz etmişlerdi. “Nasıl?” dedi titreyen dudakları. Nasıl olurdu bu? Haberi dahi olmadan nasıl evlenmiş olabilirdi? Titrek elleri dudaklarına kapanırken hızlıca başını salladı. Yalandı. Yalan söylüyordu bu adamlar. Bir oyun çeviriyor olmalılardı. Aksi mümkün olamazdı. Hem onun kimliği olmadan bunu yapamazlardı! O an… Aklına gelen keskin anılarla tepeden tırnağa titredi. Günler önce kaybolan kimliği… Bu yüzden mi yok olmuştu? Bu nikah için mi? Ayakları gücünü yitirdi. Bedeni bir çuval misali yere doğru çökecekken kollarını saran eller mani oldu. Yaşlardan buğulanan gözlerini güçsüzce çevirdiğinde onu gördü. Babasını…. Bu acıyı kendisine yaşatan adamı… Katilini…Aldığı kesik nefesler ciğerini yakarken, titrek dudaklarından tek bir söz döküldü.

“Neden baba?” dedi. Sözler dudaklarından çıktığı anda ansızın güç kazandı bedeni. Kollarındaki elleri tüm gücüyle ittirdi. Sesi haykırışlara dönerken, etrafında onu izleyen adamlardan habersizdi.

“Sakın dokunma bana! Sakın… Nasıl yapasın bunu? Benim haberim bile olmadan… Bana sormadan… Nasıl evlendirirsin beni?”

Suskunluğu daha fazla öfkelenmesine neden oldu. “Susma! Konuş! Yaptığın bu hatayı anlat. Çevirdiğin bu pis oyunu anlat. Konuş dedim sana!Konuş!”

Sözlerinin bitişiyle kolunu tutup, çalışma odasına sürükleyen babasına mani olamadı. Tepki veremedi. Odanın ortasına itildiğinde masanın yanında duran koltuğa güçlükle tutundu. Sertçe kapanan kapıyla başını eğdi. Durmayan hıçkırıkları dudaklarını yakıyor, nefes alamayan ciğerleri kanıyordu sanki… Başını çevirdiğinde üstüne bağırarak yürüyen babasını gördü.

“Şımarık bir kız gibi davranmayı kes Havin!”

Gözlerinden akan yaşları silerken, güçlükle bir nefes aldı.

“Şımarık bir kız mı? Senin erkek gibi yetiştirdiğin,silah kullanmayı öğrettiğin ben mi şımarık bir kız gibi davranacağım?” dedi kendini gösterirken. “Bana sen hiç o şansı vermedin Kudret Ağa! “

Derin bir nefes aldı. “Şimdi söyle bana? Bu saçmalığı yapman için tek bir mantıklı neden söyle?

Kudret Ağa, karşısındaki kızının sözlerinden zerre etkilenmeden elindeki tesbihe indirdi gözlerini.

“Mirza aşiretini biliyorsun. Yıllardır düşmandık. Destan ağa ve aşireti toplanmışlar. Barış sağlamak istemişler. Bunun için de barış berdeli yapmayı teklif ettiler.”

Bu kadar basit miydi? Hayatını çalması, geleceğine kara bir çizgi çekmesine neden olan bu muydu? Yüzyıllardır süregelen düşmanlığının bedelini ödeyecek olan maktulu o mu seçilmişti? Gözlerindeki yaşları silmek için çabalamadı. Acı bir dolu gülümse yer etti dudaklarında.

” Berdel… Beni vermeyi kabul etmenin nedeni bu! Öyle mi?” Dedi. Bir soru değildi aslında sözleri. “Bana karşılık kız aldın yani! Sana annemin vermediğini verecek o erkek evladı vermesi için bir kız satın aldın!” İşaret parmağıyla kendisini gösterdi. “Beni sattın… Benim karşılığımda onu aldın….” 
Acı bir kabulleniş çöktü yüreğine. Kendisine değer vermeyen bu adamın karşısında daha fazla güçsüz durmamak için omuzlarını dikleştirdi. Alaycı gülümseyişini yüzünden hızla silerken, dişlerini sıktı. “Ne zaman oldu bunlar?”

Kudret ağa’nın bakışları masadaki nikah defterini buldu.

“1 hafta önce nikahlar kıyıldı.”

Utançla başını eğdi. 1 haftadır evliydi. Tanımadığı, bilmediği bir adamın karısıydı kanunlar önünde.Onun soyadını taşıyordu artık. Bir Mirza’ydı… Kendine düşman bildiği bir aşiretin ağasının karısı olmuştu.

Derin bir nefes alıp kapıya doğru sürükledi adımlarını. Daha fazla burada kalmasının bir anlamı yoktu. Kendisini bir kadın için, bir erkek bebek için gözden çıkaran bu adamın evinde daha fazla alabilecek bir nefes yoktu. Artık buraya ait değildi. Artık bir Eymen değildi. Artık bu aşiretin bir parçası değildi. Değiştiremeyeceği hakikat etrafını bir çember misali sararken, çare bulmaya çalışan tarafını susturdu.

Havin Eymen, bugün ölmüştü. Kapıyı açtığı anda gerisinde kalacak ve bir daha ayağa kalkamayacaktı o kız. Bir daha da yaşamayacaktı. Titreyen ellerine tezat yüzünde en ufak bir mimik bile oynamıyordu. Ardında duran adamı hissetmesine rağmen dönüp bakmadı. Yapamadı. Usulca eğdiği kapının ardından bekleyen yeni hayatına adım attı. Az ileride kendisini bekleyen iki adamı gördüğünde yanlarına yaklaştı. Karşılarında durduğu onda onların saygıyla başlarını eğdiğini gördü.

“Beni almaya gelmişsiniz değil mi?” dedi. “Bekleyin… Geliyorum.”

Odasına doğru çıkan merdivenleri çıkarken adımları sakindi. Sarsılan bedenini güçlükle taşıyorlardı. Kapıya ulaşıp, araladığında duvara çarpışıyla yankılanan sesi işitecek durumda değildi. İçeri girip, kapıyı kapadı sırtını. Usulca olduğu yere çöktü.

Bir saati bile bulmamıştı eşyalarını toplaması. Birkaç parça kıyafet yeterliydi. Kitaplığına bakarken onu getirmek için daha sonra birilerini gönderebileceğini düşündü. Odasında gezinen bakışları annesinin resmini bulduğunda duraksadı. Gözünden süzülen tek bir damla yaş ile resme uzandı. Hasret SÖNMEZ… Güzelliği tüm Mardin de efsane olmuş bir kadındı. Onlarca adam peşinde koşmuş, nice servetler önüne dizilmişti. Oysa, herkesi şaşırtarak korku saçan adamla, Kudret EYMEN ile evlenmişti. Güzel bir hayat yaşamış mıydı? Bilmiyordu Havin. Lakin resimdeki yüzün ifadesinde mutluluk yoktu.

“Anne…” diye fısıldadı. Hayatı boyunca diyemeyeceği bu sözü, artık duyamayacağını da biliyordu. Böylesi bir evlilik ona asla anneliği veremezdi. Resmi bavuluna bırakıp kilitledi. Onu burada bırakıp gidemezdi.

Aşağıya indiğinde elleri kenetli merdivenlerin başında duran babasını gördü. Omuzlarına yerleştirdiği ceketle,elleri kenetli kendisine bakıyordu. Adamlar yetişip elindeki bavulu aldıklarında boş kalan avuçlarını birbirine kenetledi. Bagaja yerleştirilen eski bavuluyla gitmeye hazırdı. Adamların kapısını açtığını gördüğünde alaylı bir gülümseme yer etti dudaklarında. Onu götürmek için o denli heveslilerdi ki… Avlunun uzun duvarlarına, ve çiçeksiz bahçeye baktı sessizce. Burada son duruşu, bu konağa son bakışıydı. Veda ediyor oluşu canını yaksa da, belli etmek istemedi. Karşısında durduğu adamın yüzüne bakmadan döktü içindekileri.

“Baba…” Dudaklarından bu sözle yandı. “Umarım istediğin o çocuğa tez zamanda kavuşursun. Zira… O senin tek evladın olacak… Çünkü bir kızın yok artık!”

Alaycı bir gülümseme yer etti dudaklarında. “Kaderin yapamadığını yaptın. Beni öldürmeyi başardın. Gidiyorum… Ve bir daha dönmeyeceğim.”

Sözlerine bir yanıt beklemeden merdivenlerden inip, konağın kapısından çıktı. Evin çalışanlarının gözleri yaşlı onu beklediğini gördüğünde her birisine gülümsemeye çalıştı. Adamların açtığı kapıdan arabaya bindi. Araba hızla yola atıldığında, uçuşan tozlarla sarmalanan ardına dönüp bakmadı. Bakamadı..

***********************

Derin düşüncelere bulanan zihniyle öylece yola bakarken adamlardan birinin sesini işitti. Yaklaştıklarını söylüyordu. Gözlerindeki yaşları kurulamaya çalıştı. Kısa bir süre sonra araba durduğunda derin bir nefes aldı. Açılan kapı ve önünde dikilen adama bakarken duyduğu sözle önünde dizilen korumaları buldu bakışları.

“Geldik gelin ağam!”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!