2. Bölüm

Önünde yürüyen hostesin dikkat çekici yürüyüşü Bevar’ın umurunda değildi. Çevresindeki kadınların ilgisine o denli alışkındı ki… Bu durum onun için artık fazlasıyla sıradandı. Sarışın kadının durup eliyle koltuğu gösterdiğini gördüğünde duraksadı. Öncelikle üzerindeki deri ceketi çıkardı bedeninden. Kolları ve teni havayla buluşarak özgürlüğüne kavuştuğunda yanındaki kadının iç çekişini işitti. Kot pantolonunun sardığı uzun ve kaslı bacaklarını uzatıp koltuğuna yerleşti. Normalden uzun olan boyu nedeniyle yolculuklar her zaman sıkıntı oluyordu. Üstelik iri bedeni aç gözlü hava yollarının standartlarındaki koltuklara sığmakta güçlük çekiyordu. Bu yüzden hiç hoşlanmasa da ‘vip’ bölümünden bilet aldırmıştı adamlarına. Konağa uğramadan, Barzan Ağanın işlerini toparlayıp havaalanına gelmişti. Üstelik yanına bir parça kıyafet dahi almadan… Kaçar gibi, üzerindeki kıyafetlerle burada bulmuştu kendisini. Bunun en büyük nedeni Oydu. Gidişini görmesini istememişti. Güzel gözlerindeki hayal kırıklığıyla yüzüne bakmasını, küçük elleriyle göğsüne dokunup gitmesine engel olmasını istememişti. Lakin yapmak zorundaydı. Gitmek zorundaydı. Ondan uzak kalmasının tek yolu buydu. Zira üç ay sürecek bu yaz tatili boyunca her gün ve her gece onun dokunacak kadar yakınında olmasına katlanamayacakti. Ona bakmak bile, ruhunda öyle büyük devinimlere neden oluyordu ki, Bevar hislerinin yoğunluğundan korkar olmuştu. Kimse bilmese de, farketmesede bu kocaman bir gerçekti.

Bevar, düşünceler içerisindeyken uçak çoktan havalanmıştı. Hostesler ikramlar için dolaşmaya başladığında sarışın olan kadın, diğerini durdurdu. 
“Ona ben servis yapacağım tatlım.” Kırmızı dudaklarını büzerken, mini eteğini mümkünmüş gibi kisatmak için biraz daha yukarı çekmeye çalışıyordu.

Yakasında ‘Pınar’ yazılı olan esmer kadın, arkadaşının heyecanlı hareketlerine anlam veremiyordu. Evet, pek çok yolcuya ilgi gösterse de, bunların geneli yaşı oldukça büyük olan adamlar oluyordu. Lakin bu kez, gördüğü suretin onlarla en ufak bir benzerliği yoktu. Gençti. Diğerleri gibi bedenini bir takım elbiseyle gölgelememişti. Giydiği bedenini saran tişört ve kot pantolonla oldukça genç ve modern görünüyordu. Üstelik sarışındı. Ensesine kadar uzayan saçlarını geriye doğru gelişigüzel biçimlendirmişti. Bir turist olması yüksek ihtimaldi. Zira bu topraklara pek çok kez gelmiş olmasına rağmen bu denli açık tenli, üstelik sarışın bir adam pek görmemişti. Sevgili arkadaşı Arzu’nun adına yaraşır bir biçimde, ince ve küçük bedenini kivirarak önünden geçmesini izledi. Onu göz hapsine almışken, yanındaki yolcunun isteği üzerine viskiyi kristal bardağa doldurmaya başladı.

“Ne arzu edersiniz beyefendi?”

Bevar, duyduğu ince sesle başını çevirdi. İlgisiz bakışlarını, dakikalar önce kendisini karşılayan kadının yüzünde gezdirdi. İri kahverengi gözlerin üzerindeydi. Umursamadı. Önündeki metalik sehpadaki yiyecek ve içeceklere baktı. Saat şu an pek çoğu için oldukça erkendi. Üstelik havaalanından iner inmez Genco’nun yanına uğrayacaktı. O yüzden geçen yaz denediği ve tadına hoşuna giden hafif birşey söylemeye karar verdi. “Beyaz Şarap…” Sehpada göremediği için başını kaldırıp kadına baktı. “2010 Cesur Mahzen…”

“Ah… Yerli şarabımız yok efendim…” dedi kadın şaşkınlıkla dudakları aralandı. Adamın her hali büyüleyiciydi. Kalın dudaklarına vuran sıcak nefesi, beyaz dişlerinin arasından kelimelerin geçişi… Her bir parçası mükemmeldi. Isınan bedeni ve tutkuyla yanan teni bunun canlı kanıtıydı.

Yanıt vereceği anda telefonundaki titreşimle cebindeki telefonu çıkardı. Merakla ekrana baktığında gördüğü isimle kaşları çatıldı. Öğrenmiş olmalıydı. Aramasının tek nedeni bu olmalıydı. Gidişinin hesabını sormak istiyordu kendisine. Ona göre anlamsız gelecek bu tavrının nedenini öğrenmek istiyordu. Lalezar Uluhan, onun geri giden adımlarını görmemekte inat ediyordu. Telefonunu tamamen kapatıp, cebine yerleştirmeden bir süre ekrana baktı öylece. Sanki bir kez daha aramasını ister gibiydi derin mavi gözlerindeki bakışlarının anlamı. Anlamsız olsa bile bekledi. Kısa bir süre sonra kendine gelmek için zihnini zorladı. Telefonunu cebine yerleştirip, başını çevirdiğinde kadın aynı yerdeydi. “Black mirrors…” dedi dişlerini sıkarken. “İki buzlu…” Şu anki ruh haline en iyi gelecek olan içki oydu.

Hazırlanan kristal bardak, manikürlü parmaklarla sarmalanıp avucuna bırakıldığında tek yudumda bitirdi. Nefesi kesilirken, kalbinin ritmi ikiye katlandı. Başını koltuğuna yaslarken, bardağını geri uzattı. “Bir tane daha…”

Kadın, ona hizmet etmekten memnun bir ifadeyle gülümsedi. Kristal kesim bardağı alıp, tekrar doldurdu. Attığı buzların sesi ufacık bir yankıyla kulaklarda yakı buldu. Lakin yolcuların hepsi kendi halindeydi.

Bevar, parmaklarını kavrayan ince eli hissettiğinde gözlerini araladı. Avucuna bırakılan kadehe kısa bir an bakıp gözlerini kadının kendisini arzuyla izleyen bakışlarına çevirdi. Gözlerinin içine bakarak tek bir yudumda içti. Bevar’ın içtiği içki kadının nefesini kesti o an. Kalbi yerinen çıkacak kadar güçlü bir şekilde çarparken titrek parmaklarını boynuna dokundurdu. Gözlerini nazlı bir şekilde kırpıştırıp etrafa baktı. Kimsenin odağında olmadığını gördüğünde uzanıp bardağı alma bahanesiyle karşısındaki adamın kulağına fısıldadı. İlk kez karşılık alamayacağını öğrenecekti.

*****

Hava alanından çıktığında adamlarının getirdiği arabasına binip, bir alışveriş merkezine uğradı. Birkaç parça kıyafet alıp, yaliya geçti. Kısa bir duşun ardından, yeni aldığı kıyafetler içerisinden uygun olan bir pantolon ve tişört geçirdi üzerine. Sarı, ensesine gelen saçları özensizce şekillendirip, şirkete doğru yola çıktı. Genco’nun geleceğinden haberi olduğunu bildiği için aramadan odasına geçti. Lakin pek uygun bir zaman değildi. Zira Ağası, kucağında oturan isminin Hande olduğunu öğrendiği kadınla öpüşüyordu. Sessizce odadan çıkmakla, varlığını belli etmek arasında kaldığı ikilemde kararını hızlıca vermek zorundaydı. Yalancı bir öksürükle orada olduğunu hissettirdiğinde, önce kız oldukça rahat olduğu yerden ayrıldı. Ardından Ağası sıyrılan yakasını düzeltirken, keyifli bir gülümsemeyle kollarını araladı.

“Bevar… Kardeşim hoşgeldin…”

İmalı bir sözle yanıt verebilirdi. Ya da bir bakışla. Ama Bevar böyle bir adam değildi. Bu denli pervasız, bu denli tepkilerini açıkça belli eden biri olmamıştı. Olamamıştı. 
“Hosbuldum Ağam…”

İki eski arkadaş, ahir zaman, andan beri ayrı kalamayan iki koca yürekli sarıldı. Sanki daha birkaç ay önce görüşmemiş gibi hasretle baktılar birbirlerine. Zira ikisi de bir diğerinin gölgesi gibiydi. Birbirlerinin yanında o denli rahatlardı.

” Bizimkiler nasıl?”

Sade türk kahvesinden bir yudum alıp, ardına yaşlandı. “İyiler. Seni özlüyorlar…”

“Biliyorum.” Dedi Genco sıkıntıyla ellerini saçlarından geçirirken.

“Dönüşünü daha ne kadar erteleyeceksin?”

Genco, beklediği bu soru karşısında yorulmuş bir halde ardına yaslandı. Bakışları her bir zerresini ezbere bildiğim surette gezinirken, buruk bir ifadeyle gülümsedi. “Elimden gelse hiçbir zaman… Ama bunun olmayacağını biliyorum.” Dedi. Başını çevirip camdan görünen denizde gezinirken, küçük bir çocuk gibi omuzlarini silkti. “Ne kadar geç olursa o kadar iyi Bevar… O kadar iyi…”

O gece burada noktalanmıştı. Yalidaki odasına çekilirken, üst kata çıkan Handeyi görmezden geldi. Onun buraya gelmiş olması, Genco’nun odasına kadar çıkabiliyor olması oldukça büyük bir olaydı. Basit bir ilişkiyi bu denli büyütüyor olmasına kızsa da, bu durumu Barzan Ağanın öğrenmemesi için elinden geleni yapacaktı. O kadından hoşlanmamıştı. Bakışları, pervasız tavırları ve samimi olmayan sözleri itici gelmişti Bevar’a. Genco’nun bu kadından ne bulduğunu bilmese de, istediği tek birşey vardı. Genco, kalbinin bu kadına kaptirmamaliydi. Zira bu Uluhan aşireti ve Ağası için koca bir kıyametin başlangıcı olurdu.

******

İstanbul’a doğan güneş, bu güzel şehre kendisi kadar güzel bir peri kızı getiriyordu.

Havaalaninin çıkış kapısına yürüyen genç kadın, etrafına ışık saçarak yürüyordu. Etrafındaki korumalar, bu güzelliğin fazlasıyla önemli ve değerli olduğunun bir ispatıydı. Birkaç adım sonrasında açılan kapıdan esen rüzgar saçlarını savunurken, kara gözlerini gizleyerek güneş gözlüğünü yerleştirdi minik burnunun üzerine. Yaz geldiği için açılan bal rengine dönen saçları,omuzlarinin üzerine dökülüyordu. Dar paça açık renk kot pantolonu, uzun bacaklarını sıkıca sarıyordu. Kırmızının en çarpıcı tonundaki omuzlarinin güzel kavislerini gözler önüne seren firfirlı bluzuyla bir moda ikonu kadar dikkat çekiyordu. Ayağındaki minik topuklu ayakkabıların sesi durduğu andasessuzlige kavuştu. Dudaklarına yerleştirdi muzip gülümsemesi ile dudağının sol altındaki minik ben gamzeleriyle buluştu. Arabanın kapısı açıldığında usulca yerleşti. Kapılar kapandığı anda alt dudağını ısırdı heyecanla. Çok çok az kalmıştı. Bunun düşüncesiyle sıkışan minik yüreğine dokundu sağ eliyle. Küçük kıpırdanışlari bedenini heyecanla kavurdu. Ona kavuşmasına, aşık olduğu mavi gözleri yüzünde, teninde, gözlerinde hissetmesine dakikalar varsın neredeyse.

“Şirkete gidelim…” dedi cıvıl cıvıl sesiyle. “Genco abimin yanına…”
Orada olduğuna adı kadar emindi. O yüzden yaliya gitmekle vakit kaybetmek istemiyordu. Çatık kaslı prensi onu gördüğüne çok sevinecekti. Dile getirmese de kalbinin ufacık köşesinde o ihtimali hissetmek kalbini kanatlandirmaya yetiyordu. Gözlüğünü çıkarıp çantasına bıraktı. Süslü küçük aynısından yüzünü inceledi. Yol yorgunu olsa da oldukça iyi görünüyordu. Kızaran yanaklarına dokundu. Uçakta değiştirdiği kıyafetiyle Bevar Kılıç’ın nefesini kesmek için hazırdı. Kayan bluzundan ufacık da olsa görünen göğüs çatalı ise pastanın süsü gibiydi. Bevar’ın kıracağım bildiği için özellikle seçmişti. O henüz bilmese de…

Şirkete geldiklerini, sadece ışıltılı ve bir o kadar da sadece tabeladan anımsamıyordu. Ezbere bildiği bu yer, abisini birbir emekle açtığı atölyenin kalbiydi. Eskisinden daha büyük ve eskisinden daha güçlüydü artık. Açılan kapıdan adımını attı. Şirketinin çift kanatlı kapısına ellerini yaslayıp açtı. İçeri girdiği anda önce keyifli bir müzik doldu kulaklarına. Ardından etrafta koşuşturan insanlar, koca panoya asılan çizimleri ilişti gözleri. Herşey hatırladığı gibiydi. İki küçük detay dışında. Biri abisinin tasarımdaki en iyi ve en yakışıklı arkadaşı Josh’in yanındaki turuncu saçlı kız kimdi? Ve ikincisi az ileride abisinin yanında duran sütun bacaklı çakma sarışın ne zamandan beri buradaydı? Kadının diğer yanındaki çok ama çok yakışıklı adamı, Bevar beyefendisi ise neden buradaydı?

“Ben buraları fazla boş bırakmışım !”

Küçük çantasını uzun ve ince parmakları ile sarıp, güçlü ve sert adımlarla hedeflerine doğru yürüdü. Abisinin etrafını saran kalabalığa rağmen kendisini fark ettiğini gördüğünde adımlarını hızlandırdı.

“Lalezar… Prensesim…”

Seslenişiyle kendisine dönen bakışları gördüğünde şımarık bir ifadeyle küçük bir kahkaha savruldu dudaklarından. Abisinin kolları arasına girip, “Abicim….” diye sıkıca sarıldığında gözleri kendisine şaşkınlıkla bakan yakışıklı prensindeydi. Bevar Kılıç, tam da beklediği gibi şaşkınlığını çatışan kaşları ardına gizlemiş kendisine bakıyordu.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!