17.Bölüm

Sabah erkenden kalkmış, kahvaltıyı ailesinin evinde yapmıştık. Kahvaltının ardından Aslan Bey’in yakın arkadaşlarından olan bir ilahiyat profesörü dini nikahımızı kıymıştı. Tapumun yarısını eline alan Barlas hâlinden oldukça hoşnuttu. Onu ardımda bırakıp Berrin ve Donka ile evden ayrılmıştık. Kardeşimin oldukça lüks jipiyle onların sürekli gittiği kuaförün kapısından geçtiğimizde beni ve Donka’yı görenlerin dilleri tutulmuştu.

Donka kimseden çekinmeden, “Kardeşim,” demişti, başka bir şey dememiş buna gerek görmemişti. Kimseyi ilgilendirmezdi, özellikle de kuaför gibi dedikodu kazanların gizli gizli kaynadığı yerlerde.

Sımsıkı toplatıp, ensemde kibar ama şık bir topuz yaptırdım. Porselen makyajı yerine normalini tercih ettim. Fotoğraflarda kendimi tanıyamayacağım makyajlardan hoşlanmıyordum. Donka ve Berrin mükemmel görünüyordu. Yeşil gözlerini ortaya seren zümrüt yeşili kalın askıları olan, dar ve kısa elbisesiyle benim benden bir yaş büyük ablam muhteşemdi. Yüzünde bende olmayan bir şey vardı; Donka tutkulu, arzulu, inatçı ve güzelliğini ortaya seren ona sahip bir kadındı.

Berrin, abisinin düşüncesinin aksine zekice bakıyordu. Onun da içinde masum ama tehlikeli bir kadın yatıyordu. Güzelliği tam da buydu; tehlikeli ve masum.

Gelinliğimi, Barlas’ın severek aldığı ayakkabılarımı giyip çıktım. Ayanda ben kendimi süzerken Donka beni izliyordu. Evleniyordum ve yanımda kısa bir süre önce tanıdığım kız kardeşim vardı. Hayat sen ne kadar da değişik bir şeydin…

“Senin giyeceğini bilsem bile bu kadar güzel olamazdın, Raja. Adın gibi oldun, prenses.”

Birebir bakışlarımız birleştiğinde aramızda yeni bir bağ oluştu. Sanki ortamda benden, bizden ikimizden bir şeyler asılıydı. Bunu sadece biz görebiliyorduk, biz birbirimize akıyorduk. Bana bakan gözleri doldu, taşırmamak için arkasını döndü. “Ben gidip arabayı ısıtayım da donmayalım.” Eşyalarını kaptığı gibi çıktı salondan. Yakın da dursak bile belli bir mesafeyi geçecek kadar değildik. Bana sarılmak istedi ve kaçtı.

Berrin omuzlarıma beyaz bir şal sardı, ona dönerek teşekkür ettim. Benim eşyalarımı toparlayıp kapıyı açtı. Buradan sonraki adresim bana babalık eden adamın evi olacaktı. Arabayı Berrin aldı, Donka benim yanıma, arka koltuğa oturdu. Mahalleye vardığımızda görünmek istemiyordu, bunu nikâh salonuna saklıyorduk.

Köprüyü aştığında ulaşmamız daha kolay olmuştu. Akıp giden yoldan Donka’ya döndüm. “Bu mahalle için seninle konuşmamız gerekiyor.”

“Balayından dönünce konuşuruz. Barlas bana evlerin çok eski olduğundan bahsetti, konuşup ortak bir karara varırız. Sen ne istersen ben ona uyarım, annem o mahalleyi çok seviyordu, bilemezdim sevdiğinin bir adam olduğunu, babam olduğunu… Orada hiç yaşamamış olabilirim ama ait olduğum yer o mahalle.”

Düşünceleri hayran olunacak kadar asildi. Evet, o bir Roman’dı ve bundan utanmıyor aksine gururla kabul ediyordu. Onun yaşadığı hayatta herkes kabul edemezdi bu gerçeği. Kucağında duran eline uzanıp tuttum, sıktım ve ona gülümsedim. “Teşekkür ederim.”

Tuttuğum elini çevirip elimi tuttu, sıktı. Gülümsedi. “Hiç gerek yok, daha güzel günlerimiz olacak.”

“Burası mı yenge?” dedi, Berrin, döndüğü sapağa baktım. “Evet, Berrin,” dedim, on dakika sonra araç Emrah abinin evinin önünde durdu. Soğuk olduğundan sokakta kimseler yoktu. Donka inmedi, Berrin inerek bana yardım ederken Yeliz’in çığlığını duydum, Donka’nın kapısını kapattım. Filmli camlardan izliyordu artık. Reyhan ablam hem ağlıyor hem de gülüyor, kapının önünde öylece beni izliyordu.

Elimden tutan Berrin’e bakıyordu Yeliz, görümcemin güzelliği göz alıyordu. “Merhaba,” dedi Berrin, ben ayakkabımı çıkartırken. “Ben Berrin, Barlas’ın kız kardeşi.”

“Hoş geldin kızım,” dedi Reyhan abla. “Hadi içeri.”

“Benim, gitmem gerekiyor, gelinimizi almaya geldiğimizde gireriz.” Gülen gözlerini bana çevirdi. “Görüşürüz yenge,” dedi.

Arabaya binip uzaklaşırken kapı da kapandı. Şalımı indirdim, sıcak evin içinde daha iyi hissettim. Koltuğa oturduğumda Reyhan abla gözlerini siliyordu. “Abla…” dedim, ağlarsa ağlardım ve ağlamak istemiyordum. “Nasıl ağlamayayım, Raja.”

Odanın kapısında Emrah abiyi gördüm. O bana ben ona gülümseyerek bakıyorduk ama onun gözlerinde mahzun bir utanç, buruk bir gülüş çokça mutluluk vardı.

“Abi…” dedim ama baba demem gerekirdi. Yanıma yaklaşıp oturdu. Elimi tuttu, nasırlı elleri arasında ellerimi okşadı. “Çok güzel olmuşsun, Raja. Seni gelin gördüm ya kendi kızımı gördüm say. Nasıl mutluyum, nasıl gurur duyuyorum seninle bilemezsin.”

Elinin üzerine elimi yerleştirdim. “Bana babalık ettin, bu gurur da sana ait olmalıydı. Senden gördüğümü babamdan görmedim. Ben ölünceye kadar senin kızların da benim kardeşim.” Bana öyle baktı ki gözlerinden birçok duygu gelip geçiyordu. Sinesine sokuldum, bana sıkıca sarıldı. Ve az sonra tüm ev geldiğimi gören komşularım tarafından dolup taşmıştı.

Önerilen makaleler

3 Yorum

  1. Super bı bölüm canım🥰🥰🥺🥺

  2. Of of o evi düşünemiyorum nasıl dolup taştı gelini darlamayin

  3. Donka’yi bu bölüm ayrı sevdim.Ne kadar acı kardeşten çalınan zaman.Hersey bir yana çok yazık etmişler Donka ve Raja’ya.Kardeslik çok farklı bir bağ.Reyhan ve Emrah ne kadar güzeller gerçi o mahallenin hepsi güzel.Kalemine gönlüne sağlık yazarcanim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!