Barlas…

Dün sabah çıkmıştık evden, balayımızın ilk akşamıydı. Nasibimizde kar var mıydı bilinmezdi ama müthiş bir soğuk vardı. Küçük bir dağ evinin dağ evindeydik, şömineden gelen çıtırtı sesleri, sıcak mı sıcak bir alan ve sevdiğim kadın… 

Bana imzalattığı anlaşma aklıma geldikçe delirmek onu da delirtmek istiyordum. Beni sevmediğini düşünmeye başlamama ramak vardı. Yakındı, hep yakındı hep yakın olmuştu; ayrım yapmam her an zorlaşıyor gibi hissediyordum. Her şey olabilirdim ama beni sevmeyen bir kadını esir alacak değildim. Bir kişinin sevgisi iki kişiye yetmezdi; özellikle de evlilikte. Ona kızamıyordum, her kartı açık oynuyordu. Hak etmiştim ama suçlanmak yerine sevilmek istiyordum. Onun tarafından sevilmek…

İçimden parmağımı kaldırmak bile gelmiyordu. Daha ne yapabilirdim bilmiyorum, deli, aksi tarafımı kaybediyordum ve her an daha fazla seviyordum. Karnının büyümesini heyecanla bekliyordum, benim, bizim bebeğimizi taşırken ki hâlini merak ediyorum. Öte yandan da bebek doğduktan sonra benden bir çırpıda da kurtulabilirdi. Zamanın arasında sıkışıp kalmak istiyordum. Ne ileri ne geri. 

“Barlas?” 

Pencere önünde uzanmış dışarıyı izlerken, onunla kafayı bulmuşken yine onun sesiyle ayılmaya ne deniyordu? Aşk mı? 

Bana bakan yeşil gözlerinde merak geziniyordu. Son yarım saattir içime çekildiğimi fark ettim. Matematikte bir kural vardı; problem binlerce aşamadan da geçse, çıkan sonuç asla değişmezdi. Ne olursa olsun değişmeyecek şey onu hep seveceğimdi. Kendime işkence etmekten vazgeçmeliydim. 

“Işığı kapat da yanıma gel,” dedim, birkaç adımda dediğimi yapıp yaklaştı. Elimi uzattığımda tuttu, bacaklarımın arasına yerleşti. Sert bir rüzgâr bahçenin süs ağaçlarını sağa sola savuruyordu. Şimdi dışarısı daha net görünüyordu. Elimi karnın üzerinde gezdirmeye başladım, buna bayılıyordum. Yaptığım en iyi şey bu bebekti. Ona çok şey borçluydum, annesini yanımda tutan yegâne canlıydı.

“Birden sessizleştin, korkmalı mıyım?” 

Saçlarındaki leylak kokusunu içime çektim, tepesinden öptüm. Başımı duvara yasladım, bakışlarım karanlığa karıştı. “Neden korkasın ki, sadece huzurluyum.”

“Hiç sanmıyorum, huzurlu Barlas’ı tanıyabilirim. Ne düşünüyordun?” 

“Seni…” 

“Ben yanındayım, evlendik. Durumu idrak edemiyorsun tabii evli gibiydik.” 

“Benden boşanacağını anımsıyorum…”

“Gerçekten burada, şu anda bunu mu düşünüyorsun?” derken başını kaldırıp bana bakıyor. “Balayındayız, Barlas, bu düşüneceğin son şey bile olmamalı.” 

Karanlıkta parlayan yeşil tanelerine gülümsedim. “Haklısın, insan öleceğini bilerek yaşıyor.” Sözlerimin üzerine uzun bir süre baktı, sessizce önüne dönerek başını göğsüme yerleştirdi. “Ve mutlu olmak için her gün yeniden uyanıyor, yaşamak için çaba gösteriyor, inancını hiç yitirmiyor,” dedi. 

“Ben de yitirmiyorum, yanımdasın.” 

“Şükür, anlayabildin.” 

“Bir şey eksik farkında mısın?” 

“Yo, gayet tamız. Evli mutlu ve çocuklu.”

Farkındaydı ve konuşmak istemiyordu. İnsanların mutlu olmak için kör kütük âşık olmak zorunda olduğuna inanan ben için, kaçışı inciticiydi hem de onu bu kadar severken. “Cinsiyeti ne zaman belli olacak?” dedim, konuyu değiştirmek, hatta bu konuyu sonsuza kadar unutmak istiyordum. 

“İki ay sonra belli olacak, ben oğlum olmasını istiyorum.”

“Ben de kızım olmasını, kaç çocuk şansım var?” Sözlerime gülümsedi, hareket eden bedenini sıkıca sardım. “Bilemem, akıllı uslu bir koca olursan üçe kadar çıkabiliriz.”

Bu sözleri içimde yankı buldu, üç tane çocuk ve uzun, sonsuza kadar sürecek Rajaperestliğim. “Geçen bana manyak olmamı söylüyordun,” dedim, hislerimdeki neşe sesime yansımıştı. 

“Herkese olabilirsin, bana olmayacağını biliyorum. Senin tarafından ancak manyak gibi sevilebilirim o da nasıl bir şey göreceğiz.”

“Görmedin yani?” Sesimdeki şaşkınlığa kahkaha attı. “Kadınım ben, sevgi deyince hep açız, fazlasına hayır diyecek bir kadın var mı?”

“Var, kardeşin.”

“Onun olayı farklıymış, Tolga aradığı adam değildi. Ben böyle düşünüyorum.”

“Ooo,” derken bu kez ben kahkaha attım. Dönmesini sağlayarak yüz yüze getirdim. “Bu durumda en senin aradığın adam mı oluyorum?”

“Sen gerçek misin?” diye bıkkınlıkla sordu. Aklından neler gelip geçiyor bir bilsem, ne kadar gerçeğim görecekti de susuyordu. “Sen ne olmamı istersen o olabilirim.” 

“Sen ol, Barlas, sadece sen. Ben senden çocuk yapmışım sen hâlâ doğru adam mıyım diye soruyorsun.” 

“Çocuğu ben yaptım yalnız,” dedim, ikimiz de güldük. 

“Ben de oradaydım, tek başına değildin ve bunu bir daha asla yapma!”

“Tamam, ikinciye haberdar ederim.” Ellerinden tutup üzerime çektim. Başını iki elimde kavrayıp burnumu burnuna değdirdim. “Sözleşme vakti dolmadan ikinciyi yapmam lazım.” 

“Avucunu yalarsın, sana bir daha bu konuda asla güvenmem!” dedi, ikinci çocuk hayallerim suya düştü. Yine de peşini bırakmayacaktım, yapabilirdim. Bana güvenmemekte sonuna kadar haklıydı. “Bütün bu ayların dolmasını hem sabırsızca hem de asla geçmemesini istiyorum,” dedim, durdu ve öylece baktı. O, baktıkça hem de hiçbir şey yapmadan sadece bakışıyla beni esiri yapabiliyordu. 

“Boş ver şimdi, düşünme bunları,” diyerek dudaklarıma yapıştı, beni istediği zaman hiçbir hareketinden çekinmiyordu. Cesur ve tutkulu bir kadın olmayı öyle kibar bir şekilde başarıyordu ki herhangi bir erkek önünde diz çökebilirdi; ama o sadece benimdi ve önünde diz çökecek tek adam da bendim, öyle de kalacaktım. 

                                                          ***

Aylar sonra… 

Raja…

Sıcak bir haziran günü önümdeki sorulara bakıyor, tane tane sakinlikle okuyor ve cevaplıyordum. Hepsini doğru yaptığımdan asla şüphem yoktu. Sınava daha çok uzun bir zaman vardı ama Aslan dede sadece nefes almama izin veriyordu. Bundan şikâyetçi değildim, yapacak daha iyi bir işim yoktu. İşsiz, evli ve hamile bir kadındım, oldukça da zengin. Alışmıştım, tüm bu lükse, rahatlığa ve el üzerinde tutulmaya. Hanya soyadının devamını getirecek kadını kimse üzmüyor, üzmeyi de düşünmüyordu. Daha önce de bir şey görmemiş, kimseyle sorun yaşamamıştım ama bir oğlum olacağı gerçeği başta Aslan dede olmak üzere hepsini etkiliyordu. Barlas hariç. 

Kızımız olacağına o kadar emindi ki erkek olacağı onda ufak çaplı bir şoka neden olmuştu. Kendini erkek babası olarak bir türlü düşünemiyordu; ben bunu babasına yaptığı zulümlere yoruyordum. Erkek babası olmaktan korkuyordu. Ama bu, her en elinin karnımda olmasına, tekmelerine kahkaha atmasına engel değildi. Oğlumuzu tahmininden çok seveceğini bilmiyordu. 

Geçen altı ayda boşanma için imzaladığımız ama aslında olmayan sözleşmeden bir daha asla bahsetmemiştik. Altı ay önce nasıl bir adamla evlendiysem hâlâ aynı adamla birlikteydim, küçük birkaç detay dışında. Değişen bir şey olmasına gerek yoktu, onu seviyor ve ona güveniyordum. Ama onu sevdiğimi itiraf etmeden geçen bu altı ayın ona dokunduğunu biliyordum. Onu bazen boşluğu izleyip, derin düşüncelere dalmışken buluyordum. Bunu neden yaptığımı bile bilmiyordum. Hayatımda bir şeyi ilk kez bilinçsiz yapıyordum. Bunun nedenini içimde ilk kez tanıştığım şımarık kadına borçluydum. Barlas tarafından sevilmek çok başka çok farklıydı. Ve inanılmaz sabırlıydı. Görmek istediğim bu da olabilirdi; sabırlı bir adam! Barlas’ın sınavı biteli çok olmuştu hatta hiç başlamamış bile olabilirdi, ama o, bunu bilmiyordu. 

Kâğıtta son kez göz gezdirdim, emin olduğum sınav kağıdını Aslan dedeye uzattım. “Bitirdim.” Masanın diğer tarafından uzanıp aldı, üstünkörü bakmaya başladı. Ben üstünkörü diyordum ama uçarak buluyordu şıkları. Çok zeki bir adamdı, bana güveniyordu, ben de onu yanıltmayacak kadar zekiydim, o da bunu biliyordu. Burnunun üzerindeki gözlüğünü itekledi, başını aşağı yuları sallayıp dudaklarını büktü. 

“Sana Hâkim Hanım demeye başlasak iyi olacak.”

“Kulağa hoş geliyor, sonra başka bir hedefim olmalı mı?” 

“Sana kalmış, okumak ve bir üste çıkmak hiç bitmez. Meslekler para birimleri gibidir, hep yukarı hep yukarı. Tabii biz ömrümüzün ev verdiği kadarına ulaşırız o da istiyorsak.” 

“Daha önce düşünmek için imkânım olmamıştı ama düşünebilirim.”

İkimiz aynı anda kapıya döndük. Barlas ve Berrin’in bağrışma sesleri evi inletiyordu. Yine ne için birbirlerine girmişlerdi Allah bilirdi… 

“Git bak şu deliye,” dedi Aslan dede. 

“A, kocama deli dememelisin. O, akıllı bir adam.” Koltuğumu geriye ittim, ağır şekilde doğruldum. 

“Bir sana akıllı zaten,” dedi, buna elimde olmadan güldüm, o da güldü. Kapıyı açıp çıktım, dedem içeride kaldı. Sesi takip ederek salona kadar geldim, sesler daha da yükselmişti. 

“Sana ne?” diyordu Berrin. 

“Doğru konuş bak, saçlarını elime alacağım şimdi,” diye bağırdı Barlas. 

“Hiçbir şey yapamazsın! Gideceğim işte, ben o tatile Mustafa ile gideceğim. Sen de arkamdan su dökersin.” 

Durum anlaşılmıştı. Barlas kıskanç abi, Berrin de özgür kadını oynuyordu. “Bağırmayın,” diyerek araya girdim. “Barlas rahat bırak kızı.” Koluna dokunup, bir adım geri çıkmasını sağladım. 

“Nasıl bırakayım Raja? Ne nişanlı ne sözlü ne de evli ama kalkmış ben onunla tatile gideceğim diyor.” Burada azıcık haklıydı sevgili eşim. İyi de bunlar neden yüzük takmıyordu veya evlenmiyordu? 

“Annem ve babam karışmıyor, sen neden karışıyorsun?” 

“Annemle babam senin şerrinden korkuyor ama ben korkmuyorum. Gitmeyeceksin! Mustafa buraya gelecek bizden kızı alacak sonra ben yine düşüneceğim.”

“Allah Allah siz hiç düşünmemiştiniz,” dedi Berrin. 

“Biz şimdi evliyiz, mantıksız şey. Nereden bileyim ben Mustafa seninle evlenecek, nereden biliyorum seninle eğlenmediğini, ha?”

“O öyle biri değil,” dedi Berrin. Evet, benim arkadaşım öyle biri değil ve Berrin’i sevdiğini biliyordum. 

“Ben bilmem öylesini böylesini,” dedi Barlas. “Çok seviyorsa karşıma gelecek! Bana sökmez kızım senin şirretliğin, zaten sen de ne buluyor anlamadım. Başa belasın Berrin.” Durdu ve bana bakıp kaşlarını çattı. “A, bu çok iyi fikir,” dedi Barlas. “Gelsin istesin kurtulalım bu kızdan, verelim o uğraşsın.” 

İki ateş arasında kalıp gülememek… İçim kaynıyordu, kahkaha atmak istiyordum. Berrin tepinerek salonu terk ediyordu. Ardında koca koca sesler ve sözler bırakıyordu. Abisine tüm nefretini kusuyordu ve çok ama çok sinirliydi. 

“Mustafa onunla eğlenmiyor, neden öyle söylüyorsun?” 

“Bana ne? Ben anlamam, gelecek o buraya!” 

“Çifte oynuyorsun, Barlas. Bu, çok çirkin.” 

“Ben onun doğru adamla olmasını istiyorum, karışmam bu yüzden; her onu sevenin peşinden gitmesini değil.” 

“Doğruları yanlışlar belirler, yanlış yapmadan doğruyu nasıl bulacak? Ne istiyorsa onu yaşayabilir.” 

“Ne yani gitmesine izin mi vereyim?” 

“Hayır, ama bunu bu şekilde çözemezsin. Şu an senin bir uyuz bir gıcık olduğunu düşünüyor. Ona neden onu çok sevdiğini, onun için endişelendiğini itiraf etmiyorsun?” 

“Ben hiç öyle bir abi olmadım. Nasıl yapılır bilmiyorum.” 

“Tabii ki biliyorsun, işine gelmiyor.”

Nefesini salıp başını havaya kaldırdı, indirip gülümsedi. “Boş ver onu, on dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi gelip abi diyecek. Ben diyeceğimi dedim, değişimim seninle sınırlı kalacak üzgünüm, sevgilim.” 

Göz devirdim. “Bazen gerçekten çekilmez oluyorsun.” 

“Ya?” dedi ilk kez duyuyormuş gibi, sanki bunu ilk kez ben söylüyordum. “Ama sen zorlanmıyorsun değil mi?”

Elimi yüzüme kapatırken kahkaha attım. “Say ki zorlandım, ne yapacaksın, yeni baştan mı doğacaksın?” Omuz silkti, alınmış ifadesinde göz gezdirdim. Son zamanlar da diken üzerinde hâli dikkatimden kaçmıyordu. 

“Daha dikkatli olurum, ama sana!” Berrin’in gittiği yola doğru bağırdı. “Gitmeyeceksin!” 

“Barlas!”

“Canım…” derken az önce bağıran o değilmiş gibi yumuşacık bir sesle konuşmuştu. “Sen mahalleye gidecektin?” 

“Dedenle sınavdaydım, az sonra Donka gelecek onunla gideceğim.”

“Ah, ikinci baş belası,” dediğinde kaşlarımı çattım. 

“Kardeşime baş belası deme.” 

Şımarık bir adayla gülümsedi, elleri yüzümü avuçladı. “Kardeşi olmuşta laf ettirmezmiş.” 

Altı ayda epeyce yol kat etmiştik, hâlâ tam değilsek bile çok şeyi aşmıştık. Kardeşimi seviyordum, o da beni seviyordu. Bazen birlikte dışarı çıkıyor, alışveriş yapıyorduk, geziyor eğleniyor ve alışmanın tüm çizgilerini yeniden çiziyorduk. “Bence babamın yaptığı en iyi şey Donka,” dedim, hızlıca beni öperek uzaklaştı. 

“Bence babanın yaptığı en iyi şey sensin, gerisi teferruat.”

“Asla seninle baş edemiyorum, kardeşime teferruat dedin.” 

“Bebeğim ben, seni seviyorum; senden kalanın tamamı teferruat.” 

Recommended Articles

9 Comments

  1. Emeğinize sağlık

  2. Çok güzeldi yine, emeğine sağlık canım yazarım

  3. ⭐⭐⭐⭐⭐

  4. Harikaydı böyle sevilmek ister insan

  5. Harikaydı canım emegıne sağlık

  6. Son cümleyi alalım diğer unutulmazların arasına😍Koymuş noktayı yine yazarımız:)
    Düğüm Raja’nin yazdığı notta cozulecek galiba ama Barlas nereye kadar duracak onu bilemiyorum işte.İnşAllah işi içinden çıkılmaz hale getirmez.Yine de Raja’ya olan tüm hayranlığını rağmen Barlas’i da anlıyorum.Kalemine sağlık yazarcanim

  7. Oyy şöyle Barlas gibi seven bir adam bulamadım, gözlerim açık gidersem senin yüzünden sevgili yazarcığım. Karakterlerine aşık edip çıtayı yükselttin iyice … 😉☺️
    Eline emeğine yüreğine sağlık… 🙏🏻👏🏻👏🏻😘✨🧚🏻‍♀️🌹🤍

  8. Ahhhh Barlas ahhhhh
    Kışa ama soluksuz bir bölümdü çok çabuk bitti 😔😔😔😔😔😔
    Emegine yüreğine sağlık canım benim
    Seviliyorsun

  9. ❤❤❤🧿🧿

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!