Raja…

Tek kişilik yatağımda bana yapışık uyumuştuk, hiç şikâyet de etmiyordu. Evim onun evinin yanında oldukça fakir kalıyordu ama buna bile aldırmıyordu. Dün geceki ateşli dokunuşlarının ardından beş tane büyü kutuyla geri dönmüştü. Birlikte kâğıtlara sarıp tek tek yerleştirdiğimiz ayakkabı koleksiyonumu şu an arabaya taşıyor. Arabanın bagajı ve arka koltukları kolilerle dolmuştu. Sobayı tamamen kapattım. Kabanımı üzerime geçirip çantamı aldım. Bu eve değil bu yalnızlığa geri dönmek istemiyorum, her şeyi ona bırakıyordum; ama o bunu bilmeyecekti.

Kapıyı çekip kilitledim, anahtarımı Reyhan ablaya bıraktım. Dolabımı boşaltmasını, salı günü nikâh salonunda mutlaka olmalarını istedim. Aracın içinde beni bekleyen Barlas’ın yanına oturup kapıyı çektim. “Gidebiliriz.”

Motoru çalıştırıp hareket etti. “Eşyaları eve bırakıp annemin modacısına gidiyoruz,” dedi, kaşlarımı çatıp ona döndüm. “Gidiyoruz? Bana sorma gereği duymuyoruz, hayırdır?”

“Sana sorsam gelinlik giymek istemeyeceğinden bahsedeceksin, biliyorum. Bu yüzden soramadım ve uyguluyoruz.”

“Küçük, on beş dakika sürecek bir tören için ne gelinliği?”

“Tam olarak böyle diyeceğini biliyordum. Gönlüne göre bir şey buluruz.”

Önüme dönerek başımı akan yola çevirdim. “Beyaz bir elbise kâfi, bunun için modacıya ne gerek var?”

“Sen ne istersen onu giy, ama giy. Benim için önemli ve senin içinde öyle.”

Hakkını teslim etmek isterdim ama hiç içimden gelmiyor. Elimi sıktığında da ona karşılık vermedim, bir şeyler şekil değiştiriyordu, toplamak bana düşmemeliydi.

                                      ***

Annesi bizden önce gelmiş, kahvesini yudumluyordu. Tam bir kayınvalideyle burun burunaydım. Bakalım gelini sevecek miydi? Oğluna düşkün olduğu her hâlinden belli oluyordu fakat bunun yanında bana da oldukça samimiydi. Nazikçe sarıldı ve Barlas’a döndü.

“Anneciğim neden sen de gidip kendine yeni takım almıyorsun, biz burada gelinlikleri denerken sıkılırsın.”

Barlas ona kaşlarını kaldırıp sırıttı. “Hiç sanmıyorum, anne. Burada kalıp gelinimi izleyeceğim,” dedi ve koltuğa yerleşirken annesi göz devirdi. Belki de o kadar düşkün değildi. Kabanımı çıkardım, hemen genç bir kız elimden aldı.

“Hoş geldiniz,” dedi, ona döndüm ama kadının gözleri şaşkınlıkla aralandı. “Donka!” dedi. Modaevinin sahibi olduğunu düşündüğüm güzel mi güzel kadın yanımda belirdi.

“Hayır, Sudeciğim, gelinim Raja.”

Eylül Hanım’a kısaca bakıp kadına döndüm. “Merhaba,” dedim ama kadının kafası karışmış gibi görünüyordu. “Ah,” dedi başını iki yana hızla salladı. Aklından neler geçiyordu kim bilir, kimse de onu aydınlatacak gibi durmuyordu. “Donka’ya çok benzemiyor mu, yoksa benim tansiyonum falan mı düştü?” derken gülümsedi.

“Uzun hikâye Sudeciğim, hadi gelinimin gönlüne göre olan tüm gelinlikleri görelim.”

Sude Hanım ayılıp kendine geldi. “Elbette, nasıl bir şey düşünürdünüz?” diye sordu ama daha önce hiç hayal kurdum mu diye durup düşündüm, sanırım hayır. Gelinlik, gelinlikti; her şekli güzeldi. “Nikâhta giyeceğim, düz, zarif bir şey olsun.”

“Siz oturun, ben birazdan dönüyorum,” dedi ve topuklarının tıkırtısıyla uzaklaştı. Boş olan tekli koltuğa oturduğumda ne içeceğimi soran genç kızdan sıcak, açık bir çay istedim.” Arkama yaslanırken uykum geliyordu, kendimi sıcak bir yatakta hayal edersem burada uyuyabilirdim. Onun yerine bana dönen Eylül Hanım’a baktım.

“Nasılsın, bebek sorun çıkartıyor mu?”

“Sorun?” dedim, ne demek istediğini anlamadım. “Mide bulantısı gibi, genelde sabahları olur,” dedi.

“Yok, henüz olmadı. Sadece hep yorgunmuşum gibi hissediyorum.”

“İlaçlarını düzenli kullanırsan daha iyi hissedersin,” dedi, anne şefkatiyle elimi sıktı. Belki de iyi biriydi, görecektim.

Birkaç dakika içinde önüme onlarca gelinlik sıralandı. Hepsinden kalite akıyordu, zevk ve zariflik. Tek tek dokundum, zarif taşlar ne gösterişliyim ne görünmezim diyordu. Göğüsleri sert kumaşla kapalı, omuzları ve kolları tülle kaplı, ince belinden bol eteğine inen aynı desen tüller hafifçe yere değiyordu. O kadar asildi ki ruhumu ele geçirmişti. Ensemde şık bir topuz, o topuza iliklenmiş dantel duvakla hayal ettim kendimi; orada bir anda ve alacağım şey kesinlikle buydu. “Bu!” dedim, sesimden hayranlık ve netlik akıyordu. Barlas yanıma geldi, inceledi. “Çok zarif, giysene,” dedi.

Sude Hanım askıdan alıp havaya kaldırdı. “Ah, Donka’nın yeni incisi bu, efsane işler çıkartıyor, değil mi?”

Donka gelinlik mi tasarlıyordu? Bunca gelinlik içinden ben nasıl olup da kardeşimin tasarımını beğeniyordum? Kan mı çekiyordu, neydi? Barlas, annesi ve benim aramda oluşan sessizliğe göz atıyordu Sude Hanım. “Öyle mi?” diyebildim, çok beğenmiştim. Başka birine bakamayacak kadar sevmiştim. Düşman değildik, kardeş de sayılmazdık dost hiç değildik ve ben bu gelinliği giymek istiyordum. “Ben bunu denemek istiyorum,” dedim, Barlas soluğunu saldı, Eylül Hanım arkasına yaslandı.

Tam olmuştu, net. Bedenime göre biçilmişti, ben kendimi şahane hissediyordum. Saçlarımı ensemde topladım, deneme için giyilen birçok çeşit ayakkabıdan bir tane giydim, şimdi daha iyiydim. Yüzümde aptal bir sırıtma vardı, gelinlik giyen her kadında olur muydu bilmem ama bende olmuştu.

Karşılarına çıktığımda Eylül Hanım’ın gözleri parlamıştı, Barlas’ın bakışlarından ne çok şey okunuyordu. Her şeyi bir yana alıyorum ve bu adamın beni sevdiğini çok iyi biliyorum. Tek tutunduğum dal da bu, yoksa beni kimse ama kimse bu adamla evlendiremezdi. Ama yanlış ama doğru bir şansımız vardı ve onu en iyi şekilde değerlendirmek geleceğimize yön verecekti.

Annesi arabasına binerken kendi arabamın nerede olduğunu anımsamaya çalışıyorum ve adliyede bıraktığımı hatırlıyorum. Şoför koltuğuna oturan Barlas’a bakıyorum. “Nikâha onunda gelmek isteyeceğini düşünüyor musun?” dedim.

Motoru çalıştırıp yola soktu. “Bence istiyordur, konuşmadım ama yıllar sonra o günü kaçırdığı için üzülebilir, sende tabii.”

“Onu tanımıyorum bile, nikâhıma gel diyemem, saçma geliyor.”

“Tamam, biraz acele gidiyoruz, biliyorum. Bir haftaya çok şey sığdı, hamilesin ve hormonların bile karışmış durumda. Hayatımız bu hızla akmayacak, aranızda gelişecek ya da gelişebilecek mi bilmediğimiz bir ilişki var. Sen çok mantıklı bir kadınsın, aklı başında sözünün en canlı örneğisin.”

Bir şey çok doğruydu. Ben bu, bir haftanın içinde oradan oraya savrulup duruyordum. Nihai bir sonuca varıyordum ve bu hız geçecekti.

“Şöyle yapalım mı?” dedi ve devam etti. “Şimdi o çok sevdiğin koleksiyona beyaz bir tane daha eklemek için deliriyorum.” Yandan ona baktım ve piç gülüşüne şahit oldum, takmıştı ve takacaktı ayakkabılarıma.

“Sonra Donka’yı arayıp dışarıda buluşalım ve en azından merhaba moduna geçiş yapalım, olur mu?”

Olmaz desem ne faydaydı? Biri rüzgâra üflüyordu ve kasırga çıkmıştı; savrulup duruyordum. “Olur.”

“Gelinliği tercih etmen çok zarif bir hareketti, tam da Raja’dan beklenecek türde bir düşünce.”

“Yarın sözleşmeyi imzalarken de bu fikirde olacağını bilmek istiyorum.”

“Sana bu konuda bir şey demek istemiyorum, sadece şu; neye imza atarsam atayım siz her zaman benim hayatımda olacaksınız yine de beni çıldırtma!”

Delirecekti. Esip köpürecek belki bana olan sabrı bile bitecekti. “Ben şart koştum sen, kabul ettin. Bana bir şey söylemeye hakkın yok. Hayatında olacağımızı biliyorum, ne şekilde bunu göreceğiz.”

                                                           ***

Kafeden içeri girdiğimde burnuma dolan çikolata kokusunu derin derin soluyordum. Yerime oturup yine kokladım, etrafıma bakındım. Bir yerlerden çok fena çikolata kokusu geliyordu.

“Ne yapıyorsun?”

“Çikolata kokuyor, sen de alıyor musun kokuyu?” dedim, düz bakışlarını şenlendiren gülüşü yüzünü kapladı. “Ben almıyorum, senin canın çikolata mı istiyor?”

Eğer bu kokuyu sadece ben alıyorsam bu hamilelik çok ilginç bir şeydi. Burnumun ucundaki kokuyu nasıl sadece ben alırdım ki? “Sanırım benim canım çikolata istiyor.” Gülüşü ahenk kazanmıştı. Ben aşeriyordum ve o, bunu yerine getiren baba olarak keyifliydi. “İlk istek çikolata, hadi bakalım,” derken garsonu çağırdı.

Aklım biraz önce aldığımız, benim bir aylık maaşıma denk olan beyaz ayakkabıma gitti. Benden çok Barlas’ın hayallerini süslüyordu, ama ben de âdeta âşık olmuştum; on bir santimin üzerinde yere basar gibi rahattı. Bu zenginliğe alışabilirdim, bu, hiç iyi değildi. Ve… Az sonra Donka gelecekti. Neler konuşacaktık, birbirimize ne diyecektik, nasıl bakacaktık? Aklımda binlerce soru bir anda uçuştu. Heyecan ve gerginliğin sarmalına kapıyorum. Ellerimi birbirine kenetleyip masanın üzerine bıraktım.

“Sakin ol,” dediğinde ona döndüm. “Bir kardeşin ne demek olduğunu bilmiyorum, o gelince ne konuşacağımı da bilmiyorum.”

“Kardeşler baş belasıdır, sen hariç. Ama tabii güzel baş belaları yoksa durduk yere neden bir baş belasını sevesin ki? Öyle durduk yere kardeşim diye seviyor insan.”

Ona bakarken için kaynadı, o kadar komik anlatmıştı ki çok enteresan bir kardeş sevgisi vardı. “Senin kadar sevsem olur mu?” derken kahkahama engel olamadım. Bir süredir bu şekilde gülmemiş, ona hiç gülmemiştim. Bana bakan kahve bakışlarında mutluluk geziniyordu. “Bence olur,” dedi.

“Berrin hiç de baş belasına benzemiyor,” dedim.

“Çok can sıkıcı, tek düşündüğü güzelliği, bakımı ve para harcama tutkusu.”

“Kendini iyi hissediyordur, her insanın hayata bakışı farklıdır, kendini yaparken iyi hissettiği bir şey mutlaka vardır.”

“Var, iç çamaşırı tasarımcısı.” Yüzü çok iğrenç bir şey görmüşçesine buruştu. Ama bu çok güzel bir şeydi, demek ki sanıldığı kadar boş değildi, üretiyordu. “Küçümsüyor musun?” dedim.

“Hayır, kıskanıyorum ve ona adını açıklamayı yasakladım. Çünkü hiç insani şeyler tasarlamıyor. Nasıl desem…” derken sırıttı. “Tüm erkeklerin aklına oynuyor.”

İkinci kahkahamı bastırmak için elimi ağzıma kapatıyorum.

“Donka’yla küçük bir butik mağazaları var. Özel üretim yapıyorlar, sadece gelinlikleri modaevine veriyor, Donka.”

“Profesörün torunu iç çamaşırı tasarlıyor,” derken kendisi de güldü. “Kardeşim aslında çok cesur, babama ve büyükbabama kafa tutacak kadar akıllı.”

“Sen de mi kafa tutmak isterdin, istediğin başka meslek var mıydı?”

Başını iki yana salladı. “Ben okumam gereken bir bölüme zorlanmadım. Büyükbabam ve babama olan hayranlığımla hâkim oldum; mutluyum,” dedi, buna sevinmiştim.

“Ben de seviyorum mesleğimi, umarım çocuğumuz da bize hayran olur,” dedim, gözlerimin içine o çaresiz adam bakışlarıyla odaklandı. Ne zaman böyle baksa içim acıyordu; beni üzüyordu.

“Umarım,” dedi, bakışları arkama odaklanınca kaçınılmaz sonun yaklaştığını hissettim. “Geliyor,” dedi. Başımı sallamakla yetindim, önüme bakıyordum; çantasının kulpunu sıkıca kavramış olan ellerini gördüm ilk. O da benim kadar gergindi, bakışlarım bedeninden yüzüne tırmandı. Saçları benim gibiydi, boya olmadığı o kadar belliydi ki ona baktıkça kardeşim olduğu açıklamasına bile gerek görmüyordum. Yeşil gözlerimiz buluştu, gözbebekleri titriyordu.

“Merhaba,” dedi, sesi gerilmiş tel gibiydi.

“Merhaba,” dedim ama benim sesim de onunki gibi çıkmıştı. “Otursana.” Karşımdaki koltuk sandalyeyi çekip otururken çantasını yanına bıraktı. Elini kolunu nereye koyacağını bilmiyordu, içimdeki sakin kadın ondan çok daha iyi durumdaydı.

“Nasılsın kuzen?” diyen Barlas’a başını çevirmeden göz ucuyla baktı. “Nasıl görünüyorum kuzen?” diye karşılık verdi. Barlas altta kalmadı, arkasına yaslanıp ona bedeniyle döndü. “Her zaman olduğun gibi yani cadı.”

Gözleri kocaman oldu, Barlas’ın üzerinde sabit kaldı. Benim yanımda ona cadı demiş olmasına şok geçiriyordu. Onu bir cadı olarak tanıdığım korkusuna kapıldı. Bakışları eski hâline dönerken bana döndü. “Ben cadı değilim,” dedi ve tahminlerimin doğru olduğu ortaya çıktı.

“Mutlaka değilsindir,” dedim.

“Ben sizi yalnız bırakayım,” dedi Barlas, yerinden kalktı. “Bu yakınlarda bir yer var, kendime damatlık alacağım. Damat oluyorum, yakışıklı olmam gerekiyor,” dedi ve tepeme bir öpücük kondurdu.

Donka’nın dudakları kımıldadı ama benim varlığımı hatırlayınca sustu. İğneli sözleri olduğuna emindim ama benim yanımda konuşmaktan çekinmişti. Barlas uzaklaşırken benim çayım, meyveli çikolatam da gelmişti. Barlas’ın kahvesini Donka aldı. Garson uzaklaşınca ikimiz de uçurumun kenarında bekler gibiydik, önce kim atlayacaktı? Tabii ki ben çünkü çok fazla gergindi. Kişiliği benden çok farklıydı, görebiliyordum.

“Bir oğlun olduğunu öğrendim,” dedim, yüzündeki gerilim anında dağıldı ve tebessüm etti. “Evet, beş yaşında bir oğlum var, adı Levent.”

Bakışlarım değil dilim bile kilitlendi. O bana ben ona baktık, birkaç saniye sadece baktık, ağzımızdan tek kelime çıkmadı.

“Bilmiyordum,” dedi, başını sağa sola sallarken. “Annem çok istemişti, oğluma babamın adını verdiğini bilmiyordum.”

Allah’ım… Babamın kendi adını taşıdığı bir torunu vardı ve babam bunun tadını bile yaşamamıştı. Her ne yaşanmışsa çıldırmamak için tüm irademi kullanıyordum. “Bana her şeyi senin anlatmanı istiyorum.”

Boğazındaki yumruyu def etmek istercesine yudumladı kahvesini, eli fincanda, gözleri dolu fincanın boşluğundaydı. “Annem ölmeden bir hafta önce açıkladı, yaşayacağını bilse yine susardı eminim. Dedem ve annem birbirlerinin kopyası iki insandı ve asla anlaşamazlardı çünkü ikisi de çok güzel susardı. Babamızla üniversite son sınıftayken tanışmışlar, Levent Korkmaz annemin gittiği bir ortamda garsonmuş. Bakışmalar, kesişmeler derken aralarında bir ilişki can bulmuş, dedem buna elbette karşı çıkmış, ama annem ve babam devam etmişler. Bana hamile kalmış fakat babamın bundan haberi olmamış çünkü o ara ayrılmışlar. Annem de dedemin yakın arkadaşı olan -babam sandığım- üvey babamla evlenmiş. Dedeme kalsa benim kürtaj olmam gerekiyormuş ama annem babasının yaşına yakın biriyle evlenmiş. Bana babalık yaptı, ben hiç hissetmedim üvey olduğumu, annemi seviyordu, beni de seviyordu; anlamam imkansızdı. Hiç evlenmemiş çocuksuz ve zengin bir adamdı. Ben on beş yaşına geldiğimde hayata veda etti. Annem yine de o zaman tek kelime etmemişti. Babamızın daha sonra senin annenle evlendiğini, bir yıl içinde de senin doğduğunu söyledi.”

“Babam senin varlığından hiç haberdar olmamış mı?” diye soruyorum.

“Olmuş ama babam annenle evliymiş ve sen o zaman iki yaşındaymışsın. Babamın beni görüp görmediğini bilmiyorum, annem bunun hakkında tek kelime etmedi.”

“Sen kaç yaşındasın?” diye soruyorum.

“Yirmi sekiz yaşındayım, senden bir yaş büyüğüm.”

“Babam seni görmüş olmalı,” dedim, gözleri parladı ama bu parıltıların içinde acı da vardı. Ben annesiz o da babasız büyümüştü, bir baba profili olsa da. “Annen yirmi sekiz yıl önce oturduğumuz toprakları satın alarak bizim orada yerleşmemize izin verdi. Ben o zaman doğmamıştım, annem ve babamın evlendiği zamanlara denk geliyor olmalı. Annen neden böyle bir şeyi yaptığını açıkladı mı?”

“Babamı çok sevdiğini söyledi. Eğer o torakları almazsa onu tamamen kaybedecekmiş, bir daha göremem diye düşünmüş. Anlatırken basit geliyor, ama annem ve babam arasında ya da sadece annem tarafında derin bir aşk vardı, annem bundan yüzeysel bahsetti. Babamız ben büyüdüğümde beni hep uzaktan izlemiş, annem ona oğlumu da göstermiş.”

Babam, benim annemi sevmemiş miydi ya da Donka’nın annesini? Babam iki kadından hangisini sevmişti? Ne çok şey saklanmıştı, bir baba kızını uzaktan izlerken ne hissetmişti? Bu tam bir çıkmazdı ve tek cevap Ratri’deydi. “Babam anneni sevmiş mi?” diye sormaktan kendimi alamadım.

“Baban senin anneni sevmiş, annem bunu söyledi. Senin annen ve benim annem çok yakın iki arkadaşmış.”

Dondum ve öylece kaldım. Kaç saniye geçti bilmiyorum, üzerimdeki şok hâliyle onu dinlemeye devam ettim.

“Onlarınki çetin bir aşk üçgeniymiş, kazanan annen olmuş. Babam annemle sadece gönül eğlendirmiş ve ayrılıklarının ardından senin annen aşkı yaşayan taraf olmuş. Gerçi annen sen üç yaşındayken bir kazada vefat etmiş ve aslında bu oyunda kaybeden sadece babamız. Beni, annemi, anneni pek çok şeyi…”

Gözlerim dolarken bakışlarımı hiç dokunmadığım çikolatama indirdim. “Babam sürekli içerdi, nerede iş bulsa çalışır, kazandığının bir kısmıyla ucuz basit içkiler alır sarhoş olur eve öyle gelirdi. Bedeni sarsılmazdı içkiden ama gözleri hep boş bakardı. Aslında ben de babamın kaybettiği şeylerden biriyim, yanımda olması da yetiyordu ama ona ihtiyaç duyduğum hiçbir yerde olmadı.” Ona baktığımda gözleri taşmak üzereydi. “Söylesene, bizim ne suçumuz vardı?”

Yanaklarından inen yaşları aceleyle sildi ve gülümsedi. “Onlar da böyle olsun istemezdi, belki de başa çıkmaya güçleri yetmemişti. Yaşanacak olanlara kim karşı koyabilir ki?”

Öyle ya kimse koyamazdı. Kendi gözyaşlarımı sildim, “Haklısın,” dedim. “Peki neden ayrılmış annen ve babam, benim annem yüzünden mi? Önce senin annen hayatına girmiş, dedene karşı durmuşlar. İnsan bir ama diyor. Babam birden Nisan Hanım’ı sevmediğini mi anlamış?”

“Annem bunun sınıf çatışması olduğunu, babamın zorlandığını söyledi. Basit bir ayrılık gibi görünüyor.”

Mantıklıydı. Ama basit değildi. Geçmişin bir dili olsaydı keşke, anlatsa da dinleseydim. Koskoca aşk üçgeni bu kadar mıydı? Sanırım bu kadardı. Kaşığımı alıp çikolatama daldırdım. “Oğlunun fotoğrafını göstersene, çok merak ediyorum da. Sen de çikolata yer misin?” dedim, bir kaşık ağzıma atarken. Hayatımda yediğim en güzel çikolataydı. Donka bana bakarken gülümsedi.

“Sen aşeriyorsun.”

“Sanırım, çok güzel tadı var.”

“Ben de turşu aşermiştim, hamileyken hep daha farklı geliyor tatlar.” Çantasındaki telefonu çıkarıp ekrana baktı, birkaç dokunuş yaparak bana uzattı. Elimdeki kaşığı bıraktığımda heyecanlıydım, yeğenimle tanışacaktım. Teyzeydim ben! Fotoğrafa baktığımda sanırım son tutulmamı yaşadım. Donka’ya baktım, tekrar ekrana döndüm. “Babama mı benziyor sana mı?” diye gerçekle karışık saçma bir soru sordum. “Tamam, sormadım farz edebilirsin. Çok güzel bir çocuk, tanışmak isterim.” İçim akıyordu çocuğa ama henüz çok mesafe vardı; mutlaka bir gün kucağıma alacaktım ve belki de bana teyze diyecekti. Telefonu uzattım, alıp çantasına bıraktı.

“Evli misin,” diye sordum, olmadığını bile bile.

“Değilim, Levent’in babasını trafik kazasında oğlum iki yaşındayken kaybettim. Üç senedir oğlumla yalnız yaşıyoruz, annem hastayken bir süre yanına taşındım ama şimdi kendi evimdeyim.”

Bu nasıl dramdı, Donka’nın hayatı baştan ayağa dramdı. Onun için üzülmüştüm. Barlas’ı kaybetsem kahrolurdum, ona kızmak, ondan ayrı kalmak, ayrılmak istemek farklı onun hayatta olmaması çok farklıydı. “Üzüldüm,” diyebildim.

“Kader…” dedi. “Çok iyi bir eşti, özveriliydi; çok güzel bir dört senemiz geçti ama ne yapabiliriz ki hayat bu.” Bakışları özlem doluydu, hayata tutunuyordu ve güçlüydü.

“Hayat bu dedin de ben bugün gelinlik aldım, ne tesadüftür ki senin tasarımınmış. Çok güzel, öyle asil ki içince kendimi çok iyi hissettim.”

“Gerçekten mi?” derken gözleri parladı, gülüşü bana benziyordu.

“Senin olduğunu bilmiyordum, çok beğendim. Gerçekten iyi tasarlanmış, bana hitap ediyor.”

“Prenses o gelinliğin adı, tıpkı senin adın gibi. Kadere bak!” derken güldü. “Kardeşime nasip olacağını asla tahmin etmezdim.”

“O da bir şey mi?” dedim sırıtarak. “Ben bir kardeşim olacağını hayal bile etmemiştim. Kardeşin nasıl bir şey olduğunu bile bilmiyorum.”

“Öğrenebilir miyiz sence?”

Öyle hevesli bakıyordu ki içimin ezildiğini hissediyorum.  “En azından deneriz, bizi buraya getiren kaderin peşinden gideceğiz. Ve belki bir gün Barlas’ın deyimiyle baş belası ama tatlı baş belaları kardeşler olabiliriz.”

Yüzünü buruşturdu. “Ona nasıl tahammül edebiliyorsun? Tam bir uyuz.”

Kahkaha attım, kesinlikle birbirlerini seviyorlardı. “O da senin için buna benzer sözler ediyor.”

“Özünde mükemmel biri ama uyuz işte,” dedi ve durgunlaştı. “Çok acı çekti, parçalandı ve ayağa kalktı ama hep sakat gibiydi; seni bulana kadar. Bir daha bir kadına güvenebileceğine asla ihtimal vermiyorduk. Bizi çok şaşırttı. Artık nasıl âşık olduysa…”

“Aslında hataları çok büyük,” dedim. “Ama iyi bir âşık, çabalıyor. Bu arada salı günü nikâha gelmeni istiyorum, gelecekte bir gün bunun pişmanlığıyla yaşamayalım.” Gülümseyerek başını salladı. “Yaşadığım mahallede beni büyüten yakınlarım var, akrabalık bağlarımız yok ama candan öte insanlar. Ratri dışında kimseyle konuşmadım ama hepsinin senden haberdar olduğunu tahmin ediyorum. Seni nikâhta gördüklerinde dillerini yutacaklar.”

“Senden bir şeyler saklayan insanları nasıl affedebiliyorsun?” dedi.

“Sen annene ne yapabildin ki?” dedim.

“Annem bunu ölüm döşeğinde söylememiş olsaydı farklı olurdum, ama haklısın. Tüm bir geceyi ağlayarak ayakta geçirmek ve acı gerçeği kabullenip sabah yine annemi severek buldum kendimi.”

“Sonuç değişmiyor, kaldı ki bunun saklanmasını isteyenler yine anne ve babamız. Beni büyüten, okutan insanlara bu yüzden kırılma şansım yok. Barlas da şansını aşktan yana kullandı ve bir çocuğumuz olacak. Gelecekte ne olacağını bilmemem ama hayattaki şanslarımı sonuna kadar kullanırım.”

“Çok zeki bir kadınsın.”

“Sen de çok güçlü bir kadınsın,” dedim, birbirimize gülümsedik. Kardeş neydi bilmiyorduk, ne olacaktık onu da bilmiyorduk ama arkadaş olabilirdik; bunu ilklerime kadar hissediyordum.

Recommended Articles

18 Comments

  1. Bermuda aşk üçgenine düştük Barlas’çım çıkar bu üçgenin acılarından sevdiğini

  2. O nasıl bir bölümdü. Bermuda üçgeni gibi. Aşk sen nasıl birşeysin. Emeğinize sağlık

    1. Çok teşekkür ederim ☺️

  3. ⭐⭐⭐⭐⭐

  4. Özlemişim Raja ile Barlas’ı Raja çok farklı bir karakter.Yapilan hataların ya da hayatın getirdiklerinin karşısında,hem mantığı ile ama yine de sevgisinden,merhametinden doğan empati kurma özelliği ile çok güzel denge kuruyor.Sadece mantık yok kararlarının arkasında ruhunda olgunluk,dinginlik var.Asla gecirmeyecegi kırmızı çizgilerinin dışında değistiremiyecigi şeylerin karşısında öfke ile gözlerini kapamiyor.Kolay kabulleniyor sanıyorlar ama Raja çok derin hislere ve çok yönlü bakış açısına sahip ruhu güzel bir kadın.Barlas’a kızamıyorum ben ☺️Senin bu oğluşlarin çok fena yazarcanim😂.Barlas korkuyor Raja ne yapacak diye, ben de onunla beraber korkuyorum😂Raja’ya çaresizce baktığında ,yanaklarını mincirip,korkma diyesim geliyor☺️Cok güzel seviyor senin oğluşlarin ondan sanırım☺️İki kardeşin annelerinin çok yakın arkadaş çıkmaları… Takildigim nokta,babalarinin sosyal sınıf farkınin baskisini Nisan da hissedip de Raja’nin annesin de niye eş geçtiği? Bakalım Ratri’den neler öğreneceğiz daha.Donka da çok güzel , iki kardeş çok farklı olduklarını düşünüseler de ikisinde de merhamet ve degistiremiyecekleri şeyleri kabul edip devam etme gücü var.Bu arada firlamalik peşindeki Barlas’ın Raja’nin ayakkabıları ile imtahani çok eğlendirici😂Kalemine sağlık yazarcanim

    1. Ben de özlemişim. Tekrar okurken fark ettim. Raja benim için bile çok farklı bir kadına dönüştü. Aynen de anlattığın gibi bir kadın. Ne kadar güzel okuyorsun. Nasıl da görüyorsun karakteri. 😍🥰

      1. Sağol canım benim🙂Keramet anlatan da🙂

  5. Şartları ne olacak acaba

  6. Uzun uzun yorım yapamam ama senın her yazdın kıtabı hayranlıkla okudum bud oyle emegıne kalemıne saglık canım 🥰🥰

    1. Cansın. Çok teşekkür ederim ☺️

  7. Off özlemişim ki ne özlemişim bu bölüm ilaç gibi geldi.Aklimdaki soru işaretleri de kalktı.Emeğine sağlık yazarım 🥰

  8. Neler olmuş böyle ama bence daha derin şeyler var ,senin kafanda kaç tane tilki var yazarım öyle bi yazıyosunki hiç biri birbirine değmiyo 😏

    1. daha ne tilkiler var hey gidi;)))

  9. Vay be çok olgun ve çok akıllı bir kadın sevdim bunu Her şeyi tartıp biçip düşünen insanları severim.

  10. Çok güzeldi kalemine yüreğine sağlık canımın içi

  11. Tahmin ettiğim çıktı. Adam pişmanlıklarından içti bence.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!