3.Evlenelim mi Vedat?

Sıcak mavi bakışları bahçenin içini dolduran ailesi üzerinde huzurla geziniyordu. Ara sıra iç çekip, ‘Ah Riza keske burada olsaydin,’ diyordu. Uzun yıllar önce Yunanistan’dan Türkiye’ye tatile gelmişti Anna. Rıza Çelebi’ye kalbini kaptırmıştı. Ülkesine döndüğünde onsuz yapamayacağını anladığında tüm ailesini arkasında bırakıp, Türkiye’ye dönüp, hayatının aşkıyla evlenmişti. Kırk beş yılı aşkla devirmişlerdi. Rıza Bey on sene önce vefat etmişti ama Anna için hayat devam ediyordu, çocukları ve torunlarıyla kalan ömrünü dolduruyordu.

Torunlarının bir kısmı bir köşede fısıldaşıp, arada kahkaha atıyordu. Sinem ve Nazenin’di kahkaha atanlar. Nazenin, Vedat’ın annesi Mücella’nın rahmetli erkek kardeşinin kızıydı, kendi torunu kadar severdi Nazenin ve ağabeyi olan Ediz’i.

Ediz’e kaydı gözleri, ikiz torunları Ozan ve Okan’la muhabbet ediyordu. Zararsız biriydi Ediz, onu severdi. Okan ve Ozan zaten evin büyümez haşarı çocuklarıydı. Torunlarını çok seviyordu Anna, rahmetli kocası Rıza Bey’le aşklarının meyvesiydi etrafındakiler.

Kahvesinden bir yudum alıp iç çekerek başını çevirdiğinde Vedat’ı gürdü. Torununu tepeden tırnağa süzdü. Biraz özenli görüyordu, pazar kahvaltılarına bu kadar özendiği görülmemişti. Saçları özenle taranmış, kıyafetler dikkatle seçilmişti. Çok yakışıklı görünüyordu. “Vedat’im.”

Evin bahçeye açılan kapısı önünde etrafına bakınan Vedat babaannesinin sesiyle ona doğru yürüyüp, yanağına öpücük kondurdu. “Günaydın.” Hemen yanındaki tekli, hasır koltuğa oturdu.

Anna onun kokusunu almıştı, pazar günü parfüm kullanan torununa takılmadı. Vedat bu tarz takılmaları hoş bulmazdı. Tek bir ima da bile bulunmadı Anna, gelecek misafirin etkileriydi bunlar, hissediyordu. “Günaydin. Ee… Misafirimiz nerede kaldi?”

“Aradım az önce, Korhan’la yoldalar. Herkes geldi mi?”

“Evet, sabah kahvemi bile istim. Merakla bekliyorum mavi göslü güzel kizi, ne mavisi demistin?”

Babaannesinin bunu bilerek yaptığını bilecek kadar zekiydi, ama onu bu zevkten mahrum etmedi. “Safir babaanne.”

“Ah, nasil merak ediyorim bilsen…”

“Fazla üzerine gitme, buraya gelmeyi zor kabul etti. Bizleri tanımıyor, hâliyle çekiniyor.”

Anna bilmiş bakışlarını torunu üzerinde gezdirirken hemen de nasıl korumacı bir tavır takındığını fark etti. Tam söze girecekti ki, “Günüm şimdi aydınlandı,” diyerek yanına gelen Vural’a kocaman gülümsedi. “Ah… Vuralciğim, hos geldin canim.”

Vural yaşlı kadının beyaz yanağından öperek yanına oturdu. “Anna, her geçen gün daha güzelsin, gözlerin beni beden alıyor.”

Anna bahçeyi inleten kahkahasıyla Vural’ın dizine vurdu. “Seni güzel surat, bir kadinin kalbini kazanmayi sok iyi biliyorsin.”

“Ah… Keşke öyle olsa, Anna.”

Anna göz devirdi. “Siz genslerin suruni nedir bilsem.”

“Boş ver bizi babaanne,” dedi Vural. “Halam nerede?”

“İçeride,” diye yanıtladı Vedat, saatine bakıyordu. “Nerede kaldılar?”

Vural onun bu hâline yandan bakıp, sırıttı. “Ne o, yol gözlüyoruz?”

Anna, Vural’a göz kırptı, ama Vedat soruyu dikkate almadı. “Anna, Efşan’ı görmelisin nasıl güzel bir kadın, nasıl şahane gözleri var. Ben de fotoğrafını gördüm ama… Ah…” dedi Vural, ayak bileğini dizinin üzerine bıraktı. “Şansımı denemeye çalışacağım, belki beni beğenir.” Kuzenini kızdırmak için sarf etti sözlerini, Vedat’ın kendine dönen bakışlarına aldırmadı. “Ne dersin babaanne, beni beğenir mi?”

Anna da ona uydu. “Ah, seni beğenmeyezek kiz mi var askim, elbette beğenir.”

“Kesin şunu!”

“Selam ailem.” Korhan’ın sesi bahçeyi sardığında konuşma kapandı. Tüm başlar Korhan’a ve yanındaki kadına kaydı.

Efşan etrafına bakındı, büyük ve yeşil bahçenin uzakta olan oturma grubunda Vedat’ı fark etti. Gergindi. Korhan ve Vedat dışında kimseyi tanımıyordu ama yanındaki adamın eğlenceli hâli ona iyi geliyordu.

“Biz geldik.” Korhan ona yolu açarak önden yürümesi için alan oluşturdu. “Korkma, kadın yemiyoruz.”

“Şakacı çocuk. Biliyorum, sadece kendimi tuhaf hissediyorum.”

“Birazdan dağılır o tuhaflık.”

Anna ayağa kalkmıştı, Efşan onu inceledi. Uzun boylu, beyaz tenli, balık etli, yaşına inat genç ve güzeldi. Yaklaştıkça gözlerinin rengini seçti. Vedat’la aynıydı.

“Kalimera Efşan.”

Efşan kendini gülümserken buldu. Vedat ona kahvaltıya davetli olduğundan bu yana birkaç tane Yunanca kelime öğrenmişti. Yaklaşan yaşlı kadına gülümsedi. “Kalimera Anna.”

Gözlerinin en derinlerine inen kadına o da aynı şekilde bakıyordu, yüzünde tebessümüyle. Açık mavi gözleri, Vedat da olmayan sıcaklığı kuşanmıştı.

“Tanrim!” Anna ellerini birleştirip gökyüzüne baktı. “Bunlar nasıl güsel gösler…”

Efşan’ın gülüşü büyüdü, Anna’nın açılan kollarına samimiyetle girdi.

“Teşekkür ederim, Anna.”

Vedat zevkle izliyordu, babaannesi ilk tanıştığı insanlara sarılmazdı. Efşan’dan aldığı bir şey onu buna itmişti.

Bahçe bir anda dolmuştu. Vedat’ın kardeşleri, kuzenleri, halası, eniştesi ve en son anne babasıyla tanıştı. Kahvaltı masasına son hazırlıklar için ayrılan büyüklerin ardından koltuklara gençler olarak yerleştiler. Anna da yanlarındaydı, kendini onların arasında onlar kadar genç hissediyordu ve tüm aile bunu biliyordu ki onlar da Anna’yı kendi yaşıtları olarak görüyordu.

“Sizi tanıyor olabilirim,” dedi Vural’a.

Vural’ın merakı artıp gülümsedi. “Öyle mi, bu zevke erişmişim demek, nereden?”

“Bir yerde…” Söylese miydi bilemedi ama konuya girmiş bulundu. “Geçen yıl, İzmir Buca’da.”

Vural’ın gözleri büyürken ona Vedat ve Korhan da eşlik etti. Diğerleri Efşan’ın bahsettiğinden bihaberdi. “Ya…” dedi Korhan. “Dünya ne küçük.”

“Çok çok…” diyen kinayeli ses Vedat’a aitti.

Vural gülümsedi. “Ara sıra giderim, severim İzmir’i.”

Efşan saklanan bir şeyler olduğunu anlamış, dudaklarını gülümsememek için sıkıca birbirine bastırmıştı. “Ben de severim, yine gideceğim.” Vedat’ın boğaz temizleme sesine dönmedi. “Ama Vedat’ın kuzeni olduğunuzu tahmin bile edemezdim.”

“Tahmin edemeyeceğin neler var bilsen…”

Yanında mırıldanan adama döndü Efşan. “Ne dedin, Korhan?”

“Hiç, Vedat diyordum, konuşsa bilirdin.”

Vedat’ın bakışları Efşan üzerinde kısa kısa geziniyordu. Beyaz, ince kolsuz bluzu, lacivert eteğiyle genç bir kızdan ziyade sarayda büyümüş leydi havasındaydı. Ve olmazsa olmazı, lacivert beyaz puantiyeli bandanası başındaydı.

“Yoo… Konuşuyor.” Efşan Vedat’a döndüğünde Anna da onları takip ediyordu. “Konusmuyor mu?” Vedat köşeye sıkışıyordu. Kuzenleri, kardeşleri ve Anna ona bakıyordu. “Demek senin yanında konusuyor, Efsan,” dedi Anna. “Bisimle pek konusmaz da…”

Vedat göz devirdi. “Babaanne!”

“Ama haklı Abi,” dedi Nazenin.

“Evet,” dedi Korhan. “Nazenin de haklı.”

Efşan gülüşünü dudakları arasına hapsetti. Nazenin’in Korhan’a yüzünü buruşturan hareketi yakaladı. Zavallı Korhan… Hiç şansı yok!

Ozan ve Okan anne ve babalarına benziyordu. Vedat’la kardeş gibi değillerdi. Aile de Vedat’a benzeyen tek kişi Anna’ydı. Efşan onlar konuşurken gülümseyerek izledi. Geniş ve mutlu bir ailenin gerçekten de hazine kadar kıymetli olduğunu hatırladı. Geniş ve huzurlu bir aile…

Kahvaltı boyunca gülümseyerek, gelen sorulara samimi yanıtlar vererek bitmişti. En son masada kahvelerini yudumluyorlardı. “Tamam,” dedi Efşan, kim kimin kuzeni yaşadığı heyecanla karman çorman olmuştu. Tüm ailenin bakışları arasında Vedat’ın kuzenlerine döndü. “Vedat’ı baz alıyorum, Vural Bey, dayısının oğlu,” dedikten sonra Nazenin ve Ediz’e döndü. “Nazenin ve Ediz Bey başka dayısının çocukları.” Nazenin başını sallayıp gülümsedi. Efşan yan döndü. “Sinem ve Korhan halasının çocukları.”

“Eh,” dedi Okan. “Biz de kardeşleriyiz yani doğru.”

Arkasına yalandı Efşan, “Çok şükür, kalabalık aile kavramını uzun süre önce bıraktım, çözmem zaman aldı.”

Aile üyelerinden büyük olanlar ve Korhan, Efşan’ın geçmişini biliyordu ama Nazenin sordu. “Okul için mi uzak kaldın, ailen nerede yaşıyor?”

Bazıları nefeslerini tuttu, Vedat başını yana çevirdi. Bilmeyenler Efşan’dan gelecek cevap için ona bakıyordu. Efşan burukça gülümsedi. “Kimsem kalmadı, gerçek ailemin hepsi vefat etti. Ama manevi bir ailem anne, baba ve kardeşim var ve tabii bir de hayatımın anlamı ablam var. Şanlıurfalıyım, Arap kızıyım.”

Nazenin’in gözleri bulutlandı. “Özür dilerim, bilmiyordum.” Gülümsedi. “Manevi aileler de çok önemli.” Halası Mücella’ya döndü, kadının gülen kahverengi gözlerine gülümsedi. Anne babalarını kaybettikten sonra bir süre kardeşi Ediz ile bu evde kalmışlardı. Halası o günleri atlatmalarında büyük etkendi.

“Haklısın, onlar iyi ki var,” dedi Efşan.

“Vedat bahsetti,” dedi Anna. “Aysem ablanla tanısmayı sok isterim. O, mükemmel bir insan olmali. Ben bu tür insanları tanımayı sok isterim.”

“Elbette, şu an Urfa’da, ilk geldiğinde tanıştırırım.” Efşan kocaman sırıttı. “Ablamın da gözleri mavi.”

Anna’nın gözleri şevkle açıldı. “Ah… Mavi göslü kadınlar askına, mutlaka tanısazağim. Nasil bir mavi?” Masadaki tüm ailesinin gülümsemesine neden oldu. Sadece Vedat’ın yüzünde gülümseme yoktu, minik bir tebessüm belirmişti. Annesinin gözünden kaçmamıştı, oğlu eğleniyordu. Yüreğinin orta yerinde neşeli bir kahkaha gibiydi Vedat’ın tebessümü.

“Gök mavisi…”

Anna, Efşan’dan aldığı bakışlarını gökyüzüne kaldırdı. “Demek öyle…”

Anna ortamı her hâliyle şenlendiriyordu. Onu neşesi bulaşıcıydı, hayat doluydu. Anna sözlerine yenilerini ekleyip, etrafındakileri kahkahalara boğarken Vedat, Efşan’dan gözlerini alamıyordu ve bunu tüm ailesi her şekilde fark ediyordu.

Saatler öğlen üzerini geçtiğinde gençlerin neşesini bölmemek, Efşan’ı biraz daha ortamda tutmak isteyen Anna oğlu Ragıp’ı köşeye çekip mangalı yakmasını, günü bitirmemesini söylediğinde oğlu bilmiş bilmiş başını sallamıştı. Rahmetli babasının kopyası olan Ragıp Bey’in olacakları fark eden kahverengi gözleri parlıyordu. “Emrin olur annem…” demiş ve bahçenin iç kısmına dağılan çocukları ve yeğenlerine onlara mangal yapacağını söylediğinde, Efşan akşama kadar oradan ayrılamayacağını anlamıştı. Ortamı sevmişti, Sinem ve Nazenin’le sohbet koyuya gidiyordu. Sinem’le aynı yaştaydı, yirmi iki; ama Nazenin her ikisinden de dört yaş büyüktü.

“Hayatımda senin kadar esmer ve güzel bir kadınla tanışmamıştım, yani ben de esmer gurubundayım ama senin tenin çok farklı, Nazenin.”

Çok az uzakta olmayn Korhan’ın kulakları konuşmaya misafirdi, Efşan’ın sözleri bitince hemen yaklaşıp, Nazenin’in yanına oturdu. “Tıpkı şey gibi…” dedi Korhan. Nazenin ona dönmüş, şaşkınlıkla bakıyordu. Korhan da yanındaki kadına içi geçerek baktı. “Çikolata gibi.”

Efşan dudağını ısırdı. Gülüşünü keskin bakışlarıyla saklıyordu.

“Sen bana yürüyor musun Korhan?”

“Aa… Abi,” dedi Sinem, hayret dolu sesiyle. “Ne diyorsun sen?”

Korhan kardeşine dönmedi, ilgilenmedi. “Bu çok kötü bir söz, Nazenin. Efşan çok haklı, sen gerçek bir esmersin.”

Nazenin önüne dönerken burnunu kıvırdı. “Esmer koleksiyonunda eksik varsa bunu benim üzerimden tamamlamaya çalışma! Vural Abimden önce beynini ben delerim.”

Efşan’ın kaşları havalanırken, dudakları öne doğru uzadı. Konu hakkında hiç yorum yapmadı, en iyisi sesini çıkartmamasıydı. Henüz bir yabancıydı. Ayağa kalkan Korhan’a bakıyordu. Korhan hiç alınmış gibi değildi. Elleri cebinde ıslık çalarak uzaklaşırken, “Vural da kimmiş?” diyordu.

“Kafayı mı yemiş bu?” Korhan’ın ardından bakıp göz devirdi Nazenin. “Kesin kafayı yemiş.” Yerinden kalktı. “Telefonumu alıp geliyorum.”

Efşan kolunu yasladığı hasır kolçağa yaslandı. Nazenin’in ardından bakıp, Korhan’a göz kırptı. Gülümsemeyi de ihmal etmemişti ki Vedat’la çakıştı bakışları. Uzakta, sırtını ağaca yaslamış Vural’la konuşuyordu.

“Son yaz günleri, hava çok güzel değil mi?”

Efşan sese dönerken Vedat’ın yaslandığı ağaçtan doğrulduğunu fark edebilmişti. “Evet, Ediz Bey hava gerçekten de çok güzel. Yakında bitmeyen rüzgarlar gelecek, ama ben kışı da severim.”

Ediz’in çapkın bakışlarını ekarte etmek isterdi, eğer burada misafir olmasaydı. Ediz’in açık kahverengi gözlerinin içinde hiç hoş olmayan pırıltılar oynaşıyordu. Evet, çok yakışıklı hatta çekici bir adamdı, ama Efşan bu tarz bakışları olan erkeklerin yanında dahi geçmezdi. Korhan da sözde çok çapkın biriydi, onun bir kadına bu şekilde baktığını görmemişti Efşan. Ediz kadınları etten ibaret gören ucuz erkeklerden sadece bir tanesiydi.

“Ben hiç sevmem kışı,” diyen Sinem’in yanında duran telefonunun çalmasıyla oturma gurubunda baş başa kalmışlardı.

Efşan eteğinin dizinde olan kısmını aşağı itekledi. “Kış mevsimi kitap okuma mevsimidir benim için, ondan severim. Yazın da okuyorum elbette ama kışın daha farklı oluyor.”

Tatlı tatlı gülümsedi Ediz. “Anlıyorum, yani erken kararan hava, sıcak içecekler…”

Normal bir sohbet olmasına sevinen Efşan için ortam daha iyi bir hava alacak gibiydi. “Aynen öyle… Siz kitap okumayı sever misiniz?” Evet diyecek.

Bir evet duydu ama bu kesinlikle Ediz değildi. Lacivert gözleri, Vedat’ın nereden, ne ara geldiği anlamadığı sesiyle açılarak dönmüştü. Buz mavisi gözler yalnızca kendisine bakıyordu. Ediz sesini çıkartmadı, Vedat Ediz’e hiç bakmadı. Ayakta, tam karşısında dikiliyordu. Cevap veremeden Kendisine uzatılan ele bakınca gözleri biraz daha büyüdü Efşan’ın. Bir ele, bir Vedat’ın gözlerine baktı. Bahçenin her tarafı aile üyeleri tarafından kuşatılmıştı. Ensesinde birkaç damla ter birikti, birçok gözün ona döndüğünü ensesinde hissetti. Eli tutarsa ne olurdu? Tutmadan bilemezdi. Bacağının üzerinde duran elini kaldırıp Vedat’ın avucuna bıraktı.

 Vedat ince ve uzun parmakları parmaklarıyla sıkıştırıp, Efşan’ı ayağa kaldırdı. “Gel sana evin kütüphanesini göstereyim.”

“Olur.” Derin bir soluk bıraktı. Vedat’ın diğer elini sırtında hissedince nefesini tekrar sessizce yeniledi. Sanki sırtında ve elinde kalbe giden bir tuş vardı da Vedat ona dokunuyordu. Kalbinin bu kadar hızlı atmasının başka nasıl bir açıklaması olabilirdi? “Sonra görüşürüz, Ediz Bey.”

“Görüşürüz.” Ediz’in bakışları kısılmıştı. Kuzeni ona yasak bölgeyi çizmiş, geçişleri tamamen kapatmıştı.  

Eli Vedat’ın eli arasında eve yürüyorlardı. Efşan kendini kapana kısılmış gibi hissediyordu. Ne diye konuşmanın ortasına damdan düşer gibi girmişti ve onu kaldırmıştı anlamamıştı, ama tek açıklaması Ediz’in yakışıksız bakışları olmalıydı.  Şu an tuttuğu eliyse ona ecel teri döktürüyordu.  “Eli mi bıraksan mı?”

Vedat daha sıkı tuttu. Ediz’in kadınlara olan düşkünlüğünü çok iyi bilirdi. Efşan’ı beğendiğini ilk bakışında fark etmişti, buna engel olamazdı ama Efşan’ı ondan koruyabilirdi. Ediz gibi adamlar hayırdan anlamazdı. Vedat ona keskin bir çizgi çekmişti, bu akrabalık bağlarına zarar vermemesi için gerekliydi. “Bırakacağım ama şimdi değil.”

Efşan’ın sesini hemen kulağının dibinde hissediyordu. “Vedat! Kendim halledebilirdim. Bu yaptığın hoş değil, hem de tüm ailenin gözü önünde.”

Vedat durunca Efşan onun omuzuna çarptı, evin açık kapısı önüne gelmişlerdi. Neredeyse burun burunaydılar. “Hoş olmayan nedir?”

“Elimi tutuyorsun, ailen farklı bir şey düşünecek, hoş az önce Ediz Bey’e düşünmesi çok sağlam bir neden verdin.”

Ediz’den hoşlanmış mıydı? “Ediz’i beğeniyor musun, seni rahatsız eden elini tutmam mı?”

Gözlerini birkaç kez kırptı ve ardından gülümsedi. “Senin neyin var, bu nasıl bir soru?”

Elinde hâlâ Efşan’ın eli vardı. “Bir soru sordum.”

Bakışları yine buz kütleleri gibiydi, Efşan aldırmadı. Etrafındaki insanlar ondan çekiniyordu ama Efşan çekinmiyordu. “Evet, ondan hoşlandım.” Vedat bir an elini bırakacak gibi olduğunda bu kez Efşan sıktı parmaklarını. Vedat’tan hoşlanıyordu, görmediği zaman neden gelmediğini, aramadığında sesini duymayı istiyordu. Elini de o tutmuştu. “Ama bir hamam böceğinden hoşlandığım kadar.” Sert gözlerin yumuşamasını izledi. Vedat gülmüyordu ama Efşan ona inat her daim gülümsüyordu. “Onun nasıl bir erkek olduğunu anlayacak kadar hayat tecrübem var.”

Birleşik olan ellerine bakarken, Vedat onun güzel yüzünü izliyordu. Bir kadını öpmeyeli, hem de Efşan kadar güzel, özel ve sıcak bir kadını kaç sene geçmişti, hatırlamıyordu. Efşan’ın konuşan dudaklarına bakıyordu, bundan kendini ne esirgiyor ne de engel olabiliyordu.

“Eli mi neden tutun?”

“Tutmak istiyorum, sen de elini bana uzattın. Neden?”

“Bunu beklemiyordum, tutmuşsam istemişimdir. Sorun bu ortam…”

Vedat’ın kaşları eğlendiğini ifade edercesine havalandı, bakışları bahçe içindeki ailesinde gezindi. Evet, hemen hemen hepsinin gözü kendi üstlerindeydi. O, elini uzatmıştı, uzatmak istemişti, Efşan elini tutmuştu çünkü istemişti. Gönül bahçesinde güller açıyordu. Usulca Efşan’a dönerken genç kadınınla gözleri buluştu. Avuçlarının arasındaki parmakları daha sıkı kavrayıp evin içine çekti Efşan’ı. “Kimin ne düşündüğünü hiç umursamadım, sen de umursama.”

“Söylemesi kolay, annen baban hakkımda yanlış düşünecek.”

“Annem ve babam buna aldırmaz, kimse aldırmaz.”

Konuyu değiştirmek istemiyordu ama Vedat için önemsizdi, üstelemek istemedi. Uzun koridordan başka bir koridora saptı Vedat. Efşan geçtiği yerleri seyrediyordu. Ev ince ve uzundu. Dışarıdan uzundu ama içine girdiğinde de bu değişmemişti. Her birkaç metrede kapı vardı, ev ihtişamdan yıkılıyordu.

“Eviniz çok güzel…”

“Arka tarafta yapay, küçük bir göl var. Kitaplara baktıktan sonra oraya gidebiliriz.” Önünde durdukları kapıyı açıp içeri çekti Efşan’ı. “Göl mü?” Sesi odaya girdiğinde küçülerek kayboldu. Odanın dört değil beş duvarı vardı, beşgen şeklinde bir odaydı ve tüm duvarlar yerden tavana kadar kitaptı. Odanın ortasına gelip etrafına bakınmak için tam tur döndü.

“En eski kitap yüz kırk senelik, bu oda babaannem ve annemin en ortak zevki. Benim de bu evde en sevdiğim oda burası.”

‘Evlenelim mi Vedat? Burası benim odam olsa? Ha? Olmaz mı?’ Boğazını, zihniyle beraber temizledi. “Ben… Âşık oluyorum, beni burada unutsan olur mu?” Kitaplardan sonra odanın dekoruna baktı. İki tane josephine koltuk yan yana aralıklarla duruyordu. “Biri annen, diğeri babaannenin mi?”

“Evet, onlardan sonra da bizim tabii… Daha sonra detaylı bakarsın, arka bahçeye geçelim.”

Efşan itiraz etti ama Vedat onu odadan çeke çeke çıkarttı. Efşan küçük bir kız gibi söylenip duruyordu ve bu Vedat için çok büyük bir zevkti. Efşan’ı şikâyet ederken bir ömür dinleyebilirdi. Geçmeleri gereken aşamaları aşıp, onun kendine deli gibi âşık edebilir, zalimce âşık olabilir, her şeyini onun önüne serebilirdi.

Önerilen makaleler

15 Yorum

  1. Yaaa çok guzelll ama çok çabuk bitiyorrrr 😔
    Dahami uzun yazsanız kiii😊

  2. Bu vural kimdi kafayı yiyecem nerden tanıyoruz ?vural ı düşünmekten kitaba kobsantre olamadım tekrar okuyacam

    1. Kalp Sonunu Kendi Seçer’de adı geçmişti.
      Vural aşkım! (Telefona kayıtlıydı)
      Oğuzhan sinir krizi geçiriyordu, hani. Ruken arkadaşım diyordu.

    2. Ayni soru benim kafamda da var nerden taniyoruz bu vedati yada tanidigimizi mi zannediyoruz

  3. Harika bolumdu emagine ve guzel kalbine saglik canim.Bence evlenin cok guzel olur.Ama askin zorlu yollarindan gecmekte sizinle birlikte bize guzel yansiyacak.Enesi sadece benmi sevmedim , négatif elektrik panosu gibi adam😒

  4. Bölüm gercekden harıkaydı efşanın iç sesı benı bende aldı 🤣🤣🥰🥰

  5. Kitaplar aşkına ya rabbim bi an irada olmak iatediiim

  6. Erişin buzlar erisin çok çok bol bol erisin

  7. Sadece efşan mı bizde düştük kütüphaneye😍😂😂

  8. Yine bir sürü soru aklımda🙂Daha önceki alıntılarada gidiyor aklım.Vedat’in aile ortamı eğlenceli, akrabalik ilişkilerini çõzmek için başa döndüm okudum ama kim kimdir kaptım bu sefer😂Kütüphane ye talibim 😍😍🤗🤗😍😍Efsan’in yanındaki Vedat ,ailesinin yanindaki Vedat ,kuzenlerinin bildiği Vedat,Buca’nin sırrı…Efsan’in Vedat’tan hoşlandığınin itirafi
    Neler neler olacak merakı…Üstüne yazarımızın kalemi daha ne olsun.Emegine sağlık yazarcanim 🙂

  9. Evlenelimmi iç sesmis ender ne çabuk evlenelimmi vedat aşamasına geçildi diye düşünüyorum 😄

  10. Oradaki Koray dı Ruken ile Nazeni ni kıskandıracak aralarını yapmıştı. Yazarım çookkk kısa geliyor doyamıyorum daha çok istiyoruz.

    1. Canım ya cidden sana göre kısa bölümler ama eminim bir nedeni vardır yoksa sen bizi okumaya a bırakacak bir yazar elbette değilsin 😉
      Bak baskı yapmıyorum yapmak aklımdan bile geçmiyor ki beni bilirsin
      Payelll açım be yazarım accccccccc
      Güzel parmaklarına o sıcak kalbini sevdiğim uzun uzun yazsan da bizde doysak mi acaba

  11. Ah o odayı bende merak ettim aşık olunası olduğuna eminim. Beni de koyun o odaya ve unutun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!