6.Ah Anne Ah

“Aptal! Sanki senin evine kaldım. Odana girip bakacak da değildim. Kitaplarını da kurcalamayacaktım.” Kızmıştı ve çenesi açılmıştı. Sokakta söylenerek ilerliyordu. Durup ellerini havaya açtı. “Deve! Yeşil gözlü pis dev. Gelmeyeceksin!” Poyraz’ın taklidini yaparken sesini kalınlaştırmıştı. “Geleceğim! Sen kimsin ki senin dediğini yapacağım.”

Yanından geçen taksiyle kendine geldi. “Plakaya bak, ego akıyor. Kırk sekiz, PT.” Adımlarını yavaşça terzinin önüne kadar attı. Kalbinde bir kırılmış nota ağır ağır tıngırdıyordu. Çaprazına bakınca onun da aracının içinden kendine baktığını gördü. Alt dudağı sarktı. Akşam ahu gözlü güzel kadın, sabah gelmeyeceksin. Kızın kafası karışıyordu.

“Ahu,” diyen sese kaldırdı başını. Duraktan Halil ona sesleniyordu.

“Efendim?” Halil’in kendine gelişiyle o da yürüdü. Ortada buluştular ama onları dikizleyen gözle çakıştı. Aracından çıkmış, açık tuttuğu kapıdan ikisine bakıyordu Poyraz. Şalının ucunu savurup Halil’e döndü.

“Efendim abi?”

“Ahu senden bir şey isteyeceğim. Yaparsan mutlu olurum.”

Nasıl severdi Halil Abisini, onu hiç kırar mıydı? Hem de yıllardır aşk acısı çeken bu adama sonsuz saygısı vardı. Gülümsedi. “Elimden geliyorsa yaparım.”

Halil kuaför salonuna bir kez bakıp Ahu’ya döndü. “Küçük bir mektup yazdım, fark ettirmeden Cansu’ya verebilir misin?”

“Ay… Sonunda açılmaya karar mı verdin?” diyerek yerinde zıpladı.

Halil de gülümsedi, ensesini kaşıdı. Çok tatlı görünüyordu. “Yapabilirsem, bana yardım et Ahu.”

“Yaparım! Hem de nasıl yaparım.”

“İsim yazmadım, bir süre böyle yazacağım.”

“Kaleyi içten fethedeyim diyorsun, tuttum.”

“O kadar acı çekti ki, erkeklere güvensiz olduğunu biliyorum. Şak diye karşısına çıkmak tüm şansımı bitirecek diye korkuyorum.”

“Haklısın.” Arka cebinden küçük, kırmızı kapalı bir zarf çıkardı. Cansu yazıyordu üzerinde, elindeki minik zarfı uzattı. Ahu aceleyle alıp çantasına attı. “Ben halledince sana söylerim. Akşam kahve diye uğrar, atarım çantasına.”

“Bacımsın, dua et de bitsin şu hasretim. Evlenirsem bir gün şahidim sen olacaksın.”

“Çok mutlu olurum. Bana zarftan bahsederse ki eminim eder, kalbine oynayacağım. O iş bende, abi.” Elini kalbinin üzerine koyup gülümsemişti o anda Poyraz’a bakma gereği görmüştü. Kapısını sertçe çarpan adamın arkasını dönüp gidişiyle burnunu kıvırdı. “Ben gideyim, kolay gelsin.” Halil’i ardında bırakıp terziyi açtı. Dükkânlar yeni yeni açılıyordu. Sadece yanındaki bakkal ve ilerideki fırın en erken açılandı. Bilgisayarını açıp aradığı müziği buldu. Hoparlörü, camı açıp dışarı bıraktı. Sesi sona verip tek tuşa bastı. Rock dinleyen kızın geldiği son noktaya iş arkadaşları ne diyecekti acaba? Sokak bir anda Zara’nın sesiyle doldu.

Vefa aramıştım sende bulmadım

Anladım ki senin yüreğin bir taş

Senden ne yâr olur ne de arkadaş

Anladım ki senin yüreğin bir taş

Eline cam sil ve cam bezi alıp dışarı çıktı. “Sözler pek kapsamıyor ama nakarat güzel. Senden ne yar olur ne arkadaş.” İki dudağı arasında mırıldanıyordu.

“Kız,” dedi Cansu, gülümseyerek kollarını göğsünden bağlamış, omuzunu duvara vermişti. “Sen böyle şarkılar dinler miydin?”

“Bu bir şey mi abla, yakında Demet Akalın’ın tüm giderli şarkılarını dinleteceğim bu sokağa.” Hırsla bezi cama sürtüyordu. Cansu ona kaşları çatık bakıyordu. “Neden?” diye sorunca durdu Ahu. Başını çevirip çaprazına bakındı. Poyraz eli kapısında durmuş onlara bakıyordu. Ahu önüne dönünce Poyraz da aracına binip çalıştırdı. “Bir çay mı içsek abla?”

Cansu bir Ahu’nun arkasına bir de yanlarından geçen taksiye bakıp başını salladı. “İçelim. Kap gel, yeni demledim.”

“Dur abla, şunları bırakıp geliyorum.” İçeri geçip elindeki savurup attı. Çantasından mektubu alıp pantolonunun cebine attı. Uçarcasına çıkıp tabureye oturmuş, Cansu’nun yanından geçip kuaföre girdi, arka tarafta bulduğu çantanın içine bırakırken besmele çekti. Çayları alıp geri döndü. Karşılıklı oturduklarında en başından bu sabaha kadar anlattı.

“Taş mı? Vay be…” diyen Cansu’nun gözleri gülümsedi. “Orijinal mi ne… Ahu gözlü güzel kadına bayıldım. Ama neden öyle dedi anlamadım, belki bir şey olmuştur evde.”

“Ne olabilir ki? Hakkımda bir şey duydu desem, ne alaka. Acaba annem söz attığımı mı söyledi, hem öyle bile olsa saçma yani. Söz atmış bir kızı istemiyor mu ki?”

“Sanmıyorum. O çok saçma olurdu.” Cansu yerinde rahatsızca kıpırdandı. “Söz demişken Ahu, dün sen erken kapattın, o buradan geçti.”

“Kim?”

“O, Caner. Terziye baka baka uzaklaştı.”

“Allah Allah… Yol üzerine denk falan gelmiştir. Aylar oldu, unutmuştur artık.”

“Caner mi? Kafayı fena takmıştı sana, unutma. İlk zamanlar arka sokaktan buraya abilerinle geldiğini de hatırla.”

Gözü uzaklara dalarken titredi. Caner kendisine oldukça saplanmıştı ama olmamıştı. Ahu’nun beklentileriyle Caner’inkiler taban tabana zıttı. İlk bir ay her gün evin önünden geçiyordu Caner, ben alacağım o kızı, göreceksiniz, gibi sözler ediyordu. Hem de İlhan’dan yediği dayağı umursamadan. Sonra azaldı gidip gelmeleri, herkes unuttu sanmıştı.

“Benden uzak olsun, mutlu olacak birini bulsun.”

“Âmin canım, ama gözümüz açık olsun. Neler neler duyuyoruz, ortalıkta manyaktan çok ne var?”

“Kerim Abime çıtlatayım, haklısın. Neyse… Ben şimdi yarın gideyim mi sohbete, ne diyorsun?”

“Git, görmen veya görmemen gereken ne varsa anlarsın. Bu gece de pencereni kapalı tut. Dolansın dursun, bakalım ne çıkacak altından.”

“Gidiyorum,” diyerek gülümsedi.

Tüm gün kâh makine başında, kâh kumaşların kesimiyle çalışıp durdu. Kumaşın o kesilirken çıkarttığı ses ona terapi gibi geliyordu. Bir süre sonra Poyraz ve Caner aklından çıkmıştı. Şimdi aklı Cansu’nun mektubu bulup bulmadığı yönündeydi. Akşam dokuz gibi kapattı terziyi, çaprazına bakındı usulca. Orada değildi, sabahtan bu yana görmemişti.

Etrafına bakınma gereği duyunca tam tur döndü ama Caner’den iz yoktu. Paranoya yapmamasını kendine anlatıp kuaföre girdi. “Abla yarın görüşürüz.”

Cansu elinde kırmızı bir zarfla boş kuaför salonunda, bir döner koltuğa çökmüş oturuyordu. Alt dudağını ısırıp içeri girdi. “Abla?” derken yaklaştı.

Cansu başını kaldırıp Ahu’ya bakarken karmakarışıktı. Cümleler aklında dolanıp duruyordu. Öyle güzel sözler vardı ki mürekkebin izlerinde, ağlamak istiyordu.

Sen gelin oldun gittin ya ben o gün öldüm. Nefes alışlarım yaşadığımın yalanıdır. Keşke mutlu olup dönmeseydin ama döndün. Ben o gün nefesin tadını aldım, yıllar sonra nefesin bir tadının olduğunu bildim. Cansu… Adımı yazamadım, yıllar önce elimden kayıp gidişin gibi olmasın diye yazıyorum bu isimsiz mektubu. Bil ki buradayım ve sen oldukça da hep buralarda olacağım.

“Abla iyi misin?”

Kâğıdı katlayıp zarfına bıraktı. Kim bırakmıştı bunu çantasına? Salona her gün yüz kişi girip çıkıyordu, nasıl bilecekti? “Çantamda isimsiz bir mektup buldum. Her kimse çok güzel yazmış. Hayranım olduğunu bilmiyordum.”

Şaşırmış gibi yaparak, “Ooo,” dedi. Arkasındaki koltuğa otururken. “Sen güzel bir kadınsın, elbette vardır. Ne yazmış ki?”

Elindeki küçük kırmızı zarfa bakıp gülümsedi. “Sanırım bu mahalleden, evlenip gittiğimi ve geri döndüğümü biliyor. Kim acaba?” Ahu’nun gözlerine gerçek bir merakla bakıyordu.

“Etkilenmişsin. Ben de çok merak ettim şimdi. Bu mahallede birçok genç var, yıllar ve yıllardır burada oturan ve bekâr. Kapının önünden geçenlere dikkat etmek lazım. Mutlaka seni görmek için uğruyordur.”

“Üç sene oldu boşanalı. Benimle tekrar evlenmek isteyen bile yok Ahu, kim bu cesur yürek?”

“Seninle neden evlenmek istemesinler ablam? Sen istemiyorsun. Sırf boşandı diye kadının hayatı bitti mi oluyor? Hz. Hatice, Efendimizin ile evlenmeden önce iki evlilik yaptı.”

“Çağ o çağ değil, ama elbette kaderi yeniden gülen kadınlar da var. Anneler oğullarına bekâr kız istiyor, bu yaşımdan ve bu kadar yaşanmışlıktan sonra kayınvalideyle uğraşmak… Allah korusun.” Ayağa kalkıp çantasına bıraktı zarfı. “Hadi çıkalım, seni eve bırakayım.”

“Canımsın, beni düşünüyor ya.” Kalkıp Cansu’ya sarıldı. “Kız seni kim bırakacak eve? Ben giderim, sen yolunu değiştirme.”

“Tamam, ama eve girince bana yaz. Abine de demeyi unutma.”

“Tamam, anne.” Gülümseyerek çıkıp evin yolunu tuttu. Hava kararmış da olsa insanlar etraftaydı, yaz günü kapısının önünde oturup çekirdek çitleyen komşularına selam verip geçiyordu. Eve girince rutin işlerini halletti. Yarın için üç tepsi çikolatalı kek yapıp, dolaba bırakmıştı.

Yatağına girince Halil’e mesaj yazıp ayrıntıları karşılıklı yazıştılar. En son Halil’in mutluluk kelimeleri döküldü ekranına. Camı kapatıp vantilatörü açtı. “Ben yandım sen yakma Allah’ım diyerek uykuya daldı. Ve abisine Caner’den bahsetmeyi unutmuştu.

Aşağından pencereye bakan, baktıkça bilenen ve bilendikçe dolup taşan Poyraz dişlerini sıkıp duruyordu. Sabah olanlar bir yanaydı artık, o Halil denen malla ne konuştular ne gülüştüler düşündükçe deliresi geliyordu. Ahu’nun aldığı küçük zarfı görmüştü, ne düşüneceğini bilemiyordu. Bu kız ne işti ne yapmaya çalışıyordu? Halil’e tüm gün ters bakmış, tek laf dahi etmemişti. İçinde bir volkan kaynayıp duruyordu, bir yolunu bulup karşısına çıkmalı, adam gibi konuşmalıydı. Pencere de kapalıydı. Sıkıntıyla yüzünü ovuşturdu. Yerinden kalkıp son kez pencereye baktı. Telefon numarasını ondan alacaktı. Askıntı bir erkek rolüne girmeye hiç meraklı değildi. Yatağına geçtiğinde tavana bakıyor, kızın odasında rahat rahat uyuyor oluşuna bile deli gibi öfkeleniyordu.

“En azıdan yarın sohbete gelmeyecek,” düşüncesiyle uykuya geç bir saatte daldı. Rahatsız uykusu sabah yedide evdeki seslerle bölündü. Sanki hiç uyumamış gibi yorgundu. Bir an önce evden çıkmak istiyordu. Çıktı ve yanında Kerim’i de sürükledi. Kahvaltıyı dışarda yapmak için ayrıldılar Mor Salkım Sokak’tan.

“Kargalar bok yemeden beni neden evden çıkarttın?” dedi esnerken. “Daha derse saatler var Poyraz.”

“Ben uyuyamadım, sen de uyuma istedim.” Gözü yoldaydı ve suratı asıktı. Kerim ona bakma ihtiyacıyla başını çevirdi. “Neden?”

‘Kız kardeşin aklımı başımdan aldı. Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum ve deliriyorum. O Halil denen itle ne güzel gülüşüyordu.’ İç sesinin artan öfkesiyle direksiyonu sıktı. “Bilmem, çok sıcaktı. Döndüm durdum.”

“Evet, hava sıcaktı,” derken koltuğuna yayıldı. “Alıştın mı durağa?”

“Alıştım, hepsi de güzel insanlar. Ama patron durağı satmaktan bahsediyor, ikinci bir iş baksam fena olmaz. Boşta kalmak istemiyorum.”

“Mal mısın, sen? Paşalar gibi mesleğin var, sen başka iş bakmaktan bahsediyorsun.”

“Alıştım kafama göre çalışmaya, şimdi hiç masa başında uğraşamam.”

“Hobine tüküreyim Poyraz.”

“Sabahları hiç çekilmiyorsun, Kerim.”

“Sen de şeker gibisin ya. Sür börekçiye, açım.”

“Tamam. Şu Halil nasıl biri?”

“Halil Abi adam gibi adamdır. On senedir mahallede, senin gibi geldi, bir daha da gidemedi. Herkes çok sever onu, neden sordun?”

‘Bacında gözü var,’ diyemiyordu. Kendi gözünü de düşünecek konumda değildi. Poyraz göz koymuyordu, gönül koyuyordu. “Hiç, biraz sessiz. Tam çözemedim.”

“Aldırma, iyidir iyi.” Kerim nedendir bilinmez Cansu’ya yıllardır sevdalı olduğunu söylemek istemedi. Aslında konuşmaya üşendiği bir andı. Bir de adamın özeliydi, bahsi kapattı.

‘Ben bir aldıracağım yüzünde kemik kalmayacak.’ Başını aşağı yukarı salladı. “Kahvaltıdan sonra bir reklam ajansına gidelim. Bilirsin sen.”

“Bilirim de neden?”

“Arabanın arkasına yazı yazdıracağım.”

Kerim ona bakarken yüzünü buruşturdu. “Iy Poyraz, kıro musun?”

“Lan oğlum bir sus! Sabah sabah ciğerimi yedin.” Arabayı durdurup, “İn, zıkkımlan. Açken çekilmiyorsun.”

“Has siktir.”

                                                               ***

Eve adımı atarken başına geleceklerden habersizdi. Tepsileri yengeleri indirmiş olmalıydı. Direk eve girip kadınların arasına karıştı. Koltukta kendine bir yer bulup Yasin’i eline aldı. Bu hafta hoca hanım gelmişti ama ikinci Yasin ona okutulmuştu. Naciye Sultan omuzları yukarıda kızını izliyordu. Ben yetiştirdim edasıyla oturuyordu.

Yanındaki kadınlara arada göz atıyordu. Kızına yine bir görücü getirmiş, hayranlıkla izletiyordu Ahu’yu. “Nasıl güzel okuyor, değil mi hemşirem?” diye fısıldadı kadına.

Kadın iç çekip başını salladı. “Maşallah Naciye Hanım, kızınız de kızmış. Oğlum çok beğenecek. Tam ailemize göre.”

Naciye Sultan önce kaş çattı. ‘Sen kim benim kızımı beğenmek, benim kızım senin oğlunu beğenecek mi bakalım?’ diyen iç sesiyle sahte bir gülüşle karşılık verdi.

“Haftaya gelelim çayınızı içelim. Ahu’nun ellerinden.” Kadın çenesini kaldırmış kibirle gülümsemişti.

‘Ya gel de Ahu evi tepene bir geçirsin.’ Bu kadın fazla mı hızlıydı? Neydi bu tavırlar öyle, kendini ne sanmıştı şimdi? “Biz size haber ederiz efendim.”

“Ne gerek var, geliriz biz. Cumartesi uygun mu?”

Köşeye sıkışan Naciye sesini çıkartamıyordu. Hem oldukları yer hem de kadının amacının ne olduğunu düşünüyordu. En fazla Ahu yeri göğü inletirdi. “Bekleriz efendim. Damat adayımız da tefriş ederse seviniriz.”

“Merak etme hemşire, gençler birbirlerini görsünler diye elbette gelecektir.”

Kur’an okunması bitince mutfağa girdi Ahu, Meltem, yengeleri ve mahallenin kızları mutfakta tabak hazırlıyorlardı. Hazır olanlardan alıp salona döndü. Arkasından Meltem de bir tepsi çay getiriyordu. Annesinden başladı. “Anne,” dedi dikkatini çekmek istercesine. “Ah ver anneciğim, Sevim Hanım’la tanış kızım.” Yanındaki kadına dönünce beyninde lambalar yanıp söndü. Kısa devre yaparcasına ışıklar bir açılıyor bir kapanıyordu. “Hoş geldiniz,” derken kadının tabağını önüne bırakıp yüzüne bile bakmadı. Meltem de ardından çayları bıraktı.

Salon kapısında yan yana gelen Meltem ve Ahu birbirlerine bakındılar. “Annem bana yine görücü getirmiş, Meltem ağlamak istiyorum.”

“Abla, affedersin benim haberim vardı ama bu kadar üzüleceğini düşünmemiştim.”

Yüzü düşen kız, karşısındaki kıza bakıyordu. “Nasıl haberin vardı?”

“Annem dün demişti. Abim de vardı, hatta kızdı ve sohbetin amacını aştığından falan bahsetti.”

Neden gelmemesi gerektiğini acı şekilde anlamıştı. Gelmeyeceksin sözünün buna tekabül ettiğini nereden bilebilirdi ki. “Ben buraya gelmedim, Meltem. Tamam mı? Çıkıyorum.” Meltem ona güle güle bile diyemeden Ahu bir tabak kapıp kaçtı evden. Adımlarını hızlı hızlı atarken alt sokağa girdi. Poyraz’a görünmeden terziye girmeliydi. İçsel bir dürtüyle onun bunu anlamamasını umuyordu ama hey hat ne çare. Aracına yaslanmış olan Poyraz kolları göğsünde ona bakıyordu. Hızlı adımları yavaşladı ve yaramaz bir çocuk edasıyla önüne baka baka terziyi açıp girdi.

“Demek söz dinlemiyorsunuz Ahu Hanım. Gittin ve görücüye çıktın.” İçi kıskançlıkla kavrulan genç adam yüzünü iki eliyle ovuşturdu. “Allah’ım, delireceğim.”

“Poyraz, zıpla oğlum.” İçeriden sırasının geldiği sesiyle aracının kapısını açtı. “Gidiyorum.”

Başını iki eline yaslamış olan Ahu, kapısının önünden geçen taksiyi görünce, “Ah anne ah,” diyerek inledi. “Yuvamı yapmıyor, yıkıyorsun kadın.”

Önerilen makaleler

29 Yorum

  1. Hahaha yazık ya😁😁😁😁

  2. Ahuuu yakalandın poyraza ah her gün bölümlü çok güzel bi haftaydı şimdi bi hafta bekleyeceğim 🙈 harika bölüm için teşekkürler

  3. Ah payelll ah)) emeğine sağlık canım

  4. Bu halil ne güzel sevmiş😔sen mutlu olsaydın da gelmeseydin demek her yidin harcı değil ❤bi güzel seven adamımız daha oldu 🥰 poyraz ve kerim şimdilik odun olarak devam ediyo kızlarımız yontamadı daha 🤭

    1. Kerim asla yontulmaz 😂 poyraz bilemem tabii ama Halil candır 💜

      1. Bka bu konuda hakliksin Halil güzel seven bir adam kerim 3K ama poyraz farklı be bacım ad ama iç sesiyle bile kıskançlık krizine girip kavga ediyor 🤷‍♀️

    2. Ya bu nasıl bir güzellik her karakterde biraz ben ama favarim anne saman altından su yürütüyor maşallah eeeee evlilik çağına gelmis evlatlar olunca malım
      Duyguların saflığı berrakligi içine işliyor insanın
      Yine yapmışsın kalemİn konuşmuş kuzum
      Emegine yüreğine sağlık

  5. Teşekkürler güzel yazarım bu haftaki bölümler için devamıda bu sıklıla bekleriz 😏taaaaammı

  6. Naciye Sultan’ın acilen gözlerinin açılması ve aklına Poyrazcığım’ın damat afayı fikrinin sokulması lazım

  7. Halil reis bu ne güzel sevmektir Cansucuğum sana, kalbine ve sevdana inanacak merak etme ve yolundan dönme

  8. Hahahaha 😂 kadın hem çağrıyon hem söyleniyon dersiniz be bu gençlerle bırakın

  9. Kalemine diline eline saglik

  10. Hahahah 🤣🤣 yansın buralar

  11. Ahucum yazık sana 😔ah bu anneler ve işgüzarlıkları

  12. Ahuya bak nasıl da çok catan oldu.bakalim annesi d3n başım kurtulacak

  13. Zaten bizim Huyunuzdur sormadan yanlış anlamak

  14. Ayarli hatun Çok s3vdim cok

  15. O nasıl mektuptur Halil,nasıl sevmektir.Senin oğluşlarin her şeyden õnce insan olmayı çok güzel gösteriyorlar yazarcanim çok güzel de seviyorlar ama insan olmanın en güzel orneklerini sergiliyorlar ya ondan kalp çalıyorlar🙂Hz Peyganberimiz’in kadina verdiği değere,insanların kendi kendilerine kafalarında yarattıkları yanlışlara kapılıp, aslimizi unutmalarina deginmene de kalbimi bıraktım❤️.Öyle eşsiz güzel bir örneğe sahip olup da hiç düşünmemek ne kadar acı.
    Poyraz ile Ahu’ya entrika gerekmez Naciye Sultan yeter😂Arabanın arkasına ne yazılacak merak içindeyim.Kalemine, güzel gönlüne sağlık😘

  16. çok güzel bir hikaye ama ben sabırsizim biraz, bütün hikayeyi hemen okumak istiyorum

    iraz

  17. İlk yorumumu 6.bölümde yaptığım için Çok özür dilerim,ama o kadar çokkk severek okuyorum ki yine yorum yapmayı unutuyorum 😉

  18. Ulan Poyraz sende bir şeyler var ama hadi hayırlısı 😉

  19. Ya bu arada bu iki anneninde aklına neden burnunun dibindekiler gelmiyor 🤔

  20. Çok güzel gidiyor çok teşekkürler

  21. Bağımlılık yaptı ♥

  22. Ahu bu anneyle yine iyi bekar kalmış 😂

  23. Annesinin ısrarına sinir oldum he! Kız istemiyorsa istemiyordur. Mutsuz bir evlilik yapıp boşanması daha mı iyi? 😑

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!