Günler geçerken iki çift göz birbirini hapis edercesine gözetliyordu. Bazen uzaktan bazen aynı kapıdan geçerken. İkisinin arasındaki elektrik gözle görülmeyecek kadar uzak duruyorlardı ama birbirlerinin yanından geçerken durum tamamen fark atıyordu. O pazar sabahından bu yana aralarında tek kelime dahi geçmemişti. Poyraz hâlâ ‘Can yakma’ sözünde kalmıştı. Ona nasıl anlatabilirdi bilmiyordu ama kızın kendine olan ters bakışlarına aldırmaması çok zor geliyordu. Bariz bir şeyler vardı, içinde hissediyordu. Kızı aklında, kalbinde hissediyor, bu sözü ona açıklama yapmasına itiyordu ama nasıl, düşünüyordu. Ahu dönüp, ‘Bana ne,’ derse ne diyecekti, o da ayrı bir konuydu ama demeyeceğini hissediyordu. Kör değildi, aptal da değildi. Aralarındaki akım alışverişliydi.

Taksisine yaslanmış etrafa bakıyor gibiydi ama aslında terziyi gözetliyordu. Düşünüyor ve düşünüyordu. Başını soluna çevirince Halil adındaki iş arkadaşını da kendi gibi terziye bakarken görünce kaşlarını çattı. Adamın yüzündeki acı ifade, kederli iç çekişi izleyip tekrar terziye döndü. “Nereye bakıyor bu andaval?” diye mırıldanıp usulca elleri cebinde doğruldu. Halil’in yanına varıp, onun taksisine yaslandı. Kendisinden beş yaş büyük adama abi diyordu. Onun gibi durup çaprazlarına bakmaya devam ettiler. Halil onu fark etmemişti.

“Nereye bakıyorsun?”

Bir anda toparlanıp Poyraz’a döndü. “Hiç, neden?” derken arkasını dönüp durağa yürüyen adama cevap vermedi. Ardından düşünerek dişlerini birbiri üzerinde gezdirdi, dönüp tekrar terziye bakındı. “Ahu’ya mı bakıyordu?” dişleri arasında mırıldanıp burun kemerini sıktı. Gözlerini açtığında Ahu’yu terziden çıkıp yandaki kuaföre girerken gördü.

“Canına yandığım, dönüp bakmıyor bile.” Sürekli kendi kendine konuşuyordu, kızla konuşması gerekiyordu. Mahalleden çıkışını gözetlemeliydi. Neredeyse hiç çıkmıyordu, eve ve iş yeri arasında mekik dokuyordu. Elindeki numarada bir işe yaramıyordu, hop ben Poyraz konuşsak mı diyecek hâli de yoktu. Sadece can yakma mevzusunu açıklayabilse rahatlayacaktı. Sonra sonsuza kadar bakabilirdi o ahu gözlere. Bazı geceler de ona istediği müzikleri de dinletebilirdi. Hangi kız gecelere akıp can yakmaya giden adama bakardı? “Geri zekâlı Kerim,” dedi sesli.

Ahu anahtarı Cansu’ya verip çıktı kuaförden. Eve geçmesi gerekiyordu, annesi aramıştı. Cuma sohbeti bu hafta onların evindeydi ve Kur’an okumaya hoca bulamamışlardı. Hâli hazırdaki hocalarının annesi rahatsızlanmış falan filan annesi bir şeyler gevelemişti. Kuaförden çıkarken bakışları arabasına yaslanmış ona bakan Poyraz’la çakıştı. Şalının ucunu arkasına atıp eve giden yolda arkasını döndü. “Bakarsın öyle. Benim canım yanmaz oğlum.”

“Kız!” dedi durduğu yerden. Gözlerini yumarak of çekti Poyraz. “Tafranı yiyeceğim, bekle sen.” Arkasından, “Poyraz, yürü koçum,” diyen patronuna döndü. “Uçuyorum,” diyerek aracına bindi. Bu işi neden yaptığını sorgulamayı bırakalı çok olmuştu. Bir iş yapması gerekiyordu ve o da mesleğini kısmen bırakıp taksi şoförü olmuştu. Cebindeki binlikleri banka hesabından sormak gerekiyordu.

Ahu, annesinin ona kurduğu tuzaktan habersiz eve girip abdest alıp kadınların arasından geçip koltuğa oturdu. Elini verilen Yasin’i Şerifi açıp, okumaya başladı. Yasin diye başlayıp el açmayla biten kırk beş dakika boyunca karşısındaki iki kadının birbirlerini dürte dürte maşallah sözlerini duymamıştı. Naciye Sultan kızını görücüye çıkarmış, Ahu da bunu fark etmemişti.

Ahu, Poyraz’ın annesiyle kısa bir an göz göze gelmiş, birbirlerine gülümsemişlerdi. Meltem de yanında başına çektiği örtüyle hanım hanımcık oturuyordu. Âmin dendiğinde yerinden kalktı Ahu. Şimdi pastalar börekler havada uçuşacaktı. Ardından da birikmiş tatlı dedikodular edilecek, kahkahalar ortamı şenlendirecek, komşuluğun hakkı verilecekti. Ellerinde tepsilerle gelirdi mahalleli, sonrada oturup sohbet ederek yiyip içerlerdi. Ahu bir tabağı doldurup evden kaçmayı planlıyordu ve giderken yanında Meltem’i de götürecekti. Kız evden asla çıkmıyordu, biri tutup çıkarmazsa. Belki abisi hakkında birkaç şeyde alabilirdi ağzından. Tamamen insaniydi düşüncesi, art niyetsizdi.

Yengeleri mutfakta harıl harıl tabak hazırlıyordu. Bir tabağı ağzına kadar doldurup salona yürüdü. “Ben çıkıyorum anne,” dediğinde Naciye Sultan oturduğu yerden seslendi. “Ah, annem gel bak kim var burada, tanış öyle gidersin.”

Başını salona uzattı ama tanımadığı birine denk gelemedi ki en sonunda iki kadınla göz göze geldi. “Hoş geldiniz,” dedi gülümseyerek.

“Hoş bulduk kızım,” dedi kadınlardan biri. “Maşallah Naciye Hanım, kızın da kız. Ağzına sağlık evlâdım, ne güzel okudun. Hayran kaldık. Haftaya sohbeti ben alayım, sen de gel olur mu?”

Ahu’nun gözleri büyürken annesini buldu. Anında kısıldı bakışları, annesinin oyununa mı gelmişti? Kadın asla vazgeçmiyordu. “Şey… Ben çalışıyorum.”

Ortadan bir kadın daha fırladı söze. “Haftaya Fatma Hanım’da. Başka zaman abla, Fatma Abla yeni taşındı,” dedi.

“Evet,” dedi Fatma Hanım. “Siz de buyurun gelin, Ahu da isterse gelir okur.”

“Gelmeye çalışırım Fatma Teyze,” derken içten kahkaha atıyordu. Buradan hemen kaçmalıydı, annesi çok kötü bakıyordu. “Meltem, hadi sen de gel. Çay demler otururuz.”

Meltem annesine bakıp ondan baş işareti alınca nefes alırcasına fırladı. “Geleyim ablam.” Evden kaçarak çıktılar. Kapının önünden koşar adım alt sokağa geçtiler. “Kurtulduk,” dedi Ahu. “İnanmıyorum ya, annem bana görücü getirmiş. Ben de bunu yedim ve gidip göründüm.”

“A! Gerçekten mi?” Meltem şaşkınlıkla bakıyordu.

“Sen annemi bilmezsin, hem sen neden gelmiyorsun? Hep evdesin, sıkılmıyor musun?” Terziye birkaç adım kalmıştı. Yanlarında duran taksiye döndüler.

“Abi,” dedi Meltem, gülümseyerek. Ahu elinde tabakla durmuş bir taksiye bir etrafına bakıyordu.

“Abim, nereye?” derken gülümsemiş, göz kırpmıştı. O kırpışı yakaladı Ahu, kalbindeki dizili tuğlalarda biri düştü.

“Kur’an sohbeti vardı. Ahu Abla ile terziye geçiyoruz.”

“Hım.” Kızın elindeki üzeri kâğıt havluyla kapatılmış tabağın kenarından görünen böreğe bakıyordu. “Patatesli mi o?” Ahu’ya bakıyordu, Ahu da ona döndü.

“Evet, sever misin?”

“Nasıl sevmem, o kadar güzel ki.”

Kalbinden bir tuğla daha düşüp un ufak oldu. Yüzünü ateş basarken, kelebekler açılan alandan uçuşmaya başlamıştı. Tabağı aracın içine uzattı, ama tek söz edemedi. Poyraz’ın bir tabağa bir ona dönen bakışlarını görmemek için ne yapacağını şaşırdı. Böreği alan Poyraz ağzına götürdüğünde yutkundu. Daha fazlasına yüreği dayanmayacaktı. “Gidelim mi?” dedi Meltem’e.

“Gidelim abla,” diyen kız abisine el sallayıp Ahu’nun koluna girmişti. Poyraz dudakları sağa sola kıvrılırken içi kaynıyordu. “Öyle güzelisin ki…”

                                                                     ***

Çayı demleyip karşılıklı oturdular. Terzi dükkânı ne küçük ne büyüktü ama büyük bir dikim masası vardı ortada. “Anlat bakalım,” dedi Ahu.

“Ne anlatayım abla?”

“Ne doktoru olmak istiyorsun?”

Meltem’in yüzü aydınlandı. “Kardiyolog.”

“Özel bir nedeni var mı?”

“Babam kalp krizinden vefat etti. Sanırım bilinçaltıma işledi. Başka bir branş düşünemiyorum.”

“Allah rahmet eylesin.” Kızı çözmek istercesine bakıp, çekti. “Kaç yaşındaydın?”

Meltem soruyu çözüp, “On,” dedi. “Abim mezun olmuştu, ben daha ilk okuldaydım. Babam matematik öğretmeniydi, derste birden yığılıp kalmış, hastaneye kadar ulaşamadı.”

Kızın dolan gözleriyle kendi gözleri de doldu. Uzanıp elini tuttu. “Üzülme, hem biliyorsun benim de babam yok. Babalar kızlarının üzülmesini istemez.”

Zorla gülümsedi Meltem. “Haklısın, babam yok ama baba gibi abim var. Babam beni nasıl seviyorsa o da öyle seviyor.”

Göz devirdi ama gülümsüyordu. “Yani abiler çok yaşasın ama benim babam hayatta olsaydı, abilerim bana gözünün üzerinde kaşın var diyemezdi.”

Meltem kıkırdayıp çayından bir yudum aldı. “Senin Kerim abin fena.”

“Sen büyükleri bilsen, dertsiz başa dert gibiler ama seviyorum kerataları.” Araya kaynayan konuyu tekrar çevirdi. “Abin ne mezunu?”

“Ekonomi, abim ekonomisttir.”

Ekonomist bir taksi şoförü! Kıza öylece baka kalmıştı. “Ama taksi…”

“Seviyor.” Başka bir söz etmesine izni olmayan Meltem gülümseyerek sustu. “Sen okudun mu abla?”

“Evet,” derken aklı ekonomist taksi şoföründeydi. “Moda tasarımı mezunuyum.”

“Buna şaşırmadım. Elbiselerini kendin dikiyorsun sanırım?”

“Evet, aşığım iğne ve ipliğe. Kumaşa, makasa, kalıplarıma, hatta şurada duran mankene bile.”

Meltem dikim mankenine bakıp gülümsedi. “Sesinden aşk akıyor.”

“Bir de kitaplarım, sever misin?”

“Sevmek mi… Okumadığım bir an yok. Abimle yarış yaparız, bazen de günlük okuma sayfalarımız var. Bir akıcı roman okuyorsak arada mutlaka kalın klasikler okuruz. Her gün elli veya yüz sayfa, değişiyor.”

Kaşları havaya kalktı. “Yapma ya! En sevdiğin yazar var mı senin veya abinin?”

“Var, ben Tolstoy çok severim, Türk Edebiyatından da Peyami Sefa. Abim Alexandre Dumas hayranı, Türk olarak da Mehmet Rauf. Tabii bunların yanında yeni çıkan yazarları da çok seviyoruz. Kitabı önce abim okur, bana verirse okuyacağım türdedir, vermiyorsa okumamam gerekiyordur. Israr da merak da etmem.”

Alexandre Dumas severdi ama hayran değildi fakat Mehmet Rauf’un tam bir hayranıydı Ahu. Kalbindeki duvardan bir tuğla daha düştü. Adam duvarlarını yıkıyordu. “Zevkliymiş abin, ben de Mehmet Rauf’u çok severim. Bir gün benim kütüphaneme de bakarız.”

“Çok mutlu olurum.”

                                                                     ***

Eve döndüğünde yemeğini yemeden önce annesinin başının etini yemişti. Onu görücüye çıkarttığın kavgasını etmişlerdi. Tabii ki annesi durmadan söylenmiş, Ahu da ona karşı çıkmıştı. Evde ses yükselince Kerim kulaklığını takıp odasından çıkmıyordu. Tüm gün özel ders vermekten beyni şişiyordu öğretmen beyin, bir de evde hayat çekilmez oluyordu.

Odasına geçtiğinde saat on birdi. Annesi yatmıştı ama en sevdiği filme takılmıştı. Odasının ışığını yakıp perdesini düzeltti. Başucunda duran kitabını alıp yatağına uzandı. Sayfaya bakıyor, okuyor ama bir kelime öteye geçemiyordu. Aklında ekonomist taksi şoförü dolanıp duruyordu. ‘Nasıl sevmem, o kadar güzel ki’ sözleri capcanlıydı zihninde. ‘Börek için dedi,’ diyen iç sesine göz devirdi.

Kitabı bırakıp ışığını kapattı. Perdenin ucunu kenara çekip aşağı baktı. Oradaydı, laptopuna gömülmüş bir şeyler okuyordu. Zaten ne zaman görse deve kuşu gibi kafası hep telefonunda oluyordu. Ne yapıyordu bu adam? Perdeyi çekip yatağına uzandı. Bir şarkı açıp başucuna bıraktı. Sezen Aksu’dan hoş geldin çalıyordu usul usul.

Aşağıdan onun her ışığını, her hareketini gözetleyen Poyraz başını kaldırıp sırıttı. “Hoş buldum,” diye mırıldandı.

Seyirlik değil ömürlük olsun. Bir yastıkta nasip olsun… diyordu Sezen.

Yanındaki not defterine birkaç cümle yazıp, önceden bulundurduğu taşa, kâğıdı sardı Poyraz. Ayağa kalkıp üst katlara göz attı. Arkasına, sağına ve soluna bakınıp şimdi dedi ve taşı açık pencereden içeri attı. “Aşkımız mübarek olsun, ahu gözlü güzel,” dedi ve bilgisayarının başına oturdu.

‘Hoş geldin akşam gözlü esmer,’ diyen şarkı sözüne içerlendi. “Gözleri de yeşil ama olsun.” Gözleri kapalı, zihni bulanıktı ama parkenin üzerine düşen her neyse onu yerinden zıplatmıştı. Böcek girdi düşüncesiyle önce korktu hemen kalkıp ışığı açıp pencere önüne bakındı. Yumak hâlindeki beyaz kâğıdı görünce anlamadı, nutku tutuldu ama hemen alıp açtı. Taşı bir eline almış, kâğıda bakıyordu.

“Şarkı güzelmiş. İyi geceler.”

Kızın gözleri kocaman oldu, şaşkınlıkla perdeye bakıyordu. “Bu neydi şimdi?” diye mırıldandı. Ama aniden de gülümsedi, omuzları inerken ve gülümserken perdeye bakıyordu.

Poyraz başını kaldırmış üst kata bakıyordu ki “Oğlum,” diyen annesiyle toparlandı. “Efendim anne?” derken bilgisayarını kapatıp ayağa kalktı.

Ahu yukarından annesinin sesini duymuş, koşar adım ışığı kapatıp yatağına girmişti. Telefonun ışığında notu kaç kez okudu sayamadı ama en sonunda telefon kılıfının arkasına bırakıp gülümseyen bir yüzle uykuya daldı.

Önerilen makaleler

17 Yorum

  1. Çok romantikler çok

  2. Oy oy ömürlük olsun

  3. Aşk kuşları

  4. Nerede böyle aşık adamlar off

    1. Ama ben sizin romantizminizi yerim 💙 kalbimi coşturuyorsunuz bilin istedim benim romantik keklerim

  5. Bravo poyraz bende bu atağı bekliyordum helal sana . Ah Halil sanada nasıl üzüldüm bakacağına uzaktan git konuş bee . Emeğine kalemine sağlık bu dertli gunlerime derman olmasada bir kaç sayfa mutluluk iyi geliyor payelllim çooooooook öptüm iyi ki 😘😘😘💙💙💙

  6. Sonunda atak geldi koş poyraz 🙈 üst üste gelen bölümler mi bayılıyorum sana payelll hadi bakalım nasıl gelişecek bu güzel aşk kapısı açıldı

  7. Telefona indirilen bir site mi bu? Ve nasıl indiriliyor ? Yeni bölümlerden nasıl haberdar olacağım? Help miiiiii🤗🤗🤗🤗

  8. Ya cok romantık ve super bolumdu emegıne saglık canım benim 🥰🥰

  9. O kadar merak ediyorum ki, aşkları nasıl olur. Çok güzeller

  10. Ayyyyy… gelsin gelsin, haftada 10 bölüm gelsin… çoookkk şekerler ❤️❤️❤️

  11. Ya nasıl güzel sıcak bir hikaye. Bayıldım Poyraz ve Ahu ya . Kaldımı böyle masum aşklar dedirtiyor insana

  12. Taşa sarılan notlar😍Dinletilen şarkılar😍Ne kadar saf temiz ve güzeller.Savrulan şala gönül kaptıran Poyraz ,tatlı atarlı Ahu.Benim ağız yine kulakta fiyonk😂O kadar içten yazıyorsun ki okurken mutlu olmamak imkansız.Bir de arada bize diğer kattiklarin…Tolstoy ve Peyami Sefa’nin kitaplarini okudum ama doğrusunu istersen Mehmet Rauf’u hiç okumadım.Eylul romanını bilirim ama hiç bakmadim.İlk fırsatta alıp okuyacağım.Bu da bize diğer kattiklarin iste.Kalemine sağlık.

  13. Ne kadar güzeller 🧡 emeğine yüreğine sağlık

  14. Poyraz ya 🙂 hakkaten mübarek olsun 🙂

  15. Yaaa Poyraz 😊 Sonunda ilk adımı attı.

Seçil Yiğit için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!